<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - Tasavvuf Bilgileri]]></title>
		<link>https://tuncarasit.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - https://tuncarasit.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2026 16:14:52 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefsin Marifet Makamı Nedir? – Marifetullah Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34478</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 13:04:15 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34478</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188732" target="_blank" title="">Nefsin Marifet Makamı – Marifetullah Nedir.png</a> (Boyut: 1.12 MB / İndirmeler: 157)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Nefsin Marifet Makamı Nedir? – Marifetullah Nedir?</span></span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Âdiyât Suresi, 9-11. ayetler.<br />
<br />
Meali: Kabirlerde olanların diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde olanların ortaya konduğu zaman, Rableri o gün onlardan kesinlikle haberdardır. (Rabbinizin izniyle, bilmenize izin verilen kadarını bilebilirsiniz.)<br />
<br />
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim teslîmen, vet-tebiîne lehum ilâ yevmil kıyâmeh.<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Berat gecesini geride bıraktık. Bu sene berat gecesiyle ilgili farklı takvim hesaplamaları oldu. Ayın görülmesiyle ilgili hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Hilali görün oruca başlayın, hilali görün iftar edin veya bayram edin.” Bu sebeple bazı aylarda takvim farklılıkları meydana gelebilmektedir.<br />
<br />
Berat, “baree” kelimesinden türemiştir. “El-Bâriu” Allah’ın isimlerindendir. Berat gecesi, önceden kalmış takvim sapmalarının da düzeltildiği, eski hesapların affedildiği, davaların berat ettiği gecedir. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere, bu gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarının yünleri sayısınca insanı bağışlar.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen vaazlarımızda Hz. Zekeriya’nın (a.s) bir çocuğu olacağını Cebrail’in müjdelediğini yazmıştık. Hz. Zekeriya’nın hanımının isminin Elizabeth olduğu bilgisi bize ulaşmıştır. Bu vesileyle marifetin nerede saklı olduğu bir kez daha tezahür etmiştir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen hafta anlattığımız insanın yaratılışı ve fıtratının korunması bahsine biraz daha değinmek istiyoruz. Allah Teâlâ buyuruyor:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ<br />
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ<br />
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Tîn Suresi, 4-6. ayetler.<br />
<br />
Meali: Gerçekten de biz, insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başkadır. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.<br />
<br />
Allah, insanı en güzel surette yaratmışken, onun fıtratını bozmaya çalışmak, insanı insanlıktan çıkarır. Rabbim insanı muhafaza etsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Türklerde bir deyim vardır: “Elimle koymuş gibi buldum.” Evimizde eşyalarımızı koyduğumuz bir odamız vardır. Her aletin bir yeri vardır. Fakat çocuklar oraya girip aletleri aldıktan sonra yerine koymayı unuturlar. Alınan aynen yerine konmazsa, tekrar arandığında yerinde bulunamaz.<br />
<br />
Nasreddin Hoca’ya bir adam gelir, para ister. Hoca der ki: “Rafta tencere var, onun içinde, git al istediğin kadar.” Adam gider, bir miktar alır, gider. Zaman geçer, adam yine gelir, yine para ister. Hoca yine “Rafta tencerede var, git onun içinden al” der. Adam almaya gider ve döner: “Hoca, içinde para yok” der. Hoca kızar ve der: “Bre adam, sen aldıklarını geri yerine koydun mu ki, tekrar isteyince yerinde para olsun?”<br />
<br />
İşte insanın fıtratı da böyledir. Yaratılışta en güzel şekilde var edilmiş olan insan, kendisine verilen emanetleri yerine koyup muhafaza ettiği sürece, o güzelliğini korur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Marifet nedir konusuna gelince:<br />
<br />
Hepimizin malumu olan anâsır-ı erbaa, dört ana element vardır: Toprak, hava, su, ateş.<br />
<br />
Bir çekirdek toprağa dikildiğinde, kökü toprağa doğru, filizleri havaya doğru, damarları ve kökleri ile suya doğru, yaprakları ile de güneşe doğru uzanır. Ağaç olunca gayesi, yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek, meyve vermektir. Meyve ile insan bedenine yolculuk eder, tohumu ile de geleceğe yolculuk eder. Dal ve budak vermek gaye değil, gaye meyve vermektir. Meyve verince insanoğluna yolculuk eder. İnsan meyvesini yiyince onun çekirdeğini dikmeyi öğrenir ve böylece ağaç, insan vasıtasıyla yeniden doğar.<br />
<br />
Kendini yeniden dikmek, yeniden doğmak isteyen ağaç bile kokulu, tatlı, lezzetli meyveler verirken, ey insanoğlu! Sen niye yeniden dünyaya gelmek için elzem olan yaratılışını bozarsın? Bir ağaç kadar aklın yok mu?<br />
<br />
İşte marifet meyve vermektir. Bütün dinlerin gayesi, peygamberlerin gayesi, bu insan denen varlığın yaratılış gayesini korumak ve soyunun muhafazası içindir. Din nedir diye sorulduğunda, eğer sen bundan başka bir şey anlıyorsan, savaş, cihat anlıyorsan, bil ki cihat da insanın korunması, öz soyun, pak soyun korunması içindir. Yoksa din neye gerekli olsun?<br />
<br />
İnsan bozulunca, kıyametin kopma vakti gelmiş olur. Tıpkı Nuh Tufanı gibi bir tufan kopar veya büyük kıyamet kopar. Yani insan gidince, insan fıtratı bozulunca, dünyanın da bir önemi kalmaz.<br />
<br />
Rabbim, mehdi ve cemaatine insan kalmayı nasip etsin. İçindeki marifet tohumunu bulup, onu muhafaza etmeyi nasip etsin ki, o tohum, elma ise elma, at ise at, sinek ise sinek olarak kalabilsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188732" target="_blank" title="">Nefsin Marifet Makamı – Marifetullah Nedir.png</a> (Boyut: 1.12 MB / İndirmeler: 157)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Nefsin Marifet Makamı Nedir? – Marifetullah Nedir?</span></span><br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Âdiyât Suresi, 9-11. ayetler.<br />
<br />
Meali: Kabirlerde olanların diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde olanların ortaya konduğu zaman, Rableri o gün onlardan kesinlikle haberdardır. (Rabbinizin izniyle, bilmenize izin verilen kadarını bilebilirsiniz.)<br />
<br />
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim teslîmen, vet-tebiîne lehum ilâ yevmil kıyâmeh.<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Berat gecesini geride bıraktık. Bu sene berat gecesiyle ilgili farklı takvim hesaplamaları oldu. Ayın görülmesiyle ilgili hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Hilali görün oruca başlayın, hilali görün iftar edin veya bayram edin.” Bu sebeple bazı aylarda takvim farklılıkları meydana gelebilmektedir.<br />
<br />
Berat, “baree” kelimesinden türemiştir. “El-Bâriu” Allah’ın isimlerindendir. Berat gecesi, önceden kalmış takvim sapmalarının da düzeltildiği, eski hesapların affedildiği, davaların berat ettiği gecedir. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere, bu gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarının yünleri sayısınca insanı bağışlar.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen vaazlarımızda Hz. Zekeriya’nın (a.s) bir çocuğu olacağını Cebrail’in müjdelediğini yazmıştık. Hz. Zekeriya’nın hanımının isminin Elizabeth olduğu bilgisi bize ulaşmıştır. Bu vesileyle marifetin nerede saklı olduğu bir kez daha tezahür etmiştir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen hafta anlattığımız insanın yaratılışı ve fıtratının korunması bahsine biraz daha değinmek istiyoruz. Allah Teâlâ buyuruyor:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ<br />
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ<br />
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Tîn Suresi, 4-6. ayetler.<br />
<br />
Meali: Gerçekten de biz, insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başkadır. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.<br />
<br />
Allah, insanı en güzel surette yaratmışken, onun fıtratını bozmaya çalışmak, insanı insanlıktan çıkarır. Rabbim insanı muhafaza etsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Türklerde bir deyim vardır: “Elimle koymuş gibi buldum.” Evimizde eşyalarımızı koyduğumuz bir odamız vardır. Her aletin bir yeri vardır. Fakat çocuklar oraya girip aletleri aldıktan sonra yerine koymayı unuturlar. Alınan aynen yerine konmazsa, tekrar arandığında yerinde bulunamaz.<br />
<br />
Nasreddin Hoca’ya bir adam gelir, para ister. Hoca der ki: “Rafta tencere var, onun içinde, git al istediğin kadar.” Adam gider, bir miktar alır, gider. Zaman geçer, adam yine gelir, yine para ister. Hoca yine “Rafta tencerede var, git onun içinden al” der. Adam almaya gider ve döner: “Hoca, içinde para yok” der. Hoca kızar ve der: “Bre adam, sen aldıklarını geri yerine koydun mu ki, tekrar isteyince yerinde para olsun?”<br />
<br />
İşte insanın fıtratı da böyledir. Yaratılışta en güzel şekilde var edilmiş olan insan, kendisine verilen emanetleri yerine koyup muhafaza ettiği sürece, o güzelliğini korur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Marifet nedir konusuna gelince:<br />
<br />
Hepimizin malumu olan anâsır-ı erbaa, dört ana element vardır: Toprak, hava, su, ateş.<br />
<br />
Bir çekirdek toprağa dikildiğinde, kökü toprağa doğru, filizleri havaya doğru, damarları ve kökleri ile suya doğru, yaprakları ile de güneşe doğru uzanır. Ağaç olunca gayesi, yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek, meyve vermektir. Meyve ile insan bedenine yolculuk eder, tohumu ile de geleceğe yolculuk eder. Dal ve budak vermek gaye değil, gaye meyve vermektir. Meyve verince insanoğluna yolculuk eder. İnsan meyvesini yiyince onun çekirdeğini dikmeyi öğrenir ve böylece ağaç, insan vasıtasıyla yeniden doğar.<br />
<br />
Kendini yeniden dikmek, yeniden doğmak isteyen ağaç bile kokulu, tatlı, lezzetli meyveler verirken, ey insanoğlu! Sen niye yeniden dünyaya gelmek için elzem olan yaratılışını bozarsın? Bir ağaç kadar aklın yok mu?<br />
<br />
İşte marifet meyve vermektir. Bütün dinlerin gayesi, peygamberlerin gayesi, bu insan denen varlığın yaratılış gayesini korumak ve soyunun muhafazası içindir. Din nedir diye sorulduğunda, eğer sen bundan başka bir şey anlıyorsan, savaş, cihat anlıyorsan, bil ki cihat da insanın korunması, öz soyun, pak soyun korunması içindir. Yoksa din neye gerekli olsun?<br />
<br />
İnsan bozulunca, kıyametin kopma vakti gelmiş olur. Tıpkı Nuh Tufanı gibi bir tufan kopar veya büyük kıyamet kopar. Yani insan gidince, insan fıtratı bozulunca, dünyanın da bir önemi kalmaz.<br />
<br />
Rabbim, mehdi ve cemaatine insan kalmayı nasip etsin. İçindeki marifet tohumunu bulup, onu muhafaza etmeyi nasip etsin ki, o tohum, elma ise elma, at ise at, sinek ise sinek olarak kalabilsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefsin Safiye Makamı Nedir? Nefsi Safiye]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34477</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 13:00:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34477</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188731" target="_blank" title="">Nefsin Safiye Makamı.png</a> (Boyut: 1.13 MB / İndirmeler: 141)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsi Safiye – Tasavvufda Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Yakîn Bilgisi Nedir? Örnekleriyle<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Lokman Suresi, 1-4. ayetler.<br />
<br />
Meali: Elif, Lâm, Mîm. İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir. İhsan sahipleri için bir hidayet ve rahmettir. Onlar namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve ahirete kesin olarak inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:<br />
“Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin.” “Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?” denince, “İş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.” buyurdu. (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Meali: Sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar Rabbine kulluk et. (Hicr Suresi, 99. ayet)<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Yakîn bilgisi, eşyanın hakikatini bilmektir. Hz. İsa’ya öyle bir yakîn bilgisi gelmişti ki, hangi şeyin, hangi toprağın, hangi bitkinin, kimin cibilliyeti olduğunu bilirdi. Çünkü o toprağın, o elementlerin dili ona bunu söylerdi. Bu yakîn bilgisi, Hz. Muhammed’e (s.a.v) de müşriklerin yemeğine zehir kattıkları gün gelmiştir. O gün eti ağzına götürdüğünde, etteki melekler ona “Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim” demiştir.<br />
<br />
Peki bu yakîn bilgisi nedir? Elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesini işitebilmek makamıdır. İşte tasavvuftaki nefsin mertebelerinden olan “Safiye Makamı”ndan bahsediyoruz. Bu o kadar saf bir derecedir ki, saflık ve safiyet seni elementlerin sesini duymaya kadar götürür. Öyle bir yakîn bilgisi hâsıl olur ki, sen o sesleri duyup ayırt edebilirsin.<br />
<br />
Hz. İsa ve havarileri bir yere vardıklarında, İsa bir avuç toprak veya çamur alıp, “Bu, Nuh’un oğlunun mafsal kemiğidir, haydi dirilt de bakalım” demişti. “Ya Ruhullah” dediler. O da:<br />
“Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ”<br />
dedi ve o toprak canlandı, kalktı, onlarla konuştu. Havariler de onun doğru söylediğini gördüler ve onlara da bu yakîn bilgisi geçti. Tabiatın sesini duyar oldular.<br />
<br />
Safiye makamı bazen elden ele verilir, bazen de kişinin kendi tasarrufu ile kazanılır. İlmelyakîn bilgisi için elde ilmi bir burhan, yani yazılı bir metin, bir bilgi olmalıdır ki onu okuyup ilmen bilebilesin. Allah bu ilmini her zaman insanların sandığı gibi sadece levhalara yazmamıştır. Tevrat nüshaları, dünyanın dört bir yanındaki taşlara kazınmış yazılardır ve tahrip edilmemiş olan orijinal Tevrat onlardır. Mısır piramitlerinin içindeki resimli yazılar da buna dâhildir. Taşa kazındığı için günümüze kadar gelmiştir. Ancak insanoğlunun bunlarda da ahmaklık ettiği görülünce, Rabbim bu yöntemi neshetmiş ve Kur’an’ı kainatta yazılı kılmıştır.<br />
<br />
Nasıl mı? Çekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardır, alüminyumun içinde bir nüsha vardır, eşekte bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazılıdır. Bütün hak kitaplar canlıdır, hala bozulmadan kalanları vardır. Tahrip edilmiş olanlar ise bugün tahrif edilmiş bitkiler, hayvanlar olarak tezahür etmektedir. Özü bozulmuş bir elma, tahrif olmuş bir ayeti temsil eder. Ama onun orijinal metni elimizde varsa, bozulmamış bir elma türü, çekirdeği tahrif olmamışsa, Allahu Teala’nın ayetlerinden bir ayeti temsil eder. İşte Kur’an kainatta yazılıdır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn. Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm. İnne hâzâ le huve hakkul yakîn.<br />
<br />
Meali: Ey sağdaki! (iyiler zümresi) Sana selam olsun! Ama yalanlayıcı sapıklardan ise, onlar için alevli ateş, kaynar su vardır. Muhakkak ki bunlar, hakkal yakîn olarak bilinir ve öğretilir. (Vâkıa Suresi, 91-95. ayetler)<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
İngilizceyi en iyi İngiltere’de yaşayanlar öğrenir veya bir İngilizle devamlı konuşanlar daha iyi öğrenir. İtalyanca, Türkçe, Almanca da böyledir. Öyleyse elementlerin dilini de elementlerle konuşabilen ve yakîn bilgisine sahip olanlar bilir. O kadar saf olmalıdır ki halin, elementleri duyasın, sonra onların dilini anlamayı da öğrenesin.<br />
<br />
Hz. İsa’ya verilen yakînlik bilgisi, elementlerin sesini duyacak bir yakînliktir. Hz. Muhammed’e (s.a.v) de öyle bir yakînlik verilmiştir. Allah, İbrahim’i yakacak olan ateşe:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
Meali: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. (Enbiya Suresi, 69. ayet)<br />
<br />
İşte öyle bir yakînlik derecesi vardır ki, ateşle, suyla konuşabiliyorsun.<br />
<br />
Allah Teala buyuruyor:<br />
“Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr Suresi, 99. ayet)<br />
<br />
Bu ilim, Hz. İbrahim’e öğretilirken önce oğlunu kurban etmesi emredilerek sınandı. Bıçak kesmiyordu, izinsiz kesemiyordu. Sonra mancınığa bindirilip ateşe atıldığında da Allah buyurdu: “Biz dedik ki: Ey ateş!” Yani İbrahim bu elementleri duyabilecek, onlarla konuşabilecek yakîn bilgisinden henüz yoksundu.<br />
<br />
Ashab-ı Kehf’e öyle bir kelime öğretti ki Rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler. Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde bu kelime hakkında şöyle buyrulur:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
Meali: De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha yardıma getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden denizler mutlaka tükenirdi.” (Kehf Suresi, 109. ayet)<br />
<br />
Bu sırlı kelimeyi dediğin zaman, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldırır. Sır bu kelimedir ama hangi kelime olduğunu Allah bildirmeyince bilemezsin. Onlar bir kelime öğrendiler ve bu kelime onları 300 sene sonra uyandırdı. Her kim akşam yatarken bu ayeti okuyup “Rabbim, Ashab-ı Kehf’i kaldıran kelime hürmetine beni de şu saatte kaldır” derse, inşallah faydasına nail olur. Fakat bu ayet o kelime değildir, o kelime hürmetine kullanılır.<br />
<br />
Allah diyor ki: “Biz ateşe dedik ki: ‘Serin ol!’ Haydi sen de söyle bu kelimeyi ateşe, bakalım kimin sözüne itaat edecek.” Eğer ben o yakîn ve safiyet makamına çıkmadıysam, benim “yâ nâru kûnî berden ve selâmen” demem işe yaramaz. Ama öyle kimseler vardır ki, safiyet makamına çıkmışlardır. Onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz, bıçak kesmez.<br />
<br />
İş ehlinde güzeldir. Doktorluk, doktor bilgisi olanda güzeldir. Sen hiç tedavi olmak için baytarın önüne yatar mısın? Ameliyat etsin diye. Belki zorda kalırsan olur ama ne kadar güvenebilirsin? Doktor başka, baytar başka değil mi? Yine doktoru alıp gelip ona “hadi bana İstanbul köprüsü yap” denir mi? O mühendisin işi ve görevidir.<br />
<br />
Safiye makamına çıkmayan ve sır saklayamayan birisine bu kelimeler öğretilmez. Hz. Süleyman’a, Belkıs’ın tahtını getiren “Asaf bin Berhiya”, safiyye makamına çıkmış bir Allah adamıydı. Ona öyle bir kelime öğretilmişti ki, onunla bir yerden bir yere gidebilmek, veya bir yerdekini başka yere taşıyabilmek için tılsımlı bir kelimeydi.<br />
<br />
Eğer seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse “suya dal” der, hepsi suya dalar, “çık” der çıkarlar. Öyle sokaktan geçen biri askere “yat” deyince mi asker yatar, yoksa komutanını tanıyıp komutan deyince mi yere yatar? İşte elementlere emredebilme yetkisi olan bir zât-ı muhterem de “gel buraya” deyince ağaç kökleriyle çıkar gelir. Hz. Muhammed’de (s.a.v) bu oldu mu? Oldu. Hacetini gidereceği zaman ağaçlara “gel buraya, beni sakla” diyordu, onlar da gelip onu saklarlardı.<br />
<br />
Hakkal yakîn derecesindeki bir yakîn bilgisi, ateşin yaktığını, gerektiğinde ekmek pişirdiğini, suyun gerektiğinde hayat enerjisi olduğunu, ama bazen de boğup adam öldürdüğünü bilmek derecesinde kalır. Ondan daha üstün bir yakîn bilgisi vardır ki, işte ateşe “serin ve selamet ol” diyebilme derecesi, bıçağa “kesme” diyebilme derecesidir. Tasavvuf ehli bu makama “nefs-i safiye” der.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Elementlerin dilini bilmek işte böyledir. Hz. Yunus, Derviş Yunus bu makama eren biriydi. Ne diyor: “Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır?”, “Ne inilersin dertli dolap?” Hz. İsa ise o çiçeğin annesini, babasını bilen bir makamdadır. Bu kimin cibilliyeti, bunu kim yiyecek de onda lokma olacak, hücre olacak bilen bir makamdır. Böyle olunca, sen senin olacak lokmayı yiyebilir, nefesi alabilirsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olduğunu söylediğimiz için bizi yine yalancı çıkarmaya kalkanlar oldu. Herkesin bir cibilliyeti, hayvan cinsinden bir sıfatı vardır ve o hayvanın özellikleri o kimsede tezahür eder. Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olması, tabiatta karıncalarda olduğu gibi bir anne karıncanın bütün karıncaların annesi olması gibidir. Arılarda da durum aynıdır. Hz. Meryem’in, Hz. İsa’nın annesi olması da böyledir. Meryem, fakir bir kadındı, oğlunu saraylarda büyütmedi. Harmana götürülen arabalardan dökülen buğday başaklarını toplayarak büyüttü.<br />
<br />
Saf kelimesi, “saf kan at”, “saf ırk” gibi ifadelerde geçer. Safiye, saf ırk demektir. O makama ancak saf ırk olan kimseler ulaşabilir. Dünyada at ayrı bir soydur, aslan ayrı bir soydur, kedi ayrı bir soydur. Hepsini ari, diri ırkı vardır. Ama onları bozdular. Elma bozulunca, oynanınca nerede bulacaksın gerçek elmayı? Tavuk gribi dediler, gerçek tavukları itlaf ettirdiler, herkese bozuk ırk tavuk sattılar. Gerçek tavuk kaldıysa birkaç bilinmeyen köyde kaldı belki. Domates fiyatını bir düşürdüler, kamyonlarca domates çöpe döküldü, ertesi sene ekmediler, domates tohumu kayboldu. Sonra kendileri bozuk domates soyunu piyasaya sürdüler. Artık gerçek, arı diri domates kalmadı.<br />
<br />
Rabbim o arı diri soya, saf soya, saf ırka, Muhammed soyuna yardım etsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 12 Nisan 2016 Salı</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188731" target="_blank" title="">Nefsin Safiye Makamı.png</a> (Boyut: 1.13 MB / İndirmeler: 141)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsi Safiye – Tasavvufda Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Yakîn Bilgisi Nedir? Örnekleriyle<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
Sadakallahul Azim. Lokman Suresi, 1-4. ayetler.<br />
<br />
Meali: Elif, Lâm, Mîm. İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir. İhsan sahipleri için bir hidayet ve rahmettir. Onlar namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve ahirete kesin olarak inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:<br />
“Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin.” “Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?” denince, “İş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.” buyurdu. (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Meali: Sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar Rabbine kulluk et. (Hicr Suresi, 99. ayet)<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Yakîn bilgisi, eşyanın hakikatini bilmektir. Hz. İsa’ya öyle bir yakîn bilgisi gelmişti ki, hangi şeyin, hangi toprağın, hangi bitkinin, kimin cibilliyeti olduğunu bilirdi. Çünkü o toprağın, o elementlerin dili ona bunu söylerdi. Bu yakîn bilgisi, Hz. Muhammed’e (s.a.v) de müşriklerin yemeğine zehir kattıkları gün gelmiştir. O gün eti ağzına götürdüğünde, etteki melekler ona “Ya Resulallah, beni yeme, ben zehirliyim” demiştir.<br />
<br />
Peki bu yakîn bilgisi nedir? Elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesini işitebilmek makamıdır. İşte tasavvuftaki nefsin mertebelerinden olan “Safiye Makamı”ndan bahsediyoruz. Bu o kadar saf bir derecedir ki, saflık ve safiyet seni elementlerin sesini duymaya kadar götürür. Öyle bir yakîn bilgisi hâsıl olur ki, sen o sesleri duyup ayırt edebilirsin.<br />
<br />
Hz. İsa ve havarileri bir yere vardıklarında, İsa bir avuç toprak veya çamur alıp, “Bu, Nuh’un oğlunun mafsal kemiğidir, haydi dirilt de bakalım” demişti. “Ya Ruhullah” dediler. O da:<br />
“Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ reşedâ”<br />
dedi ve o toprak canlandı, kalktı, onlarla konuştu. Havariler de onun doğru söylediğini gördüler ve onlara da bu yakîn bilgisi geçti. Tabiatın sesini duyar oldular.<br />
<br />
Safiye makamı bazen elden ele verilir, bazen de kişinin kendi tasarrufu ile kazanılır. İlmelyakîn bilgisi için elde ilmi bir burhan, yani yazılı bir metin, bir bilgi olmalıdır ki onu okuyup ilmen bilebilesin. Allah bu ilmini her zaman insanların sandığı gibi sadece levhalara yazmamıştır. Tevrat nüshaları, dünyanın dört bir yanındaki taşlara kazınmış yazılardır ve tahrip edilmemiş olan orijinal Tevrat onlardır. Mısır piramitlerinin içindeki resimli yazılar da buna dâhildir. Taşa kazındığı için günümüze kadar gelmiştir. Ancak insanoğlunun bunlarda da ahmaklık ettiği görülünce, Rabbim bu yöntemi neshetmiş ve Kur’an’ı kainatta yazılı kılmıştır.<br />
<br />
Nasıl mı? Çekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardır, alüminyumun içinde bir nüsha vardır, eşekte bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazılıdır. Bütün hak kitaplar canlıdır, hala bozulmadan kalanları vardır. Tahrip edilmiş olanlar ise bugün tahrif edilmiş bitkiler, hayvanlar olarak tezahür etmektedir. Özü bozulmuş bir elma, tahrif olmuş bir ayeti temsil eder. Ama onun orijinal metni elimizde varsa, bozulmamış bir elma türü, çekirdeği tahrif olmamışsa, Allahu Teala’nın ayetlerinden bir ayeti temsil eder. İşte Kur’an kainatta yazılıdır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn. Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm. İnne hâzâ le huve hakkul yakîn.<br />
<br />
Meali: Ey sağdaki! (iyiler zümresi) Sana selam olsun! Ama yalanlayıcı sapıklardan ise, onlar için alevli ateş, kaynar su vardır. Muhakkak ki bunlar, hakkal yakîn olarak bilinir ve öğretilir. (Vâkıa Suresi, 91-95. ayetler)<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
İngilizceyi en iyi İngiltere’de yaşayanlar öğrenir veya bir İngilizle devamlı konuşanlar daha iyi öğrenir. İtalyanca, Türkçe, Almanca da böyledir. Öyleyse elementlerin dilini de elementlerle konuşabilen ve yakîn bilgisine sahip olanlar bilir. O kadar saf olmalıdır ki halin, elementleri duyasın, sonra onların dilini anlamayı da öğrenesin.<br />
<br />
Hz. İsa’ya verilen yakînlik bilgisi, elementlerin sesini duyacak bir yakînliktir. Hz. Muhammed’e (s.a.v) de öyle bir yakînlik verilmiştir. Allah, İbrahim’i yakacak olan ateşe:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
Meali: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik. (Enbiya Suresi, 69. ayet)<br />
<br />
İşte öyle bir yakînlik derecesi vardır ki, ateşle, suyla konuşabiliyorsun.<br />
<br />
Allah Teala buyuruyor:<br />
“Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr Suresi, 99. ayet)<br />
<br />
Bu ilim, Hz. İbrahim’e öğretilirken önce oğlunu kurban etmesi emredilerek sınandı. Bıçak kesmiyordu, izinsiz kesemiyordu. Sonra mancınığa bindirilip ateşe atıldığında da Allah buyurdu: “Biz dedik ki: Ey ateş!” Yani İbrahim bu elementleri duyabilecek, onlarla konuşabilecek yakîn bilgisinden henüz yoksundu.<br />
<br />
Ashab-ı Kehf’e öyle bir kelime öğretti ki Rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler. Kur’an-ı Kerim’de Kehf Suresi’nde bu kelime hakkında şöyle buyrulur:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
Meali: De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha yardıma getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden denizler mutlaka tükenirdi.” (Kehf Suresi, 109. ayet)<br />
<br />
Bu sırlı kelimeyi dediğin zaman, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldırır. Sır bu kelimedir ama hangi kelime olduğunu Allah bildirmeyince bilemezsin. Onlar bir kelime öğrendiler ve bu kelime onları 300 sene sonra uyandırdı. Her kim akşam yatarken bu ayeti okuyup “Rabbim, Ashab-ı Kehf’i kaldıran kelime hürmetine beni de şu saatte kaldır” derse, inşallah faydasına nail olur. Fakat bu ayet o kelime değildir, o kelime hürmetine kullanılır.<br />
<br />
Allah diyor ki: “Biz ateşe dedik ki: ‘Serin ol!’ Haydi sen de söyle bu kelimeyi ateşe, bakalım kimin sözüne itaat edecek.” Eğer ben o yakîn ve safiyet makamına çıkmadıysam, benim “yâ nâru kûnî berden ve selâmen” demem işe yaramaz. Ama öyle kimseler vardır ki, safiyet makamına çıkmışlardır. Onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz, bıçak kesmez.<br />
<br />
İş ehlinde güzeldir. Doktorluk, doktor bilgisi olanda güzeldir. Sen hiç tedavi olmak için baytarın önüne yatar mısın? Ameliyat etsin diye. Belki zorda kalırsan olur ama ne kadar güvenebilirsin? Doktor başka, baytar başka değil mi? Yine doktoru alıp gelip ona “hadi bana İstanbul köprüsü yap” denir mi? O mühendisin işi ve görevidir.<br />
<br />
Safiye makamına çıkmayan ve sır saklayamayan birisine bu kelimeler öğretilmez. Hz. Süleyman’a, Belkıs’ın tahtını getiren “Asaf bin Berhiya”, safiyye makamına çıkmış bir Allah adamıydı. Ona öyle bir kelime öğretilmişti ki, onunla bir yerden bir yere gidebilmek, veya bir yerdekini başka yere taşıyabilmek için tılsımlı bir kelimeydi.<br />
<br />
Eğer seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse “suya dal” der, hepsi suya dalar, “çık” der çıkarlar. Öyle sokaktan geçen biri askere “yat” deyince mi asker yatar, yoksa komutanını tanıyıp komutan deyince mi yere yatar? İşte elementlere emredebilme yetkisi olan bir zât-ı muhterem de “gel buraya” deyince ağaç kökleriyle çıkar gelir. Hz. Muhammed’de (s.a.v) bu oldu mu? Oldu. Hacetini gidereceği zaman ağaçlara “gel buraya, beni sakla” diyordu, onlar da gelip onu saklarlardı.<br />
<br />
Hakkal yakîn derecesindeki bir yakîn bilgisi, ateşin yaktığını, gerektiğinde ekmek pişirdiğini, suyun gerektiğinde hayat enerjisi olduğunu, ama bazen de boğup adam öldürdüğünü bilmek derecesinde kalır. Ondan daha üstün bir yakîn bilgisi vardır ki, işte ateşe “serin ve selamet ol” diyebilme derecesi, bıçağa “kesme” diyebilme derecesidir. Tasavvuf ehli bu makama “nefs-i safiye” der.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Elementlerin dilini bilmek işte böyledir. Hz. Yunus, Derviş Yunus bu makama eren biriydi. Ne diyor: “Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır?”, “Ne inilersin dertli dolap?” Hz. İsa ise o çiçeğin annesini, babasını bilen bir makamdadır. Bu kimin cibilliyeti, bunu kim yiyecek de onda lokma olacak, hücre olacak bilen bir makamdır. Böyle olunca, sen senin olacak lokmayı yiyebilir, nefesi alabilirsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olduğunu söylediğimiz için bizi yine yalancı çıkarmaya kalkanlar oldu. Herkesin bir cibilliyeti, hayvan cinsinden bir sıfatı vardır ve o hayvanın özellikleri o kimsede tezahür eder. Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olması, tabiatta karıncalarda olduğu gibi bir anne karıncanın bütün karıncaların annesi olması gibidir. Arılarda da durum aynıdır. Hz. Meryem’in, Hz. İsa’nın annesi olması da böyledir. Meryem, fakir bir kadındı, oğlunu saraylarda büyütmedi. Harmana götürülen arabalardan dökülen buğday başaklarını toplayarak büyüttü.<br />
<br />
Saf kelimesi, “saf kan at”, “saf ırk” gibi ifadelerde geçer. Safiye, saf ırk demektir. O makama ancak saf ırk olan kimseler ulaşabilir. Dünyada at ayrı bir soydur, aslan ayrı bir soydur, kedi ayrı bir soydur. Hepsini ari, diri ırkı vardır. Ama onları bozdular. Elma bozulunca, oynanınca nerede bulacaksın gerçek elmayı? Tavuk gribi dediler, gerçek tavukları itlaf ettirdiler, herkese bozuk ırk tavuk sattılar. Gerçek tavuk kaldıysa birkaç bilinmeyen köyde kaldı belki. Domates fiyatını bir düşürdüler, kamyonlarca domates çöpe döküldü, ertesi sene ekmediler, domates tohumu kayboldu. Sonra kendileri bozuk domates soyunu piyasaya sürdüler. Artık gerçek, arı diri domates kalmadı.<br />
<br />
Rabbim o arı diri soya, saf soya, saf ırka, Muhammed soyuna yardım etsin.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 12 Nisan 2016 Salı</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefsin ihsan Makamı Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34476</link>
			<pubDate>Fri, 20 Mar 2026 12:56:39 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34476</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188730" target="_blank" title="">Nefsin ihsan Makamı.png</a> (Boyut: 1.15 MB / İndirmeler: 143)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Nefsin ihsan Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali üstüne binip güzel işler yaptırabilmek adına önce terbiye etmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını veya motorunu kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Top, vuruş hızına göre zirveye çıkar ve sonra aşağı iner. Yani zirve orada oturmak için değildir. İhsan makamı da orada oturup devamlı kalmak için değildir. Hz. Muhammed (s.a.v) Miraç’ta en zirveye çıkmış ve sonra geri dönmüştür. Orada kalmamış, ümmetini irşat için geri dönmüştür. İhsan makamına çıkan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etme şuuruna eren kimse, orada makamı meşgul etmez, keyif yapmaz; bilakis geri dönüp ümmetini irşat eder.<br />
<br />
“Koca kari dünya bu gece bana göründü ve diyor ki: ‘Ne ana gördüm ne baba, ne evlat gördüm ne koca, ama yine de yaşadım doya doya.’ İmza: Hoşça kal, yalan dünya.”<br />
<br />
İnsanlık artık genç kalmayı bulmalıdır diyor bana yol açıyor, bunu insanlara öğret diye.<br />
<br />
Hangi yiğidi toprak yutmadı ki? Hangi ceylan gözler toprak olmadı ki? Hangi en tatlı yemek, ya tuvalet olup ya da hücre olup sonunda toprağa karışmadı ki?<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Tasavvuftaki “Seyr-i Sülûk” ilmini bilmeyen, tasavvuf nedir bilmez. Bu yoldaki yolculuğu anlamak, hakikat ve marifete ulaşmanın temelidir. Doğmak, gizli alemden hakikat alemine geçmektir. Bu seyr-i sülûkunu tamamlayanlar yeniden doğabilir. İşte bunun için gerçek mürşid-i kâmillere ihtiyaç vardır. Onlar sana hakikati, marifeti öğretiyorsa gerçek mürşittir.<br />
<br />
Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.” (Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)<br />
<br />
Diğer bir rivayette ise şu ifadelere yer verilmiştir:<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pir-i fanîye kadar (cennetlik olan) herkes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.” (age, H. No: 39384)<br />
<br />
“Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir.”<br />
<br />
Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır. (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)<br />
<br />
Bu hadisler ve ayetler gösteriyor ki, gençlik iksiri keşfedilecek ve insanlar yaşlanmayacaktır. İşte o zaman, topraktan çıkan yiyecekler insanları yaşlandırmayacaktır. Bunun bulunması, yiyeceklerdeki bir püf noktasının keşfedilmesi ile olacaktır. Bu sır, “Rahman ve Rahim” esmasının tecellisinde gizlidir. Rahman ve Rahim dersi, insanoğlunun nasıl 33 yaşından daha fazla yaşlanmayacağını, “gençlik iksiri”nin ne olduğunu anlamanın anahtarıdır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen vaazdaki evrim konusuna atfen şöyle bir açıklama yapıyoruz ki: Maymunlar uzun yıllardır hayvanat bahçelerinde eğitiliyor ve insanlarla iç içe yaşayanları var. Bırakın kendi başlarına maymun iken gelişip insan olmayı, insan olanlardan öğretenler olmasına rağmen, hâlâ eğitilmiş hiçbir maymun ailesinden insana daha çok benzeyen bir maymun doğmamıştır. Maymunlar yine maymun olarak kalmıştır. O halde evrim diye bir şey yoktur. Bu, yaratılış gerçeğini görmeyen bir anlayıştır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Tasavvufta nefsin mertebeleri konusunda en son nefs-i kâmile’yi anlattık ve mürşid-i kâmilden bahsettik. Kemal ilmini öğreten büyük öğretmen demek olan mürşid-i kâmil, insanlara seyr-i sülûk yolunu talim eden öğretmendir.<br />
<br />
Şimdi, bundan sonraki rütbe ve makam olan ihsan makamına gelelim. Bu soruyu gelin Cebrail (a.s)’a, Muhammed’e sorduralım ve cevabını alalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HADİS-İ ŞERİF</span></span><br />
Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (Yanına) biri gelip:<br />
<br />
    “Îmân nedir?” diye sordu.<br />
<br />
    “Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh’a mülâkî olmağa (yâni Rü’yetu’llâh’a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır.” cevâbını verdi.<br />
<br />
    “Ya İslâm nedir?” dedi.<br />
<br />
    “İslâm; Allâh’a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O’na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazan’da da oruç tutmaktır.” buyurdu.<br />
<br />
    “Ya ihsân nedir?” diye sordu.<br />
<br />
    “Allâh’a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh’ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür.” buyurdu.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan’ın dilinden ihsan makamı nedir?</span></span><br />
<br />
Evet, Muhammed (s.a.v) dedi ki: İhsan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmektir. Muhammed (s.a.v) Miraç etti, gitti, Allah’ı rüyet etti ve geldi. Artık Allah’a olan imanı mutmain oldu. Aynelyakîn, hakkalyakîn, hisselyakîn olarak bildi. Evvel O’dur, ahir O’dur bildi. Rahman O’dur, Rahim O’dur bildi. Alim O’dur, bütün bilgi O’nundur bildi ve kaynağından o bilgileri içti. O makamdan selam ve salavat ile ümmetine geri gönderildi.<br />
<br />
Eğer Muhammed (s.a.v) Miraç’ta geri dönmeseydi, dünyadaki yer çekimi kanunu olmazdı. Onun zirveye çıktıktan sonra geri dönmesi, ümmetine gönderilmesi ve onları irşat etme görevi olan raşidlik vasfıyla, ümmetine kemalat ilmini öğretmesi hikmetindendir.<br />
<br />
Muhammed (s.a.v) geri geldi ve ümmetini irşat etti. Bu irşat görevi ondan sonra raşid halifelerce devam ettirildi. Bu raşid halifeler, dört halife ile sınırlı değildir. O’nun mirasını yüklenen âlimler, mürşid-i kâmiller vasıtasıyla devam etmiş ve etmektedir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Ve ihsan makamında her an Allah görülmez. Aynen Muhammed (s.a.v) gibi, o gitti, gördü, geri geldi ve artık O’nun her an gördüğünü bildi. Fakat onu her an görmedi ve görüyormuş gibi amel etti. Bunun bir misali şudur: Ben, sendeki Allah’ı görüp sana ona göre muamele edersem, bunu yapmış olurum. Mesela sen hâkim isen, ben senin hakkımda karar vereceğini düşünmek yerine, “Hâkim olan Allah bana ne karar verecek?” diye düşündüğümde, sendeki Allah’ı görüp, sende Allah’ın Hakim isminin tecelli ettiğini bilip sana öyle davrandığımda, o zaman ihsan makamında bir an bulunmuş olurum.<br />
<br />
Sen de hâkim isen, benim hakkımda karar vereceğin zaman, “Hâkim olan Allah, bu kul hakkında ne hüküm verirdi?” diye düşünüp adalet ve hikmetle hükmettiğinde, o zaman ikimiz de ihsan üzere olmuş oluruz. Fakat her an bu tefekkürde olamayabiliriz. Çünkü zirvede, ihsan makamında çıkıp oturulmaz; oraya çıkarsın, inersin. İnsan her an bu şuurda kalamayabilir. Zira insan cibidir, her an bir dengesizlik edebilir, bir günah işleyebilir, halife olduğunu unutabilir. Nitekim Havva ile Âdem de unuttular ve hata ettiler.<br />
<br />
İhsan tefekkürü anlıktır, o makam her an meşgul edilmez. Yoksa seni her an o makamda zannedip tefekkür edince, senin gaflette olduğun zamanları hesap etmemiş olurum. Bu büyük bir hata olur. Şeyh, müritlerince yüceltilir, gözlerinde büyür, hiç hata etmez sanılır. Oysa Âdem gibi ulü’l-azm bir peygamber gafil kalabildiyse, senin şeyhin de gaflete düşebilir, hata edebilir. Bunu unutmamak gerekir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188730" target="_blank" title="">Nefsin ihsan Makamı.png</a> (Boyut: 1.15 MB / İndirmeler: 143)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Nefsin ihsan Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Yolculuğumuza Başlıyoruz<br />
<br />
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali üstüne binip güzel işler yaptırabilmek adına önce terbiye etmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını veya motorunu kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Top, vuruş hızına göre zirveye çıkar ve sonra aşağı iner. Yani zirve orada oturmak için değildir. İhsan makamı da orada oturup devamlı kalmak için değildir. Hz. Muhammed (s.a.v) Miraç’ta en zirveye çıkmış ve sonra geri dönmüştür. Orada kalmamış, ümmetini irşat için geri dönmüştür. İhsan makamına çıkan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etme şuuruna eren kimse, orada makamı meşgul etmez, keyif yapmaz; bilakis geri dönüp ümmetini irşat eder.<br />
<br />
“Koca kari dünya bu gece bana göründü ve diyor ki: ‘Ne ana gördüm ne baba, ne evlat gördüm ne koca, ama yine de yaşadım doya doya.’ İmza: Hoşça kal, yalan dünya.”<br />
<br />
İnsanlık artık genç kalmayı bulmalıdır diyor bana yol açıyor, bunu insanlara öğret diye.<br />
<br />
Hangi yiğidi toprak yutmadı ki? Hangi ceylan gözler toprak olmadı ki? Hangi en tatlı yemek, ya tuvalet olup ya da hücre olup sonunda toprağa karışmadı ki?<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Tasavvuftaki “Seyr-i Sülûk” ilmini bilmeyen, tasavvuf nedir bilmez. Bu yoldaki yolculuğu anlamak, hakikat ve marifete ulaşmanın temelidir. Doğmak, gizli alemden hakikat alemine geçmektir. Bu seyr-i sülûkunu tamamlayanlar yeniden doğabilir. İşte bunun için gerçek mürşid-i kâmillere ihtiyaç vardır. Onlar sana hakikati, marifeti öğretiyorsa gerçek mürşittir.<br />
<br />
Hz. Enes’ten yapılan rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:<br />
