10-21-2026, 07:32 PM
Sünnet Nedir, Neden ve Nasıl Sahibine Teslim Edilir?
(Kar©glan'ın 26 Eylül 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا
Ve len tecide li sünnetillâhi tebdîlâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah'ın sünnetini kimse iptal edip değiştiremez. Allah'ın koyduğu kanun ve yasaları bozamaz, yerine yenisini getirmeye kimsenin gücü yetmez.
Sadakallahül Azîm. Fetih Suresi, 23. ayetten pasaj.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِينَ
Lâ yu'minûne bihî ve kad halet sünnetül evvelîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Onlar zaten devam edip gelen sünnete de iman etmezler. Allah'ın yasaları ve kuralları olan sünnetullahı da kabul etmezler. İnsan iki gözlüdür, kelebek uçar, bazı canlılar belirli özelliklere sahiptir, iki hidrojen ile bir oksijenden su meydana gelir, yer çekimi gibi kanunlar vardır. Bunlara da itiraz eder, sanki bunların bir zıddı olması gerekiyormuş gibi düşünürler.
Sadakallahül Azîm. Hicr Suresi, 13. ayet.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Şüphesiz ki Allah, her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."
(Hadis-i Şerif, Ebû Dâvûd, Melâhim, 1)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Şüphesiz Allah Teâlâ, her yüz sene başında bu ümmetin dinini tazeleyen bir âlim ve onu yetiştirici bir kadro, bir cemaat gönderir."
(Hadis-i Şerif)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا مُّبِينًا
Ve mâ kâne li mu'minin ve lâ mu'minetin izâ kadallâhu ve resûluhu emran en yekûne lehümül hıyeratü min emrihim. Ve men ya'sıllâhe ve resûlehu fekad dalle dalâlen mübînâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, artık hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadın için o konuda tercih kullanma hakkı kalmamıştır. Kim Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz apaçık bir şekilde sapmıştır.
Sadakallahül Azîm. Ahzâb Suresi, 36. ayet.
Yine Kur'an'da, ilk bakışta insanın zihninde soru meydana getiren bir ayet bulunmaktadır. Ben internette bu şekilde gördüğüm için bu konu üzerinde düşünüyorum. Bilen ve anlayanların da dikkat etmesini isterim.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Kul etîûllâhe ver-resûle fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbül kâfirîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
De ki: "Allah'a ve Resûl'e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez.
Sadakallahül Azîm. Âl-i İmrân Suresi, 32. ayet.
Bu ayette "fe in tevellev" yani "eğer yüz çevirirlerse" ifadesinden sonra böyle bir hüküm gelmektedir.
Buna karşılık Tevbe Suresi'nin son ayetinde ise:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Fe in tevellev fe kul hasbiyallâhu, lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de:
"Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben Allah'a tevekkül ettim. Ve O, azîm Arş'ın Rabbidir."
Sadakallahül Azîm. Tevbe Suresi, 129. ayet.
Bu ayetin bir önceki ayetle birlikte okunması da dikkat çekicidir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ إِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
Lekad câeküm resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün aleyküm bil-mü'minîne raûfun rahîm. Fe in tevellev fe kul hasbiyallâhu, lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Andolsun ki size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz O'na ağır gelir. Size çok düşkündür; müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.
Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de:
"Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben Allah'a tevekkül ettim. Ve O, azîm Arş'ın Rabbidir."
Sadakallahül Azîm. Tevbe Suresi, 128-129. ayetler.
Burada benim dikkatimi çeken husus şudur: Âyetlerin mevcut tertibi içerisinde anlam bakımından insanın zihninde bazı sorular meydana gelebilmektedir. Benim kanaatim, bu ifadelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğidir. Ancak Kur'an'ın tertibinin veya metninin değiştirilmiş olduğunu kesin bir hüküm olarak söylemek doğru değildir. Bu konuda insanın çok dikkatli olması gerekir.
Yine Âl-i İmrân Suresi'nin 32. ayetinde:
قُلْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Kul etîûllâhe ver-resûle fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbül kâfirîn.
