Raşit Tunca Forumu
Ögretmenler günü ve hakiki ögretmen Raşidin Günü(Karoglanin 24.11.2013 Pazar Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon

+- Raşit Tunca Forumu (https://tuncarasit.com)
+-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=576)
+--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=587)
+---- Forum: 2013 VAAZLARI ARŞİVİ (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=602)
+---- Konu: Ögretmenler günü ve hakiki ögretmen Raşidin Günü(Karoglanin 24.11.2013 Pazar Vaazi) (/showthread.php?tid=35068)



Ögretmenler günü ve hakiki ögretmen Raşidin Günü(Karoglanin 24.11.2013 Pazar Vaazi) - Raşit Tunca - 10-17-2026

ÖĞRETMENLER GÜNÜ VE HAKİKİ ÖĞRETMEN: RAŞİD MEHDİ

(Mehdiyyunel Raşidiyyîn)

Her Şeyi Oku, Fakat Lanet Okumayı Bilmeden Lanet Etme!

(Kar©glan'ın 24.11.2013 Pazar Vaazı)


Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.


فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ۝ وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ الدِّينِ

“Oradan çık! Çünkü sen kovulmuşsun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir.”

Sadakallâhü'l-azîm. Hicr Suresi, 34-35. ayetler.


Allahümme salli alâ Muhammed Mustafa ve alâ âlihi ve ashâbihi ecmaîn.
Ve alâ âli Muhammed, Mehdiyy-i Muntazar Raşidiyyîn.


YOLCULUĞUMUZA BAŞLIYORUZ

Denilir ki:

“Lanet okuma; lanet sana döner.”

Peki bu söz her durumda böyle midir?

İnsan, öfkesine kapılıp her gördüğü yanlış insana lanet okumamalıdır. Çünkü lanet ağır bir sözdür. Bir insanın öfkesini kontrol edemeyip herkese beddua etmesi, kendi kalbini de karartabilir.

Fakat Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın, şeytan hakkında lanet ifadesini kullandığını görüyoruz.

Şeytan, Allah'ın emrine karşı gelerek kibirlenmiş, Hz. Âdem'e secde etmeyi reddetmiş ve Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmıştır.

Burada bizim için önemli olan şudur:

Lanet, insanın günlük öfkesinin bir silahı değildir. Allah'ın hükmünü kendi nefsimizin öfkesiyle karıştırmamak gerekir.

Biz bir kimseye kızdığımız için onu Allah'ın rahmetinden mahrum ilan edemeyiz.

Önce kendi nefsimize bakmalıyız.

ŞEYTANIN DÜŞMANLIĞI VE MÜMİNİN METANETİ

Şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.

Hz. Âdem Aleyhisselâm'dan beri insanı Allah'ın yolundan uzaklaştırmak için çalışmaktadır.

Peygamberler de bu düşmanlığın dışında kalmamıştır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Mekke döneminde büyük sıkıntılar yaşamış, sonunda hicret etmek zorunda kalmıştır.

Fakat hicret, İslâm'ın yok olması değil; Allah'ın takdiri içerisinde yeni bir başlangıç olmuştur.

Buradan çok önemli bir ders çıkar:

Bazen insan bulunduğu yeri değiştirmek zorunda kalabilir. Fakat asıl mesele, mekânı değil istikameti kaybetmemektir.

Mekke'den Medine'ye gidildi diye iman kaybolmadı.

Aksine İslâm Medine'de daha da güçlendi.

Demek ki insanın bir yerden başka bir yere gitmesi tek başına kayıp değildir.

Asıl kayıp, Allah'ın yolundan ayrılmaktır.

UHUD'DAN ALINACAK DERS

Uhud Savaşı'nda Peygamber Efendimiz okçulara yerlerini terk etmemelerini emretmişti.

Bazı okçular savaşın kazanıldığını düşünerek yerlerini terk edince Müslümanlar zor durumda kaldılar.

Buradaki ders yalnızca savaşla ilgili değildir.

