Raşit Tunca Forumu

Tam Sürüm: Şuur Nedir? Nasıl Şuur Kazanılır? (Kar©glanin 8 Aralık 2015 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Şuur Nedir? Nasıl Şuur Kazanılır?

(Kar©glan'ın 8 Aralık 2015 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَلاَ تَقُولُواْ لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبيلِ اللّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاء وَلَكِن لاَّ تَشْعُرُونَ

نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Sadakallahül Aziym — Bakara Suresi 154, Mü'minûn 56, Şuarâ 202. Ayetler

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim

Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât, bel ahyâun ve lâkin lâ teş'urûn.
---
Nusâriu lehum fîl hayrâti bel lâ yeş'urûn.
---
Fe ye'tîyehum bagteten ve hum lâ yeş'urûn.


Meali:

Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu şuur edemezsiniz.
---
Biz onlar için kalıcılığı hayıratın içinde kolay kıldık. Belki de onlar bunun şuurunda değillerdir.
---
Böylece o (azap) onlara ansızın gelir, iki yakalarına yapışırız da bunun olacağını (zamanını, ne zaman olacağını) şuur bile edemezler.

Sadakallahül Aziym — Bakara Suresi 154, Mü'minûn 56, Şuarâ 202. Ayetler

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kur'ân'ı ezberleyeni Allah, ölünceye kadar aklından faydalandırır; şuurunu elinden almaz."

(Hadis-i Şerif, 6:114, Hadîs No: 8620, Enes r.a.'den)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Allah, günahları pervasızca işleyen şuursuz mü'mine gazap eder."

(Hadis-i Şerif, 2:286, Hadîs No: 1858, Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayetle)

Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammedin ve al eeli seyyidina Muhammed.
Allahümme Salli ala Seyyidina Lokman Hekimullah ve al eeli seyyidina Lokman Hekimullah.

Yolculuğumuza başlıyoruz:

İnsanlar için bir tek hayat ve bir tek ölüm vardır diyorlar bazı hocalar. Hâlbuki bir ağaç her sene ölüme yatar sonbaharda, ta gelecek baharda kalkıyor; yine her sene tohuma duruyor ve meyve verip meyvenin içine tohumunu, yani kendini klonlayıp saklıyor; hem de bir tane değil, yüzlerce kendinden saklıyor. Herhangi bir durum olup da ölürse, bir insan veya bir hayvan tarafından toprağa karıştırılacak bir çekirdeğinden, tohumundan yeniden doğuyor. Öyleyse insan bir tek doğum için olur mu, bir tek ölüm olur mu? Öyle olsaydı, Allah bir tek hava ile Adem'i yaratırdı, onlara çocuk vermezdi.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَلَوْ شَاء رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ

Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn.

Meali:

Ve Rabbin, şâyet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa çeşitler devam edecek.

(HUD Suresi 118. ayet)