"De ki: Allah'a ve Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez."
Sadakallahül Azîm. Âl-i İmrân Suresi, 32. ayet.
Buradaki ifadelerin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde düşünmek gerekir. Benim burada üzerinde durduğum mesele, Allah'ın yaratması ile kulun Allah'a karşı itaat veya isyanının birlikte nasıl anlaşılacağıdır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Benden sonra nebi gelmeyecek; âlimler gelecek, halifeler gelecek. Onlara tâbi olan bana tâbi olmuş olur, onlara asi olan bana asi olmuş olur."
(Sahih-i Buhârî, ilgili rivayet)
33/AHZÂB-40:
Mâ kâne Muhammedün ebâ ehadin min ricâliküm ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyîn. Ve kânallâhu bi külli şey'in alîmâ.
Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah'ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
13/RA'D-7:
Ve yekûlüllezîne keferû lev lâ ünzile aleyhi âyetün min rabbih. İnnemâ ente münzirun ve li külli kavmin hâd.
Kâfirler derler ki: "O'nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavim için bir hidayet edicisi vardır.
"Her devirde beni temsilen bir kişi vardır. Hz. İsa Aleyhisselâm'ı temsilen üç kişi, Hz. Musa Aleyhisselâm'ı temsilen yedi kişi, Hz. İbrahim Aleyhisselâm'ı temsilen kırk kişi vardır."
Hadis-i Şerif.
"Benim ümmetimin varisleri, İsrailoğullarındaki nebiler gibidir."
Hadis-i Şerif.
"El-ulemâü veresetül-enbiyâ."
Âlimler peygamberlerin vârisleridir.
Hadis-i Şerif.
"Allah bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek bir müceddid gönderecektir."
(Sünen-i Ebû Dâvûd, Melâhim, hadis no: 4291)
"Yeryüzü, Halîlürrahmân Aleyhisselâm gibi kullara acıyan kırk abdaldan katiyen hâli kalmaz. Onların sayesinde size yağmur verilir. Onların sayesinde zafere kavuşturulursunuz. Onlardan biri vefat eder etmez Allah Teâlâ onun yerine başka birini tayin eder."
(Ramûzü'l-Ehâdîs, 4384. hadis)
"Kim bana itaat ederse muhakkak ki Allah'a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse Allah'a isyan etmiş olur. Her kim imama itaat ederse muhakkak ki bana itaat etmiş olur. Her kim imama isyan ederse muhakkak ki bana isyan etmiş olur."
(İbn Mâce, ilgili rivayet)
"Size Allah'a karşı takvayı, başınıza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. İçinizden yaşayacak olanlar çok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime sımsıkı sarılınız, sonradan ortaya çıkan şeylerden kaçınınız. Çünkü her bid'at dalâlettir."
(Ebû Dâvûd ve Tirmizî)
"Muhakkak Hak Teâlâ Hazretleri bu ümmete her yüzyılda bir kimse gönderir; din işlerini yeniler ve tazeler. Sizden bir taife halkı Hakk'a davetle meşgul olur. Bunlar ehl-i haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler ve tazeler."
(Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd'da müceddidlik ile ilgili rivayetler)
"Yeb'asü lihâzihil ümmeti alâ re'si külli mieti senetin men yüceddidü lehâ dînehâ."
Yani Allah Teâlâ'nın her yüz yılın başında bu ümmete dinini yenileyen kimseler göndermesi meselesi.
Eğer dünyada fitne ve fesat çoğalırsa, onun karşısında hak ve doğruluk üzere duran kimselerin bulunması da bu anlayış içerisinde değerlendirilebilir. Buna "Mehdî cemaati", "doğrular cemaati" veya benzeri isimler verilmesi ise insanların kendi yorumlarıdır. Asıl önemli olan, hakka ve doğruluğa bağlı kalmaktır.