İnsan kendisine verilen vazifeyi, nefsinin arzusuna göre yarıda bırakmamalıdır.

Bugün de bir insanın bulunduğu yerde yapması gereken bir vazife varsa, o vazifeyi Allah'ın rızası için yerine getirmesi gerekir.

Ancak bu, insanın hiçbir zaman yer değiştiremeyeceği anlamına gelmez.

Hicret de vardır, yolculuk da vardır, yer değiştirmek de vardır.

Önemli olan niyettir.

İnsan Allah'ın rızası için bir yere gidiyorsa başka, nefsinin hevesi için gidiyorsa başkadır.

“YERİNİZİ TERK ETMEYİN” SÖZÜNÜN TEFEKKÜRÜ

Benim bu sözden anladığım şudur:

Ey mümin!

İmanını terk etme.

Namazını terk etme.

Kur'an'ı terk etme.

Ahlâkını terk etme.

Doğruluğu terk etme.

Emanete sahip çıkmayı terk etme.

Allah'ın sana verdiği vazifeyi nefsin için terk etme.

İnsan bazen dünyadaki yerini değiştirebilir; fakat kalbindeki kıbleyi değiştirmemelidir.

Asıl yer, kulun Allah karşısındaki yeridir.

SIĞINAKLARINIZA DÖNÜN

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Süleyman Aleyhisselâmın ordusunu gören karıncanın:

“Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin...”

dediği anlatılır.

Bu kıssada çok güzel bir hikmet vardır.

Karınca küçüktür.

Süleyman Aleyhisselâmın ordusu ise büyük ve güçlüdür.

Fakat karınca kendi yuvasını ve kendi topluluğunu korumaya çalışmaktadır.

Buradan bizim anlayacağımız şey şudur:

İnsan da fitne ve tehlike gördüğü zaman kendisini korumayı bilmeli, Allah'ın emrettiği sınırlar içerisinde tedbir almalıdır.

Sığınmak bazen korkaklık değildir.

Bazen tedbir almaktır.

Bazen insanın nefsini, ailesini, imanını ve ahlâkını korumasıdır.

MEHDİ VE AHİR ZAMAN KONUSUNDA TEFEKKÜR

Mehdi ve ahir zaman meseleleri hakkında İslâm geleneğinde çeşitli rivayetler vardır.

Bu konularda konuşurken ölçülü olmak gerekir.

Kendi rüyamızı, keşfimizi veya tefekkürümüzü herkes için kesin hüküm gibi anlatmak doğru değildir.

Benim kanaatim ve tefekkürüm şudur:

Ahir zamanın en büyük imtihanlarından biri, insanın hak ile bâtılı birbirinden ayırabilmesidir.

Bu sebeple Mehdi'yi beklemekten önce insan kendi nefsini düzeltmelidir.

Mehdi gelecek diye namazını terk eden bir insan doğru bir bekleyiş içerisinde değildir.

Hz. İsa Aleyhisselâm gelecek diye Kur'an'dan uzaklaşan bir insan doğru bir hazırlık içerisinde değildir.

Hakiki hazırlık, Allah'ın emirlerine sarılmaktır.

ŞEYTAN HER ZAMAN GÜNAHLA GELMEZ

Şeytanın insana vesvese vermesinin yalnızca açık günahlarla olacağını düşünmemeliyiz.

Bazen insanı doğrudan kötülüğe çağırır.

Bazen de görünüşte güzel bir işi ölçüsüz yaptırarak başka bir vazifeyi ihmal ettirebilir.

Meselâ insan gece boyunca nafile ibadet eder, fakat ertesi gün farz ibadetini ve sorumluluklarını aksatırsa burada bir denge problemi ortaya çıkar.

İnsan ibadeti çoğaltırken farzı ihmal etmemelidir.

İnsan hayır yapmak isterken ailesine karşı sorumluluklarını unutmamalıdır.

İnsan bir iyilik yaparken başka bir kötülüğe sebep olmamalıdır.

İşte hidayet budur:

İyiyi yaparken doğru ölçüyü korumak.

