![]() |
|
Peygamber Duasi - Peygamber Niyazı (Kar©glanin 25 Ekim 2016 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon +- Raşit Tunca Forumu (https://tuncarasit.com) +-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=576) +--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=587) +---- Forum: 2016 VAAZLARI ARŞİVİ (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=605) +---- Konu: Peygamber Duasi - Peygamber Niyazı (Kar©glanin 25 Ekim 2016 Vaazi) (/showthread.php?tid=35082) |
Peygamber Duasi - Peygamber Niyazı (Kar©glanin 25 Ekim 2016 Vaazi) - Raşit Tunca - 10-21-2026 Peygamber Duası - Peygamber Niyazı (Kar©glan'ın 25 Ekim 2016 Vaazı) أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلاَّ كَمَا أَمِنتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِن قَبْلُ فَاللّهُ خَيْرٌ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ Kâle hel âmenukum aleyhi illâ kemâ emintukum alâ ahîhi min kabl(kablu), fallâhu hayrun hâfizâ(hâfizen) ve huve erhamur râhimîn. Meali: Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Yusuf'un tabir ettiği rüyadaki gibi, bölgelerinde kıtlık başlayınca Yakub'un oğulları, Yusuf'un sultan olduğu beldeye gittiler. Sultan olan Yusuf'tan biraz yemelik buğday alabilmek için oraya gelmişlerdi. Yusuf onları tanıdı ve babalarını getirmeleri için Allah'ın kendisine öğrettiği bir yol ile buğday ölçüsü olan kileyi onların çuvalına gizlice koydu. Sonra da kilesinin kaybolduğunu söyleyerek arattırdı. Kile onların çuvalından çıkınca, onlara: "Siz hırsızsınız." dedi. Mısır kanununa göre onlardan birini rehin aldı ve velilerini getirmelerini emretti. "Hayır, hırsız değiliz." deseler de Yusuf, öz ana-baba bir kardeşi Bünyamin'i alıkoydu ve: "Hadi gidin, babanızı getirin. Yoksa size kardeşinizi geri vermem." dedi. Bu hâl üzere, babalarına Bünyamin'siz geri dönen kardeşler durumu Hz. Yakub'a anlatınca, o şöyle dedi: "Yakub dedi: Diğer kardeşiniz Yusuf'u size emanet ederken kandığım gibi, yine nasıl kanmışım da kardeşinizi, yani Bünyamin'i, size emanet etmişim. Amma Allah koruyucuların en hayırlısıdır ve O, merhamet edenlerin de en merhametlisidir." Sadakallahü'l-Azîm - Yusuf Suresi, 64. Ayet ---oOo--- Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: "Eşyada uğursuzluk yoktur. Safer ayında uğursuzluk yoktur. Baykuşun ötmesinde de bir uğursuzluk yoktur." (Hadis-i Şerif, Müslim, Selâm, 102) Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular: "İslâm'da uğursuz sayma, kötüye yorma yoktur; en iyisi iyiye yormaktır." (Hadis-i Şerif, Buhârî, Tıb, 54) Safer ayı, cahiliye Arapları tarafından uğursuz ay olarak tanınıyor ve bu ayda umre yapmak büyük günahlardan sayılıyordu. Resûlullah (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) ise: "Umre her zaman helâldir!" (Buhârî, Hac, H. No: 777) buyurarak bu aya atfedilen uğursuzluk inancını kırmıştı. "Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd." "Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd." Yolculuğumuza Başlıyoruz: Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: "Sizden biriniz hoşuna giden bir rüya görünce, o Allah Teâlâ'dandır. Bu sebeple Allah'a hamdetsin ve o rüyasını sevdiğine anlatsın. Hoşlanmadığı bir rüya görürse o şeytandandır. Onun şerrinden Allah'a sığınsın