Âlimler peygamberlerin vârisleri ise, o halde Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın duasında geçen şu ayete de dikkat etmek gerekir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Rabbi kad âteytenî minel-mülki ve allemtenî min te'vîlil-ehâdîs, fâtıras-semâvâti vel-ardı ente veliyyî fid-dünyâ vel-âhireti teveffenî müslimen ve elhıknî bis-sâlihîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Rabbim! Bana mülk verdin ve olayların te'vilini, yorumunu bana öğrettin. Gökleri ve yeri yaratan Sensin. Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihlerin arasına kat."
Sadakallahül Azîm. Yusuf Suresi, 101. ayet.
Zikrimizin 111_1. Bab'ına bu zikri de dahil ediyoruz ve üç defa tekrar edeceğiz.
Burada geçen "Rabbim bana olayların te'vilini, yani yorumunu öğrettin" ifadesinin, bizim üzerimizde de şükür ki tecelli ettiğini düşünüyoruz.
Öyleyse biz de Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın olayların te'vilini anlama hikmetinden nasiplenenlerden olmayı isteyelim. Buna şükür olarak bu ayeti her gün üç defa tekrar edelim. Rabbimiz, bu hikmeti bizlere ve askerlerimize de nasip etsin; olayları hak gözüyle görmeyi, doğru anlamayı ve doğru yorumlamayı nasip etsin. İnşallah.
---oOo---
O halde Fetih Suresi'nin 23. ayetinde geçtiği üzere SÜNNET DEMEK:
Tebdil edilemeyen, yani iptal edilemeyen yasalar, Allah'ın kanunları demektir. Bunlar Kur'an'da bildirilen ayetler olabileceği gibi, kâinattaki kevnî ayetler ve yaratılış kanunları da olabilir. Hepsi Allah'ın koyduğu düzen içerisindedir ve kâinat bu kanunlarla işlemektedir.
Bu düzeni bozmak, Allah'ın koyduğu ölçüye karşı gelmek anlamına gelir.
Atomun parçalanması gibi bilimsel çalışmalar yapılabilir. Fakat burada asıl mesele, insanın sahip olduğu bilgiyi hangi amaçla kullandığıdır. Allah'ın koyduğu düzeni anlamak ile o düzeni inkâr etmek aynı şey değildir.
Allah Teâlâ kâinatta bir dualite de yaratmıştır. Acı ve tatlı, siyah ve beyaz, gece ve gündüz gibi zıtlıklar vardır. Bu zıtlıkların içerisinde bile insanın hakikate ulaşması için ibretler bulunmaktadır.
Yukarıdaki ayette geçen "fe innallâhe lâ yuhibbül kâfirîn", yani "Allah kâfirleri sevmez" ifadesi üzerinde de düşünmek gerekir.
İnsan burada şu soruyu sorabilir:
"Allah, kendisine isyan eden kimseleri neden yaratıyor, onlara rızık veriyor, onları yaşatıyor?"
Burada ince bir nüans vardır. Allah'ın bir kulun inkârından razı olmaması başka, o kula hayat vermesi ve onu imtihan için dünyada yaşatması başkadır. Allah herkesi yaratmış ve imtihan dünyasında yaşatmıştır.
Dolayısıyla Allah'ın bir davranışı sevmemesi ile o davranışı yapan kulun yaratılmış olması arasında bir çelişki yoktur. Burada yaratılış ile imtihan sırrını birlikte düşünmek gerekir.
İnsan bir şeye veya bir olaya hak te'vili ile bakarsa, yani onu doğru yorumlarsa, onu fıtratına uygun şekilde kullanır ve ona uygun davranırsa Allah'ın sünnetine uymuş olur.
Peygamberin sünneti de bu açıdan değerlendirilebilir.
Hz. Yusuf Aleyhisselâm'a olayların te'vilini anlama hikmeti verilmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem de ilâhî rehberlik altında insanlara nasıl davranmaları gerektiğini öğretmiştir.
Allah Teâlâ buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
İn hüve illâ vahyün yûhâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"O'nun söyledikleri, sadece O'na vahyolunan vahiydir."
Sadakallahül Azîm. Necm Suresi, 4. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَن تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا
Men yuti'ir-resûle fekad etâallâhe ve men tevellâ femâ erselnâke aleyhim hafîzâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kim Resûl'e itaat ederse, andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine zorlayıcı bir muhafız olarak göndermedik.
