Raşit Tunca Forumu

Tam Sürüm: Tasavvufda Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
[attachment=188340]

Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?

(Senin Razı Olduğun Değil!!)

Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.

---oOo---

Nefs-i Mardiyye (Allah’ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?
Nefs-i mardiyye, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, nefs-i radiye (Allah’a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah’tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur’an’da şöyle ifade edilir:
"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde!" *(Fecr Suresi, 89:27-30)*


Nefs-i Mardiyye’nin Özellikleri:

  1. Allah’ın Rızasına Mazhar Olma:

    • Kul, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.
    • Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.
  2. İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:

    • "Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın" hadisine uygun bir yaşam sürer.
    • Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı hâline gelmiştir.
  3. Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:

    • Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah’ın iradesiyle hareket eder.
    • "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" (Enfal Suresi, 8:17) ayetindeki sırra erer.
  4. Korku ve Ümit Dengesi:

    • Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.
    • "Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah’ın sevgisi için yaşarlar." (Tasavvufî bir ifade)
  5. İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:

    • Bu makam, "insan-ı kâmil" (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.

Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?

  1. Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:

    • Önce Allah’ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.
  2. İhlâsı Zirvede Tutmak:

    • Amellerde sadece Allah’ın rızasını gözetmek.
  3. Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:

    • Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.
  4. Zikir ve Fikir Dengesi:

    • Sürekli zikir (Allah’ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.
  5. Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:

    • Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah’ın iradesinde erir.

Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:
  • Nefs-i Safiyye (Tertemiz nefs):

    • Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.
    • Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.

Önemli Uyarılar:
  • "Allah’ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!

    • Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.
  • Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!

    • "İhsan" (Allah’ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.
Örnekler:
  • Hz. Ebubekir’in (r.a.) "Sıddîk" (dosdoğru) olarak anılması.
  • Hz. Mevlânâ’nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde ifade ettiği kemâl hâli.


Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? Denilince

Nefs-i Raziyeye yükselmiş bir nefis, artık Rabbimizin her yarattığının kader çizgisinde doğru ve hak olan olduğunu anlamaya başlar; ve keşkelerini bırakırsa, ve sebeplerde boğulmaz ise, artık onun melekleri anlamaya başladığı zaman, nefs-i Marziyeye adım atmış olur. Ve hayatta seçeneklerin bol olduğunu anlaması, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemesi gerektiğini anlayınca yine Marziyede yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemediğini, içmediğini, tuvalet de yapmadıklarını, ve cinsi münasebette de bulunmadıklarını bildirir. Ve böyle olunca dünyamızda bunu yapabilen canlılara bizler elementler diyoruz. Ve atomlar ve elementler canlıdırlar; içlerinde hareket hâlinde olmalarına rağmen, elektronların atomun çekirdeği etrafında dönme hızları, onların katı mı sıvı mı olduğunu belli eder. Hızlı dönen elektronlar, onları sert yapar; içine başka cisimlerin girmesine onların hızlı dönmeleri sebebiyle engeller. Aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndüğünü düşün, ve sanki pervanenin boşlukları olmadığını, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parça dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. Ve o içine başka bir şeyin girmesine müsaade etmez. İşte elektronların hızı da yoğunluğu da bizim elementleri katı, sert veya sıvı, yumuşak veyahut gaz diye atfetmemize sebep olur.
Ve işte bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar, anlar, duruma göre hareket ederler. Ve göz denen canlı organizmasında 300 veya 300 bin tane melek görevli olduğu bilinmekte; yani göz 300 bin parçadan oluşuyor. Ve canlı organizmalar moleküler yapılardan oluşmakta; yani molekül, birkaç atom cinsinin birbiriyle kurduğu fiziksel bağlara molekül diyoruz. Ve moleküller ise yediğimiz içtiğimiz yiyeceklerden alınan, öz maddelerden imbiklenen atom parçacıklarının, özel bir formül ile yaptıkları moleküler bağlar. Ve o elementler göz denen moleküler yapıyı oluşturunca, görme sinyallerini algılayıp, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekte, ve beyinde ise, o görüntü hakkındaki bütün veriler ile, ona karşı yapılacak hareket ve davranış hakkında bir karar verilir.
İşte meleklik vasfı bu elementlerle algılanabileceği için, mesela su molekülünün kaynama noktası 100 °C ve demirin 1500 °C’ler arasında. Ve insan da ya melekliğe doğru gider, yahut cin ve şeytanlığa doğru. Ve şeytanın maddesi demir ve ona yakın maddeler; işte o "galu bela"da secde etmeyeceğini iddia eden yapı yani, "eğilmen bükülmen" diyen yapı, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararlı hâle getirilebilmesi için ısıtılması, ateşe tabi tutulması gereken yapı. Ve ateşe maruz kalıp kaynama noktası değil amma, yüksek derecede ısınınca, işte onu eğip büküp şekil verilir. Ve demirciler işte, ona eğilip bükülebileceğini öğreten, ve onu terbiye eden; aynen at terbiyecisinin, atın sırtına eğer vurduğu gibi, demir terbiyecisi bir demirci de, demire şekil vermek için, onu ısıtıp kızdırır, ve kızan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alır. Yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama, ergime noktasına varmış olur, ve sıvı hâle geçer, ve sıvı hâldeki demir de kalıplara dökülerek, onun yararlı bir kalıba, şekle girip, insanın hizmetine verilecek birer, mesela mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararlı değişik demir kalıplarına dökülerek, işte insanların hizmetine girer. Ve nasıl at üstüne eğer vurulunca evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde terbiye olup, insanların hizmetine girer, ve işe yarar hâle gelir.