Şeytan bazen insanı açık harama çağırır.

Bazen de şüpheli şeylerle kandırmaya çalışır.

Bu yüzden mümin, ne yediğine, ne içtiğine, ne kazandığına, ne söylediğine ve ne yaptığına dikkat etmelidir.

Helâl bellidir.

Haram bellidir.

Şüpheli şeylerden uzak durmak da takvanın bir parçasıdır.

EÛZÜ BİLLAH DEMEK

“Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm” dediğimiz zaman, Allah'a sığınırız.

Bu sığınma yalnızca dil ile değil, kalp ile de olmalıdır.

“Rabbim, beni şeytanın vesvesesinden koru.

Beni nefsimin şerrinden koru.

Beni yanlış gördüğümü doğru zannetmekten koru.

Beni iyilik yapıyorum zannederek kötülüğe düşmekten koru.

Beni haramdan, kibirden, hasetten, öfkeden ve zulümden koru.”

diye düşünmeliyiz.

BİLİNÇLİ MÜMİNİN KENDİNİ KORUMASI

Mümin, kendisine sunulan her şeyi düşünmeden kabul etmez.

Yediğinin helâl olup olmadığına dikkat eder.

Kazancının temiz olup olmadığına dikkat eder.

Sözünün doğru olup olmadığına dikkat eder.

Gördüğünün kalbine zarar verip vermediğine dikkat eder.

Çünkü insanın kalbi de bir emanettir.

Gözden giren görüntü, kulaktan giren söz ve dilden çıkan kelime insanın ahlâkını etkileyebilir.

Bu sebeple gözümüzü, kulağımızı ve dilimizi korumalıyız.

Ancak burada da ölçüyü kaybetmemeliyiz.

Her hastalığı veya her kötü ahlâkı belirli bir yiyeceğe, mikroba veya maddî sebebe bağlamak doğru değildir.

Bedenin hastalıkları ayrı bir ilim konusudur.

Ahlâkın hastalıkları ise ayrı bir terbiye konusudur.

Mümin, hem ilme hem hikmete hem de edebe sarılmalıdır.

İSLÂM'DA HAYA VE MAHREMİYET

İnsan bedeninin mahremiyetine dikkat etmelidir.

İslâm dini haya ve edep dinidir.

İnsanın başkalarının yanında avret yerlerini açmaması, özel hâllerini insanlara teşhir etmemesi ve mahremiyetine dikkat etmesi gerekir.

Tek başına banyo yaparken de insanın örtünmesi, edebe uygun davranması güzel bir davranıştır.

Fıkıh âlimleri bu konuda farklı ayrıntılar üzerinde durmuşlardır. Bu nedenle her ayrıntıyı kesin bir hüküm gibi söylemek yerine, temel prensibi hatırlamak daha doğrudur:

Mümin, mümkün olduğu kadar mahremiyetini korur ve hayâsını muhafaza eder.

Bugün insanların özel hayatlarını görüntüler hâlinde başkalarına göstermesi, mahremiyeti sıradanlaştırması ve haya duygusunu kaybetmesi ciddi bir ahlâk problemidir.

İnsan kendisini teşhir etmek yerine kendisini korumalıdır.

Göz de emanettir.

Dil de emanettir.

Beden de emanettir.

Kalp de emanettir.

MÜMİNİN BEDENİ VE RUHU BİR EMANETTİR

Allah Teâlâ insanı farklı nimetlerle yaratmıştır.

Temiz ve helâl gıdalar insanın bedenine fayda sağlayabilir.

Fakat bedenin sağlığını yalnızca maddî sebeplere bağlamak da doğru değildir.

İnsan hem bedenine hem ruhuna dikkat etmelidir.

Temiz beslenmek gerekir.

Temiz kazanmak gerekir.

Temiz düşünmek gerekir.

Temiz konuşmak gerekir.

Temiz yaşamak gerekir.

Çünkü İslâm'da temizlik yalnız beden temizliği değildir.

