Raşit Tunca Forumu

Tam Sürüm: Cennet Nerededir Yerdemi Göktemi ? (Kar©glanin 29 Eylül 2017 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Cennet Nerededir? Yerde mi, Gökte mi?

(Kar©glan'ın 29 Eylül 2017 Vaazı)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

سُوۡرَةُ الاٴعلی
بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى (١) ٱلَّذِى خَلَقَ فَسَوَّىٰ (٢) وَٱلَّذِى قَدَّرَ فَهَدَىٰ (٣) وَٱلَّذِىٓ أَخۡرَجَ ٱلۡمَرۡعَىٰ (٤) فَجَعَلَهُ ۥ غُثَآءً أَحۡوَىٰ (٥) سَنُقۡرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ (٦) إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ‌ۚ إِنَّهُ ۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ وَمَا يَخۡفَىٰ (٧) وَنُيَسِّرُكَ لِلۡيُسۡرَىٰ (٨) فَذَكِّرۡ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكۡرَىٰ (٩) سَيَذَّكَّرُ مَن يَخۡشَىٰ (١٠) وَيَتَجَنَّبُہَا ٱلۡأَشۡقَى (١١) ٱلَّذِى يَصۡلَى ٱلنَّارَ ٱلۡكُبۡرَىٰ (١٢) ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيہَا وَلَا يَحۡيَىٰ (١٣) قَدۡ أَفۡلَحَ مَن تَزَكَّىٰ (١٤) وَذَكَرَ ٱسۡمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ (١٥) بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا (١٦) وَٱلۡأَخِرَةُ خَيۡرٌ۬ وَأَبۡقَىٰٓ (١٧) إِنَّ هَـٰذَا لَفِى ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ (١٨) صُحُفِ إِبۡرَٲهِيمَ وَمُوسَىٰ (١٩)

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

**87/A'LÂ-1:** Sebbihısme rabbikel a'lâ.
Rabbinin "Âlâ" ismini tesbih et.

**87/A'LÂ-2:** Ellezî halaka fesevvâ.
O ki yarattı, sonra sevva etti (dizayn etti, düzenledi).

**87/A'LÂ-3:** Vellezî kaddere fe hedâ.
Ve O ki, bir kader tayin etti. Sonra da hidayet etti.

**87/A'LÂ-4:** Vellezî ahrecel mer'â.
Ve O ki, yerden mera (yeşillikler) çıkardı.

**87/A'LÂ-5:** Fe cealehu gusâen ahvâ.
Sonra da onu siyah atık haline getirdi.

**87/A'LÂ-6:** Senukriuke fe lâ tensâ.
(Kur'ân'ı) sana, Biz okutacağız; bundan sonra sen unutmayacaksın.

**87/A'LÂ-7:** İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya'lemul cehre ve mâ yahfâ.
Ancak (bu) Allah'ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir.

**87/A'LÂ-8:** Ve nuyessiruke lil yusrâ.
Ve kolay gelmesi için Biz (O'nu) sana kolaylaştıracağız.

**87/A'LÂ-9:** Fe zekkir in nefeatiz zikrâ.
O hâlde, eğer zikir fayda verecekse zikret (zikri öğret, öğüt ver).

**87/A'LÂ-10:** Seyezzekkeru men yahşâ.
Allah'a karşı huşû duyan kişi zikir yapacaktır (ve tezekkür edecektir).

**87/A'LÂ-11:** Ve yetecennebuhel eşkâ.
Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek).

**87/A'LÂ-12:** Ellezî yaslen nârel kubrâ.
Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak.

**87/A'LÂ-13:** Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.
Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz.

**87/A'LÂ-14:** Kad efleha men tezekkâ.
Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

**87/A'LÂ-15:** Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.
Ve (o nefsini tezkiye eden) Rabbinin İsmi'ni zikretti ve de namaz kıldı.

**87/A'LÂ-16:** Bel tu'sırûnel hayâted dunyâ.
Hayır, siz dünya hayatını üstün tutuyorsunuz (tercih ediyorsunuz).

**87/A'LÂ-17:** Vel âhıretu hayrun ve ebkâ.
Ve ahiret hayatı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır).

**87/A'LÂ-18:** İnne hâzâ le fîs suhufîl ûlâ.
Muhakkak ki bu, evvelki sahifelerde de elbette var.

**87/A'LÂ-19:** Suhufi ibrâhîme ve mûsâ.
(Hz.) İbrâhîm'in ve (Hz.) Musa'nın sahifelerinde (var).

Meali:

Sadakallahul Aziym — A'LÂ Suresi 1 ila 19. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Anne, cennet kapılarının ortasındadır."

