Raşit Tunca Forumu

Tam Sürüm: Ahmet - Muhammed - Mustafa - (Kar©glanin 16 Ekim 2015 Vaazi)
Şu anda içeriğimizin sadeleştirilmiş bir sürümünü görüntülüyorsunuz. Tam sürümü görüntüleyin ve uygun biçimlendirmeyi kullanın.
Ahmet — Muhammed — Mustafa — Semadaki Ben — Yerdeki Ben — Cennetteki Ben

(Kar©glan'ın 16 Ekim 2015 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ

Sadakallahü — Yasin Suresi 81. Ayet

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim

Eve leysellezî halakas semâvâti vel arda bi kâdirin alâ en yahluka mislehum, belâ ve huvel hallâkul alîm.

Meali:

Gökleri ve yeri yaratan Allah, onları önce nasıl yarattıysa, onların bir mislini daha yaratmaya da gücü yeter. O, yaratmanın her çeşidini hakkıyla bilendir.

Sadakallahü — Yasin Suresi 81. Ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

Resul aleyhisselam buyurdu ki: Miraç gecesi beni göklere yükselttiler. Birinci göğe vardım.
Orada Osman'ın suretini gördüm.
Kendisine "Bu mertebeye/dereceye ne ile eriştin?" dedim.
Cevaben:
"Gece namazıyla" dedi.
***
İkinci göğe vardım.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye ne ile eriştin?" dedim.
"Kur'ân-ı azimüşşanı okumakla" dedi.
***
Üçüncü göğe eriştim.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye ne ile erdin?" dedim.
"Sure-i İhlas okumakla" dedi.
***
Dördüncü göğe ulaştım.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye ne ile eriştin?" dedim.
Cevaben:
"Âl-i Resule [Resulün akrabasına] nasihat etmekle" dedi.
***
Beşinci göğe eriştim.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye ne ile eriştin?" dedim.
Cevabında:
"Mescitte itikâf etmekle" dedi.
***
Altıncı göğe geldim.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye ne ile eriştin?" dedim.
"Allahü teâlâdan hayâ etmekle" dedi.
***
Yedinci göğe eriştim.
Osman'ın suretini gördüm.
"Bu mertebeye neyle eriştin?" dedim.
"Mihnet çekmekle" dedi.

("Menâkıb-ı çihâr yâr-i güzîn" kitabından alınmıştır.)

(Hadis-i Şerif, Menâkıp)

Allahümme Salli ala Seyyidina Ahmet Muhammed Mustafa
Allahümme Salli ala Seyyidetina Fatima ve Seyyidina Hasan vel Hüseyin
Allahümme Salli ala İsmail, Hacer ve İbrahim
Allahümme Salli ala Mehdiyyül Müntezar
Veşşems Muhammed Vel Kamer İsa
Ves Sürreyya Hüvel Mehdi
The End of Kainat
vehüve
MHD
Hu
O

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Geçen haftaki kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ve yukarıdaki hadiste rivayet edildiğine göre Hz. Osman'ın bir klonu veya bir versiyonu her sema katında varmış. Öyle olunca peki Osman'dan var da Muhammed'den yok muydu acaba? Neden Osman'dan vardı, dedi Muhammed? O sadece bu durumu açıklamak için kullandığı bir örnek insandı; orada bizim hepimizden bir tane vardı belki de, değil mi?

Ve Muhammed burada birinci gök, ikinci gök... diye bahsediyor. Ve atomların çeşidine göre elektron yörüngeleri ve dizilimi farklılık gösterir; ve bu dizilim ile onların ergime, kaynama noktaları ve benzeri özellikleri ortaya çıkar.

[Resim: 144769888519341.png]

Ve atomlar böyle de, atomların büyük versiyonu olan kâinat atomları, gezegen ve yıldızlarda da böyledir. Ve bizim güneş sistemimiz acaba hangi elementi temsil ediyor? Bir tane çekirdek, onun etrafında da 12 elektron, ve bazı elektronların etrafında dönen elektronları var; yani kompleks sistemin başlangıcı olan yer. Ve mesela dünya ile ilk uydulu gezegen başlıyor; ve ondan sonrakilerin birden fazla uyduları var. Hatta daha kompleks yapı, bir üst sistem: Galaksiler. Onlarda merkez galaksi, onun etrafında dönen yıldızlar; ve her yıldızın gezegenleri, ve gezegenlerin uyduları. Sonra bir üst, Samanyolu dediğimiz sistemler; ve onlarda içinde galaksileri yüzdüren sistemler. Öyle olunca bizim sistemimiz bir elementi temsil ediyor; onun bağlı olduğu üst galaksi, bir başka elementler topluluğu ile molekülleri oluşturuyor; moleküller bir başka molekül ile organların parçalarını oluşturuyor, belki de hücreyi oluşturuyor; hücreler ise birleşerek organları oluşturuyor; organlar ise bir bedende birleşip bedenin tamamını oluşturuyor. Ve insanlar, hayvanlar denen bedenlerde, bir arada gezen insan ve hayvanlar topluluğunu oluşturuyor; sonra bir üst, yine bunların toplamı gezegeni oluşturuyor; gezegenler ise güneş sistemlerini, sistemler de galaksileri...