Allahü Teala Adem Atamızı yarattıktan sonra, bütün herkese, "Benim halifeme secde edin." dedi. O secde, Adem Atamızın taşıdığı Muhammed A.S. min nurunaydı. Yaratılıştan bu yana melekût, ceberût, lâhût ve İslam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, İblis müstesna. İşte İblis secde etmedi Adem Atamıza. Bütün melekût ve diğerlerinin secdesi Rabbimizin ilminde gün hesabıyla beş yüz sene sürdü; İblis lanetli, herkes secdeye varırken ayakta beş yüz sene durdu kaldı. Kibrinden her şeyi değişti; itaati isyana, şekli şemali, melekliği her şeyi değişti. Bu süre içinde hem de Adem Atamıza sırtını döndü. Bir şeylere kızıp sırtınızı dönmeyin insanlara; bu şeytan ahlakıdır. Allah’ım inananları şeytan aleyhillane ahlakından uzak etsin. Daha sonra mühlet aldı, ve cennette Havva Annemizi kandırıp, buğdaydan yedirdi. Buğday posalı idi; Allahü Teala yasaklamıştı, bu yüzden "yemeyin" demişti. Havva Annemiz de Adem Atamızı yanılttı, ikisi de yediler. Az sonra barsaklar çalıştı ve def-i hacet ihtiyacı hissettiler. Adem Atamız aranmaya başladı. Allahü Teala biliyordu fakat sordu Adem Atamıza: "Adem, ne aranırsın? Pislenilecek yer?" Allahü Teala Adem Atamıza dedi: "Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen." Yani ey insanoğlu, dünya pislenme yeridir, def-i hacet yeridir. Burada mal mülk tutmak, keyif yapmak yeri değil. Cennetten indirilmeden önce Adem Atamızdan, Peygamberimizin nuru alındı; ilk ameliyat. Ondan sonra dünyaya indirildi. Dünyada Adem Atamız Havva Annemizle ayrı yerlere indirildi. Adem Atamız çok üzüldü, pişman oldu, Havva Annemizden de ayrı düşmüştü. Hem tövbe ediyorlar, hem de birbirlerini arıyorlardı. Adem Atamızın boyu 70 ziraydı; yani parmakların ucundan dirseğe kadar olan yer bir zira. Yani yaklaşık 28-30 metre civarında; tam kaç metredir Allahü Teala bilir. Dünyada birbirlerini ararken, Arafat’ta buluştular. Yani konumuza geri döndük: Hacda tavaf ve say’in yanında bir de Arafat’ta vakfe yapılır. Şimdi bunun hikmetini anlatacağım. Adem Atamız tövbesinde dedi ki: "Cennetin kapısının üzerinde yazıyordu ki: 'Lâilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah.' Yâ Rabbi, cennetin kapısında yazan isminle beraber yazdığın Muhammed’in hatırına bizi bağışla." dedi. Cenab-ı Hak nidalarını duydu ve tövbelerini kabul etti. Ve Arafat’tayken bütün dünya âlem, yıldızlar, her şey durduruldu; yani vakfedildi. Ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın nuru, Adem Atamıza tekrar yerleştirildi. İşte Arafat’taki vakfe, bu sebepledir. Yani ikinci ameliyat; bu sünneti Peygamberimiz de yaşamıştır, iki defa manevi ameliyat olmuştur. Yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinler ki: "Adem Atamızın sünnetini, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın sünnetini yaşamaya gidiyoruz." niyetiyle ameliyata girsinler; Allah’ın izniyle ameliyat şifa olacaktır.

