![]() |
|
Gercek Manasi ile Allah Rahmet Eylesin Ne Demekdir (Kar©glanin 24 Kasım 2015 Vaazi) - Yazdırılabilir Versiyon +- Raşit Tunca Forumu (https://tuncarasit.com) +-- Forum: RAŞiT TUNCA (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=576) +--- Forum: RAŞiT TUNCA'NIN VAAZLARI (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=587) +---- Forum: 2015 VAAZLARI ARŞİVİ (https://tuncarasit.com/forumdisplay.php?fid=604) +---- Konu: Gercek Manasi ile Allah Rahmet Eylesin Ne Demekdir (Kar©glanin 24 Kasım 2015 Vaazi) (/showthread.php?tid=35153) |
Gercek Manasi ile Allah Rahmet Eylesin Ne Demekdir (Kar©glanin 24 Kasım 2015 Vaazi) - Raşit Tunca - 11-04-2026 Gerçek Mânâsı ile "Allah Rahmet Eylesin" Ne Demektir
(Kar©glan'ın 24 Kasım 2015 Vaazı) أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم Mü'minler ancak kardeştir — "İnnemel mû'minûne ihvetun" — Kardeşlik أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
İnnemel mû'minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn. Meali: Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. (49/HUCURÂT Suresi 10. Ayet) أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve lir resûli ve lizîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum, ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh, innallâhe şedîdul ikâb. "…Peygamber size ne verirse onu alınız; nehyettiğinden sakının (almayın dediğini almayın, yapmayın dediğini yapmayın) ve Allah'tan korkun…" meâlindeki Haşir Sûresi'nin 7. âyetinde buyrulduğu üzere hareket etmektir. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Vel mu'minûne vel mu'minâtu ba'duhum evlîyâu ba'din, ye'murûne bil ma'rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yukîmûnes salâte ve yu'tûnez zekâte ve yutîûnallâhe ve resûlehu, ulâike se yerhamuhumullâh, innallâhe azîzun hakîm. • "Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri, yardımcılarıdır. Onlar iyilikleri teşvik edip kötülükleri menederler…" meâlindeki Tevbe sûresinin 71. âyeti hükmünce vazîfesini memnuniyetle yapmaktır. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُحِلُّواْ شَعَآئِرَ اللّهِ وَلاَ الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلاَ الْهَدْيَ وَلاَ الْقَلآئِدَ وَلا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواْ وَلاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَن تَعْتَدُواْ وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tuhıllû şeâirallâhi ve lâş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ âmmînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ, ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta'tedû, ve teâvenû alâl birri vet takva ve lâ teâvenû alâl ismi vel udvâni vettekullâh, innallâhe şedîdul ıkâb. • "…Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin. Allâh'a karşı gelmekten sakının! Çünkü Allâh'ın cezası çok şiddetlidir." meâlindeki Maide sûresinin 2. âyetinin emri üzere yardımlaşmaktır. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı. • "…Bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler." meâlindeki Asr suresinin 3. âyetinin tavsiyesine sarılmaktır. ---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "İki Müslüman karşılaştığında müsafaha ettiklerinde (el sıkıştıklarında), birbirlerinden ayrılmadan önce bağışlanırlar." (Ebû Dâvûd, Edeb 143. