<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - Raşit Tunca Makaleleri]]></title>
		<link>/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - ]]></description>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 09:12:55 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeytanları Yanından Kovan Dua Ve Ayetler]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34738</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:56:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34738</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785261297260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785261297260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞEYTANLARI YANINDAN KOVAN DUA VE ÂYETLER</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Eûzü Okumak ve Ârifin Kalbindeki Nûr</span></span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
“Şeytanın vesveselerinden Allah’a sığın. Muhakkak ki O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.” (Fussilet Suresi, 36. âyet)<br />
<br />
Bu ilâhî emir gereğince her Müslüman’ın en temel silahı, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eûzü</span></span> yani <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm”</span></span> demektir. Bu, kişinin Allah’a sığınarak şeytanın şerrinden, vesvesesinden ve tuzağından korunma talebidir.<br />
<br />
Eûzü, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">âriflerin kalbindeki nûr</span></span> olarak tarif edilmiştir. Takvâ nûruyla birleşen eûzü, şeytanı ve onun askerlerini perişan eder. Zira Allah’a sığınan bir kalbe şeytan yaklaşamaz.<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.) yaşlı ve hasta olduğu hâlde şöyle duâ ederdi:<br />
<br />
“Yâ Rabbî! Zina fiilinden, katil cinâyetinden sana sığınırım.”<br />
<br />
Kendisine: “Bu yaşta bu günahlardan mı korkuyorsun?” denildiğinde ise şu meşhur cevabı verdi:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nasıl korkmam? İblis hayatta!”</span></span><br />
<br />
Bu rivayet, müminin ömrünün son anına kadar şeytanın vesvesesinden emin olamayacağını ve daima Allah’a sığınması gerektiğini gösterir. Zira İblis, kıyâmete kadar yaşayacak ve insanları saptırmak için çalışacaktır (bk. A‘râf, 14-15; Hicr, 36-37).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Azametli Şeytan ve Hizbinden Allah’a Sığınma Terkibi</span></span><br />
<br />
Şeytanın vesveselerinden, yorgunluk ve azabından korunmak için Kur’ân-ı Kerîm’de bizzat öğretilen özel bir sığınma terkibi vardır. Bu terkib, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sâd Suresi 41. âyet</span></span> ile <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü’minûn (Gâfir) Suresi 97-98. âyetlerinden</span></span> oluşur.<br />
<br />
Okunuşu:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ<br />
<br />
رَبِّ إِنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ (Sâd Suresi, 41)<br />
<br />
رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ (Mü’minûn Suresi, 97)<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ (Mü’minûn Suresi, 98)<br />
<br />
Anlamı:<br />
<br />
“Rabbim! Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.”<br />
“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından (dürtmelerinden, vesveselerinden) sana sığınırım.”<br />
“Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu âyetleri okuyan kimse, şeytanın fiziksel ve ruhsal tesirlerinden Allah’a iltica etmiş olur.</span></span> Özellikle belâ, hastalık, sıkıntı ve vesvese anlarında bu duânın okunması tavsiye edilmiştir.<br />
<br />
Tefsir âlimleri bu konuda şöyle der:<br />
<br />
“Hemezât”, şeytanların kalbe fısıldadığı vesveseler, dürtmeler ve akla getirdikleri kuruntulardır.<br />
“Yahdurûn”, şeytanların insanın yanında hazır bulunması, ona yaklaşması ve onu gözetlemesi anlamına gelir.<br />
<br />
Bu âyetler, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) öğretilmiş olup, ümmetinin de bu dualarla şeytandan korunması murat edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Eûzü ile İlgili Tavsiyeleri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Sabah ve Akşam Okunacak Koruyucu Zikir</span></span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim sabah ve akşam iki defa ‘Eûzü billâhi’s-semî‘il-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm’ der, ardından bir defa da ‘Esteûzü billâhi’s-semî‘il-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm’ der ve besmeleyle Haşr Suresi’nin son üç âyetini okursa, Allah o kimseye akşama kadar yetmiş bin melek görevlendirir ve o melekler onun için dua eder. O gün ölürse şehit olarak ölür. Akşam okursa sabaha kadar aynı şeye kavuşur, şeytanın hilelerinden korunur. Allah Teâlâ o kimseleri sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından nusretle, önlerinden ismetle korur ve şeytanların tesirini def eder.”</span></span><br />
<br />
Haşr Suresi’nin son üç âyeti (59/21-24), Allah’ın isim ve sıfatlarını anlatan bu âyetler, şeytandan korunmada çok etkili kabul edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Şeytanın İtirafı ve Allah’ın Müminleri Koruma Vaadi</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şeytanın Allah’a şöyle dediğini haber vermiştir:<br />
<br />
“Sen beni kovdun. Ben de senin doğru yolun olan İslâm dinine mâni olmak için insanların önünden gelir, ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm. Arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim. Sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım. Solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.”<br />
<br />
Allah Teâlâ buna karşılık şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İzzet ve celâlime yemin olsun ki, ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder ve senin tesirini def ederim.”</span></span><br />
<br />
Bu hadis, eûzünün ne kadar büyük bir koruma kalkanı olduğunu gösterir. Şeytan dört yönden saldırırken, Allah Teâlâ mümini dört yönden korur:<br />
<br />
Sağdan: Hidâyet (doğru yol)<br />
Soldan: İnâyet (yardım ve lütuf)<br />
Arkadan: Selâmet (esenlik)<br />
Önden: Yardım (nusret)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Günde Bir Eûzü Yeterlidir</span></span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Günde bir defa eûzü okuyarak Allah’a sığınan kimseyi Allah Teâlâ korur.”</span></span><br />
<br />
Bu hadis, eûzünün az ama öz bir ibadet olduğunu, devamlılığının korunmaya yettiğini ifade eder. Ancak âlimler, mümkün olduğunca çok okunmasını tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d) Eûzü ve Besmelenin Kapı Açma Özelliği</span></span><br />
<br />
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Eûzü ile günah kapılarını kapayın, besmele ile ibâdet kapılarını açın.”</span></span><br />
<br />
Bu söz, eûzü ve besmelenin birlikte kullanılmasının önemini vurgular. Eûzü, şeytanın vesvesesini ve günaha davetini engeller; besmele ise yapılan her işe bereket ve kabul getirir. Bu sebeple âlimler, her hayırlı işe başlarken önce eûzü, ardından besmele çekilmesini tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İstiâzenin (Eûzü Çekmenin) Kazandırdığı Beş Nimet</span></span><br />
<br />
Âlimler, eûzü çeken kimsenin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">beş büyük nîmete</span></span> kavuşacağını belirtmişlerdir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) İslâm dîninde dâim olur:</span></span> Şeytanın saptırmasından korunur, iman üzere kalır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Muhkem bir kaleye girmiş olur:</span></span> Allah’ın koruyucu kalesine sığınmış sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) Peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle haşr olunur:</span></span> Onların zümresine dahil edilir, ahirette onlarla birlikte olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) Yerleri ve gökleri yaratan Mevlâ’nın inâyet ve ihsanına kavuşur:</span></span> İlâhî yardıma mazhar olur, dünya ve ahiret hayrına erer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) Şeytanın hîlelerinden korunur:</span></span> Vesvese, kuruntu, yanlış yönlendirme ve tuzaklardan emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Sonuç ve Tavsiye</span></span><br />
<br />
Şeytan, insanoğlunun en açık düşmanıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
“Muhakkak ki şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin.” (Fâtır Suresi, 6)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu düşmanla mücadelede en etkili silah, Allah’a sığınmak ve eûzüyü hayatın her alanına yaymaktır.</span></span> Sabah akşam, her işe başlarken, uyumadan önce, korku ve vesvese anlarında eûzü okumak müminin vazgeçilmez zikri olmalıdır.<br />
<br />
Ayrıca Haşr Suresi’nin son üç âyeti, Âyetü’l-Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sureleri de şeytanın şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen diğer Kur’ân metinleridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a sığınan hiçbir kul, şeytanın tuzağına düşmez. Zira Allah, vaadinde sadıktır:</span></span><br />
<br />
“Kim Allah’a sığınırsa, Allah ona yeter.” (Zümer Suresi, 36. âyetin meâlinden)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
İbn Ebî Şeybe, Musannef<br />
Ahmed b. Hanbel, Müsned<br />
İbn Hibbân, Sahîh<br />
Taberî, Câmi‘u’l-Beyân<br />
Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân<br />
İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm<br />
Ebû Dâvûd, Sünen<br />
Tirmizî, Sünen<br />
Hâkim, Müstedrek<br />
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr<br />
Ebû Ya‘lâ, Müsned<br />
Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân<br />
Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid<br />
İbn Mâce, Sünen<br />
Deylemî, el-Firdevs<br />
Suyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr<br />
Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ<br />
Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn<br />
İbn Kayyim, Zâdü’l-Me‘âd<br />
Nevevî, el-Ezkâr<br />
Buhârî, Sahîh<br />
Müslim, Sahîh<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazı Salı<br />
(28.07.2026’da güncellenmiştir)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785261297260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785261297260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞEYTANLARI YANINDAN KOVAN DUA VE ÂYETLER</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Eûzü Okumak ve Ârifin Kalbindeki Nûr</span></span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
“Şeytanın vesveselerinden Allah’a sığın. Muhakkak ki O, her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.” (Fussilet Suresi, 36. âyet)<br />
<br />
Bu ilâhî emir gereğince her Müslüman’ın en temel silahı, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">eûzü</span></span> yani <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm”</span></span> demektir. Bu, kişinin Allah’a sığınarak şeytanın şerrinden, vesvesesinden ve tuzağından korunma talebidir.<br />
<br />
Eûzü, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">âriflerin kalbindeki nûr</span></span> olarak tarif edilmiştir. Takvâ nûruyla birleşen eûzü, şeytanı ve onun askerlerini perişan eder. Zira Allah’a sığınan bir kalbe şeytan yaklaşamaz.<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a.) yaşlı ve hasta olduğu hâlde şöyle duâ ederdi:<br />
<br />
“Yâ Rabbî! Zina fiilinden, katil cinâyetinden sana sığınırım.”<br />
<br />
Kendisine: “Bu yaşta bu günahlardan mı korkuyorsun?” denildiğinde ise şu meşhur cevabı verdi:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Nasıl korkmam? İblis hayatta!”</span></span><br />
<br />
Bu rivayet, müminin ömrünün son anına kadar şeytanın vesvesesinden emin olamayacağını ve daima Allah’a sığınması gerektiğini gösterir. Zira İblis, kıyâmete kadar yaşayacak ve insanları saptırmak için çalışacaktır (bk. A‘râf, 14-15; Hicr, 36-37).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Azametli Şeytan ve Hizbinden Allah’a Sığınma Terkibi</span></span><br />
<br />
Şeytanın vesveselerinden, yorgunluk ve azabından korunmak için Kur’ân-ı Kerîm’de bizzat öğretilen özel bir sığınma terkibi vardır. Bu terkib, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sâd Suresi 41. âyet</span></span> ile <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mü’minûn (Gâfir) Suresi 97-98. âyetlerinden</span></span> oluşur.<br />
<br />
Okunuşu:<br />
<br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ<br />
<br />
رَبِّ إِنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ (Sâd Suresi, 41)<br />
<br />
رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ (Mü’minûn Suresi, 97)<br />
<br />
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ (Mü’minûn Suresi, 98)<br />
<br />
Anlamı:<br />
<br />
“Rabbim! Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu.”<br />
“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından (dürtmelerinden, vesveselerinden) sana sığınırım.”<br />
“Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu âyetleri okuyan kimse, şeytanın fiziksel ve ruhsal tesirlerinden Allah’a iltica etmiş olur.</span></span> Özellikle belâ, hastalık, sıkıntı ve vesvese anlarında bu duânın okunması tavsiye edilmiştir.<br />
<br />
Tefsir âlimleri bu konuda şöyle der:<br />
<br />
“Hemezât”, şeytanların kalbe fısıldadığı vesveseler, dürtmeler ve akla getirdikleri kuruntulardır.<br />
“Yahdurûn”, şeytanların insanın yanında hazır bulunması, ona yaklaşması ve onu gözetlemesi anlamına gelir.<br />
<br />
Bu âyetler, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) öğretilmiş olup, ümmetinin de bu dualarla şeytandan korunması murat edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Eûzü ile İlgili Tavsiyeleri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Sabah ve Akşam Okunacak Koruyucu Zikir</span></span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim sabah ve akşam iki defa ‘Eûzü billâhi’s-semî‘il-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm’ der, ardından bir defa da ‘Esteûzü billâhi’s-semî‘il-alîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm’ der ve besmeleyle Haşr Suresi’nin son üç âyetini okursa, Allah o kimseye akşama kadar yetmiş bin melek görevlendirir ve o melekler onun için dua eder. O gün ölürse şehit olarak ölür. Akşam okursa sabaha kadar aynı şeye kavuşur, şeytanın hilelerinden korunur. Allah Teâlâ o kimseleri sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından nusretle, önlerinden ismetle korur ve şeytanların tesirini def eder.”</span></span><br />
<br />
Haşr Suresi’nin son üç âyeti (59/21-24), Allah’ın isim ve sıfatlarını anlatan bu âyetler, şeytandan korunmada çok etkili kabul edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Şeytanın İtirafı ve Allah’ın Müminleri Koruma Vaadi</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şeytanın Allah’a şöyle dediğini haber vermiştir:<br />
<br />
“Sen beni kovdun. Ben de senin doğru yolun olan İslâm dinine mâni olmak için insanların önünden gelir, ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm. Arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim. Sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım. Solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.”<br />
<br />
Allah Teâlâ buna karşılık şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İzzet ve celâlime yemin olsun ki, ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder ve senin tesirini def ederim.”</span></span><br />
<br />
Bu hadis, eûzünün ne kadar büyük bir koruma kalkanı olduğunu gösterir. Şeytan dört yönden saldırırken, Allah Teâlâ mümini dört yönden korur:<br />
<br />
Sağdan: Hidâyet (doğru yol)<br />
