11-04-2026, 07:31 AM
Kasımın İlk Cuması "World intensiv Körper Pflege Tage" Olsun — Yani "Dünya Kişisel Yoğun Bakım Günü" Olsun
(Kar©glan'ın 9 Kasım 2015 Vaazı)
(Kar©glan'ın 9 Kasım 2015 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
Sadakallahü — Bakara Suresi 222. Ayetten Pasaj
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim
İnnallâhe yuhıbbut tevvâbîne ve yuhibbul mutetahhirîn.
Meali:
Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.
Sadakallahü — Bakara Suresi 222. Ayetten Pasaj
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Her Müslüman üzerine, yedi günde bir yıkanması, Allah'ın hakkıdır."
Bu temizliğin Cuma günü yapılması, böylece Cuma namazında cemaat içine kir ve pis kokulardan arınmış olarak tertemiz bir hâlde çıkılması tavsiye edilmiştir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"İslâm temizdir. O hâlde siz de temizleniniz. Çünkü Cennete ancak temiz olanlar girecektir."
(Hadîs-i şerîf meâli)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Temizlik îmanın yarısıdır."
(Hadîs-i şerîf meâli)
Cuma namazı için gusletmek, Cuma için misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir.
(Dürr-ül-muhtar)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir."
(Hadîs-i şerîf meâli)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Ya Ali, Cuma günü güzel koku sür ve yeni elbise giy!"
(Deylemi)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
Günlük giyilen elbiseden başka, Cuma günleri giyilecek ayrı bir elbisenin olması ne iyidir.
(İbni Mace)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cuma günü gusledenin günahları affolur."
(Taberani)
(Cumaya perşembe gününden hazırlanın!)
(Hatib)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Her Müslüman, Cuma günü yıkanmalı, misvaklanmalı ve güzel koku sürünmelidir."
(Buhari)
Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin,
Allahümme Salli ala Seyyidetina Fatımatüz Zehra
Allahümme Salli ala Seyyidina Mehdi ve ala Elihi ve Ashabihi ve Sellem.
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Bugün sabah kalktım, interneti açtım; Google Doodle olarak Avusturyalı fakat Hollywood yıldızı ve bir de mucit olan "Hedy Lamarr" isimli kadını baş sayfa yapmış. Ve bizim hatun, bu kadının filmlerinden olan Rubens, Samson ve Delilah'ın (Yalçın ve Leyla — Highlander — Son İskoçyalı) Eski Ahit'te geçmekte olan hikâyesini konu alan filmini hatırladı.
Bazı sebepler yüzünden "intensiv Körper Pflege Tage"mizi ileriye ileriye kaydırmamız sonucu 40 gün geçmek üzereyken, Allahü Teâlâ bu kadını Google'ın Doodle yapması sonucu bize meleke eyleyip bizi yine uyarmış oldu. Ve Rabbime hamdolsun, bu gün o görevi ifa ettik. Ve bize daha önce bu konu ile ilgili olan iki vaazımızı hatırlattı; ve Remzi ve Yalçın ile alakalı, gücünü saçlarından alan adamın konu alındığı vaazımızı hatırlattı. Ve dün baktım ki o eski vaazlarıma ses dosyası linki ölmüş, onu düzelttim; ve konu resmi silinmiş, yeni resim ekledim; ve Facebook ve Twitter'de yeniden sayfama link vererek yayınladım ve hatırlatmak istedim. Ve ben Cumadan beri içimde bu intensiv pflege sızısı ile dolaşıyordum. Bu gün yapmak ihsan oldu bu uyarı sonucu. Ve içimde "Kasımın ilk Cuması 'World intensiv Körper Pflege Tage' olsun" yani "Dünya kişisel yoğun bakım günü olsun" hissi uyandı işte.
Konu ile ilgili o iki vaazın isimleri aşağıda; onları hem okuyup hem de sesli olanlarını dinlemeniz bu konuya iyice vakıf olmanızı sağlayacaktır.
1. Vaaz: KUTBUL AKTAB — 06 Mayıs 2011 Vaazı
2. Vaaz: Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz (Kar©glan'ın 12.05.2011 Vaazı)
"World intensiv Körper Pflege Tage" yapılacak olanlar, yukarıdaki hadiste geçen:
Cuma namazı için gusletmek, Cuma için misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir.
