Raşit Tunca Forumu

Tam Sürüm: Gaybın anahtarları yalnızca Allah ın katındadır (Kar©glanin 5 Ekim 2016 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Gaybın Anahtarları Yalnızca Allah'ın Katındadır

لا يعلم الغيب إلا الله

(Kar©glan'ın 5 Ekim 2016 Vaazı)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Sadakallahul Azîm. En'âm Suresi, 59. ayet.

Ve indehu mefâtihul gaybi lâ ya'lemuhâ illâ huve, ve ya'lemu mâ fîl berri vel bahri, ve mâ teskutu min varakatin illâ ya'lemuhâ ve lâ habbetin fî zulumâtil ardı ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubîn.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında hiçbir tane, hiçbir yaş ve hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta, yani Allah'ın bilgisi dâhilinde bulunmasın.

Sadakallahul Azîm. En'âm Suresi, 59. ayet.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ

Kul lâ ya'lemu men fîs semâvâti vel ardıl gaybe illâllâh ve mâ yeş'urûne eyyâne yub'asûn.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

De ki: "Göktekiler ve yerdekiler gaybı bilemezler; ancak Allah bilir. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."

Sadakallahul Azîm. Neml Suresi, 65. ayet.

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır."

(Hadis-i Şerif, Buhârî, Müslim)

Evet, Allah'tan başka gaybı mutlak anlamda bilen yoktur. Ancak Allah, dilediği kullarına gayba dair bazı bilgileri bildirebilir.

Bir gün Resûlullah Efendimizin devesi kayboldu. Bazı kimseler bunu fırsat bilerek, "Göklerden, cennetten ve cehennemden bahsediyor; fakat kaybolan devesinin yerini bile bilmiyor." şeklinde konuşmuşlardı.

Bu söz Resûlullah Efendimize ulaşınca şöyle buyurdular:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Vallahi ben ancak Rabbimin bana bildirdiklerini bilirim. Şu anda Rabbim bana devemin nerede olduğunu bildirdi. Devem şu anda falanca yerdedir."

Tarif edilen yere gidildiğinde devenin bir ağaca bağlı olduğu görüldü.

(Hadis-i Şerif, Mevâhib-i Ledünniyye)

"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

5 Bilinemeyen Şey, yani Mugayyebât-ı Hamse:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

İnnallâhe indehu ilmus sâati ve yunezzilul gayse ve ya'lemu mâ fîl erhâmi ve mâ tedrî nefsun mâzâ teksibu gaden ve mâ tedrî nefsun bi eyyi ardın temût. İnnallâhe alîmun habîr.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir. Yağmuru nereye, nasıl ve ne kadar yağdıracağını da yine O bilir. Rahimlerde olanı da O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiçbir kimse yeryüzünün hangi parçasında öleceğini bilemez. Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan yalnızca Allah'tır.

Sadakallahul Azîm. Lokmân Suresi, 34. ayet.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا ۝ إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا ۝ لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ. İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî raşadâ. Li ya'leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey'in adedâ.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

O, gaybı bilendir. Gaybını, razı olduğu resûllerden dilediği kimseler dışında hiç kimseye açmaz. O takdirde onların önünden ve arkasından gözetleyiciler gönderir. Böylece onların, Rablerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilsin diye onları kuşatır ve her şeyi sayı olarak tespit eder.

Sadakallahul Azîm. Cin Suresi, 26, 27 ve 28. ayetler.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاء فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَإِن تُؤْمِنُواْ وَتَتَّقُواْ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ

Ve mâ kânallâhu li yutliakum alâl gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulihî ve in tu'minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

Allah sizi gayba muttali edecek değildir. Lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer. O hâlde Allah'a ve O'nun resûllerine iman edin. Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, sizin için büyük bir ecir vardır.

Sadakallahul Azîm. Âl-i İmrân Suresi, 179. ayetten pasaj.

Gaybî Bilgi Nedir? Gaybı Kimler Bilebilir?