Sadakallahül Azîm. Nisâ Suresi, 80. ayet.
"Peygamber'in verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının."
(Haşr Suresi, 7. ayet)
Yani Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem kâinata baktığında, Hakk'ın yasalarını ve yaratılış düzenini yerli yerince gördü. Bizlere de o kâinatta okuduğu hakikatlerden hareketle, hangi durumda nasıl davranırsak sünnetullaha, fıtrata veya Arapça ifadesiyle "mâ hulika leh" yani "bir şeyin yaratılış maksadına" uygun davranmış olacağımızı öğretti.
Bunların boş şeyler olmadığını da Cenâb-ı Mevlâ Kur'an'da bildirmiştir.
Sünneti kullanmada edep ise onu yerinden etmeden kullanmaktır.
Bunu bir örnekle anlatalım:
Elektrikçi olan bir insan elektrik eğitimi aldığı zaman, artık onu elektrik çarpmaz diye bir kural yoktur. Fakat elektrikçi elektrik kanunlarını bilir ve bunlara uygun hareket ederse, tehlikelerden korunur.
Çıplak bir kabloya elini uzatırsa onu da elektrik çarpar. Fakat izole edilmiş uygun bir alet kullanırsa, elektrikle güvenli şekilde çalışabilir. Çünkü elektrik kanunlarına uygun davranmaktadır.
Ne zaman bu kuralları unutur veya hata yaparsa, tehlike meydana gelir.
İşte sünnet de böyledir. Allah'ın koyduğu yasalara ve ölçülere uygun hareket etmek gerekir. Herhangi bir yasayı çiğnemek, çıplak elektrik kablosuna dokunmak gibidir.
Böyle olunca Ashâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimizden gördüklerini ve duyduklarını aktarırken:
"Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu."
"Ben O'nun şöyle yaptığını gördüm."
"Ben O'ndan bunu duydum."
şeklinde anlatmışlardır.
Bu ne demektir?
Öğrendiğin şeyi sahibine nispet etmek demektir.
Bunu günümüzdeki telif hakkı anlayışına benzetebiliriz. Bir eser bir kişiye aitse, onu kullanırken sahibini belirtmek gerekir.
Bir şarkıyı başkasından izin alarak söylemek gibi düşünün. Söylersiniz, fakat sonrasında eserin asıl sahibini de belirtirsiniz.
Aynı şekilde bir hikmeti, bir sünneti veya bir bilgiyi öğrendiğimizde, onu kendi malımız gibi göstermemeliyiz.
Çünkü o bilgi bize ulaşmıştır; bizim tarafımızdan yaratılmamıştır.
Allah Teâlâ'nın sünnetullahı da böyledir. İnsan kâinattaki bir kanunu keşfedebilir; fakat o kanunu kendisi yaratmış olmaz.
Yer çekimi kanununu keşfeden insan, "Bunu ben yarattım, artık bu kanuna uymak zorunda değilim." diyemez.
İşte Allah ve Resûlü bir konuda hüküm verdiğinde, insanın kendi hevesine göre hareket etmemesi gerekir.
Bizim sizlere öğrettiklerimiz de bizim kâinattan okuyabildiğimiz ve anlayabildiğimiz şeylerdir.
Mizan terazisi her zaman kuruludur.
Bir bilgiyi mizana vur.
Kâinat düzenine vur.
Test et.
Uyuyorsa al.
Uymuyorsa alma.
Düşünün ki birkaç elektrikçiden oluşan bir grup bir inşaata gönderilecek. Elektrik şirketi onlara kullanacakları alet ve edevatı verir.
Bazı ölçüm aletlerinden sadece bir tane vardır. Tornavida, pense gibi aletler her elektrikçinin kendisine ait olabilir. Fakat bir osiloskop, kaçak akım test cihazı veya başka özel bir ölçüm aleti yalnızca bir tane olabilir.
Hangi elektrikçinin o alete ihtiyacı varsa onu alır, kullanır ve işi bittikten sonra tekrar yerine koyar.
Neden?
