10-23-2026, 07:37 PM
İyilik ve Kötülük Kutupludur: Senin Küçük Sandığın Bir Şey, Bir Başkası İçin Büyük Bir Şey Olabilir
Kar©glan'ın 11 Haziran 2016 Vaazı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ مَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ
Sadakallâhü'l-Azîm, Kamer Suresi 49-50. ayetler
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnâ kulle şey'in halaknâhu bi kader. Ve mâ emrunâ illâ vâhidetun ke-lemhin bil-basar.
Meali:
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Bizim emrimiz ancak bir tek emirdir; göz açıp kapama gibi bir anda gerçekleşir.”
Sadakallâhü'l-Azîm, Kamer Suresi 49-50. ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Ve inne yevmen inde rabbike ke-elfi senetin mimmâ teuddûn.
“Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.”
Sadakallâhü'l-Azîm, Hac Suresi 47. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Leyletül-kadri hayrun min elfi şehr.
Meali:
“Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.”
(Hadis-i Şerif, İbn Asâkir)
“Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.”
(Hadis-i Şerif, Taberânî)
“İslam'da faiz yoktur ama İslam'ın, faizli borç gibi ödenmedikçe artan bir borcu vardır. O da namaz borcudur. Ödenmeye ödenmeye dağlar kadar namaz borcu olan bir kimse, o yükten kurtulmadıkça yaptığı güzel işlerin karşılığını düşünmelidir.”
(Kar©glan Sözü, 11.06.2016)
“Terazi haddine gelince, bazen bir saç teli kadar bile bir ağırlık ibrenin değişmesini sağlar. Varsa ağır getirir, yoksa noksan ve hafif getirir.”
(Kar©glan Sözü, 11.06.2016)
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Büyük Türk hakanı Attila'ya atfedilen şöyle bir söz vardır:
“Atımın nalındaki bir çivi düşseydi, bu büyük ülke olmazdı.”
“Nasıl olur? Bir çivi bir ülkeyi nasıl kurtarır?” diye sorulduğunda ise şöyle cevap verdiği anlatılır:
“Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da koca bir ülkeyi etkiler. Şimdi anladınız mı? Bir çivinin eksikliği bile ne kadar büyük kayıplara sebep olabilir.”
Buradaki asıl mesele, küçük görünen bir şeyin büyük sonuçlar doğurabileceğidir.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin kıymetini bilin:
1- İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin,
2- Hastalıktan önce sağlığın,
3- Meşguliyetten önce boş vaktin,
4- Fakirlikten önce zenginliğin,
5- Ölmeden önce hayatın kıymetini bilin.”
Ve burada “ölmeden önce hayatın ve dünyada ahireti kazanmanın kıymetini bilin” denilmektedir.
İnsan hayattayken yaptığı iyiliklerin, duaların ve güzel amellerin değerini bilmelidir. Çünkü insan öldükten sonra artık kendi amelini artırma imkânı sona erer; ancak geride bıraktığı bazı hayırlar ve kendisine yapılan dualar onun için bir vesile olabilir.
Bu sebeple, bir mümin vefat etmiş bir yakınını hatırladığında onun için dua edebilir, Kur'an okuyabilir, sadaka verebilir ve sevabını ona bağışlayabilir.
Bazen insanın küçücük gördüğü bir iyilik, başka biri için çok büyük bir değer taşıyabilir.
Mesela senin birkaç dakikanı alan bir Fâtiha veya birkaç kısa sure, vefat etmiş bir yakının için senin gönlünde çok büyük bir anlam taşıyabilir.
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ: إِلَّا مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ
“İnsan ölünce şu üç şey dışında ameli sona erer: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”
(Hadis-i Şerif)
Ve yine:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: .... وَإِنَّ اللهَ لَيُدْخِلُ عَلَى أَهْلِ الْقُبُورِ مِنْ دُعَاءِ أَهْلِ الْاَرْضِ أَمْثَالَ الْجِبَالِ فَاِنَّ هَدِيَّةَ الْاَحْيَاءِ إِلَى الْاَمْوَاتِ اَلْاِسْتِغْفَارُ لَهُمْ وَالصَّدَقَةُ عَلَيْهِمْ
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Muhakkak Allahü Teâlâ, yeryüzündekilerin duasından dolayı kabirdekilere dağlar kadar rahmet verir. Dirilerin ölülere hediyeleri, onlar için istiğfar ve sadakadır.”