Yine cam denen madde, silisyum veya silikat, yani kum tanesi ısıtılarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. Ateşte, cehennemde terbiyet olur. Ve cehennemin sıcak tabakası ile terbiyet olur. Ve ısıtılınca, bardak, tas, tabak veya pencere olur veya ayna hâline girer. Ve cam yine kırılgan yapıdadır; onu işledikten sonra soğuyunca, yine o sanki eski hâli gibi sert olur, ve o hâlde iken, onu bükemezsin; bükmeye kalkınca kırılır.

İşte Havva Annemiz için yapılmış olan rivayetlerde geçer ki, Havva Annemiz Hz. Adem’in kaburga kemiğinden halk oldu. Ve kadın kısmını eğer serbest bırakırsan kaburga kemikleri gibi eğik kalır; veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kırarsın, incitirsin. Ve hâl böyle olunca kadını ne serbest bırakacaksın, öyle davulcuya zurnacıya kaçacak kadar, ne de zorlayıp dosdoğru olacaksın diye eğriliğini düzeltmeye kalkacaksın. Ve ona yumuşaklıkla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kırmadan eğri olduğu yerlerde ona direnç uygulayacaksın. Ve fazla direnç, yine onu kırar, incitir. Yani elementer yapı; bu rivayet bize kadının nasıl bir elementer yapısı olduğunu anlatır. Ve kemik serttir; mesela bacak kemikleri eğilmez, eğersen kırılır. Amma Allah, kaburga kemiğini öyle halk eder ki, o hafif eğilebilecek yapıdadır.
Yani kadının terbiyeti de, aynen demirinki gibi olmasa da, ona yakın olarak; ne serbest bırakacak, ne de ip gibi dosdoğru yapacan onu. Aynen göğüs kafesindeki gibi; ve 12. kaburgaların ağzı açıktır, ve onlar esnek bir yapıdadır, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve ciğerleri korumaktır. Yani kadın, erkeğin zırhı gibidir.

Hâl böyle olunca, su 100 °C’de kaynar; daha önce kaynamaz. Ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 °C’li bir cehennem ateşine maruz kalır o yiyecekler. Veyahut yanmış, hararet yapmış bir beden, soğuk su ister; onun içebileceği soğuk su, en fazla 4 dereceye kadar olan su soğuktur; ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasıdır; ondan sonra su katı hâle geçer, ve artık içilmez olur. Yani su isen, senin cibilliyetin; su isen, seni soğuk ile terbiye edersek, sen 4 dereceye kadar sıvı kalabilirsin, eksi bir derecede donarsın, artık katı olursun. Yani aynen sistemimizdeki Uranüs gezegeni gibi; havanın ve suyun donduğu nokta. Ve yani Uranüs’ün olduğu nokta demek oluyor ki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az olduğu bir uzaklık noktası. Ve hâl böyle olunca ondan daha uzağa gidildikçe, sıcaklık daha da düşer, ve dört dereceden az sıcaklık olan bir yerde hayat olmaz değil mi? Amma su molekülleri katı hâldedir ve canlı organizmalar vardır yani.

Yani sen ey insanoğlu, su gibi aziz bir kimse olsan, çok faydalı bir kimse olsan, senin öğreneceğin yapı; yani Hz. Osman gibi faydalı, Hz. Ebubekir gibi din-i mübine faydalı bir yapıda olsan, sana öğretilecek olan: Dört dereceden aşağı geçersen, sıvı olmaktan çıkarsın, katı buz olmaya doğru gidersin, ve faydan azalmaya başlar, istidatın bozulur, ve ondan sonra artık organizmaları saklamakta kullanılırsın. Ve yine sıcağa tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan; bu sefer ondan yüksek derecede hiddetlenirsen, sen buhar olur uçarsın, kabına sığmamaya başlarsın, ve gaz aynen kaynayan çaydanlığın tepesinin atması gibi, tepen atıverir, ve eğer bir yerde gaz çoğalır, ve kapağını da atamazsa, orayı patlatır ve dışarı çıkar.
Su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz; ve bazen kötü olmayı öğrenmen lazım. Ve Hz. Ömer veya Hz. Ali’ye bir adam hakkında "Çok saf, temiz ve çok iyi." dediler. O da: "O adam kandırılmaya çok müsaitmiş." dedi. Yani afedersiniz çok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve "Aç donunu" bilemem ne eden demeye kalkar. Ve kadın olmak o donu açmak ile başlar; yani kadın ilk kanan. Yani Hz. Havva’dan önce Lusi diye bir Havva daha varmış diyorlar. Ve şeytan gelip "Aç bilmem neyini" deyince ona kanan ve açan, kandırılan, ve şeytan soyunu üreten Kabiller’in soyu. Ve ondan sonra şeytanın erkekliği ve dişiliğini Allah yok etmiş, ve Havva’yı yaratmış. Ve Havva’yı ise yine saf bulup kandıran hain şeytan ve askerleri; yani kadın kandırılmaya müsait. Erkeklik ise işte kanmamasını öğrenen, donunu açmamayı öğrenen kimse. Ve eğer erkekleri kandırıp da onlar donunu açarsa homo olur, ve artık ondan erkeklik kadınlık gider, nötron durumuna düşer. Afedersiniz erkeklik dişiliği olmayan, cibilliyetsiz şeytan olur. Şeytanın tiki yoktur ve kuyruğunu kıçına sokup üreyen yaratık; yani kendi kendini dölleyen yaratık. Yani zekerini fazla uzatmaya kalkanlara, "Öyle seninki o kadar uzunsa, döndür de kıçına sok." denir. Yani o kadar uzattınsa artık kıçına sok da şeytan ol demektir bu. Yani cibilliyetsiz, şerefsiz, hain, kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratık.