Çünkü başka bir elektrikçinin de o alete ihtiyacı olacaktır.
İşte sünnetler de böyledir.
Öğrendin, denedin, tatbik ettin. Sonra onu sahibine iade edersin.
Peki nasıl iade edersin?
Mesela biz sana bir şey öğrettiysek:
"Raşit hocadan duydum, şöyle şöyleymiş. Ben de test ettim ve doğru olduğunu gördüm."
dersin.
Sonra sen de başkasına öğretirsin.
Fakat onu kendi üzerine geçirip "Bunu ben buldum." dersen, bilginin kaynağını gizlemiş olursun.
İşte bazı sünnetlerin unutulmasının sebeplerinden biri de budur. Bilgi sahibine nispet edilmeden aktarılmış, zamanla kaynağı belirsizleşmiş ve insanlar onun sıhhatini tartışmaya başlamış olabilir.
Halbuki sünnetlerin bir kısmı bir yasaya dayanır ve bir ayetle teyit edilir. Böyle olunca mizanla, yani Kur'an'ın ve yaratılış düzeninin ölçüsüyle değerlendirilerek doğru veya yanlış olduğu anlaşılabilir.
İşte Zikr-i Raşidi Evradımıza 111_2. Bab'ına eklediğimiz zikrin sebebi de budur.
Yani Rabbimizin Hz. Yusuf Aleyhisselâm'a verdiği olayları anlama ve te'vil etme hikmetinden bizlere de nasip vermesi için gerekli gördüğümüz bir zikirdir.
Bu hikmetin kişide açığa çıkması, bizim anlayışımıza göre, o hakikatin manasını kavramakla mümkündür.
Bu sebeple bu zikrimize de devam ediniz.
---oOo---
Son bir nükte ile vaazımızı hitama erdirelim.
Bazı insanlar riyazet yaparak yemeden ve içmeden kesilmeyi, böylece melekleri veya cinleri görebileceklerini ve onlardan haber alabileceklerini düşünürler.
Halbuki insanın uzun süre aç ve susuz kalması, sağlıklı bir manevî tecrübe olarak değerlendirilmemelidir. Aşırı açlık ve susuzluk insanın zihinsel ve bedensel dengesini bozabilir.
Allah insanı yemek yiyen, su içen ve bedeninin tabiî ihtiyaçlarını gideren bir varlık olarak yaratmıştır.
İnsanın fıtratına uygun davranması gerekir.
Daha önce söylediğimiz gibi, fıtrata uygun davranmamak düzeni bozar.
Bir elektrikçinin elektrik kurallarına uymaması nasıl tehlikeli ise, insanın da bedeninin ve ruhunun yaratılış düzenine aykırı davranması kendisine zarar verebilir.
Dağlar, taşlar ve diğer varlıklar da Allah'ın yaratmış olduğu düzen içerisinde yerlerini alırlar. Bir insanın taş gibi yaşamaya çalışması onu Allah yapmaz.
Allah insanı insan olarak yaratmıştır.
Bu nedenle kulluğun yolu, insanın kendisini yok sayması veya yaratılışının tabiî ihtiyaçlarını inkâr etmesi değil; fıtratını koruyarak Allah'a kulluk etmesidir.
Rabbim, bizlere sünnetullaha uymayı nasip etsin.
Aldığımız sünneti ve hikmeti benliğimize geçirmeyip, onu sahibine nispet etmeyi nasip etsin.
Bir Grundig televizyonunun üzerindeki "Grundig" yazısını söküp kendi adımızı yazmak nasıl doğru değilse, öğrendiğimiz bir hikmeti de kendi buluşumuz gibi göstermemek gerekir.
İnsan öğrendiği hikmeti aldığı yeri belirtirse, kendisinden sonra gelen başka bir insan da o hikmete ulaşabilir.
Aksi halde hikmet arada kaybolup gider.
Rabbim, öğrendiklerimizi doğru şekilde muhafaza etmeyi, kaynağına iade etmeyi ve başkalarına doğru şekilde aktarmayı hepimize nasip etsin.
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Eylül 2016 Pazartesi
Original Kar © glan