Gayb; duyu organlarıyla, hesapla veya tecrübeyle doğrudan anlaşılamayan şey demektir.

Gaybı mutlak olarak ancak Allah bilir. O, Âlimü'l-Gayb'dır, yani gaybı bilendir.

(Haşr, 22)

Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:

"Allah'ın gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?"

[Tevbe, 78]

"De ki: Gaybı bilmek Allah'a mahsustur."

[Yûnus, 20]

"Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir."

[Hûd, 123; Nahl, 77]

"De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur."

[Neml, 65]

Gaybı Peygamberler de kendi zatlarıyla ve mutlak olarak bilmezler. Ancak Allah dilerse, onlara gayba dair bazı bilgileri bildirir.

Bu konudaki bazı âyet-i kerime mealleri şöyledir:

"Ben gaybı da bilmem."

[En'âm, 50; Hûd, 31]

"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır."

[En'âm, 59]

"De ki: Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim."

[A'râf, 188]

Cinler de gaybı mutlak olarak bilemezler. Bir âyet-i kerimede şöyle bildirilmektedir:

"Cinler gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı."

[Sebe, 14]

Falcılık ve gaybdan haber verdiğini iddia etme konusunda da dinimizde ciddi uyarılar vardır. Bir kimsenin Allah'ın bildirmediği bir gaybı kendi başına bildiğini iddia etmesi doğru değildir.

Allahü Teâlâ dilerse Peygamberlerine bazı gaybî bilgileri bildirir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا

Kâle lehu Mûsâ hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimmâ ullimte ruşdâ.

Meali:

Mûsâ ona, "Sana öğretilen doğru ve olgun bilgiden bana da öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?" dedi.

Sadakallahul Azîm. Kehf Suresi, 66. ayet.

Gaybî ve ledünnî bilgiye sahip olduğu bildirilen zatın Hz. Hızır olduğu kabul edilmiştir.

Resûlullah Efendimize de Allah tarafından çeşitli gaybî bilgiler bildirilmiştir. Hadis-i şeriflerde şöyle buyurulmaktadır:

"Saflarınızı tamamlayın. Çünkü sizi elbette arkamdan da görüyorum."

[Müslim]

"Rükû ve secdeleri düzgün yapın. Allah'a yemin ederim ki, sizin rükû ve secde yaptığınızı arkamdan görüyorum."

[Buhârî, Müslim]

Gözde görmeyi yaratan Allahü Teâlâ, başka şekillerde algılamayı ve görmeyi de yaratmaya kadirdir. Hayvanlarda yaratılışlarına uygun çeşitli hassas algılama sistemleri bulunmaktadır. Örneğin bazı hayvanlar karanlıkta daha iyi görür, bazıları ses dalgalarıyla çevrelerini algılar.

Allah dilerse kuluna da kendi kudretiyle, alışılmışın dışında bazı idrak ve algı kabiliyetleri verebilir.

Bu sebeple Resûlullah'ın mucizelerini Allah'ın kudretinin dışında görmemek gerekir.

Evet, Allah'tan başka hiç kimse gaybı mutlak olarak bilemez. Ancak Allahü Teâlâ bildirirse, Resûlü de, Allah'ın izin verdiği ölçüde bazı kulları da gayba dair bilgilerden haberdar olabilir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kalbleriniz temiz olsa idi, siz de benim duyduklarımı duyardınız."

(Hadis-i Şerif, Ahmed, Taberânî)

Bu anlayış çerçevesinde Hz. Ömer'in Medine'den İran'daki ordusunu görmesi ve komutanı Sâriye'ye, "Dağa yanaş!" diye seslenmesi de keramet örneği olarak anlatılmıştır.

(Şevâhidü'n-Nübüvve)

Zikr-i Raşidî Evradımızın 9/3. Babında Yer Alan Âyet:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezîne yu'minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.

Meali:

Euzubillahimineşşeytanirracim.
Bismillahirrahmanirrahim.

"Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcarlar."

Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 3. ayet.