Soldan: İnâyet (yardım ve lütuf)<br />
Arkadan: Selâmet (esenlik)<br />
Önden: Yardım (nusret)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Günde Bir Eûzü Yeterlidir</span></span><br />
<br />
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Günde bir defa eûzü okuyarak Allah’a sığınan kimseyi Allah Teâlâ korur.”</span></span><br />
<br />
Bu hadis, eûzünün az ama öz bir ibadet olduğunu, devamlılığının korunmaya yettiğini ifade eder. Ancak âlimler, mümkün olduğunca çok okunmasını tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d) Eûzü ve Besmelenin Kapı Açma Özelliği</span></span><br />
<br />
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Eûzü ile günah kapılarını kapayın, besmele ile ibâdet kapılarını açın.”</span></span><br />
<br />
Bu söz, eûzü ve besmelenin birlikte kullanılmasının önemini vurgular. Eûzü, şeytanın vesvesesini ve günaha davetini engeller; besmele ise yapılan her işe bereket ve kabul getirir. Bu sebeple âlimler, her hayırlı işe başlarken önce eûzü, ardından besmele çekilmesini tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. İstiâzenin (Eûzü Çekmenin) Kazandırdığı Beş Nimet</span></span><br />
<br />
Âlimler, eûzü çeken kimsenin <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">beş büyük nîmete</span></span> kavuşacağını belirtmişlerdir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1) İslâm dîninde dâim olur:</span></span> Şeytanın saptırmasından korunur, iman üzere kalır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2) Muhkem bir kaleye girmiş olur:</span></span> Allah’ın koruyucu kalesine sığınmış sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3) Peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle haşr olunur:</span></span> Onların zümresine dahil edilir, ahirette onlarla birlikte olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4) Yerleri ve gökleri yaratan Mevlâ’nın inâyet ve ihsanına kavuşur:</span></span> İlâhî yardıma mazhar olur, dünya ve ahiret hayrına erer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5) Şeytanın hîlelerinden korunur:</span></span> Vesvese, kuruntu, yanlış yönlendirme ve tuzaklardan emin olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Sonuç ve Tavsiye</span></span><br />
<br />
Şeytan, insanoğlunun en açık düşmanıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<br />
“Muhakkak ki şeytan sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de onu düşman edinin.” (Fâtır Suresi, 6)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu düşmanla mücadelede en etkili silah, Allah’a sığınmak ve eûzüyü hayatın her alanına yaymaktır.</span></span> Sabah akşam, her işe başlarken, uyumadan önce, korku ve vesvese anlarında eûzü okumak müminin vazgeçilmez zikri olmalıdır.<br />
<br />
Ayrıca Haşr Suresi’nin son üç âyeti, Âyetü’l-Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sureleri de şeytanın şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen diğer Kur’ân metinleridir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a sığınan hiçbir kul, şeytanın tuzağına düşmez. Zira Allah, vaadinde sadıktır:</span></span><br />
<br />
“Kim Allah’a sığınırsa, Allah ona yeter.” (Zümer Suresi, 36. âyetin meâlinden)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
İbn Ebî Şeybe, Musannef<br />
Ahmed b. Hanbel, Müsned<br />
İbn Hibbân, Sahîh<br />
Taberî, Câmi‘u’l-Beyân<br />
Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân<br />
İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm<br />
Ebû Dâvûd, Sünen<br />
Tirmizî, Sünen<br />
Hâkim, Müstedrek<br />
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr<br />
Ebû Ya‘lâ, Müsned<br />
Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân<br />
Heysemî, Mecma‘u’z-Zevâid<br />
İbn Mâce, Sünen<br />
Deylemî, el-Firdevs<br />
Suyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr<br />
Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ<br />
Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn<br />
İbn Kayyim, Zâdü’l-Me‘âd<br />
Nevevî, el-Ezkâr<br />
Buhârî, Sahîh<br />
Müslim, Sahîh<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazı Salı<br />
(28.07.2026’da güncellenmiştir)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuran ın Namazlarda  Dualarda ve Zikirlerde Arapça okunması Gerektiğinin Önemi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34737</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:52:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34737</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785261063410.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785261063410.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’AN’IN NAMAZLARDA, DUALARDA VE ZİKİRLERDE ARAPÇA OKUNMASI GEREKTİĞİNİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
İslam dini, Allah Teala tarafından insanlığa gönderilen son ve en mükemmel dindir. Bu dinin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ise, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın kelamı</span></span> olup Arapça olarak indirilmiştir. Müslümanların günlük hayatlarında en sık yaptıkları ibadetler olan namaz, dua ve zikirlerde Arapça okumanın önemi, hem dinî hem de manevi açıdan büyüktür. Bu makalede, Kur’an’ın Arapça okunmasının gerekliliğini ve bu gerekliliğin arkasındaki hikmetleri inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. KUR’AN’IN ARAPÇA İNDİRİLMESİ VE İLAHİ MESAJIN KORUNMASI</span></span><br />
<br />
Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’i <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça olarak</span></span> indirmiştir. Kur’an’da bu gerçek birçok ayette vurgulanmıştır:<br />
<br />
“Biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf Suresi, 2)<br />
“Şüphesiz biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Taha Suresi, 113)<br />
<br />
Kur’an’ın Arapça indirilmesi, onun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">orijinal metninin korunmasını</span></span> sağlamıştır. Çünkü Arapça, zengin yapısı, derin anlamları ve edebi üslubuyla Allah’ın kelamını en iyi şekilde taşıyan dildir. Kur’an’ın Arapça metni, kıyamete kadar değişmeden kalacak ve her Müslüman, ibadetlerinde bu orijinal metni okuyarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın direkt kelamına muhatap</span></span> olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. NAMAZDA KIRAATİN ARAPÇA OLMA ZORUNLULUĞU</span></span><br />
<br />
Namaz, Müslümanların en önemli ibadetidir. Namazda okunan sureler, ayetler ve zikirlerin <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arapça okunması farzdır</span>.</span> Bu konuda İslam âlimleri ittifak hâlindedir. Namazda Arapça kıraatin zorunlu olmasının sebepleri şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Kur’an’ın Orijinal Metnini Okuma Emri:</span></span> Allah Teala, namazda Kur’an okumayı emretmiştir. Kur’an ise Arapça indirilmiştir. Bu nedenle, namazda okunan Kur’an’ın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça aslından okunması</span></span> gerekir. Hiçbir tercüme, Kur’an’ın orijinal metninin yerini tutamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Namazın Bir Sözlü İbadet Olması:</span></span> Namaz, sözlü (kavlî) ve fiilî ibadetlerin birleşimidir. Namazın sözlü kısmı olan kıraat, tekbir, tesbih, tahiyyat ve selam gibi ifadeler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bizzat Arapça olarak öğrettiği şekilde</span></span> yerine getirilir. Bu, namazın sünnete uygun olması için gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kalbin Huzura Ermesi:</span></span> Kur’an’ın Arapça orijinal metni, lafız ve mana bütünlüğü içinde, insan kalbine derin bir huzur ve etki verir. Her harfi, her hecesi, Allah’ın kelamı olarak özel bir tesir taşır. Bu tesiri, hiçbir tercüme ve meal tam olarak veremez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. DUALARIN ARAPÇA OKUNMASININ FAZİLETİ</span></span><br />
<br />
Dua, müminin Allah ile iletişim kurmasının en güzel yoludur. Kur’an’da ve sünnette yer alan dualar, **<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Arapça olarak yaptığı dualardır</span>.</span> Bu duaları Arapça okumak, onların orijinal lafzına ve manasına ulaşmayı sağlar. Ayrıca:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamberî Dua Sünnetine Uygunluk:</span></span> Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hangi kelimelerle dua ettiğini bilmek, o duaları Arapça okumakla mümkündür. Bu, sünnete tabi olmanın en güzel şeklidir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an Ayetlerinin Dua Olarak Okunması:</span></span> Kur’an’da geçen birçok dua ayeti (örneğin “Rabbena atina”, “Rabbenağfirli” vb.) Arapça metniyle okunur. Bu duaların Arapça aslı, manevi tesiri kat kat artırır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İcabete Vesile Olması:</span></span> Allah Teala, Kur’an’da dua edenlerin dualarını işittiğini ve icabet ettiğini bildirmiştir. Arapça yapılan dua, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın kelamına ve Resûlullah’ın diline uygun</span></span> olduğu için daha makbuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. ZİKİRLERİN ARAPÇA OKUNMASININ HİKMETİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah’ı anmak, O’na hamd etmek, O’nu tespih etmektir. Kur’an ve sünnette yer alan zikirler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">tamamen Arapça lafızlarla</span></span> öğretilmiştir. Bu zikirleri Arapça okumanın hikmetleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Lafızlarının İlahi Olması:</span></span> “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber”, “La ilahe illallah” gibi zikirler, Allah tarafından öğretilen ve Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından uygulanan lafızlardır. Bu lafızların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça aslı</span></span>, her Müslüman için en kıymetli anlamları taşır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Ruhu ve Enerjisi:</span></span> Arapça zikir lafızları, içerdiği anlamla birlikte, insan kalbinde derin bir tesir oluşturur. Dilin orijinal yapısındaki ritim, ahenk ve mana, zikrin kalbi etkilemesini güçlendirir.<br />
<br />
    <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beraberlik ve Birlik Duygusu:</span></span> Dünyanın her yerindeki Müslümanlar, aynı Arapça lafızlarla Allah’ı zikrederler. Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ümmetinin birlik ve beraberliğinin</span></span> en güzel göstergesidir. İster Afganistan’da ister Afrika’da ister Anadolu’da olsun, her Müslüman aynı Arapça kelimelerle Allah’ı anar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. TERCÜME VE MEAL OKUMANIN YERİ</span></span><br />
<br />
Kur’an’ın Arapça okunması zorunlu olmakla birlikte, **<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anlamını anlamak için meâl ve tefsir okumak da son derece önemlidir</span>.</span> Her Müslümanın, namazda ve ibadetlerde okuduğu Kur’an ayetlerinin, duaların ve zikirlerin anlamını öğrenmesi, bilinçli bir ibadet için şarttır. Ancak, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asıl olan ibadet lafzının Arapça olarak okunmasıdır</span>.</span> Meâl, Arapça metnin yerine geçemez.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kim Allah’ın Kitabı’ndan bir harf okursa, ona bir iyilik (sevap) vardır. Her bir iyiliğe de on katı verilir.” (Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 16)<br />
<br />
Bu hadis, Kur’an’ı Arapça harfleriyle okumanın ne kadar büyük bir sevap olduğunu gösterir. Bu sevap, sadece Arapça metni okumakla kazanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. ARAPÇA BİLMEYENLERİN DURUMU</span></span><br />
<br />
Arapça bilmeyen Müslümanlar, namazda sure ve duaları Arapça okumakla mükelleftir. Onlar, öğrenmek için çaba göstermeli, telaffuzu düzeltmek için gayret etmelidir. Allah Teala, “kullarını güçleri yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz” (Bakara Suresi, 286). Bu nedenle, Arapça okumayı öğrenene kadar, öğrendiği kadarını okumak ve okuduğunun anlamını öğrenmeye çalışmak, müminin sorumluluğudur. Ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mümkün olduğunca Arapça lafızları ezberlemek ve doğru telaffuz etmeye çalışmak</span></span>, ibadetin kabulü için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. ARAPÇA OKUMANIN FREKANS VE EBED SIRRI – KAR©GLAN YORUMU</span></span><br />
<br />
İnternete girip, bu vaazları okuyup dinlediğiniz bilgisayarı kullanmak için, klavyedeki <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Enter" tuşu her dilde aynıdır: ENTER</span>.</span> Geri tuşu “Back Space”, yine “ESC”, “ALT” tuşları da aynıdır. Bu tuşlar Türkçe olunca farklı, İngilizce olunca farklı, Arapça olunca farklı değildir. Yani bu tuşlar, bilgisayarı kullanmak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">emir komutu (Befehl)</span></span> veren tuşlar ise, işte yazı yazarken Türkçede yazabiliyoruz, bazı harfler hariç, yine Arapçada da yazıyoruz. Ama <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">komut tuşları (Befehl) ise aynıdır</span></span>, herkes için aynıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Öyle olunca, Kur’an’ın Arapçası, işte bu kâinatın yönetimindeki emir komutları (Befehl) gibidir.</span></span> Onlar ancak ve ancak, ana dili olan Arapça söylendiğinde o <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">frekans aralığı</span></span> oluşur. Yani, “Enter” tuşuna basınca bilgisayar bir kablosu ile bir frekansı bilgisayar çipine (beynine) yolladığı gibi, sen o ismi, yada zikri, duayı, sureyi, ancak ve ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça okuduğun zaman</span></span>, o frekans aralığında bir sinyal, kâinata, dilin ve damağın sayesinde beynin ve enerjin ve auran ile gider.<br />
<br />
İşte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ebced değerleri</span></span>, yani Kur’an’ın matematiksel, yada matrix verileri de bu yüzden önemlidir. O yüzden mesela “bin” demek 1000 sayısal değerini, ben dil ile söyleyince “b-i-n” diyorum, Arapçada ise “elfe” demek. Yani farklı kelime ve harfler var, ve her harfin frekansı farklıdır. Nasıl notalardaki do ile re, mi ile sol aynı değilse, her harfin de frekansı ve ebced değeri farklıdır. Ve öyle olunca, **<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an ancak Arapça okunduğunda, zikredildiğinde, namaz Arapça Kur’an ile kılındığında, ezan Arapça okunduğunda, o frekans aralığı oluşur ve kâinata gidecek emir ve komut (Befehl) ancak öyle gider.</span></span> Zikrimizin neden Arapça olduğu da bu yüzdendir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Kur’an’ın namazlarda, dualarda ve zikirlerde Arapça okunması, İslam’ın temel esaslarından biridir. Bu, Allah’ın kelamının orijinal haliyle korunması, sünnete uygunluk, kalbin huzura ermesi ve ümmetin birliğinin sağlanması açısından büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça lafızların kâinattaki frekans ve ebced sırrı</span></span>, bu dilin ibadetlerdeki eşsiz yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Her Müslüman, Arapça bilmese dahi, ibadetlerini Arapça olarak yerine getirmeye gayret etmeli ve aynı zamanda okuduklarının manasını öğrenerek bilinçli bir kul olmaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Rabbimiz, Kur’an’ı anlayarak ve hakkıyla okuyarak ibadet eden kullarından eylesin. Âmin.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an’ın Namazlarda, Dualarda ve Zikirlerde Arapça Okunmasının Önemi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın insanlığa gönderdiği son ilâhî kelâmıdır. O, sadece anlamı ile değil; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzı, kelimeleri, harfleri, okunuşu ve tilavetiyle de mucizedir.</span></span> Müslümanlar tarih boyunca Kur’an’ı hem anlamaya çalışmış hem de Allah’ın indirdiği şekliyle Arapça olarak okumaya büyük önem vermişlerdir.<br />
