Raşit Tunca Forumu
Vekil ve Tevekkül Nedir? (Kar©glanin 5 Ağustos 2016 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon

+- Raşit Tunca Forumu (https://tuncarasit.com)
+-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=576)
+--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=587)
+---- Forum: 2016 VAAZLARI ARŞİVİ (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=605)
+---- Konu: Vekil ve Tevekkül Nedir? (Kar©glanin 5 Ağustos 2016 Vaazi) (/showthread.php?tid=35093)



Vekil ve Tevekkül Nedir? (Kar©glanin 5 Ağustos 2016 Vaazi) - Raşit Tunca - 10-22-2026

Vekil ve Tevekkül Nedir?

(Kar©glan'ın 5 Ağustos 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîzun aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil-mü'minîne raûfun rahîm. Fe in tevellev fe kul hasbiyallâhu, lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm.

Sadakallahü'l-Azîm — Tevbe Suresi, 128-129. ayetler

Meali:

Andolsun ki size, içinizden aziz bir Resûl geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.

Eğer bundan sonra yine yüz çevirirlerse de ki:

“Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın Rabbidir.”

Sadakallahü'l-Azîm — Tevbe Suresi, 128-129. ayetler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

Ve le in seeltehum men halekas-semâvâti vel-arda le-yekûlünnallâh. Kul eferaeytüm mâ ted'ûne min dûnillâhi in erâdeniyallâhu bi durrin hel hunne kâşifâtü durrihî ev erâdenî bi rahmetin hel hunne mumsikâtü rahmetihî. Kul hasbiyallâh. Aleyhi yetevekkelü'l-mütevekkilûn.

(Sadakallahü'l-Azîm — Zümer Suresi, 38. ayet)

Meali:

Ve eğer gerçekten onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka “Allah” derler. De ki:

“Allah'tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, onlar O'nun zararını giderebilirler mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, onlar O'nun rahmetini engelleyebilirler mi?”

De ki:

“Allah bana yeter. Tevekkül edenler yalnız O'na tevekkül etsinler.”

(Sadakallahü'l-Azîm — Zümer Suresi, 38. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِن يَنصُرْكُمُ اللّهُ فَلاَ غَالِبَ لَكُمْ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا الَّذِي يَنصُرُكُم مِّن بَعْدِهِ وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكِّلِ الْمُؤْمِنُونَ

İn yensurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum ve in yahzulkum fe men zellezî yensurukum min ba'dihî. Ve alallâhi felyetevekkelil-mü'minûn.

(Sadakallahü'l-Azîm — Âl-i İmrân Suresi, 160. ayet)

Meali:

Eğer Allah size yardım ederse, sizi yenecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O'ndan sonra size kim yardım edebilir?

Öyleyse müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

(Sadakallahü'l-Azîm — Âl-i İmrân Suresi, 160. ayet)

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Kuvvetli mümin, Allah katında zayıf müminden daha hayırlı, daha üstün ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. Allah'tan yardım dile ve asla acizlik gösterme. Başına bir şey gelirse, ‘Eğer şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!’ diye hayıflanıp durma. ‘Allah'ın takdiri bu. O, ne dilerse yapar.’ de. Çünkü ‘eğer’ ve ‘keşke’ demek, şeytanın vesvesesine kapı açabilir.”

(Hadis-i Şerif, Müslim, Kader, 34)

Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Yolculuğumuza Başlıyoruz

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ غَرَّ هَؤُلاء دِينُهُمْ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ فَإِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

İz yekûlül-münâfikûne vellezîne fî kulûbihim maradun, garra hâülâi dînuhum. Ve men yetevekkel alallâhi fe innallâhe azîzun hakîm.

(Sadakallahü'l-Azîm — Enfâl Suresi, 49. ayet)

Meali:

Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler şöyle diyorlardı:

“Bunları dinleri aldattı.”

Kim Allah'a tevekkül ederse, bilsin ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.

(Sadakallahü'l-Azîm — Enfâl Suresi, 49. ayet)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Bir şey istediğin zaman yalnız Allah'tan iste. Yardım dilediğin zaman Allah'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, Allah'ın sana yazdığından daha fazlasını veremezler. Yine yaratılmışların tümü elbirliği ile sana bir zarar vermek isteseler, Allah'ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar.”

(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Sünen, Sıfatü'l-Kıyâme, 60)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ. Huve mevlânâ. Ve alallâhi felyetevekkelil-mü'minûn.