Kalbin temizliği de önemlidir.

ALLAH HER ŞEYİ BİR ÖLÇÜ İLE YARATMIŞTIR

Allah Teâlâ kâinatta farklılıklar yaratmıştır.

Gece ve gündüz vardır.

Yaz ve kış vardır.

Sıcak ve soğuk vardır.

Acı ve tatlı vardır.

Güçlü ve zayıf vardır.

İnsanlar da farklı yaratılmıştır.

Fakat farklılık, düşmanlık sebebi değildir.

Mümin bu farklılıkların içerisinde Allah'ın kudretini görmelidir.

Kendisine benzeyeni sevmek kolaydır.

Asıl imtihan, farklı olanı da adaletle değerlendirebilmektir.

CAMİ, İMAM VE CEMAAT

Cemaat içerisinde imamın yeri büyüktür.

İnsan imama uyarak namazını kılar.

Fakat burada da ölçüyü korumak gerekir.

İmam peygamber değildir.

Şeyh peygamber değildir.

Âlim peygamber değildir.

Hiçbir kul Allah'ın yerine konulamaz.

Bir mürşide veya âlime saygı göstermek başka şeydir, onu ilahlaştırmak başka şeydir.

Hakiki mürşid, insanı kendisine değil Allah'a yönlendirendir.

Hakiki öğretmen, öğrencisini kendisine bağımlı hâle getiren değil, doğruyu öğrenmesine vesile olandır.

ŞEFAAT VE YAKINLIK MESELESİ

Şefaat konusunda da ölçümüzü korumalıyız.

Şefaat Allah'ın iznine bağlıdır.

Hiçbir peygamber, veli veya salih kul kendi başına Allah'ın hükmünü değiştiremez.

Allah kimi dilerse, kime izin verirse şefaat gerçekleşir.

Bu nedenle bir kula güvenmek, Allah'ı bırakıp kula güvenmek anlamına gelmemelidir.

Kuldan sebep olarak faydalanılır; gerçek yardımın Allah'tan olduğu unutulmaz.

HARAM AYLAR VE İNSANA VERİLEN MÜHLET

Tevbe Suresi'nde Allah katında ayların sayısının on iki olduğu ve bunlardan dördünün haram aylar olduğu bildirilir.

Bu aylarda insanlara zulmetmemek, günaha ve haksızlığa daha çok dikkat etmek gerekir.

Burada çok güzel bir tefekkür vardır.

Çiftçi nasıl bir ürünün yetişmesi için onun zamanını bekliyorsa, insan da kendisine verilen ömrü iyi değerlendirmelidir.

Her meyvenin bir mevsimi vardır.

Her tohumun bir yetişme zamanı vardır.

İnsan hayatının da bir mühleti vardır.

Fakat bu mühletin ne zaman biteceğini bilmiyoruz.

Öyleyse insan:

“Daha sonra tövbe ederim.”

diyerek günahı ertelememelidir.

Çünkü insanın elindeki en büyük sermaye zamandır.

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Geldik bugünkü vaazımızın asıl konusuna.

Dün, 24 Kasım Öğretmenler Günü idi.

Bütün öğretmenlerimizin ellerinden hürmetle öperim.

Bize okuma yazmayı öğreten öğretmenlerimize,

ilim öğreten hocalarımıza,

bizi irşad eden mürşidlerimize,

doğruyu öğreten âlimlerimize

Allah'tan rahmet, sağlık ve bereket dilerim.

Öğretmenlik büyük bir emanettir.

Çünkü öğretmen insan yetiştirir.

İnsan yetiştirmek ise yalnız bilgi vermek değildir.

Ahlâk öğretmektir.

Sabır öğretmektir.

Doğruluk öğretmektir.

Sorumluluk öğretmektir.

RAŞİD NE DEMEKTİR?

“Raşid” kelimesi, doğru yolu bulan, doğruya yönelen ve doğruya ulaştıran mânalarıyla ilişkilidir.

Mehdi kelimesi de hidayet bulma ve doğru yola yönelme mânalarıyla bağlantılıdır.