Kur’an’ın Arapça okunması meselesi özellikle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">namazlarda kıraat, dua ve zikirlerde Kur’an ayetlerinin kullanılması</span></span> açısından önemli bir konudur. Çünkü Kur’an’ın kendine has lafızları, Allah’ın vahyinin bizzat kendisidir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">1. Kur’an’ın Arapça İndirilmesinin Hikmeti<br />
Allah Teâlâ Kur’an’ın Arapça indirildiğini birçok ayette bildirmiştir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şüphesiz biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yusuf Suresi 12/2)</span></span><br />
Başka bir ayette:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki sakınıp korunasınız."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Tâhâ Suresi 20/113)</span></span><br />
Kur’an’ın Arapça olması tesadüfi değildir. Arap dili; kelime yapısı, anlam derinliği, belagatı ve ifade gücü bakımından vahyin taşıyıcısı olmaya uygun görülmüştür.<br />
Kur’an’ın kelimeleri yalnızca anlam taşıyan ifadeler değildir; her harfinin okunuşunda da ibadet sevabı vardır.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Kur’an’ın Lafzı da İlâhîdir<br />
Kur’an sadece manası Allah’tan gelen bir kitap değildir. Müslümanların inancına göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzı ve manası birlikte Allah katından gelmiştir.</span></span><br />
Cebrâil (a.s.), Kur’an’ı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ﷺ’e Allah’ın bildirdiği şekilde getirmiştir.<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Onu Rûhu’l-Emin indirdi. Senin kalbine indirdi ki uyarıcılardan olasın. Apaçık Arapça bir dille..."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Şuarâ Suresi 26/193-195)</span></span><br />
Bu sebeple Kur’an’ın başka dillere yapılan tercümeleri <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur’an’ın kendisi değil, Kur’an’ın anlamını açıklayan mealleridir.</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Namazda Kur’an’ın Arapça Okunmasının Önemi<br />
Namaz, kulun Rabbiyle en özel buluşmasıdır. Namaz içerisinde okunan Fâtiha ve diğer sureler Kur’an ayetleridir.<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz siz de öyle namaz kılın."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Buhârî, Ezân, 18)</span></span><br />
Resûlullah ﷺ namazlarını Kur’an ayetlerini Arapça okuyarak kılmıştır.<br />
Namazda Kur’an’ın Arapça okunmasının hikmetlerinden bazıları:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberimizin uygulamasına uymak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın orijinal lafzını korumak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ümmetin her yerde aynı ibadet dilinde birleşmesini sağlamak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İlâhî kelamın değişmeden aktarılmasına vesile olmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun Müslümanların aynı Fâtiha’yı, aynı sûreleri okuması İslam ümmetinin birlik sembollerinden biridir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Kur’an Harflerini Okumanın Fazileti<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ Kur’an okumanın faziletini şöyle açıklamıştır:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kim Allah’ın Kitabı’ndan bir harf okursa ona bir sevap vardır. Her sevap da on katıyla verilir. Ben 'Elif Lâm Mîm' bir harftir demiyorum; bilakis elif bir harf, lâm bir harf, mîm bir harftir."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 16)</span></span><br />
Bu hadis, Kur’an’ın sadece anlamını öğrenmenin değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzını okumanın da büyük bir ibadet olduğunu</span></span> göstermektedir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Dualarda Kur’an Ayetlerinin Arapça Okunması<br />
Kur’an ayetleriyle yapılan dualar, Allah’ın bize öğrettiği dualardır.<br />
Örneğin:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ</span><br />
"Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Bakara Suresi 2/201)</span></span><br />
Bu dua Peygamber Efendimiz ﷺ’in çokça yaptığı dualardandır.<br />
Kur’an ayetlerini Arapça okumak, vahyin kendi kelimeleriyle Allah’a yönelmektir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">6. Zikirlerde Kur’an Lafzının Korunması<br />
İslam tarihinde zikirlerde Kur’an ayetleri ve Peygamberimizin öğrettiği dualar büyük önem taşımıştır.<br />
Örneğin:<br />
Âyetü’l-Kürsî<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ</span><br />
(Bakara 2/255)<br />
İhlâs Suresi<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ</span><br />
Kur’an’ın Arapça okunması, vahyin kelimelerini muhafaza eder.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">7. Meal Okumak Neden Önemlidir?<br />
Kur’an’ın Arapça okunması önemli olduğu gibi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">anlamını öğrenmek de çok önemlidir.</span></span><br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sâd Suresi 38/29)</span></span><br />
Müslümanın hedefi sadece harfleri okumak değil; okuduğu ayetlerin mesajını anlayıp hayatına uygulamaktır.<br />
En doğru yaklaşım:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur’an’ı Arapça okumak + anlamını öğrenmek + hayatına uygulamaktır.</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">8. Kur’an’ın Başka Dille Okunması Meselesi<br />
Âlimler arasında özellikle namazdaki kıraat konusunda farklı görüşler olmuştur. Ancak İslam geleneğinde genel kabul gören görüş, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">namazda Kur’an kıraatinin Arapça olması gerektiğidir.</span></span><br />
Bunun temel sebepleri:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın Allah’ın indirdiği lafız olması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Peygamber ﷺ’in uygulaması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahabe ve sonraki nesillerin uygulaması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an metninin korunmasıdır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tercümeler ise Kur’an’ın anlaşılması için büyük bir hizmettir; fakat ibadetlerde okunan Kur’an lafzının yerini tutmaz.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sonuç<br />
Kur’an-ı Kerîm, sadece okunacak bir kitap değil; insanı dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilâhî rehberdir.<br />
Namazlarda, dualarda ve zikirlerde Kur’an’ın Arapça okunması:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın kelamına bağlılığın göstergesidir,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamber Efendimiz ﷺ’in sünnetine uymaktır,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın aslıyla korunmasına hizmet eder,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Müslümanların ortak ibadet dili olmasını sağlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bununla beraber Kur’an’ın mesajını anlamak da müminin sorumluluğudur.<br />
En güzel yol:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kur’an’ı Allah’ın indirdiği lafızla okumak, manasını anlamak ve hayatımıza taşımaktır."</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an-ı Kerîm: Yusuf 12/2, Tâhâ 20/113, Şuarâ 26/193-195, Bakara 2/201, Bakara 2/255, Sâd 38/29</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahih al-Bukhari</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Jami' at-Tirmidhi</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Riyad as-Salihin</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ bizleri Kur’an’ı hakkıyla okuyan, anlayan ve yaşayan kullarından eylesin. Âmin.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim (Yusuf Suresi, 2; Taha Suresi, 113; Bakara Suresi, 286)<br />
<br />
    Sahih-i Tirmizî (Fedâilu’l-Kur’ân, 16)<br />
<br />
    İslam Fıkıh Literatürü (Namazda Kıraat ve Arapça Okumanın Hükmü)<br />
<br />
    Genel İslami Kaynaklar ve Tefsir Eserleri</span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Raşit Tunca </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> (Schrems, 9 Eylül 2018 Pazar)<br />
<br />
(28.07.2026’da güncellenmiştir) </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785261063410.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785261063410.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR’AN’IN NAMAZLARDA, DUALARDA VE ZİKİRLERDE ARAPÇA OKUNMASI GEREKTİĞİNİN ÖNEMİ</span></span><br />
<br />
İslam dini, Allah Teala tarafından insanlığa gönderilen son ve en mükemmel dindir. Bu dinin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ise, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın kelamı</span></span> olup Arapça olarak indirilmiştir. Müslümanların günlük hayatlarında en sık yaptıkları ibadetler olan namaz, dua ve zikirlerde Arapça okumanın önemi, hem dinî hem de manevi açıdan büyüktür. Bu makalede, Kur’an’ın Arapça okunmasının gerekliliğini ve bu gerekliliğin arkasındaki hikmetleri inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. KUR’AN’IN ARAPÇA İNDİRİLMESİ VE İLAHİ MESAJIN KORUNMASI</span></span><br />
<br />
Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’i <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça olarak</span></span> indirmiştir. Kur’an’da bu gerçek birçok ayette vurgulanmıştır:<br />
<br />
“Biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Yusuf Suresi, 2)<br />
“Şüphesiz biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Taha Suresi, 113)<br />
<br />
Kur’an’ın Arapça indirilmesi, onun <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">orijinal metninin korunmasını</span></span> sağlamıştır. Çünkü Arapça, zengin yapısı, derin anlamları ve edebi üslubuyla Allah’ın kelamını en iyi şekilde taşıyan dildir. Kur’an’ın Arapça metni, kıyamete kadar değişmeden kalacak ve her Müslüman, ibadetlerinde bu orijinal metni okuyarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın direkt kelamına muhatap</span></span> olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. NAMAZDA KIRAATİN ARAPÇA OLMA ZORUNLULUĞU</span></span><br />
<br />
Namaz, Müslümanların en önemli ibadetidir. Namazda okunan sureler, ayetler ve zikirlerin <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arapça okunması farzdır</span>.</span> Bu konuda İslam âlimleri ittifak hâlindedir. Namazda Arapça kıraatin zorunlu olmasının sebepleri şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Kur’an’ın Orijinal Metnini Okuma Emri:</span></span> Allah Teala, namazda Kur’an okumayı emretmiştir. Kur’an ise Arapça indirilmiştir. Bu nedenle, namazda okunan Kur’an’ın <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça aslından okunması</span></span> gerekir. Hiçbir tercüme, Kur’an’ın orijinal metninin yerini tutamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Namazın Bir Sözlü İbadet Olması:</span></span> Namaz, sözlü (kavlî) ve fiilî ibadetlerin birleşimidir. Namazın sözlü kısmı olan kıraat, tekbir, tesbih, tahiyyat ve selam gibi ifadeler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bizzat Arapça olarak öğrettiği şekilde</span></span> yerine getirilir. Bu, namazın sünnete uygun olması için gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kalbin Huzura Ermesi:</span></span> Kur’an’ın Arapça orijinal metni, lafız ve mana bütünlüğü içinde, insan kalbine derin bir huzur ve etki verir. Her harfi, her hecesi, Allah’ın kelamı olarak özel bir tesir taşır. Bu tesiri, hiçbir tercüme ve meal tam olarak veremez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. DUALARIN ARAPÇA OKUNMASININ FAZİLETİ</span></span><br />
<br />
Dua, müminin Allah ile iletişim kurmasının en güzel yoludur. Kur’an’da ve sünnette yer alan dualar, **<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Arapça olarak yaptığı dualardır</span>.</span> Bu duaları Arapça okumak, onların orijinal lafzına ve manasına ulaşmayı sağlar. Ayrıca:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamberî Dua Sünnetine Uygunluk:</span></span> Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hangi kelimelerle dua ettiğini bilmek, o duaları Arapça okumakla mümkündür. Bu, sünnete tabi olmanın en güzel şeklidir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an Ayetlerinin Dua Olarak Okunması:</span></span> Kur’an’da geçen birçok dua ayeti (örneğin “Rabbena atina”, “Rabbenağfirli” vb.) Arapça metniyle okunur. Bu duaların Arapça aslı, manevi tesiri kat kat artırır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İcabete Vesile Olması:</span></span> Allah Teala, Kur’an’da dua edenlerin dualarını işittiğini ve icabet ettiğini bildirmiştir. Arapça yapılan dua, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın kelamına ve Resûlullah’ın diline uygun</span></span> olduğu için daha makbuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. ZİKİRLERİN ARAPÇA OKUNMASININ HİKMETİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah’ı anmak, O’na hamd etmek, O’nu tespih etmektir. Kur’an ve sünnette yer alan zikirler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">tamamen Arapça lafızlarla</span></span> öğretilmiştir. Bu zikirleri Arapça okumanın hikmetleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Lafızlarının İlahi Olması:</span></span> “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber”, “La ilahe illallah” gibi zikirler, Allah tarafından öğretilen ve Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından uygulanan lafızlardır. Bu lafızların <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça aslı</span></span>, her Müslüman için en kıymetli anlamları taşır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Ruhu ve Enerjisi:</span></span> Arapça zikir lafızları, içerdiği anlamla birlikte, insan kalbinde derin bir tesir oluşturur. Dilin orijinal yapısındaki ritim, ahenk ve mana, zikrin kalbi etkilemesini güçlendirir.<br />
<br />
    <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beraberlik ve Birlik Duygusu:</span></span> Dünyanın her yerindeki Müslümanlar, aynı Arapça lafızlarla Allah’ı zikrederler. Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ümmetinin birlik ve beraberliğinin</span></span> en güzel göstergesidir. İster Afganistan’da ister Afrika’da ister Anadolu’da olsun, her Müslüman aynı Arapça kelimelerle Allah’ı anar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. TERCÜME VE MEAL OKUMANIN YERİ</span></span><br />
<br />
Kur’an’ın Arapça okunması zorunlu olmakla birlikte, **<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">anlamını anlamak için meâl ve tefsir okumak da son derece önemlidir</span>.</span> Her Müslümanın, namazda ve ibadetlerde okuduğu Kur’an ayetlerinin, duaların ve zikirlerin anlamını öğrenmesi, bilinçli bir ibadet için şarttır. Ancak, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">asıl olan ibadet lafzının Arapça olarak okunmasıdır</span>.</span> Meâl, Arapça metnin yerine geçemez.<br />
<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kim Allah’ın Kitabı’ndan bir harf okursa, ona bir iyilik (sevap) vardır. Her bir iyiliğe de on katı verilir.” (Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 16)<br />
<br />
Bu hadis, Kur’an’ı Arapça harfleriyle okumanın ne kadar büyük bir sevap olduğunu gösterir. Bu sevap, sadece Arapça metni okumakla kazanılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. ARAPÇA BİLMEYENLERİN DURUMU</span></span><br />
<br />