ve onu hiç kimseye söylemesin. O zaman o rüya kendisine zarar vermez." (Hadis-i Şerif, Buhârî, Ta'bîr 3, 46; Müslim, Rü'yâ 3) Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular: "Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya görünce, sol tarafına üç defa tükürsün; şeytanın şerrinden de üç defa Allah'a sığınsın; yattığı tarafından da öbür yanına dönsün." (Hadis-i Şerif, Müslim, Rü'yâ 5) Yani Muhammed, bu hadislerde gösterdiği gibi, kötü düşünceleri ve kötüye yormayı üzerimize çekmememiz için İslâm'da uğursuzluk olmadığını bildirmiştir. Çünkü insanın sözü ve duyguları bir etki meydana getirir. Benim kanaatimce, insanın düşüncesi, sözü ve duyguları hayatındaki davranışlarını da etkiler. Bu yüzden Peygamber Efendimiz insanları kötüye yormaktan sakındırmış ve iyi düşünmeye yönlendirmiştir. Bir kamyon nasıl sadece bir vasıtaysa, ona yüklenen şey de taşınan şeydir. Kamyona elma, armut gibi faydalı şeyler yüklenebileceği gibi, kötü ve zararlı şeyler de yüklenebilir. Kamyon burada sadece vasıtadır. Ona ne yüklersen onu taşır. İnsan da böyledir. Düşüncelerimizi, sözlerimizi ve davranışlarımızı ne yönde kullanırsak, hayatımızda da o yönde sonuçlarla karşılaşabiliriz. Kader meselesine gelince; insanın başına gelecek nimetlerin, imtihanların, hastalıkların ve çeşitli hadiselerin Allah'ın ilminde bulunduğuna inanırız. Fakat bunların nasıl ve ne şekilde gerçekleşeceği konusunda yapılan bazı yorumlar bizim şahsi yorumlarımızdır. Bu sebeple Safer ayı hakkında bazı âlimlerin farklı değerlendirmeleri olmuştur. Bazıları bu ayı bela ve musibetlerin hatırlanması bakımından önemli görmüşlerdir. Fakat İslâm'ın temel ölçüsü açıktır: Safer ayı uğursuz değildir. Burada söylediklerim benim yorumumdur. Kimseyi bağlamaz. Kabul edebilirsiniz, etmeyebilirsiniz. Düşmanın kim olduğunu bilmek, tedbir almayı kolaylaştırır. Fakat herhangi bir topluluğu, bir milleti veya bir inanç grubunu sırf mensubiyeti sebebiyle düşman kabul etmek doğru değildir. İnsanları davranışlarına göre değerlendirmek gerekir. Masaru Emoto ve Su Deneyleri Üzerine: Japon bilim insanı Masaru Emoto'nun su kristalleri üzerine yaptığı çalışmalar, sözlerin, düşüncelerin ve çeşitli etkilerin su üzerindeki etkisini araştırması bakımından dikkat çekmiştir. İnsan vücudunun büyük bir bölümünün sudan oluştuğu da düşünüldüğünde, bu konu bazı kimseler tarafından insanın düşünce ve duygularıyla ilişkilendirilmiştir. Ancak burada bilimsel iddia ile kişisel yorumu birbirinden ayırmak gerekir. Benim bu konudaki kanaatim, insanın sözünün, düşüncesinin ve duygusunun hayatında önemli bir etkisi olduğudur. Yaşam muhteşem bir enerjisel dans gibidir. Frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması ve farklı yönlerde dalgalanması hayatın içerisinde sürekli devam eder. Su, yaşamın temel unsurlarından biridir. İnsan bedeni de büyük oranda sudan meydana gelir. Bu sebeple su ve insan arasındaki ilişki üzerine yapılan çalışmalar ilgi çekicidir. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kun fe yekûn. "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri o şeye ancak 'Ol!' demektir. O da hemen oluverir." Sadakallahü'l-Azîm - Yâsîn Suresi, 82. Ayet Ve kuantum fiziğiyle birlikte, sözün, gözlemin ve enerjinin madde üzerindeki etkileri üzerine çok farklı araştırmalar yapılmaktadır. Burada "Ol!" emrinin ilâhî kudretini bilimsel bir deneyle eşitlemek değil, ayetin insan düşüncesinde meydana getirdiği anlamı anlamak gerekir. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي رَّبِّ زِدْنِي عِلْماً وَ فَهما و الحقني بالصالحين Rabbişrah lî sadrî ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî yefkahû kavlî. Rabbi zidnî ilmen ve fehmen velhıkni bissâlihîn. Meali: Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. "Ey Rabbim! Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimde bulunan düğümü çöz de anlasınlar beni. Rabbim, ilmimi ve anlayışımı artır. Beni salihler, yani iyi insanlar, arasına kat!" Sadakallahü'l-Azîm - Tâhâ Suresi, 25-28. Ayetler; 114. Ayetten pasaj ve Yusuf Suresi, 101. Ayetten pasaj Tefsiren Meal: Rabbim, göğsümü aç ve içimi dışıma çıkar. Ümmetimi dışarı çıkar ve emre itaati kolay eyle. Emre itaati ihlal edenleri de sıkıca bağla; ta ki bu sözümün tam manasıyla anlaşıldığı güne kadar, yani "min lisânî yefkahû kavlî" sözünün, sözün gücünün anlaşıldığı güne kadar, ahir zamana ve Mehdi ile İsa zamanına kadar onları bağlı tut. "Rabbi zidnî" dediği zaman da ilmimi ve anlayışımı artır. Onları salihlerin arasına karıştır ki hak ile batıl anlaşılabilir olsun, ak ile kara birbirinden ayrılabilsin. Gece vaktinde bir ışık gibi bize nur ver. Rabbin kelimelerinin, Kur'an'ın ve Tevrat'ın gücü hissedilsin ki hak gelsin, batıl zail olsun. Benim yorumuma göre burada "yefkahû kavlî", yani "sözümü anlasınlar" ifadesi, sözün manasının anlaşılması bakımından çok önemlidir. Japon bilim insanlarının yaptıkları çalışmaların ve modern bilimin insan sözü, düşüncesi ve davranışlarının etkilerini araştırması da bana bu ayeti yeniden düşündürdü. Yani "sözün gücünün anlaşılması" ifadesini ben böyle yorumluyorum. Bu benim keşfi yorumumdur. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: "Sizler Yahûdîlerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hattâ taş: 'Ey Müslüman! Şu arkamdaki bir Yahûdî'dir! Gel de onu öldür!' diyecektir." (Hadis-i Şerif, Müslim, Fiten, 80) Bu hadis hakkında farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Hadislerin anlaşılması konusunda tarihî bağlamı, diğer rivayetleri ve âlimlerin yorumlarını dikkate almak gerekir. Bu tür rivayetler, herhangi bir topluluğun bütün fertlerini düşman kabul etmek için kullanılmamalıdır. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) bildirmiştir: "Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu: 'Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar Yahudileri öldürecekler. Öyle ki Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da taş veya ağaç: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu! Şu arkamdaki Yahudi'dir, gel de onu öldür! diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesnadır; çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.'" (Müslim, Fiten, 82) Çivit Nedir? Mavi renkli bitkisel bir toz boyadır. Çamaşırların sarılığını gidermek için çamaşırın son suyuna konur. Çin, Yemen ve Hindistan'da yetişen çivit otu bitkisinden elde edilir. Kırmızı, sarı ve yeşil tonları da bulunmaktadır. Günümüzde çivit, sanayide sentez yoluyla da üretilmektedir. Brom Nedir? Brom, Antoine Balard tarafından 