Adem ile Havva çocuk yapıp, aynen elma ağacının kendini meyvesine kopyaladığı çekirdeğinden doğduğu, çoğaldığı gibi, çocukları ile yeniden doğup çoğaldı; aynı yöntem, ağaç yöntemi gibi yani. Öyleyse ağaç her sene ölüme yatıyor; insan da ölüme yatıyor, belki bir başka baharda da doğuyor, değil mi? Ve elma bir iken binlerce elma dalı var dünyada. Yine bir çocuk dünyaya geldi, sonra büyüdü, evlendi, çocuk yaptı; bir iken iki, üç, dört oluverdi, değil mi? Yeniden doğmak, kendini kopyalamak... O çocuk için mesela: Bak suratına, "aynı babası" diyorlar, yahut "aynı annesi" diyorlar; huyu suyu aynı. Ve yeniden doğmanın yöntemlerinden sadece birisi. Ve diyor hocalar: "Niye reenkarnasyon olsun, aynı ruhları geri göndersin? Her an başkalarını yaratma gücü yetendir" diyorlar. Evet, toprağına, dibine, köküne su dökülüp vitaminleri, elementleri alabildiği, beslenebildiği müddetçe elma dalı her sene yeni meyve veriyor, tamam anladık. Ama senin anlamadığın taraf: Ölünce insan yine toprağa karışıyor; ve yine her gün binlerce saç, kıl, hücre dökülüyor insanlardan; ve su ile, rüzgâr ile dünyaya dağılıyorlar. Ve onlar yine toprağa karışınca, senin elementlerin bir başka elmaya, armuta parça oluyor; o elmayı yiyende hücre oluyor. Ve hatta senin hücrelerini toplasalar, "dağıtmayacağız" deseler, verdiğin, aldığın oksijeni ve karbondioksiti ne yapacaklar? Gittiği yerden oksijen alıp oraya da karbondioksit veriyorsun; ve senin ruhun oralara yayılmakta zaten. Veya o yenen elmalar, armutlar daha da inceldi mi, meni, yani insan tohumu oluyor; ve son yarışı da kazanıp doğarsa, yine senin parçaların başka bir bedende doğmuş oluyor, parçaların. Sen bir bütündün, dağıldın; ve parçaların başka başka bedenlere gitti. Yine eskiler, eski insanlar, hayvanlar, onlar... Bilmem Almanya'dan çikolata, Manavgat'tan mandalina, bilmem Afyon'dan sucuk... derken, senin bedenin yine eskileri toplayan bir bütün oldu. Bir gün sen de tekrar dağılacaksın. Ve hatta her gün toplanıyorsun; her gün yine hücre dökerek veya hacet def ederken ve küçük abdestinle yine dağılıyorsun; banyo, abdest suyunla yine dağılıyorsun. Seni tekrar toplu vaziyette bir araya getirmek, bizim aklımızın alacağı bir şey değil ama... Sen mesela sağdan yiyordun, o parçan döküldü, gitti falancı Mehmet çocuğa girdi; artık onda sağdan giyip sağdan yemeye başladı. Ve o, senin güzel parçandı. Ama veya sen mesela hırsızlık ediyordunsa, bu sefer parçaların gitti falancı çocuğa girdi; elma olup armut olup daha o çocukta 10'lu yaşlarda, senin o kötü hücren ona fısıltı verdi; artık onun bedeni ile yine çalmaya devam ediyorsun demektir. Ve Hz. Adem'i yeniden oluşturmak, voltranı kurmaya benzemez; ve onun dağılan parçaları bütün insanlıkta saklı. Yine Muhammed parçaları, "Müslüman"ın, "Ümmeti Muhammed"in diyenleri oluşturuyor. Yine Museviler, Musa ve Harun'un parçaları; onları birleştirsen, işte hem Musa hem Harun olurlar. Yine Hristiyanlar, İsa ve Meryem parçaları; onları toplasan İsa ve Meryem olur. Öyleyse bu kavga niye? Hiç Muhammed gelse, Musa ile kavga eder mi? İsa ile kavga eder mi? Onlar, onun peygamber kardeşleri değil miydi? Şimdi Muhammed parçası olan Müslümanlar, size ne oluyor da "Biz Hristiyanları öldüreceğiz" havasını giriyorsunuz? Ve ey Hristiyan ve Yahudiler, sizler Musa ve İsa parçası olarak, ya Musalar, İsalar, ya Musalar Müslümanları öldürmeyi düşünüyorsunuz? Nedir bu kavga ey özünü unutmuş insanoğlu? Uyan artık, bitir bu kavgayı.</p>

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى

Minhâ halaknâkum ve fîhâ nuîdukum ve minhâ nuhricukum târeten uhrâ.

Meali:

Sizi, ondan yarattık. Ve sizi, oraya (geri) döndüreceğiz. Ve sizi, oradan çıkaracağız; bunu tekrar tekrar yapacağız.

(TAHA Suresi 55. ayet)

Ve Kur'an'da "Bunu tekrar tekrar yapacağız" ayeti, "târeten uhrâ" ayeti varken, bir daha doğmanın mânâsını anlamaz iseniz, tabii Allah'ın bizlere koyduğu kuralı olan defalarca dünyaya gelip gitme hikmetini anlamazsınız tabii.

Ve baştaki ayette "Allah yolunda ölenlere ölü demeyin, onlar yaşıyor ama sizler şuur edemezsiniz" diyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ

Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn.