Arapça bilmeyen Müslümanlar, namazda sure ve duaları Arapça okumakla mükelleftir. Onlar, öğrenmek için çaba göstermeli, telaffuzu düzeltmek için gayret etmelidir. Allah Teala, “kullarını güçleri yettiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz” (Bakara Suresi, 286). Bu nedenle, Arapça okumayı öğrenene kadar, öğrendiği kadarını okumak ve okuduğunun anlamını öğrenmeye çalışmak, müminin sorumluluğudur. Ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mümkün olduğunca Arapça lafızları ezberlemek ve doğru telaffuz etmeye çalışmak</span></span>, ibadetin kabulü için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. ARAPÇA OKUMANIN FREKANS VE EBED SIRRI – KAR©GLAN YORUMU</span></span><br />
<br />
İnternete girip, bu vaazları okuyup dinlediğiniz bilgisayarı kullanmak için, klavyedeki <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Enter" tuşu her dilde aynıdır: ENTER</span>.</span> Geri tuşu “Back Space”, yine “ESC”, “ALT” tuşları da aynıdır. Bu tuşlar Türkçe olunca farklı, İngilizce olunca farklı, Arapça olunca farklı değildir. Yani bu tuşlar, bilgisayarı kullanmak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">emir komutu (Befehl)</span></span> veren tuşlar ise, işte yazı yazarken Türkçede yazabiliyoruz, bazı harfler hariç, yine Arapçada da yazıyoruz. Ama <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">komut tuşları (Befehl) ise aynıdır</span></span>, herkes için aynıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Öyle olunca, Kur’an’ın Arapçası, işte bu kâinatın yönetimindeki emir komutları (Befehl) gibidir.</span></span> Onlar ancak ve ancak, ana dili olan Arapça söylendiğinde o <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">frekans aralığı</span></span> oluşur. Yani, “Enter” tuşuna basınca bilgisayar bir kablosu ile bir frekansı bilgisayar çipine (beynine) yolladığı gibi, sen o ismi, yada zikri, duayı, sureyi, ancak ve ancak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça okuduğun zaman</span></span>, o frekans aralığında bir sinyal, kâinata, dilin ve damağın sayesinde beynin ve enerjin ve auran ile gider.<br />
<br />
İşte <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ebced değerleri</span></span>, yani Kur’an’ın matematiksel, yada matrix verileri de bu yüzden önemlidir. O yüzden mesela “bin” demek 1000 sayısal değerini, ben dil ile söyleyince “b-i-n” diyorum, Arapçada ise “elfe” demek. Yani farklı kelime ve harfler var, ve her harfin frekansı farklıdır. Nasıl notalardaki do ile re, mi ile sol aynı değilse, her harfin de frekansı ve ebced değeri farklıdır. Ve öyle olunca, **<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an ancak Arapça okunduğunda, zikredildiğinde, namaz Arapça Kur’an ile kılındığında, ezan Arapça okunduğunda, o frekans aralığı oluşur ve kâinata gidecek emir ve komut (Befehl) ancak öyle gider.</span></span> Zikrimizin neden Arapça olduğu da bu yüzdendir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Kur’an’ın namazlarda, dualarda ve zikirlerde Arapça okunması, İslam’ın temel esaslarından biridir. Bu, Allah’ın kelamının orijinal haliyle korunması, sünnete uygunluk, kalbin huzura ermesi ve ümmetin birliğinin sağlanması açısından büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Arapça lafızların kâinattaki frekans ve ebced sırrı</span></span>, bu dilin ibadetlerdeki eşsiz yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Her Müslüman, Arapça bilmese dahi, ibadetlerini Arapça olarak yerine getirmeye gayret etmeli ve aynı zamanda okuduklarının manasını öğrenerek bilinçli bir kul olmaya çalışmalıdır.<br />
<br />
Rabbimiz, Kur’an’ı anlayarak ve hakkıyla okuyarak ibadet eden kullarından eylesin. Âmin.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an’ın Namazlarda, Dualarda ve Zikirlerde Arapça Okunmasının Önemi</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerîm, Allah Teâlâ’nın insanlığa gönderdiği son ilâhî kelâmıdır. O, sadece anlamı ile değil; <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzı, kelimeleri, harfleri, okunuşu ve tilavetiyle de mucizedir.</span></span> Müslümanlar tarih boyunca Kur’an’ı hem anlamaya çalışmış hem de Allah’ın indirdiği şekliyle Arapça olarak okumaya büyük önem vermişlerdir.<br />
Kur’an’ın Arapça okunması meselesi özellikle <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">namazlarda kıraat, dua ve zikirlerde Kur’an ayetlerinin kullanılması</span></span> açısından önemli bir konudur. Çünkü Kur’an’ın kendine has lafızları, Allah’ın vahyinin bizzat kendisidir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">1. Kur’an’ın Arapça İndirilmesinin Hikmeti<br />
Allah Teâlâ Kur’an’ın Arapça indirildiğini birçok ayette bildirmiştir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şüphesiz biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yusuf Suresi 12/2)</span></span><br />
Başka bir ayette:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ki sakınıp korunasınız."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Tâhâ Suresi 20/113)</span></span><br />
Kur’an’ın Arapça olması tesadüfi değildir. Arap dili; kelime yapısı, anlam derinliği, belagatı ve ifade gücü bakımından vahyin taşıyıcısı olmaya uygun görülmüştür.<br />
Kur’an’ın kelimeleri yalnızca anlam taşıyan ifadeler değildir; her harfinin okunuşunda da ibadet sevabı vardır.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Kur’an’ın Lafzı da İlâhîdir<br />
Kur’an sadece manası Allah’tan gelen bir kitap değildir. Müslümanların inancına göre <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzı ve manası birlikte Allah katından gelmiştir.</span></span><br />
Cebrâil (a.s.), Kur’an’ı Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed ﷺ’e Allah’ın bildirdiği şekilde getirmiştir.<br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Onu Rûhu’l-Emin indirdi. Senin kalbine indirdi ki uyarıcılardan olasın. Apaçık Arapça bir dille..."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Şuarâ Suresi 26/193-195)</span></span><br />
Bu sebeple Kur’an’ın başka dillere yapılan tercümeleri <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur’an’ın kendisi değil, Kur’an’ın anlamını açıklayan mealleridir.</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Namazda Kur’an’ın Arapça Okunmasının Önemi<br />
Namaz, kulun Rabbiyle en özel buluşmasıdır. Namaz içerisinde okunan Fâtiha ve diğer sureler Kur’an ayetleridir.<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyurmuştur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Beni nasıl namaz kılarken gördüyseniz siz de öyle namaz kılın."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Buhârî, Ezân, 18)</span></span><br />
Resûlullah ﷺ namazlarını Kur’an ayetlerini Arapça okuyarak kılmıştır.<br />
Namazda Kur’an’ın Arapça okunmasının hikmetlerinden bazıları:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberimizin uygulamasına uymak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın orijinal lafzını korumak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ümmetin her yerde aynı ibadet dilinde birleşmesini sağlamak,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İlâhî kelamın değişmeden aktarılmasına vesile olmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun Müslümanların aynı Fâtiha’yı, aynı sûreleri okuması İslam ümmetinin birlik sembollerinden biridir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Kur’an Harflerini Okumanın Fazileti<br />
Peygamber Efendimiz ﷺ Kur’an okumanın faziletini şöyle açıklamıştır:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kim Allah’ın Kitabı’ndan bir harf okursa ona bir sevap vardır. Her sevap da on katıyla verilir. Ben 'Elif Lâm Mîm' bir harftir demiyorum; bilakis elif bir harf, lâm bir harf, mîm bir harftir."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 16)</span></span><br />
Bu hadis, Kur’an’ın sadece anlamını öğrenmenin değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">lafzını okumanın da büyük bir ibadet olduğunu</span></span> göstermektedir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Dualarda Kur’an Ayetlerinin Arapça Okunması<br />
Kur’an ayetleriyle yapılan dualar, Allah’ın bize öğrettiği dualardır.<br />
Örneğin:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ</span><br />
"Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">(Bakara Suresi 2/201)</span></span><br />
Bu dua Peygamber Efendimiz ﷺ’in çokça yaptığı dualardandır.<br />
Kur’an ayetlerini Arapça okumak, vahyin kendi kelimeleriyle Allah’a yönelmektir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">6. Zikirlerde Kur’an Lafzının Korunması<br />
İslam tarihinde zikirlerde Kur’an ayetleri ve Peygamberimizin öğrettiği dualar büyük önem taşımıştır.<br />
Örneğin:<br />
Âyetü’l-Kürsî<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ</span><br />
(Bakara 2/255)<br />
İhlâs Suresi<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ</span><br />
Kur’an’ın Arapça okunması, vahyin kelimelerini muhafaza eder.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">7. Meal Okumak Neden Önemlidir?<br />
Kur’an’ın Arapça okunması önemli olduğu gibi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">anlamını öğrenmek de çok önemlidir.</span></span><br />
Allah Teâlâ şöyle buyurur:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bu, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır."</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sâd Suresi 38/29)</span></span><br />
Müslümanın hedefi sadece harfleri okumak değil; okuduğu ayetlerin mesajını anlayıp hayatına uygulamaktır.<br />
En doğru yaklaşım:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur’an’ı Arapça okumak + anlamını öğrenmek + hayatına uygulamaktır.</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">8. Kur’an’ın Başka Dille Okunması Meselesi<br />
Âlimler arasında özellikle namazdaki kıraat konusunda farklı görüşler olmuştur. Ancak İslam geleneğinde genel kabul gören görüş, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">namazda Kur’an kıraatinin Arapça olması gerektiğidir.</span></span><br />
Bunun temel sebepleri:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın Allah’ın indirdiği lafız olması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Peygamber ﷺ’in uygulaması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahabe ve sonraki nesillerin uygulaması,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an metninin korunmasıdır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tercümeler ise Kur’an’ın anlaşılması için büyük bir hizmettir; fakat ibadetlerde okunan Kur’an lafzının yerini tutmaz.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sonuç<br />
Kur’an-ı Kerîm, sadece okunacak bir kitap değil; insanı dünya ve ahiret saadetine ulaştıran ilâhî rehberdir.<br />
Namazlarda, dualarda ve zikirlerde Kur’an’ın Arapça okunması:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın kelamına bağlılığın göstergesidir,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamber Efendimiz ﷺ’in sünnetine uymaktır,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an’ın aslıyla korunmasına hizmet eder,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Müslümanların ortak ibadet dili olmasını sağlar.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bununla beraber Kur’an’ın mesajını anlamak da müminin sorumluluğudur.<br />
En güzel yol:<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kur’an’ı Allah’ın indirdiği lafızla okumak, manasını anlamak ve hayatımıza taşımaktır."</span><br />
</span></span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur’an-ı Kerîm: Yusuf 12/2, Tâhâ 20/113, Şuarâ 26/193-195, Bakara 2/201, Bakara 2/255, Sâd 38/29</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sahih al-Bukhari</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Jami' at-Tirmidhi</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Riyad as-Salihin</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah Teâlâ bizleri Kur’an’ı hakkıyla okuyan, anlayan ve yaşayan kullarından eylesin. Âmin.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim (Yusuf Suresi, 2; Taha Suresi, 113; Bakara Suresi, 286)<br />
<br />
    Sahih-i Tirmizî (Fedâilu’l-Kur’ân, 16)<br />
<br />
    İslam Fıkıh Literatürü (Namazda Kıraat ve Arapça Okumanın Hükmü)<br />
<br />
    Genel İslami Kaynaklar ve Tefsir Eserleri</span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Raşit Tunca </span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> (Schrems, 9 Eylül 2018 Pazar)<br />
<br />
(28.07.2026’da güncellenmiştir) </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Ahiret Yorumumuz" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34736</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:45:30 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34736</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785260638930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785260638930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AHİRET YORUMUMUZ</span></span><br />
<br />
Bir Kar©glan Raşit Tunca Makalesi (Genişletilmiş ve Derlenmiş)<br />
<br />
“Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) Bu ilahi hakikat, dünya hayatının geçici bir gölge olduğunu ve esas yurdun Ahiret olduğunu haykırmaktadır. Peki, Ahiret sadece öldükten sonra gidilecek bir yer midir? Yoksa her an içinde bulunduğumuz, ruhumuzun yöneldiği, niyetlerimizin şekillendiği bir beka yurdu mudur? İşte bu yazımızda, Ahiretin önemini, İslam'daki yerini, hazırlık yollarını ve bu konuya dair Kur'an ve Sünnet'ten delilleri sizlerle paylaşacağız.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. AHİRETİN ÖNEMİ VE HAKİKATİ</span></span><br />
<br />
Ahiret inancı, İslam'ın temel esaslarından biridir ve imanın şartlarından altıncısı olarak kabul edilir. Dünya hayatı bir tarla, Ahiret ise o tarlanın hasat zamanıdır. Kur'an-ı Kerim'de sıkça vurgulanan bu hakikat, insanı sorumluluk bilincine sevk eder.<br />
<br />
Bu dünyada başımıza gelen her musibet, her hastalık, her kaza, aslında bizim kader çizgimizdeki birer işarettir. Nitekim Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:<br />
<br />
    Alıntı:<br />
    “Bir Müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52)<br />
<br />
<br />
Bu hadis bize şunu öğretir: Dünya, Ahiretin tarlasıdır ve burada çekilen her sıkıntı, oradaki kurtuluşumuz için bir kefaret vesilesidir. Mümin, başına gelen hayırda da şer'de de Allah'a hamd eden kişidir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz yine bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    Alıntı:<br />
    “Allah’ın müminler için öngördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır /bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durumda hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/173)<br />
<br />
<br />
İşte bu noktada Ahiret Yorumumuz şekillenmektedir: Ölüm ve ahiret hususunda keşfen bildiğimiz şey, insanın başına bir musibet gelip de ölümden kurtulduysa, bil ki orada o kimsenin aynından bir tane daha vardır. Eğer o kimse ölümden kurtulamadıysa ve o musibet anında öldüyse, bu dünyadan ayrılıp toprağa dönmüştür. Ancak geride kalanlar, aynı çizgide devam edip hayat yollarına yürürler.<br />
<br />
Peki ya o ölen kimse? Senin de aynı çizgide, bütünden kopan diğer bölümde, ölümden kıl payı kurtulup devam eden, baki kalan bir "sen" daha vardır. İşte bu, paralel evren ve paralel hayatlar kavramı değil, Ahiret hakikatinin ruhani yansımasıdır. Beka ve Ahiret yorumumuz odur ki; eğer o sen iyilerden isen, iyi bir hal ile yoluna devam eden, ölmeyen, hep kurtulan bir sen vardır. Amma senin yanlış yapan tarafın ise senden kopup toprağa dönmekte; ceza ise ceza, mükafat ise mükafat ile karşılanmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. AHİRET İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER</span></span><br />