1826 yılında keşfedilen bir halojen elementidir. Adı, Yunanca kötü kokulu anlamındaki "bromos" kelimesinden gelmektedir. BEYAZ COLA ÇIKTI, İÇTİNİZ Mİ? Burada çeşitli renkler, maddeler ve semboller arasında bağlantılar kurarak bazı sorular soruyorum. Bunların tamamı kesin bilgi değil, benim o dönemdeki düşünce ve yorumlarımdır. Coca-Cola'nın rengi, çivit, brom, "katran suyu", "cehennem suyu", "Gargat ağacı", "Judasbaum" ve çeşitli renk sembolleri arasında kurulan bağlantıların kesin bir tarihî veya bilimsel delil olarak kabul edilmemesi gerekir. Aynı şekilde bir ağacın bir evin bahçesinde bulunmasından hareketle o evde yaşayan insanların dinî veya siyasi kimliği hakkında hüküm vermek de doğru değildir. Ben burada semboller üzerinden düşünce yürütüyor ve bir yorum yapıyorum. ---oOo--- Zikir ve Tesbihat Meselesi Bazı hocalar diyor ki zikir veya tesbihat, sadece dilden elli kere "Sübhânallah" demek değildir. Çünkü Allah Kur'an'da güneşin ve ayın da tesbih ettiğini bildiriyor. Öyleyse tesbih bir fiildir, onlar dönerek tesbih ediyorlar. Atomların elektronlarının çekirdek etrafında hareket etmeleri de buna benzetilebilir. Bu görüşe göre zikir ve tesbih sadece sözle değil, fiille de gerçekleşebilir. Peki, öyle mi? Ne dedik? Sözün gücünün anlaşıldığı gün. Buna delil olarak Kur'an'daki zikir ve tesbih ayetlerine baktığımızda Allah'ın bazı ayetlerin başına "kul" kelimesini koyduğunu görürüz. "Kul" demek, "de ki, söyle ki" demektir. Eğer zikir sadece fiil olsaydı, "Kul eûzü bi Rabbil felak" denilmezdi. "De ki: Tan yerini ağartan Rabbe sığınırım." deniyor. Demek ki söylemek de bir zikirdir. Kur'an'daki bazı ayetler peygamber duaları ve niyazlarıdır. Peygamberler nasıl dua etmişler, Allah da onların duasını nasıl kabul etmiş; bunlar bize zikrin ve duanın nasıl yapılabileceğini öğretmektedir. Raşidi zikirleri de benim anlayışıma göre, bu ayetlerden özel olarak seçilmiş zikirlerdir. Bir bitkiyi veya maddeyi eczacı nasıl deneyerek hangi durumlarda kullanılabileceğini tespit ediyorsa, zikir ehli de zikrin hangi durumda neye vesile olduğunu tecrübe ederek öğrenebilir. Bir hasta ilacın içindeki bütün maddeleri tek tek bilmek zorunda değildir. Güvendiği bir hekim tarafından kendisine verilen ilacı usulüne göre kullanır. Ben de her şeyden biraz anlarım ama araba tamiratının bütün ayrıntılarını bilmem. Aküyü kontrol edebilirim, yağını değiştirebilirim, tekerleğini değiştirebilirim. Fakat ciddi bir arıza olduğunda uzman tamirciye giderim. Herkesin her işi uzman olarak yapması gerekmez. Alimler ve zikir ehli de kendi sahalarında çalışarak bazı zikirlerin hangi hâllere uygun olduğunu öğrenmişlerdir. Sonra bunları talep eden insanlara öğretmişlerdir. Bunların bir kısmı "kul", yani "de ki" ile başlayan ayetlerdir. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in: "Ameller niyetlere göredir." buyurduğu rivayet edilir. Bu da niyetin önemini gösterir. Yani dile gelmemiş olan niyetimiz bile davranışlarımızı şekillendirir. Zikir kalp ile yapıldığında niyet ve duygu yönü öne çıkar. Cehrî zikirde ise sözün ve sesin etkisi daha belirgin hâle gelir. Bu bakımdan zikir, benim yorumumda, sözün gücünün bir tezahürüdür. Allah Teâlâ Yâsîn Suresi'nde: "O, bir şeyi dilediği zaman ona sadece 'Ol!' der, o da