Meali:

Artık onu dizayn edip içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek emrine âmâde olun!

Yorumumuz:

(Topraktaki bütün elementler bize secde hâlinde, altımızda ama; secde ederler ama, elma olur çıkar, emrimize âmâde olur; bilmem armut olur... Hizmet eder; yine ot olur, inek yer, bu sefer de et olur, süt olur, hizmet eder, emrine âmâde olur, secde eder hâldeler; bütün elementler, bütün melekler.)

Ve ruh hakkındaki vaazımızı hatırlayın: "Allah ruhumdan üfledim" diyor, dedik. Ve üfürülen, bize can veren oksijen, dedik. Ve dünyadaki oksijen miktarı belli orandadır; recycling sistemi ile dönüşüm hâlindedir. Bizler kirletir, karbonlaştırıp karbondioksit olarak veririz; ama ağaçlar alır onu tekrar, karbonunu kırar yanından, ve tekrar temiz oksijen olur. Ve yine o oksijenleri bir rüzgâr alıp götürür; bir başkaları da nefes olarak alır, ve bir başkasının ruhu ve canı oluverir, değil mi?

Öyleyse naylon atığı gibi kirlettiğimiz oksijenler, bir daha recycling olup temizlenmeseydi, bir tane rafineri olması lazımdı; dünyaya devamlı oksijen üretsin, insanlara... Hani nerede o rafineri? Var mı? Yok. Peki öyle olsaydı, çıkardığımız kirli oksijenler semayı kaplardı; bazı yerlere çöker, yığılırdı; oralar insan öldüren zehirli bölgeler olurdu. Var mı öyle bir yer? Yok. Devamlı dönüştürüyor ve oran sabit kalıyor. Öyleyse sen niye gafillik edip de "Allah her insana yeni ruh yaratıyor, her ruh ayrı" hikâyesini okuyan gafil hoca, gafil âlim... Aldığın nefes, yani canın, bir ay önce başka bir sokakta başka birinin canıydı; ve geri verdiğin, kirlettiğin oksijen olduğunu unuttun mu? Yoksa bunun şuurunda mı değildin? Tabii ki şuurunda değildin. Biz yazınca, söyleyince sende de bu şuur uyandı ve farkına vardın mı? Furkan demek işte; yani Kur'an: İnsanlara olayları fark ettiren kitap demektir.