“Cennet halkı kıyamet günü Âdem’in suretinde, otuz üç yaşında, bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir sima hâlinde haşr edilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan elbise giyinirler, artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur.” (Kenzu’l-Ummal, H. No: 39383)<br />
<br />
Diğer bir rivayette ise şu ifadelere yer verilmiştir:<br />
“(Ruh üflenmiş) bir düşükten bir pir-i fanîye kadar (cennetlik olan) herkes otuz üç yaşında, Âdem’in suretinde, Yusuf’un güzelliğinde, Eyyub’un ahlakında bıyıklı, bedenleri kılsız ve karagözlü bir simayla haşr edilirler.” (age, H. No: 39384)<br />
<br />
“Âlimler, dünya kadınlarının cennette bir yaşta olacaklarını, hurilerin ise büyük-küçük (nefislerin arzu ettiği şekilde) çeşitli yaşlarda olacaklarını söylemişlerdir.”<br />
<br />
Nebe sûresinde cennetliklere ihsan edilen nimetlerden bahsedilirken de cennet hurilerine atıfta bulunularak “ve kevâibe etrâbâ” buyrulmaktadır. Bu âyetteki “kevâib” gençliğin en ilk ve en güzel dönemini ifade etmekte olup, ergenliğinin ilk demlerindeki genç kızlar demektir. “Etrâben” ifadesi ise aynı yaşta (yaşıt) manasındadır. (Muhtasaru Tezkireti’l-Kurtubî, s. 101)<br />
<br />
Bu hadisler ve ayetler gösteriyor ki, gençlik iksiri keşfedilecek ve insanlar yaşlanmayacaktır. İşte o zaman, topraktan çıkan yiyecekler insanları yaşlandırmayacaktır. Bunun bulunması, yiyeceklerdeki bir püf noktasının keşfedilmesi ile olacaktır. Bu sır, “Rahman ve Rahim” esmasının tecellisinde gizlidir. Rahman ve Rahim dersi, insanoğlunun nasıl 33 yaşından daha fazla yaşlanmayacağını, “gençlik iksiri”nin ne olduğunu anlamanın anahtarıdır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Geçen vaazdaki evrim konusuna atfen şöyle bir açıklama yapıyoruz ki: Maymunlar uzun yıllardır hayvanat bahçelerinde eğitiliyor ve insanlarla iç içe yaşayanları var. Bırakın kendi başlarına maymun iken gelişip insan olmayı, insan olanlardan öğretenler olmasına rağmen, hâlâ eğitilmiş hiçbir maymun ailesinden insana daha çok benzeyen bir maymun doğmamıştır. Maymunlar yine maymun olarak kalmıştır. O halde evrim diye bir şey yoktur. Bu, yaratılış gerçeğini görmeyen bir anlayıştır.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Tasavvufta nefsin mertebeleri konusunda en son nefs-i kâmile’yi anlattık ve mürşid-i kâmilden bahsettik. Kemal ilmini öğreten büyük öğretmen demek olan mürşid-i kâmil, insanlara seyr-i sülûk yolunu talim eden öğretmendir.<br />
<br />
Şimdi, bundan sonraki rütbe ve makam olan ihsan makamına gelelim. Bu soruyu gelin Cebrail (a.s)’a, Muhammed’e sorduralım ve cevabını alalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HADİS-İ ŞERİF</span></span><br />
Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den şöyle rivayet edilmiştir: Bir gün Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem açıkta oturuyordu. (Yanına) biri gelip:<br />
<br />
    “Îmân nedir?” diye sordu.<br />
<br />
    “Îmân; Allâha, Meleklerine, Allâh’a mülâkî olmağa (yâni Rü’yetu’llâh’a), Peygamberlerine inanmak, kezâlik (öldükten sonra) dirilmeğe inanmaktır.” cevâbını verdi.<br />
<br />
    “Ya İslâm nedir?” dedi.<br />
<br />
    “İslâm; Allâh’a ibâdet edip (hiçbir şeyi) O’na şerîk ittihâz etmemek, namazı ikâme ve farz edilmiş zekâtı edâ etmek, Ramazan’da da oruç tutmaktır.” buyurdu.<br />
<br />
    “Ya ihsân nedir?” diye sordu.<br />
<br />
    “Allâh’a sanki görüyormuş gibi ibâdet etmendir. Eğer sen, Allâh’ı görmüyorsan şüphesiz O, seni görür.” buyurdu.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan’ın dilinden ihsan makamı nedir?</span></span><br />
<br />
Evet, Muhammed (s.a.v) dedi ki: İhsan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmektir. Muhammed (s.a.v) Miraç etti, gitti, Allah’ı rüyet etti ve geldi. Artık Allah’a olan imanı mutmain oldu. Aynelyakîn, hakkalyakîn, hisselyakîn olarak bildi. Evvel O’dur, ahir O’dur bildi. Rahman O’dur, Rahim O’dur bildi. Alim O’dur, bütün bilgi O’nundur bildi ve kaynağından o bilgileri içti. O makamdan selam ve salavat ile ümmetine geri gönderildi.<br />
<br />
Eğer Muhammed (s.a.v) Miraç’ta geri dönmeseydi, dünyadaki yer çekimi kanunu olmazdı. Onun zirveye çıktıktan sonra geri dönmesi, ümmetine gönderilmesi ve onları irşat etme görevi olan raşidlik vasfıyla, ümmetine kemalat ilmini öğretmesi hikmetindendir.<br />
<br />
Muhammed (s.a.v) geri geldi ve ümmetini irşat etti. Bu irşat görevi ondan sonra raşid halifelerce devam ettirildi. Bu raşid halifeler, dört halife ile sınırlı değildir. O’nun mirasını yüklenen âlimler, mürşid-i kâmiller vasıtasıyla devam etmiş ve etmektedir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
Ve ihsan makamında her an Allah görülmez. Aynen Muhammed (s.a.v) gibi, o gitti, gördü, geri geldi ve artık O’nun her an gördüğünü bildi. Fakat onu her an görmedi ve görüyormuş gibi amel etti. Bunun bir misali şudur: Ben, sendeki Allah’ı görüp sana ona göre muamele edersem, bunu yapmış olurum. Mesela sen hâkim isen, ben senin hakkımda karar vereceğini düşünmek yerine, “Hâkim olan Allah bana ne karar verecek?” diye düşündüğümde, sendeki Allah’ı görüp, sende Allah’ın Hakim isminin tecelli ettiğini bilip sana öyle davrandığımda, o zaman ihsan makamında bir an bulunmuş olurum.<br />
<br />
Sen de hâkim isen, benim hakkımda karar vereceğin zaman, “Hâkim olan Allah, bu kul hakkında ne hüküm verirdi?” diye düşünüp adalet ve hikmetle hükmettiğinde, o zaman ikimiz de ihsan üzere olmuş oluruz. Fakat her an bu tefekkürde olamayabiliriz. Çünkü zirvede, ihsan makamında çıkıp oturulmaz; oraya çıkarsın, inersin. İnsan her an bu şuurda kalamayabilir. Zira insan cibidir, her an bir dengesizlik edebilir, bir günah işleyebilir, halife olduğunu unutabilir. Nitekim Havva ile Âdem de unuttular ve hata ettiler.<br />
<br />
İhsan tefekkürü anlıktır, o makam her an meşgul edilmez. Yoksa seni her an o makamda zannedip tefekkür edince, senin gaflette olduğun zamanları hesap etmemiş olurum. Bu büyük bir hata olur. Şeyh, müritlerince yüceltilir, gözlerinde büyür, hiç hata etmez sanılır. Oysa Âdem gibi ulü’l-azm bir peygamber gafil kalabildiyse, senin şeyhin de gaflete düşebilir, hata edebilir. Bunu unutmamak gerekir.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
—OoO—<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Emmare (Kötülüğü Emreden Nefis) Nedir]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34287</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 13:33:27 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34287</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188345" target="_blank" title="">Tasavvufta Nefs-i Emmare Nedir.png</a> (Boyut: 1.14 MB / İndirmeler: 206)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmare Bissûî Nedir? Günahtan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Nefs-i Emmare</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i emmare</span></span>, tasavvufta insanın en düşük ve kontrolsüz nefis mertebesidir. Bu seviyedeki nefis, kötülüğe ve günaha meyillidir; sürekli şehvet, öfke, bencillik ve dünyevi arzuların peşinden gider. Kur’an’da bu duruma işaret eden bir ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder."</span></span> (Yusuf Suresi, 12:53)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kötülüğe Yönlendirir:</span></span> Kişiyi haramlara, isyana ve bencil tutkulara sürükler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Emirlerine Karşıdır:</span></span> Nefs-i emmare, ibadetlerden uzak durmaya, dinî kuralları hafife almaya teşvik eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Daima Tatmin İster:</span></span> Doyumsuzdur; makam, mal, şehvet gibi geçici hevesler peşinde koşturur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pişmanlık Duygusu Zayıftır:</span></span> Yaptığı hatalardan dolayı içten bir tövbe hissetmez.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmareden Kurtulma Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe ve Zikir:</span></span> Sürekli tövbe ederek Allah’ı anmak (zikir), nefsin arzularını zayıflatır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Mücahede:</span></span> Nefsi dizginlemek için oruç, az uyku, az yemek gibi disiplinler uygulamak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh veya Mürşid Terbiyesi:</span></span> Tasavvuf yolunda bir rehberle nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet ve İlim:</span></span> Düzenli namaz, Kur’an okumak ve dinî ilimlerle nefsi eğitmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer Nefs Mertebeleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame</span></span> (Kendini kınayan nefis)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime</span></span> (İlhama açık nefis)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne</span></span> (Huzura ermiş nefis)<br />
… ve daha yüksek mertebeler.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i emmare, insanın manevi yolculuğundaki ilk ve en tehlikeli basamaktır. Sufiler, onu terbiye ederek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i mutmainne"</span></span> mertebesine ulaşmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmare Bissûî Nedir? Günahtan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir? Denilince:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varamayıp da Hata, Yanlış ve Günahlardan Tad ve Zevk Almaya Başlayan Nefis)</span><br />
<br />
Istılahi mana ile kötülüğü emreden nefis demektir. Ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina, kumar, çalmak, çırpmak, fazlaca yemek, israf, içki...) gibi haram ve yasak olan işlerdir. Ve bu ameller işlendikçe, nefis atı bunlarla beslenen bir at ve araba olur. Yani o arabanın benzini ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalışır, yahut kötülük ile doludur ve kötülük enerjisi ile çalışır. Ve haramlar işlendikçe insan, cehennem çukuruna müstahak olur. Ve siyah ve kötü enerji, yıkıcı, yok edici bir kuvve kazanır. Eğer terbiye olursa, beyaz ve renkli enerji kazanır. Ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. Ve her rengin bir melek grubu vardır; ve o rengin hâline bürününce, o grubun melekleri ona yardım ederler. Emmare bissûî nefis, petrol mesabesindedir veya karbon elementini temsil eder, veya yanıcı kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefistir. Artık onun yeniden dirilmesi mümkün değildir dersek, yani Allah kıyametten sonra, haşrda onu yeniden halk eder; ancak dünyada ise onun karbon hâline dönmüş olması, tekrar bitki olup yeşeremeyeceğini, "fedhulî fî ibâdî" derecesine varıp ve tekrar insan bedenine girip hizmet edemeyeceğini belli eder. Amma petrol ve kömür, karbon cinsi olup Allah onları sadece cehennemlik olarak halk etmiştir; ve onlar cehennemden çıkıp kurtulamazlar. Sonları ikisinin de yanmaktır. Şayet onlardan Firavun gibi, sonradan akıllanıp da "İman ettim" diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan cıva durumunda olurlar. Bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamızın üst kısımlarında hayat bulan madenler, yani mesela demir gibi, veya bakır ve benzeri ağır metaller hâlindedir. Ve insan, nefis atına gem vurmasını öğrenip, ve "dur" denilen trafikte durup, "bekle" denilen yerde bekleyip, "geç" denilen yerde de durmadan hemen geçer ise, yani aynı trafik kuralları gibi, nefsin de kuralları vardır; ve İslam’ın emirlerine harfiyle uyan kimsenin nefis atı kaza yapıp ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampole yuvarlanmaz. Velhasıl kelam.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i emmareye düşmüş nefis, kötü huy ve ahlakı bize öğretip alıştıran, kötü arkadaştır:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span><br />
<br />
- Yak bir sigara, kederin gitsin!<br />
- Bu gece bizimle kafaları çekmeye var mısın?<br />
- Haydi okey oynamaya gidelim!<br />
- Parasına değil ya, sadece çayına oynuyoruz biz baba...!<br />
- O bana yamuk yapan Helmut’u ormanda buldum, evire çevire bir güzel onardım, dövdüm olum, kas derler bu pazudakine...<br />
.....<br />
falan filan işte<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188345" target="_blank" title="">Tasavvufta Nefs-i Emmare Nedir.png</a> (Boyut: 1.14 MB / İndirmeler: 206)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmare Bissûî Nedir? Günahtan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Nefs-i Emmare</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i emmare</span></span>, tasavvufta insanın en düşük ve kontrolsüz nefis mertebesidir. Bu seviyedeki nefis, kötülüğe ve günaha meyillidir; sürekli şehvet, öfke, bencillik ve dünyevi arzuların peşinden gider. Kur’an’da bu duruma işaret eden bir ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder."</span></span> (Yusuf Suresi, 12:53)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kötülüğe Yönlendirir:</span></span> Kişiyi haramlara, isyana ve bencil tutkulara sürükler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Emirlerine Karşıdır:</span></span> Nefs-i emmare, ibadetlerden uzak durmaya, dinî kuralları hafife almaya teşvik eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Daima Tatmin İster:</span></span> Doyumsuzdur; makam, mal, şehvet gibi geçici hevesler peşinde koşturur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pişmanlık Duygusu Zayıftır:</span></span> Yaptığı hatalardan dolayı içten bir tövbe hissetmez.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmareden Kurtulma Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe ve Zikir:</span></span> Sürekli tövbe ederek Allah’ı anmak (zikir), nefsin arzularını zayıflatır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Mücahede:</span></span> Nefsi dizginlemek için oruç, az uyku, az yemek gibi disiplinler uygulamak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh veya Mürşid Terbiyesi:</span></span> Tasavvuf yolunda bir rehberle nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet ve İlim:</span></span> Düzenli namaz, Kur’an okumak ve dinî ilimlerle nefsi eğitmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer Nefs Mertebeleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame</span></span> (Kendini kınayan nefis)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime</span></span> (İlhama açık nefis)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne</span></span> (Huzura ermiş nefis)<br />
… ve daha yüksek mertebeler.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i emmare, insanın manevi yolculuğundaki ilk ve en tehlikeli basamaktır. Sufiler, onu terbiye ederek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i mutmainne"</span></span> mertebesine ulaşmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmare Bissûî Nedir? Günahtan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir? Denilince:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varamayıp da Hata, Yanlış ve Günahlardan Tad ve Zevk Almaya Başlayan Nefis)</span><br />
<br />
Istılahi mana ile kötülüğü emreden nefis demektir. Ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina, kumar, çalmak, çırpmak, fazlaca yemek, israf, içki...) gibi haram ve yasak olan işlerdir. Ve bu ameller işlendikçe, nefis atı bunlarla beslenen bir at ve araba olur. Yani o arabanın benzini ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalışır, yahut kötülük ile doludur ve kötülük enerjisi ile çalışır. Ve haramlar işlendikçe insan, cehennem çukuruna müstahak olur. Ve siyah ve kötü enerji, yıkıcı, yok edici bir kuvve kazanır. Eğer terbiye olursa, beyaz ve renkli enerji kazanır. Ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. Ve her rengin bir melek grubu vardır; ve o rengin hâline bürününce, o grubun melekleri ona yardım ederler. Emmare bissûî nefis, petrol mesabesindedir veya karbon elementini temsil eder, veya yanıcı kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefistir. Artık onun yeniden dirilmesi mümkün değildir dersek, yani Allah kıyametten sonra, haşrda onu yeniden halk eder; ancak dünyada ise onun karbon hâline dönmüş olması, tekrar bitki olup yeşeremeyeceğini, "fedhulî fî ibâdî" derecesine varıp ve tekrar insan bedenine girip hizmet edemeyeceğini belli eder. Amma petrol ve kömür, karbon cinsi olup Allah onları sadece cehennemlik olarak halk etmiştir; ve onlar cehennemden çıkıp kurtulamazlar. Sonları ikisinin de yanmaktır. Şayet onlardan Firavun gibi, sonradan akıllanıp da "İman ettim" diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan cıva durumunda olurlar. Bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamızın üst kısımlarında hayat bulan madenler, yani mesela demir gibi, veya bakır ve benzeri ağır metaller hâlindedir. Ve insan, nefis atına gem vurmasını öğrenip, ve "dur" denilen trafikte durup, "bekle" denilen yerde bekleyip, "geç" denilen yerde de durmadan hemen geçer ise, yani aynı trafik kuralları gibi, nefsin de kuralları vardır; ve İslam’ın emirlerine harfiyle uyan kimsenin nefis atı kaza yapıp ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampole yuvarlanmaz. Velhasıl kelam.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i emmareye düşmüş nefis, kötü huy ve ahlakı bize öğretip alıştıran, kötü arkadaştır:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span><br />
<br />
- Yak bir sigara, kederin gitsin!<br />
- Bu gece bizimle kafaları çekmeye var mısın?<br />
- Haydi okey oynamaya gidelim!<br />
- Parasına değil ya, sadece çayına oynuyoruz biz baba...!<br />
- O bana yamuk yapan Helmut’u ormanda buldum, evire çevire bir güzel onardım, dövdüm olum, kas derler bu pazudakine...<br />
.....<br />
falan filan işte<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34286</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 13:27:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34286</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188344" target="_blank" title="">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.11 MB / İndirmeler: 189)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i levvame</span></span>, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefis" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur’an’da bu duruma şöyle işaret edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim."</span></span> (Kıyâme Suresi, 75:2)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vicdan Muhasebesi Yapar:</span></span> Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pişmanlık Duyar:</span></span> İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar:</span></span> Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gazabından Korkar:</span></span> Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame’den Kurtulma ve Yükselme Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe ve İstiğfar:</span></span> Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Salih Ameller:</span></span> İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabır ve Şükür:</span></span> Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Tefekkür:</span></span> Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame’nin Önemi:</span></span><br />
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dönüm noktasıdır</span></span>. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini tanır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatalarından ders alır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manen yükselmek için çaba gösterir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Eğer bu aşamada nefs dizginlenirse, bir sonraki mertebe olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span>ye (ilham alan nefs) geçiş başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i levvame</span></span> halidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıp da Kendini Levm Eden Nefs)</span><br />
<br />
İkinci nefis makamı Nefs-i Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptığı bir yanlışın ardına, kendini levmedip "Tüüüh, keşke yapmasaydım, yanlış bir şey yaptım ben" diyebilen nefis derecesidir.<br />
Bu dereceye ulaşan nefsin, vicdan melekesi çalışır hâldedir ve vicdan denilen meleke ona hep yanlışlarının zıddı olan iyi ile, yaptığı fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yanlış, bu doğru diye bir kıyas yapma hâlini kazanır. Ve yanlışlar: Amma Allah’ın kitabında bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kuralları olsun, bu kurallara uymamak hepsi yanlış şeylerdir. Ve şeriat sadece İslam’ın bildirdiği kurallar olmayıp, insanlığın hayrı için olan kurallar da buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeyler de bu kurallardandır. Hak gözlüğü ile bakınca, şeriata aykırı olmayan hususlarda da onlara uymak, şeriata uymaktır. Hâl böyle olunca trafik kuralları, her ne kadar Kur’an’da geçmese de, ehliyet alacak olana önce kurallar öğretilir: İlk başta durmak ve geçmek vardır, ve bir de beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhası gelir; illa durulması gereken yer, yani ister gelen olsun ister gelen olmasın, buraya varınca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kuralı gibi. İşte levmedici nefsin vicdan melekeleri çalışır, ve insan vicdanının sesini duyabilecek safiyete ulaşınca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hâle gelince, belki her zaman doğru olanları yapamaz ama, işte en azından yanlış yaptığını bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adamı dövdükten sonra "Özür dilerim" demek ne abes iş ise de, o adama "Ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptım" derse cezasında hafifletici sebeplerden dolayı düşme olur yani. Ve işte Hz. Adem olmanın ilk basamağı, yanlış yapan Hz. Adem ile Havva en aşağıya dünyaya indirilince "Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim. Sümme redednahü esfele safilin." Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz. Adem ve Havva, dünyada yaptıklarından pişman oldular. Çünkü cennette her şey hazır, ellerinin ayaklarının önündeyken, dünyada ise yemek için gayret, içmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladılar ki, "Biz yanlış yapmışız, ve kolaylık yerine zorluğu seçmişiz" deyip pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapınca başa gelen belanın birisi olan, bir de eşinden ayrı düşme belası üzerlerinden kalktı, ve Arafat denilen dağda buluştular. Ağlayıp tövbe edip Yaradan’dan özür dilediler. Amma artık dönülmeyen yola girilmişti; artık o cennete tekrar ulaşmak için bütün katları geçmek gerekiyordu, ve akı karanın içinden seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanın sesini duyunca Adem ve Havva olur, yani insan olur; şeytan ve ordusu olmaktan kurtulur, cehennem ehli olmaktan kurtulur. Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardır. Ne zaman vicdanın sesi duyulmaz oldu, kalp karardı ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine "emmare bissûî nefs"e düştü demektir. Yani yaptığı hatadan dönmeyen, tövbe etmeyen, hatasından pişman olmayan nefs, meleklerin ve vicdanının sesini duyamayan nefis derecesine.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188344" target="_blank" title="">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.11 MB / İndirmeler: 189)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i levvame</span></span>, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefis" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur’an’da bu duruma şöyle işaret edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim."</span></span> (Kıyâme Suresi, 75:2)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vicdan Muhasebesi Yapar:</span></span> Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pişmanlık Duyar:</span></span> İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar:</span></span> Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gazabından Korkar:</span></span> Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame’den Kurtulma ve Yükselme Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe ve İstiğfar:</span></span> Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Salih Ameller:</span></span> İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabır ve Şükür:</span></span> Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Tefekkür:</span></span> Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame’nin Önemi:</span></span><br />
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dönüm noktasıdır</span></span>. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini tanır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatalarından ders alır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manen yükselmek için çaba gösterir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Eğer bu aşamada nefs dizginlenirse, bir sonraki mertebe olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span>ye (ilham alan nefs) geçiş başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i levvame</span></span> halidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıp da Kendini Levm Eden Nefs)</span><br />
<br />
İkinci nefis makamı Nefs-i Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptığı bir yanlışın ardına, kendini levmedip "Tüüüh, keşke yapmasaydım, yanlış bir şey yaptım ben" diyebilen nefis derecesidir.<br />
Bu dereceye ulaşan nefsin, vicdan melekesi çalışır hâldedir ve vicdan denilen meleke ona hep yanlışlarının zıddı olan iyi ile, yaptığı fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yanlış, bu doğru diye bir kıyas yapma hâlini kazanır. Ve yanlışlar: Amma Allah’ın kitabında bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kuralları olsun, bu kurallara uymamak hepsi yanlış şeylerdir. Ve şeriat sadece İslam’ın bildirdiği kurallar olmayıp, insanlığın hayrı için olan kurallar da buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeyler de bu kurallardandır. Hak gözlüğü ile bakınca, şeriata aykırı olmayan hususlarda da onlara uymak, şeriata uymaktır. Hâl böyle olunca trafik kuralları, her ne kadar Kur’an’da geçmese de, ehliyet alacak olana önce kurallar öğretilir: İlk başta durmak ve geçmek vardır, ve bir de beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhası gelir; illa durulması gereken yer, yani ister gelen olsun ister gelen olmasın, buraya varınca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kuralı gibi. İşte levmedici nefsin vicdan melekeleri çalışır, ve insan vicdanının sesini duyabilecek safiyete ulaşınca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hâle gelince, belki her zaman doğru olanları yapamaz ama, işte en azından yanlış yaptığını bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adamı dövdükten sonra "Özür dilerim" demek ne abes iş ise de, o adama "Ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptım" derse cezasında hafifletici sebeplerden dolayı düşme olur yani. Ve işte Hz. Adem olmanın ilk basamağı, yanlış yapan Hz. Adem ile Havva en aşağıya dünyaya indirilince "Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim. Sümme redednahü esfele safilin." Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz. Adem ve Havva, dünyada yaptıklarından pişman oldular. Çünkü cennette her şey hazır, ellerinin ayaklarının önündeyken, dünyada ise yemek için gayret, içmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladılar ki, "Biz yanlış yapmışız, ve kolaylık yerine zorluğu seçmişiz" deyip pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapınca başa gelen belanın birisi olan, bir de eşinden ayrı düşme belası üzerlerinden kalktı, ve Arafat denilen dağda buluştular. Ağlayıp tövbe edip Yaradan’dan özür dilediler. Amma artık dönülmeyen yola girilmişti; artık o cennete tekrar ulaşmak için bütün katları geçmek gerekiyordu, ve akı karanın içinden seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanın sesini duyunca Adem ve Havva olur, yani insan olur; şeytan ve ordusu olmaktan kurtulur, cehennem ehli olmaktan kurtulur. Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardır. Ne zaman vicdanın sesi duyulmaz oldu, kalp karardı ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine "emmare bissûî nefs"e düştü demektir. Yani yaptığı hatadan dönmeyen, tövbe etmeyen, hatasından pişman olmayan nefs, meleklerin ve vicdanının sesini duyamayan nefis derecesine.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34285</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 13:22:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34285</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188343" target="_blank" title="">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 214)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden İlham Alıp da Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mülhime</span></span>, tasavvufta nefsin üçüncü mertebesidir ve "ilham alan nefis" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, kötülüklerden arınmaya başlar ve kalbine ilham, hikmet ve manevi farkındalık gelir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir."</span></span> (Şems Suresi, 91:7-9)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham ve İç Huzuru:</span></span> Allah’tan gelen iyilik ve hikmet ilhamları kalbe yerleşir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülüklerden Uzaklaşma:</span></span> Nefs-i emmarenin ve levvamenin olumsuz etkileri azalır; kişi günahlardan daha kolay sakınır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Keşifler Başlar:</span></span> Basiret (kalp gözü) açılır, hakikatlere dair içsel sezgiler gelişir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span> Namaz, zikir ve diğer ibadetler daha huşû içinde yapılır.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvameyi Terbiye:</span></span> Sürekli tövbe, sabır ve mücadeleyle nefsin kınayan halini aşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Rabıta:</span></span> Allah’ın isimlerini anmak ve manevi bir rehberle (mürşid) bağ kurmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riyazet ve Azimet:</span></span> Nefsi disipline sokacak oruç, teheccüd, halvet gibi uygulamalar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Tefekkür:</span></span> Dinî bilgilerle aklı, tefekkürle kalbi beslemek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime’nin Sonraki Aşaması:</span></span><br />
Bu mertebe, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> (huzura ermiş nefis) yolunda bir köprüdür. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fani dünyanın aldatıcılığını daha iyi görür</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a yakınlaşma arzusu artar</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riya, kibir gibi gizli hastalıklarla yüzleşir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir mümin, geçmişte günahlara dalarken artık içinde güçlü bir vicdan muhasebesi hisseder ve namazda huşû buluyorsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span> alametidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu mertebede şeytanın hileleri (gurur, kendini beğenme gibi) artabileceğinden, istikamet için mürşid gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden İlham Alıp da Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefs-i Mülhime</span><br />
<br />
Mürid, yani hak yoluna giren salik sofi, artık levvame nefisten de öteye geçip, eğer o yaptığı hatalardan ders alıp, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durumunda kaldığında, önceki yaptığı hatadan ders alıp da o hatayı yapmaz ise, artık mülhime makamına çıkmış olur. Ve artık bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutanı olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapacağı her fiilde, amelinde, hatalarından dolayı almış olduğu yaraları gösterip, "Bak bunu yapmazsan, bu yarayı almazsın" diye tenbih ederler. Ve hâl böyle olunca mesela haramlar bellidir ama, haram veya mekruh veya helal olduğu belli olmayan şüpheli olan bir fiil yapıldığında, veya yemesi haram mı helal mi olduğu şüpheli olan bir yiyeceği yiyince, o gün namazlar ağır gelmeye başlar. Ve vücuda kâfir asker girince, der ki ona: "Yatsıyı kılmadan yat, sabahı kalkınca kılarsın" diye tenbih eder. Ve der ki o vicdanın komutanı olan melek: "Bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin içindeki melekler ordusunun, namaz kılacak takati kalmadı, ve sana yatsıyı kılmadan yat derler, sabah kalkma derler. Ve sen bir daha bu şüpheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin" derler. Ve o salik de onların sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artık mülhime onda karar kılar, ve daha da yukarı yükselir hâle gelir. Artık o mürid, yani sofi, o müridi terbiye ve irşad eden zatın, Allah’ın ve meleklerinin ve Hızır’ın yardımı ile oluşturduğu bazı imtihan mevkilerine sevk edilir. Bunun misali de: Biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksamı yani mesela SPS sistemi veya bir elektrik aksamı doğru şekilde bağlanılır. Ve öğreten hoca gelir, ve sen dışarı çıkarsın veyahut sana göstermeden, o aksamın gidişatını değiştirir, ve mesela bir kabloyu yanlış takar, veya bir kabloyu tamamen çıkarır, veya bir röle açık olacaksa kapalı hâle getirir, gibi bir bilerek yapılan bağlantı hatası oluşturur. Ve öğretilen öğrenci daha sonra bu hatayı arayıp bulmak ile imtihan olur. İşte şeyh de müridine, veyahut bir şeyhe bağlı olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işte Hızır aleyhisselamın oluşturduğu, bilerek yapılan aksam değişikliği ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamın doğrusunu, önceki yaptığı hatadan ders alıp da biliyor idiyse, o zaman o hatayı bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasız çıkar. Eğer hatalarından ders almasını bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin "Ölmeden önce kendinizi hesaba çekin" hadisini anlayıp yaşamıyorsa, ve vicdanının komutanı olan meleklerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşağı düşer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımdan Geçen Şu Veciz Hatıra ile Bu Konuyu Daha İyi Anlamanıza Yardımcı Olacağım:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zararın Neresinden Dönersen Kârdır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 Senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası</span><br />
<br />
1994 veya 1995 seneleri olacak. Avusturya’nın Gmünd ili Schrems belediyesinde oturuyorum. Waidhofen’de yaklaşık 20-22 km uzakta bir firmaya iş başvurusu için yola çıktım. Arabayla iki kilometre gittim. İçimden bir ses "Zararın neresinden dönersen kârdır" diyor. Ben de düşündüm: "Zaten yola çıktık, yolun da bir kısmını gittik. Bunun eğer benzinden tasarrufu olacaksa zaten benzin gitti, kâr neresinde?" diye yola devam ettim.<br />
Sonra Waidhofen kavşağına geldim. Yine aynı ses "Zararın neresinden dönersen kârdır" diyor. Dedim: "Artık yolu yarıladık, bunun kârı mı kaldı? Ben gidip iş başvurusu yapanım." dedim ve yola devam ettim. Sonra Waidhofen’e vardım. Şehrin içinde Mondo marketi var. Girende semmel çöreği alan diye karşısına park ettim. Park levhasına dikkat etmemişim. Girdim, 5 dakikada semmel çöreği aldım, çıktım. Arabanın camına polis 300 şilin ceza yazmış, ceza kâğıdını bırakmış, gitmiş. Kafa DANK DANK etti. Haaaaa!<br />
"Zararın neresinden dönersen kârdır" ne demek anlayıverdim ama bize gelen o ilhama dikkat etmedik, zarar ettik. Sonra gittim iş başvurusunu yaptım. "He hüm" dediler, aldılar başvurumu. Ne aradılar ne sordular. Velhasıl kelam, Rabbim melekleri ile bize ilham etti: "Zararın neresinden dönersen kârdır" buyurdu ama biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız, kale almadık ve sonunda 300 şilin zarara uğrayanlar olduk. Velhasıl siz siz olun, eğer şeriata aykırı olmayan bir ilham size gelirse ve derse ki "Zararın neresinden dönersen kârdır", hemen orada yoldan dönün. Evet, zararın neresinden dönersen kârdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188343" target="_blank" title="">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 214)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden İlham Alıp da Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mülhime</span></span>, tasavvufta nefsin üçüncü mertebesidir ve "ilham alan nefis" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, kötülüklerden arınmaya başlar ve kalbine ilham, hikmet ve manevi farkındalık gelir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir."</span></span> (Şems Suresi, 91:7-9)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham ve İç Huzuru:</span></span> Allah’tan gelen iyilik ve hikmet ilhamları kalbe yerleşir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülüklerden Uzaklaşma:</span></span> Nefs-i emmarenin ve levvamenin olumsuz etkileri azalır; kişi günahlardan daha kolay sakınır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Keşifler Başlar:</span></span> Basiret (kalp gözü) açılır, hakikatlere dair içsel sezgiler gelişir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span> Namaz, zikir ve diğer ibadetler daha huşû içinde yapılır.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvameyi Terbiye:</span></span> Sürekli tövbe, sabır ve mücadeleyle nefsin kınayan halini aşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Rabıta:</span></span> Allah’ın isimlerini anmak ve manevi bir rehberle (mürşid) bağ kurmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riyazet ve Azimet:</span></span> Nefsi disipline sokacak oruç, teheccüd, halvet gibi uygulamalar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Tefekkür:</span></span> Dinî bilgilerle aklı, tefekkürle kalbi beslemek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime’nin Sonraki Aşaması:</span></span><br />
Bu mertebe, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> (huzura ermiş nefis) yolunda bir köprüdür. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fani dünyanın aldatıcılığını daha iyi görür</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a yakınlaşma arzusu artar</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riya, kibir gibi gizli hastalıklarla yüzleşir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir mümin, geçmişte günahlara dalarken artık içinde güçlü bir vicdan muhasebesi hisseder ve namazda huşû buluyorsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span> alametidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu mertebede şeytanın hileleri (gurur, kendini beğenme gibi) artabileceğinden, istikamet için mürşid gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden İlham Alıp da Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefs-i Mülhime</span><br />
<br />
Mürid, yani hak yoluna giren salik sofi, artık levvame nefisten de öteye geçip, eğer o yaptığı hatalardan ders alıp, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durumunda kaldığında, önceki yaptığı hatadan ders alıp da o hatayı yapmaz ise, artık mülhime makamına çıkmış olur. Ve artık bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutanı olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapacağı her fiilde, amelinde, hatalarından dolayı almış olduğu yaraları gösterip, "Bak bunu yapmazsan, bu yarayı almazsın" diye tenbih ederler. Ve hâl böyle olunca mesela haramlar bellidir ama, haram veya mekruh veya helal olduğu belli olmayan şüpheli olan bir fiil yapıldığında, veya yemesi haram mı helal mi olduğu şüpheli olan bir yiyeceği yiyince, o gün namazlar ağır gelmeye başlar. Ve vücuda kâfir asker girince, der ki ona: "Yatsıyı kılmadan yat, sabahı kalkınca kılarsın" diye tenbih eder. Ve der ki o vicdanın komutanı olan melek: "Bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin içindeki melekler ordusunun, namaz kılacak takati kalmadı, ve sana yatsıyı kılmadan yat derler, sabah kalkma derler. Ve sen bir daha bu şüpheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin" derler. Ve o salik de onların sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artık mülhime onda karar kılar, ve daha da yukarı yükselir hâle gelir. Artık o mürid, yani sofi, o müridi terbiye ve irşad eden zatın, Allah’ın ve meleklerinin ve Hızır’ın yardımı ile oluşturduğu bazı imtihan mevkilerine sevk edilir. Bunun misali de: Biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksamı yani mesela SPS sistemi veya bir elektrik aksamı doğru şekilde bağlanılır. Ve öğreten hoca gelir, ve sen dışarı çıkarsın veyahut sana göstermeden, o aksamın gidişatını değiştirir, ve mesela bir kabloyu yanlış takar, veya bir kabloyu tamamen çıkarır, veya bir röle açık olacaksa kapalı hâle getirir, gibi bir bilerek yapılan bağlantı hatası oluşturur. Ve öğretilen öğrenci daha sonra bu hatayı arayıp bulmak ile imtihan olur. İşte şeyh de müridine, veyahut bir şeyhe bağlı olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işte Hızır aleyhisselamın oluşturduğu, bilerek yapılan aksam değişikliği ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamın doğrusunu, önceki yaptığı hatadan ders alıp da biliyor idiyse, o zaman o hatayı bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasız çıkar. Eğer hatalarından ders almasını bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin "Ölmeden önce kendinizi hesaba çekin" hadisini anlayıp yaşamıyorsa, ve vicdanının komutanı olan meleklerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşağı düşer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımdan Geçen Şu Veciz Hatıra ile Bu Konuyu Daha İyi Anlamanıza Yardımcı Olacağım:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zararın Neresinden Dönersen Kârdır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 Senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası</span><br />