(Hadis-i Şerif; İbn Hanbel, V, 198)

"Cennet annelerin ayakları altındadır."

(Hadis-i Şerif; Nesâî, Cihad 6)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتَ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلاَ يُظْلَمُونَ نَقِيرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve men ya'mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ.

Meali:

Esteuzubillah

Mü'min olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

Sadakallahul Aziym — NİSÂ Suresi 124. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve vassaynâl insâne bi vâlideyhi, hamelethu ummuhu vehnen alâ vehnin ve fisâluhu fî âmeyni enişkurlî ve li vâlideyke, ileyyel masîr. Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı'humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ ma'rûfen vettebi' sebîle men enâbe ileyye, summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta'melûn.

Meali:

Esteuzubillah

İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) önce Bana, sonra da ana, babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır. Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak Banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.

Sadakallahul Aziym — LOKMAN Suresi 14 ve 15. ayet

İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnâmesi'nde yer verdiği konulardan birisi de şudur:

Ârifler demişlerdir ki: Âlemde insan ahlâkı, türlü hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri, insan nefsinde de vardır ki, hayvanî kötü ahlâklardır. Meselâ:
Kibir sureti kaplana benzerdir.
Tasallut sureti aslana benzerdir.
Haset sureti kurda benzerdir…
Gazap sureti köpektir;
Hile sureti tilkidir;
Gaflet sureti tavşandır;
Ferce yönelik şehvet sureti eşektir;
Arkadan yaklaşma sureti domuzdur;
Midevî şehvetin sureti koyundur;
Oburluk sureti inektir;
Tama sureti karıncadır;
Cimrilik sureti faredir;
Kin sureti beyaz devedir;
Vecd sureti kırmızı devedir;
Düşmanlık sureti yılandır;
Ezanın, sıkıntı vermenin sureti akreptir;
Vesvese sureti sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri, sair hayvanların şekillerine benzer. Hatta kötü ahlaktan birine galip olan gönül, rüyada kendini o surette olan hayvana dahi galip görür… Bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri insanın içinde ve dışında suret bulup şekillenmiştir.

Bu açıklamayı şu ayet ispat edip durur:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَواْ مِنكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve lekad alimtumullezîne'tedev minkum fîs sebti fe kulnâ lehum kûnû kıradeten hâsiîn. Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev'ızaten lil muttakîn.

Meali:

Esteuzubillah

Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 65 ve 66. ayet

--ALINTI--

Burada söz konusu edilen ibret dersinden maksat, Allah'a karşı isyan edenlerin cezasız kalmayacağıdır. Bu ibret dersi, hiç kimsenin sonsuz ilim ve kudret sahibi yüce Allah'a karşı küçük aklıyla kurnazlık yapmak gibi bir gaflete saplanmaması konusunda yapılan bir uyarıdır. Bu uyarıdan ders almayanlar burada veya öteki dünyada, rezil-rüsvay olmuş, aşağılanmış bir şekilde cezalandırılacaklardır.

Diğer taraftan, insanlık faziletinden mahrum kalmış bir insan, şeklen insan da olsa, manen ameline göre bir hayvanın suretine girmiştir.

Elmalılı'nın izahına göre, insan ile maymun arasındaki fark, bir kıl ve kuyruktan ibaret olmayıp akıl, mantık ve ahlâk farkı vardır. Maymunun bütün hüneri taklitçiliğidir. Halbuki maymunun önünde günlerce ateş yakılsa, karşısında ısınması öğretilse, sonra da bir kıra götürülüp önüne odun ve kibrit konsa, odunları kendi başına yakıp ısınması mümkün değildir. İşte maneviyatı silinmiş insanlar da böyledir. Onlar kör bir taklitten başka bir şey düşünemezler. İlk bakışta insan gibi görünseler de hakikatte maymundan başka bir şey değillerdir. Fındığı kırar, yer de bir fındık ağacını dikmeyi idrak edemezler. (Hak Dini Kur'ân Dili, ilgili ayetlerin tefsiri)

Demek ki, Allah'a isyan eden kimseler insanlıktan çıkmış sayılırlar. Görünüşte insan suretinde yaşasalar bile, amellerine göre manen bir hayvan sıfatını almışlardır.