Hani bir mahalleden elli kere geçersin de o sokakta belki kırmızı pencereli bir ev olduğunu fark etmezsin; bir gün bir olay olur, "Haa, bakarsın bu evin pencereleri de kırmızıymış" dersin. İşte o senin farkına varmanı sağlayan olay gibi, Kur'an insanlara farkındalık verir. Ve şuur ise bilinç demektir; bilinçli varlık olma hikmetidir. Farkındalık ayrı şey, bilinç ayrı şey. Adam her gün namaz kılar, namazında şuur yok; yatıyor kalkıyor, bu yatıp kalkma ne işe yarıyor bilmiyor. "Muhammed dedi" diye, "dinimiz emrediyor" diye yapıyor. Yapıyorsun da sende şuur olmazsa, "Niye yatıp kalkıyon?" diye bir gün sormazsın. Mesela diyorlar: "Adam her gece sabahlara kadar namaz kılıyordu" diyorlar. Bre gafil, karnın acıkınca bir öğünde oturup iki dilim ekmek, bir dilim de peynir yedin mesela; oturup da sabah akşam inekler gibi otlanacağına, sabaha kadar namaz kılacağına biraz tefekkür et, kâinat kitabını oku; bu namaz ne diye? Yat yat kalk, buna namaz diyorlar. Ve birisi elma yer, "tatlı" diye yer; bir diğeri vardır, zayıflamak için yer; bir diğeri ise "İçinde vitaminler var, benim vücudumun falancı vitaminlere ihtiyacı varmış; öyleyse birkaç günde bir elma iyiymiş" diye yer mesela. Yani farkındalık. Ve öteki ise farkında değil; "Canım elma çekti" diye elma yiyor, çünkü otomatik pilotta gidiyor. Vücudun bilmem ne vitaminine ihtiyacı var; mevsim kış, ve sana emrediyor: "Git elma, portakal al, ye" diye. Otomatik pilot. Yaz geldi karpuz yedin, kış geldi portakal yedin. Bir başkası ise bunun farkında, ve içinin ihtiyacı olanlardan biraz haberdar olmuş; ve vücudunda bir arıza çıkınca, "Haa, şu vitamin az; o vitamin falanca meyvede, sebzede var" diye yiyor. Yani az şuurlanmış, bilinçli varlık olmuş. Bilinçsizler sabaha kadar namaz kılar; "Ne yani, çok abid adammış" derler. Hâlbuki gafilin biri; daha namazın niye kılındığını bilmiyor. "Neye mi? Sadece Allah rızası için kılıyormuş." Tamam güzel de, sende de Allah'ın ruhu var, bende de... "Enel Hak" hikmeti üzere gidersek, sen hangi Allah'ın rızasına namaz kılıyon, gafil? Gökteki tanrıya kılıyor; o ellerini de açmış semaya, Allah göklerde bir yerden bakıyor, gizli gizli, değil mi? Bre gafil, göz denen varlığın bakacağı nokta belli; arkasını görmez. Allah ise herkesi her an görüyor. Nasıl bir göz ondaki, hiç düşündün mü? Sendeki göz televizyona bakınca, önünden dökülen patlamış mısırları göremez, çünkü göz oraya odaklandı. Nasıl bir gözmüş ki, sana bakarken beni de görmesine engel olmayan bir göz... Ve senin boyun, bacağın, zâhiren görünen 1 küsur metre bir adamsın. Oysa Allah, senin içini de görür; senin görmediğin bir hücrenden de haberdar. Ve sen, içinde ne oluyor bitiyor bilmezken, o görür ve bilir; ve basiret gözü ile bakar. Sana da bir örnek vermiş: Mikroskop diye bir şey keşfettirmiş; ve sen mikroskopla bakınca bakterileri, küçük varlıkları, hücreleri, amino asitlerin hareketlerini görebiliyorsun. Oysa Allah her an hepsini görüyor. Sen mikroskopun altına ne koydun, ancak onu görüyorsun.

Ve şuur işte:
Bilinç demektir, bilinçli varlık. Yine misal ile: Bir haritaya bir köylü amca baksa, "Tamam, bu harita" der ama, harita okumasını bilmez. Fakat bir şoför baksa, yol, yolak arar; yahut bir inşaattaki usta plana baksa, o matematiksel bakar. Ve yine adamdan adama şuur farkı var. Ve inşaat sisteminde Allah şunları keşfettirmiş: Alt yapı, üst yapı, proje, plan, kaba inşaat, ince inşaat, ve iç mimari ve dizayn. Yani Kur'an'ı yüzünden okumak, mânâsını bilmemek; aynen kaba inşaat bakışı; küçük hatlar göz ardı edilir, hassas terazi değil yani. Kur'an okuyup anlamayan, elinde hazine haritası olan adam ama ne olduğunun bilincinde olmayan insan gibidir. İşte Osmanlıcılık, bizi böyle yıllarca okuduğunu anlamayan ezberci veya yüzünden okumacı Müslüman yaptı. Plan var ama, onu o şuura, bilince varmış biri okuyunca nerede hangi hazine var, bilir, değil mi?