<br />
Allah Teala, Ahiret gerçeğini Kur'an'da defalarca vurgulamıştır. İşte bu konudaki en önemli deliller:<br />
<br />
[]Ayet: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal Suresi, 7-8)<br />
[]Ayet: “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am Suresi, 32)<br />
[]Ayet: “Her can ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı tam olarak verilecektir.” (Âl-i İmrân, 185)<br />
[]Hadis: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse ise, nefsini hevesine uydurup Allah’tan (mağfiret) temenni edendir.” (Tirmizî, Kıyamet, 25)<br />
<br />
<br />
Bu ayet ve hadisler, Ahireti sadece ölüm sonrası değil, şu anki hayatımızı şekillendiren bir bilinç olarak görmemiz gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. AHİRETE HAZIRLIK İBADETLERİ VE NAMAZLAR</span></span><br />
<br />
Ahiret yolculuğuna çıkmak için dünyada yapmamız gereken en önemli hazırlık, İslam’ın şartlarını ve farzları hakkıyla yerine getirmektir.<br />
<br />
Farz Namazlar: Beş vakit namaz, müminin miracıdır ve Ahirette ilk sorguya çekilecek ameldir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kılınacak Özel Namazlar:</span></span><br />
<br />
[]Teheccüd Namazı: Gecenin sonunda kılınan bu namaz, Ahiret korkusu ve Allah sevgisiyle geceyi ihya etmenin en güzel yoludur.[]Tevbe Namazı: Günahtan dönüşü simgeler. Ahiret hesabından korkanların sığınağıdır.<br />
[]Evvâbin Namazı: Akşam namazından sonra kılınan bu namaz, günahların affına vesiledir.<br />
[]Hacet Namazı: Ahiret için yardım ve hidayet istemek amacıyla kılınır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahiret İçin Yapılacak Özel Dualar:</span></span><br />
<br />
[]Rabbenâ Âtina Duası: “Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 201)<br />
[]Seyyidü'l-İstiğfar (Tövbe Duası): Her sabah ve akşam okunması, Ahiret korkusuyla günahlardan arınmayı sağlar.<br />
 Allah’ım, bana hüsn-i hatime (güzel son) ver. Kabir azabından ve cehennem ateşinden koru.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. AHİRETİN FAZİLETİ VE BEKA YURDU</span></span><br />
<br />
Ahiret, Allah’a yakın ve dost olan evliya kulların yurdudur. Evliya demek, Allah’ın "fun kulubu" üyeleri demek gibidir. Yani mümin ve inananların, Allah’ı seven ve Allah’ın da onları sevdiği kimselerin yurdu. Beka ve Ahiret yurdu, işte ancak bu kimselerin elindedir.<br />
<br />
Eğer yanlış yapıyorsan, bil ki bir gün önüne ölüm meleği gelip çıkacak ve seni bütünden koparıp toprağa, cezaya gönderecek; sen Ahiret yurduna geçemeyeceksin. Eğer iyilerden isen, senin devam eden iyi bir halin var ve o halin, yine başka menzilde başka bir imtihandan geçerek, belki yanlışlarla da kesişecek. Hayat gemisinden ineceksin. Amma yine senin hep kurtulan bir tarafın ve devam eden bir halin olması için, Allah dostu olmaya bak, nefsini Allah’dan satın almaya bak.<br />
<br />
Yoksa işte, makasın o uzun bütün kağıdı kestiği gibi, bir gün Azrail seni bütünden koparır. Ama kopan parça yere, toprağa düşer. Elimde ise kalan taraf Ahiret yurduna doğru gidiyor. Ahiret yurduna baki kalanlar, yani gelecekteki müttekiler ve cennet, müminlerin yurdu, iyilerin yurdudur. Öyle olunca, kötülük edenlerin sonu, bir gün Azrail'in makası ile kesişecek elbet. Eğer sen hastalandın, yahut kaza geçirdin ve ölümle pençeleşirken, eğer ölümü hisseden tarafta isen, sen o resimdeki bütünün sağ tarafındaki kesilen ve yere düşen tarafındasın. Yani imtihanı kazanıp Sırat’tan, o ince köprüden geçemedin.<br />
<br />
Hani derler ya: "Bir sadakası varmış, Allah el germiş." Halbuki orada Azrail, aynı şahsın birinin canını çoktan aldı. Sen ucuz kurtulan isen, sen Sırat’tan, yani o ince köprüden karşıya geçensin. Ve bir gün sen de köprünün beri tarafında kalabilirsin. Dikkat et ey Müslüman!<br />
<br />
Ahiret fazileti, Cennet ve Cemalullah (Allah'ı görme) nimetidir. Orada ne gözün gördüğü, ne kulağın işittiği, ne de insan kalbine hayal olarak gelen nimetler vardır. Bu büyük kazanç için dünya hayatı, geçici bir pazar yeridir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Ahiret, bir sır değil, bir gerçekliktir. Dünya, o gerçekliğe giden bir köprüdür. Bu köprüde yaptığımız her iyilik, her dua, her namaz, bizi ebedi yurda taşıyacak olan geminin yelkenleridir. Unutmayalım ki, Azrail'in makası her an kağıdı kesmeye hazırdır. Amacımız, o makas bizi koparmadan, ruhumuzu Allah'ın rızası ile mühürlemek ve sonsuz saadete ermektir. Rabbimiz, hepimize hüsn-i hatime, güzel bir son vermeyi nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span><br />
<br />
    []Kur'an-ı Kerim (Âl-i İmrân, Zilzal, En'am Sureleri)<br />
    []Sahih-i Buhari<br />
    []Sahih-i Müslim<br />
    []Sünen-i Tirmizi<br />
    []Müsned-i Ahmed b. Hanbel<br />
    []Kar©glan Raşit Tunca Vaazları (2018, Schrems)<br />
<br />
<br />
“Ona (nefse) iyilik ve kötülüklerini ilham eden (Allah'a) yemin olsun.” (Şems Suresi, 8)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785260638930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785260638930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">AHİRET YORUMUMUZ</span></span><br />
<br />
Bir Kar©glan Raşit Tunca Makalesi (Genişletilmiş ve Derlenmiş)<br />
<br />
“Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) Bu ilahi hakikat, dünya hayatının geçici bir gölge olduğunu ve esas yurdun Ahiret olduğunu haykırmaktadır. Peki, Ahiret sadece öldükten sonra gidilecek bir yer midir? Yoksa her an içinde bulunduğumuz, ruhumuzun yöneldiği, niyetlerimizin şekillendiği bir beka yurdu mudur? İşte bu yazımızda, Ahiretin önemini, İslam'daki yerini, hazırlık yollarını ve bu konuya dair Kur'an ve Sünnet'ten delilleri sizlerle paylaşacağız.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. AHİRETİN ÖNEMİ VE HAKİKATİ</span></span><br />
<br />
Ahiret inancı, İslam'ın temel esaslarından biridir ve imanın şartlarından altıncısı olarak kabul edilir. Dünya hayatı bir tarla, Ahiret ise o tarlanın hasat zamanıdır. Kur'an-ı Kerim'de sıkça vurgulanan bu hakikat, insanı sorumluluk bilincine sevk eder.<br />
<br />
Bu dünyada başımıza gelen her musibet, her hastalık, her kaza, aslında bizim kader çizgimizdeki birer işarettir. Nitekim Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:<br />
<br />
    Alıntı:<br />
    “Bir Müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken dahi batsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buhari, Marda,1; Müslim, Birr, 52)<br />
<br />
<br />
Bu hadis bize şunu öğretir: Dünya, Ahiretin tarlasıdır ve burada çekilen her sıkıntı, oradaki kurtuluşumuz için bir kefaret vesilesidir. Mümin, başına gelen hayırda da şer'de de Allah'a hamd eden kişidir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz yine bu konuda şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    Alıntı:<br />
    “Allah’ın müminler için öngördüğü hükmü/kararı beni oldukça sevindirmektedir. Şöyle ki; kendisine bir hayır /bir iyilik dokunsa Rabbine hamd eder ve şükreder. Başına bir musibet gelse hamd eder, sabreder. Her durumda hatta hanımının ağzına koyacağı bir lokmadan ötürü dahi mümin için bir ücret, bir mükâfat vardır.” (Ahmed b. Hanbel, 1/173)<br />
<br />
<br />
İşte bu noktada Ahiret Yorumumuz şekillenmektedir: Ölüm ve ahiret hususunda keşfen bildiğimiz şey, insanın başına bir musibet gelip de ölümden kurtulduysa, bil ki orada o kimsenin aynından bir tane daha vardır. Eğer o kimse ölümden kurtulamadıysa ve o musibet anında öldüyse, bu dünyadan ayrılıp toprağa dönmüştür. Ancak geride kalanlar, aynı çizgide devam edip hayat yollarına yürürler.<br />
<br />
Peki ya o ölen kimse? Senin de aynı çizgide, bütünden kopan diğer bölümde, ölümden kıl payı kurtulup devam eden, baki kalan bir "sen" daha vardır. İşte bu, paralel evren ve paralel hayatlar kavramı değil, Ahiret hakikatinin ruhani yansımasıdır. Beka ve Ahiret yorumumuz odur ki; eğer o sen iyilerden isen, iyi bir hal ile yoluna devam eden, ölmeyen, hep kurtulan bir sen vardır. Amma senin yanlış yapan tarafın ise senden kopup toprağa dönmekte; ceza ise ceza, mükafat ise mükafat ile karşılanmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. AHİRET İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER</span></span><br />
<br />
Allah Teala, Ahiret gerçeğini Kur'an'da defalarca vurgulamıştır. İşte bu konudaki en önemli deliller:<br />
<br />
[]Ayet: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer yapmışsa onu görür.” (Zilzal Suresi, 7-8)<br />
[]Ayet: “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am Suresi, 32)<br />
[]Ayet: “Her can ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı tam olarak verilecektir.” (Âl-i İmrân, 185)<br />
[]Hadis: Resûlullah (s.a.v) buyurdu: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse ise, nefsini hevesine uydurup Allah’tan (mağfiret) temenni edendir.” (Tirmizî, Kıyamet, 25)<br />
<br />
<br />
Bu ayet ve hadisler, Ahireti sadece ölüm sonrası değil, şu anki hayatımızı şekillendiren bir bilinç olarak görmemiz gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. AHİRETE HAZIRLIK İBADETLERİ VE NAMAZLAR</span></span><br />
<br />
Ahiret yolculuğuna çıkmak için dünyada yapmamız gereken en önemli hazırlık, İslam’ın şartlarını ve farzları hakkıyla yerine getirmektir.<br />
<br />
Farz Namazlar: Beş vakit namaz, müminin miracıdır ve Ahirette ilk sorguya çekilecek ameldir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kılınacak Özel Namazlar:</span></span><br />
<br />
[]Teheccüd Namazı: Gecenin sonunda kılınan bu namaz, Ahiret korkusu ve Allah sevgisiyle geceyi ihya etmenin en güzel yoludur.[]Tevbe Namazı: Günahtan dönüşü simgeler. Ahiret hesabından korkanların sığınağıdır.<br />
[]Evvâbin Namazı: Akşam namazından sonra kılınan bu namaz, günahların affına vesiledir.<br />
[]Hacet Namazı: Ahiret için yardım ve hidayet istemek amacıyla kılınır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahiret İçin Yapılacak Özel Dualar:</span></span><br />
<br />
[]Rabbenâ Âtina Duası: “Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 201)<br />
[]Seyyidü'l-İstiğfar (Tövbe Duası): Her sabah ve akşam okunması, Ahiret korkusuyla günahlardan arınmayı sağlar.<br />
 Allah’ım, bana hüsn-i hatime (güzel son) ver. Kabir azabından ve cehennem ateşinden koru.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. AHİRETİN FAZİLETİ VE BEKA YURDU</span></span><br />
<br />
Ahiret, Allah’a yakın ve dost olan evliya kulların yurdudur. Evliya demek, Allah’ın "fun kulubu" üyeleri demek gibidir. Yani mümin ve inananların, Allah’ı seven ve Allah’ın da onları sevdiği kimselerin yurdu. Beka ve Ahiret yurdu, işte ancak bu kimselerin elindedir.<br />
<br />
Eğer yanlış yapıyorsan, bil ki bir gün önüne ölüm meleği gelip çıkacak ve seni bütünden koparıp toprağa, cezaya gönderecek; sen Ahiret yurduna geçemeyeceksin. Eğer iyilerden isen, senin devam eden iyi bir halin var ve o halin, yine başka menzilde başka bir imtihandan geçerek, belki yanlışlarla da kesişecek. Hayat gemisinden ineceksin. Amma yine senin hep kurtulan bir tarafın ve devam eden bir halin olması için, Allah dostu olmaya bak, nefsini Allah’dan satın almaya bak.<br />
<br />
Yoksa işte, makasın o uzun bütün kağıdı kestiği gibi, bir gün Azrail seni bütünden koparır. Ama kopan parça yere, toprağa düşer. Elimde ise kalan taraf Ahiret yurduna doğru gidiyor. Ahiret yurduna baki kalanlar, yani gelecekteki müttekiler ve cennet, müminlerin yurdu, iyilerin yurdudur. Öyle olunca, kötülük edenlerin sonu, bir gün Azrail'in makası ile kesişecek elbet. Eğer sen hastalandın, yahut kaza geçirdin ve ölümle pençeleşirken, eğer ölümü hisseden tarafta isen, sen o resimdeki bütünün sağ tarafındaki kesilen ve yere düşen tarafındasın. Yani imtihanı kazanıp Sırat’tan, o ince köprüden geçemedin.<br />
<br />
Hani derler ya: "Bir sadakası varmış, Allah el germiş." Halbuki orada Azrail, aynı şahsın birinin canını çoktan aldı. Sen ucuz kurtulan isen, sen Sırat’tan, yani o ince köprüden karşıya geçensin. Ve bir gün sen de köprünün beri tarafında kalabilirsin. Dikkat et ey Müslüman!<br />
<br />
Ahiret fazileti, Cennet ve Cemalullah (Allah'ı görme) nimetidir. Orada ne gözün gördüğü, ne kulağın işittiği, ne de insan kalbine hayal olarak gelen nimetler vardır. Bu büyük kazanç için dünya hayatı, geçici bir pazar yeridir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
Ahiret, bir sır değil, bir gerçekliktir. Dünya, o gerçekliğe giden bir köprüdür. Bu köprüde yaptığımız her iyilik, her dua, her namaz, bizi ebedi yurda taşıyacak olan geminin yelkenleridir. Unutmayalım ki, Azrail'in makası her an kağıdı kesmeye hazırdır. Amacımız, o makas bizi koparmadan, ruhumuzu Allah'ın rızası ile mühürlemek ve sonsuz saadete ermektir. Rabbimiz, hepimize hüsn-i hatime, güzel bir son vermeyi nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KAYNAKÇA</span></span><br />
<br />
    []Kur'an-ı Kerim (Âl-i İmrân, Zilzal, En'am Sureleri)<br />
    []Sahih-i Buhari<br />
    []Sahih-i Müslim<br />
    []Sünen-i Tirmizi<br />
    []Müsned-i Ahmed b. Hanbel<br />
    []Kar©glan Raşit Tunca Vaazları (2018, Schrems)<br />
<br />
<br />
“Ona (nefse) iyilik ve kötülüklerini ilham eden (Allah'a) yemin olsun.” (Şems Suresi, 8)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ilham nedir? iğva Nedir? Vesvese Nedir]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34735</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:14:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34735</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785258781620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785258781620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLHAM, İĞVA VE VESVESE: KALBİN SESİ, ŞEYTANIN TUZAĞI VE KUR'ÂN'IN IŞIĞI</span></span><br />
<br />
İnsan, var olduğu günden beri iç dünyasında iki ayrı sesin fısıltısını duyar. Birisi kalbe huzur veren, hayra ve güzelliğe çağıran; diğeri ise kalbi bulandıran, şüphe ve kötülük tohumları eken. Bu iki sesin kaynağı ve niteliği, insanın kaderini tayin eden en önemli unsurlardan biridir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerden gelen, faydalı, yardım, işaret ve seslere ilham denilir. Şeytan ve hizbinden gelen, saptırıcı işaret, ses ve fikirlere ise iğva ve vesvese denilir.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İLHAM: RAHMET KAPISINDAN GELEN FISILTI</span></span><br />
<br />
İlham, sözlükte "bir şeyi kalbe atmak, fısıldamak" anlamına gelir. Istılahta ise, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah Teâlâ'nın kulun kalbine, hayır ve hakikat istikametinde yarattığı manevî bilgi ve duygulardır</span></span>. İlham, melek vasıtasıyla olabileceği gibi, doğrudan Allah'ın kalbe ilka ettiği bir nûr da olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerin en zayıfından gelen ses ise, ya zor durumdaki bir insana ya da hayvana duyduğun merhamet ve acıma hissi, yahut vicdanın sesidir.</span></span> Sen bir hata ve yanlış yapınca, yahut günah işleyince de içinde cız eden bir yer ve pişmanlık duyan yerinden gelen ses, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Keşke yapmasaydım"</span></span> dedirtir. Eğer "Keşke yapmasaydım" diyorsan, bir üst melek sesine geçersin. O sesler ise: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bak burda bir tehlike var"</span></span> diye sana işaretler ve seslerle seni uyarmaya başlarlar. Sonra bazen sabah namazına kaldırırlar veya sadık rüya ile sana yardım ederler.<br />
<br />