(Sadakallahü'l-Azîm — Tevbe Suresi, 51. ayet)

Meali:

De ki:

“Allah'ın bize yazdığı şeyden başkası bize asla isabet etmez. O bizim Mevlâmızdır.”

Ve müminler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.

(Sadakallahü'l-Azîm — Tevbe Suresi, 51. ayet)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىَ يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُواْ مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ

قَالَ رَجُلاَنِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُواْ عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّهِ فَتَوَكَّلُواْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

قَالُواْ يَا مُوسَى إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا أَبَدًا مَّا دَامُواْ فِيهَا فَاذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ

قَالَ رَبِّ إِنِّي لا أَمْلِكُ إِلاَّ نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ

Kâlû yâ Mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ. Fe in yahrucû minhâ fe innâ dâhilûn.

Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en'amallâhu aleyhimâ: Udhulû aleyhimul-bâb. Fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûn. Ve alallâhi fe tevekkelû in kuntum mü'minîn.

Kâlû yâ Mûsâ innâ len nedhulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ, fezheb ente ve rabbuke fe kâtilâ, innâ hâhunâ kâidûn.

Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî, fefruk beynenâ ve beynel-kavmil-fâsikîn.

(Sadakallahü'l-Azîm — Mâide Suresi, 22-25. ayetler)

Meali:

Dediler ki:

“Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir kavim vardır. Onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman elbette oraya gireriz.”

Allah'ın kendilerine nimet verdiği, Allah'tan korkan iki adam şöyle dedi:

“Onların üzerine kapıdan girin. Oraya girdiğiniz zaman muhakkak siz galip gelirsiniz. Eğer müminlerseniz yalnız Allah'a tevekkül edin.”

Dediler ki:

“Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.”

Mûsâ dedi ki:

“Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime sahibim. Artık bizimle fasık kavmin arasını ayır.”

(Sadakallahü'l-Azîm — Mâide Suresi, 22-25. ayetler)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Ey Ebû Hureyre! Allah'tan başka hiçbir şeye ümit bağlama. Allah'a tevekkül eyle. Bir arzun varsa Allah Teâlâ'dan iste. Allah Teâlâ'nın âdet-i ilâhiyyesi şöyledir: Her şeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine sarılmak ve sonra Allah Teâlâ'nın yaratmasını beklemek gerekir. Tevekkül de bundan ibarettir.”

(Hadis-i Şerif, Ey Oğul İlmihali)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır, başkasına değil. Ona memnun olacağı bir şey gelse şükreder; bu onun için hayırdır. Bir zarar gelse sabreder; bu da onun için hayırdır.”

(Hadis-i Şerif, Suheyb İbn Sinan r.a., Kütüb-i Sitte, 2. Cilt, s. 208)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:

“Üzülme, Allah bizimledir.”

(Berâ İbnü'l-Âzib r.a., Kütüb-i Sitte, 16. Cilt, s. 200)

İşte bizim “Zikri Raşidi” zikrimizdeki, farklı hâllerde Allah'a tevekkül etme anlayışımızın dayandığı ayet ve hadislerden bazıları bunlardır.

1. Hasbünallâhi ve ni'mel-vekîl

2. Hasbiyallâh

3. Hasbiyallâhu tevekkeltü alallâh

4. Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm.

Birinci zikrimiz:

“Hasbünallâhi ve ni'mel-vekîl.”

Bunun üzerinde tefekkür ettiğimizde:

“Bütün nimetlerimin ve işlerimin gerçek vekili Allah'tır.”

anlayışına ulaşırız.

İkinci zikrimiz:

“Hasbiyallâh.”

Yani:

“Allah bana yeter.”

Üçüncü zikrimiz ise Zümer Suresi'nin 38. ayetindeki:

“Allah bana yeter.”

ifadesinden hareketle:

“Hasbiyallâhu tevekkeltü alallâh.”

şeklinde söylenmektedir.

Burada yalnızca “Allah bana yeter.” demekle kalmayıp, insanın bütün işlerinde Allah'a dayanıp güvenmesi ve O'na tevekkül etmesi üzerinde duruyoruz.

Dördüncü zikrimiz ise Tevbe Suresi'nin 129. ayetinden alınmıştır:

“Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hüve, aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbü'l-arşi'l-azîm.”

Yine bizim “Uzaklaştırma Duamız”da da Mâide Suresi'nin 25. ayetindeki:

“Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî, fefruk beynenâ ve beynel-kavmil-fâsikîn.”

bölümünü esas alıyor ve duamızın bir bölümünü bunun üzerine bina ediyoruz.