Ve mühendis ve mimar gezerken evlere mimar bakışı ile bakar. Ve ben bundan epey önce bir tane Toyota Camry araba almıştım. O arabayı alıncaya kadar o arabadan olan arabaların farkında değildim; ve onu alınca, Camry arabası olanlar ben sokaktayken geçince "Haa, benim arabadan geçti; bilmem mavisi, sarısı geçti" demeye başladım. Daha önce öyle bir arabanın farkında bile değildim; ve arabayı aldım, bilincine vardım. Ne kadar çok Camry var, belli oluverdi bana; karşılaşınca "HIH, benim arabadan" demeye başladım. Ve Muhammed'in Ahmet denen parçaları, dünyadaki Ahmetlerin çokluğuna bağlı. Ve bendeki olan örnek ile, ne kadar Toyota Camry araba var gibi; yine Mustafa ismi, ne kadar Mustafa var, ondan belli. Ve her bakış bir başka bilinç. Ve mesela çizgi film SpongeBob'da Mister Krabs var; her şeye dolar gözüyle bakıyor, para gözüyle bakıyor. Ticaretçi adam da öyledir; "Bundan nasıl para elde ederim?" diye bakar, görür. Ressam bir adamın yaptığı resme bir köylü baksa, "Çok canlı bir resim" diyebilir; ama o resme o canlılığı nasıl yapmış, bilmez. Hâlbuki resim ve görüntülerin tamamı gölge ve ışık oyununa bağlı. Adam gölge ile ışığın yansımalarının farkına varınca, iyi bir ressam oluverir. Bakış açısı: Ressam olacak adam, her yere gölge ve ışık olarak bakar. Yine balıkçıda, balık aramak geçer onun bakışları, fikirleri, sözlerinde. Yani şuurlu insan, olaylara derin bir bakışla bakabilen demektir. Ve mesela bir kavga olmuş ama sebebini, ne sonucunu bilebilen adam, dedektif bakışı ile bakar. Ve miden zişuur (şuursuz) bir varlık olsa, sana sinyal yollamaz: "Benim canım nar çekti, bilmem ayva çekti, çay çekti" diye. O bilinçli bir varlık ki senin bilmediğini biliyor; ve sen onun aradığı maddenin armutta, elmada olduğunu bilmezsin, ama o bilir. Ve mevsiminde nar ister, mevsiminde portakal, elma zaten.

Ve bitkiler de zişuur varlıklar değildir. Ayçiçeği bunun en bariz örneği; ve o kafasını güne doğru çevirir; ve o yüzden ona "gündöndü" denir; güneşe âşık demek yani. Ve eğer o kafasının çevrildiğini biliyorsa, bitkiler zişuur değildir. Yine atomlar da zişuur değil, şuursuz varlık değil. Ve onların da zişuur olmadıkları, Japon bilim adamının yaptığı deney ile ortaya çıktı. Ve suya Kur'an okununca, ve güzel sözler söylenince iyi oldukları; kötü söylenince de bozulup kötü oldukları ortaya çıkmış. Yani onlar dahi, yani elementler: Taş, toprak, altın, inci, demir... de bilinçli varlık. O hâlde ey insanoğlu, sen niye bu kadar şuursuzsun? Sen namaz kılarsın, bir defa demezsin: "Bu namaz ne? Niye kılınıyor? Neden böyle eğiliriz? Neden kalkıyoruz?" Yok... "Emir bu; anamdan öyle gördüm, hocamdan böyle öğrendim; yat, yat kalk." Kur'an okuyorsun diye Arapça, bilmediğin kelimeleri tekrar et dur. Bre bir gün de aç oku, Elhamdü'de ne buyuruyor Rabbim? Yine Kur'an'da huruf-u mukataa var; "Neymiş, bunları bir tek Allah bilirmiş; bunlar hakkında yorum olmazmış." Ne diyeceksin? Gafil işte gafil. Ve nasıl mühendis ve mimar olaylara plan, proje babında, matematiksel yaklaşırsa, Kur'an'da da bir proje var ve plan vardır; kâinatın ömrü yazılıdır onda. Ve ona cahil olarak bakan görmez onu; "Falan yer kaç metre?" diye... Ve kömür kantarla tartılır, altın miskalle. Anlamayıp da bir de ezberden okunacak birkaç sure, namaz kılınacak birkaç sure olarak... Hâşâ, kellâ! Kur'an'a kaba inşaat olarak bakan göz, onda teganni bulur; "Ne güzel okuyor" der, ağlar sızlar. Ama şuurlu biri bakınca, ondaki bazı hesapları bileverir. Ve projenin plan olmuş hâlinde matematik çok mühimdir. Matematik bilmeyen bu işi yapmaz. Elinde hazine haritası var ama, matematik bilgin olmazsa, harita bilgin olmazsa... Hazineyi arayacak ama, hazine haritada "3 cm ilerde" diye gösteriyorsa, haritadaki bu 3 cm gerçekte kaç eder, bilmezse... Bu 3 metre de olabilir, 300 kilometre de olabilir. Ve o 300 kilometre uzaktaki hazineyi burnunun dibinde ararsa bulamaz tabii.