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti'zân 31; İbni Mâce, Edeb 15.) Yemen halkı gelince, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Size Yemen halkı geldi; el sıkışma âdetini ilk başlatan onlardır." (Ebû Dâvûd, Edeb 143) "Birbirlerini seven iki kul karşılaştıkları zaman Resulullah'a (a.s.m.) salavat getirirse, ayrılmadan önce Allah'ın affına ermiş olurlar." (el-Ezkar Trc. s.480) Hervaazimitda ayrı ayrı salavatlar yer vermemiz, sizin de okumanız veya dinlemeniz ile söyleyeceğiniz salavatlar ile hepimiz bu salavattan doğacak ecirden nasipleniriz inşallah. Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin Allahümme Salli ala Seyyidina Mehdiyyül Müntezar Yolculuğumuza başlıyoruz: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Kim (cuma günü) yıkar ve yıkanırsa, kim erkenden (mescide) gider ve hutbenin başına yetişirse, yürür ve binmezse, imama yakın durur, dinler, mâlâyâni söz etmezse, ona her bir adım için bir yıllık amelin oruçları ve namazlarıyla sevabı yazılır.'" (Ebû Dâvud, Tahâret 129, (345, 346); Tirmizî, Salât 356, (496); Nesâî, Cuma 12, (3, 97); İbnu Mâce, İkâmet 80, (1027); Buhârî, Cuma 6.) AÇIKLAMA: 1- Hadis, cuma günü yıkanması üzerine vârid olmuştur: "Cuma günü" tâbiri rivâyetin bazı vecihlerinde yok ise de bazılarında mevcuttur. 2- "Yıkar" diye tercüme ettiğimiz غَسَّلَ kelimesini âlimler iki mânaya te'vil etmişlerdir: 1) Başını yıkar; bu durumda ikinci kelime اِغْتَسَلَ "bedeninin geri kalan taraflarını yıkar." Yani "yıkanır" mânasına anlaşılmıştır. 2) Hanımının da yıkanmasına sebep olur; yani cuma günü hanımıyla münâsebet-i cinsiyyede bulunarak onu da yıkanmaya mecbur eder; kendisi yıkanmış, onu da yıkamış olur. Böylece bu hadiste geçen cima'ya zımnî teşvik tekrar ele alınmış olmaktadır. Aynı mânada kullanılabilen bu iki kelimenin te'kîden yan yana kullanılmış olabileceği de söylenmiştir. Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular: "Her Cuma günü karısıyla cinsî münâsebette bulunamayacak olanınız var mı? İyi ya; bunda hem kendisinin hem de eşinin yıkanması sevâbı olmak üzere iki birim sevap vardır." Peygamberimiz tarafından bunun öğütlenmesinin sebepleri, mü'minleri haftada bir defa olsun yıkanmaya iyice alıştırmak içindir. "Allah Rahmet Eylesin" diye sadece ölülere mi denilir? Bir defa rahmet, mânâ itibari ile su demektir, yağmur demektir. Hâlbuki Allah diriye rahmet etmiyorsa, ölüye rahmet neye yarayacak desek olmaz ama; bu mânada "Allah sana rahmet etsin" yani... Mesela sana su getiren birisine: "Hayyâkumullâhu rahmeh, cezâkumullâhu'l-hayr" diye dua edilir; sünnette yeri vardır. Ve bu ne demektir deyince: "Allah seni su ile yeniden canlandırsın ve seni hayır ile cezalandırsın" demektir. Veya birilerine bir iyilik yaptın ve dediler ki: "Hay anana babana rahmet" diye dua ettiler. Ne demek bu? Hani ceddin öldü ise onlara rahmet okumak güzel, tamam da; ya diriler ise, onlara Allah nasıl rahmet eder? Mesela üstlerine yağmur yağar, rahmet etmiş olur; veya onların veya senin banyo edeceğin bir sebep halk eder; ve sen banyo yaparak vücuduna rahmet yağdırmış olursun. Ve yine su içerek de içini yıkayıp içine rahmet etmiş olursun. Ölü öldü zaten; ölüye rahmet, onun son defa cenazesinin yıkanması ona rahmettir. Ve yine artık bedeni toprağa karışacak ama, rahmet, su olmadan eriyip süzülüp toprağa karışamaz ki. Ölülere rahmet dilenmesinin sebebi, onların eski bedenlerinin toprağa karışabilmesi için lâzım olan yağmurun üzerlerine yağması, kabrine yağmasıdır. Ve mesela senin eşin sana cima teklif etti; bil ki o kadın tarafındansa, Allah erkeği yıkayıp rahmet edecek; erkek tarafından ise kadını yıkayıp rahmet edecek; ve hatta ikisi de rahmet olacak. Ve ayrılmaz ikili Rahman-Rahim, anne-baba; ve anne ve babalığın başı cima