Hal böyle olunca su molekülü bedenin her azasında bulunur; yine oksijen her uzuvda olması gerekendir; ve böyle olunca yine kalsiyum çeşitli yerlerde olabilir. Ve bu da demek oluyor ki, Hz. Osman'dan niye her katta bir tane daha vardı, açıklamış oluyor. Ve Osman'ın maddesi öyle bir madde ki, yani mesela kalsiyumdan kemiklerde, dişlerde, tırnaklarda olabilir; temsili misal. Yine demirin vücutta bulunduğu yerler belli; yine glikoz, şeker molekülleri en çok beyine doğru yol alan ve orada kullanılan bir molekül çeşidi. Ve öyle olunca şekersiz bedenin aklı çalışmaz; onun, yani beynin yakıtı şeker. Yine saçlar yağ yakar, kıllar yağ yakar; yağsız kıllar, saçlar, sakallar uzayamaz. Yani benzinsiz araba yürümez. Sistem öyle kompleks bir sistem ki, biri birine, biri diğerine bağlı. Öyleyse bu kavga ne, bu savaş ne? Düşman kim, dost kim? Mikrop ne? Alyuvar ne? Akyuvar ne? Vücudun askerleri kim? Vücuda zarar veren dış etkenler ne? Mikroplar kim?

Ve böyle olunca güneşler peygamberler, ve onlar sistemin askerleri gibi; ve onların arkadaşları onun sistemini oluşturan gezegenler gibi, yani atomun elektronları gibi. Ve yine moleküler sistem, diğer peygamber ve dinlerle olan alakamız, bağımız. Ve yine her peygamber bir rehber, yol gösterici; ve ona uyan, o sistemin kuralına uymuş olur. Yani yağ yemek kuralı saçlara, kıllara mahsusken, beyinde yağ yakılmaz. Öyle olunca niye falan peygambere falan falan yasak, niye filan filan, filana da filan yasak, anladınız mı? Ve mesela benim ablam evinde beslediği tavşanlara kek gibi bir şeyler yedirmiş, yani şekerli maddeler. Tavşan sevmiş, yemiş ama kulaklarının arkası yara olmaya başlamış. Sonra... Yani tavşansan sana şeker yasak olabilir; havuçtaki şeker değil, diğer insan icadı şeker, pancar şekeri. Sen kuralı çiğnersen hem kendine hem sisteme zarar vermiş olursun. Mesela atlara kesme şeker verirler; yine atlara arpa güzel. Arpayı sen yersen, affedersin, baril baril gaz çıkarırsın; sana elverişli değil. Ama mecbur kalınca yenilmez değil, yenebilir. Daha önce yazdık: Vücut ve mide, affedersiniz, lastik donu bile yersen ondan şeker imal edebilecek bir yapıda, dedik. Ve böyle olunca mecbur kalırsan arpa da yersin; tavşan da kek atıkları yiyebilir ama devamlı değil. Devamlı yiyince işte sistemi hasta etmiş olursun; ve sistem hastalanırsa vücut hasta olur; hasta olan vücut, Allah muhafaza, ölüme kadar gider.