--ALINTI SONU--

İsa Efendimiz son yemekte ortadaki ekmeği böldü ve dedi: "Bu benim etim, yiyin." Sonra şerbet vardı; vişne veya üzüm şerbeti. "Bu da benim kanım, için." dedi. Yani o, o elementlerin kendini oluşturacak olan parçalar olduğunu biliyordu. Fakat onları o, havarilerine yedirdi. Ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti. Ve Hristiyanlık diye bir din, dünyada ikinci büyük din oldu. Ve onlar yine onun lokmalarını, onun müsaadesi ile yediler. Amma dedi: "Sofradakilerden yanınızda, evinize götürmeyin bundan." Alıp gidenler domuz suretine çarpıldılar.

Bunlar hepsi gösteriyor ki insanlar yaptıkları ameller neticesinde ya iyi bir insan suretine, ya da kötü ahlakları sebebi ile kötü bir hayvan sıfatına çarpılıyorlar. Çarpılmaktan kasıt işte yeni hayatlarında o hayvan olarak dünyaya gelip... Ve mesela dünya dünya diye dünyaya ve ömre doymayan birisi, karga suretine çarpılıp yeni hayatını karga suretinde sürmekte. Ve ona beş yüz sene ömür bahşeden Rab, onu yaz kış ayakta, uyku, dünek yok ve bir lokmaya muhtaç halde bırakıyor ki: "Al sana taptığın ömür, bak bakalım bu senin için hayırlı mı?" dercesine, ona bir nevi yaptığı yanlıştan dönmesini, hayatın bir serencamı olarak talim ediyor.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَٱتۡلُ عَلَيۡہِمۡ نَبَأَ ٱبۡنَىۡ ءَادَمَ بِٱلۡحَقِّ إِذۡ قَرَّبَا قُرۡبَانً۬ا فَتُقُبِّلَ مِنۡ أَحَدِهِمَا وَلَمۡ يُتَقَبَّلۡ مِنَ ٱلۡأَخَرِ قَالَ لَأَقۡتُلَنَّكَ‌ۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلۡمُتَّقِينَ (٢٧) لَٮِٕنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقۡتُلَنِى مَآ أَنَا۟ بِبَاسِطٍ۬ يَدِىَ إِلَيۡكَ لِأَقۡتُلَكَ‌ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلۡعَـٰلَمِينَ (٢٨) إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثۡمِى وَإِثۡمِكَ فَتَكُونَ مِنۡ أَصۡحَـٰبِ ٱلنَّارِ‌ۚ وَذَٲلِكَ جَزَٲٓؤُاْ ٱلظَّـٰلِمِينَ (٢٩) فَطَوَّعَتۡ لَهُ ۥ نَفۡسُهُ ۥ قَتۡلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ ۥ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلۡخَـٰسِرِينَ (٣٠) فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابً۬ا يَبۡحَثُ فِى ٱلۡأَرۡضِ لِيُرِيَهُ ۥ كَيۡفَ يُوَٲرِى سَوۡءَةَ أَخِيهِ‌ۚ قَالَ يَـٰوَيۡلَتَىٰٓ أَعَجَزۡتُ أَنۡ أَكُونَ مِثۡلَ هَـٰذَا ٱلۡغُرَابِ فَأُوَٲرِىَ سَوۡءَةَ أَخِى‌ۖ فَأَصۡبَحَ مِنَ ٱلنَّـٰدِمِينَ (٣١) مِنۡ أَجۡلِ ذَٲلِكَ ڪَتَبۡنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسۡرَٲٓءِيلَ أَنَّهُ ۥ مَن قَتَلَ نَفۡسَۢا بِغَيۡرِ نَفۡسٍ أَوۡ فَسَادٍ۬ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَڪَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعً۬ا وَمَنۡ أَحۡيَاهَا فَڪَأَنَّمَآ أَحۡيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعً۬ا‌ۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُنَا بِٱلۡبَيِّنَـٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرً۬ا مِّنۡهُم بَعۡدَ ذَٲلِكَ فِى ٱلۡأَرۡضِ لَمُسۡرِفُونَ (٣٢) إِنَّمَا جَزَٲٓؤُاْ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُ ۥ وَيَسۡعَوۡنَ فِى ٱلۡأَرۡضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓاْ أَوۡ يُصَلَّبُوٓاْ أَوۡ تُقَطَّعَ أَيۡدِيهِمۡ وَأَرۡجُلُهُم مِّنۡ خِلَـٰفٍ أَوۡ يُنفَوۡاْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ‌ۚ ذَٲلِكَ لَهُمۡ خِزۡىٌ۬ فِى ٱلدُّنۡيَا‌ۖ وَلَهُمۡ فِى ٱلۡأَخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ (٣٣) إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبۡلِ أَن تَقۡدِرُواْ عَلَيۡہِمۡ‌ۖ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ۬ (٣٤) يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَٱبۡتَغُوٓاْ إِلَيۡهِ ٱلۡوَسِيلَةَ وَجَـٰهِدُواْ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّڪُمۡ تُفۡلِحُونَ (٣٥) إِنَّ ٱلَّذِينَ ڪَفَرُواْ لَوۡ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعً۬ا وَمِثۡلَهُ ۥ مَعَهُ ۥ لِيَفۡتَدُواْ بِهِۦ مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِ ٱلۡقِيَـٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنۡهُمۡ‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمٌ۬ (٣٦) يُرِيدُونَ أَن يَخۡرُجُواْ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنۡہَا‌ۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ۬ مُّقِيمٌ۬ (٣٧) وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقۡطَعُوٓاْ أَيۡدِيَهُمَا جَزَآءَۢ بِمَا كَسَبَا نَكَـٰلاً۬ مِّنَ ٱللَّهِ‌ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ۬ (٣٨) فَمَن تَابَ مِنۢ بَعۡدِ ظُلۡمِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيۡهِ‌ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ۬ رَّحِيمٌ (٣٩) أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُ ۥ مُلۡكُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ‌ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ ڪُلِّ شَىۡءٍ۬ قَدِيرٌ۬ (٤٠)