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü'l-Ummâl)
“Ölüler, dirilerin göndereceği hayırlara muhtaçtır.”
Ey insanoğlu!
Eğer namaz kıldığında, sevap işlediğinde, Kur'an okuduğunda ve güzel ahlakla yaşadığında bunların Allah katında bir karşılığının olduğuna inanıyorsan, hayattayken yaptığın bir duanın veya sadakanın da bir değeri olduğuna inanmalısın.
Senin on liran varsa ve bir fakire iki lirasını vererek onu kendi rızkından faydalandırıyorsan, okuduğun Fâtiha'nın, kısa surelerin veya yaptığın hayrın sevabını bir vefat etmiş kimseye bağışlamanın da bir iyilik olduğunu düşünürsün.
Nitekim şöyle bir rivayet aktarılır:
“Ölen kimse, kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından, kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında, bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki hayatta olanların ölüler için hediyesi dua ve istiğfardır.”
(Mişkâtü'l-Mesâbîh, 1/723)
O hâlde, ahirete iman eden insan, dünyada kazandığı maldan sadaka verebildiği gibi, yaptığı bazı hayırların sevabını da vefat etmiş yakınlarına bağışlayabilir.
Bazen insan, vefat etmiş bir yakınının hayatındaki bir eşyayı, bir sözü veya bir hatırayı görünce onu hatırlar. İşte böyle bir anda onun için dua etmek, Fâtiha okumak, Kur'an'dan bir bölüm okumak veya imkânı varsa bir fakire sadaka vermek güzel bir davranıştır.
Vaktin varsa birkaç sure oku ve sevabını bağışla. Yanında fakir bir kimse varsa ve imkânın da bulunuyorsa ona yardım et.
Çünkü yarın senin de aynı durumda olmayacağının garantisi yoktur.
Sen bugün bir vefat etmiş kimseye dua edersen, yarın senin için de yaşayanların dua etmesini ümit edebilirsin.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âdemoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz:
1- Sadaka-i câriye bırakanın,
2- Kendisine dua eden hayırlı bir evlat bırakanın,
3- Faydalanılacak bir ilim bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz.”
Buradan hareketle, insanın geride bıraktığı eserlerin ve yetiştirdiği insanların nasıl bir etki meydana getirebileceğini düşünmemiz gerekir.
Hayırlı bir evlat bırakan kimsenin ardından hayırlar devam edebileceği gibi, insanın geride kötü bir alışkanlık, kötü bir uygulama veya insanların devam ettirdiği zararlı bir davranış bırakması da farklı sonuçlar doğurabilir.
Burada “kimse kimsenin günahını çekmez” hükmünü de unutmamak gerekir. Hiç kimse başkasının günahının doğrudan sorumluluğunu yüklenmez. Ancak bir insan kötü bir davranışın öncülüğünü yapar, başkalarını buna yönlendirir veya kendisinden sonra devam edecek bir kötülüğe sebep olursa, o kötülüğün yayılmasındaki payı açısından sorumluluk söz konusu olabilir.
Bu, dünyadaki bazı örneklerle de anlaşılabilir. Bir işyerinde yapılan bir uygulamanın sonucu, o uygulamayı başlatan kişiden sonra da devam edebilir.
Mesela bir insan kötü bir alışkanlığın veya günahın yayılmasına vesile olmuşsa ve kendisinden sonra insanlar o davranışı devam ettiriyorsa, o kimsenin bıraktığı kötü örneğin sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
Bu sebeple:
Ey kardeşlerim! Dünyada iyi işlere imza atmak için gayret ediniz. Kötü işlerin öncüsü ve temsilcisi olmaktan sakınınız.
---
Kefaret Orucu Meselesi:
Burada oruç ve kefaret meselesine dair kendi düşüncemi aktarmak istiyorum.