Bu âyette geçen "onlar" zümresine ilhak olmak için biz de bu âyeti kendimize önder aldık. Onu günlük olarak tekrar ederek, âyetin gösterdiği hâle birer ayna olmayı diledik.

Yani gayba inanmak, namazı dosdoğru kılmak ve Allah'ın verdiği rızıktan Allah yolunda harcamak hususlarında bu âyeti kendimize rehber edindik.

Ayrıca Allah'ın, Cin Suresi'nde bildirildiği üzere, dilediği kullarına bazı bilgileri bildirmesi için duamıza ve evradımıza bu anlayışı dahil ettik.

Böylece bu zikre devam eden kimsenin, âyetin işaret ettiği üç hususa yönelmesini diliyoruz:

Birincisi gayba iman etmek, ikincisi namazı terk etmemek, üçüncüsü ise Allah'ın verdiği rızıktan Allah yolunda harcamaktır.

Hz. Ali'nin (r.a.) ilim ve marifet hakkında söylediği nakledilen sözlerden birinde şöyle ifade edilmektedir:

"Arş-ı âlânın aşağısından yeryüzüne kadar ne varsa her şeyi bana sorabilirsiniz. Benim şu göğsümde, yani kalbimde, derya gibi ilimler vardır."

Bu tür rivayetlerde asıl dikkat edilmesi gereken husus, kulun kendi zatından bağımsız olarak Allah'ın verdiği ilim ve hikmete mazhar olabileceği düşüncesidir.

Hz. Ali'ye atfedilen başka bir sözde ise Allah'ı görme meselesi şöyle açıklanır:

"Ben görmediğim bir Rabbe ibadet etmem."

Kendisine, "O'nu nasıl gördün?" diye sorulduğunda ise:

"O'nu baş gözü göremez; fakat kalpler O'nu imanın hakikati ile görür." şeklinde cevap verdiği nakledilir.

Bu ifadede anlatılmak istenen, Allah'ın mahlûkata benzetilerek maddî gözle görülmesi değil; iman, marifet ve kalp idrakiyle tanınmasıdır.

Gayba İman Nasıl Olur?

İnsan gayba nasıl inanır?

Bir şey henüz duyularla görülmüyorsa, ona iman etmek için haber verenin doğruluğu ve delil gerekir.

Mesela geçmişte insanlara uçakların varlığından söz edilseydi, bu onlar için gaybî bir bilgi olurdu. Fakat uçak icat edildikten sonra artık onun varlığı şehadet âleminde görülebilen bir bilgi hâline gelmiştir.

Buradan hareketle bazı bilgiler zaman içerisinde insanlığın tecrübe ve şehadet alanına girebilir.

İsrâ hadisesini düşünelim.

Resûlullah Efendimizin Mekke'den Mescid-i Aksâ'ya götürülmesi, o dönemde insanlar açısından alışılmışın dışında ve gaybî bir hadise olarak görülüyordu. Bugün ise insanlar uçaklarla çok uzak mesafeleri kısa zamanda kat edebilmektedir.

Gelecekte insanlığın ulaşım ve teknoloji alanında daha farklı imkânlar geliştirmesi de mümkündür. Ancak bunlar, mucizelerin sıradan teknolojiyle açıklanabileceği anlamına gelmez. Mucize, Allah'ın kudretiyle gerçekleşen olağanüstü hadisedir.

Miraç hadisesi de bugün bütün yönleriyle kavranması mümkün olmayan büyük bir mucizedir. İnsan bilgisinin ilerlemesi, bu tür hadiseler üzerinde daha fazla tefekkür etmemize vesile olabilir.

Zikrimizin üçüncü hususunda da "Kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda harcarlar" hikmetine ram olmayı inşallah diliyoruz.

Şehadet Bilgisi Nedir?

İslâm'ın beş şartından biri olan kelime-i şehadette şöyle deriz:

"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh."

