11-04-2026, 07:24 AM
O Ben miyim, Ben O muyum
(Kar©glan'ın 1 Aralık 2015 Vaazı)
(Kar©glan'ın 1 Aralık 2015 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
....
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
------
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ
....
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
------
بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ
Sadakallahül Aziym — İbrahim ve Kamer Suresi
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim
İnnallâhe azîzun zuntikâm.
....
Yevme tubeddelul ardu gayral ardı ves semâvâtu ve berazû lillâhil vâhıdil kahhâr.
-----
Belis sâatu mev'ıduhum ves sâ'atu edhâ ve emerr.
Meali:
Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
14/47
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve Kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar.
14/48
İşte onların defalarca çağırıp durdukları saat (Kıyametin saati) bu saattir.
54/46
Sadakallahül Aziym — İbrahim ve Kamer Suresi
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Menâkıp, 69)
Allahümme Salli ala Muhammed.
Allahümme Salli ala Seyyidina cemiil enbiya velmürselin, velmelaiketül mükarrebun.
Allahümme Salli ala Seyyidina Mehdi ve Ashabihim.
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Geçen hafta anlattığımız mesele olan, Mehdi'nin dünyayı zaman zaman ruhen döllediğini yazmıştık. Birkaç gafil hocanın yüzünden, insanlar bu hususu inkâr edenler oldular. Birkaç genç erkeğin bunu gururlarına yedirememesi yüzünden, yine kâfirlerden tarafın yarısından fazlası buna itiraz edip isyan çıkardılar.
Allah'ın laneti, fitne çıkaranların üstüne olsun.
Bre gafil âlim, gafil hocalar takımı! Biz öyle bir dinin mensubuyuz ki, bir erkek çocuğun râşid olabilmesi için — hani sizin söyleminizle "reşid" olması, bizim söylemimizle "râşid" olabilmesi için, yani baba olabilecek bir erkek olabilmesi için — onun "hamamcı" olması ele alınmış. Yani rüyasında bir kadın veya bir kızla cinsî münasebette bulunup menisinin fışkırması, ve artık bir baba olabilecek yaşa erdi; "râşid oldu" denir, veya "reşid oldu" denir. Yani râşid veya reşid ne demekmiş:
İşte baba olabilecek olgunluğa "râşidlik" deniyormuş. Yani Râşid, baba olabilecek olgunluk demekte. Râşid Mehdi'nin ahirzamanda doğacak çocukların çoğunun babası olmasını niye yadırgarsın? Reşidlik, babalık onun ana görevi iken, sen veya birkaç gafil bunu ondan alıp engel olacağınızı mı sanıyorsunuz? Eğer ondan râşidlik giderse, kimse artık baba olabilecek, reşid olamaz; ve çocuklar "mürahik" durumuna düşer. Mürahik demek, 15 yaşına kadar hamamcı olmamış erkek, veya hayız görmemiş kıza "mürahika" denilir; yani olgunlaşmamış, yani erkek veya kadın olamamış insan demektir.
Ve birkaç adam diyor ki Cübbeli Ahmet'in kitabında yazıyormuş: "Ne yani, kadını ile cima ederken müridler şeyhini düşüneceklermiş." Ve bu ne demek? "Toplu cima mı ediyonuz, grup sex mi yapıyorsunuz?" demeye getiriyor, bu gafiller.
Bre gafil! Eğer sen baba olabilecek veya baba olmuş bir adamsan, senin ergin yaşa ulaştığın 13-15 yaşlarından beri rüyanda yattığın, sex yaptığın kadınlar kimdi? Onlar dünyalı değil de uzaylı mıydı? Ya mahallenin bir kızı, yahut gördüğün bir sanatçı, veya okuldan biriydi. Ve sen onlarla sex yapınca oluyor da, Mehdi seninkilerle sex yapınca mı olmadı, gafil hoca? Şeyhi tefekkür edince mi olmadı? Zekerini sokan sensin ama, onun ruhu orada bulunur. Ve orada şeyhin veya Mehdi'nin o birleşmede hazır bulunması, onun seninle birlikte o çocuğun tohumunu atmasıdır. Sen elin karıları, kızlarıyla 15 yaşından beri birleşirken oluyor da, seninki ile birleşince mi olmadı, öyle mi? O rüyaya giren bir kadın, rüyaya girmesini bilen bir kadın; ve sen onunla sex yapınca normalinde o kadın gerçekten seninle birleşti zaten, gafil, bunu biliyorsun da... Mehdi ruh yöntemi ile kadınlarla birleşti, ve arı gibi kadınları dölledi deyince niye şaşıyon, gafil hoca, gafil âlim?