Dindeki hükümlerin hikmetlerini anlamaya çalışırken, ibadetlerin insanı zorlamak için değil, insanın kulluğunu ve sorumluluğunu yerine getirmesi için emredildiğini unutmamak gerekir.
Bunu bir çiçek örneğiyle düşünelim.
Evde küçük bir saksıda yetişen bir çiçeğimiz olsun. Sıcak günlerde bu çiçeğin daha sık sulanması gerekir. Bahçede kökleri derinlere ulaşmış büyük bir hurma ağacı ise daha farklı şartlarda yaşayabilir.
İnsanların dayanma gücü de birbirinden farklıdır.
Buradaki benzetmede, insanın bedenî ve ruhî şartlarının dikkate alınması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Oruç ibadetinin amacı insanı sağlığına zarar verecek şekilde zorlamak değildir. Hastalık, yolculuk ve benzeri mazeretlerde dinin getirdiği kolaylıklar vardır.
Özellikle sağlık konusunda insan kendi durumunu bilmeli, gerektiğinde doktor tavsiyesinden yararlanmalıdır.
Oruç ibadetinin insanın bedenini ve nefsini terbiye eden bir yönü vardır. Fakat bir ibadeti yerine getirirken insanın sağlığını koruması da önemlidir.
Bu nedenle, oruç tutamayacak kadar hasta olan bir kimsenin durumunun dinî hükümler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta şudur:
İbadetin hikmetini anlamadan sadece şekline bakmak doğru değildir. Hükmün yanında hikmeti de anlamaya çalışmak gerekir.
Oruç, insanı terbiye eden, sabrı öğreten ve nefsin arzularını kontrol etmeyi sağlayan büyük bir ibadettir. Fakat hastalık gibi durumlarda dinin tanıdığı ruhsatlar da göz önünde bulundurulmalıdır.
Burada benim kanaatim, her hükmün hikmetini düşünürken hem dinî ölçüleri hem de insanın gerçek durumunu birlikte değerlendirmemiz gerektiğidir.
Not: Bu bölüm vaazdaki kişisel değerlendirme ve örneklemelerden oluşmaktadır; kefaret ve oruçla ilgili fıkhî hükümlerin tamamı bu kısa değerlendirmeye indirgenemez.
Güç yetirme, hastalık ve oruçla ilgili meselelerde kişinin kendi durumuna göre ehil bir din âlimine ve gerektiğinde sağlık uzmanına danışması gerekir.
---
Geçenlerde televizyonda, bitkilerin genetik özellikleriyle oynanması ve farklı türlerin özelliklerinden yararlanılarak yeni çeşitler üretilmesiyle ilgili bir haber gördüm.
Buradan hareketle şunu düşündüm:
İnsan, tabiatın yaratılış düzeni üzerinde değişiklikler yaparken bunun sonuçlarını da düşünmelidir.
Kur'an'da şeytanın insanları saptırmak için Allah'ın yarattığı düzeni değiştirmeye yönlendireceğine dair şu ifade geçmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا
Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzânel en'âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh. Ve men yettehızi'ş-şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubînâ.
Meali:
“Onları mutlaka saptıracağım, onları birtakım kuruntulara sürükleyeceğim; onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler. Kim Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz apaçık bir ziyanda bulunmuştur.”
(Nisâ Suresi, 4/117-119)
Bu ayetteki “Allah’ın yaratışını değiştirme” ifadesi üzerinde tefekkür etmek gerekir. Her teknolojik veya tıbbî müdahaleyi doğrudan bu ayetin kapsamına sokmak doğru değildir. Ancak insanın yaratılış düzenine müdahale ederken bunun sonuçlarını düşünmesi gerektiği açıktır.
Ardından Rahmân Suresi’ndeki şu ayetlere bakalım:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Ellâ tatgav fîl mîzân.
Ve ekîmul vezne bil-kıstı ve lâ tuhsırûl-mîzân.
Vel arda vadaahâ lil-enâm.
Fîhâ fâkihetun ven-nahlu zâtul-ekmâm.