Yani bizim “Zikri Raşidi” evradımızda, kendi başımıza uydurduğumuz bir dua anlayışı yoktur.

Bizim anlayışımıza göre, zikrin ve duaların dayandığı ayet ve hadisleri göstermeye önem veriyoruz.

---oOo---

Vekil ve Vekâlet Bahsi

Vekâlet bahsine gelince, vekâlet iki türlü düşünülebilir.

Mesela bir insan notere gider ve:

“Falanca arazimi satmak için falanca kişiyi vekil tayin ettim.”

diye sözleşme yapar.

Veya:

“Falanca avukatı, benim yerime bazı işlerimi yapabilmesi için vekil tayin ettim.”

der ve vekâlet verir.

Vekil, kişinin kendisinin yapamadığı veya yapmak istemediği bir işi onun adına yerine getiren kişidir.

Bizim tefekkürümüzde ise insanın yeryüzündeki konumu da bir tür emanet ve sorumluluk olarak değerlendirilir.

Allah, Hz. Âdem'i yaratmış ve onu yeryüzüne göndermiştir.

İnsan, dünyayı imar ve mamur etmek, Allah'ın kendisine verdiği nimetleri doğru kullanmak ve yeryüzünde sorumluluk sahibi olmakla yükümlüdür.

Her yapılan işte Allah'ın isimlerinden birinin tecellisini düşünmek mümkündür.

Mesela bir baba çocuklarına bakıp onları koruduğunda, Allah'ın Rahmân ve Rahîm isimlerini tefekkür ederiz.

Bir anne çocuğuna şefkat gösterdiğinde yine Allah'ın rahmetini düşünürüz.

Bir insan başkasını yedirip içirdiğinde, giydirdiğinde ve ona yardım ettiğinde Allah'ın Rezzâk ismini tefekkür edebiliriz.

Bütün bunlarda asıl yaratıcı ve nimet veren Allah'tır.

İnsan ise bu nimetlerin ortaya çıkmasına vesile olan bir kuldur.

Bu sebeple:

“Bu işi yapan benim, ben kazandım, ben başardım.”

şeklinde bir gurura kapılmak yerine:

“Allah'ın izni ve yardımıyla bu iş gerçekleşti.”

demeyi öğrenmek gerekir.

İşte tevekkülün önemli bir tarafı budur.

Tevekkül, çalışmayı bırakıp her şeyi Allah'tan beklemek değildir.

Aksine insan sebeplere sarılır, elinden geleni yapar ve sonucu Allah'a bırakır.

Bu nedenle:

“Hasbünallâhi ve ni'mel-vekîl”

derken, Allah'ı gerçek anlamda vekil bilmenin ve O'na güvenmenin manasını düşünmek gerekir.

Zümer Suresi'nin 38. ayetinde Rabbimiz:

“Allah bana yeter. Tevekkül edenler yalnız O'na tevekkül etsinler.”

buyuruyor.

İşte insan bütün işlerini Allah'a bıraktığında, kendisini işin mutlak sahibi görmemeyi öğrenir.

Çünkü insan sebeplere sarılır ama sonucu yaratan Allah'tır.

Bu hakikati anlamak, insanın nefsinin:

“Ben yaptım, ben kazandım, ben başardım.”

diyerek kendisini merkeze koymasının önüne geçer.

Rabbimiz Enfâl Suresi'nin 17. ayetinde şöyle buyuruyor:

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلاء حَسَناً إِنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum. Ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ. Ve li-yübliyel-mü'minîne minhu belâen hasenen. İnnallâhe semîun alîm.

Meali:

“Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Ve Allah, müminleri kendisinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için bunu yaptı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”

(Sadakallahü'l-Azîm — Enfâl Suresi, 17. ayet)

Buradaki tefekkür şudur:

İnsan elinden geleni yapar, fakat fiilin meydana gelmesini sağlayan nihai kudret Allah'a aittir.

Bu anlayış insanı tembelliğe değil, aksine çalışırken Allah'a güvenmeye götürmelidir.

---oOo---

ARABÎ AYLAR

Hicrî senenin on iki ayı vardır.

Hicrî takvimde kullanılan Arabî ayların adları sırasıyla şöyledir:

1. Muharrem
2. Safer
3. Rebîü'l-evvel
4. Rebîü'l-âhir
5. Cemâziye'l-evvel
6. Cemâziye'l-âhir
7. Receb
8. Şa'bân
9. Ramazan
10. Şevvâl
11. Zilkâde
12. Zilhicce

Geçen pazar gecesi saat 03.30 sıralarında hilali, bitiş hâline yaklaşmış, çok ince bir şekilde gördüğümü düşündüm.