---oOo---
Nefs-i Marziye Nedir? Senin razı olduğun değil — Allah'ın senden razı olduğu nefis makamı nedir?
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför mânâsındadır. Ve bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Ve burada İslam'ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. Ve işte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında nasıl fren sistemini kullanması gerektiğini öğrenir. Ve oruç ile yemeye helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima'ya gem vurulur; yani frene basması öğrenilir. Ve bunu öğrenince, artık insan İslam'ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek onu durdurur. Ve nefis kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur. Ve işte:
Nefs-i Marziye Nedir? Senin razı olduğun değil — Allah'ın razı olduğu nefis nedir? Denilince:
Nefs-i Râziye'ye yükselmiş bir nefis, artık Rabbimizin her yarattığının kader çizgisinde doğru ve hak olduğunu anlamaya başlar. Ve "keşke"lerini bırakırsa, ve sebeplerde boğulmaz ise, artık onun melekleri anlamaya başladığı zaman, nefs-i Marziye'ye adım atmış olur. Ve hayatta seçeneklerin bol olduğunu anlaması, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemesi gerektiğini anlayınca yine Marziye'de yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemediğini, içmediğini, tuvalet de yapmadıklarını, ve cinsî münasebette de bulunmadıklarını bildirir. Ve böyle olunca dünyamızda bunu yapabilen canlılara bizler "elementler" diyoruz. Ve atomlar ve elementler canlıdırlar; içlerinde hareket hâlinde olmalarına rağmen, elektronların atomun çekirdeği etrafında dönme hızları, onların katı mı sıvı mı olduğunu belli eder. Hızlı dönen elektronlar onları sert yapar; içine başka cisimlerin girmesine, onların hızlı dönmeleri sebebiyle engeller. Aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndüğünü düşün; ve sanki pervanenin boşlukları olmadığını, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parça dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. Ve o, içine başka bir şeyin girmesine müsaade etmez. İşte elektronların hızı da yoğunluğu da bizim elementleri katı, sert; veya sıvı, yumuşak; veyahut gaz diye atfetmemize sebep olur.
Ve işte bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar, anlar, duruma göre hareket ederler. Ve göz denen canlı organizmasında 300 veya 300 bin tane melek görevli olduğu bilinmekte; yani göz 300 bin parçadan oluşuyor. Ve canlı organizmalar moleküler yapılardan oluşmakta; yani molekül, birkaç atom cinsinin birbiriyle kurduğu fiziksel bağlara molekül diyoruz. Ve moleküller ise yediğimiz, içtiğimiz yiyeceklerden alınan öz maddelerden imbiklenen atom parçacıklarının, özel bir formül ile yaptıkları moleküler bağlar. Ve o elementler göz denen moleküler yapıyı oluşturunca, görme sinyallerini algılayıp beyne sinir sistemi yoluyla göndermekte; ve beyinde ise o görüntü hakkındaki bütün veriler ile, ona karşı yapılacak hareket ve davranış hakkında bir karar verilir.
İşte meleklik vasfı bu elementlerle algılanabileceği için, mesela su molekülünün kaynama noktası 100 °C ve demirin 1500 °C'ler arasında. Ve insanda ya melekliğe doğru gider, yahut cin ve şeytanlığa doğru. Ve şeytanın maddesi demir ve ona yakın maddeler. İşte o "kalû belâ"da secde etmeyeceğini iddia eden yapı; yani "eğilmen, bükülmen" diyen yapı. Demir gibi sert; işlenebilmesi ve yararlı hâle getirilebilmesi için ısıtılması, ateşe tabi tutulması gereken yapı. Ve ateşe maruz kalıp kaynama noktası değil ama, yüksek derecede ısınınca işte onu eğip büküp şekil verilir. Ve demirciler işte, ona eğilip bükülebileceğini öğreten, ve onu terbiye eden; aynen at terbiyecisinin atın sırtına eyer vurduğu gibi. Demir terbiyecisi bir demirci de, demire şekil vermek için onu ısıtıp kızdırır; ve kızan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alır. Yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir, kaynama, ergime noktasına varmış olur ve sıvı hâle geçer. Ve sıvı hâldeki demir de kalıplara dökülerek, onun yararlı bir kalıba, şekle girip insanın hizmetine verilecek birer — mesela mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi — şekillerdeki yararlı değişik demir kalıplarına dökülerek işte insanların hizmetine girer. Ve nasıl at üstüne eyer vurulunca evcil olup hizmet ederse, demir dahi demircilerin elinde terbiye olup insanların hizmetine girer ve işe yarar hâle gelir.