Ve harita okumasını bilen, 3 cm gerçekte kaç eder, bilir; ve ta hazinenin üstüne varır, kazar, çıkarır, değil mi? Ve Kur'an'da da gizli sırlar ve çok hassas matematik vardır.

Ve Kur'an'da sır ve tılsım olduğuna delil: Muhammed Mustafa Mekke'den Medine'ye hicret etmeden önce, Mekkeliler her kabileden bir adam seçip onun evinin yanına geldiler. Ve Hâşim oğulları kim öldürdü bilip de intikam da almasın diye, her kabileden bir adam, bir bıçak veya kılıç vursun diye karar kılıp, Muhammed çıksın diye evinin önünde, yanında beklerlerken, Muhammed yatağına Hz. Ali'yi yatırıp ve emanetleri ona teslim edip, ve Cebrail'in öğretmesi ile ve Kur'an'daki Yasin Suresi'nin:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn.

Meali:

Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek) böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler.

(YASİN Suresi 9. ayet)

ayetini okuyup çıktı; ve onu bekleyenler onu göremediler. Ve deneyin: Birileri sizi gözetliyorsa, ve siz görünmek istemiyorsanız, okuyun bu ayeti on defa, veya daha fazla; o sizi bekleyenler uyuklaya kalır ve Allah'ın izniyle sizi göremezler.

Ve ona Kur'an'a kaba gözle bakan, kantar hesabı gibi büyük rakamları görür, ayrıntıları anlamaz; 10 ton, 20 ton gibi kaba tartı hesabı. Kantarla tartarken arada kayan bir kilo, iki kilo hesap edilmez. Ve mesela CNC'den anlayan bir mekanikçi, teknikçi gözü, bir alüminyum parça veya altından yapılacak bir parçanın bazen öyle ki mikronstil bir sapmasını da hesap etmesi gerekir. Ve mikronstil hesap demek, mesela odanın sıcaklığında alüminyumun mikronstil bir genişlediğini, soğuyunca çekildiğini bilir; ve ona göre, ısıdan stabil ortamda o parçayı CNC makinesinde yapar. Yani işte Kur'an'da da öyle bir hesap ve matematik vardır ki, kaç milyonstil hesap ile bile şaşmayan bir matematiktir o. Onda, Hak Teâlâ'nın el-Hasîb isminin tezahürü saklıdır.

---oOo---

Allah, Ankaralı Ahmet'i yaratmış da, Mehmet'i yaratamamış mı? Dünyaya gelen insanlar, şimdiye kadar hepsi ayrı bir insan. Ama mesela Ankaralı Ahmet olduğu gibi Pakistanlı Ahmet de var; yine Almanyalı Hans olduğu gibi Avusturya'da da Hanslar var. Yani aynı bütünün parçaları. Elma var Amasya'da ama Avusturya'da da elma var; ona Amasya elması denmese de elma yani. Amasya elmasını al, gel Avusturya'ya dik; oldu mu sana Avusturyalı Amasya elması? Ne oldu? Onun isminin başına bir künye geldi: Avusturyalı künyesi. Hâlbuki elma denince hepsi yaklaşık aynı meyve. Allah niye bir tek elma dalı yaratmadı da bu kadar çok elma dalı yarattı? Özünde hepsi elma ama künyeleri farklı işte. Ve Allah yeniden ruh yaratmaya kadirdir ama; elma ağacının geçen seneki yaprakları dalın dibine dökülüyor; ve onlar, toprak sürülünce veya çapalanınca toprağa karışıyor, harmanlanıyor; gelecek ya da yeni sene yine meyve ya da yaprak oluyorlar, değil mi?

Allah onları yapmasaydı da her sene yepyeni yaprak yapsaydı diye, Allah'ın kanununa karışmak olur mu? Şuurlu insanın yeniden yeniden doğmayı anlaması kolay da, zişuurlara, şuursuzlara anlatmak zor işte.