Vel-habbu zul-asfi ver-reyhân.
Fe bi-eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.
Meali:
“Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın ve ölçüyü eksiltmeyin. Yeri de canlılar için yaratmıştır. Orada meyveler, tomurcuklu hurma ağaçları, yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
Rahmân Suresi 8-13. ayetler
Burada üzerinde durulması gereken mesele, Allah’ın yaratmış olduğu düzenin bir ölçü ve denge içerisinde olmasıdır.
İnsanoğlu tabiat üzerinde değişiklikler yaparken bu ölçüyü ve dengeyi göz ardı etmemelidir.
Her yeni imkânın beraberinde bir sorumluluk getirdiğini unutmamak gerekir.
At ile eşeğin çiftleştirilmesi sonucunda katır elde edilmesi gibi, tabiatta farklı türlerin özelliklerinden yararlanılan örnekler vardır. Fakat insanın yaptığı her müdahalenin hikmetini, faydasını ve doğurabileceği sonuçları düşünmesi gerekir.
Buradaki mesele, “her değişiklik kötüdür” demek değildir. Asıl mesele, yaratılıştaki dengeyi bozmadan, ölçüyü gözeterek hareket etmektir.
Çünkü küçük gördüğümüz bir değişiklik, başka bir canlı veya başka bir insan için çok büyük sonuçlar doğurabilir.
İyilik ve kötülük de böyledir.
Senin küçük sandığın bir iyilik, bir başkası için büyük bir iyilik olabilir.
Senin küçük gördüğün bir yanlış ise başkasının hayatında büyük bir zarara dönüşebilir.
İşte bu yüzden insan, yaptığı her işte ölçüyü, dengeyi ve sonucu düşünmelidir.
Rabbim, bizleri yanlışların ve kötülüklerin sebebi olmaktan muhafaza eylesin. Beni, ailemi, cemaatimi ve bütün müminleri her türlü şerden korusun. Âmin.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah’ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da’vâhum enil hamdü lillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 11 Haziran 2016 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan'ın 11 Haziran 2016 Vaazı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ مَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ
Sadakallâhü'l-Azîm, Kamer Suresi 49-50. ayetler
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnâ kulle şey'in halaknâhu bi kader. Ve mâ emrunâ illâ vâhidetun ke-lemhin bil-basar.
Meali:
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. Bizim emrimiz ancak bir tek emirdir; göz açıp kapama gibi bir anda gerçekleşir.”
Sadakallâhü'l-Azîm, Kamer Suresi 49-50. ayetler
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Ve inne yevmen inde rabbike ke-elfi senetin mimmâ teuddûn.
“Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.”
Sadakallâhü'l-Azîm, Hac Suresi 47. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Leyletül-kadri hayrun min elfi şehr.
Meali:
“Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.”
(Hadis-i Şerif, İbn Asâkir)
“Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.”
(Hadis-i Şerif, Taberânî)
“İslam'da faiz yoktur ama İslam'ın, faizli borç gibi ödenmedikçe artan bir borcu vardır. O da namaz borcudur. Ödenmeye ödenmeye dağlar kadar namaz borcu olan bir kimse, o yükten kurtulmadıkça yaptığı güzel işlerin karşılığını düşünmelidir.”
(Kar©glan Sözü, 11.06.2016)
“Terazi haddine gelince, bazen bir saç teli kadar bile bir ağırlık ibrenin değişmesini sağlar. Varsa ağır getirir, yoksa noksan ve hafif getirir.”
(Kar©glan Sözü, 11.06.2016)
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Büyük Türk hakanı Attila'ya atfedilen şöyle bir söz vardır:
“Atımın nalındaki bir çivi düşseydi, bu büyük ülke olmazdı.”
“Nasıl olur? Bir çivi bir ülkeyi nasıl kurtarır?” diye sorulduğunda ise şöyle cevap verdiği anlatılır:
“Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bir komutan bir orduyu, bir ordu da koca bir ülkeyi etkiler. Şimdi anladınız mı? Bir çivinin eksikliği bile ne kadar büyük kayıplara sebep olabilir.”