<br />
1994 veya 1995 seneleri olacak. Avusturya’nın Gmünd ili Schrems belediyesinde oturuyorum. Waidhofen’de yaklaşık 20-22 km uzakta bir firmaya iş başvurusu için yola çıktım. Arabayla iki kilometre gittim. İçimden bir ses "Zararın neresinden dönersen kârdır" diyor. Ben de düşündüm: "Zaten yola çıktık, yolun da bir kısmını gittik. Bunun eğer benzinden tasarrufu olacaksa zaten benzin gitti, kâr neresinde?" diye yola devam ettim.<br />
Sonra Waidhofen kavşağına geldim. Yine aynı ses "Zararın neresinden dönersen kârdır" diyor. Dedim: "Artık yolu yarıladık, bunun kârı mı kaldı? Ben gidip iş başvurusu yapanım." dedim ve yola devam ettim. Sonra Waidhofen’e vardım. Şehrin içinde Mondo marketi var. Girende semmel çöreği alan diye karşısına park ettim. Park levhasına dikkat etmemişim. Girdim, 5 dakikada semmel çöreği aldım, çıktım. Arabanın camına polis 300 şilin ceza yazmış, ceza kâğıdını bırakmış, gitmiş. Kafa DANK DANK etti. Haaaaa!<br />
"Zararın neresinden dönersen kârdır" ne demek anlayıverdim ama bize gelen o ilhama dikkat etmedik, zarar ettik. Sonra gittim iş başvurusunu yaptım. "He hüm" dediler, aldılar başvurumu. Ne aradılar ne sordular. Velhasıl kelam, Rabbim melekleri ile bize ilham etti: "Zararın neresinden dönersen kârdır" buyurdu ama biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız, kale almadık ve sonunda 300 şilin zarara uğrayanlar olduk. Velhasıl siz siz olun, eğer şeriata aykırı olmayan bir ilham size gelirse ve derse ki "Zararın neresinden dönersen kârdır", hemen orada yoldan dönün. Evet, zararın neresinden dönersen kârdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34284</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 13:16:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34284</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188342" target="_blank" title="">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.08 MB / İndirmeler: 185)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mutmainne</span></span>, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefis" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur’an’da bu mertebeye şöyle hitap edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!"</span></span> (Fecr Suresi, 89:27-30)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Teslimiyet:</span></span> Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hâli) içindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Bağlarından Kurtulma:</span></span> Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sürekli Zikir Hâli:</span></span> Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hâl alır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span> Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Ferahlık:</span></span> İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhimeyi Aşmak:</span></span> İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevekkül ve Rıza:</span></span> Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır:</span></span> Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span> Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir hâldir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ Fillah:</span></span> Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Metaına İlgisizlik:</span></span> Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölüm Korkusunun Azalması:</span></span> Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli ve Açık İbadet Aşkı:</span></span> Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk hâline gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara Karşı Şefkat:</span></span> Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i mutmainneden sonra daha yüksek makamlar gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Radiye</span></span> (Razı olmuş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Razı edilmiş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Arınmış nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> örneklerindendir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyarı:</span></span> Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Mürid, hak yolcusu salik, eğer mülhimeden daha da ileriye geçebilirse, artık ilhamdan öteye geçen nefis, artık hücreleri ve atomları ile, yani melekler ile devamlı kontakt hâlindedir. Ve artık atomların nedensiz, niçinsiz Allah’ın emrine itaat hâlinde olduklarını anlayınca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu oldukları gibi, komutan "hücum" diyorsa hücum, "bekle" diyorsa bekle; onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki melekler ordusudur. Ve örneğin bir gözlük, onun sahibi onu taktığı müddetçe, numarası olduğu derece ile göze yardımcı olmakla sorumludur; onun, bunun ilerisine geçme veya gerisine kalma yetkisi yok. Bir adım ileri de atamaz, bir adım geri de kalamaz. İnsan da melekliği öğrenince, onun için artık cennet ümidi, cehennem korkusu bitmiştir. Dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine; önemli olan onun rızasıdır. Yani emre itaat etmek mühim olandır. Emre itaat ettikten sonra, onun sahibi onu istediği her yerde kullanabilir. Ve Allah adildir ki elbet gözüne takılacak gözlüğü afedersin götünde, kiçta tuvalet kâğıdı olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanır. Amma olur ki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanır, olur da şifa olarak kullanır, olur da süs için kullanır. Velhasıl kelam. Ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kırılsa ve "Kolumun birini kırdı da neden kırdı? Niçin kırdı?" olamaz. Kırıldı ise kırılmıştır ve Mehdi dahi bir kolu yerinden çıkıktır, ve nedensizdir; onun nedenini Hak Teâlâ bilir.<br />
Umumi sebepleri ve külli sebepler olarak sebepleri vardır. Sebeb-i kül, hak ilmindedir. İnsanlar ise "düştüm, burkuldu" gibi sebepleri bilir. Düştüm amma neden kırıldı? Amma neden onu Allah bilir. Yani nedensiz, niçinsiz imana "mutmain iman" denilir. Yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi, ne yana çevirirse o yana döner, itiraz edebilecek bir canı olmayan ruh hâlindeki insan yani.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188342" target="_blank" title="">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.08 MB / İndirmeler: 185)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mutmainne</span></span>, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefis" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur’an’da bu mertebeye şöyle hitap edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!"</span></span> (Fecr Suresi, 89:27-30)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Teslimiyet:</span></span> Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hâli) içindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Bağlarından Kurtulma:</span></span> Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sürekli Zikir Hâli:</span></span> Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hâl alır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span> Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Ferahlık:</span></span> İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhimeyi Aşmak:</span></span> İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevekkül ve Rıza:</span></span> Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır:</span></span> Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span> Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir hâldir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ Fillah:</span></span> Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Metaına İlgisizlik:</span></span> Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölüm Korkusunun Azalması:</span></span> Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli ve Açık İbadet Aşkı:</span></span> Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk hâline gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara Karşı Şefkat:</span></span> Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i mutmainneden sonra daha yüksek makamlar gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Radiye</span></span> (Razı olmuş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Razı edilmiş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Arınmış nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> örneklerindendir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyarı:</span></span> Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Mürid, hak yolcusu salik, eğer mülhimeden daha da ileriye geçebilirse, artık ilhamdan öteye geçen nefis, artık hücreleri ve atomları ile, yani melekler ile devamlı kontakt hâlindedir. Ve artık atomların nedensiz, niçinsiz Allah’ın emrine itaat hâlinde olduklarını anlayınca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu oldukları gibi, komutan "hücum" diyorsa hücum, "bekle" diyorsa bekle; onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki melekler ordusudur. Ve örneğin bir gözlük, onun sahibi onu taktığı müddetçe, numarası olduğu derece ile göze yardımcı olmakla sorumludur; onun, bunun ilerisine geçme veya gerisine kalma yetkisi yok. Bir adım ileri de atamaz, bir adım geri de kalamaz. İnsan da melekliği öğrenince, onun için artık cennet ümidi, cehennem korkusu bitmiştir. Dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine; önemli olan onun rızasıdır. Yani emre itaat etmek mühim olandır. Emre itaat ettikten sonra, onun sahibi onu istediği her yerde kullanabilir. Ve Allah adildir ki elbet gözüne takılacak gözlüğü afedersin götünde, kiçta tuvalet kâğıdı olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanır. Amma olur ki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanır, olur da şifa olarak kullanır, olur da süs için kullanır. Velhasıl kelam. Ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kırılsa ve "Kolumun birini kırdı da neden kırdı? Niçin kırdı?" olamaz. Kırıldı ise kırılmıştır ve Mehdi dahi bir kolu yerinden çıkıktır, ve nedensizdir; onun nedenini Hak Teâlâ bilir.<br />
Umumi sebepleri ve külli sebepler olarak sebepleri vardır. Sebeb-i kül, hak ilmindedir. İnsanlar ise "düştüm, burkuldu" gibi sebepleri bilir. Düştüm amma neden kırıldı? Amma neden onu Allah bilir. Yani nedensiz, niçinsiz imana "mutmain iman" denilir. Yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi, ne yana çevirirse o yana döner, itiraz edebilecek bir canı olmayan ruh hâlindeki insan yani.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34283</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 13:03:17 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34283</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188341" target="_blank" title="">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 205)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanlıkları Olmayan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i radiye</span></span>, tasavvufta nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mutmainne</span></span> mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah’ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hâle ulaşmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an’da İşaret Edilen Ayet:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-28)*<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kesin Teslimiyet (Taslim):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tam Bir Rıza Hâli:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Yakub’un (a.s.) <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel sabır</span>"</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sabr-ı cemil</span>) tavrı bu mertebenin örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">aşk ve şevk</span></span> ile yapılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dünyaya Karşı İlgisizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elindekini verir, olmayana üzülmez</span>"</span> hâli oluşur.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasını Aramak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce nefsin huzura ermesi (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">mutmainne</span>) gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaderin Sırlarını Anlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her olayın ardında bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hikmet</span></span> olduğunu idrak etmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır Dengesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekâ Süreci:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişinin benliği (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ene</span>) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Allah’ın razı olduğu nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu makamlar, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan-ı kâmil</span>"</span> olma yolundaki son basamaklardır.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Razı olmak" pasiflik değildir!</span></span> Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemeye devam etmez!</span></span> Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir"</span></span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl</span>) sözü, nefs-i radiye hâlinin zirve örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanlıkları Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Mutmainneden daha yüksek makama çıkarsa bir nefis, artık Rabbinin onun için yazdığı, kaderinde yaşadığı hiçbir şeyin tesadüfen değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananın bir sebebinin olduğunu anlamaya başlar. Hani Hz. Musa ile Hz. Hızır yolculuk ederlerken, Musa Hızır’ın gemiyi deldiğini görünce, ona razı gelmedi, ve dedi: "Bu gemiyi niye deliyorsun? Bak bunlar bizi gemiye aldı, zaten fakirler falan filan." Hızır dedi: "Bir canın gitti, sana bana karışma dedim." dedi. Sonra ikinci olay: Hızır çocuğu öldürdü. Hemen itiraz etti: "Bu çocuk günahsız sabi." dedi, "Sen bunu niye öldürüyorsun? Hadi büyük günah işlemiş suçlu biri olsa neyse." dedi. Hızır dedi: "İkinci canın da gitti, sana bana karışma dedim." dedi. Ve üçüncü olay oldu: Bir köye gittiler, o köylü onlara iltifat etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler. Fakat Hz. Hızır yıkılmak üzere bir duvar gördü, ve o duvarı ustalık edip yeniden yapıp düzeltti. Yine Musa’ya ters, "Bunlar iyi insanlar değil." dedi, "Sen niye bunlara yardım ediyorsun?" dedi, "Bari karşılığında yiyecek bir şeyler isteseydik." dedi. Ve Hızır: "Benim işlerime karışma dememiş miydim?" dedi, "Artık senin benimle yolculuk edebilecek bir canın yok. Allah sana üç can verdi ki, üç canın da öldü maalesef. Artık yollarımız ayrıldı." dedi; bundan sonra sen beni göremezsin manasında yani. Ve dedi birinci olayın sebebi: "Çünkü ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurları var, onlar sağlam gemileri topluyorlar. Ve ben o gemiyi hasarlı yaptım ki, onlar o gemiyi almasınlar. Ve bu korsanlar gemiye baktıktan sonra, gemi sahipleri gemilerini tamir edip, tekrar çalışıp ekmeklerini kazanmaya devam etsinler diye yaptım." dedi. İkinci olayda: "Çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olacaktı, ve anne babasını da günahkâr yapacaktı ki, onu öldürdüm ki, Allah onları daha salih bir evlat ile, günaha girmekten koruyacak." dedi. Ve üçüncü olay ise: "O duvarın altında bir hazine vardı, ve o evde yetim veya öksüz çocuklar vardı ve o çocuklar daha küçük olduğu için, eğer duvar yıkılırsa da hazine ortaya çıkarsa, o çocuklara vermeyip hazineyi başkaları alacaktı. Ben duvarı yaptım ki, çocuklar büyüyünce o hazineyi kendileri bulsun diye yaptım." dedi. Ve Musa anladı ki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi var. O zaman, Rahman abes iş işlemez anladı. Sen Hızır’ı görmezsin, bilmezsin; Musa’ya bile Hızır ile gidebilecek, onu görebilecek, onun yaptıklarına bakabilecek üç can verildi. Üç canı ölünce dedi Hızır: "Sen dünyaya, ben bu gizli âleme." dedi. Ve Musa anladı ki Rahman’dan razı olmak lazımmış. Her olan kaderin ve olayın bir sebebi, sebebin bile bir başka sebebi var; sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. Yani vaazlarımızdan birinde anlattığımız "temizler temizlerdendir ve temizler içindir." Peki, biber fidesinin altına ters gübresi döktük, ve biber o gübreyi yedi, pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz biber verdi. Hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya, hakimin çocuğu da hırsız olabiliyor, Nuh’un bebesi de Kenan olabiliyormuş. Ve yine bir üste çık: Yine o ters gübre dediğin, bir ineğin yediği tertemiz otlar idi; o yedi ve ayrıldı, ters oldu. Hani pisti, ters ot iken tertemiz değil miydi? Yani her olayın binlerce versiyonları var kâinatta. Sen o kapı, bu kapı, şu kapı; hangi kapıyı açtın? Ve Rahman abes işle iştigal etmez. Bunu bilirsen, kötü sandığın bir olay gelirse başına hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam et ki, Hakk’tan razı olan kul ol. Ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiçbir madde, bitki, metin çektiği sürece bozulmaz, ölmez, diridir. Ne zaman zikirden kesildi, ölür. Ve o yüzden bardak, bardaklıktan memnundur, zikrettiği müddetçe. Ne zaman senin ondan razı olmadığın onun kulağına gitti, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terk ettikçe, sevgin bozuldukça, onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. Ve sonunda bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa düşer kırılır, bir koyunsa kasap alıp gidip keser, bir bitkiyse sahibi gelir toplar alıp gidip satar, bir de alır yer; insan ise hasta olur ölür gider. Yani rıza, Rahman’dan razı olmaktır. Şayet ecel için bile çağırıyorsa, Rahman’a iman ve itaat et ki, seni bir başka bahara götürmek için çağırıyor, yeni bir doğuma hazırlamak için verdiği ruh emanetini geri çağırıyor, ve kaderine razı ol. Ve artık ne zaman "keşke şöyle olsaydı, bu olmazdı, keşke böyle yapsaydım, bilmem doktor olurdum, bilmem şöyle yapsaydım hakim olurdum" deme; bil ki bu gün ne oldunsa ne başına geldiyse, senin için en iyisi o. Bırak keşkeleri ve Rahman’dan razı ol, kurtul. Ne zaman keşkeleri bıraktın, ve ikinci olarak hayatın tek şıklı değil çok şıklı olduğunu anladın, ve bir kararda durmanın kör cahil kararı olduğunu anladın. Ve eğer dünkü kararda kalsaydık, bu gün atomun da parçalanacağını bilmezdik. Amma atom en küçük değil, ondan da küçükler var deniyor bu gün. Neden? Çünkü bir kararda saplanıp kalmadılar. "Acaba bölsek bir şeyler vardır mı?" deyince, araştırıp buldular. Yani cahil nefis inatçıdır, ve mesela "İllede elma isterim, illede şu kızı isterim" diye vıyıklar durur, o olmayınca "Muradım olmadı." der. Hâlbuki Hz. Davud’dan ilmi öğrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar: "Hadi kumar oyna." der. Sen "Kumar oynamam." mı dedin? O zaman "İçki iç." der. Onu da yapman dedin. O zaman "Yalan söyle." der. Seçenek bol. Yani sen de şeytanla savaşmasını öğreneceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşılmayacağını öğren, ve hayatta başka seçeneklerin de olduğunu unutma. Ve "Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler." dedin mi, bil ki sana rıza veya raziye makamı bir göz kırptı demektir. Artık gir o kapıdan ve makam-ı marziyeye doğru yürü. Ve Hz. Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde etmiyon diyen, demir cibilliyetli şeytanı ateşte kızdırıp şekil veren, eğip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz. Süleyman ise onu demir hâliyle değil, bizzat şeytan hâliyle çalıştırıp başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Pirimiz Davud aşkına gir ve "eğilmezin bükülmezin" sanan nefsini demir gibi kızdır, ve döve döve eğ bük ve Davud gibi, o nefisten zincirler, kalkanlar, balkon bahçe demirleri yap. Varabilirsen tâ oraya, makam-ı rızaya ve raziyeye, makamın mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188341" target="_blank" title="">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 205)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanlıkları Olmayan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i radiye</span></span>, tasavvufta nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mutmainne</span></span> mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah’ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hâle ulaşmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an’da İşaret Edilen Ayet:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-28)*<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kesin Teslimiyet (Taslim):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tam Bir Rıza Hâli:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Yakub’un (a.s.) <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel sabır</span>"</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sabr-ı cemil</span>) tavrı bu mertebenin örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">aşk ve şevk</span></span> ile yapılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dünyaya Karşı İlgisizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elindekini verir, olmayana üzülmez</span>"</span> hâli oluşur.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasını Aramak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce nefsin huzura ermesi (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">mutmainne</span>) gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaderin Sırlarını Anlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her olayın ardında bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hikmet</span></span> olduğunu idrak etmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır Dengesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekâ Süreci:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişinin benliği (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ene</span>) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Allah’ın razı olduğu nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu makamlar, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan-ı kâmil</span>"</span> olma yolundaki son basamaklardır.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Razı olmak" pasiflik değildir!</span></span> Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemeye devam etmez!</span></span> Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir"</span></span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl</span>) sözü, nefs-i radiye hâlinin zirve örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanlıkları Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Mutmainneden daha yüksek makama çıkarsa bir nefis, artık Rabbinin onun için yazdığı, kaderinde yaşadığı hiçbir şeyin tesadüfen değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananın bir sebebinin olduğunu anlamaya başlar. Hani Hz. Musa ile Hz. Hızır yolculuk ederlerken, Musa Hızır’ın gemiyi deldiğini görünce, ona razı gelmedi, ve dedi: "Bu gemiyi niye deliyorsun? Bak bunlar bizi gemiye aldı, zaten fakirler falan filan." Hızır dedi: "Bir canın gitti, sana bana karışma dedim." dedi. Sonra ikinci olay: Hızır çocuğu öldürdü. Hemen itiraz etti: "Bu çocuk günahsız sabi." dedi, "Sen bunu niye öldürüyorsun? Hadi büyük günah işlemiş suçlu biri olsa neyse." dedi. Hızır dedi: "İkinci canın da gitti, sana bana karışma dedim." dedi. Ve üçüncü olay oldu: Bir köye gittiler, o köylü onlara iltifat etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler. Fakat Hz. Hızır yıkılmak üzere bir duvar gördü, ve o duvarı ustalık edip yeniden yapıp düzeltti. Yine Musa’ya ters, "Bunlar iyi insanlar değil." dedi, "Sen niye bunlara yardım ediyorsun?" dedi, "Bari karşılığında yiyecek bir şeyler isteseydik." dedi. Ve Hızır: "Benim işlerime karışma dememiş miydim?" dedi, "Artık senin benimle yolculuk edebilecek bir canın yok. Allah sana üç can verdi ki, üç canın da öldü maalesef. Artık yollarımız ayrıldı." dedi; bundan sonra sen beni göremezsin manasında yani. Ve dedi birinci olayın sebebi: "Çünkü ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurları var, onlar sağlam gemileri topluyorlar. Ve ben o gemiyi hasarlı yaptım ki, onlar o gemiyi almasınlar. Ve bu korsanlar gemiye baktıktan sonra, gemi sahipleri gemilerini tamir edip, tekrar çalışıp ekmeklerini kazanmaya devam etsinler diye yaptım." dedi. İkinci olayda: "Çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olacaktı, ve anne babasını da günahkâr yapacaktı ki, onu öldürdüm ki, Allah onları daha salih bir evlat ile, günaha girmekten koruyacak." dedi. Ve üçüncü olay ise: "O duvarın altında bir hazine vardı, ve o evde yetim veya öksüz çocuklar vardı ve o çocuklar daha küçük olduğu için, eğer duvar yıkılırsa da hazine ortaya çıkarsa, o çocuklara vermeyip hazineyi başkaları alacaktı. Ben duvarı yaptım ki, çocuklar büyüyünce o hazineyi kendileri bulsun diye yaptım." dedi. Ve Musa anladı ki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi var. O zaman, Rahman abes iş işlemez anladı. Sen Hızır’ı görmezsin, bilmezsin; Musa’ya bile Hızır ile gidebilecek, onu görebilecek, onun yaptıklarına bakabilecek üç can verildi. Üç canı ölünce dedi Hızır: "Sen dünyaya, ben bu gizli âleme." dedi. Ve Musa anladı ki Rahman’dan razı olmak lazımmış. Her olan kaderin ve olayın bir sebebi, sebebin bile bir başka sebebi var; sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. Yani vaazlarımızdan birinde anlattığımız "temizler temizlerdendir ve temizler içindir." Peki, biber fidesinin altına ters gübresi döktük, ve biber o gübreyi yedi, pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz biber verdi. Hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya, hakimin çocuğu da hırsız olabiliyor, Nuh’un bebesi de Kenan olabiliyormuş. Ve yine bir üste çık: Yine o ters gübre dediğin, bir ineğin yediği tertemiz otlar idi; o yedi ve ayrıldı, ters oldu. Hani pisti, ters ot iken tertemiz değil miydi? Yani her olayın binlerce versiyonları var kâinatta. Sen o kapı, bu kapı, şu kapı; hangi kapıyı açtın? Ve Rahman abes işle iştigal etmez. Bunu bilirsen, kötü sandığın bir olay gelirse başına hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam et ki, Hakk’tan razı olan kul ol. Ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiçbir madde, bitki, metin çektiği sürece bozulmaz, ölmez, diridir. Ne zaman zikirden kesildi, ölür. Ve o yüzden bardak, bardaklıktan memnundur, zikrettiği müddetçe. Ne zaman senin ondan razı olmadığın onun kulağına gitti, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terk ettikçe, sevgin bozuldukça, onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. Ve sonunda bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa düşer kırılır, bir koyunsa kasap alıp gidip keser, bir bitkiyse sahibi gelir toplar alıp gidip satar, bir de alır yer; insan ise hasta olur ölür gider. Yani rıza, Rahman’dan razı olmaktır. Şayet ecel için bile çağırıyorsa, Rahman’a iman ve itaat et ki, seni bir başka bahara götürmek için çağırıyor, yeni bir doğuma hazırlamak için verdiği ruh emanetini geri çağırıyor, ve kaderine razı ol. Ve artık ne zaman "keşke şöyle olsaydı, bu olmazdı, keşke böyle yapsaydım, bilmem doktor olurdum, bilmem şöyle yapsaydım hakim olurdum" deme; bil ki bu gün ne oldunsa ne başına geldiyse, senin için en iyisi o. Bırak keşkeleri ve Rahman’dan razı ol, kurtul. Ne zaman keşkeleri bıraktın, ve ikinci olarak hayatın tek şıklı değil çok şıklı olduğunu anladın, ve bir kararda durmanın kör cahil kararı olduğunu anladın. Ve eğer dünkü kararda kalsaydık, bu gün atomun da parçalanacağını bilmezdik. Amma atom en küçük değil, ondan da küçükler var deniyor bu gün. Neden? Çünkü bir kararda saplanıp kalmadılar. "Acaba bölsek bir şeyler vardır mı?" deyince, araştırıp buldular. Yani cahil nefis inatçıdır, ve mesela "İllede elma isterim, illede şu kızı isterim" diye vıyıklar durur, o olmayınca "Muradım olmadı." der. Hâlbuki Hz. Davud’dan ilmi öğrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar: "Hadi kumar oyna." der. Sen "Kumar oynamam." mı dedin? O zaman "İçki iç." der. Onu da yapman dedin. O zaman "Yalan söyle." der. Seçenek bol. Yani sen de şeytanla savaşmasını öğreneceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşılmayacağını öğren, ve hayatta başka seçeneklerin de olduğunu unutma. Ve "Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler." dedin mi, bil ki sana rıza veya raziye makamı bir göz kırptı demektir. Artık gir o kapıdan ve makam-ı marziyeye doğru yürü. Ve Hz. Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde etmiyon diyen, demir cibilliyetli şeytanı ateşte kızdırıp şekil veren, eğip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz. Süleyman ise onu demir hâliyle değil, bizzat şeytan hâliyle çalıştırıp başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Pirimiz Davud aşkına gir ve "eğilmezin bükülmezin" sanan nefsini demir gibi kızdır, ve döve döve eğ bük ve Davud gibi, o nefisten zincirler, kalkanlar, balkon bahçe demirleri yap. Varabilirsen tâ oraya, makam-ı rızaya ve raziyeye, makamın mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34282</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 12:57:06 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34282</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188340" target="_blank" title="">Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 171)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Senin Razı Olduğun Değil!!)</span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye (Allah’ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mardiyye</span></span>, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i radiye</span></span> (Allah’a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah’tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur’an’da şöyle ifade edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-30)*<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasına Mazhar Olma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kul, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın"</span></span> hadisine uygun bir yaşam sürer.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı hâline gelmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> ayetindeki sırra erer.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah’ın sevgisi için yaşarlar."</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufî bir ifade)</span></span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah’ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhlâsı Zirvede Tutmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amellerde sadece Allah’ın rızasını gözetmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Fikir Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah’ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah’ın iradesinde erir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs):<br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhsan</span>"</span> (Allah’ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir’in (r.a.) "Sıddîk"</span></span> (dosdoğru) olarak anılması.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Mevlânâ’nın "Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözünde ifade ettiği kemâl hâli.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Raziyeye yükselmiş bir nefis, artık Rabbimizin her yarattığının kader çizgisinde doğru ve hak olan olduğunu anlamaya başlar; ve keşkelerini bırakırsa, ve sebeplerde boğulmaz ise, artık onun melekleri anlamaya başladığı zaman, nefs-i Marziyeye adım atmış olur. Ve hayatta seçeneklerin bol olduğunu anlaması, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemesi gerektiğini anlayınca yine Marziyede yol almaya başlar.<br />
Ve dinimiz bize meleklerin yemediğini, içmediğini, tuvalet de yapmadıklarını, ve cinsi münasebette de bulunmadıklarını bildirir. Ve böyle olunca dünyamızda bunu yapabilen canlılara bizler elementler diyoruz. Ve atomlar ve elementler canlıdırlar; içlerinde hareket hâlinde olmalarına rağmen, elektronların atomun çekirdeği etrafında dönme hızları, onların katı mı sıvı mı olduğunu belli eder. Hızlı dönen elektronlar, onları sert yapar; içine başka cisimlerin girmesine onların hızlı dönmeleri sebebiyle engeller. Aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndüğünü düşün, ve sanki pervanenin boşlukları olmadığını, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parça dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. Ve o içine başka bir şeyin girmesine müsaade etmez. İşte elektronların hızı da yoğunluğu da bizim elementleri katı, sert veya sıvı, yumuşak veyahut gaz diye atfetmemize sebep olur.<br />
Ve işte bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar, anlar, duruma göre hareket ederler. Ve göz denen canlı organizmasında 300 veya 300 bin tane melek görevli olduğu bilinmekte; yani göz 300 bin parçadan oluşuyor. Ve canlı organizmalar moleküler yapılardan oluşmakta; yani molekül, birkaç atom cinsinin birbiriyle kurduğu fiziksel bağlara molekül diyoruz. Ve moleküller ise yediğimiz içtiğimiz yiyeceklerden alınan, öz maddelerden imbiklenen atom parçacıklarının, özel bir formül ile yaptıkları moleküler bağlar. Ve o elementler göz denen moleküler yapıyı oluşturunca, görme sinyallerini algılayıp, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekte, ve beyinde ise, o görüntü hakkındaki bütün veriler ile, ona karşı yapılacak hareket ve davranış hakkında bir karar verilir.<br />
İşte meleklik vasfı bu elementlerle algılanabileceği için, mesela su molekülünün kaynama noktası 100 °C ve demirin 1500 °C’ler arasında. Ve insan da ya melekliğe doğru gider, yahut cin ve şeytanlığa doğru. Ve şeytanın maddesi demir ve ona yakın maddeler; işte o "galu bela"da secde etmeyeceğini iddia eden yapı yani, "eğilmen bükülmen" diyen yapı, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararlı hâle getirilebilmesi için ısıtılması, ateşe tabi tutulması gereken yapı. Ve ateşe maruz kalıp kaynama noktası değil amma, yüksek derecede ısınınca, işte onu eğip büküp şekil verilir. Ve demirciler işte, ona eğilip bükülebileceğini öğreten, ve onu terbiye eden; aynen at terbiyecisinin, atın sırtına eğer vurduğu gibi, demir terbiyecisi bir demirci de, demire şekil vermek için, onu ısıtıp kızdırır, ve kızan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alır. Yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama, ergime noktasına varmış olur, ve sıvı hâle geçer, ve sıvı hâldeki demir de kalıplara dökülerek, onun yararlı bir kalıba, şekle girip, insanın hizmetine verilecek birer, mesela mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararlı değişik demir kalıplarına dökülerek, işte insanların hizmetine girer. Ve nasıl at üstüne eğer vurulunca evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde terbiye olup, insanların hizmetine girer, ve işe yarar hâle gelir.<br />
<br />
Allahü Teala Adem Atamızı yarattıktan sonra, bütün herkese, "Benim halifeme secde edin." dedi. O secde, Adem Atamızın taşıdığı Muhammed A.S. min nurunaydı. Yaratılıştan bu yana melekût, ceberût, lâhût ve İslam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, İblis müstesna. İşte İblis secde etmedi Adem Atamıza. Bütün melekût ve diğerlerinin secdesi Rabbimizin ilminde gün hesabıyla beş yüz sene sürdü; İblis lanetli, herkes secdeye varırken ayakta beş yüz sene durdu kaldı. Kibrinden her şeyi değişti; itaati isyana, şekli şemali, melekliği her şeyi değişti. Bu süre içinde hem de Adem Atamıza sırtını döndü. Bir şeylere kızıp sırtınızı dönmeyin insanlara; bu şeytan ahlakıdır. Allah’ım inananları şeytan aleyhillane ahlakından uzak etsin. Daha sonra mühlet aldı, ve cennette Havva Annemizi kandırıp, buğdaydan yedirdi. Buğday posalı idi; Allahü Teala yasaklamıştı, bu yüzden "yemeyin" demişti. Havva Annemiz de Adem Atamızı yanılttı, ikisi de yediler. Az sonra barsaklar çalıştı ve def-i hacet ihtiyacı hissettiler. Adem Atamız aranmaya başladı. Allahü Teala biliyordu fakat sordu Adem Atamıza: "Adem, ne aranırsın? Pislenilecek yer?" Allahü Teala Adem Atamıza dedi: "Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen." Yani ey insanoğlu, dünya pislenme yeridir, def-i hacet yeridir. Burada mal mülk tutmak, keyif yapmak yeri değil. Cennetten indirilmeden önce Adem Atamızdan, Peygamberimizin nuru alındı; ilk ameliyat. Ondan sonra dünyaya indirildi. Dünyada Adem Atamız Havva Annemizle ayrı yerlere indirildi. Adem Atamız çok üzüldü, pişman oldu, Havva Annemizden de ayrı düşmüştü. Hem tövbe ediyorlar, hem de birbirlerini arıyorlardı. Adem Atamızın boyu 70 ziraydı; yani parmakların ucundan dirseğe kadar olan yer bir zira. Yani yaklaşık 28-30 metre civarında; tam kaç metredir Allahü Teala bilir. Dünyada birbirlerini ararken, Arafat’ta buluştular. Yani konumuza geri döndük: Hacda tavaf ve say’in yanında bir de Arafat’ta vakfe yapılır. Şimdi bunun hikmetini anlatacağım. Adem Atamız tövbesinde dedi ki: "Cennetin kapısının üzerinde yazıyordu ki: 'Lâilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah.' Yâ Rabbi, cennetin kapısında yazan isminle beraber yazdığın Muhammed’in hatırına bizi bağışla." dedi. Cenab-ı Hak nidalarını duydu ve tövbelerini kabul etti. Ve Arafat’tayken bütün dünya âlem, yıldızlar, her şey durduruldu; yani vakfedildi. Ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın nuru, Adem Atamıza tekrar yerleştirildi. İşte Arafat’taki vakfe, bu sebepledir. Yani ikinci ameliyat; bu sünneti Peygamberimiz de yaşamıştır, iki defa manevi ameliyat olmuştur. Yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinler ki: "Adem Atamızın sünnetini, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın sünnetini yaşamaya gidiyoruz." niyetiyle ameliyata girsinler; Allah’ın izniyle ameliyat şifa olacaktır.<br />
<br />
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat, yani kum tanesi ısıtılarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. Ateşte, cehennemde terbiyet olur. Ve cehennemin sıcak tabakası ile terbiyet olur. Ve ısıtılınca, bardak, tas, tabak veya pencere olur veya ayna hâline girer. Ve cam yine kırılgan yapıdadır; onu işledikten sonra soğuyunca, yine o sanki eski hâli gibi sert olur, ve o hâlde iken, onu bükemezsin; bükmeye kalkınca kırılır.<br />
<br />
İşte Havva Annemiz için yapılmış olan rivayetlerde geçer ki, Havva Annemiz Hz. Adem’in kaburga kemiğinden halk oldu. Ve kadın kısmını eğer serbest bırakırsan kaburga kemikleri gibi eğik kalır; veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kırarsın, incitirsin. Ve hâl böyle olunca kadını ne serbest bırakacaksın, öyle davulcuya zurnacıya kaçacak kadar, ne de zorlayıp dosdoğru olacaksın diye eğriliğini düzeltmeye kalkacaksın. Ve ona yumuşaklıkla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kırmadan eğri olduğu yerlerde ona direnç uygulayacaksın. Ve fazla direnç, yine onu kırar, incitir. Yani elementer yapı; bu rivayet bize kadının nasıl bir elementer yapısı olduğunu anlatır. Ve kemik serttir; mesela bacak kemikleri eğilmez, eğersen kırılır. Amma Allah, kaburga kemiğini öyle halk eder ki, o hafif eğilebilecek yapıdadır.<br />
Yani kadının terbiyeti de, aynen demirinki gibi olmasa da, ona yakın olarak; ne serbest bırakacak, ne de ip gibi dosdoğru yapacan onu. Aynen göğüs kafesindeki gibi; ve 12. kaburgaların ağzı açıktır, ve onlar esnek bir yapıdadır, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve ciğerleri korumaktır. Yani kadın, erkeğin zırhı gibidir.<br />
<br />
Hâl böyle olunca, su 100 °C’de kaynar; daha önce kaynamaz. Ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 °C’li bir cehennem ateşine maruz kalır o yiyecekler. Veyahut yanmış, hararet yapmış bir beden, soğuk su ister; onun içebileceği soğuk su, en fazla 4 dereceye kadar olan su soğuktur; ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasıdır; ondan sonra su katı hâle geçer, ve artık içilmez olur. Yani su isen, senin cibilliyetin; su isen, seni soğuk ile terbiye edersek, sen 4 dereceye kadar sıvı kalabilirsin, eksi bir derecede donarsın, artık katı olursun. Yani aynen sistemimizdeki Uranüs gezegeni gibi; havanın ve suyun donduğu nokta. Ve yani Uranüs’ün olduğu nokta demek oluyor ki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az olduğu bir uzaklık noktası. Ve hâl böyle olunca ondan daha uzağa gidildikçe, sıcaklık daha da düşer, ve dört dereceden az sıcaklık olan bir yerde hayat olmaz değil mi? Amma su molekülleri katı hâldedir ve canlı organizmalar vardır yani.<br />
<br />