(Dürr-ül-muhtar)
Koltuk altlarını ve kasıkları temizlemek: Koltuk altında ve kasıklarda biten tüyleri 10-15 günde bir, bu mümkün olmuyorsa hiç değilse 40 günü geçirmeden yolmak ve tıraş etmek, fazla uzamalarına fırsat vermemek müstehaptır. Bu temizlik, bütün peygamberlerin şeriatlarında var olagelen bir temizliktir. Bu temizliğin cünüp iken yapılması mekruhtur. Uygun olanı, kişiye gusül farz olmadan bu temizliklerin yapılmasıdır. Bedenden ayrılan her parça temizken ayrılmalıdır.
Ağız temizliği deyince birinci derecede akla diş sağlığı ve temizliği gelir. Çünkü dişler hem beslenmede hem de konuşmada büyük rol oynarlar.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Eğer ümmetime güç gelmeyecek olsaydı, onlara her abdest vaktinde ağızlarını ve dişlerini temizlemelerini emrederdim."
Ve yine buyurdular:
"Misvak ağzı temizler, Allah'ın rızasını kazandırır."
Ve yine buyurdular:
"Dişlerinizi temizleyiniz. Zira bu hâl mahzâ nezafettir. Nezafet ise îmana râcidir. İman da sâhibiyle beraber Cennettedir."
"Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Sünnet olmak, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek ve evlenmek..."
Burun temizliği konusunda Resûlüllah Efendimizin emirleri şöyledir:
"Herhangi biriniz abdest alacağı zaman burnuna su alsın, sonra sümkürsün."
"Herhangi biriniz uykudan uyanınca üç defa burnuna su alıp sümkürsün..."
(Hadîs-i şerîf meâlleri)
---oOo---
Geçenki vaazımızda dediğimiz yukarıdaki "Yıldızlar biziz" deyince bazı hocalar, hacılar ve âlimler bizim bu sözümüzü ve tezimizi çürütmek için diyorlar ki: "Dünyaya gelip gitmiş olan ve yaşayan insanların sayısı bile sadece Samanyolu'ndaki yıldızların sayısına yetişmiyor; nasıl biz olabiliriz onlar?" diyorlar. "Milyarlarca yıldız var" diyorlar.
ELCEVAP:
Ey hoca, hacı ve âlimler! Siz hiç Afrika'daki bir ormandaki bir karınca kolonisindeki karınca sayısını sayabildiniz mi? Yahut her kış gelip de balıkçıların tuttuğu hamsi sayısını saydınız mı?
Biz onlara "biziz" dediysek, bizizdir. Biz bu dünyayı sadece insanlar olarak doldurmuyoruz. "Biz" demek, benim evimdeki kedim de o bizin içine giriyor; yine bahçedeki ağaçlarım da, sokaktaki köpekler, Afrika'daki karıncalar, okyanustaki balina ve yunuslar da, çiçek çiçek dolaşan arılar da bunun içine giriyor.
Ruh, bir bedeni çalıştıran ve canlı tutan enerjidir. Aynı televizyonu çalıştıran elektrik gibi. Elektrik fişini çekince TV ve kutusu ve içindeki birçok alet lüzumsuz bir çöp oluverir; şayet elektrik üretecek bir şey bulamazsak... Yine arabaları çalıştıran benzin ve yine elektrik sistemi onu canlı kılar. Benzinsiz, yakıtsız bir araba çöptür. İşte insan bedenini de canlı kılan o enerjisidir; ve o enerji vücudun her zerresine iyice yayılmıştır. Ve o enerji ile tırnak büyür, göz bakar, kulak duyar, beyin çalışır, düşünür, karar verir. Ve o enerji vücuttan ayrılınca beden, toprağa karışacak olan elementler topluluğudur. Ve Allah Adem Atamız için "Ona ruhumdan üfledim" diyor. Ve üflenen şey nedir? Biz Hak Teâlâ'nın suretinde halk olduysak, biz ne üfleriz? Hava, oksijen veya karbondioksit. Ve biz üfleyince karbondioksit, kirli oksijen üfleriz; Allah üfleyince ise bize hayat veren oksijen üflemiş ki, bize can veren oksijendir. Ve nefestir. Ve insan nefessiz en fazla belki 5 dakika kalabilir, sonra ölmeye başlar. Yani Allahsız yaşanmaz. Ve biz namazda tekbir alırken iki elimizi kulağa götürünce, ellerimiz ve kafamızla Arapça "Allah" yazarız. Ve yine kaburga kemiklerimizde ve kollarımızla "Allah" yazılır. Yine ayaklarımızla ve ortada zekerimizle "Allah" yazarız. Yani secde edince ise daha önceki vaazlarda yazmıştık: "H2O" yazarız; yani rahmet ve su; yani iki güneş maddesi; yani iki cihanın güneşi Muhammed, bu dünya ve ahiretin güneşi iki Muhammed, bir de Allah yazarız. İki yan tarafımızda iki tane ayrı ayrı Muhammed yazarız.