Allahü Teâlâ Adem Atamızı yarattıktan sonra bütün herkese "Benim halifeme secde edin" dedi. O secde, Adem Atamızın taşıdığı Muhammed A.S.'ın nurunaydı. Yaratılıştan bu yana melekût, ceberût, lâhut ve İslam olanlar o nura tavaf ederler; o secdenin simgesi ama, İblis müstesna. İşte İblis secde etmedi Adem Atamıza. Bütün melekût ve diğerlerinin secdesi Rabbimizin ilminde gün hesabıyla beş yüz sene sürdü. İblis, lanetli, herkes secdeye varırken ayakta beş yüz sene durdu kaldı. Kibrinden her şeyi değişti; itaati isyana, şekli şemali, melekliği, her şeyi değişti. Bu süre içinde hem de Adem Atamıza sırtını döndü. Bir şeylere kızıp sırtınızı dönmeyin insanlara; bu şeytan ahlakıdır. Allah'ım inananları şeytan aleyhillâne ahlakından uzak etsin. Daha sonra mühlet aldı, ve cennette Havva Annemizi kandırıp buğdaydan yedirdi. Buğday posalı idi; Allahü Teâlâ yasaklamıştı, "Bu yüzden yemeyin" demişti. Havva Annemiz de Adem Atamızı yanılttı; ikisi de yediler. Az sonra barsaklar çalıştı ve def-i hacet ihtiyacı hissettiler. Adem Atamız aranmaya başladı. Allahü Teâlâ biliyordu fakat sordu Adem Atamıza: "Adem, ne aranırsın? Pislenilecek yer?" Allahü Teâlâ Adem Atamıza dedi: "Cennette pislik olmaz; in dünyaya, oraya pislen." Yani ey insanoğlu, dünya pislenme yeridir, def-i hacet yeridir. Burada mal mülk tutmak, keyif yapmak yeri değil. Cennetten indirilmeden önce Adem Atamızdan Peygamberimizin nuru alındı; ilk ameliyat. Ondan sonra dünyaya indirildi. Dünyada Adem Atamız Havva Annemizle ayrı yerlere indirildi. Adem Atamız çok üzüldü, pişman oldu; Havva Annemizden de ayrı düşmüştü. Hem tövbe ediyorlar, hem de birbirlerini arıyorlardı. Adem Atamızın boyu 70 zira idi; yani parmakların ucundan dirseğe kadar olan yer bir zira. Yani yaklaşık 28-30 metre civarında; tam kaç metredir Allahü Teâlâ bilir. Dünyada birbirlerini ararken Arafat'ta buluştular. Yani konumuza geri döndük: Hacda tavaf ve sa'yin yanında bir de Arafat'ta vakfe yapılır. Şimdi bunun hikmetini anlatacağım. Adem Atamız tövbesinde dedi ki: "Cennetin kapısının üzerinde yazıyordu ki: 'Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah.' Yâ Rabbi, cennetin kapısında yazan isminle beraber yazdığın Muhammed'in hatırına bizi bağışla" dedi. Cenab-ı Hak nidalarını duydu ve tövbelerini kabul etti. Ve Arafat'tayken bütün dünya, âlem, yıldızlar, her şey durduruldu; yani vakfedildi. Ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın nuru, Adem Atamıza tekrar yerleştirildi. İşte Arafat'taki vakfe bu sebepledir. Yani ikinci ameliyat. Bu sünneti Peygamberimiz de yaşamıştır; iki defa manevi ameliyat olmuştur. Yani ameliyat olanlar üzülmesin; ameliyata gidecekler desinler ki: "Adem Atamızın sünnetini, Peygamberimiz Muhammed Mustafa'nın sünnetini yaşamaya gidiyoruz" niyetiyle ameliyata girsinler. Allah'ın izniyle ameliyat şifa olacaktır.
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat, yani kum tanesi ısıtılarak elde edilir; ve onun terbiyeti yine ateş iledir. Ateşte, cehennemde terbiye olur. Ve cehennemin sıcak tabakası ile terbiye olur. Ve ısıtılınca bardak, tas, tabak veya pencere olur, veya ayna hâline girer. Ve cam yine kırılgan yapıdadır; onu işledikten sonra soğuyunca yine o sanki eski hâli gibi sert olur; ve o hâlde iken onu bükemezsin; bükmeye kalkınca kırılır.