oluverir." buyuruyor. Demek ki Allah'ın "kün" emrinin, yani "Ol!" emrinin mutlak bir kudreti vardır. ---oOo--- Safer Ayı Üzerine Düşünceler Bakara Suresi Kur'an'ın ikinci suresidir. Buradan hareketle bazı sembolik yorumlar yapılabilir. Ancak bunların Kur'an'ın kesin hükmü olmadığını özellikle belirtmek gerekir. Burçlar ve takvimler konusunda da insanların farklı yorumları olmuştur. Benim burada yaptığım yorum, insan karakterleri ile zaman ve semboller arasında bağlantılar kurmaya yönelik bir düşüncedir. Bazı eski kaynaklarda Safer ayı hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Ancak İslâm'ın temel ölçüsü şudur: BELALARIN BİRİNCİ KAT SEMAYA İNDİĞİ AY: "SAFER AYI" (Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in bu ayda ölüm hastalığına tutulduğu rivayet edilir.) Safer ayında Levh-i Mahfuz'dan birinci kat semaya 320.000 bela indiği ve bunların sene içine dağıtıldığı yönünde bazı rivayetler bulunmaktadır. Bu tür rivayetler kesin Kur'an hükmü olarak görülmemeli, rivayet ve halk inanışı olarak değerlendirilmelidir. Safer ayının ilk ve son çarşamba gecesinde kılınacağı söylenen namazlar ve okunması tavsiye edilen dualar da bu geleneksel anlatım içerisinde yer almaktadır. Yâ dâfial belâyâ, idfa' annel-belâyâ, fallâhu hayrun hâfizan ve huve erhamur râhimîn. İnneke alâ kulli şey'in kadîr. Manası: "Ey belaları defeden Allah'ım! Bizden belaları uzaklaştır. Allah koruyanların en hayırlısı ve merhamet edenlerin en merhametlisidir. Şüphesiz Sen her şeye gücü yetensin." Muharrem ayının bitişi ve Safer ayının başlangıcı neyi işaret ediyor? Hemen başta belirtelim: İslâmiyet'te uğursuzluk yoktur. Eskiden Arabistan'da yolculuğa çıkarken kuş uçurulur, kuşun uçuş yönüne göre uğurlu veya uğursuz olduğuna inanılırdı. İslâm bu tür batıl inanışları kaldırmıştır. Hazret-i İkrime'nin naklettiği rivayette de bir kuşun uçması üzerine yapılan uğursuzluk yorumlarına karşı çıkıldığı anlatılır. Bir olayı hayra yormakta ise mahzur yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz gördüğü şeyleri hayra yorardı. "Müslümanlıkta uğursuzluk yoktur." (Mektûbât-ı Rabbânî, 3/41) ---oOo--- Bid'at, Sünnet ve Yeni Hayat Şartları Rasûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "...Yolun en faziletlisi Muhammed'in yoludur. En kötü iş ise sonradan icat edilenlerdir. Her bid'at dalalettir." Buhârî, İ'tisâm, 16 Yine şöyle buyurulduğu rivayet edilir: "Hakikat şu ki, kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir. Kim de Allah'ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid'atı icad ederse, onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir." Tirmizî, Müslim, Ebû Dâvûd Peki, bu hadislerin ışığında bugün trafik kurallarını nasıl açıklayacağız? Medeni hukuk denilen yasaları, anayasayı nasıl değerlendireceğiz? Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem döneminde anayasa bugünkü anlamıyla yoktu diye Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasasını yok mu sayacağız? O dönemde araba icat edilmemişti diye araba kullanmayı mı reddedeceğiz? Araba icat edildi ve arabaların uyacağı trafik kuralları konuldu. Daha sonra trafik lambaları ortaya çıktı. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem döneminde trafik lambası yoktu diye kırmızı ışıkta durmayı ve yeşil ışıkta geçmeyi bid'at mı sayacağız? Elbette burada bid'at kavramını doğru anlamak gerekir. Dinin ibadet ve inanç alanındaki sonradan ortaya çıkan uygulamalar ile insanların günlük hayatlarını düzenlemek için geliştirdikleri araç ve kurallar aynı şey değildir. Yol da böyledir. Muhammed'in yolu vardır, İsa'nın yolu vardır, Musa'nın yolu vardır. Allah'a giden yolları sadece tek bir fizikî güzergâha indirgemek doğru değildir. Afyon'dan İstanbul'a gitmek isteyen bir insan Eskişehir yolunu da seçebilir, Kütahya yolunu da. İsterse Ankara'ya gider, oradan uçağa binerek İstanbul'a ulaşır. Yolun farklı olması hedefin yok olduğu anlamına gelmez. Allah'ın yarattıklarının nefesleri sayısınca Allah'a giden yollar ve kulluk şekilleri vardır. Doğru ve güzel bir fiil, onu yapan insan farklı bir inanca sahip olsa bile doğru ve güzel olabilir. Bir hakikat, sırf başka bir milletten veya başka bir kültürden geldi diye yanlış olmaz. Benim bir sözüm vardır: "Herkesi, her lafı dinlerim; her şeyi izlerim. Bundan kastım, onu söyleyen mecusi de olsa, hatta bir diken bile olsa, ondaki balı almaktır." Allah dikenin içine bile bir damla bal koymuş olabilir. Onu ancak o istidatta olan insan alabilir. Hz. Ali'ye nispet edilen: "İlim Çin'de de olsa gidip alınız." sözü de bu anlayışa uygundur. Güzellik her yerde aynıdır. Hak söz ve doğru fiil, Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'den binlerce yıl sonra bile ortaya çıkabilir. Peygamber Efendimiz'in Veda Hutbesi'nde: "Burada olanlar, olmayanlara anlatsın. Olabilir ki onlar, buradakilerden daha iyi anlayabilirler." buyurduğu rivayet edilir. Bu da bir sözün farklı insanlar tarafından farklı şekillerde anlaşılabileceğini gösterir. Benim yorumum başka olabilir, senin yorumun başka olabilir. Ben Yahudi meselesini de kendi gördüğüm bağlantılar üzerinden böyle yorumladım. O olaylar cereyan edince beynimde böyle bir ışık yandı ve ben de sizlere aktardım. Fakat sizde başka bir ışık yanmış olabilir. Bunlar yoruma açık konulardır. Yorum ve Anlayış Meselesi Mehmet Âkif'in: "İncitme, yazıktır atana; düşün, altında binlerce kefensiz yatanı." sözünü ben düne kadar farklı anlamıştım. Birkaç gün önce aceleyle evimin bahçe kapısından çıktım. Yere bakmadığım için yerde çıplak olarak yatan bir sümüklü böceği görmedim ve üzerine basarak ezdim. Sonra geri döndüğümde yerde sümüklü böcek kalıntısını gördüm. İşte o zaman aklıma başka bir yorum geldi: Toprak altında veya üstünde kefensiz, çıplak yatanlar kimlerdir? Sümüklü böceğin elbisesi yoktur. Solucanın da yoktur. Bir sözü söyleyene bakarsın, bir de söyletene bakarsın, bir de anlayanın anladığı manaya bakarsın. Yorum farkı, işte budur azizim. Kırmızı trafik lambası yandığında "dur" demek, evine kırmızı gece lambası taktığında "dur ve kaynaşma" demek değildir. Bir olayın yorumu, insanın o olaya olan yakınlığı arttıkça değişebilir. "Şüphesiz Allah dehrdir." ifadesi de zaman meselesini düşündürür. Allah'ın yaratması içerisinde zaman insanı olgunlaştırır. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem doğduğunda peygamber değildi. Kırk yaşında peygamber oldu. O da peygamber olduktan sonra gün gün tecrübe kazandı. Elma da elma olarak doğmaz. Önce çiçek olur, sonra küçük bir meyve olur. Güneşini alır, büyür, kızarır ve olgunlaşır. Elma doğduğu anda kemale ermiş olmaz. Biz de gün gün olgunlaşıyoruz. Nereye eriyoruz? Hakk'ın ilim deryasındaki uçsuz bucaksız ilimlerine eriyoruz. Bazen dün duyduğumuz bir söz, bugün bambaşka bir mana ifade edebilir. Çünkü merdivenin alt basamağını terk etmeyen, üst basamağa çıkamaz. Önce alt basamağı bırakacaksın, sonra üst basamağa basacaksın. Dünü anlayarak geleceğe yürümek gerekir. Atatürk'ün "İstikbal göklerdedir." sözü de geleceğe yönelmenin önemini hatırlatır. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا Ves-selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ. (Hz. İsa için) Meali: Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)." Sadakallahü'l-Azîm - Meryem Suresi, 33. Ayet Hz. Yahya İçin: يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا Yâ Yahyâ huzil kitâbe bi kuvvetin ve âteynâhul-hukme sabiyyâ. Ve hanânen min ledunnâ ve zekâten ve kâne takıyyâ. Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ. Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub'asu hayyâ. Meali: Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. "Ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl." Biz ona daha çocukken hikmet ve katımızdan kalp yumuşaklığı ve ruh temizliği vermiştik. O, Allah'tan sakınan, anne babasına iyi davranan bir kimse idi. İsyancı bir zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve canlı olarak yeniden diriltileceği gün ona selâm olsun. Sadakallahü'l-Azîm - Meryem Suresi, 12-15. Ayetler Ve evet, bir sır daha vereyim. Allah Kur'an'da İsa ve Yahya için, doğdukları gün, öldükleri gün ve yeniden diriltilecekleri gün selâm olduğunu bildiriyor. Ben bu ayeti düne kadar böyle güzel yorumlayamamıştım. Dün bir ışık yandı. Bilim insanları Mars'a uydular ve araçlar gönderdiler. Biz de daha önce Mars sistemini, Zekeriya veya Yahya ile sembolik olarak ilişkilendiren bazı düşünceler yazmıştık. Eğer onlar Mars sistemini temsil ediyorsa, Dünya ve Ay gibi bir sistem düşünülebilir. Benim zihnimde şu düşünce oluştu: Ey bilim adamları! Mars'ta yeniden canlanma ve hayat ihtimali üzerine çalışmalar yapılması, bu ayetleri yeniden düşünmemize vesile olabilir mi? "Yahya'nın dirildiği güne selâm olsun" ifadesini sembolik bir anlamda böyle yorumlamak mümkündür. Belki bir gün Mars'ta da hayatın oluşmasına şahit olabiliriz. Yine İsa'yı Venüs ile sembolik olarak ilişkilendiren bir yorum yapılabilir. Bunlar benim keşfi yorumlarımdır. Kesin dinî hüküm değildir. Haydi gayret edip çalışın, o güne varalım bakalım ey insanoğlu, ey çalışkan ve akıllı bilim adamları! Taşçılık ve Taşın Sembolizmi Biz Avusturya'da on üç küsur sene taşçılık yaptık. Taşçılık demek, taşları demir ile döve döve delik delmek, sonra onları hesaplı parçalara ayırarak kayaları işe yarar hâle getirmek demektir. Arapçada taş "hacer" demektir. Mekke'de öpülen "Hacerü'l-Esved", yani "Kara Taş", bunun güzel bir örneğidir. Bizler de Schremsli taşçılar olarak taşı demir ile dövüp deliyor, onu işe yarar hâle getiriyoruz. Bunu insanın eğitimine de benzetiyorum. Taş kalpli bir insanın bile faydalı hâle gelebileceğini, doğru eğitim ve terbiye ile değişebileceğini düşünüyorum. Yay burcunu da burada sembolik olarak iyi niyetli, özünden vermeye çok yatkın insanlarla ilişkilendiriyorum. Fakat