Ve televizyona can vermek elektrik enerjisi olduğu gibi, insanlara, hayvanlara ve bitkilere can veren o oksijen de işte ruhu temsil eder. Ve insanlar ruh ve enerji sahibi olduğu gibi, hayvanlar da bitkiler de ruh taşır. Hatta duvar bile nefes almaz ise nemlenir, çürür, yıkılır gider. Öyle olunca sen nasıl yukarıdakilerin biz olmadığını iddia ediyon, gafil hoca, gafil âlim? Âlimin gafilini de yeni görür olduk artık. Ve biz bütün dünyayız; taşından toprağına, koyunundan kuzusuna, atından keçisine, piresinden bitine, hamsisinden yunusuna biziz. Ve bizim sayımız da milyarlarca eder zaten. Ve canlı olanlar ışık yayan yıldızlar, veya ışık yansıtan gezegen ve uydulardır. Ölenlerin ise enerjisi bitmiş olan yıldızlardır. Onlar da biz ölünce nasıl toprağa giriyorsak, o kara delik denen patozlarca öğütülürler; ve onların içinde yeni patlama ile yeni yıldız doğar. Yani "kara delik" lafı, affedersiniz argoda popo için veya boğaz deliği için kullanılır. Ve boğaz olunca onun içine bizler elma, ekmek, peynir hep yutuyoruz. Ve yutup yutup ondan enerji açığa çıkarıyoruz işte. Ve o enerji ile nefes alıp konuşup iş işleyip düşünebiliyoruz, değil mi? Ve o yediğimiz, içtiğimiz, kara deliğin yuttukları işte seçile seçile, öğütüle öğütüle en öz olanları seçilir; ve onlar meni denen tohumu oluşturur. Ve o meni tohumu da aşk ateşi ile ısınıp bir patlama ile ileri atılır; ve eğer köprü sırat kurulduysa, anne de müsaitse yeni bir yıldız olarak, ve çocuk, ve önce enerji olarak doğar işte. Ve kâinat genişlemiş olur.
İşte toprak ana, eski bitki bedenlerini, insan bedenlerini, hayvan bedenlerini patoz gibi, mide gibi öğütür; ve sonra onlar bir bitki ile yüze çıkıp can bulunca, onları ya bir insan meyve, sebze diye yer, yahut bir hayvan yer, ve bedene dâhil olur. Ve bu sefer mideler öğütür; ve onlardan elenen en öz maddeler birleşir, meni, sperma ve kadın yumurtası oluşur. Ve onlara bir kod yazılır: Nerelerden neleri toplayacak olan bir Adem olacağı kodu. Ve o kod ile rahme dâhil olunca, o çocuğun rızkı, yiyeceği, gideceği lokmalar, ta o patozun içindeki oluşturulan kara delikteki karışım gösterir. Ve ne nereden gelecek, nerede yenecek, nerede giyilecek diye... Ve can bulup doğunca, işte onun rızıkları ya ona doğru akar, yahut o çocuk o rızıklara doğru akar gider.
Enerjimiz ya su veya oksijen olarak bütün bedeni kaplamıştır; yahut nefes olarak yine bütün bedene yayılmıştır. Ruhsuz bir beden kolunu kaldıramaz. Yani insanda, Allah muhafaza, beyne bir an oksijen gitmeyiverirse, oksijen azlığı yüzünden bilincini kaybediyor; ve artık felç veya suni hayata giriyor; ve ne elini ne kolunu kaldırabiliyor, ne düşünebiliyor, ne konuşabiliyor. Yani her şey oksijene bağlı. Ve hep derler: "Son nefesde iman ver." Ve son nefes vücuttan çıkınca insan ölür. Yani nefes sayısı bellidir; bir insanın alacağı lokma ve nefes, ta o patozun içinde karar kılınmıştır. Ne kadar metreküp nefes alacak diye... Buna kader çizgisi deniyor. Ve bazı güzel sebepler onu uzatabilir. Ve Muhammed dedi:
"Sadaka ömrü uzatır."