Buradaki asıl mesele, küçük görünen bir şeyin büyük sonuçlar doğurabileceğidir.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
“Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin kıymetini bilin:
1- İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin,
2- Hastalıktan önce sağlığın,
3- Meşguliyetten önce boş vaktin,
4- Fakirlikten önce zenginliğin,
5- Ölmeden önce hayatın kıymetini bilin.”
Ve burada “ölmeden önce hayatın ve dünyada ahireti kazanmanın kıymetini bilin” denilmektedir.
İnsan hayattayken yaptığı iyiliklerin, duaların ve güzel amellerin değerini bilmelidir. Çünkü insan öldükten sonra artık kendi amelini artırma imkânı sona erer; ancak geride bıraktığı bazı hayırlar ve kendisine yapılan dualar onun için bir vesile olabilir.
Bu sebeple, bir mümin vefat etmiş bir yakınını hatırladığında onun için dua edebilir, Kur'an okuyabilir, sadaka verebilir ve sevabını ona bağışlayabilir.
Bazen insanın küçücük gördüğü bir iyilik, başka biri için çok büyük bir değer taşıyabilir.
Mesela senin birkaç dakikanı alan bir Fâtiha veya birkaç kısa sure, vefat etmiş bir yakının için senin gönlünde çok büyük bir anlam taşıyabilir.
Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
إِذَا مَاتَ الْإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَنْهُ عَمَلُهُ إِلَّا مِنْ ثَلَاثَةٍ: إِلَّا مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ، أَوْ عِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ، أَوْ وَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ
“İnsan ölünce şu üç şey dışında ameli sona erer: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”
(Hadis-i Şerif)
Ve yine:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: .... وَإِنَّ اللهَ لَيُدْخِلُ عَلَى أَهْلِ الْقُبُورِ مِنْ دُعَاءِ أَهْلِ الْاَرْضِ أَمْثَالَ الْجِبَالِ فَاِنَّ هَدِيَّةَ الْاَحْيَاءِ إِلَى الْاَمْوَاتِ اَلْاِسْتِغْفَارُ لَهُمْ وَالصَّدَقَةُ عَلَيْهِمْ
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Muhakkak Allahü Teâlâ, yeryüzündekilerin duasından dolayı kabirdekilere dağlar kadar rahmet verir. Dirilerin ölülere hediyeleri, onlar için istiğfar ve sadakadır.”
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü'l-Ummâl)
“Ölüler, dirilerin göndereceği hayırlara muhtaçtır.”
Ey insanoğlu!
Eğer namaz kıldığında, sevap işlediğinde, Kur'an okuduğunda ve güzel ahlakla yaşadığında bunların Allah katında bir karşılığının olduğuna inanıyorsan, hayattayken yaptığın bir duanın veya sadakanın da bir değeri olduğuna inanmalısın.
Senin on liran varsa ve bir fakire iki lirasını vererek onu kendi rızkından faydalandırıyorsan, okuduğun Fâtiha'nın, kısa surelerin veya yaptığın hayrın sevabını bir vefat etmiş kimseye bağışlamanın da bir iyilik olduğunu düşünürsün.
Nitekim şöyle bir rivayet aktarılır:
“Ölen kimse, kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından, kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında, bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki hayatta olanların ölüler için hediyesi dua ve istiğfardır.”
(Mişkâtü'l-Mesâbîh, 1/723)
O hâlde, ahirete iman eden insan, dünyada kazandığı maldan sadaka verebildiği gibi, yaptığı bazı hayırların sevabını da vefat etmiş yakınlarına bağışlayabilir.
Bazen insan, vefat etmiş bir yakınının hayatındaki bir eşyayı, bir sözü veya bir hatırayı görünce onu hatırlar. İşte böyle bir anda onun için dua etmek, Fâtiha okumak, Kur'an'dan bir bölüm okumak veya imkânı varsa bir fakire sadaka vermek güzel bir davranıştır.
Vaktin varsa birkaç sure oku ve sevabını bağışla. Yanında fakir bir kimse varsa ve imkânın da bulunuyorsa ona yardım et.