ile başlar, rahmet ile yıkanmak ile devam eder. Ve o yüzden Muhammed "Cuma günü bir kimse yıkar ve yıkanırsa, ve cumaya giderse, ona her bir adım için bir yıllık amelin oruçları ve namazlarıyla sevabı yazılır" buyurdu. Yani yıkar ve yıkanırsa... Yıkayabilmesi için perşembe akşamı cima etmek sünnettendir. Ve kadın perşembe akşamı yapılan cimadan çocuğa kalırsa, o çocuğun âlim kimselerden olacağında ittifak etmiştir âlimler. Tabii usulüne uygun bir münasebet ile, ve hayır ve dua ile yapılan bir cima ile. Ve kirlendin, veya baktın gördün ki bir adam işçi, kir pas içinde; işte o adama öyle dua et ki Allah o adamı yakasın, rahmet etsin. Ve ne diye dua edersin? "Hayyâkumullâhu rahmeh, cezâkumullâhu'l-hayr" diye dua edilir. Ve bedenlerimiz çabuk kirlenmekte. Ve bir Allah dostu sohbetinde dedi ki: "İnsan günah işlemese, elbisesi dahi batmaz, kirlenmez" dedi. Ve kirlenmemizin sebebine gelince: Günah olarak zaten bedenimiz yeter de artar bile. Ve Muhammed dedi: "Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter." Yazın sıcaktan kavruldun, veya başka mevsimde de olur, ve susayınca, eğer Allah sana rahmet etmediyse sen su bulup içip ferahlayamazsın. Allah sana rahmet etmezse suyu nereden bulcan? Ve işte rahmet duasına ölülerden çok dirilerin de ihtiyacı vardır. Ve "Allah rahmet eylesin" sadece ölülere değil; ve "Hayyâkumullâhu rahmeh, cezâkumullâhu'l-hayr" diye dirilere de dua edilir. Ve mânâsı itibari ile "Allah su ile sana yeniden can versin, cezan hayır olsun" demektir. Ve cima güzeldir, tatlıdır; meleklerle sohbetin tadı verilmiştir ona. Ama insanın cimadan sonra yunması sanki eziyet ve ceza gibi gelir. Ama yunmak, cezanın senin için hayır olmasıdır; yani hayırlı bir ceza, senin için yunabileceğin, banyo edebileceğin bir durumun oluşmasıdır mesela. Ve Allah dostlarından duyduğumuz, öğrendiğimiz kural ve edep ve adap: Cima ettikten sonra birkaç saat içinde hemen banyo edip temizlenmek gerekir. Muhammed'in cima ettikten sonra sabaha kadar gusl etmeden yattığı da rivayet olmuştur; ancak genellikle en kısa sürede banyo edip gusl abdesti almışlardır. Ve Allah dostları da işte, cima edip cünüp olduktan hemen sonrası için, ta gusl edinceye kadar ki zamanı abdestsiz geçirmemek için, bu arada teyemmüm edip öyle teyemmümlü durmuşlardır. Ve en kısa sürede, Allah'ın rahmeti ile yıkanıp durulanıp abdestlenip temizlenmek edeptendir. Ölümün ne zaman seni yakalayacağı belli değil; olur da o kısa süre içinde, Allah muhafaza, bir afet oluverir de ölü yakalanırsın. Adapazarı depreminde nice çıplak ölü yatan, cima edip de yatmış uyumuş ve afette ölmüş cünüp bedenler bulundu. Bunlara Allah rahmet edip cenazeleri yıkanmazsa, onlar bir daha cünüplükten kurtulamazlar; mundar mundar giderler ahirete. O yüzden ölüm yakalamadan en kısa sürede abdestlenmek; ve gece cima edildiyse bir saat, bir buçuk saat içinde hemen banyo edilmeli; veya beklemek zorunda isen o sürede işte teyemmümlü bulunmak evliya âdetidir, sakınan korunan kimselerin ahlakıdır. ---oOo---