Pazartesi günü ise hava yağmurlu ve bulutluydu. O gece hilali tekrar göremedim ve daha sonra da gözlemleyemedim.

Buradan hareketle o dönemde hicrî ayın başlangıcıyla ilgili kendi hesabımı yaptım ve pazartesinin içtima zamanı olduğunu, salı gününün de Zilkâde'nin biri olması gerektiğini düşündüm.

Ancak burada özellikle belirtmek gerekir:

Hilalin görülmesi ve hicrî ayların başlangıcı, astronomik hesaplarla ve fiilî hilal gözlemiyle ilgili teknik bir meseledir. Bu konularda kesin tarih belirlemek için yetkili dinî mercilerin ve astronomi hesaplarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Benim o dönemde yaptığım değerlendirme, kendi gözlemime ve hesabıma dayanan bir kanaatti.

Bu vaazdaki burç ve hicrî ay bağlantıları da benim işarî ve sembolik yorumlarımdır; dinî bir hüküm olarak değerlendirilmemelidir.

Zilkâde ismi üzerinde de kelime anlamı bakımından düşündüğümüzde, kişinin yaptığı bir hatayı “zül” veya kusur olarak görmesi ve bundan dolayı tövbe etmesi şeklinde bir tefekkür yapılabilir.

Buradan hareketle, insanın yaptığı hatayı fark edip dönmesi üzerinde durabiliriz.

Hata → fark ediş → pişmanlık → tövbe → düzeliş.

Bu sıralama, nefsin terbiyesi açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir süreçtir.

Nefs-i Emmâre, insanı kötülüğe yöneltebilir.

Nefs-i Levvâme ise yaptığı yanlıştan dolayı insanı kınayan, pişmanlık duymasına vesile olan bir hâl olarak tasavvufî kaynaklarda ele alınır.

Bu sebeple, insanın bir hatadan sonra pişmanlık duyması ve tövbe etmesi, onun için yeni bir başlangıç olabilir.

Bunu bir oyun misaliyle anlatacak olursak, acemi oyuncuya başlangıçta avantaj verilmesi gibi, insan da yaptığı hatayı fark edip tövbe ederek yeni bir başlangıç yapabilir.

Burada benim anlatmak istediğim esas mesele, kişinin doğduğu ayın veya burcunun kaderini kesin şekilde belirlediği değildir.

Asıl mesele:

İnsan, hangi şartlarda dünyaya gelirse gelsin, nefsini terbiye ederek hayatını güzelleştirebilir.

Zilhicce ve Oğlak burcu hakkında da benzer işarî bağlantılar kurulabilir.

Ancak bunları kesin kader hükümleri olarak değil, vaazımızdaki sembolik ve tasavvufî tefekkürler olarak değerlendirmek gerekir.

İnsan doğduğu zamanın şartlarından etkilenebilir; fakat insanın iradesi, eğitimi, çevresi, iman ve ahlâkı da hayatında büyük önem taşır.

Bu sebeple:

“Şu ayda doğdu, mutlaka şu karakterde olur.”

şeklinde kesin bir hüküm vermek doğru değildir.

Burçlarla ilgili aşağıdaki tabloyu da yalnızca o dönemde kullandığımız astronomik/astrolojik tarih karşılaştırması olarak veriyorum:

[attachment=38455]

Astrolojide Burçlar ve Tarihleri

Koç Burcu: 21 Mart - 20 Nisan
Boğa Burcu: 21 Nisan - 21 Mayıs
İkizler Burcu: 22 Mayıs - 22 Haziran
Yengeç Burcu: 23 Haziran - 22 Temmuz
Aslan Burcu: 23 Temmuz - 22 Ağustos
Başak Burcu: 23 Ağustos - 22 Eylül
Terazi Burcu: 23 Eylül - 22 Ekim
Akrep Burcu: 23 Ekim - 21 Kasım
Yay Burcu: 22 Kasım - 21 Aralık
Oğlak Burcu: 22 Aralık - 21 Ocak
Kova Burcu: 22 Ocak - 19 Şubat
Balık Burcu: 20 Şubat - 20 Mart