İşte Havva Annemiz için yapılmış olan rivayetlerde geçer ki, Havva Annemiz Hz. Adem'in kaburga kemiğinden halk oldu. Ve kadın kısmını eğer serbest bırakırsan kaburga kemikleri gibi eğik kalır; veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kırarsın, incitirsin. Ve hal böyle olunca kadını ne serbest bırakacaksın — öyle davulcuya, zurnacıya kaçacak kadar — ne de zorlayıp dosdoğru olacaksın diye eğriliğini düzeltmeye kalkacaksın. Ve ona yumuşaklıkla muamele edip hafif bükeceksin; ve onu kırmadan eğri olduğu yerlerde ona direnç uygulayacaksın. Ve fazla direnç yine onu kırar, incitir. Yani elementar yapı... Bu rivayet bize kadının nasıl bir elementar yapısı olduğunu anlatır. Ve kemik serttir; mesela bacak kemikleri eğilmez, eğersen kırılır. Ama Allah, kaburga kemiğini öyle halk eder ki, o hafif eğilebilecek yapıdadır.
Yani kadının terbiyeti de aynen demirinki gibi olmasa da, ona yakın olarak; ne serbest bırakacak, ne de ip gibi dosdoğru yapacan onu. Aynen göğüs kafesindeki gibi; ve 12. kaburgaların ağzı açıktır, ve onlar esnek bir yapıdadır, ve vücudun durumuna göre esnerler. Ve onun görevi kalbi ve ciğerleri korumaktır. Yani kadın, erkeğin zırhı gibidir.
Hal böyle olunca, su 100 °C'de kaynar; daha önce kaynamaz. Ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz. Ve en az 100 °C'lik bir cehennem ateşine maruz kalır o yiyecekler. Veyahut yanmış, hararet yapmış bir beden soğuk su ister; onun içebileceği soğuk su en fazla 4 dereceye kadar olan su soğuktur. Ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar; ve eksi bir derece donma noktasıdır; ondan sonra su katı hâle geçer, ve artık içilmez olur. Yani su ise senin cibilliyatın; su isen, seni soğuk ile terbiye edersek, sen 4 dereceye kadar sıvı kalabilirsin; eksi bir derecede donarsın, artık katı olursun. Yani aynen sistemimizdeki Uranüs gezegeni gibi; havanın ve suyun donduğu nokta. Ve yani Uranüs'ün olduğu nokta demek oluyor ki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az olduğu bir uzaklık noktası. Ve hal böyle olunca ondan daha uzağa gidildikçe sıcaklık daha da düşer; ve dört dereceden az sıcaklık olan bir yerde hayat olmaz, değil mi? Ama su molekülleri katı hâldedir ve canlı organizmalar vardır yani.
Yani sen ey insanoğlu, su gibi aziz bir kimse olsan, çok faydalı bir kimse olsan; senin öğreneceğin yapı, yani Hz. Osman gibi faydalı, Hz. Ebubekir gibi din-i mübîne faydalı bir yapıda olsan, sana öğretilecek olan: Dört dereceden aşağı geçersen sıvı olmaktan çıkarsın, katı buz olmaya doğru gidersin; ve faydan azalmaya başlar, istidatın bozulur; ve ondan sonra artık organizmaları saklamakta kullanılırsın. Ve yine sıcağa tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan; bu sefer ondan yüksek derecede hiddetlenirsen, sen buhar olur uçarsın, kabına sığmamaya başlarsın. Ve gaz aynen kaynayan çaydanlığın tepesinin atması gibi, tepen atıverir. Ve eğer bir yerde gaz çoğalır ve kapağını da atamazsa, orayı patlatır ve dışarı çıkar.
Su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz; ve bazen kötü olmayı öğrenmen lazım. Ve Hz. Ömer veya Hz. Ali'ye bir adam hakkında "Çok saf, temiz ve çok iyi" dediler. O da "O adam kandırılmaya çok müsaitmiş" dedi. Yani affedersiniz, çok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve "Aç donunu da bilmem ne eden" demeye kalkar. Ve kadın olmak o donu açmak ile başlar. Yani kadın ilk kanan... Yani Hz. Havva'dan önce Lusi diye bir Havva daha varmış diyorlar. Ve şeytan gelip "Aç bilmem neyini" deyince ona kanan ve açan, kandırılan, ve şeytan soyunu üreten Kabil'lerin soyu. Ve ondan sonra şeytanın erkekliği ve dişiliği Allah yok etmiş, ve Havva'yı yaratmış. Ve Havva'yı ise yine saf bulup kandıran hain şeytan ve askerleri. Yani kadın kandırılmaya müsait. Erkeklik ise işte kanmamasını öğrenen, donunu açmamayı öğrenen kimse. Ve eğer erkekleri kandırıp da onlar donunu açarsa homo olur; ve artık ondan erkeklik, kadınlık gider, nötr durumuna düşer. Affedersiniz, erkekliği, dişiliği olmayan, cibilliyatsız şeytan olur. Şeytanın tiki yoktur ve kuyruğunu kıçına sokup üreyen yaratık; yani kendi kendini dölleyen yaratık. Yani zekerini fazla uzatmaya kalkanlara "Öyle seninki o kadar uzunsa, döndür de kıçına sok" denir. Yani o kadar uzattınsa artık kıçına sok da şeytan ol demektir bu. Yani cibilliyatsız, şerrefsiz, hain, kalleş gafil yaratık.