Yani sen ey insanoğlu, su gibi aziz bir kimse olsan, çok faydalı bir kimse olsan, senin öğreneceğin yapı; yani Hz. Osman gibi faydalı, Hz. Ebubekir gibi din-i mübine faydalı bir yapıda olsan, sana öğretilecek olan: Dört dereceden aşağı geçersen, sıvı olmaktan çıkarsın, katı buz olmaya doğru gidersin, ve faydan azalmaya başlar, istidatın bozulur, ve ondan sonra artık organizmaları saklamakta kullanılırsın. Ve yine sıcağa tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan; bu sefer ondan yüksek derecede hiddetlenirsen, sen buhar olur uçarsın, kabına sığmamaya başlarsın, ve gaz aynen kaynayan çaydanlığın tepesinin atması gibi, tepen atıverir, ve eğer bir yerde gaz çoğalır, ve kapağını da atamazsa, orayı patlatır ve dışarı çıkar.<br />
Su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz; ve bazen kötü olmayı öğrenmen lazım. Ve Hz. Ömer veya Hz. Ali’ye bir adam hakkında "Çok saf, temiz ve çok iyi." dediler. O da: "O adam kandırılmaya çok müsaitmiş." dedi. Yani afedersiniz çok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve "Aç donunu" bilemem ne eden demeye kalkar. Ve kadın olmak o donu açmak ile başlar; yani kadın ilk kanan. Yani Hz. Havva’dan önce Lusi diye bir Havva daha varmış diyorlar. Ve şeytan gelip "Aç bilmem neyini" deyince ona kanan ve açan, kandırılan, ve şeytan soyunu üreten Kabiller’in soyu. Ve ondan sonra şeytanın erkekliği ve dişiliğini Allah yok etmiş, ve Havva’yı yaratmış. Ve Havva’yı ise yine saf bulup kandıran hain şeytan ve askerleri; yani kadın kandırılmaya müsait. Erkeklik ise işte kanmamasını öğrenen, donunu açmamayı öğrenen kimse. Ve eğer erkekleri kandırıp da onlar donunu açarsa homo olur, ve artık ondan erkeklik kadınlık gider, nötron durumuna düşer. Afedersiniz erkeklik dişiliği olmayan, cibilliyetsiz şeytan olur. Şeytanın tiki yoktur ve kuyruğunu kıçına sokup üreyen yaratık; yani kendi kendini dölleyen yaratık. Yani zekerini fazla uzatmaya kalkanlara, "Öyle seninki o kadar uzunsa, döndür de kıçına sok." denir. Yani o kadar uzattınsa artık kıçına sok da şeytan ol demektir bu. Yani cibilliyetsiz, şerefsiz, hain, kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratık.<br />
<br />
İşte Kur’an’da geçen vusta yol bu yüzden önemlidir. Atomları anla, anlamasına amma, demiri öğren amma, demir olup, demirin düştüğü hataya düşme; suyu öğren amma, suyun düştüğü tuzağa düşme diye sana nefs-i marziye makamı öğretilir. Yani pipisi, tutisi olmayan meleklik vasfını öğren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhametli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince Halid bin Velid gibi ol, karşındaki bir Muhammed’se bile. Ve kanma öyle her lafa, her söze; hemen bir düşün, tefekkür et, bunun önü ne olur, sonu ne olur diye, hemen atılma.<br />
Ve demir oldunsa, senin yararlı hâle gelmen demek, önce azabı tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra "Yandım, piştim." demek olmaz. Seni terbiye edicin, hangi kalıba soktuysa, ondan razı olabilmektir. Senin razı olduğun değil, Allah’ın senden razı olduğu yeri bilmektir. Ve Allah seni su yaptıysa, bil ki senin kaynaman, pişme noktan 100 °C; ve sen 80 °C’de yoldan çayma bekle. Yanarsan da, buhar olsan da, sen uçup melek olmak istiyorsan, önce 100 °C’de kaynayacan, ondan sonra uçmayı öğrenirsin, buhar olursun. 80 °C’de evliya kesilip uçuyon, kaçıyon numaraları çekme insanlara.<br />
Ve Allah kâinata fizik yasaları diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onları bilmek ile olur. Ne ne zaman radyoaktif olur, ne ne zaman ışık verir, ne ne zaman kaynar, ne ne zaman donar, ve ne zaman ağır olur, ne zaman hafif olur; bunları bilmek melek ilmidir.<br />
<br />
Allah’ın kâinata koyduğu yasalar, melek yasalarıdır. Mesela 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu; o, onun sahibinin koyduğu kalıba %100 uyar ve 1 dioptri gösterir. Buna tam itaat eden meleklik denir. Onda sapma olmaz. Ve sen o meleği anlayacak isen, ve gözlük olabilecek bir saffa ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarını öğreneceksin. Ve şeyh için derler ki, onun müridi, gassalın, yani ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi olacak; o seni o yana çevirirse o yana, bu yana çevirirse bu yana döneceksin. Sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. İşte meleklik, canlı olmana rağmen, ölü gibi olmaktır ve kapı, duvar, çanta, gömlek gibi ölü gibi davranabilmektir. Yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. Ve su, odunsa, senin kaynama noktan 100 °C; bundan aşağısında olmaz. 80 °C’de vıyklarsan, indirirler ocaktan, ham kalır, kaynamış olmazsın, ve makam-ı marziyeye çıkamazsın. Senin razı olduğun 80 °C’ye değil, sen Allah’ın sana koyduğu yasa olan 100 °C’den razı olmalısın. Senin razı olduğun, "yeter" dediğin yer değil, Allah’ın senden razı olduğu yer önemli. Yine donma noktan belli: eksi bir derece. Ondan önce hafif donarsın amma, tam donma nokta sıfır ve altı; ondan önce "dondum" olmaz, "katı oldum" olmaz. İşte bunları anladığın gün makam-ı marziyeye çıktın demektir. O güne ve o yere varırsan, orada bu garip Raşid kulunu da onların meclisinde an, olur mu, unutma haaa.<br />
<br />
Çıkabilirsen o makama, makamın mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188340" target="_blank" title="">Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 171)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Senin Razı Olduğun Değil!!)</span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye (Allah’ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mardiyye</span></span>, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah’ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i radiye</span></span> (Allah’a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah’tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur’an’da şöyle ifade edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-30)*<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasına Mazhar Olma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kul, Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın"</span></span> hadisine uygun bir yaşam sürer.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı hâline gelmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> ayetindeki sırra erer.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah’ın sevgisi için yaşarlar."</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufî bir ifade)</span></span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah’ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhlâsı Zirvede Tutmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amellerde sadece Allah’ın rızasını gözetmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Fikir Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah’ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah’ın iradesinde erir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs):<br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhsan</span>"</span> (Allah’ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir’in (r.a.) "Sıddîk"</span></span> (dosdoğru) olarak anılması.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Mevlânâ’nın "Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözünde ifade ettiği kemâl hâli.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir? Allah’ın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Raziyeye yükselmiş bir nefis, artık Rabbimizin her yarattığının kader çizgisinde doğru ve hak olan olduğunu anlamaya başlar; ve keşkelerini bırakırsa, ve sebeplerde boğulmaz ise, artık onun melekleri anlamaya başladığı zaman, nefs-i Marziyeye adım atmış olur. Ve hayatta seçeneklerin bol olduğunu anlaması, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemesi gerektiğini anlayınca yine Marziyede yol almaya başlar.<br />
Ve dinimiz bize meleklerin yemediğini, içmediğini, tuvalet de yapmadıklarını, ve cinsi münasebette de bulunmadıklarını bildirir. Ve böyle olunca dünyamızda bunu yapabilen canlılara bizler elementler diyoruz. Ve atomlar ve elementler canlıdırlar; içlerinde hareket hâlinde olmalarına rağmen, elektronların atomun çekirdeği etrafında dönme hızları, onların katı mı sıvı mı olduğunu belli eder. Hızlı dönen elektronlar, onları sert yapar; içine başka cisimlerin girmesine onların hızlı dönmeleri sebebiyle engeller. Aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndüğünü düşün, ve sanki pervanenin boşlukları olmadığını, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parça dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. Ve o içine başka bir şeyin girmesine müsaade etmez. İşte elektronların hızı da yoğunluğu da bizim elementleri katı, sert veya sıvı, yumuşak veyahut gaz diye atfetmemize sebep olur.<br />
Ve işte bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar, anlar, duruma göre hareket ederler. Ve göz denen canlı organizmasında 300 veya 300 bin tane melek görevli olduğu bilinmekte; yani göz 300 bin parçadan oluşuyor. Ve canlı organizmalar moleküler yapılardan oluşmakta; yani molekül, birkaç atom cinsinin birbiriyle kurduğu fiziksel bağlara molekül diyoruz. Ve moleküller ise yediğimiz içtiğimiz yiyeceklerden alınan, öz maddelerden imbiklenen atom parçacıklarının, özel bir formül ile yaptıkları moleküler bağlar. Ve o elementler göz denen moleküler yapıyı oluşturunca, görme sinyallerini algılayıp, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekte, ve beyinde ise, o görüntü hakkındaki bütün veriler ile, ona karşı yapılacak hareket ve davranış hakkında bir karar verilir.<br />
İşte meleklik vasfı bu elementlerle algılanabileceği için, mesela su molekülünün kaynama noktası 100 °C ve demirin 1500 °C’ler arasında. Ve insan da ya melekliğe doğru gider, yahut cin ve şeytanlığa doğru. Ve şeytanın maddesi demir ve ona yakın maddeler; işte o "galu bela"da secde etmeyeceğini iddia eden yapı yani, "eğilmen bükülmen" diyen yapı, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararlı hâle getirilebilmesi için ısıtılması, ateşe tabi tutulması gereken yapı. Ve ateşe maruz kalıp kaynama noktası değil amma, yüksek derecede ısınınca, işte onu eğip büküp şekil verilir. Ve demirciler işte, ona eğilip bükülebileceğini öğreten, ve onu terbiye eden; aynen at terbiyecisinin, atın sırtına eğer vurduğu gibi, demir terbiyecisi bir demirci de, demire şekil vermek için, onu ısıtıp kızdırır, ve kızan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alır. Yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama, ergime noktasına varmış olur, ve sıvı hâle geçer, ve sıvı hâldeki demir de kalıplara dökülerek, onun yararlı bir kalıba, şekle girip, insanın hizmetine verilecek birer, mesela mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararlı değişik demir kalıplarına dökülerek, işte insanların hizmetine girer. Ve nasıl at üstüne eğer vurulunca evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde terbiye olup, insanların hizmetine girer, ve işe yarar hâle gelir.<br />
<br />
Allahü Teala Adem Atamızı yarattıktan sonra, bütün herkese, "Benim halifeme secde edin." dedi. O secde, Adem Atamızın taşıdığı Muhammed A.S. min nurunaydı. Yaratılıştan bu yana melekût, ceberût, lâhût ve İslam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, İblis müstesna. İşte İblis secde etmedi Adem Atamıza. Bütün melekût ve diğerlerinin secdesi Rabbimizin ilminde gün hesabıyla beş yüz sene sürdü; İblis lanetli, herkes secdeye varırken ayakta beş yüz sene durdu kaldı. Kibrinden her şeyi değişti; itaati isyana, şekli şemali, melekliği her şeyi değişti. Bu süre içinde hem de Adem Atamıza sırtını döndü. Bir şeylere kızıp sırtınızı dönmeyin insanlara; bu şeytan ahlakıdır. Allah’ım inananları şeytan aleyhillane ahlakından uzak etsin. Daha sonra mühlet aldı, ve cennette Havva Annemizi kandırıp, buğdaydan yedirdi. Buğday posalı idi; Allahü Teala yasaklamıştı, bu yüzden "yemeyin" demişti. Havva Annemiz de Adem Atamızı yanılttı, ikisi de yediler. Az sonra barsaklar çalıştı ve def-i hacet ihtiyacı hissettiler. Adem Atamız aranmaya başladı. Allahü Teala biliyordu fakat sordu Adem Atamıza: "Adem, ne aranırsın? Pislenilecek yer?" Allahü Teala Adem Atamıza dedi: "Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen." Yani ey insanoğlu, dünya pislenme yeridir, def-i hacet yeridir. Burada mal mülk tutmak, keyif yapmak yeri değil. Cennetten indirilmeden önce Adem Atamızdan, Peygamberimizin nuru alındı; ilk ameliyat. Ondan sonra dünyaya indirildi. Dünyada Adem Atamız Havva Annemizle ayrı yerlere indirildi. Adem Atamız çok üzüldü, pişman oldu, Havva Annemizden de ayrı düşmüştü. Hem tövbe ediyorlar, hem de birbirlerini arıyorlardı. Adem Atamızın boyu 70 ziraydı; yani parmakların ucundan dirseğe kadar olan yer bir zira. Yani yaklaşık 28-30 metre civarında; tam kaç metredir Allahü Teala bilir. Dünyada birbirlerini ararken, Arafat’ta buluştular. Yani konumuza geri döndük: Hacda tavaf ve say’in yanında bir de Arafat’ta vakfe yapılır. Şimdi bunun hikmetini anlatacağım. Adem Atamız tövbesinde dedi ki: "Cennetin kapısının üzerinde yazıyordu ki: 'Lâilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah.' Yâ Rabbi, cennetin kapısında yazan isminle beraber yazdığın Muhammed’in hatırına bizi bağışla." dedi. Cenab-ı Hak nidalarını duydu ve tövbelerini kabul etti. Ve Arafat’tayken bütün dünya âlem, yıldızlar, her şey durduruldu; yani vakfedildi. Ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın nuru, Adem Atamıza tekrar yerleştirildi. İşte Arafat’taki vakfe, bu sebepledir. Yani ikinci ameliyat; bu sünneti Peygamberimiz de yaşamıştır, iki defa manevi ameliyat olmuştur. Yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinler ki: "Adem Atamızın sünnetini, Peygamberimiz Muhammed Mustafa’nın sünnetini yaşamaya gidiyoruz." niyetiyle ameliyata girsinler; Allah’ın izniyle ameliyat şifa olacaktır.<br />
<br />
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat, yani kum tanesi ısıtılarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. Ateşte, cehennemde terbiyet olur. Ve cehennemin sıcak tabakası ile terbiyet olur. Ve ısıtılınca, bardak, tas, tabak veya pencere olur veya ayna hâline girer. Ve cam yine kırılgan yapıdadır; onu işledikten sonra soğuyunca, yine o sanki eski hâli gibi sert olur, ve o hâlde iken, onu bükemezsin; bükmeye kalkınca kırılır.<br />
<br />
İşte Havva Annemiz için yapılmış olan rivayetlerde geçer ki, Havva Annemiz Hz. Adem’in kaburga kemiğinden halk oldu. Ve kadın kısmını eğer serbest bırakırsan kaburga kemikleri gibi eğik kalır; veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kırarsın, incitirsin. Ve hâl böyle olunca kadını ne serbest bırakacaksın, öyle davulcuya zurnacıya kaçacak kadar, ne de zorlayıp dosdoğru olacaksın diye eğriliğini düzeltmeye kalkacaksın. Ve ona yumuşaklıkla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kırmadan eğri olduğu yerlerde ona direnç uygulayacaksın. Ve fazla direnç, yine onu kırar, incitir. Yani elementer yapı; bu rivayet bize kadının nasıl bir elementer yapısı olduğunu anlatır. Ve kemik serttir; mesela bacak kemikleri eğilmez, eğersen kırılır. Amma Allah, kaburga kemiğini öyle halk eder ki, o hafif eğilebilecek yapıdadır.<br />
Yani kadının terbiyeti de, aynen demirinki gibi olmasa da, ona yakın olarak; ne serbest bırakacak, ne de ip gibi dosdoğru yapacan onu. Aynen göğüs kafesindeki gibi; ve 12. kaburgaların ağzı açıktır, ve onlar esnek bir yapıdadır, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve ciğerleri korumaktır. Yani kadın, erkeğin zırhı gibidir.<br />
<br />
Hâl böyle olunca, su 100 °C’de kaynar; daha önce kaynamaz. Ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 °C’li bir cehennem ateşine maruz kalır o yiyecekler. Veyahut yanmış, hararet yapmış bir beden, soğuk su ister; onun içebileceği soğuk su, en fazla 4 dereceye kadar olan su soğuktur; ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasıdır; ondan sonra su katı hâle geçer, ve artık içilmez olur. Yani su isen, senin cibilliyetin; su isen, seni soğuk ile terbiye edersek, sen 4 dereceye kadar sıvı kalabilirsin, eksi bir derecede donarsın, artık katı olursun. Yani aynen sistemimizdeki Uranüs gezegeni gibi; havanın ve suyun donduğu nokta. Ve yani Uranüs’ün olduğu nokta demek oluyor ki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az olduğu bir uzaklık noktası. Ve hâl böyle olunca ondan daha uzağa gidildikçe, sıcaklık daha da düşer, ve dört dereceden az sıcaklık olan bir yerde hayat olmaz değil mi? Amma su molekülleri katı hâldedir ve canlı organizmalar vardır yani.<br />
<br />
Yani sen ey insanoğlu, su gibi aziz bir kimse olsan, çok faydalı bir kimse olsan, senin öğreneceğin yapı; yani Hz. Osman gibi faydalı, Hz. Ebubekir gibi din-i mübine faydalı bir yapıda olsan, sana öğretilecek olan: Dört dereceden aşağı geçersen, sıvı olmaktan çıkarsın, katı buz olmaya doğru gidersin, ve faydan azalmaya başlar, istidatın bozulur, ve ondan sonra artık organizmaları saklamakta kullanılırsın. Ve yine sıcağa tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan; bu sefer ondan yüksek derecede hiddetlenirsen, sen buhar olur uçarsın, kabına sığmamaya başlarsın, ve gaz aynen kaynayan çaydanlığın tepesinin atması gibi, tepen atıverir, ve eğer bir yerde gaz çoğalır, ve kapağını da atamazsa, orayı patlatır ve dışarı çıkar.<br />
Su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz; ve bazen kötü olmayı öğrenmen lazım. Ve Hz. Ömer veya Hz. Ali’ye bir adam hakkında "Çok saf, temiz ve çok iyi." dediler. O da: "O adam kandırılmaya çok müsaitmiş." dedi. Yani afedersiniz çok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve "Aç donunu" bilemem ne eden demeye kalkar. Ve kadın olmak o donu açmak ile başlar; yani kadın ilk kanan. Yani Hz. Havva’dan önce Lusi diye bir Havva daha varmış diyorlar. Ve şeytan gelip "Aç bilmem neyini" deyince ona kanan ve açan, kandırılan, ve şeytan soyunu üreten Kabiller’in soyu. Ve ondan sonra şeytanın erkekliği ve dişiliğini Allah yok etmiş, ve Havva’yı yaratmış. Ve Havva’yı ise yine saf bulup kandıran hain şeytan ve askerleri; yani kadın kandırılmaya müsait. Erkeklik ise işte kanmamasını öğrenen, donunu açmamayı öğrenen kimse. Ve eğer erkekleri kandırıp da onlar donunu açarsa homo olur, ve artık ondan erkeklik kadınlık gider, nötron durumuna düşer. Afedersiniz erkeklik dişiliği olmayan, cibilliyetsiz şeytan olur. Şeytanın tiki yoktur ve kuyruğunu kıçına sokup üreyen yaratık; yani kendi kendini dölleyen yaratık. Yani zekerini fazla uzatmaya kalkanlara, "Öyle seninki o kadar uzunsa, döndür de kıçına sok." denir. Yani o kadar uzattınsa artık kıçına sok da şeytan ol demektir bu. Yani cibilliyetsiz, şerefsiz, hain, kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratık.<br />
<br />
İşte Kur’an’da geçen vusta yol bu yüzden önemlidir. Atomları anla, anlamasına amma, demiri öğren amma, demir olup, demirin düştüğü hataya düşme; suyu öğren amma, suyun düştüğü tuzağa düşme diye sana nefs-i marziye makamı öğretilir. Yani pipisi, tutisi olmayan meleklik vasfını öğren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhametli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince Halid bin Velid gibi ol, karşındaki bir Muhammed’se bile. Ve kanma öyle her lafa, her söze; hemen bir düşün, tefekkür et, bunun önü ne olur, sonu ne olur diye, hemen atılma.<br />
Ve demir oldunsa, senin yararlı hâle gelmen demek, önce azabı tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra "Yandım, piştim." demek olmaz. Seni terbiye edicin, hangi kalıba soktuysa, ondan razı olabilmektir. Senin razı olduğun değil, Allah’ın senden razı olduğu yeri bilmektir. Ve Allah seni su yaptıysa, bil ki senin kaynaman, pişme noktan 100 °C; ve sen 80 °C’de yoldan çayma bekle. Yanarsan da, buhar olsan da, sen uçup melek olmak istiyorsan, önce 100 °C’de kaynayacan, ondan sonra uçmayı öğrenirsin, buhar olursun. 80 °C’de evliya kesilip uçuyon, kaçıyon numaraları çekme insanlara.<br />
Ve Allah kâinata fizik yasaları diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onları bilmek ile olur. Ne ne zaman radyoaktif olur, ne ne zaman ışık verir, ne ne zaman kaynar, ne ne zaman donar, ve ne zaman ağır olur, ne zaman hafif olur; bunları bilmek melek ilmidir.<br />
<br />
Allah’ın kâinata koyduğu yasalar, melek yasalarıdır. Mesela 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu; o, onun sahibinin koyduğu kalıba %100 uyar ve 1 dioptri gösterir. Buna tam itaat eden meleklik denir. Onda sapma olmaz. Ve sen o meleği anlayacak isen, ve gözlük olabilecek bir saffa ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarını öğreneceksin. Ve şeyh için derler ki, onun müridi, gassalın, yani ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi olacak; o seni o yana çevirirse o yana, bu yana çevirirse bu yana döneceksin. Sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. İşte meleklik, canlı olmana rağmen, ölü gibi olmaktır ve kapı, duvar, çanta, gömlek gibi ölü gibi davranabilmektir. Yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. Ve su, odunsa, senin kaynama noktan 100 °C; bundan aşağısında olmaz. 80 °C’de vıyklarsan, indirirler ocaktan, ham kalır, kaynamış olmazsın, ve makam-ı marziyeye çıkamazsın. Senin razı olduğun 80 °C’ye değil, sen Allah’ın sana koyduğu yasa olan 100 °C’den razı olmalısın. Senin razı olduğun, "yeter" dediğin yer değil, Allah’ın senden razı olduğu yer önemli. Yine donma noktan belli: eksi bir derece. Ondan önce hafif donarsın amma, tam donma nokta sıfır ve altı; ondan önce "dondum" olmaz, "katı oldum" olmaz. İşte bunları anladığın gün makam-ı marziyeye çıktın demektir. O güne ve o yere varırsan, orada bu garip Raşid kulunu da onların meclisinde an, olur mu, unutma haaa.<br />
<br />
Çıkabilirsen o makama, makamın mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34281</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 10:04:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34281</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188339" target="_blank" title="">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir.png</a> (Boyut: 1.08 MB / İndirmeler: 195)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i safiyye</span></span>, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yüksek arınma mertebesidir ve "tertemiz nefis" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefs-i mardiyye</span> (Allah’ın razı olduğu nefis) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir hâldir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..."</span></span> (Şuara Suresi, 26:89)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’nin Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Arınmışlık:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalp aynası"</span></span> Allah’ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Safî"</span></span> (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefis, ilâhî sırlara açık hâle gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Musa’nın (a.s.) Tur Dağı’nda Allah’ın tecellisine mazhar olması gibi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Araf Suresi, 7:143)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ledün İlmiyle Hareket Etme:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gayb sırlarına</span></span> ve hikmetli ilhamlara açıktır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır’ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekânın Zirvesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yok olmuş" (fenâ)</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’la var olmuş" (bekâ)</span></span> hâlinin en üst seviyesindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> sırrına tamamen ermiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evrensel Sevgi ve Merhamet:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm yaratılmışlara karşı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">koşulsuz şefkat</span></span> besler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mevlânâ’nın <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kim olursan ol gel</span>"</span> çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah’ın rızasını kazanmış bir nefs hâline gelmek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Manevi Temizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir</span></span> (Allah’ı anma), <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">oruç</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">halvet</span></span> (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Temizliği (Tasfiye):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalpten Allah’tan başka her şeyi çıkarmak"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak")</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Aşkla Yanmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Aşk ateşi nefsi safiye yapar"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevlânâ)</span>.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’nin Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın son basamaklarındandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki veliler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kutup"</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"gavs"</span></span> gibi manevi makamlara yükselir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Rabbanî</span></span> gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli Şirk Tehlikesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaştım</span>"</span> hissi, kişiyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">gizli benlik putuna</span></span> (ene) düşürebilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Yusuf’un (a.s.) İffeti:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zindanda bile nefsini koruması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yusuf Suresi, 12:33)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Meryem’in (a.s.) Paklığı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Seni tertemiz yarattım"</span></span> *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlânâ’nın Aşkla Arınması:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözündeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yandım"</span></span> safiyet mertebesidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Şems Suresi, 91:9)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAKÎN BİLGİSİ NEDİR? ÖRNEKLERİYLE</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Kar©glan’ın 12 Nisan 2016 Vaazı)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
Ayaktakilere, eğilenlere, oturanlara dair bu söz.<br />
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.<br />
Bu öğütler sadece ihsan makamında olanlar içindir; (önüne gelenin yapacağı işler değildir. Doktorun yapması gerekeni hakim yaparsa olmaz, hakimin görevini çalgıcı yapmaya kalkarsa yine olmaz).<br />
Ve onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, "İş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin." buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadisi şerif)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana "Yakîn Bilgisi" gelinceye kadar, Allah’a kullukta devam et.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
İsa Efendimiz’e öyle bir yakîn bilgisi gelmişti ki, hangi şeyin, hangi toprağın, hangi bitkinin, kimin cibilliyatı olduğunu biliyordu. Çünkü onun, o toprağın, o melekeler ona diyordu ki: "Ben falanciyim, ben fillanciyim." Bu Muhammed’e ne zaman geldi? Ta müşrikler Muhammed’e davet verip, sonra onun yemeğine zehir katıp sundukları güne kadar, onda o yakîn bilgisi yok idi. Ve o gün o eti ağzına götürdü, ve etteki o melekler ona dedi ki: "Ya Rasûlallah, beni yeme, ben zehirliyim." dedi. Peki bu yakîn bilgisi ne olaki? İşte o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesini duyar olmak makamı: Makam-ı safiye. Tasavvuftaki nefsin rütbelerinden safiye makamından bahsediyoruz ki, o kadar saf dereceye ulaşacaksın ki, saffet ve safiyet seni, elementlerin sesini duymaya kadar götürecek ve sende o kadar ki o sesleri duyup ayırt edebilecek bir yakîn bilgisi hâsıl olacak yani. Ve yine İsa Efendimiz ve havarileri bir yere vardılar ve İsa bir avuç yerden toprak veya çamur alıp dedi ki: "Bu, bilmem Nuh’un oğlu mafsal kemiği." dedi. "Haydi dirilt de bakalım o zaman, ey Ruhullah." dediler.<br />
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda"<br />
dedi, o toprak canlandı, kalktı, onlarla konuştu. Ve gördüler ki İsa doğru söylüyor. Ve havarilere geçti bu sefer bu yakîn bilgisi; onlarda tabiatın sesini duyar oldular, tabiat ana onlarla da konuşur oldu. Ve işte safiye makamı bazen elden ele verilir, bazen de kendi tasarrufun ile kazanırsın. Yakîn bilgisi böyledir. İlmel yakîn bilgisi için, elinde ilmî bir burhan olmalı; yani yazılı bir metin, bir bilgi olmalı ki onu okuyup ilmen bilebilesin. Yazılı bir metin, bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin. Ve Allah bu ilmini öyle her zaman insanların sandığı gibi Tevrat levhaları gibi levhalara yazmamıştır. Ve Tevrat nüshaları, yazılı olan levhalar, dünyanın dört bir yanındaki taşlara kazınmış olan bütün yazılar Tevrat nüshasıdır ve orijinaldir; tahrip edilmemiş olan Tevrat onlardır. Ve ta Mısır piramitlerinin içindeki resimli yazılar da buna dahildir; tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, çünkü taşa kazınmış. Amma insanoğlunun bunlarda ahmaklık ettiği görülünce, Rabbim bu yöntemi nesh etmiştir. Ve Kur’an kâinatta yazılıdır. Nasıl? Mesela çekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardır, bilmem alüminyumun içinde bir nüsha vardır, yine eşekte bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazılıdır. Ve bütün hak kitaplar canlıdır; hâlâ bozulmadan kalanları vardır. Ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler, hayvanlar olarak tezahür göstermektedir. Özü bozulmuş bir elma, tahrif olmuş bir ayeti temsil eder. Amma onun orijinal metni elimizde varsa, bozulmamış bir elma türü, çekirdeği tahrif olamamış, Allahu Teala’nın ayetlerinden bir ayeti temsil eder. Ve Kur’an kâinatta yazılıdır işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn. Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm.<br />
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn.<br />
<br />
Ey sağdaki! (Ey iyiler zümresi) Sana selam olsun!<br />
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,<br />
Ve onlar için alevli ateşe atılma vardır; su gibi kaynamak vardır.<br />
Veya aslî vatanı ateş olmak vardır; yani ateşten bir parça olmak vardır.<br />
Ve bunlar muhakkak ki taddirilarak, hakkal yakîn bilinir ve öğretilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet</span><br />
<br />
İngiliz İngilizcesini en iyi İngiltere’de yaşayanlar öğrenir; veya onu, bir İngiliz’le devamlı konuşanlar daha iyi öğrenir. İtalyanca böyle, Türkçe de böyle, Almanca da. Öyleyse elementlerin dilini de elementlerle konuşabilme ve yakîn bilgisine sahip olanlar bilir. O derece saf olacak ki hâlin, elementleri duyacak; sonra onların dilinden bir de anlamak, öğrenmek lazım. Mesela İngilizceyi duyarsın da, sen İngilizce bilmiyorsan, anlamazsın ne diyor onlar. Elementlerin sesini biz duysak, ne kadar bir gürültüdür o, düşünün bir. 1 cm³ bir elementin içinde binlerce o elementin atomundan var. Atom, mikroskop bazında görülebilen küçük bir parça. Öyle olunca 1 cm³ bir cam bardağın parçasındaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazım. Amma duymuyoruz işte. Ve İsa’ya verilen yakînlik bilgisi, bunların sesini duyacak bir yakînlik. Yine Muhammed’e öyle bir yakînlik. Ve yine Allah, İbrahim’i yakacak olan ateşe:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
"Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol" dedik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENBİYA Suresi 69. ayet</span><br />
<br />
Öyleyse, öyle bir yakînlik derecesi var ki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. Ve Allah dedi ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana "Yakîn Bilgisi" gelinceye kadar, Allah’a kullukta devam et.<br />
<br />
Ve bu ilim, Hz. İbrahim’e öğretilirken birinci defa sınandı: Yatırdı İsmail’i kesecek, Allah bıçağa "dur, kesme" dedi, bıçak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez. Ve burada öğrenemedi. Bu sefer mancınığa bindirdiler, ateşe atıyorlar, orada da öğrenemedi. Allah diyor "Gulnâ..." "Biz dedik ki ateşe..." diyor. Yani yine İbrahim öğrenmiş olsa, Rabbimiz buyuracak ki "İbrahim dedi ki ateşe" olacak amma, öyle demiyor, "Biz dedik ki" diyor. İbrahim yine bu elementleri duyabilecek, onlarla konuşabilecek yakîn bilgisinden yoksun. Ve Ashab-ı Kehf’e öyle bir kelime öğretti ki Rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu. Ve Kur’an’da bunu, Kehf Suresi’nde nasıl anlatıyor, o kelime hakkında:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
De ki: "Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KEHF Suresi 109. ayet</span><br />
<br />
Ve bu sırlı kelimeyi dediğin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldırır. Sır bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsin ki, sana o yakînen bildirilmeyince bilemezsin ki. Ve onlar bir kelime öğrendiler ve bu kelime onları 300 sene sonra uyandırdı. Ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyup da "Rabbim, o Ashab-ı Kehf’i kaldıran kelime hatırına beni de şu saatte kaldır." derse inşallah faydasına nail olur, ve o saatte uyanır. Amma o kelime yine, o derece yakîn bilgisine ermek ile olur; yoksa bu ayet o kelime değildir, yine sadece o ayet, o kelime hatırına kullanılır. Allah’ın muradına uygunsa cevap gelir o duadan.<br />
<br />
Ve Allah diyor ki, biz ateşe dedik ki "serin ol." Haydi sen de söyle bu kelimeyi ateşe, ben de söyleyen, ateş serin olacak mı bakalım, kimin sözüne itaat edecek? Eğer ben o yakîn ve safiyet makamına çıkmadıysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz. Hadi diyen bak, yine yakar benim elimi. Sen de bakalım, seni yakmayacak mı? Amma öyle kimseler var ki, onlar safiyet makamına çıkmış kimseler; onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz, bıçak kesmez. Nitekim bir tarikat vardır ki Rufailer diyorlar; onlar bedenlerine şiş sokuyor, bilmem kılıç sokuyor, bir şey olmuyor. Neden? Onlarda bir kelime var, o tılsım amma, o tılsımı da söyleyen ağız ve insanların hepsi bir değil. Amma velev ki bir çocuk olsa bile, ve bu kelime, amma elden ele verilir, dilden dile verilir; amma da, kendi tasarrufun ile kazanırsın dedik işte. Ve sana bıçak dürteler, bir şey olmazsın; hatta ta kalbine dürteler, yine bir şey olmaz. Çünkü sen tılsımlı kelimeyi biliyorsun, elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o maddeden korunurlar.<br />
<br />
Nitekim Mehdi’yi Deccal’in kesmesi, fakat Mehdi’nin tekrar dirilmesi; çünkü o kelimeyi o biliyor. Sonra yine kesememesi, yine dirilmesi; sonunda üçüncüde dirilince, bir daha onu öldüremeyecek olması ve onun sırtının onun emri ile bakırdan ve kurşundan bir hâle dönmesi; yani elementlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi; yani onu yenemeyeceğini anlayınca umudu biter. Aynı Firavun gibi, artık "Ben ona inandım." diyecek amma biraz geç olacak. Aynı ikinci Firavun, Mehdi’nin Firavunu yani. Ve orada Mehdi’ye düşen tılsımlı kelime: "Şimdi mi ahmak, şimdi mi anladın?" Evet, buradan davet var: Sonun geleceği güne hazır ol; o gün senin gücünün bittiği gün. İstersen deneyin, sonunda ister inan, ister geri dur. Korkmayan sen misin, ben miyim? Bundan bakalım haydi çağrı, davete buyur, dene; ya sen ya ben, aslar kimdeyse o kazanır. Ve varsa kesilmeye razı olacak başka bir Mehdi adayı çıksın, hadi onunla savaşın. Varsa öyle, onun önünde kesilmekten korkmayacak bir yiğit Mehdi, ben ona öncelik veririm; hadi gitsin yatsın kesilmeye. Ve benim atam İsmail varken, benim korkum yok; onu kesmeyen bıçak beni de kesmez. Amma ne zaman onu da Rabbim bilir. Sen o tılsımı bilmezsin, amma o kelime bana ben oraya yatmadan gelcektir. Şimdi boşuna hafızamda arama yok; o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, İbrahim ateşe düşmeden hemen önce gelir. Senin işin bitip mancınığı fırlatınca, ben senin elinden çıkınca, fırsat bana geçince... Varsa o sesi duyabileceğini başka iddia eden, buyursun önden, buyursun.<br />
<br />
İnsan kendisinin olmayan lokmayı yiyemez, dedik çok önceki vaazlarımızda. Ve bunu şimdi şöyle açıklayacağız: Mesela Toyota marka bir arabanın tekeri, koca teker bile Renault arabaya takmaya kalksan uymuyor. Yani teker mi teker, cant mı cant; amma o Toyota için, diğeri Renault için. Öyle olunca, Allah’ın, senin bedenini oluştursun diye halk ettiği bir lokmayı, başkası yiyemez; sen de başkasının bedeni olacak lokmayı yiyemezsin. Ve yine istisnai durum: İsa Efendimiz son yemekte ortadaki ekmeği böldü, ve dedi: "Bu benim etim, yiyin." dedi. Sonra şerbet vardı, vişne şerbeti; "Bu da benim kanım, için." dedi. Yani o, o elementlerin kendini oluşturacak olan parçalar olduğunu biliyordu. Fakat onları o, havarilerine yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti. Ve Hristiyanlık diye bir din, dünyada ikinci büyük din oldu. Ve onlar yine onun lokmalarını, onun müsaadesi ile yediler. Amma dedi: "Sofradakilerden yanınızda, evinize götürmeyin bundan." dedi. Alıp gidenler domuz suretine çarpıldılar.<br />
<br />
İş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel. Sen hiç tedavi olmak için baytarın önüne yatar mısın, ameliyat etsin diye? Belki zorda kalırsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona? Çünkü doktor başka, baytar başka değil mi? Yine doktoru alıp gelip ona, "Hadi bana İstanbul Köprüsü yap." denir mi? O mühendisin işi ve görevi. Ve safiye makamına çıkmayan ve sır saklayamayan birisine bu kelimeler öğretilmez. Ve Hz. Süleyman, Belkıs’ın veya Balkız’ın tahtını getiren o "Asaf bin Berhiya" da işte safiyye makamına çıkmış olan bir Allah adamıydı ki, ona ilahi kelimeler öğretilmişti. Öyle bir kelime ki, onunla bir yerden bir yere gidebilme, veya bir yerdekini başka yere taşıyabilmek için bir tılsımlı kelime. Ve eğer seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduya isterse "Suya dal" der, hepsi suya dalar; "Çık" der, çıkarlar değil mi? Öyle sokaktan geçen biri askere "Yat" deyince mi asker yatar, yoksa komutanı tanıyıp "Komutan" deyince mi yere yatar? Öyleyse, işte elementlere emredebilme yetkisi olan bir zât-ı muhterem de "Gel buraya" deyince, ağaç kökleriyle çıkar gelir. Ve Muhammed’de oldu mu? Oldu. Hacet-i def-i iyesini yapacağı zaman ağaçlara "Gel buraya, beni sakla." diyordu; hacet edesiye gelip ona gelertili olurlardı.<br />
Ve hakkal yakîn derecesindeki bir yakîn bilgisi, ateşin yaktığını, gerekince ekmek pişirdiğini, ve suyun gerekince hayat enerjisi olduğunu, ve amma bazen de, zaman gelip de katil olup, boğup adam öldürdüğünü bilmek derecesinde kalır.<br />
<br />
Ondan daha üstün bir yakîn bilgisi var ki, işte ateşe "Serin ve selamet ol" diyebilme derecesi, bıçağa "Kesme" diyebilme derecesi. Ve o makama tasavvuf ehli, nefs-i safiye diyor. Neden bu, ihsan makamından önce gelmesine rağmen, amma ihsan makamından sonra anlatıldı diyenler olacaktır? Çünkü hakkal yakîn olmadan önce, o ateşe "Yakma" demek lazımdır; yoksa hakkal yakîn bilince, ateşin içine düşünce ateşe "Yakma" dersen, senin ya tamamını, ya yarını yakmış olur. Öyle olunca, önce olmasına rağmen, sonda olan demektir. Ve vaktinden önce gelen demektir. Ve geçen hafta yazdık, bize füyûzat geldi, ve dedi ki: "Zararın neresinden dönersen kârdır." Ve bunu ben hakkal yakîn bilince değil, yani zarara uğradıktan sonra gelse idi, bana faydası ne olacaktı ki zaten? O öyle ki, sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyûzattır, ilimdir, bilgi ve sırlı ayet ve kelimedir.<br />
Komutan olmayan birisinin emrine askerler itaat edip uymazlar değil mi? Öyle olunca zamanın imamı Mehdi’yi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar; amma insanların ahmakları onun imam ve komutan olduğunu bilmezler. İnsanlardan sadece seçkin olanlar onu tanır, bilirler. Ve o yüzden o ağaca emretse ağaç itaat eder, ve suya dese su itaat eder. Amma işte kâfir Deccal anti uygulaması yapıyor, ve tersine çeviriyor işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
<br />
Kehf Ashabı’na dediler ki: "Rabbinizden size rahmet olarak gelen Raşid’in emriyle diriler olun."<br />
<br />
Ve sen de bakalım, bu kelimeleri bir de ben diyen, o ayeti ölüler dirilecek mi? Dirilmez. Çünkü sen o Raşid değilsin, sen o İsa değilsin ki dirilsin. Ve komutan kimse elementler ona uyar, itaat ederler. Velhasıl kelam.<br />
<br />
Ve element dilini bilmek işte, ilk basamakta "ti ve anti" olarak başlar. Yani İsrafil borusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü’ üürü’ üüüüüü" ne demek peki, bilen var mı? Hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba, diyen var mı? Neden böyle ötüyor horoz, demek yok mu? Yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler; ne komut veriyor acaba? Yani Allah’ın kelimelerini yazacak mürekkep denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazıp bitiremez, diyor Rabbim. Çünkü kedi dili, köpek dili, karınca dili, bakteri dili, inek dili, aslan dili, fok balığı dili... Hangi birini yazacaksın, anlayacaksın? İngilizce bilen, bir de kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor.<br />