Bunun mânâsı; Allahü Teâlâ'dan başka ibadet ve itaat edilmeye hakkı olan hiçbir ilâh bulunmadığına ve Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemin Allahü Teâlâ'nın kulu ve resûlü olduğuna inanıp şahitlik etmektir.

Burada "şehadet" kelimesi yalnızca gözle görme anlamında değil, kesin olarak inanıp tasdik etme ve ikrar etme anlamında da kullanılmaktadır.

İlmel-Yakîn, Aynel-Yakîn ve Hakkal-Yakîn Nedir?

Bilmenin ve kesinliğin farklı dereceleri vardır.

İlmel-yakîn: Bir şeyi ilim, delil ve burhan ile bilmektir.

Aynel-yakîn: Bir şeyi görerek ve müşahede ederek bilmektir.

Hakkal-yakîn: Bir şeyi bizzat yaşayarak, içine girerek ve hakikatine vakıf olarak bilmektir.

Bunları bir misalle açıklayalım:

Gökyüzünde Ay'ın bulunduğunu önce ilim yoluyla biliriz. Astronomi bilgileri, hesaplar ve deliller bize Ay'ın Dünya'nın uydusu olduğunu öğretir. Bu, ilmel-yakîn bilgisine örnektir.

Bunun karşısında, Ay'ı başka bir şey zannetmek ise yanlış ve bilgisizliğe dayalı bir kanaattir.

Daha sonra Ay'ın hilal, yarım ay ve dolunay hâllerini gözlemleyerek onun hareketlerini müşahede ederiz. Bu, aynel-yakîn bilgisine örnek verilebilir.

Hakkal-yakîn ise Ay'a bizzat gidip oraya ayak basmak, oradaki şartları yaşayarak ve doğrudan tecrübe ederek öğrenmek gibi düşünülebilir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

Sadakallahul Azîm. Tekâsür Suresi, 5, 6 ve 7. ayetler.

Euzubillahimineşşeytanirracim.

"Kellâ lev ta'lemûne ilmel-yakîn."

Mânâsı:

"Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilseydiniz."

"Le terevunnel cahîm."

"Muhakkak ki cehennemi göreceksiniz."

"Summe le terevunnehâ aynel-yakîn."

"Sonra onu aynel-yakîn olarak, gözünüzle göreceksiniz."

Bu âyetlerde ilmel-yakîn ve aynel-yakîn ifadeleri geçmektedir.

Şehadet bilgisi ise ilim yoluyla, görerek veya bizzat yaşayarak elde edilen kesin bilgi şeklinde düşünülebilir.

Peki, Allah bize Müslüman olmamız için Allah'ın ilâhlığına şehadet etmemizi istiyor. Biz Allah'ı gözümüzle görmedik. O hâlde bu şehadet nasıl gerçekleşmektedir?

İşte burada iman, haber ve delil meselesi ortaya çıkar. Mümin, Allah'ın varlığına ve birliğine; O'nun gönderdiği peygamberlere, vahye ve bildirilen hakikatlere iman eder.

Cennet ehlinin Allah'ı görmesi konusunda da hadis-i şeriflerde çeşitli rivayetler bulunmaktadır.

Abdullah b. Ömer'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, cennet ehlinin Allah'ı görmesiyle ilgili olarak Resûlullah Efendimizin şöyle buyurduğu nakledilir:

"Cennetliklerin en aşağı derecesinde olan bir insan, bahçelerine, hanımlarına, hizmetçilerine ve oturacağı koltuklara bin yıllık bir mesafeden bakacaktır. Cennetliklerin Allah katında en üstünü ise her gün sabah ve akşam Allah'ın cemaline bakacaktır."

Resûlullah Efendimiz daha sonra şu âyetleri okudu:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ ۝ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

Vucûhun yevme izin nâdıratun. İlâ rabbihâ nâziratun.

Meali:

"O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıldır. Rablerine bakarlar."

Sadakallahul Azîm. Kıyâmet Suresi, 22 ve 23. ayetler.

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

Bir kısım insanlar, "Ey Allah'ın Resulü, biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" dediler.