Ve akıl ve mantık işte, dini ve sistemi korumak için gerekli olan bilgi ve ilmi öğrenmekle mükelleftir. Bilgisiz, cahil aklı ile ne din, ne namaz, ne oruç, ne de Müslümanlık olmaz. Müslümanlık olmayınca Hristiyanlık da olmaz; ve bütün dinler sistemin muhafazası için gereklidir. Tırnak, tırnaklara konulan yasalara uymak zorunda; ciğer, ciğer yasasına; dişler, diş yasasına. Ve her sistem ve dinin mensubu kendi dininin kuralına uymalı, değil mi? Yine bir adrenalin hormonu salgılanması için belli şartlarda gerekli olanlar olunca adrenalin hormonu salgılanıyorsa; yine denizlerdeki, karadaki bütün sistem, her biri ayrı bir görevin mensubudurlar. Ve Kâbe tavaf edilirken en içten dönen çabuk döner; ve sonra ikinci sıra, üçüncü sıra; ve en dıştan dönen en uzun sürede döner, değil mi? Ve Kur'an'da geçen, ve geçen hafta yazdığımız ayet, Mearic Suresi'ndeki, bir günü bizim senemizle elli bin sene eden sistem... Bizim merkezimizi en dışarlardan dönen bir sistem. Ve insanın şehadet ve baş parmaklarındaki boğumlar gösteriyor ki, üstten dönecek olan bir boğum, ta baş parmağın üstünden yola çıkıp avuçlardan dönüp bütün bedeni dolaşıp geri baş parmağın ucunda birleşen bir sistem. Ve öyle olunca merkez, "Mührü Refiki Ala" vaazımızda yazdığımız yaratılışın başı, Hak Teâlâ'nın mühründen başlayan sistem. Ve bu sistem elifsiz bir Allah yazısı ile başlayıp, sonra bütün sistemi dolaşan, o elektronlarla Allah yazan sistem. Ve hatta bütün bedeni dolaşınca, Allahü Teâlâ'nın bütün isimlerini dolaşıp gelmiş olur. Yani biz 99'unu biliriz ama Allah'ın daha bilmediğimiz binlerce ismi vardır. Yani mesela Allah Rahman ve Rahim olduğu gibi, Allah'ın WiFi diye de bir ismi var. Allah öyle haberleşir ki, yani kablosuz bağlantı ile de haberleşir; ve bu ismini bizler WiFi diye biliyoruz ama onun asıl mânâsını Allah daha iyi bilir. Ve bize, daha Muhammed döneminde açığa çıkmamış olan bu ismini ve ilmini, bizim dönemimize saklamış; ve bizlerde açığa çıkıp yaygın bilinen bir ilim hâlini aldı. Ve yine bizlerin bilmediği binlerce ismi vardır. Okyanustaki bir balıkta saklı belki, yahut yerdeki bir böcekte, veya gökte uçan bir kuşun kanadına gizlemiş o ismini; ve zamanı gelince, o isminin saklı olduğu hayvanın cibilliyatında olan bir kimse, o ismi açığa çıkaracaktır; ve o isim ve sıfat ve ilmi ile tanınır olacaktır Allahü Teâlâ.

---oOo---

Birisi bir dini sohbet anlatırken, bizi atfederek diyor ki: "Eğer insan söze başladığında kare biçimindeki dairede bahsediyorsa, orada sözün bittiği ve mantıksızlığın başladığı ve saçmalandığı yerdir" diyor. Hâlbuki kare şeklinde dairenin dünyada örneği var. Ve bizler ikamet edilen bir eve "daire" deriz. Ve ilk ikamet edilen daire ve ev olan yer, Kâbe'dir. Ve Kâbe kare şeklinde olmasına rağmen onun etrafında dönünce o daireymiş muamelesi yaparız; o yüzden Hicr-i İsmail daire şeklindedir. Ve Muhammed burada (yani Hicr-i İsmail'de) Kâbe'dendir dedi. Ve böyle olunca kare şeklinde bile bir daire varsa, o zaman hangi "olmaz"dan bahsediyon? Allah'ın mülkünde "olmaz" ancak Allah'ın "olmaz" yasak dedikleridir; o da ümmetine göre göreceli, Muhammed'in onun yasaklarını açıkladıklarıdır. Onların dışında "olmaz" diye bir şey yok. Ve eğer sen kör cahil kararı gibi bir kararda saplanırsan, "daire yuvarlak" dersen, "kare şeklinde daire olmaz" dersen, Kâbe'yi anlamamış olursun; ve niye tavaf ederiz hikmetini de bilmemiş olursun.

Allah kâinatı dürmüş, bükmüş, içimize koymuş; ve kâinatta ne varsa bizim içimizde de var. Ve dedik ki Ankaralı birisi "Ben dünyalıyım" deyince dünyayı sahiplenmiş olur; ve "Enel Hak" diyerek de "Bende Hak tecelli ediyor, bende Hakk'ın bir parçasıyım" der ama... Firavun gibi parça olduğunu, ondan binlercesi daha olduğunu unutup da kendini tek tanrı, tek başkan, tek halife sanan gafiller, işte zamanımızın firavunlarıdır. Çekirdekte elma saklı ama, elmanın içindeki çekirdek, daha elma ağacı bile değilken "Bütün elmaları ben yarattım" demeye kalkarsa gafillik olur. Allah her elmaya aynı sırrı sakladı; senden binlerce var. Ama sen kendini tek elma ağacı sanıp elmaları yaratan tek tanrı ilan edersen, Allah'ın kudretini hiçe saymış olursun; ve Allah mülkünde ortak istemez. O yüzden bize şehadet ettirir her namazımızdaki tahiyatta; ve deriz: "Tek olan Allah'tır; onun dışındakiler hiçtir, parçadır, denizde damladır." Ve kâinatın büyüklüğünü düşününce, bir insanın damla bile olamayacağını gözlerin ile görmüş olursun.