Çünkü yarın senin de aynı durumda olmayacağının garantisi yoktur.
Sen bugün bir vefat etmiş kimseye dua edersen, yarın senin için de yaşayanların dua etmesini ümit edebilirsin.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âdemoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz:
1- Sadaka-i câriye bırakanın,
2- Kendisine dua eden hayırlı bir evlat bırakanın,
3- Faydalanılacak bir ilim bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz.”
Buradan hareketle, insanın geride bıraktığı eserlerin ve yetiştirdiği insanların nasıl bir etki meydana getirebileceğini düşünmemiz gerekir.
Hayırlı bir evlat bırakan kimsenin ardından hayırlar devam edebileceği gibi, insanın geride kötü bir alışkanlık, kötü bir uygulama veya insanların devam ettirdiği zararlı bir davranış bırakması da farklı sonuçlar doğurabilir.
Burada “kimse kimsenin günahını çekmez” hükmünü de unutmamak gerekir. Hiç kimse başkasının günahının doğrudan sorumluluğunu yüklenmez. Ancak bir insan kötü bir davranışın öncülüğünü yapar, başkalarını buna yönlendirir veya kendisinden sonra devam edecek bir kötülüğe sebep olursa, o kötülüğün yayılmasındaki payı açısından sorumluluk söz konusu olabilir.
Bu, dünyadaki bazı örneklerle de anlaşılabilir. Bir işyerinde yapılan bir uygulamanın sonucu, o uygulamayı başlatan kişiden sonra da devam edebilir.
Mesela bir insan kötü bir alışkanlığın veya günahın yayılmasına vesile olmuşsa ve kendisinden sonra insanlar o davranışı devam ettiriyorsa, o kimsenin bıraktığı kötü örneğin sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
Bu sebeple:
Ey kardeşlerim! Dünyada iyi işlere imza atmak için gayret ediniz. Kötü işlerin öncüsü ve temsilcisi olmaktan sakınınız.
---
Kefaret Orucu Meselesi:
Burada oruç ve kefaret meselesine dair kendi düşüncemi aktarmak istiyorum.
Dindeki hükümlerin hikmetlerini anlamaya çalışırken, ibadetlerin insanı zorlamak için değil, insanın kulluğunu ve sorumluluğunu yerine getirmesi için emredildiğini unutmamak gerekir.
Bunu bir çiçek örneğiyle düşünelim.
Evde küçük bir saksıda yetişen bir çiçeğimiz olsun. Sıcak günlerde bu çiçeğin daha sık sulanması gerekir. Bahçede kökleri derinlere ulaşmış büyük bir hurma ağacı ise daha farklı şartlarda yaşayabilir.
İnsanların dayanma gücü de birbirinden farklıdır.
Buradaki benzetmede, insanın bedenî ve ruhî şartlarının dikkate alınması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.
Oruç ibadetinin amacı insanı sağlığına zarar verecek şekilde zorlamak değildir. Hastalık, yolculuk ve benzeri mazeretlerde dinin getirdiği kolaylıklar vardır.
Özellikle sağlık konusunda insan kendi durumunu bilmeli, gerektiğinde doktor tavsiyesinden yararlanmalıdır.
Oruç ibadetinin insanın bedenini ve nefsini terbiye eden bir yönü vardır. Fakat bir ibadeti yerine getirirken insanın sağlığını koruması da önemlidir.
Bu nedenle, oruç tutamayacak kadar hasta olan bir kimsenin durumunun dinî hükümler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta şudur:
İbadetin hikmetini anlamadan sadece şekline bakmak doğru değildir. Hükmün yanında hikmeti de anlamaya çalışmak gerekir.
Oruç, insanı terbiye eden, sabrı öğreten ve nefsin arzularını kontrol etmeyi sağlayan büyük bir ibadettir. Fakat hastalık gibi durumlarda dinin tanıdığı ruhsatlar da göz önünde bulundurulmalıdır.
Burada benim kanaatim, her hükmün hikmetini düşünürken hem dinî ölçüleri hem de insanın gerçek durumunu birlikte değerlendirmemiz gerektiğidir.