Eğer bir memlekette muz veyahut temsili misal ile üzüm yetişebilecek bir havası varsa, toprağı da varsa; o devletin o muzu ve üzümü hep dış devletlerden satın alacağına, kendi memleketine dikmesi, veya başka ağaçları o meyvelerden aşılayarak orada da yetiştirip çoğaltması daha iyi değil midir? Ve çoğalma yöntemi üçtür: Ya onları başka devletten satın alacak, kendi devletine getirecek; yahut oraya ağaçlarını dikip yetiştirecek; yahut başka dallara o ağaçlardan aşı yapacak. Ve Mehdi aleyhisselam da bir dal ise, Muhammed'in dalı ise; onu da herkesin bilmesi ve ondan tadabilmesi için, önce onun da çoğalması, yani her yerde ondan olması lazım gelmez mi! Eğer temsili misal ile elma bir tane olursa, o elmadan kaç kişi tadabilir, değil mi? Ve hal böyle olunca elma dikmek için önce ilk elma dalının meyve vermesi, ve o meyvanın da olgunlaşıp içinde çekirdeğinin dürülmesi lazımdır. Ve o çekirdek olgun bir çekirdek olunca, onu alıp da sen dikince ikinci bir elma dalın olur. Ve Hz. İsa ise kimin dalının meyvası? Daha önce yazdık: Mehdi'nin meyvası. Ve o, ruh yöntemi ile çoğalabilen birisi, dedik. Ve elma dalının elma meyvesi vermek için önce bahar gelmesi, ve yeterince sulanması, ve çiçek açması lazım. Ve çiçek açması da yetmiyor; o çiçekleri bir arı veya kelebeğin veya bir rüzgârın döllemesi lazım, değil mi? Döllenmemiş çiçekte meyve oluşmaz, değil mi? Ve hal böyle olunca, o dalda biten bir elmanın o dal babası, toprağı anası iken; ve o elmalara biz "falan dalın elması, filan dalın elması" diyorken, onu dölleyen bir arıdan hiç bahsetmeyiz. O arı o meyvanın nesidir? Anası mı, babası mı, yahut ruh babası mı, yahut kelebek nesidir? Hâlbuki onu dölleyen o; o olmasa meyve olmaz, dedik. O zaman babası, anası, o dal ile o bahçenin toprağı mı, yoksa dölleyen arı mı? Ve bir çocuğun fiziki anne babası vardır; onlar cima ederler ve fiziki olarak çocuğun tohumunu atarlar. Ama işte Mehdi gibilerde, onun çiçeğini dölleyen ruh babalarıdır. Eğer o baba Mehdi gibi salih kimse ise, o çocuk salih ve said kimselerden olur; yok süfli bir ruh döllediyse, o çocuk şakilerden olur. O zaman Mehdi'nin bazen zaman zaman ruhi olarak dünyayı döllemesine niye şaşarsınız? O çocukların annesi yine annesi, babası da babası; O (Hz. Mehdi) sadece aynen elma dalının çiçeklerini dölleyen bir arı gibi, Muhammed'in Hz. Ali'den olma Ali soyu, veya ruhen dölleyebilen arı soyudur. Ve gafillik edip de Mehdi'nin döllediği çocukları kürtaj ile kesmeyin, ey kâfirlerden yana olanlar veya mümin aileler. Şimdi Muhammed dünyada gezer olsaydı, hangi mümin, imanlı kadın ondan çocuk yapmak istemezdi? Soruyorum size. Ve şimdi zamanın sahibi Mehdi'dir; ve o da Muhammed'in bir dalıdır. Aynı elmanın meyvası gibi, onun da meyve vermesi için dünyada tohum atması gerekmez mi, ve çoğalması gerekmez mi? Bir elma kime yeter, 8 milyarlık dünyada? Ve yakın tarihlerde hamile kalan veya Mehdi zamanında hamile kalan kadınlar, o çocukları muhafaza ediniz. Yakın zaman içinde hamile kalanlar için, o çocuk bir başak çocuk olarak dünyaya gelir inşallah; ve Mehdi çoğalır inşallah. ---oOo---
Biz evimizde alaturka tuvalet kullanır ve taharet ederiz. Evinde alafranga tuvaleti olanlar ve artık taharet etmeyen insanlar bizi gözetleyip bir de bize pis muamelesi veya lakabı yakıştırmaya kalkıyorlar. Ve "elimizle taharet edince ellerimiz pis oluyormuş." Muhammed'den önce taharet nedir bilinmiyordu; ve gö... yıkanması Muhammed'den öğrenildi. Muhammed çok mu pisti de eliyle taharet etti ve müminlere de taharet etmesini öğretti? Alafranga tuvaletli evlerde oturup bir de "elim batacak" diye gö... yıkamaya üşenen gafillerin eli temiz ama kıçları çakıldaklı maalesef. Çakıldak ile namaz kılınmaz; biz Muhammed'den böyle duyduk, böyle öğrendik. Yüzü yüz yıkamıyor; yüzü de el yıkıyor, kolu da, kıçı da el yıkıyor. Poponu popon ile yıkayamazsın; yine elinle yıkamak zorundasın. Banyo ederken po... kafanla mı yıkıyon, gafil? ---oOo---