İşte Kur'an'da geçen "vusta yol" bu yüzden önemlidir. Atomları anla, anlamasına ama; demiri öğren ama, demir olup demirin düştüğü hataya düşme. Suyu öğren ama, suyun düştüğü tuzağa düşme diye sana nefs-i Marziye makamı öğretilir. Yani pipisi, tutisi olmayan meleklik vasfını öğren; ama sen insan kal. Ve yerince baba ol, yerince anne ol; ve yerince merhametli, yerince cebbar ol; yerince mümin, yeri gelince Hâlid bin Velid gibi ol — karşındaki bir Muhammed'se bile. Ve kanma öyle her lafa, her söze; hemen bir düşün, tefekkür et: "Bunun önü ne olur, sonu ne olur?" diye. Hemen atılma.
Ve demir oldunsa, senin yararlı hâle gelmen demek, önce azabı tadacan, ateşe tabi tutulcan. Ve sonra "yandım, piştim" demek olmaz. Seni terbiye edicin hangi kalıba soktuysa, ondan razı olabilmektir. Senin razı olduğun değil, Allah'ın senden razı olduğu yeri bilmektir. Ve Allah seni su yaptıysa, bil ki senin kaynaman, pişme noktan 100 °C. Ve sen 80 °C'de yoldan çayma bekle; yansan da, buhar olsan da, sen uçup melek olmak istiyorsan, önce 100 °C'de kaynayacan, ondan sonra uçmayı öğrenirsin, buhar olursun. 80 °C'de evliya kesilip uçuyon, kaçıyon numaraları çekme insanlara.
Ve Allah kâinata fizik yasaları diye yasalar koymuş; ve melekleri anlamak, onları bilmek ile olur. Ne ne zaman radyoaktif olur, ne ne zaman ışık verir, ne ne zaman kaynar, ne ne zaman donar, ve ne zaman ağır olur, ne zaman hafif olur... Bunları bilmek melek ilmidir.
Allah'ın kâinata koyduğu yasalar, melek yasalarıdır. Mesela 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu; o, onun sahibinin koyduğu kalıba %100 uyar ve 1 dioptri gösterir. Buna tam itaat eden meleklik denir. Onda sapma olmaz. Ve sen o meleği anlayacak isen, ve gözlük olabilecek bir saflığa ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarını öğreneceksin. Ve şeyh için derler ki: "Onun müridi, gassalın — yani ölü yıkayıcının — elindeki ölü gibi olacak. O seni o yana çevirirse o yana, bu yana çevirirse bu yana döneceksin. Sen ölüsün; sende itiraz olmaz, olamaz yani." İşte meleklik, canlı olmana rağmen ölü gibi olmaktır; ve kapı, duvar, çanta, gömlek gibi ölü gibi davranabilmektir. Yaratan sana hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. Ve su isen, odunsan, senin kaynama noktan 100 °C; bundan aşağısında olmaz. 80 °C'de vıyklarsan indirirler ocaktan; ham kalır, kaynamış olmazsın, ve makam-ı Marziye'ye çıkamazsın. Senin razı olduğun 80 °C'ye değil, sen Allah'ın sana koyduğu yasa olan 100 °C'den razı olmalısın. Senin razı olduğun, "yeter" dediğin yer değil; Allah'ın senden razı olduğu yer önemli. Yine donma noktan belli: Eksi bir derece. Ondan önce hafif donarsın ama tam donma noktası sıfır ve altı. Ondan önce "dondum" olmaz, "katı oldum" olmaz. İşte bunları anladığın gün makam-ı Marziye'ye çıktın demektir. O güne ve o yere varırsan, orada bu garip Râşid kulun da onların meclisinde anılır, olur mu, unutma haaa.
Çıkabilirsen o makama, makamın mübarek olsun.
--OoO--
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Aralık 2015 Salı
Original Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Aralık 2015 Salı
Original Kar©glan