Bu nedenle “Raşid” ismi üzerinde tefekkür etmek mümkündür.

Benim ismimin Raşit olması sebebiyle, bu vaazları yazarken kendimi insanların üzerine çıkarılmış bir makam sahibi olarak değil, bildiğim doğruları paylaşmaya çalışan bir kul olarak görürüm.

Öğretmenlik iddiasında bulunan insanın önce kendi nefsini eğitmesi gerekir.

Mürşidlik iddiasında bulunan insanın önce kendi nefsini sorgulaması gerekir.

Çünkü başkasına yol göstermek kolaydır.

Kendi nefsine yol göstermek zordur.

HAKİKİ MÜRŞİD KİMDİR?

“Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.” sözü üzerinde de düşünelim.

İlim gerçekten insanı doğruya götüren büyük bir nimettir.

Fakat burada ilim ile bilgi arasında da fark vardır.

Her bilgi hakikat değildir.

İnsanlık tarihinde bazı bilgiler sonradan düzeltilmiştir.

Dün doğru zannedilen bazı bilgiler bugün değişmiştir.

Bu bize şunu öğretir:

İnsan bilgisinin sınırı vardır.

Bugünün bilgisi yarının yeni bilgileriyle gelişebilir.

Fakat Allah'ın ilmi eksilmez ve değişmez.

Peygamberlerin getirdiği vahiy ile insanların sonradan elde ettiği bilgiyi birbirine karıştırmamak gerekir.

İlim insanı Allah'a götürüyorsa güzeldir.

İlim insanı kibirlendiriyorsa, o ilmin sahibi nefsine mağlup olabilir.

PEYGAMBERLER VE VAHİY ZİNCİRİ

Allah Teâlâ insanlara peygamberler göndermiştir.

Hz. Davud Aleyhisselâm ve Zebur,

Hz. Musa Aleyhisselâm ve Tevrat,

Hz. İsa Aleyhisselâm ve İncil,

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Kur'an-ı Kerim...

Bu peygamberlerin her biri kendi dönemlerinde Allah'ın vahyini insanlara ulaştırmıştır.

Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir.

İslâm dini tamamlanmıştır.

Kur'an-ı Kerim ise kıyamete kadar rehberimizdir.

Bu nedenle bir Müslüman için asıl ölçü Kur'an ve sahih sünnettir.

İLİM ZENGİNİNİN ZEKÂTI

Nasıl mal sahibi olan insan malının zekâtını veriyorsa, ilim sahibi olan insan da bildiğini paylaşmanın sorumluluğunu taşır.

İlim saklanıp kibir vesilesi yapılmamalıdır.

İlim paylaşılmalıdır.

Fakat ilim paylaşılırken de insan kendisini tek hakikat sahibi zannetmemelidir.

“Ben biliyorum, herkes yanılıyor.” düşüncesi insanı nefsine götürebilir.

Gerçek âlim, bildiği kadar bilmediğini de bilen kişidir.

Biz de bu vaazlarımızla bildiğimiz doğruları paylaşmaya çalışıyoruz.

Rabbim bu gayretimizi makbul eylesin.

Bize öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip eylesin.

Öğretmenlerimize, hocalarımıza ve mürşidlerimize hayırlı hizmetler nasip eylesin.

Rabbim!

Bizi şeytanın vesvesesinden koru.

Nefsimizin şerrinden koru.

İlmimizi kibir sebebi yapma.

Bildiğimizi yaşamayı, yaşadığımızı doğru şekilde öğretmeyi nasip eyle.

Öğretmenlerimize, âlimlerimize, mürşidlerimize ve bütün hayırlı ilim sahiplerine bereket ver.

Bizi Kur'an'dan ayırma.

Bizi Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetinden ayırma.

Kalplerimize iman, dillerimize zikir, amellerimize ihlâs nasip eyle.

Âmin.


El-Fâtiha maassalavât.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca


Schrems, 24.11.2013 Pazar
[/size][/align]