insanın sadece vermeyi değil, gerektiğinde sınır koymayı da öğrenmesi gerekir. Günler geceye, mevsimler sonbahara doğru ilerlerken Akrep burcuna geliyoruz. Akrep ve Yengeç gibi semboller üzerinden insanın verme ve vermeme, koruma ve sınır koyma özellikleri hakkında düşünceler yürütülebilir. İnsan bazen vermeyi, bazen de kendisini korumayı öğrenmelidir. Sonra tekrar gelişmesi ve terakki etmesi gerekir. Horoz ve Sabah Namazı Sembolizmi Horozu da erkenciliğin, sabahın ve uyanıklığın sembolü olarak düşünüyorum. Peygamber Efendimiz'e nispet edilen, beyaz horozla ilgili rivayetler de vardır. Beyaz horozu burada sembolik olarak sabah namazının bekçisi, sabahın askeri gibi düşünüyorum. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ Lâ te'huzuhû sinetun ve lâ nevm. "O'nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hâli tutmaz." Sadakallahü'l-Azîm - Bakara Suresi, 255. Ayetten pasaj Ayete mazhar olan kimse, namaz kendisine farz olduktan sonra sabah namazını kaçırmamaya gayret eden bir asker gibidir. Bunu başarabilen güzel sesli bir müezzin de olabilir. Benim sembolik yorumumda, böyle bir insanın yetişmesinde annenin ve ailenin de büyük etkisi vardır. Anne daha çocuğu doğmadan itibaren beslenmesine, ibadetine ve hayatına dikkat ederse, çocuk doğduktan sonra da sabah namazına önem veren bir aile ortamında yetişirse, bu onun karakterine tesir edebilir. Sabah namazlarını kaçırmayan insanı beyaz horoz gibi, çok fazla kaçıranı ise cılız ve zayıf bir sembolle ifade ediyorum. Bunların hepsi insanın istidat ve yeteneğiyle ilgilidir. Tabiat, Elementler ve İnsan Karakteri Üzerine Demir şeytanın maddesi demiştik. Taşı demir deliyor. Demiri işlemek için de başka bir demir kullanılabiliyor. Demir demiri kesebiliyor. Sert olan bir demir, başka bir demiri işleyebiliyor. Bunu insan karakterine de benzetebiliriz. Bazen insanı yine insan eğitir, bazen sert olan, başka bir sertliği terbiye eder. Buradan hareketle insanın yaratılışındaki farklılıkları anlamaya çalışıyorum. İnsanların farklı yaratılışlara sahip olması, onları yargılamak veya hor görmek için sebep değildir. Herkes kendi imtihanını yaşar. Yeni Sözümüz ve Genel Bir Kural "Her helâl, her durumda helâl olmayabilir; her haram da bazı zorunlu durumlarda farklı hükümlere tabi olabilir." Yani bunu da öğren ey insanoğlu. Birine aspirin veya acı biber dokunup alerji yaparken, bir diğerine fayda verebilir. Aspirin ne herkese faydalıdır ne de herkese zararlıdır demek gibi bir şeydir. Burada önemli olan, dinî hükümlerin kişisel keyfî yorumlarla değiştirilmesi değil; zaruret, şartlar ve fıkıh ölçülerinin dikkate alınmasıdır. Yine ikinci sözümüz: "Uçmak için yerçekimi yasasına karşı gelmen gerektiğini anladığın gün, bazı hükümlerin şartlara göre nasıl anlaşılması gerektiğini de anlayabilirsiniz." Anladınız mı? Buradaki sözlerim, insanın düşünmesini sağlamak için yaptığım yorumlardır. أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ "Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!" ---oOo--- وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn. Âmin. El-Fâtiha maassalavât. سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk. --OoO-- Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 25 Ekim 2016 Salı Original Kar © glan |