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

**5/MÂİDE-27:** Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar(âhari) kâle le aktulennek(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn(muttekîne).
Ve onlara Adem'in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku. Allah'a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı. (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) "Seni mutlaka öldüreceğim" dedi. O da, "Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder." dedi.

**5/MÂİDE-28:** Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek(aktuleke), innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.

**5/MÂİDE-29:** İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Gerçekten ben, benim günahım ile kendi günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim. Ve zâlimlerin cezası, işte budur.

**5/MÂİDE-30:** Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn(hâsirîne).
Bunun üzerine nefsi, onu, kardeşini öldürmeye kandırdı (kolay ve zevkli gösterdi). Böylece onu öldürdü, sonra hüsrana uğrayanlardan oldu.

**5/MÂİDE-31:** Fe beasallâhu gurâben yebhasu fîl ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev'ete ahîh(ahîhi) kâle yâ veyletâ e aceztu en ekûne misle hâzel gurâbi fe uvâriye sev'ete ahî, fe asbaha minen nâdimîn(nâdimîne).
Sonra, Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olup böylece kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum?" dedi. Sonra da pişman olanlardan oldu.

**5/MÂİDE-32:** Min ecli zâlik(zâlike), ketebnâ alâ benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi gayri nefsin ev fesâdin fîl ardı fe ke ennemâ katelen nâse cemîa(cemîan) ve men ahyâhâ fe ke ennemâ ahyen nâse cemîa(cemîan) ve lekad câethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîran minhum ba'de zâlike fîl ardı le musrifûn(musrifûne).
İşte bundan dolayı (Tevrat'ta) İsrailoğullarına şöyle yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Ve andolsun ki Resûl'lerimiz onlara apaçık deliller ile geldi. Sonra da, şüphesiz onlardan birçoğu, bundan sonra gerçekten yeryüzünde aşırı giden müsrifler oldular.

**5/MÂİDE-33:** İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe ve resûlehu ve yes'avne fil ardı fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard(ardı), zâlike lehum hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati azâbun azîm(azîmun).
Allah ve O'nun Resûl'ü ile harp edenlerin ve yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara "büyük azap" vardır.

**5/MÂİDE-34:** İllellezîne tâbû min kabli en takdirû aleyhim, fa'lemû ennallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Onları sizin (yenerek) ele geçirmenizden önce tövbe edenler hariç. Artık Allah'ın Gafûr (mağfiret eden) olduğunu, Rahîm (rahmet nuru gönderen) olduğunu biliniz!