Not: Bu bölüm vaazdaki kişisel değerlendirme ve örneklemelerden oluşmaktadır; kefaret ve oruçla ilgili fıkhî hükümlerin tamamı bu kısa değerlendirmeye indirgenemez.
Güç yetirme, hastalık ve oruçla ilgili meselelerde kişinin kendi durumuna göre ehil bir din âlimine ve gerektiğinde sağlık uzmanına danışması gerekir.
---
Geçenlerde televizyonda, bitkilerin genetik özellikleriyle oynanması ve farklı türlerin özelliklerinden yararlanılarak yeni çeşitler üretilmesiyle ilgili bir haber gördüm.
Buradan hareketle şunu düşündüm:
İnsan, tabiatın yaratılış düzeni üzerinde değişiklikler yaparken bunun sonuçlarını da düşünmelidir.
Kur'an'da şeytanın insanları saptırmak için Allah'ın yarattığı düzeni değiştirmeye yönlendireceğine dair şu ifade geçmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا
Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzânel en'âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh. Ve men yettehızi'ş-şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubînâ.
Meali:
“Onları mutlaka saptıracağım, onları birtakım kuruntulara sürükleyeceğim; onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler. Kim Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse, şüphesiz apaçık bir ziyanda bulunmuştur.”
(Nisâ Suresi, 4/117-119)
Bu ayetteki “Allah’ın yaratışını değiştirme” ifadesi üzerinde tefekkür etmek gerekir. Her teknolojik veya tıbbî müdahaleyi doğrudan bu ayetin kapsamına sokmak doğru değildir. Ancak insanın yaratılış düzenine müdahale ederken bunun sonuçlarını düşünmesi gerektiği açıktır.
Ardından Rahmân Suresi’ndeki şu ayetlere bakalım:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْأَكْمَامِ وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Ellâ tatgav fîl mîzân.
Ve ekîmul vezne bil-kıstı ve lâ tuhsırûl-mîzân.
Vel arda vadaahâ lil-enâm.
Fîhâ fâkihetun ven-nahlu zâtul-ekmâm.
Vel-habbu zul-asfi ver-reyhân.
Fe bi-eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.
Meali:
“Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın ve ölçüyü eksiltmeyin. Yeri de canlılar için yaratmıştır. Orada meyveler, tomurcuklu hurma ağaçları, yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”
Rahmân Suresi 8-13. ayetler
Burada üzerinde durulması gereken mesele, Allah’ın yaratmış olduğu düzenin bir ölçü ve denge içerisinde olmasıdır.
İnsanoğlu tabiat üzerinde değişiklikler yaparken bu ölçüyü ve dengeyi göz ardı etmemelidir.
Her yeni imkânın beraberinde bir sorumluluk getirdiğini unutmamak gerekir.
At ile eşeğin çiftleştirilmesi sonucunda katır elde edilmesi gibi, tabiatta farklı türlerin özelliklerinden yararlanılan örnekler vardır. Fakat insanın yaptığı her müdahalenin hikmetini, faydasını ve doğurabileceği sonuçları düşünmesi gerekir.
Buradaki mesele, “her değişiklik kötüdür” demek değildir. Asıl mesele, yaratılıştaki dengeyi bozmadan, ölçüyü gözeterek hareket etmektir.
Çünkü küçük gördüğümüz bir değişiklik, başka bir canlı veya başka bir insan için çok büyük sonuçlar doğurabilir.
İyilik ve kötülük de böyledir.
Senin küçük sandığın bir iyilik, bir başkası için büyük bir iyilik olabilir.
Senin küçük gördüğün bir yanlış ise başkasının hayatında büyük bir zarara dönüşebilir.
İşte bu yüzden insan, yaptığı her işte ölçüyü, dengeyi ve sonucu düşünmelidir.
Rabbim, bizleri yanlışların ve kötülüklerin sebebi olmaktan muhafaza eylesin. Beni, ailemi, cemaatimi ve bütün müminleri her türlü şerden korusun. Âmin.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah’ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da’vâhum enil hamdü lillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 11 Haziran 2016 Cumartesi
Original Kar © glan