---oOo---

KAPLAMA MESH VE YAPILMA SEBEBİ

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاَةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ وَإِن كُنتُم مَّرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاء أَحَدٌ مَّنكُم مِّنَ الْغَائِطِ أَوْ لاَمَسْتُمُ النِّسَاء فَلَمْ تَجِدُواْ مَاء فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُواْ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَكِن يُرِيدُ لِيُطَهَّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Yâ eyyühellezîne âmenû izâ kumtüm ilâs-salâti faghsilû vücûhekum ve eydiyeküm ilel-merâfiki vemsehû bi ruûsikum ve ercüleküm ilel-ka'beyn. Ve in küntüm cünüben fattahherû. Ve in küntüm merdâ ev alâ seferin ev câe ehadün minküm minel-gâiti ev lâ mestümün-nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vücûhikum ve eydîkum minh. Mâ yürîdullâhu li-yec'ale aleyküm min haracin ve lâkin yürîdü li-yutahhiraküm ve li-yütimme ni'metehû aleyküm lealleküm teşkürûn.

Sadakallahü'l-Azîm — Mâide Suresi, 6. ayet

Meali:

Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı mesh edin ve ayaklarınızı topuklara kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta olursanız veya yolculukta bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelir veya kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprağa yönelip onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah size güçlük çıkarmak istemez. Fakat sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Sadakallahü'l-Azîm — Mâide Suresi, 6. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Abdestte başa kaplama mesh yapılan vücuda Allahü Teâlâ Cehennem'i haram kılar.”

(Hadis-i Şerif)

Amr İbn Yahya el-Mâzinî'nin babasından rivayet ettiğine göre bir adam Abdullah İbn Zeyd'e:

“Bana Resûlullah'ın nasıl abdest aldığını gösterebilir misin?” diye sordu.

Abdullah İbn Zeyd:

“Evet.” dedi.

Abdest almak için su istedi. Eline su dökerek iki defa yıkadı. Sonra üç defa ağzını çalkaladı ve burnuna su verdi. Ardından yüzünü üç defa yıkadı. Sonra kollarını dirseklere kadar ikişer defa yıkadı.

Daha sonra başını iki eliyle mesh etti. Ellerini başının ön kısmından ensesine kadar götürdü, sonra başladığı yere geri getirdi.

Sonra ayaklarını yıkadı.

Rahmân Suresi'ndeki Tekrarlanan Ayet Üzerine

Duamızdaki Rahmân Suresi'nden bazı ayetlere gelince, önce tekrar eden ayeti açıklayalım:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tükezzibân.

(Rahmân Suresi, 13. ayet)

Meali:

“Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”

(Rahmân Suresi, 13. ayet)

Biraz tefekkür edelim.

Dünyada arı diye bir hayvan ve onun yaptığı bal olmasaydı, insanlığın kendi imkânlarıyla çiçek çiçek dolaşıp bal toplamaya çalışan bir uçak icat ettiğini düşünelim.

Böyle bir uçak yapılsaydı, kilometrelerce uçması ve her çiçekten bal toplaması için harcanacak yakıt ve emek ne kadar büyük olurdu?

Oysa Allah, küçücük bir arıyı yaratmış ve ona bal üretme kabiliyeti vermiştir.

Bu, Allah'ın bize verdiği sayısız nimetten sadece bir tanesidir.

Öyleyse Rabbimizin hangi nimetlerini yalanlayabiliriz?

Allah'ın yerde ve gökte olanları insanın hizmetine verdiğini bildiren ayetler üzerinde düşünelim.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ

E lem terav ennallâhe sahhara leküm mâ fis-semâvâti ve mâ fil-ardı ve esbeğa aleyküm niamehû zâhiraten ve bâtıneten. Ve minen-nâsi men yücâdilü fillâhi bi-gayri ilmin ve lâ hüden ve lâ kitâbin münîr.

(Lokmân Suresi, 20. ayet)

Meali:

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.”

(Lokmân Suresi, 20. ayet)

Gafletten kurtulmak için sabah namazının sünneti ile farzı arasında şu duanın okunmasını tavsiye ediyoruz:

“Yâ Hayyü, Yâ Kayyûm, Yâ Zel-Celâli vel-İkrâm! Es'elüke en tuhyiye kalbî bi nûri ma'rifetike ebeden. Yâ Allah, Yâ Allah, Yâ Allah! Yâ Bedîu's-semâvâti vel-ard!”

Rabbim, cemaatime ve askerlerime gafletten uzak olarak Rabbimize itaat etmeyi, O'nu zikretmeyi ve zikir evradımıza devam etmeyi nasip ve müyesser kılsın.

---oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

“Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil-hamdü lillâhi rabbil-âlemîn. Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 5 Ağustos 2016 Cuma

Original Kar © glan