Ey insan, sen bilmez misin?<br />
<br />
Allah’ın binlerce yarattığı hayvanı, börtüsü böceği, elementi, yaprağı, bitkisi, ağacı, çekirdeği, gezegenleri, yıldızları, melekleri, ceberrut ve lahut âlemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlaşabileceği birer dil veren Rabbinin üstünlüğünü unutur da, iki dil bilene üstünlük yüklüyorsun. Ey insanoğlu, sana kim öğretti bu dilleri? Köpek, köpekçeyi nereden öğrendi, demek yok mu? Kedi, kedi dilini nereden öğrendi, demek yok mu? Bunun bir kitabı da okulu da yok; nereden öğreniyor bunlar, demek yok mu ey insanoğlu? "Köpeğimi bu sene ilkokula gönderdim, okumasını öğrendi." diyen var mı? Köpek kendi dilini otomatik bilir, ama insan dilini de bilir, fakat konuşmaz, sadece. "Dab daba rab" ne demek acaba, değil mi? Yani musiki. Yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yağmur ne diyor acaba, diyen var mı? "Kappudu kappudu kappudu kap" atın nalı ne diyor acaba, demek yok mu?<br />
Hz. Yunus Efendimiz, Derviş Yunus bu makama eren biri, ne diyor: "Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır?" "Ne inilersin dertli dolap?" Hz. İsa ise, onun, o çiçeğin annesi kim, babası kim bilen bir makam; bir üst makam. Bu, kimin cibilliyatı bilebilen bir makam. Onu kim yiyecek de, onda lokma olacak, hücre olacak, biliyor. Ve öyle olunca, sen senin olacak lokmayı yiyebilir, nefesi alabilirsin. Ve bagaja, dozere, tanka takılacak vidayı radyoya takamazsın azizim; olmaz, olmaaaaz. Ahmak olmak lazım; 36’lık bir vidayı küçücük radyoya takmaya kalkmak delilik değil de ne o zaman? Ey kâfir Deccal, sen senin olmayan makama eremezsin. O makam Mehdi’nin ise, sen elli defa uğraş, senin olmaz. Sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak. Sen bilmez misin?<br />
<br />
Ve Mehdilik de öyle ismini Mehdi koymakla, babasının ismini Abdullah koymakla, bilmem Suriye’de Şam’da namaz kılmamakla olmaz.<br />
<br />
Onu yerdekiler de bilir, göktekiler de bilirken, ey kendi bilmez, ahmak çakma Mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi. Daha Derviş Yunus derecesine ermemiş birinin Mehdiliğe kalkması ancak DANGILLIKTIR.<br />
<br />
::::::<br />
<br />
Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olduğunu söylediğimiz için, bizi yine yalancı çıkarmaya kalkanlar oldu. Ve bunu bu hafta şu satırlarla anlatıp ispat edip cevaplayacağız:<br />
<br />
Herkesin bir cibilliyatı olan hayvan cinsinden sıfatı vardır, ve o hayvanın özelliklerinden taşır o kimse. Ve Hatice’nin ümmetin annesi olması; yani mesela karıncalarda bir tane anne vardır, anne karınca bütün karıncaların annesidir. Tabiatta örneği var mı? Var. Yine arılarda da aynıdır durum. Ve Meryem’in, Mehdi’nin yani İsa’nın annesi olması, ve gelecekten gelen çocuğun annesi olması demek ise, yani bütün Mehdi çocuklarının annesi demek olur. Ve yine Meryem, fakir Meryem, çocuğunu öyle saraylarda büyütmedi İsa’yı; deneleri harmana götüren arabalardan dökülen buğday başaklarını toplayarak büyüttü. Ey Mehdi çocuklarının anneleri, öyle "Mehdi’ye bu çocuklara bakmıyorsun." diye saray saltanat beklemeyin. Yani anne karınca Meryem, başak toplayarak büyüttüyse, İsa Ruhullah olmasına rağmen, Allah’ın en fakir kulu olan İsa, Allah katında en zenginlerden birisi. Ve yine Ali Ağaoğlu ile Özyılmazel konusu; onun bu konuyu yanlış anlayıp yanlış lanse etmesi yüzünden... Ve çok eşli hayvanlar belli, tek eşliler de belli. Ve Süleyman Aleyhisselam’ın 300 eşi olması, öyle belki sizin bildiğiniz gibi değil. Bir kadını alıp boşarsan, istersen böyle 300 değil 3000 kadınla evlen, boşan; var mı şeriata aykırı bir durum? Yok. O zaman, onun 300 karısı olması, bir anda hareminde 300 kadın tutmuş olmayabilir değil mi? Bunun versiyonları çok. Ve bir çiftlikte bir tane sağlam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döller ki, arı diri ve soylu bir at soyu olsun diye değil mi? Çünkü o at gerçek soydur, gerçek erkektir; onun döllemesi, doğacak bütün yeni bebe atların arı diri ırk at olması içindir değil mi? Yine çiftlikte bir koç bütün çiftliğin koyunlarını döller; damızlık koç odur çünkü. Ve böyle olunca karışık ırk olmaz, arı diri ırk olur yine. Ve böyle olunca tek eşli hayvanlar da bellidir ve onlar da tek eşliliği korurlar.<br />
Ve tabiatta örnekleri var.<br />
"Saf" kelimesi nerede geçiyor? Mesela "saf kan at", "saf ırk". Safiye, yani saf ırk demektir. Yani o makama ancak saf ırk olan kimseler ulaşabilir. Hitler köpeği kendisini saf ırk sanıyordu, ahmak. Yani Alman iti doberman saf ırk diyordu. Yani ahmak, dünyada bir doberman köpeği yok. Ve herkes doberman köpeği olacak diye bir hukuk olmaz. Herkes köpek olursa, kedi ne olacak, yahut balık ne olacak, kuş ne olacak? Ve diğerlerini yok edip dünyayı tek ırk yapma projesi, böyle ahmak birinin aklı olabilir zaten. Dangillarin başkumutanı, onun ardından gidenler de zaten doppel dangıl demek. Yani dünyada at ayrı bir soy, aslan ayrı bir soy, kedi ayrı bir soy, ve hepsinin arı diri ırkı vardır. Amma bozdular ve artık öyle bir arı ırk yok denecek kadar az. Çünkü elma bozulunca, oynanınca, nerede bulacan artık gerçek elmayı? Yok bir de, olanları da öldürtüyorlar varsa. Tavuk gribi dediler, gerçek tavukları itlaf ettirdiler, ve herkese bozuk ırk tavuk sattılar. Artık yok ki gerçek tavuk; kaldıysa birkaç bilinmeyen köyde kaldı belki. Ve bu aynı sistem ile domates fiyatını bir düşürdüler, adam satsa da para etmiyor, kamyonlarca domates çöpe döküldü, ertesi sene de ekmediler, domates tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk domates soyunu sürdüler piyasaya. Artık gerçek, arı diri domates kalmadı yani. Ve böylece bunlar, işte itler ve Hitler aklı ile, bütün diğer soyları bozdular, ve kendi soylarını arı ırk kabul ettirmek için diğerini bozdular. Ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten; sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoruz; kendileri iyisini yiyorlar. Bunların sana banı yok onlardan. Ve işte Mehdi bunların çarkına çomak sokan oluyor. Öyle yapıyorlar falan; sırrını ortaya koyuyor, böyle yapıyorlar, onu da açıklıyor. Ve onların işine de gelmiyor; ve bize rakip sahte Mehdiler icat etti (:::) gavur.<br />
Amma sahteler aslına rücu ettirir. Senin yaptığın sahte domatesler, artık bizim gerçek domatesi aramamız gerektiğini öğrettiyse, senin o türettiğin sahte Mehdiler de, insanların gerçek Mehdi’yi arayıp seçmesine sebep olacaktır zaten. Teşekkürler, bu hizmetine bilmeden yaptığın hizmetin için.<br />
<br />
Rabbim o arı diri soya, saf soya, saf ırka, Mehdi soyuna, Muhammed soyuna yardım etsin ki, kâfir Deccal ve ırkıyla savaşında güç kuvvet versin, onları o kâfirlere galip getirsin, âmîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---OoO---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188339" target="_blank" title="">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir.png</a> (Boyut: 1.08 MB / İndirmeler: 195)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i safiyye</span></span>, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yüksek arınma mertebesidir ve "tertemiz nefis" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefs-i mardiyye</span> (Allah’ın razı olduğu nefis) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir hâldir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..."</span></span> (Şuara Suresi, 26:89)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’nin Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Arınmışlık:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalp aynası"</span></span> Allah’ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Safî"</span></span> (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefis, ilâhî sırlara açık hâle gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Musa’nın (a.s.) Tur Dağı’nda Allah’ın tecellisine mazhar olması gibi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Araf Suresi, 7:143)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ledün İlmiyle Hareket Etme:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gayb sırlarına</span></span> ve hikmetli ilhamlara açıktır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır’ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekânın Zirvesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yok olmuş" (fenâ)</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’la var olmuş" (bekâ)</span></span> hâlinin en üst seviyesindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> sırrına tamamen ermiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evrensel Sevgi ve Merhamet:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm yaratılmışlara karşı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">koşulsuz şefkat</span></span> besler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mevlânâ’nın <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kim olursan ol gel</span>"</span> çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah’ın rızasını kazanmış bir nefs hâline gelmek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Manevi Temizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir</span></span> (Allah’ı anma), <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">oruç</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">halvet</span></span> (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Temizliği (Tasfiye):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalpten Allah’tan başka her şeyi çıkarmak"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak")</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Aşkla Yanmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Aşk ateşi nefsi safiye yapar"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevlânâ)</span>.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye’nin Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın son basamaklarındandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki veliler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kutup"</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"gavs"</span></span> gibi manevi makamlara yükselir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Rabbanî</span></span> gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli Şirk Tehlikesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaştım</span>"</span> hissi, kişiyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">gizli benlik putuna</span></span> (ene) düşürebilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Yusuf’un (a.s.) İffeti:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zindanda bile nefsini koruması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yusuf Suresi, 12:33)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Meryem’in (a.s.) Paklığı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Seni tertemiz yarattım"</span></span> *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlânâ’nın Aşkla Arınması:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözündeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yandım"</span></span> safiyet mertebesidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Şems Suresi, 91:9)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAKÎN BİLGİSİ NEDİR? ÖRNEKLERİYLE</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Kar©glan’ın 12 Nisan 2016 Vaazı)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.<br />
<br />
Meali:<br />
<br />
Ayaktakilere, eğilenlere, oturanlara dair bu söz.<br />
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.<br />
Bu öğütler sadece ihsan makamında olanlar içindir; (önüne gelenin yapacağı işler değildir. Doktorun yapması gerekeni hakim yaparsa olmaz, hakimin görevini çalgıcı yapmaya kalkarsa yine olmaz).<br />
Ve onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:<br />
<br />
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, "İş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin." buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadisi şerif)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz:</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana "Yakîn Bilgisi" gelinceye kadar, Allah’a kullukta devam et.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
İsa Efendimiz’e öyle bir yakîn bilgisi gelmişti ki, hangi şeyin, hangi toprağın, hangi bitkinin, kimin cibilliyatı olduğunu biliyordu. Çünkü onun, o toprağın, o melekeler ona diyordu ki: "Ben falanciyim, ben fillanciyim." Bu Muhammed’e ne zaman geldi? Ta müşrikler Muhammed’e davet verip, sonra onun yemeğine zehir katıp sundukları güne kadar, onda o yakîn bilgisi yok idi. Ve o gün o eti ağzına götürdü, ve etteki o melekler ona dedi ki: "Ya Rasûlallah, beni yeme, ben zehirliyim." dedi. Peki bu yakîn bilgisi ne olaki? İşte o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesini duyar olmak makamı: Makam-ı safiye. Tasavvuftaki nefsin rütbelerinden safiye makamından bahsediyoruz ki, o kadar saf dereceye ulaşacaksın ki, saffet ve safiyet seni, elementlerin sesini duymaya kadar götürecek ve sende o kadar ki o sesleri duyup ayırt edebilecek bir yakîn bilgisi hâsıl olacak yani. Ve yine İsa Efendimiz ve havarileri bir yere vardılar ve İsa bir avuç yerden toprak veya çamur alıp dedi ki: "Bu, bilmem Nuh’un oğlu mafsal kemiği." dedi. "Haydi dirilt de bakalım o zaman, ey Ruhullah." dediler.<br />
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda"<br />
dedi, o toprak canlandı, kalktı, onlarla konuştu. Ve gördüler ki İsa doğru söylüyor. Ve havarilere geçti bu sefer bu yakîn bilgisi; onlarda tabiatın sesini duyar oldular, tabiat ana onlarla da konuşur oldu. Ve işte safiye makamı bazen elden ele verilir, bazen de kendi tasarrufun ile kazanırsın. Yakîn bilgisi böyledir. İlmel yakîn bilgisi için, elinde ilmî bir burhan olmalı; yani yazılı bir metin, bir bilgi olmalı ki onu okuyup ilmen bilebilesin. Yazılı bir metin, bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin. Ve Allah bu ilmini öyle her zaman insanların sandığı gibi Tevrat levhaları gibi levhalara yazmamıştır. Ve Tevrat nüshaları, yazılı olan levhalar, dünyanın dört bir yanındaki taşlara kazınmış olan bütün yazılar Tevrat nüshasıdır ve orijinaldir; tahrip edilmemiş olan Tevrat onlardır. Ve ta Mısır piramitlerinin içindeki resimli yazılar da buna dahildir; tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, çünkü taşa kazınmış. Amma insanoğlunun bunlarda ahmaklık ettiği görülünce, Rabbim bu yöntemi nesh etmiştir. Ve Kur’an kâinatta yazılıdır. Nasıl? Mesela çekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardır, bilmem alüminyumun içinde bir nüsha vardır, yine eşekte bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazılıdır. Ve bütün hak kitaplar canlıdır; hâlâ bozulmadan kalanları vardır. Ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler, hayvanlar olarak tezahür göstermektedir. Özü bozulmuş bir elma, tahrif olmuş bir ayeti temsil eder. Amma onun orijinal metni elimizde varsa, bozulmamış bir elma türü, çekirdeği tahrif olamamış, Allahu Teala’nın ayetlerinden bir ayeti temsil eder. Ve Kur’an kâinatta yazılıdır işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn. Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm.<br />
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn.<br />
<br />
Ey sağdaki! (Ey iyiler zümresi) Sana selam olsun!<br />
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,<br />
Ve onlar için alevli ateşe atılma vardır; su gibi kaynamak vardır.<br />
Veya aslî vatanı ateş olmak vardır; yani ateşten bir parça olmak vardır.<br />
Ve bunlar muhakkak ki taddirilarak, hakkal yakîn bilinir ve öğretilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet</span><br />
<br />
İngiliz İngilizcesini en iyi İngiltere’de yaşayanlar öğrenir; veya onu, bir İngiliz’le devamlı konuşanlar daha iyi öğrenir. İtalyanca böyle, Türkçe de böyle, Almanca da. Öyleyse elementlerin dilini de elementlerle konuşabilme ve yakîn bilgisine sahip olanlar bilir. O derece saf olacak ki hâlin, elementleri duyacak; sonra onların dilinden bir de anlamak, öğrenmek lazım. Mesela İngilizceyi duyarsın da, sen İngilizce bilmiyorsan, anlamazsın ne diyor onlar. Elementlerin sesini biz duysak, ne kadar bir gürültüdür o, düşünün bir. 1 cm³ bir elementin içinde binlerce o elementin atomundan var. Atom, mikroskop bazında görülebilen küçük bir parça. Öyle olunca 1 cm³ bir cam bardağın parçasındaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazım. Amma duymuyoruz işte. Ve İsa’ya verilen yakînlik bilgisi, bunların sesini duyacak bir yakînlik. Yine Muhammed’e öyle bir yakînlik. Ve yine Allah, İbrahim’i yakacak olan ateşe:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
"Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol" dedik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENBİYA Suresi 69. ayet</span><br />
<br />
Öyleyse, öyle bir yakînlik derecesi var ki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. Ve Allah dedi ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana "Yakîn Bilgisi" gelinceye kadar, Allah’a kullukta devam et.<br />
<br />
Ve bu ilim, Hz. İbrahim’e öğretilirken birinci defa sınandı: Yatırdı İsmail’i kesecek, Allah bıçağa "dur, kesme" dedi, bıçak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez. Ve burada öğrenemedi. Bu sefer mancınığa bindirdiler, ateşe atıyorlar, orada da öğrenemedi. Allah diyor "Gulnâ..." "Biz dedik ki ateşe..." diyor. Yani yine İbrahim öğrenmiş olsa, Rabbimiz buyuracak ki "İbrahim dedi ki ateşe" olacak amma, öyle demiyor, "Biz dedik ki" diyor. İbrahim yine bu elementleri duyabilecek, onlarla konuşabilecek yakîn bilgisinden yoksun. Ve Ashab-ı Kehf’e öyle bir kelime öğretti ki Rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu. Ve Kur’an’da bunu, Kehf Suresi’nde nasıl anlatıyor, o kelime hakkında:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
De ki: "Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KEHF Suresi 109. ayet</span><br />
<br />
Ve bu sırlı kelimeyi dediğin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldırır. Sır bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsin ki, sana o yakînen bildirilmeyince bilemezsin ki. Ve onlar bir kelime öğrendiler ve bu kelime onları 300 sene sonra uyandırdı. Ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyup da "Rabbim, o Ashab-ı Kehf’i kaldıran kelime hatırına beni de şu saatte kaldır." derse inşallah faydasına nail olur, ve o saatte uyanır. Amma o kelime yine, o derece yakîn bilgisine ermek ile olur; yoksa bu ayet o kelime değildir, yine sadece o ayet, o kelime hatırına kullanılır. Allah’ın muradına uygunsa cevap gelir o duadan.<br />
<br />
Ve Allah diyor ki, biz ateşe dedik ki "serin ol." Haydi sen de söyle bu kelimeyi ateşe, ben de söyleyen, ateş serin olacak mı bakalım, kimin sözüne itaat edecek? Eğer ben o yakîn ve safiyet makamına çıkmadıysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz. Hadi diyen bak, yine yakar benim elimi. Sen de bakalım, seni yakmayacak mı? Amma öyle kimseler var ki, onlar safiyet makamına çıkmış kimseler; onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz, bıçak kesmez. Nitekim bir tarikat vardır ki Rufailer diyorlar; onlar bedenlerine şiş sokuyor, bilmem kılıç sokuyor, bir şey olmuyor. Neden? Onlarda bir kelime var, o tılsım amma, o tılsımı da söyleyen ağız ve insanların hepsi bir değil. Amma velev ki bir çocuk olsa bile, ve bu kelime, amma elden ele verilir, dilden dile verilir; amma da, kendi tasarrufun ile kazanırsın dedik işte. Ve sana bıçak dürteler, bir şey olmazsın; hatta ta kalbine dürteler, yine bir şey olmaz. Çünkü sen tılsımlı kelimeyi biliyorsun, elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o maddeden korunurlar.<br />
<br />
Nitekim Mehdi’yi Deccal’in kesmesi, fakat Mehdi’nin tekrar dirilmesi; çünkü o kelimeyi o biliyor. Sonra yine kesememesi, yine dirilmesi; sonunda üçüncüde dirilince, bir daha onu öldüremeyecek olması ve onun sırtının onun emri ile bakırdan ve kurşundan bir hâle dönmesi; yani elementlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi; yani onu yenemeyeceğini anlayınca umudu biter. Aynı Firavun gibi, artık "Ben ona inandım." diyecek amma biraz geç olacak. Aynı ikinci Firavun, Mehdi’nin Firavunu yani. Ve orada Mehdi’ye düşen tılsımlı kelime: "Şimdi mi ahmak, şimdi mi anladın?" Evet, buradan davet var: Sonun geleceği güne hazır ol; o gün senin gücünün bittiği gün. İstersen deneyin, sonunda ister inan, ister geri dur. Korkmayan sen misin, ben miyim? Bundan bakalım haydi çağrı, davete buyur, dene; ya sen ya ben, aslar kimdeyse o kazanır. Ve varsa kesilmeye razı olacak başka bir Mehdi adayı çıksın, hadi onunla savaşın. Varsa öyle, onun önünde kesilmekten korkmayacak bir yiğit Mehdi, ben ona öncelik veririm; hadi gitsin yatsın kesilmeye. Ve benim atam İsmail varken, benim korkum yok; onu kesmeyen bıçak beni de kesmez. Amma ne zaman onu da Rabbim bilir. Sen o tılsımı bilmezsin, amma o kelime bana ben oraya yatmadan gelcektir. Şimdi boşuna hafızamda arama yok; o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, İbrahim ateşe düşmeden hemen önce gelir. Senin işin bitip mancınığı fırlatınca, ben senin elinden çıkınca, fırsat bana geçince... Varsa o sesi duyabileceğini başka iddia eden, buyursun önden, buyursun.<br />
<br />
İnsan kendisinin olmayan lokmayı yiyemez, dedik çok önceki vaazlarımızda. Ve bunu şimdi şöyle açıklayacağız: Mesela Toyota marka bir arabanın tekeri, koca teker bile Renault arabaya takmaya kalksan uymuyor. Yani teker mi teker, cant mı cant; amma o Toyota için, diğeri Renault için. Öyle olunca, Allah’ın, senin bedenini oluştursun diye halk ettiği bir lokmayı, başkası yiyemez; sen de başkasının bedeni olacak lokmayı yiyemezsin. Ve yine istisnai durum: İsa Efendimiz son yemekte ortadaki ekmeği böldü, ve dedi: "Bu benim etim, yiyin." dedi. Sonra şerbet vardı, vişne şerbeti; "Bu da benim kanım, için." dedi. Yani o, o elementlerin kendini oluşturacak olan parçalar olduğunu biliyordu. Fakat onları o, havarilerine yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti. Ve Hristiyanlık diye bir din, dünyada ikinci büyük din oldu. Ve onlar yine onun lokmalarını, onun müsaadesi ile yediler. Amma dedi: "Sofradakilerden yanınızda, evinize götürmeyin bundan." dedi. Alıp gidenler domuz suretine çarpıldılar.<br />
<br />
İş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel. Sen hiç tedavi olmak için baytarın önüne yatar mısın, ameliyat etsin diye? Belki zorda kalırsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona? Çünkü doktor başka, baytar başka değil mi? Yine doktoru alıp gelip ona, "Hadi bana İstanbul Köprüsü yap." denir mi? O mühendisin işi ve görevi. Ve safiye makamına çıkmayan ve sır saklayamayan birisine bu kelimeler öğretilmez. Ve Hz. Süleyman, Belkıs’ın veya Balkız’ın tahtını getiren o "Asaf bin Berhiya" da işte safiyye makamına çıkmış olan bir Allah adamıydı ki, ona ilahi kelimeler öğretilmişti. Öyle bir kelime ki, onunla bir yerden bir yere gidebilme, veya bir yerdekini başka yere taşıyabilmek için bir tılsımlı kelime. Ve eğer seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduya isterse "Suya dal" der, hepsi suya dalar; "Çık" der, çıkarlar değil mi? Öyle sokaktan geçen biri askere "Yat" deyince mi asker yatar, yoksa komutanı tanıyıp "Komutan" deyince mi yere yatar? Öyleyse, işte elementlere emredebilme yetkisi olan bir zât-ı muhterem de "Gel buraya" deyince, ağaç kökleriyle çıkar gelir. Ve Muhammed’de oldu mu? Oldu. Hacet-i def-i iyesini yapacağı zaman ağaçlara "Gel buraya, beni sakla." diyordu; hacet edesiye gelip ona gelertili olurlardı.<br />
Ve hakkal yakîn derecesindeki bir yakîn bilgisi, ateşin yaktığını, gerekince ekmek pişirdiğini, ve suyun gerekince hayat enerjisi olduğunu, ve amma bazen de, zaman gelip de katil olup, boğup adam öldürdüğünü bilmek derecesinde kalır.<br />
<br />
Ondan daha üstün bir yakîn bilgisi var ki, işte ateşe "Serin ve selamet ol" diyebilme derecesi, bıçağa "Kesme" diyebilme derecesi. Ve o makama tasavvuf ehli, nefs-i safiye diyor. Neden bu, ihsan makamından önce gelmesine rağmen, amma ihsan makamından sonra anlatıldı diyenler olacaktır? Çünkü hakkal yakîn olmadan önce, o ateşe "Yakma" demek lazımdır; yoksa hakkal yakîn bilince, ateşin içine düşünce ateşe "Yakma" dersen, senin ya tamamını, ya yarını yakmış olur. Öyle olunca, önce olmasına rağmen, sonda olan demektir. Ve vaktinden önce gelen demektir. Ve geçen hafta yazdık, bize füyûzat geldi, ve dedi ki: "Zararın neresinden dönersen kârdır." Ve bunu ben hakkal yakîn bilince değil, yani zarara uğradıktan sonra gelse idi, bana faydası ne olacaktı ki zaten? O öyle ki, sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyûzattır, ilimdir, bilgi ve sırlı ayet ve kelimedir.<br />
Komutan olmayan birisinin emrine askerler itaat edip uymazlar değil mi? Öyle olunca zamanın imamı Mehdi’yi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar; amma insanların ahmakları onun imam ve komutan olduğunu bilmezler. İnsanlardan sadece seçkin olanlar onu tanır, bilirler. Ve o yüzden o ağaca emretse ağaç itaat eder, ve suya dese su itaat eder. Amma işte kâfir Deccal anti uygulaması yapıyor, ve tersine çeviriyor işte.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
<br />
Kehf Ashabı’na dediler ki: "Rabbinizden size rahmet olarak gelen Raşid’in emriyle diriler olun."<br />
<br />
Ve sen de bakalım, bu kelimeleri bir de ben diyen, o ayeti ölüler dirilecek mi? Dirilmez. Çünkü sen o Raşid değilsin, sen o İsa değilsin ki dirilsin. Ve komutan kimse elementler ona uyar, itaat ederler. Velhasıl kelam.<br />
<br />
Ve element dilini bilmek işte, ilk basamakta "ti ve anti" olarak başlar. Yani İsrafil borusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü’ üürü’ üüüüüü" ne demek peki, bilen var mı? Hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba, diyen var mı? Neden böyle ötüyor horoz, demek yok mu? Yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler; ne komut veriyor acaba? Yani Allah’ın kelimelerini yazacak mürekkep denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazıp bitiremez, diyor Rabbim. Çünkü kedi dili, köpek dili, karınca dili, bakteri dili, inek dili, aslan dili, fok balığı dili... Hangi birini yazacaksın, anlayacaksın? İngilizce bilen, bir de kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor.<br />
Ey insan, sen bilmez misin?<br />
<br />
Allah’ın binlerce yarattığı hayvanı, börtüsü böceği, elementi, yaprağı, bitkisi, ağacı, çekirdeği, gezegenleri, yıldızları, melekleri, ceberrut ve lahut âlemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlaşabileceği birer dil veren Rabbinin üstünlüğünü unutur da, iki dil bilene üstünlük yüklüyorsun. Ey insanoğlu, sana kim öğretti bu dilleri? Köpek, köpekçeyi nereden öğrendi, demek yok mu? Kedi, kedi dilini nereden öğrendi, demek yok mu? Bunun bir kitabı da okulu da yok; nereden öğreniyor bunlar, demek yok mu ey insanoğlu? "Köpeğimi bu sene ilkokula gönderdim, okumasını öğrendi." diyen var mı? Köpek kendi dilini otomatik bilir, ama insan dilini de bilir, fakat konuşmaz, sadece. "Dab daba rab" ne demek acaba, değil mi? Yani musiki. Yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yağmur ne diyor acaba, diyen var mı? "Kappudu kappudu kappudu kap" atın nalı ne diyor acaba, demek yok mu?<br />
Hz. Yunus Efendimiz, Derviş Yunus bu makama eren biri, ne diyor: "Sordum sarı çiçeğe, annen baban var mıdır?" "Ne inilersin dertli dolap?" Hz. İsa ise, onun, o çiçeğin annesi kim, babası kim bilen bir makam; bir üst makam. Bu, kimin cibilliyatı bilebilen bir makam. Onu kim yiyecek de, onda lokma olacak, hücre olacak, biliyor. Ve öyle olunca, sen senin olacak lokmayı yiyebilir, nefesi alabilirsin. Ve bagaja, dozere, tanka takılacak vidayı radyoya takamazsın azizim; olmaz, olmaaaaz. Ahmak olmak lazım; 36’lık bir vidayı küçücük radyoya takmaya kalkmak delilik değil de ne o zaman? Ey kâfir Deccal, sen senin olmayan makama eremezsin. O makam Mehdi’nin ise, sen elli defa uğraş, senin olmaz. Sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak. Sen bilmez misin?<br />
<br />
Ve Mehdilik de öyle ismini Mehdi koymakla, babasının ismini Abdullah koymakla, bilmem Suriye’de Şam’da namaz kılmamakla olmaz.<br />
<br />
Onu yerdekiler de bilir, göktekiler de bilirken, ey kendi bilmez, ahmak çakma Mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi. Daha Derviş Yunus derecesine ermemiş birinin Mehdiliğe kalkması ancak DANGILLIKTIR.<br />
<br />
::::::<br />
<br />
Hz. Hatice’nin ümmetin annesi olduğunu söylediğimiz için, bizi yine yalancı çıkarmaya kalkanlar oldu. Ve bunu bu hafta şu satırlarla anlatıp ispat edip cevaplayacağız:<br />
<br />
Herkesin bir cibilliyatı olan hayvan cinsinden sıfatı vardır, ve o hayvanın özelliklerinden taşır o kimse. Ve Hatice’nin ümmetin annesi olması; yani mesela karıncalarda bir tane anne vardır, anne karınca bütün karıncaların annesidir. Tabiatta örneği var mı? Var. Yine arılarda da aynıdır durum. Ve Meryem’in, Mehdi’nin yani İsa’nın annesi olması, ve gelecekten gelen çocuğun annesi olması demek ise, yani bütün Mehdi çocuklarının annesi demek olur. Ve yine Meryem, fakir Meryem, çocuğunu öyle saraylarda büyütmedi İsa’yı; deneleri harmana götüren arabalardan dökülen buğday başaklarını toplayarak büyüttü. Ey Mehdi çocuklarının anneleri, öyle "Mehdi’ye bu çocuklara bakmıyorsun." diye saray saltanat beklemeyin. Yani anne karınca Meryem, başak toplayarak büyüttüyse, İsa Ruhullah olmasına rağmen, Allah’ın en fakir kulu olan İsa, Allah katında en zenginlerden birisi. Ve yine Ali Ağaoğlu ile Özyılmazel konusu; onun bu konuyu yanlış anlayıp yanlış lanse etmesi yüzünden... Ve çok eşli hayvanlar belli, tek eşliler de belli. Ve Süleyman Aleyhisselam’ın 300 eşi olması, öyle belki sizin bildiğiniz gibi değil. Bir kadını alıp boşarsan, istersen böyle 300 değil 3000 kadınla evlen, boşan; var mı şeriata aykırı bir durum? Yok. O zaman, onun 300 karısı olması, bir anda hareminde 300 kadın tutmuş olmayabilir değil mi? Bunun versiyonları çok. Ve bir çiftlikte bir tane sağlam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döller ki, arı diri ve soylu bir at soyu olsun diye değil mi? Çünkü o at gerçek soydur, gerçek erkektir; onun döllemesi, doğacak bütün yeni bebe atların arı diri ırk at olması içindir değil mi? Yine çiftlikte bir koç bütün çiftliğin koyunlarını döller; damızlık koç odur çünkü. Ve böyle olunca karışık ırk olmaz, arı diri ırk olur yine. Ve böyle olunca tek eşli hayvanlar da bellidir ve onlar da tek eşliliği korurlar.<br />
Ve tabiatta örnekleri var.<br />
"Saf" kelimesi nerede geçiyor? Mesela "saf kan at", "saf ırk". Safiye, yani saf ırk demektir. Yani o makama ancak saf ırk olan kimseler ulaşabilir. Hitler köpeği kendisini saf ırk sanıyordu, ahmak. Yani Alman iti doberman saf ırk diyordu. Yani ahmak, dünyada bir doberman köpeği yok. Ve herkes doberman köpeği olacak diye bir hukuk olmaz. Herkes köpek olursa, kedi ne olacak, yahut balık ne olacak, kuş ne olacak? Ve diğerlerini yok edip dünyayı tek ırk yapma projesi, böyle ahmak birinin aklı olabilir zaten. Dangillarin başkumutanı, onun ardından gidenler de zaten doppel dangıl demek. Yani dünyada at ayrı bir soy, aslan ayrı bir soy, kedi ayrı bir soy, ve hepsinin arı diri ırkı vardır. Amma bozdular ve artık öyle bir arı ırk yok denecek kadar az. Çünkü elma bozulunca, oynanınca, nerede bulacan artık gerçek elmayı? Yok bir de, olanları da öldürtüyorlar varsa. Tavuk gribi dediler, gerçek tavukları itlaf ettirdiler, ve herkese bozuk ırk tavuk sattılar. Artık yok ki gerçek tavuk; kaldıysa birkaç bilinmeyen köyde kaldı belki. Ve bu aynı sistem ile domates fiyatını bir düşürdüler, adam satsa da para etmiyor, kamyonlarca domates çöpe döküldü, ertesi sene de ekmediler, domates tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk domates soyunu sürdüler piyasaya. Artık gerçek, arı diri domates kalmadı yani. Ve böylece bunlar, işte itler ve Hitler aklı ile, bütün diğer soyları bozdular, ve kendi soylarını arı ırk kabul ettirmek için diğerini bozdular. Ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten; sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoruz; kendileri iyisini yiyorlar. Bunların sana banı yok onlardan. Ve işte Mehdi bunların çarkına çomak sokan oluyor. Öyle yapıyorlar falan; sırrını ortaya koyuyor, böyle yapıyorlar, onu da açıklıyor. Ve onların işine de gelmiyor; ve bize rakip sahte Mehdiler icat etti (:::) gavur.<br />
Amma sahteler aslına rücu ettirir. Senin yaptığın sahte domatesler, artık bizim gerçek domatesi aramamız gerektiğini öğrettiyse, senin o türettiğin sahte Mehdiler de, insanların gerçek Mehdi’yi arayıp seçmesine sebep olacaktır zaten. Teşekkürler, bu hizmetine bilmeden yaptığın hizmetin için.<br />
<br />
Rabbim o arı diri soya, saf soya, saf ırka, Mehdi soyuna, Muhammed soyuna yardım etsin ki, kâfir Deccal ve ırkıyla savaşında güç kuvvet versin, onları o kâfirlere galip getirsin, âmîn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Âmîn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---OoO---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34280</link>
			<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 09:50:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34280</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188338" target="_blank" title="">Nefs-i Kâmil - Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 201)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile Nedir? Nefsin Kemâle Erdiği Makam Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil - Nefs-i Kâmile Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Marziyeye ulaşmış, ve Allah’ın razı olduğu yeri öğrenmiş bir kul, artık Allahu Teala’nın isimleri ve sıfatlarında kemâle doğru yolculuğuna başlar. Ve önce ona Rahman nedir öğretilir; yani zeker ve erkeklik, babalık nedir öğretilir. Eğer insan veya o sofi, o mürid, bunda anlayışsızlık edip anlamazsa; kadınsa kocası, babası elinden alınır, ve babasız veya kocasız kalır, çocuklarına hem ana, hem babalık yapmak durumunda kalır. Ve babalık neymiş ona hakkal yakîn tattırılır azizim. Öyle "Vay baba, işte çocuğu doğurtan adam." diye yüzeysel bir bilgi değil; bizzat yaşarsın baba neymiş, Rahman neymiş. Veya baba olarak doğarsın, bir ömür babalık yapıp bizzat baba olarak hayata, insanlık âlemine çırak çıkarsın. Ya da senin elinden o alınır ve "Bak bakalım o olmayınca neler oluyor." denir. Ve sonra da "Haaa, Rahman’ın görevleri şunlarmış; keşke babamız yaşasaydı, keşke kocam yaşasaydı." diyecek vehamete kadar düşersin. Ve eğer anlamazsan senelerce öyle sürünürsün; hem baba, hem ana olmaya devam edersin. Öğrenmeyen geçemez ki ikinci basamağa. Ve ikinci basamak annelik, yani rahim. Yine anneliği, rahimliği kolay bir şey sanan anlayışsızlardan, karısı kızı elinden alınır da mahrum edilir de, yahut çocuğu olmaz, annelik nedir bilmez, kapı kapı doktor doktor çocuk arar da ne baba ne anne olabilirler. Çünkü ne rahim (anne) nedir bilir, ne de Rahman (baba) nedir bilir. Ve sonunda öyle hâle gelir ki, mesela "Bir kızım olsun da isterse topraktan olsun." veya mesela bir baba, "Erkek evladım, misal Ali oğlum olsun da isterse topraktan olsun." diyecek acziyete düşer. Ve bir bardak su verecek kimse bulamaz. Ve hem anne, hem baba, hem çocuk, hem ebeveyn olmuştur. Zıtlar ancak yokluğunda kavranabilir kuralı gereği, bu yüzden elinden alınanın kıymetini, elinden gidince o zaman anlar. Eğer bu köprüyü de aşabilirse, anne nedir, Rahman nedir, rahim nedir, görevleri nedir anlayınca bu sefer El-Alîm ismi gelir. Ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hiçbir şeyin ne olduğunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olur da, kafasını taşlara vuran ahmak olur da, "Onlar kördür, sağırdır..." ayeti ile bilginin kıymetini bilmeyen, Allah’ın El-Alîm ismini anlamayan kimselerdir onlar yani. Ve böylece artık her gün, her an, yeni bir isimde, yeni bir sıfatta yolculuk edilir. Ve bunun sonu hududu yoktur. El-Hakîm ismine gelince, mesela seni bir hakimin yanına verirler: "Bak kulum, ben hakim olunca ne yaparım, bak gör, öğren." denilir ona, ve hakimin yanında çırak çıkar. Eğer orada hakim olup da hak yemeyi öğrenirse, yalancıların avukatı olur, anlayışsızların sözcüsü olur, kâfirlerin yardımcısı olur ve sınıfta kalır. İkinci hayatta ona o yediği haltlar, yaptığı haksızlıklar tattırılır, ve atarlar suçsuz yere hapse; ve senelerce orada adalet ve doğru hakim bekler. Sen misin Allah’ın adaletine ve Hakîm ismine saygısızlık eden? Ve yine Raşid ismini öğrenecek, öğretmen ederler adamı. Allah nasıl öğretmenlik eder, öğrenir. Ve eğer öğrenemezse, bunu anlamaz da öğretmenliğe, raşidliğe hıyanet ederse, ilminin zekâtını verip insan ve çocuk yetiştirmezse, başına nice sıkıntılar gelir.<br />
<br />
Ve böylece insan, işte Allah’ın isimlerinde mâhir olunca... Ve bu nefsin iki türlü boyutu vardır: Bir "nefs-i kâmile", bir de "nefs-i kâmil". Yani aynen bir Rahman, erkek ve zeker çıkıntılı; ve bir de rahim, girintili çukurlu; bir dağ ve bir göl veya deniz gibi olduğu gibi. Nefs-i kâmil, erkek versiyonu; ve kâmile ise çukurlu. Ve eğer kâmileyi öğrenecekse, yani dişi, Sâdık değil Sıddîka, yani yeni versiyonu; onun dişi ve kadın olacaktır. Ne zaman kâmileye erdi, o zaman bir kız çocuk olarak doğar artık. Veya nefs-i kâmile erdi; hep erkek olanlarda ilerledi, yani Rahman, kâmil; Sâdık, Sıddîka; Rezzak, Rızıka; Saffet, Safiye gibi doğacağı versiyonu, onun kemâl bulduğu veya anlayamadığı, takıldığı yerde, daha iyi anlaması için, anlayışsızlığının gitmesi için, yeni versiyonu o isimde olur. Yani saf ve temizliği mi anlamadı, onu Saffet veya Safiye eder, doğurtur bir anadan Allahu Teala da, temizlik, saflık nedir öğretirler. Ve yeni versiyonda temizlik hastası olur çıkar.<br />
Ve böylece Allah’ın her şeyi çiftler, zevçler, zıt kutuplar hâlinde yarattığı hikmeti açığa çıkar. Ve insan ya doğacağı yeni versiyonu olan bir erkek çocukla kemâle erer, ya da kadın ve dişi, kız çocukluğa erer. Ve seyr-i sülûk artık, onun kemâlatına bakar; hangi dersten sınıfta kaldığına bakar. Hangi dersten zorlandıysa ve sınıfta kaldıysa, o ders ve o isim ile doğar, ve ona bir ömür boyu öğretilir artık.<br />
Ve Allah’ın milyonlarca ismi ve sıfatı vardır; ancak Allah bunlardan 99 için "Bunlar, en güzel isimlerimdir." buyuruyor. Ve bunları "(Esmâü’l-Hüsnâ’yı) öğrenen (yaşayan, tadan) cennete yol bulur." dedi Muhammed; yani anne karnına geçip doğar demektir.<br />
<br />
Rabbim bu makama ulaşınca, anlayışsızlardan, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmaktan muhafaza buyursun hepimizi.<br />
Ulaşabilirseniz bu makama, makamınız mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?</span></span><br />
Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmil"</span></span> (erkek formu) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmile"</span></span> (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah’ın rızasına ermiştir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel Tanım:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kâmil"</span></span> kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i kâmil</span></span>, nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7 mertebesinin</span></span> (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış"</span></span> bir mümin olarak yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’in Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Tevhid Şuuru:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lâ mevcûde illâllah</span>"</span> (Allah’tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her şeyde Allah’ın tecellisini görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ ve Bekâ Makamı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillah</span></span> (Allah’ta yok olma) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekâ billah</span></span> (Allah’la var olma) hâlini yaşar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu tamamen silinmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlâhî Ahlak:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet ve Şefkat:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yaratılanı severim, Yaratan’dan ötürü"</span></span> düsturuyla hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ledün İlmi (Gizli İlimler):</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın öğrettiği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ilm-i ledün"</span></span> (kalp ilmi) ile hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’e Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs Mertebelerini Tamamlamak:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Riyasız İbadet:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah’ı anma) ve ihlâslı ameller.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşk ve Teslimiyet:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hiçlik (Fenâ) Bilinci:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enel-Hak</span>"</span> (Ben Hakk’ım) değil, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hak’tan başka bir şey değilim</span>"</span> idrakine varmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’in Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın temel şartıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın yeryüzündeki halifesi"</span></span> olarak kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî</span></span> gibi veliler bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, nefs daima kusurlu görülür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlânâ’nın Şeb-i Arûs Anlayışı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">"Ölmeden önce ölünüz" (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fenâ fillah</span>) sırrına ermek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Emre’nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış hâlini anlatır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî’nin "Fütüvvet" Ahlakı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi Düstur)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mart 2016 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler:</span></span> Nefsi Kâmil, Nefsi Kâmile Nedir?, Kâmil, Kâmile, tasavvuf, seyri sülûk, vahdet, vahdet-i vücut, nefsin rütbeleri, makamları, kemâlat dereceleri, nefsin sıfatları<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="PNG Image" border="0" alt=".png" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188338" target="_blank" title="">Nefs-i Kâmil - Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir.png</a> (Boyut: 1.1 MB / İndirmeler: 201)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile Nedir? Nefsin Kemâle Erdiği Makam Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil - Nefs-i Kâmile Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefs-i Marziyeye ulaşmış, ve Allah’ın razı olduğu yeri öğrenmiş bir kul, artık Allahu Teala’nın isimleri ve sıfatlarında kemâle doğru yolculuğuna başlar. Ve önce ona Rahman nedir öğretilir; yani zeker ve erkeklik, babalık nedir öğretilir. Eğer insan veya o sofi, o mürid, bunda anlayışsızlık edip anlamazsa; kadınsa kocası, babası elinden alınır, ve babasız veya kocasız kalır, çocuklarına hem ana, hem babalık yapmak durumunda kalır. Ve babalık neymiş ona hakkal yakîn tattırılır azizim. Öyle "Vay baba, işte çocuğu doğurtan adam." diye yüzeysel bir bilgi değil; bizzat yaşarsın baba neymiş, Rahman neymiş. Veya baba olarak doğarsın, bir ömür babalık yapıp bizzat baba olarak hayata, insanlık âlemine çırak çıkarsın. Ya da senin elinden o alınır ve "Bak bakalım o olmayınca neler oluyor." denir. Ve sonra da "Haaa, Rahman’ın görevleri şunlarmış; keşke babamız yaşasaydı, keşke kocam yaşasaydı." diyecek vehamete kadar düşersin. Ve eğer anlamazsan senelerce öyle sürünürsün; hem baba, hem ana olmaya devam edersin. Öğrenmeyen geçemez ki ikinci basamağa. Ve ikinci basamak annelik, yani rahim. Yine anneliği, rahimliği kolay bir şey sanan anlayışsızlardan, karısı kızı elinden alınır da mahrum edilir de, yahut çocuğu olmaz, annelik nedir bilmez, kapı kapı doktor doktor çocuk arar da ne baba ne anne olabilirler. Çünkü ne rahim (anne) nedir bilir, ne de Rahman (baba) nedir bilir. Ve sonunda öyle hâle gelir ki, mesela "Bir kızım olsun da isterse topraktan olsun." veya mesela bir baba, "Erkek evladım, misal Ali oğlum olsun da isterse topraktan olsun." diyecek acziyete düşer. Ve bir bardak su verecek kimse bulamaz. Ve hem anne, hem baba, hem çocuk, hem ebeveyn olmuştur. Zıtlar ancak yokluğunda kavranabilir kuralı gereği, bu yüzden elinden alınanın kıymetini, elinden gidince o zaman anlar. Eğer bu köprüyü de aşabilirse, anne nedir, Rahman nedir, rahim nedir, görevleri nedir anlayınca bu sefer El-Alîm ismi gelir. Ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hiçbir şeyin ne olduğunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olur da, kafasını taşlara vuran ahmak olur da, "Onlar kördür, sağırdır..." ayeti ile bilginin kıymetini bilmeyen, Allah’ın El-Alîm ismini anlamayan kimselerdir onlar yani. Ve böylece artık her gün, her an, yeni bir isimde, yeni bir sıfatta yolculuk edilir. Ve bunun sonu hududu yoktur. El-Hakîm ismine gelince, mesela seni bir hakimin yanına verirler: "Bak kulum, ben hakim olunca ne yaparım, bak gör, öğren." denilir ona, ve hakimin yanında çırak çıkar. Eğer orada hakim olup da hak yemeyi öğrenirse, yalancıların avukatı olur, anlayışsızların sözcüsü olur, kâfirlerin yardımcısı olur ve sınıfta kalır. İkinci hayatta ona o yediği haltlar, yaptığı haksızlıklar tattırılır, ve atarlar suçsuz yere hapse; ve senelerce orada adalet ve doğru hakim bekler. Sen misin Allah’ın adaletine ve Hakîm ismine saygısızlık eden? Ve yine Raşid ismini öğrenecek, öğretmen ederler adamı. Allah nasıl öğretmenlik eder, öğrenir. Ve eğer öğrenemezse, bunu anlamaz da öğretmenliğe, raşidliğe hıyanet ederse, ilminin zekâtını verip insan ve çocuk yetiştirmezse, başına nice sıkıntılar gelir.<br />
<br />
Ve böylece insan, işte Allah’ın isimlerinde mâhir olunca... Ve bu nefsin iki türlü boyutu vardır: Bir "nefs-i kâmile", bir de "nefs-i kâmil". Yani aynen bir Rahman, erkek ve zeker çıkıntılı; ve bir de rahim, girintili çukurlu; bir dağ ve bir göl veya deniz gibi olduğu gibi. Nefs-i kâmil, erkek versiyonu; ve kâmile ise çukurlu. Ve eğer kâmileyi öğrenecekse, yani dişi, Sâdık değil Sıddîka, yani yeni versiyonu; onun dişi ve kadın olacaktır. Ne zaman kâmileye erdi, o zaman bir kız çocuk olarak doğar artık. Veya nefs-i kâmile erdi; hep erkek olanlarda ilerledi, yani Rahman, kâmil; Sâdık, Sıddîka; Rezzak, Rızıka; Saffet, Safiye gibi doğacağı versiyonu, onun kemâl bulduğu veya anlayamadığı, takıldığı yerde, daha iyi anlaması için, anlayışsızlığının gitmesi için, yeni versiyonu o isimde olur. Yani saf ve temizliği mi anlamadı, onu Saffet veya Safiye eder, doğurtur bir anadan Allahu Teala da, temizlik, saflık nedir öğretirler. Ve yeni versiyonda temizlik hastası olur çıkar.<br />
Ve böylece Allah’ın her şeyi çiftler, zevçler, zıt kutuplar hâlinde yarattığı hikmeti açığa çıkar. Ve insan ya doğacağı yeni versiyonu olan bir erkek çocukla kemâle erer, ya da kadın ve dişi, kız çocukluğa erer. Ve seyr-i sülûk artık, onun kemâlatına bakar; hangi dersten sınıfta kaldığına bakar. Hangi dersten zorlandıysa ve sınıfta kaldıysa, o ders ve o isim ile doğar, ve ona bir ömür boyu öğretilir artık.<br />
Ve Allah’ın milyonlarca ismi ve sıfatı vardır; ancak Allah bunlardan 99 için "Bunlar, en güzel isimlerimdir." buyuruyor. Ve bunları "(Esmâü’l-Hüsnâ’yı) öğrenen (yaşayan, tadan) cennete yol bulur." dedi Muhammed; yani anne karnına geçip doğar demektir.<br />
<br />
Rabbim bu makama ulaşınca, anlayışsızlardan, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmaktan muhafaza buyursun hepimizi.<br />
Ulaşabilirseniz bu makama, makamınız mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?</span></span><br />
Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmil"</span></span> (erkek formu) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmile"</span></span> (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah’ın rızasına ermiştir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel Tanım:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kâmil"</span></span> kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i kâmil</span></span>, nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7 mertebesinin</span></span> (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış"</span></span> bir mümin olarak yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’in Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Tevhid Şuuru:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lâ mevcûde illâllah</span>"</span> (Allah’tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her şeyde Allah’ın tecellisini görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ ve Bekâ Makamı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillah</span></span> (Allah’ta yok olma) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekâ billah</span></span> (Allah’la var olma) hâlini yaşar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu tamamen silinmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlâhî Ahlak:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet ve Şefkat:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yaratılanı severim, Yaratan’dan ötürü"</span></span> düsturuyla hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ledün İlmi (Gizli İlimler):</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın öğrettiği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ilm-i ledün"</span></span> (kalp ilmi) ile hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’e Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs Mertebelerini Tamamlamak:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Riyasız İbadet:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah’ı anma) ve ihlâslı ameller.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşk ve Teslimiyet:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hiçlik (Fenâ) Bilinci:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enel-Hak</span>"</span> (Ben Hakk’ım) değil, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hak’tan başka bir şey değilim</span>"</span> idrakine varmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Kâmil’in Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın temel şartıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah’ın yeryüzündeki halifesi"</span></span> olarak kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî</span></span> gibi veliler bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, nefs daima kusurlu görülür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlânâ’nın Şeb-i Arûs Anlayışı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">"Ölmeden önce ölünüz" (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fenâ fillah</span>) sırrına ermek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Emre’nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış hâlini anlatır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî’nin "Fütüvvet" Ahlakı:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi Düstur)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mart 2016 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler:</span></span> Nefsi Kâmil, Nefsi Kâmile Nedir?, Kâmil, Kâmile, tasavvuf, seyri sülûk, vahdet, vahdet-i vücut, nefsin rütbeleri, makamları, kemâlat dereceleri, nefsin sıfatları<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34288</link>
			<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 07:17:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34288</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Quantum Fiziği Nedir?</span></span><br />
<br />
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Fizik (Newton, Einstein):</span></span><br />
<br />
        Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.<br />
<br />
        Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Quantum Fiziği:</span></span><br />
<br />
        Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!<br />
<br />
        Kesin sonuç yok, olasılıklar var.<br />
<br />
        Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)</span></span><br />
<br />
    Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.<br />
<br />
    Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!<br />
<br />
    Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)</span></span><br />
<br />
    İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.<br />
<br />
    Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)</span></span><br />
<br />
    Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.<br />
<br />
    Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Kuantum Tünelleme</span></span><br />
<br />
    Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!<br />
<br />
    Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?</span></span><br />
<br />
    Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.<br />
<br />
    Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.<br />
<br />
    Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?</span></span><br />
<br />
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.<br />
Özetle:<br />
<br />
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.<br />
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.<br />
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.<br />
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duyguların ve Seslerin Frekansları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Duygular Enerjidir!</span></span><br />
<br />
    Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.<br />
<br />
    Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:<br />
<br />
        Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.<br />
<br />
        Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Sesin Gücü</span></span><br />
<br />
    Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.<br />
<br />
        Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Doğadaki Işık ve Frekanslar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Güneş ve Biyolojik Ritimler</span></span><br />
<br />
    Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:<br />
<br />
        Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.<br />
<br />
        Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).<br />
<br />
        UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)</span></span><br />
<br />
    Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.<br />
<br />
    İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.<br />
<br />
        Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı</span></span><br />
<br />
    Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.<br />
<br />
    Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.<br />
<br />
        Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Düşüncenin Enerjisi</span></span><br />
<br />
    Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.<br />
<br />
        Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular</span></span><br />
<br />
    Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?<br />
<br />
        Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Placebo Etkisi</span></span><br />
<br />
    İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Niyet Deneyleri</span></span><br />
<br />
    Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Pratik Çıkarımlar</span></span><br />
<br />
    Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.<br />
<br />
    Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç</span></span><br />
<br />
    Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.<br />
<br />
    Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.<br />
<br />
    Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.<br />
<br />
    "Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein<br />
<br />
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi</span></span><br />
<br />
    "Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.<br />
<br />
    Neo’ya öğretilenler:<br />
<br />
        Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.<br />
<br />
        "Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.<br />
<br />
    Quantum fiziği bağlantısı:<br />
<br />
        Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)</span></span><br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)<br />
<br />
    Temel öğreti:<br />
<br />
        Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.<br />
<br />
        Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.<br />
<br />
    Mistik deneyim:<br />
<br />
        Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"</span></span><br />
<br />
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)<br />
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.<br />
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."<br />
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.<br />
Ortak Mesaj:<br />
<br />
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.<br />
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.<br />
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.<br />
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik<br />
<br />
    Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):<br />
<br />
        Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.<br />
<br />
    Meditasyon &amp; Zikir:<br />
<br />
        Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.<br />
<br />
        Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Pratik Hayata Uyarlamak</span></span><br />
<br />
    Farkındalık (Mindfulness):<br />
<br />
        "Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.<br />
<br />
    Niyet Gücü:<br />
<br />
        Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.<br />
<br />
    Sevgiyle Bakmak:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.<br />
<br />
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?<br />
<br />
    Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.<br />
<br />
    Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.<br />
<br />
    Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."<br />
<br />
    "Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,<br />
    Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."</span></span><br />
<br />
###########<br />
<br />
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?</span></span><br />
<br />
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.<br />
<br />
    Yaratılışın Amacı:<br />
<br />
        Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.<br />
<br />
        İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.<br />
<br />
        Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.<br />
<br />
    Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:<br />
<br />
        “İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)<br />
<br />
        “Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:<br />
<br />
        “Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.<br />
<br />
        Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:<br />
<br />
            Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)<br />
<br />
            Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)<br />
<br />
        Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.<br />
<br />
    Zıtlıkların Dengesi:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”<br />
<br />
        Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?</span></span><br />
<br />
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.<br />
<br />
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı<br />
<br />
    Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).<br />
<br />
    İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.<br />
<br />
b) Kötülüğün Cazibesi<br />
<br />
    “Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.<br />
<br />
    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)<br />
<br />
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr<br />
<br />
    “Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)<br />
<br />
    Kıyamet alâmetleri:<br />
<br />
        “Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)<br />
<br />
        Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?</span></span><br />
<br />
a) İmtihan ve Hür İrade<br />
<br />
    “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)<br />
<br />
    Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.<br />
<br />
b) Hikmet ve Adalet<br />
<br />
    “Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)<br />
<br />
    Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.<br />
<br />
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem<br />
<br />
    “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)<br />
<br />
    Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mümin Nasıl Davranmalı?</span></span><br />
<br />
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)<br />
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)<br />
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)<br />
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi<br />
<br />
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:<br />
<br />
    “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)<br />
<br />
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.<br />
<br />
  "Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ<br />
<br />
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça (Önerilen Eserler):</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim<br />
<br />
    İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet<br />
<br />
    Mevlânâ, Mesnevî<br />
<br />
    Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 08.07.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Quantum Fiziği Nedir?</span></span><br />
<br />
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Fizik (Newton, Einstein):</span></span><br />
<br />
        Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.<br />
<br />
        Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Quantum Fiziği:</span></span><br />
<br />
        Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!<br />
<br />
        Kesin sonuç yok, olasılıklar var.<br />
<br />
        Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)</span></span><br />
<br />
    Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.<br />
<br />
    Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!<br />
<br />
    Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)</span></span><br />
<br />
    İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.<br />
<br />
    Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)</span></span><br />
<br />
    Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.<br />
<br />
    Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Kuantum Tünelleme</span></span><br />
<br />
    Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!<br />
<br />
    Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?</span></span><br />
<br />
    Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.<br />
<br />
    Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.<br />
<br />
    Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?</span></span><br />
<br />
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.<br />
Özetle:<br />
<br />
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.<br />
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.<br />
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.<br />
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duyguların ve Seslerin Frekansları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Duygular Enerjidir!</span></span><br />
<br />
    Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.<br />
<br />
    Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:<br />
<br />
        Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.<br />
<br />
        Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Sesin Gücü</span></span><br />
<br />
    Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.<br />
<br />
        Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Doğadaki Işık ve Frekanslar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Güneş ve Biyolojik Ritimler</span></span><br />
<br />
    Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:<br />
<br />
        Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.<br />
<br />
        Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).<br />
<br />
        UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)</span></span><br />
<br />
    Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.<br />
<br />
    İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.<br />
<br />
        Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı</span></span><br />
<br />
    Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.<br />
<br />
    Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.<br />
<br />
        Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Düşüncenin Enerjisi</span></span><br />
<br />
    Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.<br />
<br />
        Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular</span></span><br />
<br />
    Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?<br />
<br />
        Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Placebo Etkisi</span></span><br />
<br />
    İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Niyet Deneyleri</span></span><br />
<br />
    Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Pratik Çıkarımlar</span></span><br />
<br />
    Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.<br />
<br />
    Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç</span></span><br />
<br />
    Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.<br />
<br />
    Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.<br />
<br />
    Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.<br />
<br />
    "Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein<br />
<br />
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi</span></span><br />
<br />
    "Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.<br />
<br />
    Neo’ya öğretilenler:<br />
<br />
        Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.<br />
<br />
        "Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.<br />
<br />
    Quantum fiziği bağlantısı:<br />
<br />
        Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)</span></span><br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)<br />
<br />
    Temel öğreti:<br />
<br />
        Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.<br />
<br />
        Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.<br />
<br />
    Mistik deneyim:<br />
<br />
        Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"</span></span><br />
<br />
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)<br />
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.<br />
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."<br />
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.<br />
Ortak Mesaj:<br />
<br />
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.<br />
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.<br />
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.<br />
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik<br />
<br />
    Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):<br />
<br />
        Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.<br />
<br />
    Meditasyon &amp; Zikir:<br />
<br />
        Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.<br />
<br />
        Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Pratik Hayata Uyarlamak</span></span><br />
<br />
    Farkındalık (Mindfulness):<br />
<br />
        "Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.<br />
<br />
    Niyet Gücü:<br />
<br />
        Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.<br />
<br />
    Sevgiyle Bakmak:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.<br />
<br />
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?<br />
<br />
    Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.<br />
<br />
    Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.<br />
<br />
    Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."<br />
<br />
    "Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,<br />
    Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."</span></span><br />
<br />
###########<br />
<br />
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?</span></span><br />
<br />
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.<br />
<br />
    Yaratılışın Amacı:<br />
<br />
        Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.<br />
<br />
        İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.<br />
<br />
        Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.<br />
<br />
    Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:<br />
<br />
        “İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)<br />
<br />
        “Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:<br />
<br />
        “Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.<br />
<br />
        Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:<br />
<br />
            Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)<br />
<br />
            Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)<br />
<br />
        Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.<br />
<br />
    Zıtlıkların Dengesi:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”<br />
<br />
        Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?</span></span><br />
<br />
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.<br />
<br />
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı<br />
<br />
    Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).<br />
<br />
    İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.<br />
<br />
b) Kötülüğün Cazibesi<br />
<br />
    “Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.<br />
<br />
    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)<br />
<br />
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr<br />
<br />
    “Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)<br />
<br />
    Kıyamet alâmetleri:<br />
<br />
        “Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)<br />
<br />
        Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?</span></span><br />
<br />
a) İmtihan ve Hür İrade<br />
<br />
    “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)<br />
<br />
    Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.<br />
<br />
b) Hikmet ve Adalet<br />
<br />
    “Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)<br />
<br />
    Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.<br />
<br />
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem<br />
<br />
    “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)<br />
<br />
    Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mümin Nasıl Davranmalı?</span></span><br />
<br />
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)<br />
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)<br />
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)<br />
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi<br />
<br />
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:<br />
<br />
    “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)<br />
<br />
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.<br />
<br />
  "Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ<br />
<br />
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça (Önerilen Eserler):</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim<br />
<br />
    İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet<br />
<br />
    Mevlânâ, Mesnevî<br />
<br />
    Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 08.07.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34289</link>
			<pubDate>Fri, 20 Jun 2025 19:36:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34289</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="JPEG Image" border="0" alt=".jpeg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188350" target="_blank" title="">freepik_assistant_1750440586539.jpeg</a> (Boyut: 152.61 KB / İndirmeler: 186)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.<br />
Letâiflerin Genel Özellikleri<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sayı ve Sıralama:</span></span><br />
<br />
    Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:<br />
<br />
        Kalp<br />
<br />
        Ruh<br />
<br />
        Sır<br />
<br />
        Hafî (Gizli)<br />
<br />
        Ahfâ (En Gizli)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Renk ve Yönlerle İlişkisi:</span></span><br />
<br />
    Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span> Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span> Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sır:</span></span> Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mânevî Aşamalar:</span></span><br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.<br />
<br />
Letâiflerin Detaylı Açıklaması<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sol göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Zikir:</span> "Lâ ilâhe illallah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sağ göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Allah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sır:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göğüs ortası.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hû".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafî:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Alın.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hayy" (Diri olan Allah).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahfâ:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göbek altı veya kalbin daha derini.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâiflerin Uyanması ve Zikir</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yöntem:</span></span> Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hissedilenler:</span></span> Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amaç:</span></span> Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuf Ekollerinde Letâifler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendiyye:</span></span> Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadiriyye:</span></span> Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlevîlik:</span></span> Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).<br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?</span></span><br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Köken ve Kültürel Bağlam</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Letâifler:</span></span><br />
<br />
        İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.<br />
<br />
        Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.<br />
<br />
        Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.<br />
<br />
        Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.<br />
<br />
        Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler</span></span><br />
<br />
Letâifler Çakralar<br />
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)<br />
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)<br />
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)<br />
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)<br />
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)<br />
<br />
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.<br />
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Enerji vs. Ruhaniyet</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.<br />
<br />
        Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.<br />
<br />
        Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.<br />
<br />
        Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.<br />
<br />
        Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dinî Perspektif</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam’da Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.<br />
<br />
        Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.<br />
<br />
        Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.<br />
<br />
        Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.<br />
<br />
        Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**</span></span><br />
<br />
    Hayır.<br />
<br />
        Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.<br />
<br />
        Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span> Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span> İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar<br />
<br />
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı</span></span><br />
<br />
    Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".<br />
<br />
    Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.<br />
<br />
    Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid İzni ve Hazırlık</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Temel şartlar:<br />
<br />
        Abdestli olmak,<br />
<br />
        Sessiz ve sakin bir ortam,<br />
<br />
        Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri</span></span><br />
<br />
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:<br />
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Uygulama Adımları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Posture (Oturuş):</span></span><br />
<br />
        Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Niyet ve Besmele:</span></span><br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Zikir Tekniği:</span></span><br />
<br />
        Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.<br />
<br />
            Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.<br />
<br />
        Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf (Enerji Hissi):</span></span><br />
<br />
        Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçiş:</span></span><br />
<br />
        Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.<br />
<br />
    Mânevî:<br />
<br />
        Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.<br />
<br />
        Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.<br />
<br />
        Sır letâfesi → İlham artışı.<br />
<br />
        Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.<br />
<br />
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
    Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.<br />
<br />
    Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.<br />
<br />
    Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler</span></span><br />
<br />
    Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).<br />
<br />
    Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi</span></span><br />
<br />
    Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.<br />
<br />
    İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.<br />
<br />
    İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).<br />
<br />
Son Söz<br />
<br />
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.<br />
<br />
    "Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)<br />
###################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı</span></span><br />
<br />
############################<br />
<br />
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:<br />
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak</span></span><br />
<br />
    Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı</span></span><br />
<br />
    Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.<br />
<br />
    Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.<br />
<br />
    Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Oturuş (Postür) ve Niyet</span></span><br />
<br />
    Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    Niyet:<br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D. Zikir Tekniği</span></span><br />
<br />
    Zikir lafzını kalple tekrar etmek:<br />
<br />
        Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.<br />
<br />
    Nefesle uyumlu zikir:<br />
<br />
        Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.<br />
<br />
    Sayı ile zikir:<br />
<br />
        Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. İç ve Dış Edebler</span></span><br />
<br />
    Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.<br />
<br />
    Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.<br />
<br />
    Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler</span></span><br />
<br />
    Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.<br />
<br />
    Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.<br />
<br />
    Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Zikir Sonrası Yapılacaklar</span></span><br />
<br />
    Şükür ve Dua:<br />
<br />