**5/MÂİDE-35:** Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

**5/MÂİDE-36:** İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu li yeftedû bihî min azâbi yevmil kıyâmeti mâ tukubbile minhum, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki o kâfir olanlar, eğer yeryüzünde olanların hepsi, ve onunla birlikte bir misli daha onların olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onları feda edecek olsalar (fidye olarak verseler), onlardan kabul edilmez. Ve onlar için "acı azap" vardır.

**5/MÂİDE-37:** Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için "daimî azap" vardır.

**5/MÂİDE-38:** Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

**5/MÂİDE-39:** Fe men tâbe min ba'di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslâh olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.

**5/MÂİDE-40:** E lem ta'lem ennallâhe lehu mulkus semâvâti vel ardı yuazzibu men yeşâu ve yagfiru limen yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Göklerin ve yerin mülkünün Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve dilediğini mağfiret eder. Ve Allah her şeye kaadirdir.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا (٣١) حَدَآٮِٕقَ وَأَعۡنَـٰبً۬ا (٣٢) وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابً۬ا (٣٣) وَكَأۡسً۬ا دِهَاقً۬ا (٣٤) لَّا يَسۡمَعُونَ فِيہَا لَغۡوً۬ا وَلَا كِذَّٲبً۬ا (٣٥) جَزَآءً۬ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابً۬ا (٣٦) رَّبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَہُمَا ٱلرَّحۡمَـٰنِ‌ۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابً۬ا (٣٧) يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَـٰٓٮِٕكَةُ صَفًّ۬ا‌ۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَـٰنُ وَقَالَ صَوَابً۬ا (٣٨) ذَٲلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّ‌ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا (٣٩) إِنَّآ أَنذَرۡنَـٰكُمۡ عَذَابً۬ا قَرِيبً۬ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَـٰلَيۡتَنِى كُنتُ تُرَٲبَۢا (٤٠)

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

**78/NEBE-31:** İnne lil muttekîne mefâzâ(mefâzen).
Muhakkak ki, muttakiler (takva sahipleri) için kurtuluş (ve kazanç) vardır.

**78/NEBE-32:** Hadâika ve a'nâbâ(a'nâben).
Bahçeler ve üzüm bağları vardır.

**78/NEBE-33:** Ve kevâıbe etrâbâ(etrâben).
Ve o günlerde onlarla aynı yaşta, memeleri büyütülüp dikleştirilmiş, şahane endamlı genç kızlar. (Burada televizyonlardaki mama plastik Hasan Fındık aklıma geliyor; ve diyor ki meme ve göğüs güzelleştirme operasyonları uzmanı Hasan Fındık. Yani ciğerim, o vakit bu vakit; ve kadınlar artık dik ve dolgun ve güzel memeli kızlar, kadınlar. Yani öyle olunca ve vakit bu vakit; peki cennet neresi, burası mı, daha yukarısı mı?)

**78/NEBE-34:** Ve ke'sen dihâkâ(dihâkan).
Ve içi dolu kadehler vardır.

**78/NEBE-35:** Lâ yes'meûne fîhâ lagven ve lâ kizzâbâ(kizzâben).
Orada boş söz ve yalan işitmezler.

**78/NEBE-36:** Cezâen min rabbike atâen hısâbâ(hısâben).
(Bunlar) Rabbin tarafından, hesaba karşılık verilen mükâfattır (ihsanlardır).

**78/NEBE-37:** Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumer rahmâni lâ yemlikûne minhu hitâbâ(hitâben).
(Allah) göklerin ve yerin ve onların arasında bulunanların Rahmân olan Rabbidir. (Hiç kimse) O'ndan bir hitaba mâlik değildir.

**78/NEBE-38:** Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân'ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.

**78/NEBE-39:** Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

**78/NEBE-40:** İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzurul mer'u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben).
Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: "Keşke ben toprak olsaydım." diyecek.

-----------------------

Zikirimizdeki Kelime-i Tevhid Zikrine Gelince

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Her gün 100 kere 'Lâ İlâhe İllallahü Vahdehu Lâ Şerîkeleh Lehül Mülkü ve Lehül Hamdü ve Hüve Âlâ Külli Şey'in Kadîr' diyen kimse, 10 köle azad etmiş gibi olur; kendisine 100 sevap yazılır, yüz günahı silinir, o gün akşama kadar şeytanın şerrinden emin olur. Hiçbir kimse hiçbir ibadetle bu seviyeye ulaşamaz; ancak ondan daha fazla yapan müstesna."