İşte Kur’an’da geçen vusta yol bu yüzden önemlidir. Atomları anla, anlamasına amma, demiri öğren amma, demir olup, demirin düştüğü hataya düşme; suyu öğren amma, suyun düştüğü tuzağa düşme diye sana nefs-i marziye makamı öğretilir. Yani pipisi, tutisi olmayan meleklik vasfını öğren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhametli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince Halid bin Velid gibi ol, karşındaki bir Muhammed’se bile. Ve kanma öyle her lafa, her söze; hemen bir düşün, tefekkür et, bunun önü ne olur, sonu ne olur diye, hemen atılma.
Ve demir oldunsa, senin yararlı hâle gelmen demek, önce azabı tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra "Yandım, piştim." demek olmaz. Seni terbiye edicin, hangi kalıba soktuysa, ondan razı olabilmektir. Senin razı olduğun değil, Allah’ın senden razı olduğu yeri bilmektir. Ve Allah seni su yaptıysa, bil ki senin kaynaman, pişme noktan 100 °C; ve sen 80 °C’de yoldan çayma bekle. Yanarsan da, buhar olsan da, sen uçup melek olmak istiyorsan, önce 100 °C’de kaynayacan, ondan sonra uçmayı öğrenirsin, buhar olursun. 80 °C’de evliya kesilip uçuyon, kaçıyon numaraları çekme insanlara.
Ve Allah kâinata fizik yasaları diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onları bilmek ile olur. Ne ne zaman radyoaktif olur, ne ne zaman ışık verir, ne ne zaman kaynar, ne ne zaman donar, ve ne zaman ağır olur, ne zaman hafif olur; bunları bilmek melek ilmidir.

Allah’ın kâinata koyduğu yasalar, melek yasalarıdır. Mesela 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu; o, onun sahibinin koyduğu kalıba %100 uyar ve 1 dioptri gösterir. Buna tam itaat eden meleklik denir. Onda sapma olmaz. Ve sen o meleği anlayacak isen, ve gözlük olabilecek bir saffa ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarını öğreneceksin. Ve şeyh için derler ki, onun müridi, gassalın, yani ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi olacak; o seni o yana çevirirse o yana, bu yana çevirirse bu yana döneceksin. Sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. İşte meleklik, canlı olmana rağmen, ölü gibi olmaktır ve kapı, duvar, çanta, gömlek gibi ölü gibi davranabilmektir. Yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. Ve su, odunsa, senin kaynama noktan 100 °C; bundan aşağısında olmaz. 80 °C’de vıyklarsan, indirirler ocaktan, ham kalır, kaynamış olmazsın, ve makam-ı marziyeye çıkamazsın. Senin razı olduğun 80 °C’ye değil, sen Allah’ın sana koyduğu yasa olan 100 °C’den razı olmalısın. Senin razı olduğun, "yeter" dediğin yer değil, Allah’ın senden razı olduğu yer önemli. Yine donma noktan belli: eksi bir derece. Ondan önce hafif donarsın amma, tam donma nokta sıfır ve altı; ondan önce "dondum" olmaz, "katı oldum" olmaz. İşte bunları anladığın gün makam-ı marziyeye çıktın demektir. O güne ve o yere varırsan, orada bu garip Raşid kulunu da onların meclisinde an, olur mu, unutma haaa.

Çıkabilirsen o makama, makamın mübarek olsun.

---oOo---

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 20.08.2021 Cuma

Original Kar©glan