        "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
    Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.<br />
<br />
    İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Günlük Hayata Yansıtma</span></span><br />
<br />
    Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.<br />
<br />
    İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sakınılması Gereken Hatalar</span></span><br />
<br />
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.<br />
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.<br />
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.<br />
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mürşidin Rolü ve Önemi</span></span><br />
<br />
    Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.<br />
<br />
    Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.<br />
<br />
    Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Son Tavsiyeler</span></span><br />
<br />
    Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.<br />
<br />
    Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.<br />
<br />
    Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)</span></span><br />
<br />
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü</span></span><br />
<br />
A. Ön Hazırlık<br />
<br />
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.<br />
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."<br />
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama</span></span><br />
<br />
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Zikir Sonrası</span></span><br />
<br />
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."<br />
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).<br />
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Fiziksel Alametler</span></span><br />
<br />
    Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.<br />
<br />
    Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.<br />
<br />
    Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.<br />
<br />
    Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
B. Mânevî Alametler</span></span><br />
<br />
    Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.<br />
<br />
    Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.<br />
<br />
    İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.<br />
<br />
    Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.<br />
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.<br />
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Virdinin Faydaları</span></span><br />
<br />
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),<br />
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,<br />
✔ İbadetlerde huşû artışı,<br />
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).<br />
<br />
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)<br />
<br />
#####################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında</span></span><br />
<br />
#################################<br />
<br />
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi<br />
<br />
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Basîret Nedir?</span></span><br />
<br />
    Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.<br />
<br />
    Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.<br />
<br />
        "Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?</span></span><br />
<br />
    Kalp Letâfesi Temizlenir:<br />
<br />
        "Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.<br />
<br />
        Kalp, ilâhî nûra ayna olur.<br />
<br />
    Sır Letâfesi Uyanır:<br />
<br />
        "Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.<br />
<br />
    Hafî Letâfesi Aktifleşir:<br />
<br />
        Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Basîret Alametleri</span></span><br />
<br />
    Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).<br />
<br />
    İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.<br />
<br />
    Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.<br />
<br />
    "Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?</span></span><br />
<br />
A. Tanım ve Sınırları<br />
<br />
    Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.<br />
<br />
        Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.<br />
<br />
    Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Nasıl Gelişir?</span></span><br />
<br />
    Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:<br />
<br />
        Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.<br />
<br />
        "Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.<br />
<br />
    Rûhânî Beraberlik:<br />
<br />
        Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.<br />
<br />
C. Örnekler<br />
<br />
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.<br />
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.<br />
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.<br />
<br />
    "Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
A. Tehlikeler ve Sapmalar<br />
<br />
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.<br />
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.<br />
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?</span></span><br />
<br />
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."<br />
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.<br />
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi</span></span><br />
<br />
    Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.<br />
<br />
    Ölçü:<br />
<br />
        Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.<br />
<br />
        "Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sonuç</span></span><br />
<br />
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.<br />
<br />
    "Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)<br />
<br />
<br />
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?</span></span><br />
<br />
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.<br />
<br />
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.<br />
<br />
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
    Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.<br />
<br />
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.<br />
<br />
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.<br />
<br />
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
DeepSeek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16.06.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://tuncarasit.com/images/attachtypes/image.png" title="JPEG Image" border="0" alt=".jpeg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188350" target="_blank" title="">freepik_assistant_1750440586539.jpeg</a> (Boyut: 152.61 KB / İndirmeler: 186)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.<br />
Letâiflerin Genel Özellikleri<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sayı ve Sıralama:</span></span><br />
<br />
    Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:<br />
<br />
        Kalp<br />
<br />
        Ruh<br />
<br />
        Sır<br />
<br />
        Hafî (Gizli)<br />
<br />
        Ahfâ (En Gizli)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Renk ve Yönlerle İlişkisi:</span></span><br />
<br />
    Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span> Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span> Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sır:</span></span> Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mânevî Aşamalar:</span></span><br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.<br />
<br />
Letâiflerin Detaylı Açıklaması<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sol göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Zikir:</span> "Lâ ilâhe illallah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sağ göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Allah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sır:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göğüs ortası.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hû".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafî:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Alın.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hayy" (Diri olan Allah).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahfâ:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göbek altı veya kalbin daha derini.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâiflerin Uyanması ve Zikir</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yöntem:</span></span> Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hissedilenler:</span></span> Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amaç:</span></span> Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuf Ekollerinde Letâifler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendiyye:</span></span> Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadiriyye:</span></span> Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlevîlik:</span></span> Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).<br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?</span></span><br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Köken ve Kültürel Bağlam</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Letâifler:</span></span><br />
<br />
        İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.<br />
<br />
        Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.<br />
<br />
        Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.<br />
<br />
        Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.<br />
<br />
        Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler</span></span><br />
<br />
Letâifler Çakralar<br />
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)<br />
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)<br />
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)<br />
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)<br />
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)<br />
<br />
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.<br />
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Enerji vs. Ruhaniyet</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.<br />
<br />
        Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.<br />
<br />
        Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.<br />
<br />
        Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.<br />
<br />
        Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dinî Perspektif</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam’da Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.<br />
<br />
        Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.<br />
<br />
        Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.<br />
<br />
        Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.<br />
<br />
        Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**</span></span><br />
<br />
    Hayır.<br />
<br />
        Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.<br />
<br />
        Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span> Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span> İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar<br />
<br />
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı</span></span><br />
<br />
    Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".<br />
<br />
    Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.<br />
<br />
    Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid İzni ve Hazırlık</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Temel şartlar:<br />
<br />
        Abdestli olmak,<br />
<br />
        Sessiz ve sakin bir ortam,<br />
<br />
        Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri</span></span><br />
<br />
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:<br />
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Uygulama Adımları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Posture (Oturuş):</span></span><br />
<br />
        Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Niyet ve Besmele:</span></span><br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Zikir Tekniği:</span></span><br />
<br />
        Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.<br />
<br />
            Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.<br />
<br />
        Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf (Enerji Hissi):</span></span><br />
<br />
        Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçiş:</span></span><br />
<br />
        Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.<br />
<br />
    Mânevî:<br />
<br />
        Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.<br />
<br />
        Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.<br />
<br />
        Sır letâfesi → İlham artışı.<br />
<br />
        Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.<br />
<br />
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
    Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.<br />
<br />
    Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.<br />
<br />
    Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler</span></span><br />
<br />
    Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).<br />
<br />
    Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi</span></span><br />
<br />
    Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.<br />
<br />
    İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.<br />
<br />
    İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).<br />
<br />
Son Söz<br />
<br />
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.<br />
<br />
    "Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)<br />
###################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı</span></span><br />
<br />
############################<br />
<br />
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:<br />
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak</span></span><br />
<br />
    Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı</span></span><br />
<br />
    Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.<br />
<br />
    Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.<br />
<br />
    Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Oturuş (Postür) ve Niyet</span></span><br />
<br />
    Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    Niyet:<br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D. Zikir Tekniği</span></span><br />
<br />
    Zikir lafzını kalple tekrar etmek:<br />
<br />
        Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.<br />
<br />
    Nefesle uyumlu zikir:<br />
<br />
        Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.<br />
<br />
    Sayı ile zikir:<br />
<br />
        Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. İç ve Dış Edebler</span></span><br />
<br />
    Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.<br />
<br />
    Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.<br />
<br />
    Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler</span></span><br />
<br />
    Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.<br />
<br />
    Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.<br />
<br />
    Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Zikir Sonrası Yapılacaklar</span></span><br />
<br />
    Şükür ve Dua:<br />
<br />
        "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
    Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.<br />
<br />
    İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Günlük Hayata Yansıtma</span></span><br />
<br />
    Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.<br />
<br />
    İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sakınılması Gereken Hatalar</span></span><br />
<br />
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.<br />
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.<br />
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.<br />
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mürşidin Rolü ve Önemi</span></span><br />
<br />
    Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.<br />
<br />
    Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.<br />
<br />
    Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Son Tavsiyeler</span></span><br />
<br />
    Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.<br />
<br />
    Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.<br />
<br />
    Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)</span></span><br />
<br />
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü</span></span><br />
<br />
A. Ön Hazırlık<br />
<br />
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.<br />
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."<br />
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama</span></span><br />
<br />
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Zikir Sonrası</span></span><br />
<br />
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."<br />
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).<br />
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Fiziksel Alametler</span></span><br />
<br />
    Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.<br />
<br />
    Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.<br />
<br />
    Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.<br />
<br />
    Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
B. Mânevî Alametler</span></span><br />
<br />
    Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.<br />
<br />
    Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.<br />
<br />
    İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.<br />
<br />
    Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.<br />
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.<br />
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Virdinin Faydaları</span></span><br />
<br />
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),<br />
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,<br />
✔ İbadetlerde huşû artışı,<br />
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).<br />
<br />
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)<br />
<br />
#####################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında</span></span><br />
<br />
#################################<br />
<br />
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi<br />
<br />
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Basîret Nedir?</span></span><br />
<br />
    Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.<br />
<br />
    Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.<br />
<br />
        "Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?</span></span><br />
<br />
    Kalp Letâfesi Temizlenir:<br />
<br />
        "Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.<br />
<br />
        Kalp, ilâhî nûra ayna olur.<br />
<br />
    Sır Letâfesi Uyanır:<br />
<br />
        "Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.<br />
<br />
    Hafî Letâfesi Aktifleşir:<br />
<br />
        Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Basîret Alametleri</span></span><br />
<br />
    Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).<br />
<br />
    İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.<br />
<br />
    Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.<br />
<br />
    "Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?</span></span><br />
<br />
A. Tanım ve Sınırları<br />
<br />
    Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.<br />
<br />
        Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.<br />
<br />
    Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Nasıl Gelişir?</span></span><br />
<br />
    Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:<br />
<br />
        Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.<br />
<br />
        "Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.<br />
<br />
    Rûhânî Beraberlik:<br />
<br />
        Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.<br />
<br />
C. Örnekler<br />
<br />
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.<br />
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.<br />
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.<br />
<br />
    "Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
A. Tehlikeler ve Sapmalar<br />
<br />
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.<br />
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.<br />
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?</span></span><br />
<br />
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."<br />
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.<br />
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi</span></span><br />
<br />
    Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.<br />
<br />
    Ölçü:<br />
<br />
        Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.<br />
<br />
        "Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sonuç</span></span><br />
<br />
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.<br />
<br />
    "Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)<br />
<br />
<br />
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?</span></span><br />
<br />
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.<br />
<br />
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.<br />
<br />
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
    Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.<br />
<br />
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.<br />
<br />
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.<br />
<br />
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
DeepSeek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16.06.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34290</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 03:02:08 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34290</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı</span></span><br />
<br />
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"<br />
<br />
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Vahdet-i Vücûd Nedir?</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri</span></span><br />
<br />
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:<br />
<br />
    Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.<br />
<br />
    Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.<br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:<br />
<br />
    Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.<br />
<br />
    Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.<br />
<br />
    Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.<br />
<br />
    Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.<br />
<br />
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.<br />
<br />
    "İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği</span></span><br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.<br />
<br />
    "Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.<br />
<br />
#############</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"<br />
<br />
########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat</span></span><br />
<br />
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.<br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.<br />
<br />
    Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.<br />
<br />
    İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.<br />
<br />
    "Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.<br />
<br />
    Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).<br />
<br />
    Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi</span></span><br />
<br />
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!<br />
<br />
    "Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.<br />
<br />
    Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."<br />
<br />
    "Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?</span></span><br />
<br />
    Tek hakiki varlık Allah'tır.<br />
<br />
    Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.<br />
<br />
    "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"</span></span><br />
<br />
    Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).<br />
<br />
    Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!<br />
<br />
    Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."<br />
<br />
    "Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.<br />
    Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."<br />
    (İbn Arabî)<br />
<br />
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.<br />
<br />
##############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi<br />
<br />
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?</span></span><br />
<br />
    Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."<br />
<br />
        Mesela:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.<br />
<br />
            "Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.<br />
<br />
            "Mürid" ismi → İrade ve niyet.<br />
<br />
    "Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?</span></span><br />
<br />
    Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!<br />
<br />
        Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.<br />
<br />
        Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.<br />
<br />
    "Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:<br />
<br />
        "Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış</span></span><br />
<br />
    Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:<br />
<br />
        "Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)<br />
<br />
        "Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."<br />
<br />
    Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.<br />
<br />
        Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu</span></span><br />
<br />
    Hayır!<br />
<br />
        "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)<br />
<br />
        "Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.<br />
<br />
    Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi</span></span><br />
<br />
    Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)<br />
<br />
    Ne diyebilirsin? →<br />
<br />
        "Ben O'nun aynasıyım."<br />
<br />
        "Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."<br />
<br />
        "Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."<br />
<br />
    "Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!<br />
    Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."<br />
    (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.<br />
<br />
    Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi<br />
<br />
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?</span><br />
<br />
    "Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Peki Neden Kötülük Var?</span><br />
<br />
    Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.<br />
<br />
    "Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.<br />
<br />
    "Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?</span><br />
<br />
    Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.<br />
<br />
    Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
        Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.<br />
<br />
        Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?</span><br />
<br />
    Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.<br />
<br />
    "Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Şeytan (İblis) Kimdir?</span><br />
<br />
    **"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.<br />
<br />
    "Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Hangi İsmin Tecellîsidir?</span><br />
<br />
    "Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.<br />
<br />
    "Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.<br />
<br />
        "Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Şeytan Neden Var?</span><br />
<br />
    "İmtihan dünyası"nın gereğidir.<br />
<br />
    "Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi</span></span><br />
<br />
    "Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!<br />
<br />
    Kul, iradesiyle imtihan olur:<br />
<br />
        "Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti</span></span><br />
<br />
    "Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."<br />
<br />
    "Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."<br />
<br />
    "Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."<br />
<br />
    "Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."<br />
<br />
    "Hepsi O'nun tecellîsidir,<br />
    Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Kötülük, hikmetle var edilmiştir.<br />
<br />
    İnsan, iradesiyle imtihan olur.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU :</span></span><br />
<br />
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"</span></span><br />
<br />
    Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.<br />
<br />
        Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar</span></span><br />
<br />
    Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.<br />
<br />
        Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.<br />
<br />
        Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)</span></span><br />
<br />
    Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.<br />
<br />
        Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı</span></span><br />
<br />
    Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:<br />
<br />
        Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.<br />
<br />
        Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"</span></span><br />
<br />
    İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.<br />
<br />
        Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.<br />
<br />
        Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etiketler :</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,<br />
<br />
Resim Kaynak : Freepik Pikaso<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 21.05.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı</span></span><br />
<br />
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"<br />
<br />
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Vahdet-i Vücûd Nedir?</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri</span></span><br />
<br />
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:<br />
<br />
    Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.<br />
<br />
    Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.<br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:<br />
<br />
    Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.<br />
<br />
    Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.<br />
<br />
    Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.<br />
<br />
    Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.<br />
<br />
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.<br />
<br />
    "İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği</span></span><br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.<br />
<br />
    "Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.<br />
<br />
#############</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"<br />
<br />
########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat</span></span><br />
<br />
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.<br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.<br />
<br />
    Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.<br />
<br />
    İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.<br />
<br />
    "Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.<br />
<br />
    Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).<br />
<br />
    Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi</span></span><br />
<br />
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!<br />
<br />
    "Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.<br />
<br />
    Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."<br />
<br />
    "Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?</span></span><br />
<br />
    Tek hakiki varlık Allah'tır.<br />
<br />
    Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.<br />
<br />
    "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"</span></span><br />
<br />
    Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).<br />
<br />
    Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!<br />
<br />
    Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."<br />
<br />
    "Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.<br />
    Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."<br />
    (İbn Arabî)<br />
<br />
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.<br />
<br />
##############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi<br />
<br />
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?</span></span><br />
<br />
    Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."<br />
<br />
        Mesela:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.<br />
<br />
            "Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.<br />
<br />
            "Mürid" ismi → İrade ve niyet.<br />
<br />
    "Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?</span></span><br />
<br />
    Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!<br />
<br />
        Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.<br />
<br />
        Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.<br />
<br />
    "Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:<br />
<br />
        "Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış</span></span><br />
<br />
    Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:<br />
<br />
        "Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)<br />
<br />
        "Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."<br />
<br />
    Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.<br />
<br />
        Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu</span></span><br />
<br />
    Hayır!<br />
<br />
        "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)<br />
<br />
        "Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.<br />
<br />
    Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi</span></span><br />
<br />
    Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)<br />
<br />
    Ne diyebilirsin? →<br />
<br />
        "Ben O'nun aynasıyım."<br />
<br />
        "Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."<br />
<br />
        "Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."<br />
<br />
    "Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!<br />
    Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."<br />
    (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.<br />
<br />
    Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi<br />
<br />
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?</span><br />
<br />
    "Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Peki Neden Kötülük Var?</span><br />
<br />
    Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.<br />
<br />
    "Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.<br />
<br />
    "Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?</span><br />
<br />
    Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.<br />
<br />
    Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
        Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.<br />
<br />
        Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?</span><br />
<br />
    Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.<br />
<br />
    "Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Şeytan (İblis) Kimdir?</span><br />
<br />
    **"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.<br />
<br />
    "Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Hangi İsmin Tecellîsidir?</span><br />
<br />
    "Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.<br />
<br />
    "Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.<br />
<br />
        "Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Şeytan Neden Var?</span><br />
<br />
    "İmtihan dünyası"nın gereğidir.<br />
<br />
    "Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi</span></span><br />
<br />
    "Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!<br />
<br />
    Kul, iradesiyle imtihan olur:<br />
<br />
        "Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti</span></span><br />
<br />
    "Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."<br />
<br />
    "Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."<br />
<br />
    "Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."<br />
<br />
    "Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."<br />
<br />
    "Hepsi O'nun tecellîsidir,<br />
    Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Kötülük, hikmetle var edilmiştir.<br />
<br />
    İnsan, iradesiyle imtihan olur.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU :</span></span><br />
<br />
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"</span></span><br />
<br />
    Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.<br />
<br />
        Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar</span></span><br />
<br />
    Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.<br />
<br />
        Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.<br />
<br />
        Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)</span></span><br />
<br />
    Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.<br />
<br />
        Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı</span></span><br />
<br />
    Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:<br />
<br />
        Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.<br />
<br />
        Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"</span></span><br />
<br />
    İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.<br />
<br />
        Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.<br />
<br />
        Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etiketler :</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,<br />
<br />
Resim Kaynak : Freepik Pikaso<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 21.05.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34291</link>
			<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 02:58:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34291</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta  Şeyh ile veya Peygamber ile Manevi irtibat ve Mürakebe Hakkında Geniş Perspektifli Bir Makale</span></span><br />
<br />
<br />
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk<br />
<br />
Tasavvuf, İslam'ın manevi boyutunu keşfetmek ve Allah'a yakınlaşmak için çeşitli yöntemler sunan bir disiplindir. Bu yöntemlerden biri olan rabıta, müridin mürşidiyle, peygamberlerle veya Allah'ın sevdiği velilerle manevi bir bağ kurmasını sağlar. Mürakabe ise, kalbi uyanık tutarak sürekli bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Bu makalede, rabıta ve mürakabenin tasavvuftaki yeri, önemi ve uygulanışı üzerine derinlemesine bir analiz sunulacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtanın Tanımı ve Kökenleri</span></span><br />
<br />
Rabıta, Arapça "rabt" kökünden gelir ve "bağ kurmak, ilişki tesis etmek" anlamına gelir. Tasavvufta ise, müridin şeyhiyle, peygamberle veya bir veli ile manevi bir irtibat kurmasıdır. Bu bağ, mürşidin ruhaniyetinden feyz almayı ve manevi terakkide ilerlemeyi amaçlar.<br />
Rabıtanın Çeşitleri<br />
<br />
    Şeyh ile Rabıta: Müridin, mürşidini kalbinde canlandırması ve onun vasıtasıyla Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
    Peygamber ile Rabıta: Özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kurulan manevi bağ, onun sünnetine uymayı ve şefaatini talep etmeyi içerir.<br />