Ve Allah sende olmayan binlerce yeteneği bir kuşa, bir kurda, hatta bir karıncaya vermişken, sen kendini ne zannedersin? Ve mesela köye bir çeşme yapmaya karar veren adamlar, o çeşmeden bütün köy suyunu alsın diye yaparlar. Ama dünyanın madenlerini, otlarını, çöplerini; hatta internetini ve WiFi'sini, yahut bir motor icadını, yahut floresan icadını, veya çiçeklere gizlediği şifayı, hangi derde deva ise o derde düçar olan herkes için koymuştur. Bunu bir adamın tekeline vermek için yaratmadı; aynı köyün çeşmesini benliğe geçirip de köyü haraca bağlamaya kalkan gafil gibi.

Rabbim, dünyamızın kaynaklarını benliğine geçirmeye çalışan gafillerin şerrinden Mehdi ve cemaatini muhafaza eylesin.

Ve 1970'lerde dünya nüfusu 4 milyar 400 milyonlar civarındaydı; ve ben doğunca ben 4 milyardan birisi oldum. Bugün ise 7 milyar insan; ve 7 milyardan birisi olup da kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan gafillere duyurulur. Sen gibi 7 milyar daha var bu dünyada; sen tek başına bir hiçsin. Mesela çay içecek olsan, şekerini yapmak için ekip biçen ve fabrikaya götüren, ve o fabrikada çalışanlar olmasa, çayını, kahveni içecek şeker bulmazsın onlarsız. Gömleğindeki düğmeleri icat edip üretenler olmasaydı, çuval giyerdin; düğmesiz çuval. Ve yine onlarsız bir hiçsin. Yine sütünü üreten inekler olmasaydı, onların yediği her bir ot, çiçek olmasaydı; yine misal ile Ankara'nın çayırları, bilmem Ege'nin çayırları olmasaydı, o otlar da olmazdı. O otları dölleyen böcekler olmasaydı, onlar Adem zamanında biter, kururdu dünya. Ve sen bu bütün ile beraber olunca bir işe yarıyorsun. Hal böyle iken kâfir kim? Mümin kim? Hristiyan kim? Müslüman kim?

Ve Hz. İbrahim peygamber zamanında birileri çok yalan söylerler; ve Hz. İbrahim dua eder: "Bunları helak et" diye. Tamam, onlar helak olur. Birileri münafıklık eder; İbrahim dua eder: "Münafıkları helak et Allah'ım" diye; münafıklar helak olur. Sonra birileri zina eder: "Zinakârları öldür, kahret Allah'ım" diye dua eder; zinakârlar da gider. Ve sonunda Cenab-ı Mevla Hz. İbrahim'e buyurur: "Ya İbrahim, sen kullarımı bu gidişle yok edip bitireceksin; benim kullarımı rahmet bırak" der.

Yani sevabı ile günahı ile onlar Allah'ın kulları iken, sen kimsin ey Firavun! "Bunlar mümin, bunlar kâfir" demeye kalkıyon. Gece geceliğini bilmezse ve gündüze dönse, nice gözler uykusuzluktan kan çanağına döner. Yine hep gece olsa, nice gözler kör olurdu. Yine hep kış, kar, kıyamet olsa, bahar gelmese, dünya soğuktan dolayı helak olurdu. Yine hep bahar olsa, meyveler, sebzeler ermezdi, tatlanmazdı. Yine hep yaz olsa, sular kururdu. Öyleyse bizler acısıyla, tatlısıyla, mümini, münafığı ile yine zinakârı, yalancısı, hırsızı ile birlikte Allah'ın kullarıyız. Ey Allah bilmezler, bizler bütünü oluşturan parçalarsak, bir beden tek cins hücreden oluşmuyor; dünyamızda tek cins element, tek cins bitki, tek cins sebze yok. Ve bu çeşitlilik ile bizler bütünü meydana getiriyoruz zaten.

Gafil kafalara Rabbim idrak versin; ve dünyayı tek tip insana bindirmeye çalışan, ve kendilerine esir, muhtaç etmeye çalışan gafil zihinli insanların şerrinden Mehdi ve ashabını, arkadaşlarını, taraftarlarını, sevenlerini, sevdiklerini emanında muhafaza eylesin.

--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca


Schrems, 16 Ekim 2015 Pazartesi
Original Kar©glan