Resûlullah Efendimiz:

"Siz, ayın on dördünde ve gökyüzü bulutsuzken ayı görmekte güçlük çeker veya birbirinizle tartışır mısınız?" buyurdu.

Onlar, "Hayır, ey Allah'ın Resulü." dediler.

Resûlullah Efendimiz:

"Bulutsuz bir günde güneşi görmekte güçlük çeker misiniz?" buyurdu.

"Hayır." dediler.

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz, Allah'ı görme konusunda da böyle bir açıklama yapmıştır.

(Hadis-i Şerif, Buhârî, Müslim)

Ebu Said el-Hudrî (r.a.) de benzer şekilde Resûlullah Efendimizin, kıyamet gününde Allah'ı görme konusunda güneş ve ay örneğini verdiğini rivayet etmiştir.

(Hadis-i Şerif, Buhârî, Müslim)

Cerîr b. Abdullah (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:

"Biz Resûlullah'ın yanında oturuyorduk. O, ayın on dördünde aya baktı ve şöyle buyurdu:

'Şüphesiz sizler, bu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz ve O'nu görmekte kalabalıktan dolayı sıkıntı çekmeyeceksiniz.'"

(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tevhîd; Müslim)

Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a.) de Resûlullah Efendimizin cennet ehlinin Allah'ın cemalini görmesiyle ilgili olarak şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"İki cennet gümüştendir. Kapları ve içlerinde bulunan her şey gümüştendir. İki cennet de altındandır. Kapları ve içlerinde bulunan her şey altındandır. İnsanların, Rablerine bakmaları ile kendileri arasında yalnızca Rablerinin yüzündeki azamet perdesi bulunacaktır."

(Hadis-i Şerif, Müslim)

---oOo---

Bir başka hususa gelince:

Semânın katmanlarına dair tefekkür ederken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır.

Kâbe'ye gidildiğinde, oradaki safların ve insanların yoğunluğunun bize bazı sembolik tefekkürler düşündürebileceğini söylemiştik.

Dikey olarak yükseldiğimizi düşündüğümüzde ise Dünya, Güneş, Mars, Jüpiter ve diğer gök cisimleri bir tesbih tanesi gibi düşünülebilir. Her biri kendi düzeni içerisinde sıralanmış ve Allah'ın kudretini gösteren birer işaret gibidir.

İnsan neslinin de birbiri ardınca devam etmesi, bu tesbih tanelerinin dizilişine benzetilebilir. Anne, baba, dede, babaanne, çocuklar ve torunlar şeklinde nesiller birbirini takip eder.

Bu açıdan "tesbih üstünde tesbih" şeklindeki ifade, nesillerin birbirine bağlılığını sembolik olarak anlatan bir tefekkürdür.

İnsanların birbirlerinden farklı milletlere, dillere ve topluluklara ayrılmış olmaları da aslında hepimizin aynı insanlık ailesinin fertleri olduğumuz gerçeğini değiştirmez.

Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Âdem'in oğulları Hâbil ve Kâbil'in kardeş oldukları bildirilir. Kardeşlik, insanın yaratılışından itibaren var olan bir bağdır.

Bu sebeple insanlar arasında düşmanlık yerine kardeşlik, adalet ve merhametin hâkim olması gerekir.

Hepimiz Allah'ın kullarıyız. Farklılıklarımızı bir düşmanlık sebebi değil, yaratılıştaki çeşitliliğin bir parçası olarak görmek gerekir.

Vaaz içerisinde bazı ifadeler sembolik ve işarî anlamda kullanılmıştır. Buradaki amaç, insanın kendi yaratılışı, nesillerin devamı ve kâinattaki düzen üzerinde tefekkür etmesidir.

Rabbim, benim ve askerlerimin gaybî bilgiden nasibini artırsın, bizi hakikati doğru anlamaya ve öğrendiğimiz bilgiyle amel etmeye muvaffak eylesin. İnşallah.

---oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 5 Ekim 2016 Çarşamba

Original Kar © glan
[/size][/align]