Yani sen, senin alman için yazılmış olan bir rızkı başkasına verince, onu geri dağıtmış olursun; o ta ki geri dönüp dolaşıp geri sana gelinceye kadar senin ömrün uzamış olur. Çünkü o kod içinde sana o rızkın dâhil olacağı, veya yiyeceğin, yada giyeceğin yazılıydı. Sen onu başkasına verince, senin olmadı ve zaman uzadı ki o tekrar sana dolaşıp geri gelsin ki senin nefesin ve rızkın tamam olsun. Ve bütün parçalarını geri toplayınca ömrün bitmiş olur yani. Yani senin asli bedenini oluşturan puzzle tamam olunca, resim tamamlanınca hayat biter.
Ve Hz. Osman için 83 sene yaşadı, ümmetin piri diye bahsediliyor. Ve ben sistemimizdeki gezegenlere baktım; Uranüs, Güneş etrafındaki bir turunu 84 senede tamamlıyormuş. Yani Uranüs burçlular, Hz. Osman burçlu. Ve eğer bir aksilik çıkmazsa ömürleri bir tam tur, 4 mevsimdir; ve her 4 mevsim 83 veya 84 senede tamam olur. Yani Osman yıldızının ömrü 84 sene. Hz. İbrahim zamanında ömürler 300 sene civarındaydı; ve Plüton'un Güneş'in etrafındaki dönüşü yaklaşık 248 Dünya yılı sürer diyorlar; hâlbuki 300 sene civarında döner.
Ve Hz. Nuh zamanında ömürler 1000 sene civarındaydı; yani Nuh yıldızında idi insanlar o zaman. Ve Kur'an'da geçen ayet ile:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّمَاء إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya'rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn.
Meali:
Gökten arza kadar emri (Allah'tan gelen ve Allah'a dönen her şeyi) tedbir eder (düzenler). Sonra ona işler öyle bir günde O'na yükselir ki, (o bir günün) süresi, sizin (dünya ölçülerine göre) saymanızla 1000 senedir.
Ondan önceki ayette ise:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ
Vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin.
(Secde Suresi 4 ve 5)
Meali:
Orada bir gün ve gece, dünya günü ile altı gün ve geceye denktir.
Yani Nuh yıldızındaki insanların bir günü, bizim altı günümüz gibi. O yüzden Adem Atamıza bilmem elli vakit namaz farz idi; Nuh'a bilmem kaç vakit Nuh'a verildi. Hiç dünya günü gibi olsa elli vakit kılınabilir mi? Bu dünyada hemen akşam oluverir. Yani Nuh yıldızının bir günü bizim günümüzle altı gün; ve bir senesi de yaklaşık 1000 senedir. Ve böyle bir gezegen bizim sistemimizde yok; demek ki Nuh yıldızı sistemin çok dışında bir yerde. Ve yine:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
Ta'rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh.
Meali:
Meleklerin bulunduğu gezegende sadece bir gün, sizinki ile veya bizimki ile elli bin sene.
(Mearic Suresi — Melekler Suresi 4)
Ve Adem Atamızın ömrünün 3000 sene olduğu rivayetler arasında. Ve hal böyle olunca, elli vakit namaz kılacak kadar uzun bir günü olan, ve senesi de dünyanınki ile 3000 sene olan gezegen ve yıldız sistemindeydiler. Ve o yüzden Adem'in boyu da 70 zira; zaten 33 metre, minare gibi. Burada minarelerin gezdiğini düşünebilir misin? Aklın alır mı? Orantısız olur. Onun koyunu ne kadar, kedisi ne kadar, düşün bakalım. Onun yiyeceği bir yumurta senin yumurtandan olsa, karnı kaç yumurta ile doyar, değil mi? Öyle olunca bizim yeni tezimiz: Hz. Adem, bir senesi 3000 sene olan bir sistemde yaşadı; ve ömrü de bir tur idi yani. Ve o gezegenin bir günü de bizim bir günümüzden değildi, yani 24 saat değildi. Ve bir Merkür'ün günü bile bizimki ile 58 güne eşit.
Ve Muhammed Mustafa Mirac ederken, birinci kat semaya çıktılar, bilmem kim peygamberi gördü; ikinciye çıktılar, bilmem kimi gördü deniyor. Ve ona dedi: "Bana bilmem kaç vakit namaz verildi, ümmetim yapamadılar; geri dön, Allah biraz azaltsın" dedi diye anlatılıyor. Birinci sema, ikinci sema ne olaki? Yani başka yıldız sistemleri... Yani ve onlar orada yaşıyorlar hâlen demek ki.
