![]() |
|
insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir - Yazdırılabilir Versiyon +- Raşit Tunca Forumu (https://tuncarasit.com) +-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=576) +--- Forum: KAROGLAN RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=579) +---- Forum: Raşit Tunca Makaleleri (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=583) +---- Konu: insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir (/showthread.php?tid=34677) |
insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir - Raşit Tunca - 06-10-2026 ![]() insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen). إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir. Ahzab Suresi 72. Ayet İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder. İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir. Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur. Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır. Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir. Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” . Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir. Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur. Cehaletin (Cehul) Mahiyeti: Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir . Zulmün (Zalum) Mahiyeti: Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz: Allah’a Karşı Zulüm: Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır. Nefse Karşı Zulüm: Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur. Başkasına Karşı Zulüm: Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir . İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” . Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) . Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur . Raşit Tunca Schrems, 28.05.2026 |