Âlimler, ilhamı iki ana kategoride değerlendirirler:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melekî İlham:</span></span> Kişinin kulağına fısıldanan veya kalbine doğan, iyiliği, doğruluğu ve Allah'a yakınlaşmayı telkin eden düşüncelerdir. Bunlar, insanı hayra sevk eder, hakikati tasdik ettirir. Bir rivayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Meleğin yaklaşması ise onu hayra götürmek ve ona hakkı doğrulatmaktır. Kim (vicdanında) bunu (hayra yönelmeyi) bulursa bunun Allah'tan olduğunu bilsin ve Allah'a hamdetsin."</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbanî İlham:</span></span> Herhangi bir vasıta olmaksızın, Allah'ın doğrudan doğruya kalpte yarattığı ilahî mesajlardır. Bu tür ilham, kişinin tüm varlığına yayılan, bir fikir, uyarı veya müjde halinde tezahür eden derin bir manevî idraktir. Âyet-i kerîmede, nefsin iyilik ve kötülüğü kavrama kabiliyetine şöyle işaret buyrulur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ona (nefse) iyilik ve kötülüklerini ilham eden (Allah'a) yemin olsun."</span></span> (Şems Suresi, 8) Bu, insanın fıtratına yerleştirilmiş bir pusuladır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. VESVESE: ŞEYTANIN SİNSİ FISILTISI</span></span><br />
<br />
Vesvese, sözlükte "fısıldamak, gizlice söylemek" demektir. Terim olarak ise, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kişinin iradesi dışında zihnine gelen, aslı ve temeli olmayan, kuruntu, şüphe ve tereddütten ibaret kötü düşüncelerdir</span></span>. Vesvesenin kaynağı şeytandır. Şeytan, insanın zaaflarını kullanarak, özellikle ibadet, iman ve ahlak konularında şüphe uyandırmaya çalışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeytanlardan bir grup olan Hannes şeytanlarının, ibadetleri ifsad etmek için yaptığı saldırı yöntemi ile kulağa gelen fısıltılara vesvese denilir.</span></span> Mesela namazda sağa, sola bak der; yahut burnunu, kolunu kaşındırıp seni namazda gafil koyar; yahut oruçken gıybet ettirir; hacda sinirlendirir ki yanlış bir hareket yapasın. İşte bu gibi fısıltılara ve fiillere vesvese denilir. Namazda hatıratına dünya işlerinden bazılarını getirerek kaç rekat kıldığını önce unutturur, sonra sana sorar: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kaçıncı rekattasın şimdi?"</span></span> der, sen afallar kalırsın.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerim'de vesvese ile ilgili pek çok âyet bulunmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Vesvese:</span></span> Şeytanın Hz. Âdem ve eşine (a.s.) verdiği ilk vesvese, insanlık tarihinin başlangıcındaki en büyük imtihanıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Derken şeytan, gözlerinden gizlenmiş edep yerlerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi: Rabbiniz size bu ağacı, sırf melek olmanız veya burada ebediyen kalmanız için yasakladı."</span></span> (A'râf Suresi, 20) Burada şeytan, yalan vaatlerle Hz. Âdem'i kandırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vesvesenin Niteliği:</span></span> Şeytan, insanı sürekli vesvese ile rahatsız eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumu şöyle ifade buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şeytan, insanoğlunun içinde kanın dolaştığı gibi dolaşır."</span></span> Bu sebeple, vesvese anında <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eûzü billahi mineşşeytanirracim"</span></span> diyerek Allah'a sığınmak en etkili yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. İĞVA: SAPKINLIĞA ÇAĞRI VE GÜNAHA TEŞVİK</span></span><br />
<br />
İğva, "azdırmak, yoldan çıkarmak, saptırmak" anlamlarına gelir. Kur’ân terminolojisinde, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şeytanın veya onun yardakçılarının, insanları doğru yoldan saptırmak için yaptıkları her türlü faaliyet</span></span> iğva olarak adlandırılır. İğva, vesveseyi de içine alan daha kapsamlı bir kavramdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amma iğva ise şuna vur, şunu döv, alkol iç, şuna düşmanlık et, berikine büyü yap, şunuda öldür gibi bizatihi günaha teşvik eder ve sana onları başarmanın yollarını öğretir ve bizatihi yardımcı olur.</span></span> Şeytan, iğva ile insanların Allah'a isyan etmesini, günah işlemesini ve sonunda cehenneme gitmesini hedefler.<br />
<br />
Şeytanın bu azimli gayesi Kur’ân-ı Kerîm'de açıkça ifade buyrulmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Onları mutlaka doğru yoldan saptıracağım. Onları boş ümitler ve yalan sevdalarla oyalayacağım."</span></span> (Nisâ Suresi, 119)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şeytanın bu stratejisini şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şeytan Allahü Teâlâ'ya şöyle dedi: 'Sen beni kovdun, ben de senin doğru yolun olan İslâm dinine mâni olmak için insanların önünden gelip ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm; arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim; sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım; solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.'"</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ ise bu hîleye karşı müminleri nasıl koruyacağını şöyle beyan buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"...ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder, senin tesirini def ederim."</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. AYRIŞAN YOLLAR, FARKLI SONUÇLAR</span></span><br />
<br />
İlham ve vesvese arasındaki temel farklar şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span></span> İlham Allah ve meleklerden gelir. Vesvese ise şeytan ve nefs-i emmareden gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Telkin Ettiği:</span></span> İlham hayır, hakikat, ibadet ve ahlaka çağırır. Vesvese ise şer, yalan, şüphe, isyan ve günaha çağırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkisi:</span></span> İlham kalbe huzur, ferahlık ve saadet verir. Vesvese ise kalbe sıkıntı, daralma ve mutsuzluk verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'ân'daki Yansıması:</span></span> Melekî ilham hayra sevk eder. Şeytan ise kalplere vesvese verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. VESVESE İLE BAŞ ETME YOLLARI</span></span><br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'a Sığınmak:</span></span> Vesvese anında ilk ve en önemli adım, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eûzü billahi mineşşeytanirracîm"</span></span> diyerek Allah'a sığınmaktır. Cenab-ı Hak bu hususta şöyle buyurur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar) sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir."</span></span> (A'râf Suresi, 201)<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vesveseye İltifat Etmemek:</span></span> İslam âlimleri, vesveseye değer vermemeyi, onunla mücadele etmemeyi ve ona karşı kayıtsız kalmayı tavsiye ederler. Zira vesvese, ilgi gördükçe büyür.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ile Amel Etmek:</span></span> Şeytanın vesveselerine karşı en büyük kalkan, sağlam bir iman ve doğru bir ilmî anlayıştır. Kişi, dinini doğru kaynaklardan öğrendikçe, şeytanın şüpheleri onu etkilemez.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dua ve Zikir:</span></span> Özellikle sabah akşam okunan dualar, Âyetü'l-Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sureleri, şeytanın şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen en güçlü manevî silahlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerden gelen faydalı, yardım, işaret ve seslere ilham denilir. Şeytan ve hizbinden gelen saptırıcı işaret, ses ve fikirlere ise iğva ve vesvese denilir.</span></span> İlham, Allah'ın rahmet kapısından gelen bir ikram; iğva ve vesvese ise şeytanın tuzaklarıdır. Mümin, kalbine gelen sesleri bu ölçülerle değerlendirmeli, iyilik ve hayra yönelten ilhamlara kulak verip şükretmeli; şüphe ve kötülük getiren vesveselerden ise Allah'a sığınarak uzaklaşmalıdır. Zira asıl olan, nefsin arzuları ile şeytanın fısıltıları arasında sıkışıp kalmak değil; ilâhî fıtrata uygun olanı seçerek ebedî kurtuluşa ermektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm (Âyetler: A'râf 20, A'râf 201, Nisâ 119-120, Şems 8, Fâtır 6, Zümer 36, Bakara 268, Nâs 4-6, Kâf 16, Nahl 99-100, Sâd 41, Mü'minûn 97-98)<br />
<br />
Buhârî, Sahîh<br />
Müslim, Sahîh<br />
Tirmizî, Sünen<br />
Ebû Dâvûd, Sünen<br />
Ahmed b. Hanbel, Müsned<br />
Taberî, Câmi‘u’l-Beyân<br />
Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân<br />
İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm<br />
Nevevî, el-Ezkâr<br />
Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn<br />
İbn Kayyim, Zâdü’l-Me‘âd<br />
Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân<br />
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr<br />
İbn Mâce, Sünen<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazı Salı<br />
(28.07.2026'da güncellenmiştir)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785258781620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785258781620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İLHAM, İĞVA VE VESVESE: KALBİN SESİ, ŞEYTANIN TUZAĞI VE KUR'ÂN'IN IŞIĞI</span></span><br />
<br />
İnsan, var olduğu günden beri iç dünyasında iki ayrı sesin fısıltısını duyar. Birisi kalbe huzur veren, hayra ve güzelliğe çağıran; diğeri ise kalbi bulandıran, şüphe ve kötülük tohumları eken. Bu iki sesin kaynağı ve niteliği, insanın kaderini tayin eden en önemli unsurlardan biridir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerden gelen, faydalı, yardım, işaret ve seslere ilham denilir. Şeytan ve hizbinden gelen, saptırıcı işaret, ses ve fikirlere ise iğva ve vesvese denilir.</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İLHAM: RAHMET KAPISINDAN GELEN FISILTI</span></span><br />
<br />
İlham, sözlükte "bir şeyi kalbe atmak, fısıldamak" anlamına gelir. Istılahta ise, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah Teâlâ'nın kulun kalbine, hayır ve hakikat istikametinde yarattığı manevî bilgi ve duygulardır</span></span>. İlham, melek vasıtasıyla olabileceği gibi, doğrudan Allah'ın kalbe ilka ettiği bir nûr da olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerin en zayıfından gelen ses ise, ya zor durumdaki bir insana ya da hayvana duyduğun merhamet ve acıma hissi, yahut vicdanın sesidir.</span></span> Sen bir hata ve yanlış yapınca, yahut günah işleyince de içinde cız eden bir yer ve pişmanlık duyan yerinden gelen ses, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Keşke yapmasaydım"</span></span> dedirtir. Eğer "Keşke yapmasaydım" diyorsan, bir üst melek sesine geçersin. O sesler ise: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bak burda bir tehlike var"</span></span> diye sana işaretler ve seslerle seni uyarmaya başlarlar. Sonra bazen sabah namazına kaldırırlar veya sadık rüya ile sana yardım ederler.<br />
<br />
Âlimler, ilhamı iki ana kategoride değerlendirirler:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melekî İlham:</span></span> Kişinin kulağına fısıldanan veya kalbine doğan, iyiliği, doğruluğu ve Allah'a yakınlaşmayı telkin eden düşüncelerdir. Bunlar, insanı hayra sevk eder, hakikati tasdik ettirir. Bir rivayette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Meleğin yaklaşması ise onu hayra götürmek ve ona hakkı doğrulatmaktır. Kim (vicdanında) bunu (hayra yönelmeyi) bulursa bunun Allah'tan olduğunu bilsin ve Allah'a hamdetsin."</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabbanî İlham:</span></span> Herhangi bir vasıta olmaksızın, Allah'ın doğrudan doğruya kalpte yarattığı ilahî mesajlardır. Bu tür ilham, kişinin tüm varlığına yayılan, bir fikir, uyarı veya müjde halinde tezahür eden derin bir manevî idraktir. Âyet-i kerîmede, nefsin iyilik ve kötülüğü kavrama kabiliyetine şöyle işaret buyrulur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ona (nefse) iyilik ve kötülüklerini ilham eden (Allah'a) yemin olsun."</span></span> (Şems Suresi, 8) Bu, insanın fıtratına yerleştirilmiş bir pusuladır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. VESVESE: ŞEYTANIN SİNSİ FISILTISI</span></span><br />
<br />
Vesvese, sözlükte "fısıldamak, gizlice söylemek" demektir. Terim olarak ise, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kişinin iradesi dışında zihnine gelen, aslı ve temeli olmayan, kuruntu, şüphe ve tereddütten ibaret kötü düşüncelerdir</span></span>. Vesvesenin kaynağı şeytandır. Şeytan, insanın zaaflarını kullanarak, özellikle ibadet, iman ve ahlak konularında şüphe uyandırmaya çalışır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeytanlardan bir grup olan Hannes şeytanlarının, ibadetleri ifsad etmek için yaptığı saldırı yöntemi ile kulağa gelen fısıltılara vesvese denilir.</span></span> Mesela namazda sağa, sola bak der; yahut burnunu, kolunu kaşındırıp seni namazda gafil koyar; yahut oruçken gıybet ettirir; hacda sinirlendirir ki yanlış bir hareket yapasın. İşte bu gibi fısıltılara ve fiillere vesvese denilir. Namazda hatıratına dünya işlerinden bazılarını getirerek kaç rekat kıldığını önce unutturur, sonra sana sorar: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kaçıncı rekattasın şimdi?"</span></span> der, sen afallar kalırsın.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerim'de vesvese ile ilgili pek çok âyet bulunmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Vesvese:</span></span> Şeytanın Hz. Âdem ve eşine (a.s.) verdiği ilk vesvese, insanlık tarihinin başlangıcındaki en büyük imtihanıdır. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Derken şeytan, gözlerinden gizlenmiş edep yerlerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi: Rabbiniz size bu ağacı, sırf melek olmanız veya burada ebediyen kalmanız için yasakladı."</span></span> (A'râf Suresi, 20) Burada şeytan, yalan vaatlerle Hz. Âdem'i kandırmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vesvesenin Niteliği:</span></span> Şeytan, insanı sürekli vesvese ile rahatsız eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu durumu şöyle ifade buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şeytan, insanoğlunun içinde kanın dolaştığı gibi dolaşır."</span></span> Bu sebeple, vesvese anında <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eûzü billahi mineşşeytanirracim"</span></span> diyerek Allah'a sığınmak en etkili yöntemdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. İĞVA: SAPKINLIĞA ÇAĞRI VE GÜNAHA TEŞVİK</span></span><br />
<br />
İğva, "azdırmak, yoldan çıkarmak, saptırmak" anlamlarına gelir. Kur’ân terminolojisinde, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şeytanın veya onun yardakçılarının, insanları doğru yoldan saptırmak için yaptıkları her türlü faaliyet</span></span> iğva olarak adlandırılır. İğva, vesveseyi de içine alan daha kapsamlı bir kavramdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amma iğva ise şuna vur, şunu döv, alkol iç, şuna düşmanlık et, berikine büyü yap, şunuda öldür gibi bizatihi günaha teşvik eder ve sana onları başarmanın yollarını öğretir ve bizatihi yardımcı olur.</span></span> Şeytan, iğva ile insanların Allah'a isyan etmesini, günah işlemesini ve sonunda cehenneme gitmesini hedefler.<br />
<br />
Şeytanın bu azimli gayesi Kur’ân-ı Kerîm'de açıkça ifade buyrulmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Onları mutlaka doğru yoldan saptıracağım. Onları boş ümitler ve yalan sevdalarla oyalayacağım."</span></span> (Nisâ Suresi, 119)<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerinde şeytanın bu stratejisini şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Şeytan Allahü Teâlâ'ya şöyle dedi: 'Sen beni kovdun, ben de senin doğru yolun olan İslâm dinine mâni olmak için insanların önünden gelip ölümden sonra dirilme yok derim ve kıyâmet günü hakkında onları şüpheye düşürürüm; arkalarından gelir, dünyâya düşkün ederim; sağından gelip ibâdetlerine riyâ karıştırırım; solundan gelip kalplerine günah işleme zevki veririm.'"</span></span><br />