Bu dünyada baki kalan hoş bir seda imiş. Hoş seda nedir? Güzel bir anma ile hatırlanmadır. Edison lambayı buldu ve bize hâlâ ışık veriyor. Ve Edison için bazı âlimler "kâfir" demişler. Bre gafil hoca, gafil âlim! Kâfir demek karanlık, zulümet sahibi demek. Bre gafil, gece olunca lamba yakıyon; Edison lambası senin evini aydınlatmıyor mu? Nasıl oluyor da Edison kâfir oluyor? Kâfir karanlık enerji yayar; kâfir aydınlık enerji yaymaz ki... Ya gece vardır, ya gündüz; yani ya siyah ya beyaz; ya mümin ya kâfir. Ve sen onun ışık veren lambasını kullanıp aydınlanıp da bir de ona kâfir demen ne kadar gafillik, değil mi? Ve geçen dedik ki bizler Allah'ın yeryüzündeki halifeleriyiz. Ve Allah, Edison'da lamba ilmini açığa çıkardı. "Allah, göklerin ve yerin nurudur…" diye başlayan Nur Suresi 35. ayette anlatılmak istenen nedir? أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Allâhu nûrus semâvâti vel ard, meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâhun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr, nûrun alâ nûr, yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâsi, vallâhu bi kulli şey'in alîm. Meali: Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. (Nur, 24/35) Burada Allah bir ampulü yahut bir lambayı tarif etmiyor mu? Bu kadar mı zor bu ayeti anlamak? Ve biz Allah'ı nur saçan bir ışık olarak da biliriz. Ve Edison ne ile tanınır oldu? Lambası ile; nur saçan bir lambası ile. O zaman nur saçan Allah'ı nasıl anlayacağız? Ve o halifede, Edison halifesinde açığa çıkan ilim ile anlayacağız: Allah nasıl nur saçar diye. Çünkü floresan beyaz ışık saçar, yani nur yayar. Ziya ise güneş ışığı. Ve size ziya için alfa hareketini öğrettik. Size komik, kısa, yaşanmış bir olay anlatayım: Evimizde kedimiz var; evde bir de o kediye oynasın diye koyduğum plüş oyuncak tazman canavarımız var. Dün kedimin yatağının yanında tazmanı yerde düşmüş gördüm. İlahi yara Rabb, yer gökmü öğrendi bu ziya hareketini, alfa hareketini? Ne oldu bilir misiniz? Yere düşen tazman oyuncağını da alfa hareketi yapar vaziyette buldum. Yani Rabbime şükür, ektiğimiz tohum, ziya tohumları çiçek açmış demek ki, hamdolsun. İşte hoş bir seda ile anılmak böyle bir şey: Yaptığın bir güzelliğin meyve vermesi; ve sen gittikten, ahirete göçtükten sonra da o öğrettiğin güzellik ve ahlakın yaşanması. Veya bir cami, bir çeşme, veya hayırlı bir evlat ile yeniden çağrılıp güzel bir mecliste, hoş bir sohbette anılman; yahut bizim öğrettiğimiz alfa hareketi gibi, turuncu giymek gibi, veya sakal sünneti gibi... Ve öğrettiğimiz bilgiler gibi, bilgileri yaparak bizi öldükten sonra geri çağıracak olanlar için Rabbime hamdederim. Ve Muhammed yeniden yeniden doğmakta; Muhammed anılmasa, salavat edilmese, ona hatırlanmasa, unutulsa, o yeniden doğabilir mi? Nice adı şanı unutulmuş insanlar var; onlardan bir eser, bir ses gelmez artık. Ama nice erler var ki onlardan her mecliste bahsedilir. Ve biz ahirete göçünce bizi hayırla yâd edeceklere şimdiden teşekkür ederim. Bizi kabrimizden yeniden doğmamız, bir anneye varmamız için hoş bir seda ile çağıran ve çağıracak olan mümin kardeşlerimi öpüyorum şimdiden. Ebu Hureyre (ra)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: "İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat." (Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.) Rabbim, Mehdi ve Cemaatine bu dünyada hoş bir seda bırakabilmeyi nasip eylesin. --oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Âmîn. Elfatiha maassalavat. Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk. --OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca Schrems, 24 Kasım 2015 Salı Original Kar©glan |