Bu kadar geniş kapsamlı açıklamadan sonra, baştaki ayette geçen "Onlar ölü değil, bilakis diriler"i anlamış olmanız lazım ama, yine anlamadıysanız, bu Kur'an'da sanki bir tezat varmış gibi olur. Çünkü başka ayet, Rahmân Suresi'nde:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

Kullu men aleyhâ fân.

Meali:

Yerin üstünde ne varsa fânîdir.

(RAHMÂN Suresi 26. ayet)

Veya:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn.

Meali:

Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürüleceksiniz.

(ANKEBÛT Suresi 57. ayet)

"Herkes ölümü tadacak" demesine rağmen, bu "Allah yolunda ölenler ise ölü değildir" nasıl oluyor bu? Hani ölümü tadacaktı? İşte bitkilerin, hasat edildikten sonra da bir başka yaşayışla canlı olduklarını anlayınca ancak anlarsın bunu. Yine atomların, cemadat denen varlıkların şuursuz ve cansız olmadıklarını anlayınca bunu anlarsın. Ve taş, toprak canlı ve şuurlu ise; bir arı hem mühendis, hem de gıda uzmanı... Sen bir damla bal yapamazken, o hem altıgenlerden oluşan mükemmel bir mühendislik ile, yani matematik ile bal peteği yapıp, içine de akıllara fayda veren ilim ve bal katar. Ve yine inek, senin "otlanıyor, inekleniyor" dediğin, "trene bakan öküz" dediğin inek, sana öyle bir süt üretiyor ki, yine gıda uzmanı o da. Hani diyeceksin ki: "Farkında mı o ürettiğinden?" diyeceksin.

Neye yalan söyleyeyim: Benim evimin önünde küçük bir seram var; onun üzerine ekmek parçaları atıyorum. Koskoca şehirde, benim evimin arkasındaki ekmeklerden haberdar olan kargalar, kuşlar gelip onları bulup yiyorlar. Yine sincaplar benim bahçemde fındık olduğundan haberdar. Bre koskoca köy, sen küçücük sincapsın; nereden biliyon benim evimde fındık olduğunu? Kim bildirdi onlara? Arıya vahyedan Rab, onlara da vahyediyor. Ve vahiy bilinçli varlıklara yapılır. Bilinçsiz varlık vahiyden ne anlar? Gafile eline harita versen, ne anlar o haritadan? Harita bilene verilir, gösterilir. Ve onlar zişuur olsalar, bilinçsiz olsalar, aynen insanın delisi gibi olsalar, nereye gideceğini bilmezler ki. Ve hepsi bilinçli. Ve senin gözüne gidecek madde belli, tırnağına gidecek belli iken; sen yerken "Şunları da bir gözüme götürüverin" demiyon. Ne diyon? "Acıktım" deyip yiyorsun, "Susadım" deyip içiyorsun. Ama onlar işte senden daha bilinçli ki, ne nereye, ne kadar, kaç gram gidecek, bilirler. Sen bilmezsin, ey şuursuz insan.

---oOo---

Ve insan namaz kılıp yatıp kalkıyor. Ve kâinatı Rabbimizin suretinde dedik; ve o yüzden de insanı aziz kılmış, ve kâinatın küçük prototipi yapmış. Ve insan, Allah'ın bütün isimlerine mazhardır. Ve hal böyle olunca, halife olan insan, günde beş defa olmak üzere namazla mükellef. Ve namaz ile yatıp yatıp kalkıyor. Ve o zaman biz kâinatın haritası isek, kâinat da mı yatıp yatıp kalkıyor beş defa demek gerekmez mi? Yatıp kalkmak işte, dürülüp dürülüp yeniden açılmak gibi yani.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

O gün, kitapların yazılı sayfalarını dürer gibi semayı düreceğiz. Onu ilk defa halk etmeye başladığımız gibi (eski durumuna) iade edeceğiz (geri döndüreceğiz). Bizim üzerimizde bir vaaddir. Muhakkak ki (bunu) yapacak olan, Biziz.