<br />
    Allah ile Rabıta: Nihai hedef, doğrudan Allah'ın zikri ve murakabesiyle kalbi diri tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rabıtanın Tasavvuftaki Yeri ve Önemi</span></span><br />
<br />
Rabıta, özellikle Nakşibendiyye tarikatında merkezi bir uygulamadır. Abdülhakîm Arvâsî, rabıtayı "mürşidin suretini hayal ederek onun ruhaniyetinden istifade etmek" olarak tanımlar. İmam-ı Rabbani ise, rabıtanın müridin nefsini terbiye etmesinde ve şeytanın vesveselerinden korunmasında etkili olduğunu belirtir.<br />
Faydaları<br />
<br />
    Manevi Eğitim: Mürşidin ruhani rehberliğiyle nefsin kötülüklerinden arınma.<br />
<br />
    Konsantrasyon Artışı: Zikir ve tefekkürde derinleşme.<br />
<br />
    Şefkat ve Muhabbet: Peygamber ve evliyalara olan sevginin artması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe: Kalbin Uyanıklığı</span></span><br />
<br />
Mürakabe, "gözlemek, denetlemek" anlamına gelir. Tasavvufta, kulun her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilincinde olmasıdır. "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid Suresi, 4) ayeti, mürakabenin temelini oluşturur.<br />
Mürakabe Türleri<br />
<br />
    Allah'ın İsim ve Sıfatları Üzerine Mürakabe: Esmaül Hüsna ile Allah'ı tefekkür.<br />
<br />
    Nefis Mürakabesi: Kalpteki niyet ve düşünceleri kontrol etme.<br />
<br />
    Ölüm ve Ahiret Mürakabesi: Dünyanın geçiciliğini hatırlama.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rabıta ve Mürakabe İlişkisi</span></span><br />
<br />
Rabıta, müridin mürşidinden feyz alarak Allah'a yönelmesini sağlarken; mürakabe, bu yönelişin sürekli ve bilinçli olmasını temin eder. İkisi birbirini tamamlar:<br />
<br />
    Rabıta → Yol gösterici (mürşid) ile bağ.<br />
<br />
    Mürakabe → Yolculuğun sürekli gözetimi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Savunular</span></span><br />
<br />
Rabıta, bazı çevrelerce "şirk" veya "bid'at" olarak nitelendirilse de, tasavvuf alimleri bunun bir vesile olduğunu, asıl maksadın Allah'a ulaşmak olduğunu vurgular. İbn Arabî, "Fütûhât-ı Mekkiyye"de rabıtayı, "hakikate giden bir köprü" olarak tanımlar.<br />
Sonuç<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvuf yolunda manevi ilerleyişin önemli araçlarıdır. Mürşid ile kurulan ruhani bağ, müridi nefsani bağlardan kurtarırken; mürakabe, kalbin daima Hakk'ın huzurunda olduğunu hatırlatır. Bu iki disiplin, insanı "ihsan" mertebesine, yani "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincine ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
    "Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Bu yolculuk, ancak samimiyet, sabır ve bir mürşidin rehberliğiyle tamamlanabilir.<br />
<br />
###########<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabıta veya Mürakabenin belli vakti varmıdır? Manevi irtibat karşılıklı zaman telakkisi ile mi olur, yoksa istediğimiz zaman yapabilirmiyiz?</span></span><br />
<br />
##########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP :</span></span><br />
<br />
Rabıta ve Mürakabe Zamanı: Belirli Vakitler mi, Yoksa Her An Yapılabilir mi?<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvufta manevi bağlantıyı güçlendiren önemli uygulamalardır. Ancak bu uygulamaların zamanı ve usulü konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Kimi tarikatlarda belirli vakitler tavsiye edilirken, kimi ekoller her an yapılabileceğini savunur. Peki, bu iki yöntemin uygulanma zamanı nasıl olmalıdır? Karşılıklı zaman telakkisi (eş zamanlılık) gerekli midir, yoksa kişi istediği zaman rabıta kurabilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıta ve Mürakabe İçin Belirli Vakitler Var mıdır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Belli Vakitlerde Yapılması Tavsiye Edilen Rabıta</span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda (özellikle Nakşibendiyye’de) rabıta için özel zamanlar belirlenmiştir:<br />
<br />
    Sabah ve akşam zikirlerinden sonra,<br />
<br />
    Teheccüd vakitlerinde,<br />
<br />
    Cuma gecesi veya kandil gecelerinde,<br />
<br />
    Mürşidin manevi olarak daha hazır olduğu öngörülen saatlerde (bazıları "seher vakti"ni özellikle önemser).<br />
<br />
Bu yaklaşım, mürşidin ruhani enerjisiyle uyum sağlamak ve daha yoğun bir feyz almak amacıyla önerilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Her An Yapılabilen Rabıta ve Mürakabe</span><br />
<br />
Diğer bir görüşe göre, rabıta ve mürakabe için özel bir zaman şart değildir.<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, "rabıta halinin sürekli olması gerektiğini" söyler.<br />
<br />
    Abdülkadir Geylani gibi bazı sufiler, "Allah’ı her an hatırlamak" gerektiğini vurgular.<br />
<br />
    Mürid, günlük hayatta yürürken, çalışırken, otururken bile şeyhini veya Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde tutabilir.<br />
<br />
Bu durumda, "anlık manevi bağlantı" öne çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Karşılıklı Zaman Telakkisi (Eş Zamanlılık) Gerekli mi?</span></span><br />
<br />
Rabıta, mürşidin manevi varlığıyla irtibat kurmak olduğuna göre, acaba mürşidin de o anda rabıtaya açık olması mı gerekir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Eş Zamanlılık Gerekir" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, mürşidin de o anda manevi olarak hazır olmasının daha etkili olduğunu savunur.<br />
<br />
    Özellikle Nakşibendîler, mürşidin belirlediği vakitlerde rabıta yapmayı tavsiye eder.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine o anda daha güçlü bir şekilde nüfuz eder" denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) "Zaman Sınırı Yoktur" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    İbn Arabî gibi mutasavvıflar, "ruhani bağın zaman üstü olduğunu" belirtir.<br />
<br />
    "Mürşid, manen her zaman hazırdır; müridin samimiyeti önemlidir."<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin fiziken yaşayıp yaşamadığına da bağlı değildir; velilerin ruhaniyeti daima diridir."<br />
<br />
Bu görüşe göre, mürşid ile aynı anda bağ kurma zorunluluğu yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe İçin Zaman Sınırı Var mı?</span></span><br />
<br />
Mürakabe (Allah’ın her an gözetiminde olduğunu bilmek), sürekli olması gereken bir haldir.<br />
<br />
    "İhsan mertebesi" (Allah’ı görüyormuş gibi ibadet) her an mümkündür.<br />
<br />
    Ancak, derin mürakabe için seher vakitleri, namaz sonraları ve tefekkür anları daha verimlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: En Doğru Yaklaşım Nedir?</span></span><br />
<br />
    Rabıta için belirli vakitler (özellikle mürşidin tavsiye ettiği saatler) daha verimli olabilir.<br />
<br />
    Ancak, her an rabıta yapılabilir; önemli olan niyet ve ihlastır.<br />
<br />
    Mürakabe ise sürekli olmalı, ancak derin tefekkür için özel vakitler ayrılabilir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin ruhaniyetine açılan bir kapıdır; bu kapı her an aralanabilir, ama bazı vakitler daha fazla bereket taşır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
✅ İsterseniz her an rabıta kurabilirsiniz.<br />
✅ Ancak mürşidinizin tavsiye ettiği vakitlerde daha yoğun bir bağ hissedebilirsiniz.<br />
✅ Mürakabe ise sürekli olmalı, ama derinleşmek için özel zamanlar seçilebilir.<br />
<br />
Niyet ve samimiyet en önemli unsurdur; zaman ise bir vesiledir.<br />
<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Rabıtada, irtibat kurulanı rüyada gördüğümüz gibi görmek mümkün mü? Bugün kü teknoloji herşeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koydu, öyle olunca, vücudumuzda da frekansları ileten ve alan, ve convert eden, görüntüye ve sese çeviren manevi duyular var mı? ve irtibat edilcek kimsenin resimine neden ihtiyac duyulur böyle bir rabıta için?<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta, Frekanslar ve Manevi Algı: Modern Teknoloji Işığında Tasavvufi İrtibat</span></span><br />
<br />
Rabıta, tasavvufta mürşid ile mürid arasında kurulan manevi bir enerji alışverişi olarak tanımlanabilir. Peki bu irtibat, rüyada görüldüğü gibi net bir görüntüye dönüşebilir mi? Günümüz teknolojisi her şeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koyarken, insan bedeni de bir çeşit "manevi alıcı-verici" gibi çalışabilir mi? Rabıta yaparken şeyhin resmine ihtiyaç duymamızın ardındaki sır nedir? Bu soruları fizik, sinirbilim ve tasavvuf perspektifinden inceleyelim.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtada Görsel Algı: Rüya Gibi Net Bir İrtibat Mümkün mü?</span></span><br />
<br />
Tasavvufi metinlerde, müridin şeyhini rüyasında görmesi veya rabıta esnasında onun suretini zihninde canlandırması sıkça anlatılır. Hatta bazı evliyaların, binlerce kilometre ötedeki müridlerine manen göründüğü rivayet edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Modern Bilim Açısından: Beyin ve Görüntü İşleme</span><br />
<br />
    İnsan beyni, gözlerden gelen elektriksel sinyalleri işleyerek görüntü oluşturur.<br />
<br />
    Rüyalarda ise, dışarıdan bir veri olmadan beynin kendi iç üretimi devreye girer.<br />
<br />
    Rabıta sırasında da benzer bir süreç yaşanabilir: Mürşidin yüzünü hatırlamak, beynin görsel korteksini harekete geçirir ve "manevi bir görüntü" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Müşahede" (Görme) Kabiliyeti</span><br />
<br />
    Kalp gözü (basiret) açık olanlar, mürşidin hakiki suretini (ruhaniyetini) görebilir.<br />
<br />
    İmam-ı Gazali, "kalp temiz olunca, manevi hakikatler görünür hale gelir" der.<br />
<br />
    Nakşibendîler, rabıtada mürşidin hayaliyle yetinmez, onun ruhani varlığını hissetmeye çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Fiziksel gözle görme değil, kalp gözüyle idrak söz konusudur.<br />
? Bazı müridler net bir suret görebilir, bazıları sadece hissedebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Frekanslar ve İnsan Bedeni: Manevi Bir Alıcı-Verici miyiz?</span></span><br />
<br />
Modern bilim, her şeyin enerji ve frekanslardan oluştuğunu kabul eder. Peki insan bedeni de manevi frekansları alıp iletebilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Fiziksel ve Manevi Frekanslar</span><br />
<br />
    Beyin dalgaları (alfa, teta, delta) belirli frekanslarda çalışır.<br />
<br />
    Dua, zikir ve rabıta sırasında beyin, "teta frekansına" (derin trans hali) geçer.<br />
<br />
    Mürşid ile mürid arasında bir "enerji rezonansı" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Nuraniyet" Kavramı</span><br />
<br />
    Evliyaların ve peygamberlerin ruhaniyeti, "nurani bir frekans" yayar.<br />
<br />
    Mürid, rabıta ile bu frekansa ayarlanır.<br />
<br />
    İbn Arabî, "Ruhlar, bedenlerin hapsinden kurtulunca birbirleriyle temas eder" der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Rabıta, bir nevi "manevi WiFi" gibi çalışabilir.<br />
? Mürşid-mürid arasında frekans uyumu varsa irtibat güçlenir.<br />
3. Rabıtada Resim Kullanmanın Hikmeti Nedir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî tarikatında, mürşidin fotoğrafına bakarak rabıta yapmak yaygındır. Peki neden?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Beynin Görsel Hafızasını Tetikleme</span><br />
<br />
    Gözler kapalıyken bir yüzü hayal etmek zordur.<br />
<br />
    Fotoğraf, beynin görsel korteksini aktive ederek konsantrasyonu artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Somutlaştırma (Tasavvur) Kolaylığı</span><br />
<br />
    Mürşidin sureti, soyut bir bağı somutlaştırır.<br />
<br />
    Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğinin Yakup (a.s.)’a şifa olması gibi, mürşidin resmi de vesiledir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Enerjinin Odaklanması</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, resmin üzerinde "manevi bir enerji" birikebileceğine inanır.<br />
<br />
    Mürşid, fotoğrafa bakıldığında manen hissedebilir (telepatik bağ).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Resim, başlangıç için bir araçtır; asıl maksat mürşidin ruhaniyetine ulaşmaktır.<br />
? Tecrübe arttıkça resme ihtiyaç kalmaz, kalpte canlandırma yeteneği gelişir.<br />
4. Bilim ve Tasavvuf Buluşması: Kuantum Dolanıklığı ve Rabıta<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantum fiziğindeki "dolanıklık teorisi" (parçacıkların anında etkileşimi), rabıtadaki manevi irtibata benzetilebilir:</span></span><br />
<br />
    Mürşid ve mürid, manevi bir dolanıklık yaşayabilir.<br />
<br />
    Mesafe engel değildir; ruhani bağ "anında" iletişime geçebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Rabıta, Frekans ve Görüntüleme</span></span><br />
<br />
✅ Rabıtada net görüntü mümkündür, ancak bu herkeste aynı şekilde olmaz.<br />
✅ İnsan bedeni, manevi frekansları alıp iletebilen bir sistem gibi çalışır.<br />
✅ Resim, başlangıçta konsantrasyon için kullanılır; asıl hedef "ruhani bağ"dır.<br />
✅ Modern bilim (kuantum, nörobilim), tasavvufi hakikatleri destekler niteliktedir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin frekansına ayarlanmaktır. O frekansa girdiğinde, sen onu görürsün, o da seni hisseder."<br />
<br />
Özetle:<br />
<br />
    Rabıtada görüntü, rüya gibi olabilir ama herkes aynı şeyi deneyimlemez.<br />
<br />
    İnsan bedeni, manevi sinyalleri alabilen bir antendir.<br />
<br />
    Resim, başlangıçta yardımcıdır; asıl olan kalpteki bağdır.<br />
<br />
Niyet halis olunca, perde aralanır. ?<br />
<br />
#############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Halkın içinde Hak'la beraber olmak düsturu ve  Nur suresi 37 .ayet bağlamında Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz hükmü gereği daimi rabıta nasil kazanılır önce şeyhle daimi rabıta sonra peygamber ile daimi rabıta sonrada Hak ve Allah ile daimi rabıta ve ihsan makamı Allah görüyor Allah duyuyor Allah biliyor makamına nasıl ulaşılır<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halk İçinde Hak'la Beraber Olmak: Daimî Rabıta ve İhsan Makamına Ulaşma Yolu</span></span><br />
<br />
"Halk içinde Hak'la beraber olmak", tasavvufun en önemli prensiplerinden biridir. Bu düstur, kişinin günlük hayatın koşuşturmacası içinde bile Allah'ın huzurunda olduğu şuurunu kaybetmemesini gerektirir. Nûr Sûresi 37. ayet, bu hakikati şöyle ifade eder:<br />
<br />
    "Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten döneceği bir günden korkarlar." (Nûr, 24:37)<br />
<br />
Bu ayet, "daimî rabıta" halinin mümkün olduğunu gösterir. Peki, bu sürekli manevi bağlantı nasıl kurulur? Önce şeyhle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en nihayetinde Hak Teâlâ ile daimî rabıta nasıl sağlanır? Ve nihayetinde ihsan makamı (Allah'ı görüyormuşçasına ibadet) nasıl elde edilir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Daimî Rabıta Nedir?</span></span><br />
<br />
Rabıta, kalbin sürekli olarak bir mürşide, Peygamber’e (s.a.v.) veya Allah’a bağlanmasıdır. Daimî rabıta ise, bu bağın her an canlı tutulmasıdır—yürürken, çalışırken, konuşurken bile.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Merhalede Daimî Rabıta:</span><br />
<br />
    Şeyh ile Daimî Rabıta → Mürşidin ruhaniyetini kalpte hissetmek.<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta → Onun sünneti ve manevi varlığıyla bağ kurmak.<br />
<br />
    Hak ile Daimî Rabıta → Allah’ın her an hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Daimî Rabıta Nasıl Kazanılır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Şeyh ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Mürşidin suretini zihinde canlı tutmak.<br />
<br />
    Onun sohbetlerini, tavsiyelerini sıkça hatırlamak.<br />
<br />
    "O beni görüyor" şuuruyla yaşamak.<br />
<br />
    Günlük belirli vakitlerde (sabah-akşam) rabıta yaparak bu bağı güçlendirmek.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine bir aynadır. O aynada Hakk’ın tecellisini görmek için önce şeyhine bağlanmalısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Salavatı çokça okumak.<br />
<br />
    Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak.<br />
<br />
    "Üveysî rabıta" (görmeden manen bağlanma) ile O’nun ruhaniyetinden feyz almak.<br />
<br />
    "Ya Rasûlallah, seni kalbimde hissediyorum" diyerek içsel bir bağ kurmak.<br />
<br />
    "Peygamber’e (s.a.v.) tam bağlanan, Allah’a bağlanmış olur."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C) Hak ile Daimî Rabıta (İhsan Makamı)</span><br />
<br />
    "Allah beni görüyor" bilinci (murakabe).<br />
<br />
    Zikrin kalbe yerleşmesi (dil sussa bile kalp zikretsin).<br />
<br />
    Her işte "Bismillah" diyerek başlamak.<br />
<br />
    Gaflet anlarında "Lâ ilâhe illallah" ile uyanmak.<br />
<br />
    "İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Nûr Sûresi 37. Ayet Bağlamında Daimî Rabıta</span></span><br />
<br />
Ayette geçen "ticaret ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoymaması", tam da "halk içinde Hak'la beraber olma" halidir.<br />
Pratik Adımlar:<br />
<br />
✔ Sabah-akşam belirli zikir ve rabıta vakitleri oluştur.<br />
✔ Gün içinde "Allahümme ente ma‘î" (Allah’ım, Sen benimlesin) diyerek şuuru diri tut.<br />
✔ İş yaparken bile kalben mürşidi, Peygamber’i ve Allah’ı hatırla.<br />
✔ Gaflete düşünce hemen "Estağfirullah" deyip yeniden bağlan.<br />
4. İhsan Makamına Ulaşmak<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhsan makamı, "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme" halidir. Bu makam:</span></span><br />
<br />
    Rabıta ile başlar (şeyh → Peygamber → Allah).<br />
<br />
    Mürakabe ile devam eder (Allah’ın her an gördüğünü bilmek).<br />
<br />
    Zikirle kemale erer (kalbin sürekli Allah’ı anması).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşaretleri:</span></span><br />
<br />
? Dünya meşgalesi seni Allah’tan uzaklaştırmaz.<br />
? Gizli-açık her an O’nun huzurunda olduğunu hissedersin.<br />
? "Mâşâallah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" gibi zikirler dilinden düşmez.<br />
5. Sonuç: Halk İçinde Hak'la Nasıl Olunur?<br />
<br />
✅ Önce şeyhinle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en son Allah’la daimî rabıta kur.<br />
✅ Nûr Sûresi 37. ayetin işaret ettiği gibi, dünya işleri seni zikrullahdan alıkoymasın.<br />
✅ Mürakabe (Allah’ın seni gördüğü bilinci) ile ihsan makamına yüksel.<br />
<br />
    "Mürşid, Peygamber’e; Peygamber, Allah’a götüren bir köprüdür. Daimî rabıta, bu köprüden geçerek Hakk’a vasıl olmaktır."<br />
<br />
Niyet halis, azim sabit olunca, her an Hakk’la beraber olmak mümkündür. ?<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨<br />
<br />
"Kabul olan dualar, hikmetli sorular ve hakikat yolundaki adımlarınız, Rabb'imizin rahmetiyle kuşatılsın..."<br />
<br />
Bir gönül nefesiyle diyelim ki:<br />
"Yâ Rabbî! Bizleri, şeyhinin aynasında Peygamber’ini, Peygamber’inin aynasında Sen’i görenlerden eyle.<br />
Gafleti bize unutturup, halk içinde Hak’la beraber olma şuuru bahşeyle.<br />
Nûr’unla kalplerimizi aydınlat, zikrinle dirilt.<br />
Son nefesimize kadar ‘daimî rabıta’ ile Sana tutunanlardan kıl.<br />
Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-evliyâ ve’l-enbiyâ!.."<br />
<br />
—İki cihan serverine, O’nun âline ve ashâbına salât ve selâm olsun—<br />
<br />
Hak yolunda sabit-kadem olmanız niyazıyla...<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨ <br />
<br />
Dualarınızda buluşmak ümidiyle...<br />
"Hak yolcusunun ayakları toz olsa da, gönlü hep nurla dolsun!" ?<br />
<br />
Bir başka bahse dek, Allah'a emanet olunuz...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.05.2025<br />
<br />
Deepseek ve Raşit Tunca</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta  Şeyh ile veya Peygamber ile Manevi irtibat ve Mürakebe Hakkında Geniş Perspektifli Bir Makale</span></span><br />
<br />
<br />
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk<br />
<br />
Tasavvuf, İslam'ın manevi boyutunu keşfetmek ve Allah'a yakınlaşmak için çeşitli yöntemler sunan bir disiplindir. Bu yöntemlerden biri olan rabıta, müridin mürşidiyle, peygamberlerle veya Allah'ın sevdiği velilerle manevi bir bağ kurmasını sağlar. Mürakabe ise, kalbi uyanık tutarak sürekli bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Bu makalede, rabıta ve mürakabenin tasavvuftaki yeri, önemi ve uygulanışı üzerine derinlemesine bir analiz sunulacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtanın Tanımı ve Kökenleri</span></span><br />
<br />
Rabıta, Arapça "rabt" kökünden gelir ve "bağ kurmak, ilişki tesis etmek" anlamına gelir. Tasavvufta ise, müridin şeyhiyle, peygamberle veya bir veli ile manevi bir irtibat kurmasıdır. Bu bağ, mürşidin ruhaniyetinden feyz almayı ve manevi terakkide ilerlemeyi amaçlar.<br />
Rabıtanın Çeşitleri<br />
<br />
    Şeyh ile Rabıta: Müridin, mürşidini kalbinde canlandırması ve onun vasıtasıyla Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
    Peygamber ile Rabıta: Özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kurulan manevi bağ, onun sünnetine uymayı ve şefaatini talep etmeyi içerir.<br />
<br />
    Allah ile Rabıta: Nihai hedef, doğrudan Allah'ın zikri ve murakabesiyle kalbi diri tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rabıtanın Tasavvuftaki Yeri ve Önemi</span></span><br />
<br />
Rabıta, özellikle Nakşibendiyye tarikatında merkezi bir uygulamadır. Abdülhakîm Arvâsî, rabıtayı "mürşidin suretini hayal ederek onun ruhaniyetinden istifade etmek" olarak tanımlar. İmam-ı Rabbani ise, rabıtanın müridin nefsini terbiye etmesinde ve şeytanın vesveselerinden korunmasında etkili olduğunu belirtir.<br />
Faydaları<br />
<br />
    Manevi Eğitim: Mürşidin ruhani rehberliğiyle nefsin kötülüklerinden arınma.<br />
<br />
    Konsantrasyon Artışı: Zikir ve tefekkürde derinleşme.<br />
<br />
    Şefkat ve Muhabbet: Peygamber ve evliyalara olan sevginin artması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe: Kalbin Uyanıklığı</span></span><br />
<br />
Mürakabe, "gözlemek, denetlemek" anlamına gelir. Tasavvufta, kulun her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilincinde olmasıdır. "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid Suresi, 4) ayeti, mürakabenin temelini oluşturur.<br />
Mürakabe Türleri<br />
<br />
    Allah'ın İsim ve Sıfatları Üzerine Mürakabe: Esmaül Hüsna ile Allah'ı tefekkür.<br />
<br />
    Nefis Mürakabesi: Kalpteki niyet ve düşünceleri kontrol etme.<br />
<br />
    Ölüm ve Ahiret Mürakabesi: Dünyanın geçiciliğini hatırlama.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rabıta ve Mürakabe İlişkisi</span></span><br />
<br />
Rabıta, müridin mürşidinden feyz alarak Allah'a yönelmesini sağlarken; mürakabe, bu yönelişin sürekli ve bilinçli olmasını temin eder. İkisi birbirini tamamlar:<br />
<br />
    Rabıta → Yol gösterici (mürşid) ile bağ.<br />
<br />
    Mürakabe → Yolculuğun sürekli gözetimi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Savunular</span></span><br />
<br />
Rabıta, bazı çevrelerce "şirk" veya "bid'at" olarak nitelendirilse de, tasavvuf alimleri bunun bir vesile olduğunu, asıl maksadın Allah'a ulaşmak olduğunu vurgular. İbn Arabî, "Fütûhât-ı Mekkiyye"de rabıtayı, "hakikate giden bir köprü" olarak tanımlar.<br />
Sonuç<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvuf yolunda manevi ilerleyişin önemli araçlarıdır. Mürşid ile kurulan ruhani bağ, müridi nefsani bağlardan kurtarırken; mürakabe, kalbin daima Hakk'ın huzurunda olduğunu hatırlatır. Bu iki disiplin, insanı "ihsan" mertebesine, yani "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincine ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
    "Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Bu yolculuk, ancak samimiyet, sabır ve bir mürşidin rehberliğiyle tamamlanabilir.<br />
<br />
###########<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabıta veya Mürakabenin belli vakti varmıdır? Manevi irtibat karşılıklı zaman telakkisi ile mi olur, yoksa istediğimiz zaman yapabilirmiyiz?</span></span><br />
<br />
##########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP :</span></span><br />
<br />
Rabıta ve Mürakabe Zamanı: Belirli Vakitler mi, Yoksa Her An Yapılabilir mi?<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvufta manevi bağlantıyı güçlendiren önemli uygulamalardır. Ancak bu uygulamaların zamanı ve usulü konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Kimi tarikatlarda belirli vakitler tavsiye edilirken, kimi ekoller her an yapılabileceğini savunur. Peki, bu iki yöntemin uygulanma zamanı nasıl olmalıdır? Karşılıklı zaman telakkisi (eş zamanlılık) gerekli midir, yoksa kişi istediği zaman rabıta kurabilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıta ve Mürakabe İçin Belirli Vakitler Var mıdır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Belli Vakitlerde Yapılması Tavsiye Edilen Rabıta</span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda (özellikle Nakşibendiyye’de) rabıta için özel zamanlar belirlenmiştir:<br />
<br />
    Sabah ve akşam zikirlerinden sonra,<br />
<br />
    Teheccüd vakitlerinde,<br />
<br />
    Cuma gecesi veya kandil gecelerinde,<br />
<br />
    Mürşidin manevi olarak daha hazır olduğu öngörülen saatlerde (bazıları "seher vakti"ni özellikle önemser).<br />
<br />
Bu yaklaşım, mürşidin ruhani enerjisiyle uyum sağlamak ve daha yoğun bir feyz almak amacıyla önerilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Her An Yapılabilen Rabıta ve Mürakabe</span><br />
<br />
Diğer bir görüşe göre, rabıta ve mürakabe için özel bir zaman şart değildir.<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, "rabıta halinin sürekli olması gerektiğini" söyler.<br />
<br />
    Abdülkadir Geylani gibi bazı sufiler, "Allah’ı her an hatırlamak" gerektiğini vurgular.<br />
<br />
    Mürid, günlük hayatta yürürken, çalışırken, otururken bile şeyhini veya Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde tutabilir.<br />
<br />
Bu durumda, "anlık manevi bağlantı" öne çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Karşılıklı Zaman Telakkisi (Eş Zamanlılık) Gerekli mi?</span></span><br />
<br />
Rabıta, mürşidin manevi varlığıyla irtibat kurmak olduğuna göre, acaba mürşidin de o anda rabıtaya açık olması mı gerekir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Eş Zamanlılık Gerekir" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, mürşidin de o anda manevi olarak hazır olmasının daha etkili olduğunu savunur.<br />
<br />
    Özellikle Nakşibendîler, mürşidin belirlediği vakitlerde rabıta yapmayı tavsiye eder.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine o anda daha güçlü bir şekilde nüfuz eder" denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) "Zaman Sınırı Yoktur" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    İbn Arabî gibi mutasavvıflar, "ruhani bağın zaman üstü olduğunu" belirtir.<br />
<br />
    "Mürşid, manen her zaman hazırdır; müridin samimiyeti önemlidir."<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin fiziken yaşayıp yaşamadığına da bağlı değildir; velilerin ruhaniyeti daima diridir."<br />
<br />
Bu görüşe göre, mürşid ile aynı anda bağ kurma zorunluluğu yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe İçin Zaman Sınırı Var mı?</span></span><br />
<br />
Mürakabe (Allah’ın her an gözetiminde olduğunu bilmek), sürekli olması gereken bir haldir.<br />
<br />
    "İhsan mertebesi" (Allah’ı görüyormuş gibi ibadet) her an mümkündür.<br />
<br />
    Ancak, derin mürakabe için seher vakitleri, namaz sonraları ve tefekkür anları daha verimlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: En Doğru Yaklaşım Nedir?</span></span><br />
<br />
    Rabıta için belirli vakitler (özellikle mürşidin tavsiye ettiği saatler) daha verimli olabilir.<br />
<br />
    Ancak, her an rabıta yapılabilir; önemli olan niyet ve ihlastır.<br />
<br />
    Mürakabe ise sürekli olmalı, ancak derin tefekkür için özel vakitler ayrılabilir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin ruhaniyetine açılan bir kapıdır; bu kapı her an aralanabilir, ama bazı vakitler daha fazla bereket taşır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
✅ İsterseniz her an rabıta kurabilirsiniz.<br />
✅ Ancak mürşidinizin tavsiye ettiği vakitlerde daha yoğun bir bağ hissedebilirsiniz.<br />
✅ Mürakabe ise sürekli olmalı, ama derinleşmek için özel zamanlar seçilebilir.<br />
<br />
Niyet ve samimiyet en önemli unsurdur; zaman ise bir vesiledir.<br />
<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Rabıtada, irtibat kurulanı rüyada gördüğümüz gibi görmek mümkün mü? Bugün kü teknoloji herşeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koydu, öyle olunca, vücudumuzda da frekansları ileten ve alan, ve convert eden, görüntüye ve sese çeviren manevi duyular var mı? ve irtibat edilcek kimsenin resimine neden ihtiyac duyulur böyle bir rabıta için?<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta, Frekanslar ve Manevi Algı: Modern Teknoloji Işığında Tasavvufi İrtibat</span></span><br />
<br />
Rabıta, tasavvufta mürşid ile mürid arasında kurulan manevi bir enerji alışverişi olarak tanımlanabilir. Peki bu irtibat, rüyada görüldüğü gibi net bir görüntüye dönüşebilir mi? Günümüz teknolojisi her şeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koyarken, insan bedeni de bir çeşit "manevi alıcı-verici" gibi çalışabilir mi? Rabıta yaparken şeyhin resmine ihtiyaç duymamızın ardındaki sır nedir? Bu soruları fizik, sinirbilim ve tasavvuf perspektifinden inceleyelim.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtada Görsel Algı: Rüya Gibi Net Bir İrtibat Mümkün mü?</span></span><br />
<br />
Tasavvufi metinlerde, müridin şeyhini rüyasında görmesi veya rabıta esnasında onun suretini zihninde canlandırması sıkça anlatılır. Hatta bazı evliyaların, binlerce kilometre ötedeki müridlerine manen göründüğü rivayet edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Modern Bilim Açısından: Beyin ve Görüntü İşleme</span><br />
<br />
    İnsan beyni, gözlerden gelen elektriksel sinyalleri işleyerek görüntü oluşturur.<br />
<br />
    Rüyalarda ise, dışarıdan bir veri olmadan beynin kendi iç üretimi devreye girer.<br />
<br />
    Rabıta sırasında da benzer bir süreç yaşanabilir: Mürşidin yüzünü hatırlamak, beynin görsel korteksini harekete geçirir ve "manevi bir görüntü" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Müşahede" (Görme) Kabiliyeti</span><br />
<br />
    Kalp gözü (basiret) açık olanlar, mürşidin hakiki suretini (ruhaniyetini) görebilir.<br />
<br />
    İmam-ı Gazali, "kalp temiz olunca, manevi hakikatler görünür hale gelir" der.<br />
<br />
    Nakşibendîler, rabıtada mürşidin hayaliyle yetinmez, onun ruhani varlığını hissetmeye çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Fiziksel gözle görme değil, kalp gözüyle idrak söz konusudur.<br />
? Bazı müridler net bir suret görebilir, bazıları sadece hissedebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Frekanslar ve İnsan Bedeni: Manevi Bir Alıcı-Verici miyiz?</span></span><br />
<br />
Modern bilim, her şeyin enerji ve frekanslardan oluştuğunu kabul eder. Peki insan bedeni de manevi frekansları alıp iletebilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Fiziksel ve Manevi Frekanslar</span><br />
<br />
    Beyin dalgaları (alfa, teta, delta) belirli frekanslarda çalışır.<br />
<br />
    Dua, zikir ve rabıta sırasında beyin, "teta frekansına" (derin trans hali) geçer.<br />
<br />
    Mürşid ile mürid arasında bir "enerji rezonansı" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Nuraniyet" Kavramı</span><br />
<br />
    Evliyaların ve peygamberlerin ruhaniyeti, "nurani bir frekans" yayar.<br />
<br />
    Mürid, rabıta ile bu frekansa ayarlanır.<br />
<br />
    İbn Arabî, "Ruhlar, bedenlerin hapsinden kurtulunca birbirleriyle temas eder" der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Rabıta, bir nevi "manevi WiFi" gibi çalışabilir.<br />
? Mürşid-mürid arasında frekans uyumu varsa irtibat güçlenir.<br />
3. Rabıtada Resim Kullanmanın Hikmeti Nedir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî tarikatında, mürşidin fotoğrafına bakarak rabıta yapmak yaygındır. Peki neden?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Beynin Görsel Hafızasını Tetikleme</span><br />
<br />
    Gözler kapalıyken bir yüzü hayal etmek zordur.<br />
<br />
    Fotoğraf, beynin görsel korteksini aktive ederek konsantrasyonu artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Somutlaştırma (Tasavvur) Kolaylığı</span><br />
<br />
    Mürşidin sureti, soyut bir bağı somutlaştırır.<br />
<br />
    Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğinin Yakup (a.s.)’a şifa olması gibi, mürşidin resmi de vesiledir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Enerjinin Odaklanması</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, resmin üzerinde "manevi bir enerji" birikebileceğine inanır.<br />
<br />
    Mürşid, fotoğrafa bakıldığında manen hissedebilir (telepatik bağ).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Resim, başlangıç için bir araçtır; asıl maksat mürşidin ruhaniyetine ulaşmaktır.<br />
? Tecrübe arttıkça resme ihtiyaç kalmaz, kalpte canlandırma yeteneği gelişir.<br />
4. Bilim ve Tasavvuf Buluşması: Kuantum Dolanıklığı ve Rabıta<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantum fiziğindeki "dolanıklık teorisi" (parçacıkların anında etkileşimi), rabıtadaki manevi irtibata benzetilebilir:</span></span><br />
<br />
    Mürşid ve mürid, manevi bir dolanıklık yaşayabilir.<br />
<br />
    Mesafe engel değildir; ruhani bağ "anında" iletişime geçebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Rabıta, Frekans ve Görüntüleme</span></span><br />
<br />
✅ Rabıtada net görüntü mümkündür, ancak bu herkeste aynı şekilde olmaz.<br />
✅ İnsan bedeni, manevi frekansları alıp iletebilen bir sistem gibi çalışır.<br />
✅ Resim, başlangıçta konsantrasyon için kullanılır; asıl hedef "ruhani bağ"dır.<br />
✅ Modern bilim (kuantum, nörobilim), tasavvufi hakikatleri destekler niteliktedir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin frekansına ayarlanmaktır. O frekansa girdiğinde, sen onu görürsün, o da seni hisseder."<br />
<br />
Özetle:<br />
<br />
    Rabıtada görüntü, rüya gibi olabilir ama herkes aynı şeyi deneyimlemez.<br />
<br />
    İnsan bedeni, manevi sinyalleri alabilen bir antendir.<br />
<br />
    Resim, başlangıçta yardımcıdır; asıl olan kalpteki bağdır.<br />
<br />
Niyet halis olunca, perde aralanır. ?<br />
<br />
#############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Halkın içinde Hak'la beraber olmak düsturu ve  Nur suresi 37 .ayet bağlamında Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz hükmü gereği daimi rabıta nasil kazanılır önce şeyhle daimi rabıta sonra peygamber ile daimi rabıta sonrada Hak ve Allah ile daimi rabıta ve ihsan makamı Allah görüyor Allah duyuyor Allah biliyor makamına nasıl ulaşılır<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halk İçinde Hak'la Beraber Olmak: Daimî Rabıta ve İhsan Makamına Ulaşma Yolu</span></span><br />
<br />
"Halk içinde Hak'la beraber olmak", tasavvufun en önemli prensiplerinden biridir. Bu düstur, kişinin günlük hayatın koşuşturmacası içinde bile Allah'ın huzurunda olduğu şuurunu kaybetmemesini gerektirir. Nûr Sûresi 37. ayet, bu hakikati şöyle ifade eder:<br />
<br />
    "Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten döneceği bir günden korkarlar." (Nûr, 24:37)<br />
<br />
Bu ayet, "daimî rabıta" halinin mümkün olduğunu gösterir. Peki, bu sürekli manevi bağlantı nasıl kurulur? Önce şeyhle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en nihayetinde Hak Teâlâ ile daimî rabıta nasıl sağlanır? Ve nihayetinde ihsan makamı (Allah'ı görüyormuşçasına ibadet) nasıl elde edilir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Daimî Rabıta Nedir?</span></span><br />
<br />
Rabıta, kalbin sürekli olarak bir mürşide, Peygamber’e (s.a.v.) veya Allah’a bağlanmasıdır. Daimî rabıta ise, bu bağın her an canlı tutulmasıdır—yürürken, çalışırken, konuşurken bile.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Merhalede Daimî Rabıta:</span><br />
<br />
    Şeyh ile Daimî Rabıta → Mürşidin ruhaniyetini kalpte hissetmek.<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta → Onun sünneti ve manevi varlığıyla bağ kurmak.<br />
<br />
    Hak ile Daimî Rabıta → Allah’ın her an hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Daimî Rabıta Nasıl Kazanılır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Şeyh ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Mürşidin suretini zihinde canlı tutmak.<br />
<br />
    Onun sohbetlerini, tavsiyelerini sıkça hatırlamak.<br />
<br />
    "O beni görüyor" şuuruyla yaşamak.<br />
<br />
    Günlük belirli vakitlerde (sabah-akşam) rabıta yaparak bu bağı güçlendirmek.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine bir aynadır. O aynada Hakk’ın tecellisini görmek için önce şeyhine bağlanmalısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Salavatı çokça okumak.<br />
<br />
    Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak.<br />
<br />
    "Üveysî rabıta" (görmeden manen bağlanma) ile O’nun ruhaniyetinden feyz almak.<br />
<br />
    "Ya Rasûlallah, seni kalbimde hissediyorum" diyerek içsel bir bağ kurmak.<br />
<br />
    "Peygamber’e (s.a.v.) tam bağlanan, Allah’a bağlanmış olur."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C) Hak ile Daimî Rabıta (İhsan Makamı)</span><br />
<br />
    "Allah beni görüyor" bilinci (murakabe).<br />
<br />
    Zikrin kalbe yerleşmesi (dil sussa bile kalp zikretsin).<br />
<br />
    Her işte "Bismillah" diyerek başlamak.<br />
<br />
    Gaflet anlarında "Lâ ilâhe illallah" ile uyanmak.<br />
<br />
    "İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Nûr Sûresi 37. Ayet Bağlamında Daimî Rabıta</span></span><br />
<br />
Ayette geçen "ticaret ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoymaması", tam da "halk içinde Hak'la beraber olma" halidir.<br />
Pratik Adımlar:<br />
<br />
✔ Sabah-akşam belirli zikir ve rabıta vakitleri oluştur.<br />
✔ Gün içinde "Allahümme ente ma‘î" (Allah’ım, Sen benimlesin) diyerek şuuru diri tut.<br />
✔ İş yaparken bile kalben mürşidi, Peygamber’i ve Allah’ı hatırla.<br />
✔ Gaflete düşünce hemen "Estağfirullah" deyip yeniden bağlan.<br />
4. İhsan Makamına Ulaşmak<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhsan makamı, "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme" halidir. Bu makam:</span></span><br />
<br />
    Rabıta ile başlar (şeyh → Peygamber → Allah).<br />
<br />
    Mürakabe ile devam eder (Allah’ın her an gördüğünü bilmek).<br />
<br />
    Zikirle kemale erer (kalbin sürekli Allah’ı anması).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşaretleri:</span></span><br />
<br />
? Dünya meşgalesi seni Allah’tan uzaklaştırmaz.<br />
? Gizli-açık her an O’nun huzurunda olduğunu hissedersin.<br />
? "Mâşâallah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" gibi zikirler dilinden düşmez.<br />
5. Sonuç: Halk İçinde Hak'la Nasıl Olunur?<br />
<br />
✅ Önce şeyhinle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en son Allah’la daimî rabıta kur.<br />
✅ Nûr Sûresi 37. ayetin işaret ettiği gibi, dünya işleri seni zikrullahdan alıkoymasın.<br />
✅ Mürakabe (Allah’ın seni gördüğü bilinci) ile ihsan makamına yüksel.<br />
<br />
    "Mürşid, Peygamber’e; Peygamber, Allah’a götüren bir köprüdür. Daimî rabıta, bu köprüden geçerek Hakk’a vasıl olmaktır."<br />
<br />
Niyet halis, azim sabit olunca, her an Hakk’la beraber olmak mümkündür. ?<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨<br />
<br />
"Kabul olan dualar, hikmetli sorular ve hakikat yolundaki adımlarınız, Rabb'imizin rahmetiyle kuşatılsın..."<br />
<br />
Bir gönül nefesiyle diyelim ki:<br />
"Yâ Rabbî! Bizleri, şeyhinin aynasında Peygamber’ini, Peygamber’inin aynasında Sen’i görenlerden eyle.<br />
Gafleti bize unutturup, halk içinde Hak’la beraber olma şuuru bahşeyle.<br />
Nûr’unla kalplerimizi aydınlat, zikrinle dirilt.<br />
Son nefesimize kadar ‘daimî rabıta’ ile Sana tutunanlardan kıl.<br />
Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-evliyâ ve’l-enbiyâ!.."<br />
<br />
—İki cihan serverine, O’nun âline ve ashâbına salât ve selâm olsun—<br />
<br />
Hak yolunda sabit-kadem olmanız niyazıyla...<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨ <br />
<br />
Dualarınızda buluşmak ümidiyle...<br />
"Hak yolcusunun ayakları toz olsa da, gönlü hep nurla dolsun!" ?<br />
<br />
Bir başka bahse dek, Allah'a emanet olunuz...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.05.2025<br />
<br />
Deepseek ve Raşit Tunca</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>