---oOo---
(S.T.) Facebook'dan bir paylaşımında bir aşk hikâyesini anlatıyor:
Bir adam bir kitap okur ve o kitapta bir aşk hikâyesi yazılıymış. Ve sonra o da aşkını aramaktadır. Ve kitap bitince, kitabın sonunda okuyanlar ismini yazmış; ve bir kadın ismi görür, o isme âşık olur. Ve onun adresini bulur, ve senelerce onunla platonik aşk yaşar, onunla yazışır. Ve sonunda görmeye karar verir; ve buluşacakları sırada kadın, göğsüne kırmızı gül takacağını, oradan onu tanımasını söyler. Ve fakat buluşma yerinde bir kırmızı gülde ihtiyar bir kadında vardır. Ve o genç güzel kadını aradığı, buluşacağı kendi kadını zanneder. Ve fakat o kadın gelip yanından geçer. Hâlbuki o, onu imtihan için ihtiyar kadına vermiş kırmızı gülü. Ve adam "Benim platonik aşkım bu ihtiyar kadındı" diye ona yönelir. Ve sonra imtihanı kazanır, ve kız ona döner, koşar diye anlatırken... Tam o koca karı "Bu giden kız bana bu gülü verdi" demeden önce ben "O giden kız benim kızımdı" diyecek sandım. Ve Serdar'a şu yorumu yaptım:
"Ya Serdar, çok güzel hikâye. Mesela daldaki elmalardan birisi kurtlu ve buruşuk kalabilir; su ona az ulaşmış olabilir ama o elma o dalın elması. O dal has dal ise, o buruşuk elmanın anası olan dal ve babası olan dal, vaktinin en güzeliydi belki; o yüzden böyle elma veren bir dal oldu, değil mi? Ben hikâyenin sonunu tahmin etmeye çalışırken düşünmüştüm ki: O kadın 'Giden kız benim kızım' diyecek sandıydım. Neyse... Yani o elma giliz kaldıysa bile, soyunda nice selviler olabilir, değil mi? Eğer o selvileri bulamadıysan, bil ki işte o buruşuk elmanın çekirdeğinin bir yerine dürmüş, bükmüş, sokmuşdur Rabbim. Sen onu, o buruşuk elmayı al da, yeni nesil için o selvileri onun içinden çıkaran ol; ona koca, çocuklarına baba ol ki o selviler hayat bulsun. Hatice gibi kırklığın içinden nice Fatma gibi güzeller, iffetli kadınlar çıkaran Muhammed sünnetine uy da, Fatmalara baba ol." dedim.
---oOo---
Yine Serdar bir şiirinde:
Bir Ah Etmem
Elde mızrap dilde türkü değilsin
Nasıl çalsın söylesene saz beni
Bende ben ol herkes beni sen bilsin
Bak aynaya senden gizli süz beni
.....
"Be hey Serdar, mızrap ve tel iniler; ama sözü ben söylerim. Onun derdine tercüman, hâline argüman eylerim. Bendeki ses olmasa, onun mırıltısı, zırıltısı dile gelip hâl olmaz. Hâli olmayanın ahvali de olmaz. Ahvalsiz hikâye kıssa değil, masal bilenem olmaz." dedik.
Yine Facebook'da birisine selam hakkındaki yorumum:
"Selamün aleyküm" demek, "Sana Allah'ın selamı var" demektir. Hani tahiyattaki Allah'ın Muhammed'i Mirac'da selamlaması gibi. Ve bizler Muhammed'leriz. Yine bir misal ile, biz Avusturya'da olduğumuzdan burda bunu tam mânâsı ile duymaktayız. Bunlar selam verirken "Grüß Gott" derler; yani "Allah seni selamlıyor", veya "Allah'a selam olsun". Beni Allah selamlıyorsa, ben cevabı niye Allah'a değil de sana veriyorum, bre muzip Nasreddin? Hadi bunu çözebilirsen sana pekiyi vercen karnede. Unutma, tahiyatta selamı verenle alan kim? Selamda farz ile sünnet ne? Bir bak, iyi düşün. Neden vermek farz değil de sünnet deniyor? Hâlbuki Muhammed'e selamı veren Allah iken, niye selam vermek sünnet, almak farz? Hadi cevabını da yazalım: Selamı veren Allah olunca, almamak çok büyük edepsizliktir. O hâlde Allah kim? Muhammed kim? İkinci soru: Her şey vahdette bitiyor azizim."
--oOo---
Rabbim, Mehdi ve Cemaatine "Nefsini bilen Rabbini bilir" kuralı gereği nefsini de Rabbini de bilmeyi nasip eylesin.
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmîn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Kasım 2015 Pazartesi
Original Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 9 Kasım 2015 Pazartesi
Original Kar©glan