(ENBİYA Suresi 104. ayet)

Ve Allah bunu her gün beş vakit yapıp durmakta; Müslümanlar namaz ile bunu temsil etmekte. Yine elma dalı elma verdi, ve Allah onun çekirdeğinin içine dürdü, bükdü, koskoca orman sakladı. Onun çekirdeğinde ormanlar gizli. Ve dürdü bükdü mü? Evet, dürdü bükdü. Hem de bir daldan bir tane elma çekirdeğine, ondan olacak elmanın da çekirdeği, ondan da olacak elmanın çekirdeği, ondan ondan da olacak elmanın çekirdeği... Yine onda saklı. Ve bunu ne kadar uzatırsan o kadar uzar gider. Çünkü dün Hz. Adem vaktinin elmaları bugün yok; bugünküler yeni elma. Ve hal böyle olunca, onun çocuğunun çocuğunun çocuğunun... çocuğu gibi. Ve öyle dürdü ki ondan elma ormanı çıkabilir, değil mi? Yine çekirdeği diktin, filiz verdi, sonra dal oldu, elma verdi. Bu sefer açıldı ve dal oldu; elmaları da dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bir yandan düren Allah, bir yandan da açıyor. Bir yandan secdeye varan, bir yandan kıyam ediyor. Biri secdeye varırken, bir diğeri yeniden dünyaya gelip can bulur. Biri ölüp toprak olurken, diğeri filiz olup çiçek olup diriliyor. Şuurlu olanlar anladı bile. Dünyamıza başka bir dünya gelip karıştırılmıyor; dünyadaki elementlerin oranı sabit, belli. O zaman ruhlar da, onların can olacağı bedenler de belli, sayıda. Ama her sene elma dalı yeni elmalar vermesine rağmen... Hâlbuki onlar, ilk elmanın parçaları değil mi? Ve aynı elma olmasına rağmen, sen ben farklı sanıyoruz. Bize "ondan Ademoğlu" denmiyor mu? Bizler hepimiz Adem'in içinden çıkıp gelenler olmuyor muyuz? Yani Hz. Adem'in parçaları. Dün aldığın nefesi geri verdin; bugün temizlendi, gitti; rüzgâr götürdü; belki de Afrika'da bir cana girdi. Ve arttı mı var dünyada, yoksa eksildi mi? Dünyayı kirleten insanoğlu, işte dünyanın ruhu olan oksijeni tüketmekte. İnşallah tükenmez ama, recycling geri dönüşüm üniteleri olan ormanlar kurursa, yanarsa, kentleşilirse, doğa kalmazsa, artık bize yeni oksijen ve su üretecek Allah'tan başka bir varlık da yok. Ve:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ

Kul e re'eytum in asbaha mâukum gavren fe men ye'tîkum bi maîn.

(MÜLK Suresi 30. ayet)

---oOo---

Bu haftanın tefekkür konusu:

Eğer kıyamet varsa, ve insan kâinatın haritası ise, ve "Lâ mevcûde illâ Hû" yani Allah'tan gayrı bir varlık yok ise, o zaman Allah kâinatı yok edecekse, kendini mi yok edecek?

Ve kendinden gayrı bir varlık yoksa, kâinatı yok etmesi, dürüp bükmesini nasıl anlamak lazım? Yoksa kıyamet, kıyam etmek, dürülüp dürülüp yeniden kalkmak mı? Ve kâinat da bir bütün bedense, onun da bir dürülme ve tekrar dirilme zamanı varsa, geçen haftanın ayetine atfen:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim

O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve Kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar.

(İBRAHİM Suresi 48. ayet)

Ve o saat, işte bu dünya dürülecek ve sonra başka bir diriliş ile de kıyam edecek mi demek acaba? Aynen namazda kıyam, rükû, secdeler, sonra kıyam, sonra rükû, sonra secde, sonra... tahiyat, son oturuş. Günde beş, ayda bilmem kaç, yılda bilmem kaç, ömürde bilmem kaç defa. Haydi kolay gelsin, tefekkür tefekkür tefekkür edelim lütfen.

--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca


Schrems, 8 Aralık 2015 Salı
Original Kar©glan