(Hadis-i Şerif; Buhârî, Müslim)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Gezdiği sokakta bir kere söyleyenin bir milyon günahı bağışlanır, defterine bir milyon sevap yazılır ve kendisi için cennette bir köşk inşa edilir."

(Hadis-i Şerif; Ahmed İbn Hanbel)

"LÂ İLÂHE İLLALLAH" bütün günahları mahveder, mizana konulmaz; çünkü onun karşısında bir şey durmaz. 1 kere sadakatle söylendiğinde, 4000 büyük günahı defterden sildirir ve 4000 derece yükseltir.

Ve işte o zamanları yaşıyoruz. Çünkü benim üniversite öğrenciliğim vaktinde Sabancı'nın bir gökdeleni vardı; ve binlerce oda, onlarca kat. Demek olur ki bu Sabancı, önceki hayatında çokça Kelime-i Tevhid çeken biriydi ki ona işte her bir "LÂ İLÂHE İLLALLAH" zikrine bir kat ve bir oda verilmiş. Her bir kat kaç daire, kaç oda, kaç tane köşk verilmiş... Ondan daha çok köşkü olan insanlar da var. Mesela USA Başkanı Trump Amca, gökdelen oteller kralı. Dünyada bu köşkler... Peki bunlar köşk değil de möşk mü? Ey gafil, aha sana cennet, aha sana köşk! Ve bunlar Muhammed vakti yoktu. Ne oldu o zaman? Ve eğer bir ileri zaman geçerken dünya bir yukarı yükseliyorsa, o zaman sema veya cennet gelecek demek. Ve gelecek ise, dünün geleceği biziz; bizim geleceğimiz de yarınlar olur. Ve yarınlar cennet demek olur. Ve bir gün ölümün de çaresi bulunursa, sonsuz yaşama sırrı da ifşa olmuş olur. Ve hastalıklar da gen teknolojisi ile çözülürse, artık hastalık diye de bir şey olmaz. Ve o zamanlar gelecek demek ki... Ve daha sen cenneti nerede arıyon? Gökteyse, lan zaten biz dünün semasıyız; yarın, bir gün ise bizim semamız olur. Ve Mülk Suresi'nde öyle buyurmuyor mu Rab:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerrateyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr.

Meali:

Esteuzubillah

O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Geleceğinize "future" bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.

Sadakallahul Aziym — MÜLK Suresi 3 ve 4. ayet

Ölümsüzlüğe gelince: Yine bazı insanlar vardır ki, buna astral seyahat diyorlar. Yani tasavvufun tüm gayesi olan işlem, en son raddeye varınca alınacak olan meyva; yani ruhu bedenden çıkarabilmek hâli. Ve bazıları bunu Budizm'le yapıyor, bazıları İslam'la, bazıları sihir ve büyücülükle, bazıları Esmaül Hüsna ile, bazıları da zikir ile yapıyor. Ve ruh bedenden çıkıp geri dönmesini öğrenince, ve çıkıp her yere gidebilince, ve duvardan geçebilince, ve ilerde olanları görebilince... Bu beden ona sınır değildir ki; yani artık onun için beden sadece bir kaporta. Ve böyle bir insan, ruhunu bedenden çıkarabilen birisi için, artık ölümün bir manası var mı? Ölüm ne? Ruhun bedenden ayrılması. Amma işte ondan sonrası mühim: Yeni bir bedene girebilmek. Ve bunu da başarabilen bir ruh, artık ölümsüzlüğe de erdi. Eski yen bedenden çıkar, bir de ona tekme atar: "Artık eskidin, ben yeni bedene gidiyorum." der. Ve aynen Matrix'teki Mr. Smith gibi bu bedenler de hapsolup ve o kan kokusundan nefret ediyon: "Bu bedenden çıkmam lazım" diyor. Ve sonunda çıkmasını öğreniyor. Ve amma işte Matrix'te veya Mehdî'de bunu öğreniyor. Ve bir gün Mehdî'de bunu başarıyor; ve bedenden çıkıp başka bedene girebiliyor. Ve öyle olunca, yani bu ruh derecesine, bu nefis derecesine yükselen birisi için artık ölümün bir manası yok demek olur. Ve bugün bunu yapan onlarca insan biliyorum ben. Ve demek ki o zaman onlar bunu da burada, dünyada başka bedene geçip de yapıyorsa bu işi... Bazıları artık "Orada cennette sonsuz kalırlar" sırrına ermişler demek olur. Cennet neresi o zaman? Burası neresi? Cennet yerde mi, gökte mi? Yoksa anaların ayağının altında mı? Yani neresi orası? Bu dünya... Analar nerede geziyor, yürüyor? Bu dünyada, uzayda değil lan, bakın! Ve biraz da siz tefekkür ediniz.