<br />
Allah Teâlâ ise bu hîleye karşı müminleri nasıl koruyacağını şöyle beyan buyurmuştur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"...ben de onlara eûzü ile emreder, bana sığındıkça sağ taraflarından hidâyetle, sol taraflarından inâyetle, arkalarından selâmetle, önlerinden yardımla himâye eder, senin tesirini def ederim."</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. AYRIŞAN YOLLAR, FARKLI SONUÇLAR</span></span><br />
<br />
İlham ve vesvese arasındaki temel farklar şunlardır:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak:</span></span> İlham Allah ve meleklerden gelir. Vesvese ise şeytan ve nefs-i emmareden gelir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Telkin Ettiği:</span></span> İlham hayır, hakikat, ibadet ve ahlaka çağırır. Vesvese ise şer, yalan, şüphe, isyan ve günaha çağırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etkisi:</span></span> İlham kalbe huzur, ferahlık ve saadet verir. Vesvese ise kalbe sıkıntı, daralma ve mutsuzluk verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kur'ân'daki Yansıması:</span></span> Melekî ilham hayra sevk eder. Şeytan ise kalplere vesvese verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. VESVESE İLE BAŞ ETME YOLLARI</span></span><br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'a Sığınmak:</span></span> Vesvese anında ilk ve en önemli adım, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eûzü billahi mineşşeytanirracîm"</span></span> diyerek Allah'a sığınmaktır. Cenab-ı Hak bu hususta şöyle buyurur: <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar) sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir."</span></span> (A'râf Suresi, 201)<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vesveseye İltifat Etmemek:</span></span> İslam âlimleri, vesveseye değer vermemeyi, onunla mücadele etmemeyi ve ona karşı kayıtsız kalmayı tavsiye ederler. Zira vesvese, ilgi gördükçe büyür.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ile Amel Etmek:</span></span> Şeytanın vesveselerine karşı en büyük kalkan, sağlam bir iman ve doğru bir ilmî anlayıştır. Kişi, dinini doğru kaynaklardan öğrendikçe, şeytanın şüpheleri onu etkilemez.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dua ve Zikir:</span></span> Özellikle sabah akşam okunan dualar, Âyetü'l-Kürsî, İhlâs, Felak ve Nâs sureleri, şeytanın şerrinden korunmak için okunması tavsiye edilen en güçlü manevî silahlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meleklerden gelen faydalı, yardım, işaret ve seslere ilham denilir. Şeytan ve hizbinden gelen saptırıcı işaret, ses ve fikirlere ise iğva ve vesvese denilir.</span></span> İlham, Allah'ın rahmet kapısından gelen bir ikram; iğva ve vesvese ise şeytanın tuzaklarıdır. Mümin, kalbine gelen sesleri bu ölçülerle değerlendirmeli, iyilik ve hayra yönelten ilhamlara kulak verip şükretmeli; şüphe ve kötülük getiren vesveselerden ise Allah'a sığınarak uzaklaşmalıdır. Zira asıl olan, nefsin arzuları ile şeytanın fısıltıları arasında sıkışıp kalmak değil; ilâhî fıtrata uygun olanı seçerek ebedî kurtuluşa ermektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Kur'ân-ı Kerîm (Âyetler: A'râf 20, A'râf 201, Nisâ 119-120, Şems 8, Fâtır 6, Zümer 36, Bakara 268, Nâs 4-6, Kâf 16, Nahl 99-100, Sâd 41, Mü'minûn 97-98)<br />
<br />
Buhârî, Sahîh<br />
Müslim, Sahîh<br />
Tirmizî, Sünen<br />
Ebû Dâvûd, Sünen<br />
Ahmed b. Hanbel, Müsned<br />
Taberî, Câmi‘u’l-Beyân<br />
Kurtubî, el-Câmi‘ li Ahkâmi’l-Kur’ân<br />
İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm<br />
Nevevî, el-Ezkâr<br />
Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn<br />
İbn Kayyim, Zâdü’l-Me‘âd<br />
Beyhakî, Şu‘abü’l-Îmân<br />
Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr<br />
İbn Mâce, Sünen<br />
<br />
Kar©glan<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazı Salı<br />
(28.07.2026'da güncellenmiştir)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Geri Döndüren Gök – Merkür Retrosu – Ümmü Seleme]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34734</link>
			<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 19:07:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34734</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785258347420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785258347420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geri Döndüren Gök: Merkür Retrosu, Ümmü Seleme ve Hikmetli Dönüş</span></span><br />
<br />
Geri Döndüren Gök – Merkür Retrosu – Ümmü Seleme – Bir Kadının Lafına Bakan Geri Dönen Peygamber Muhammed<br />
<br />
Merkür retrosu meselesini anlamaya çalışırken, kâinattaki düzen ile tarihî bir hadise arasında dikkat çekici bir benzerlik kurulabilir. Bilindiği gibi, güneş sistemimizdeki gezegenlerin yörüngeleri elips şeklindedir. Elips bir yörüngede hareket eden bir cisim, bir noktadan bakıldığında ileri gidiyormuş gibi görünürken, başka bir noktada sanki geri dönüyormuş gibi algılanabilir. Oysa gerçekte yön değişimi dışında bir farklılık yoktur; hareket aynı hareket, yol aynı yoldur. Sadece bakış açısı değişmiştir.<br />
İleri giderken sağ başka, sol başkadır; fakat dönüş anında sağ ile sol yer değiştirir gibi görünür. İşte Merkür retrosu da bu şekilde anlaşılabilir: Gezegen aslında kendi yörüngesinde düzenli hareketine devam eder, ancak geri dönüş fazına geçtiğinde yön algısı değişir. Bu durum, dışarıdan bakan için bir karışıklık gibi görünse de hakikatte düzen bozulmamıştır.<br />
Bu kozmik benzerliği, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatındaki bir olayla kıyaslamak mümkündür. Hudeybiye yılında, Resûlullah Efendimiz ve ashâbı, Kâbe’yi ziyaret etmek üzere yola çıkmışlardı. Ancak Mekkeliler buna izin vermediler ve bir anlaşma yapıldı: O yıl hac yapılmayacak, Müslümanlar geri dönecekti.<br />
Peygamber Efendimiz bu kararı ashâbına bildirdiğinde, sahâbe büyük bir hüzne kapıldı. İçlerinde Kâbe’yi ziyaret etme arzusu öylesine güçlüydü ki, bu geri dönüşü kabullenmekte zorlandılar. Bu bir isyan değildi; bilakis derin bir sevdanın ve özlemin tezahürüydü. Nitekim daha önce hepsi, “Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek tam bir teslimiyet göstermişlerdi.<br />
Resûlullah Efendimiz, “Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz.” buyurdu. Ancak sahâbeden hiç kimse yerinden kalkmadı. Bu durum üç kez tekrarlandı; yine kimse hareket etmedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) son derece mahzun bir hâlde, mübârek eşi Ümmü Seleme Validemizin çadırına gitti ve durumu ona arz etti.<br />
Ümmü Seleme Annemiz büyük bir ferasetle şöyle dedi:<br />
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz. Onlar, sizin yaptığınızı görünce size tâbî olacaklardır.”<br />
Bu hikmetli tavsiye üzerine Peygamber Efendimiz çadırından çıktı, kurbanını kesti ve tıraş oldu. Onun bu hâlini gören ashâb, anlaşmanın kesin olduğunu anladı ve hepsi Resûlullah’ın yaptığını yaptı. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettiler. Öyle ki Ümmü Seleme Validemiz, “Birbirlerini ezeceklerinden korktum.” diyerek o anın yoğunluğunu ifade etmiştir.<br />
Bu hadise, “geri döndüren gök” ifadesinin manasını hatırlatır. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bu ifade, döngüyü, dönüşü ve hikmetli geri çekilişi işaret eder. Peygamber Efendimiz’in geri dönüşü bir yenilgi değil, aksine hikmetli bir yön değişimidir. Nitekim ertesi yıl Kâbe’ye gelinmiş ve hac ibadeti huzur içinde yerine getirilmiştir.<br />
Bu noktada, Ümmü Seleme Annemizin rolü son derece dikkat çekicidir. O, bu dönüşün kırılmadan, çatışma olmadan, güzellikle gerçekleşmesini sağlayan bir rehber olmuştur. Bu durum, elips yörüngedeki yumuşak dönüşe benzer: Kırılma yoktur, keskin bir kopuş yoktur; sadece yön değişimi vardır.<br />
Buna karşılık, keskin ve sert dönüşleri temsil eden bir sembol olarak “Z” harfi düşünülebilir. Z harfi köşelidir, kırılma içerir. Dönüşü yumuşak değil, keskindir. Oysa elips hareketinde böyle bir kırılma yoktur. Bu nedenle, hikmetli olan; kavga, dövüş ve çatışma yerine, yumuşak bir dönüşle, güzellikle neticeye ulaşmaktır.<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ümmü Seleme Annemizin sözünü dikkate alarak savaşmadan, kırmadan, dökmeden geri dönmeyi tercih etmiştir. Bu, zahirde bir geri çekilme gibi görünse de hakikatte ileriye dönük büyük bir kazanımdır. Tıpkı Merkür retrosunda olduğu gibi: Görünürde geri gidiş, gerçekte ise düzenli bir hareketin devamıdır.<br />
Sonuç olarak, kâinattaki düzen ile insan hayatındaki hikmetli davranışlar arasında derin bir bağ vardır. Güzellikle yapılan dönüş, çatışmasız çözümler ve sabırla beklenen neticeler, hem göklerde hem yerde aynı hakikati yansıtır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayet ve Kaynaklar (Önceki Versiyondan Alınan Tarihî Çekirdek)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muâhedenin bitmesinden sonra Süheyl, oğlunu alıp sevinç ve memnûniyet içinde Mekke’ye dönerken, Allâh Resûlü de ashâb-ı güzîne şöyle buyurdu:<br />
“–Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!..”<br />
Fakat sahâbe-i kirâmdan hiç kimse bu emri yerine getirmek için yerinden kalkmadı. Onlar, sırrını çözemedikleri bir meselenin sisleri arasında mahzûn ve mağmûm idiler. Hazret-i Peygamber, emrini üç kez tekrarladı. Yine kimse yerinden kımıldamadı. Bu aslâ bir isyan değil, Kâbe’yi ziyâret iştiyâkının yürekleri yakması netîcesinde, daha yeni yapılmış bulunan ahitnâmenin iptâli için küçük bir ümîd bekleyişi idi. Yoksa her biri daha bir gün evvel:<br />
“–Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve itaat yemini etmişti.<br />
Ashâbının bu hareketsizliği karşısında Allâh Resûlü son derece mahzûn oldular. Kederli bir şekilde kıymetli zevcesi Ümmü Seleme’nin çadırına gittiler. Durumu Ümmü Seleme’ye bildirdiklerinde mübârek annemiz, Allâh Resûlü’nü tesellî ederek şu sözleri söyledi:<br />
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanlarınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz! Bu durumda, onlar kendilerine güç gelen bir ağırlığın altında mahzûn olsalar da, sizin yaptığınıza tâbî olacaklardır, onları mâzur görünüz!”<br />
Bu istişâreden sonra çadırından çıkan Hazret-i Peygamber, konuşulduğu gibi hareket etti. Bu hâli gören ashâb, muâhedenin değişmeyeceğini anladılar ve hepsi Resûlullâh’ın yaptıklarına tâbî oldular. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettirdiler. Bu hâdiseyi müşâhede eden Ümmü Seleme:<br />
“–Müslümanlar kurbanlıklara doğru öyle bir sıçradılar ki, birbirlerini ezeceklerinden korktum.” demiştir.<br />
Resûlullâh ile ashâbı kurbanlarını kesip tıraş olduktan sonra, Allâh Teâlâ bir kasırga gönderdi. Ashâbın saçlarını havalandırıp Harem içine savurdu. Sahâbîler, bunu umrelerinin kabûlüne bir işâret saydılar. Bunun ardından da Medîne’ye hareket edildi.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span><br />
(Buhârî, Şurût, 15; Ahmed, IV, 326, 331; Vâkidî, II, 613)<br />
[8] ilgili kasırga rivayeti kaynaklarda zikredilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span> <br />
Schrems, 17.05.2021</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785258347420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785258347420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geri Döndüren Gök: Merkür Retrosu, Ümmü Seleme ve Hikmetli Dönüş</span></span><br />
<br />
Geri Döndüren Gök – Merkür Retrosu – Ümmü Seleme – Bir Kadının Lafına Bakan Geri Dönen Peygamber Muhammed<br />
<br />
Merkür retrosu meselesini anlamaya çalışırken, kâinattaki düzen ile tarihî bir hadise arasında dikkat çekici bir benzerlik kurulabilir. Bilindiği gibi, güneş sistemimizdeki gezegenlerin yörüngeleri elips şeklindedir. Elips bir yörüngede hareket eden bir cisim, bir noktadan bakıldığında ileri gidiyormuş gibi görünürken, başka bir noktada sanki geri dönüyormuş gibi algılanabilir. Oysa gerçekte yön değişimi dışında bir farklılık yoktur; hareket aynı hareket, yol aynı yoldur. Sadece bakış açısı değişmiştir.<br />
İleri giderken sağ başka, sol başkadır; fakat dönüş anında sağ ile sol yer değiştirir gibi görünür. İşte Merkür retrosu da bu şekilde anlaşılabilir: Gezegen aslında kendi yörüngesinde düzenli hareketine devam eder, ancak geri dönüş fazına geçtiğinde yön algısı değişir. Bu durum, dışarıdan bakan için bir karışıklık gibi görünse de hakikatte düzen bozulmamıştır.<br />
Bu kozmik benzerliği, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatındaki bir olayla kıyaslamak mümkündür. Hudeybiye yılında, Resûlullah Efendimiz ve ashâbı, Kâbe’yi ziyaret etmek üzere yola çıkmışlardı. Ancak Mekkeliler buna izin vermediler ve bir anlaşma yapıldı: O yıl hac yapılmayacak, Müslümanlar geri dönecekti.<br />
Peygamber Efendimiz bu kararı ashâbına bildirdiğinde, sahâbe büyük bir hüzne kapıldı. İçlerinde Kâbe’yi ziyaret etme arzusu öylesine güçlüydü ki, bu geri dönüşü kabullenmekte zorlandılar. Bu bir isyan değildi; bilakis derin bir sevdanın ve özlemin tezahürüydü. Nitekim daha önce hepsi, “Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek tam bir teslimiyet göstermişlerdi.<br />
Resûlullah Efendimiz, “Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz.” buyurdu. Ancak sahâbeden hiç kimse yerinden kalkmadı. Bu durum üç kez tekrarlandı; yine kimse hareket etmedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) son derece mahzun bir hâlde, mübârek eşi Ümmü Seleme Validemizin çadırına gitti ve durumu ona arz etti.<br />
Ümmü Seleme Annemiz büyük bir ferasetle şöyle dedi:<br />
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz. Onlar, sizin yaptığınızı görünce size tâbî olacaklardır.”<br />
Bu hikmetli tavsiye üzerine Peygamber Efendimiz çadırından çıktı, kurbanını kesti ve tıraş oldu. Onun bu hâlini gören ashâb, anlaşmanın kesin olduğunu anladı ve hepsi Resûlullah’ın yaptığını yaptı. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettiler. Öyle ki Ümmü Seleme Validemiz, “Birbirlerini ezeceklerinden korktum.” diyerek o anın yoğunluğunu ifade etmiştir.<br />
Bu hadise, “geri döndüren gök” ifadesinin manasını hatırlatır. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bu ifade, döngüyü, dönüşü ve hikmetli geri çekilişi işaret eder. Peygamber Efendimiz’in geri dönüşü bir yenilgi değil, aksine hikmetli bir yön değişimidir. Nitekim ertesi yıl Kâbe’ye gelinmiş ve hac ibadeti huzur içinde yerine getirilmiştir.<br />
Bu noktada, Ümmü Seleme Annemizin rolü son derece dikkat çekicidir. O, bu dönüşün kırılmadan, çatışma olmadan, güzellikle gerçekleşmesini sağlayan bir rehber olmuştur. Bu durum, elips yörüngedeki yumuşak dönüşe benzer: Kırılma yoktur, keskin bir kopuş yoktur; sadece yön değişimi vardır.<br />
Buna karşılık, keskin ve sert dönüşleri temsil eden bir sembol olarak “Z” harfi düşünülebilir. Z harfi köşelidir, kırılma içerir. Dönüşü yumuşak değil, keskindir. Oysa elips hareketinde böyle bir kırılma yoktur. Bu nedenle, hikmetli olan; kavga, dövüş ve çatışma yerine, yumuşak bir dönüşle, güzellikle neticeye ulaşmaktır.<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ümmü Seleme Annemizin sözünü dikkate alarak savaşmadan, kırmadan, dökmeden geri dönmeyi tercih etmiştir. Bu, zahirde bir geri çekilme gibi görünse de hakikatte ileriye dönük büyük bir kazanımdır. Tıpkı Merkür retrosunda olduğu gibi: Görünürde geri gidiş, gerçekte ise düzenli bir hareketin devamıdır.<br />