---------

Zikrimizdeki Salavat-ı Kebîr'deki:

Allahumme salli ala seyyidina Feryail,
Allahumme salli ala seyyidina Ferruh,

Kimdir, nedir, necidir derseniz: Allahu Teâlâ Hz. Âdem'i ilk topraktan halkettiğinde, daha içine ruh üflenmemiş hâli — çamur testi veya çamur biblo gibiyken — rivayete göre 40 sene cile rüzgârı estirmiş, 1 senede sürur rüzgârı estirmiş ki, onun görevli meleğinin birisinin ismi Feryail, diğerinin ismi de Ferruh veya ferah ve sürurdur. Bu yüzden insan ömrünün 40'ta biri sürur ve ferahdır; diğer 39'u cile ve caba ve gayret ile geçer. Ve sonunda ise varılan cennet, ve gelecek ve günümüz.

Ve cennette bazılarına, cennetin en fakirine bir dünya verilecek. Yani adamın bir mahallesi var, ömrü boyu mahallesinden dışarı çıkmamış; yahut köyü var, köyünden dışarı hiç çıkmamış. Yani öyle olunca onun dünyası köy kadar küçük. Diğerinin dünyası ise birkaç şehir gezmiş, biraz büyük. Birisi bütün Türkiye'yi, yahut hangi ülkeden ise ülkesini geziyor; biraz daha büyük dünyası var. Yine birisine öyle uluslararası pasaport vermişler, vize vermişler, dünyayı geziyor; daha büyük dünyası var. Zengin, cennetin zengini.

Yine bir rivayet: "Onların tahtları vardır; tahtlarında otururlar, kurulurlar" hadisi. Yani lan, dün sultan tahtı diye bir koltuk yapmışlar; sadece bir sultan o koltukta oturuyordu. Bugün herkesin evinde koltuk takımı var; her evde herkesin tahtı, taht koltuğu var. Kimilerinin televizyon koltuğu, kiminin bilgisayar koltuğu, kiminin oturma odası koltuğu, kiminin masajlı falan filan. Yani herkes tahtlarda oturuyor yine bu çağda. Daha ne o zaman?

Yine başka rivayet: "Onlar tahtlarında oturup hurileri seyrederler." Lan, Swimsuit mankenlerini seyredenleri düşün. Adam koltuğuna kasalamış, mayolu Swimsuit mankenleri seyrediyor. İsterse, zenginse birisini alıp götürüyor. Binlerce kızla yatan zenginler var. Ve hangi huriyi arıyon sen? İşte bu huriler, dik memeli, iri göğüslü huriler. Yani Adnan Hoca'nın hurilere bir bak. Yani silikonlu bayanlar demek o dik memeli veya iri memeli demek de. Anlayan ârif, anlamayan hâlâ öldükten sonra gideceğiz diye cennet beklesin dursun. Yaptınsa bir iyilik, yeni bedene geçersin; yoksa bir köpek olursun, bir lokma sahibi vercek de doyacan yani.

Ve hurilerin içleri gözükecekden kasıt da, yani kemikleri gözükecek değil; içleri, yani çıplak vücutları gözükecek demek o da. Yani Swimsuit mankenleri, yani mayolu ya da iç çamaşırlı mankenler işte lan. Bunlara bak, seyreden birileri var mı? Var. Sen bakamıyorsan, sen o derecede değilsin. Daha ne? Bunu anlamayacak ne var?

Rabbim, inanan mümin kullarına ve Mehdî ve cemaatine, bu cennet gibi zamana erdikten sonra hata yapıp da Âdem ile Havva gibi cennetten kovulup dertlere düçar olmaktan muaf buyursun; ve zamanımızın, Mehdî vaktinin, o ruhun vaktinin kıymetini bilmek nasip etsin.

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.


سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 29 Eylül 2017 Cuma

Original Kar © glan