Sonuç olarak, kâinattaki düzen ile insan hayatındaki hikmetli davranışlar arasında derin bir bağ vardır. Güzellikle yapılan dönüş, çatışmasız çözümler ve sabırla beklenen neticeler, hem göklerde hem yerde aynı hakikati yansıtır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayet ve Kaynaklar (Önceki Versiyondan Alınan Tarihî Çekirdek)</span></span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muâhedenin bitmesinden sonra Süheyl, oğlunu alıp sevinç ve memnûniyet içinde Mekke’ye dönerken, Allâh Resûlü de ashâb-ı güzîne şöyle buyurdu:<br />
“–Haydi, artık kurbanlarınızı kesiniz ve başlarınızı tıraş ediniz!..”<br />
Fakat sahâbe-i kirâmdan hiç kimse bu emri yerine getirmek için yerinden kalkmadı. Onlar, sırrını çözemedikleri bir meselenin sisleri arasında mahzûn ve mağmûm idiler. Hazret-i Peygamber, emrini üç kez tekrarladı. Yine kimse yerinden kımıldamadı. Bu aslâ bir isyan değil, Kâbe’yi ziyâret iştiyâkının yürekleri yakması netîcesinde, daha yeni yapılmış bulunan ahitnâmenin iptâli için küçük bir ümîd bekleyişi idi. Yoksa her biri daha bir gün evvel:<br />
“–Allâh Resûlü’nün gönlünde ne murâdı varsa, onun üzerine bey’at ediyorum.” diyerek Peygamber Efendimiz’e bağlılık ve itaat yemini etmişti.<br />
Ashâbının bu hareketsizliği karşısında Allâh Resûlü son derece mahzûn oldular. Kederli bir şekilde kıymetli zevcesi Ümmü Seleme’nin çadırına gittiler. Durumu Ümmü Seleme’ye bildirdiklerinde mübârek annemiz, Allâh Resûlü’nü tesellî ederek şu sözleri söyledi:<br />
“–Ey Allâh’ın Resûlü! Siz, ashâbınıza hiçbir şey söylemeden kurbanlarınızı kesiniz, tıraşınızı olunuz! Bu durumda, onlar kendilerine güç gelen bir ağırlığın altında mahzûn olsalar da, sizin yaptığınıza tâbî olacaklardır, onları mâzur görünüz!”<br />
Bu istişâreden sonra çadırından çıkan Hazret-i Peygamber, konuşulduğu gibi hareket etti. Bu hâli gören ashâb, muâhedenin değişmeyeceğini anladılar ve hepsi Resûlullâh’ın yaptıklarına tâbî oldular. Kurbanlarını kestiler, saçlarını tıraş ettirdiler. Bu hâdiseyi müşâhede eden Ümmü Seleme:<br />
“–Müslümanlar kurbanlıklara doğru öyle bir sıçradılar ki, birbirlerini ezeceklerinden korktum.” demiştir.<br />
Resûlullâh ile ashâbı kurbanlarını kesip tıraş olduktan sonra, Allâh Teâlâ bir kasırga gönderdi. Ashâbın saçlarını havalandırıp Harem içine savurdu. Sahâbîler, bunu umrelerinin kabûlüne bir işâret saydılar. Bunun ardından da Medîne’ye hareket edildi.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span><br />
(Buhârî, Şurût, 15; Ahmed, IV, 326, 331; Vâkidî, II, 613)<br />
[8] ilgili kasırga rivayeti kaynaklarda zikredilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Başağaçlı Raşit Tunca Makalesi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span> <br />
Schrems, 17.05.2021</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mutfağın Zaman Yolculuğu Ateşten Makarnaya]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34733</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 15:10:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34733</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785071185730.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785071185730.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MUTFAĞIN ZAMAN YOLCULUĞU: ATEŞTEN MAKARNAYA</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihinin en temel uğraşlarından biri olan yemek yapma eylemi, binlerce yıl içerisinde büyük bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde bir öğünü 10 dakika hatta 5 dakika gibi kısa sürede hazırlayabiliyor olmak, aslında ne kadar büyük bir lükse sahip olduğumuzun kanıtıdır. Peki, eski insanlar için yemek yapmak ne anlama geliyordu? Gelin bu zorlu süreci ve günümüzdeki kolaylıklarla kıyaslayalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESKİ ÇAĞLARDA YEMEK YAPMANIN ZORLUKLARI</span></span><br />
<br />
Eski insanlar için yemek yapmak, günümüzdeki gibi sadece malzemeleri karıştırıp pişirmekten ibaret değildi. Bu süreç, hayatta kalma mücadelesinin merkezinde yer alıyordu. İlk ve en büyük zorluk, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SU TEMİNİ</span></span> idi. Yerleşim yerleri genellikle su kaynaklarına yakın kurulsa da, su her zaman musluktan akmıyordu. Su, dışarıdan kovalarla, derelerden veya kuyulardan taşınmak zorundaydı. Bu da hem fiziksel olarak yorucuydu hem de günün büyük bir kısmını alıyordu. Temiz su bulmak ise ayrı bir dertti; çoğu zaman içinde mikroplar barındıran bu sular, hastalıklara davetiye çıkarıyordu.<br />
<br />
Su kadar kritik olan bir diğer konu ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATEŞ YAKMAK</span></span> idi. Günümüzde bir düğmeye basarak veya çakmak çakarak hallettiğimiz bu işlem, eski çağlarda saatler sürebiliyordu. Çakmaktaşı, kav mantarı ve büyük bir sabır gerektiren bu işlem, başarısız olduğunda yemek pişirme hayali de suya düşüyordu. Ateş yakıldıktan sonra ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OCAKTA SICAKLIĞI KONTROL ETMEK</span></span> başka bir marifetti. Ateşin çok harlanması yemeği yakarken, sönmeye yüz tutması ise pişme süresini uzatıyordu. Bu dengeyi sağlamak için ocak başında nöbet tutmak gerekiyordu.<br />
<br />
Ayrıca yemeklerin pişirilmesi için kullanılan <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOPRAK ÇANAKLAR VE TAŞ KAPLAR</span></span> çok ağırdı ve kırılgandı. Yemek karıştırılacak bir kaşık bulmak bile o dönemde bir lükstü. Tüm bu zorlukların üzerine, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YEMEK PİŞME SÜRESİ</span></span> de çok uzundu. Kuru bakliyatların haşlanması, etin yumuşaması saatler alırdı. Kısacası eski insan için "hemen yemek" diye bir kavram yoktu. Sabah başlanan bir yemek, ancak akşam sofraya gelebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNÜMÜZÜN MUCİZESİ: MAKARNA VE PRATİKLİK</span></span><br />
<br />
Günümüz mutfağına geldiğimizde ise durum tamamen değişmiştir. Tüm bu zorlukların yerini inanılmaz bir kolaylık almıştır. İşte bu kolaylığın en büyük temsilcisi ise şüphesiz ki <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNA</span></span>dır. Makarna, modern çağın bize armağan ettiği en hızlı ve en pratik gıda maddelerinden biridir. Onunla ilgili en dikkat çekici özellik, pişme süresinin kısacık olmasıdır.<br />
<br />
Bugün birçok makarna çeşidi, sadece <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 DAKİKA İÇERİSİNDE</span></span> haşlanarak tüketime hazır hale gelmektedir. Zaten bu nedenle Türkçe'de sıkça kullanılan "Çabuk" anlamına gelen ifadeler, makarnanın ne kadar hızlı hazırlandığını vurgular. "Beş dakikada yemek hazır" deyimi artık bir hayal değil, gerçektir. Sadece suyu kaynatmak, makarnayı atmak ve süreyi beklemek yeterlidir. Bu esnada ocakta nöbet tutmaya gerek yoktur; zamanlayıcı kurulur ve başka işlerimize bakabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNANIN BÜYÜK AVANTAJLARI</span></span><br />
<br />
Makarna sadece hızlı pişmesiyle değil, aynı zamanda tüketim kolaylığıyla da öne çıkar. Özellikle <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİŞ PROBLEMLERİ YAŞAYANLAR</span></span>, yaşlılar veya çiğneme güçlüğü çeken bebekler için makarna eşsiz bir besindir. İyice haşlandığında yumuşacık olan makarna, neredeyse hiç çiğnenmeden yutulabilecek kıvama gelir. Bu yönüyle onu, dişleri olmayan veya zayıf olan bireyler için vazgeçilmez kılar.<br />
<br />
Bir diğer harika özelliği ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNANIN HER ŞEYLE KOMBİNE EDİLEBİLİR OLMASI</span></span>dır. Bu esneklik, onu mutfakların en kurtarıcı ürünü haline getirir. Buzdolabında kalan sebzelerle, kıymayla, tavukla, bir parça tereyağıyla, zeytinyağlı basit bir sosla veya sadece rendelenmiş peynirle mükemmel bir uyum sağlar. Kremalı soslardan domatesli soslara, bol baharatlı et sotelemelerinden hafif sebze karışımlarına kadar her şeyle bütünleşir. Bu kadar geniş bir kombinasyon yelpazesine sahip olması, makarnayı hem lezzetli hem de sonsuz çeşitlilikte bir besin kaynağı yapar.<br />
<br />
Sonuç olarak, eski insanın ateş yakma derdi, su taşıma zahmeti ve saatler süren pişirme süreçleri artık tarihte kaldı. Bugün makarna gibi gıdalar sayesinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZAMANIMIZIN EFENDİSİ OLDUK</span></span>. Hem sağlıklı hem doyurucu hem de son derece pratik olan makarna, modern insanın en büyük yardımcısıdır. Sadece birkaç dakika ayırarak, binlerce yıl önce atalarımızın hayal bile edemeyeceği bir konfora sahip oluyoruz. Bu nedenle, sofranızdaki makarnaya bir de bu gözle bakın; belki de tadı daha bir anlam kazanacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
- Dünya Mutfak Tarihi Ansiklopedisi<br />
- Gıda ve Kültür Dergisi<br />
- Beslenme Antropolojisi Kitabı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785071185730.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785071185730.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MUTFAĞIN ZAMAN YOLCULUĞU: ATEŞTEN MAKARNAYA</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihinin en temel uğraşlarından biri olan yemek yapma eylemi, binlerce yıl içerisinde büyük bir dönüşüm geçirdi. Günümüzde bir öğünü 10 dakika hatta 5 dakika gibi kısa sürede hazırlayabiliyor olmak, aslında ne kadar büyük bir lükse sahip olduğumuzun kanıtıdır. Peki, eski insanlar için yemek yapmak ne anlama geliyordu? Gelin bu zorlu süreci ve günümüzdeki kolaylıklarla kıyaslayalım.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESKİ ÇAĞLARDA YEMEK YAPMANIN ZORLUKLARI</span></span><br />
<br />
Eski insanlar için yemek yapmak, günümüzdeki gibi sadece malzemeleri karıştırıp pişirmekten ibaret değildi. Bu süreç, hayatta kalma mücadelesinin merkezinde yer alıyordu. İlk ve en büyük zorluk, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SU TEMİNİ</span></span> idi. Yerleşim yerleri genellikle su kaynaklarına yakın kurulsa da, su her zaman musluktan akmıyordu. Su, dışarıdan kovalarla, derelerden veya kuyulardan taşınmak zorundaydı. Bu da hem fiziksel olarak yorucuydu hem de günün büyük bir kısmını alıyordu. Temiz su bulmak ise ayrı bir dertti; çoğu zaman içinde mikroplar barındıran bu sular, hastalıklara davetiye çıkarıyordu.<br />
<br />
Su kadar kritik olan bir diğer konu ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATEŞ YAKMAK</span></span> idi. Günümüzde bir düğmeye basarak veya çakmak çakarak hallettiğimiz bu işlem, eski çağlarda saatler sürebiliyordu. Çakmaktaşı, kav mantarı ve büyük bir sabır gerektiren bu işlem, başarısız olduğunda yemek pişirme hayali de suya düşüyordu. Ateş yakıldıktan sonra ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OCAKTA SICAKLIĞI KONTROL ETMEK</span></span> başka bir marifetti. Ateşin çok harlanması yemeği yakarken, sönmeye yüz tutması ise pişme süresini uzatıyordu. Bu dengeyi sağlamak için ocak başında nöbet tutmak gerekiyordu.<br />
<br />
Ayrıca yemeklerin pişirilmesi için kullanılan <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOPRAK ÇANAKLAR VE TAŞ KAPLAR</span></span> çok ağırdı ve kırılgandı. Yemek karıştırılacak bir kaşık bulmak bile o dönemde bir lükstü. Tüm bu zorlukların üzerine, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YEMEK PİŞME SÜRESİ</span></span> de çok uzundu. Kuru bakliyatların haşlanması, etin yumuşaması saatler alırdı. Kısacası eski insan için "hemen yemek" diye bir kavram yoktu. Sabah başlanan bir yemek, ancak akşam sofraya gelebilirdi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNÜMÜZÜN MUCİZESİ: MAKARNA VE PRATİKLİK</span></span><br />
<br />
Günümüz mutfağına geldiğimizde ise durum tamamen değişmiştir. Tüm bu zorlukların yerini inanılmaz bir kolaylık almıştır. İşte bu kolaylığın en büyük temsilcisi ise şüphesiz ki <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNA</span></span>dır. Makarna, modern çağın bize armağan ettiği en hızlı ve en pratik gıda maddelerinden biridir. Onunla ilgili en dikkat çekici özellik, pişme süresinin kısacık olmasıdır.<br />
<br />
Bugün birçok makarna çeşidi, sadece <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 DAKİKA İÇERİSİNDE</span></span> haşlanarak tüketime hazır hale gelmektedir. Zaten bu nedenle Türkçe'de sıkça kullanılan "Çabuk" anlamına gelen ifadeler, makarnanın ne kadar hızlı hazırlandığını vurgular. "Beş dakikada yemek hazır" deyimi artık bir hayal değil, gerçektir. Sadece suyu kaynatmak, makarnayı atmak ve süreyi beklemek yeterlidir. Bu esnada ocakta nöbet tutmaya gerek yoktur; zamanlayıcı kurulur ve başka işlerimize bakabiliriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNANIN BÜYÜK AVANTAJLARI</span></span><br />
<br />
Makarna sadece hızlı pişmesiyle değil, aynı zamanda tüketim kolaylığıyla da öne çıkar. Özellikle <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİŞ PROBLEMLERİ YAŞAYANLAR</span></span>, yaşlılar veya çiğneme güçlüğü çeken bebekler için makarna eşsiz bir besindir. İyice haşlandığında yumuşacık olan makarna, neredeyse hiç çiğnenmeden yutulabilecek kıvama gelir. Bu yönüyle onu, dişleri olmayan veya zayıf olan bireyler için vazgeçilmez kılar.<br />
<br />
Bir diğer harika özelliği ise <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKARNANIN HER ŞEYLE KOMBİNE EDİLEBİLİR OLMASI</span></span>dır. Bu esneklik, onu mutfakların en kurtarıcı ürünü haline getirir. Buzdolabında kalan sebzelerle, kıymayla, tavukla, bir parça tereyağıyla, zeytinyağlı basit bir sosla veya sadece rendelenmiş peynirle mükemmel bir uyum sağlar. Kremalı soslardan domatesli soslara, bol baharatlı et sotelemelerinden hafif sebze karışımlarına kadar her şeyle bütünleşir. Bu kadar geniş bir kombinasyon yelpazesine sahip olması, makarnayı hem lezzetli hem de sonsuz çeşitlilikte bir besin kaynağı yapar.<br />
<br />
Sonuç olarak, eski insanın ateş yakma derdi, su taşıma zahmeti ve saatler süren pişirme süreçleri artık tarihte kaldı. Bugün makarna gibi gıdalar sayesinde <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZAMANIMIZIN EFENDİSİ OLDUK</span></span>. Hem sağlıklı hem doyurucu hem de son derece pratik olan makarna, modern insanın en büyük yardımcısıdır. Sadece birkaç dakika ayırarak, binlerce yıl önce atalarımızın hayal bile edemeyeceği bir konfora sahip oluyoruz. Bu nedenle, sofranızdaki makarnaya bir de bu gözle bakın; belki de tadı daha bir anlam kazanacaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAYNAKLAR</span></span><br />
- Dünya Mutfak Tarihi Ansiklopedisi<br />
- Gıda ve Kültür Dergisi<br />
- Beslenme Antropolojisi Kitabı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Wi-Fi Kablolardan Kurtuluşun Hikâyesi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34732</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 14:40:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34732</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785068716850.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785068716850.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi Kablolardan Kurtuluşun Hikâyesi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Tarihçe: Kablolardan Kurtuluşun Hikâyesi</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın temelleri, 1997 yılında IEEE 802.11 standardının ilk versiyonunun yayınlanmasıyla atıldı. Bu ilk standart, sadece 2 Mbps gibi mütevazı bir hız sunuyordu . Ancak asıl dönüm noktası, 1999 yılında yaşandı. Bu yıl, hem IEEE 802.11b standardı ile hızlar 11 Mbps'ye çıkarıldı hem de "Wireless Ethernet Compatibility Alliance" (günümüzdeki Wi-Fi Alliance) tüketici dostu marka ismi olarak "Wi-Fi" terimini tanıttı . Amaç, kullanıcıları karmaşık teknik terimlerden (IEEE 802.11) kurtararak bu yeni kablosuz teknolojiyi benimsetmekti.<br />
<br />
Wi-Fi'ın başarısındaki en büyük etkenlerden biri, lisans gerektirmeyen (unlicensed) spektrumda çalışmasıydı. Bu sayede, cep telefonu teknolojilerine kıyasla çok daha düşük maliyetle ve hızlı bir şekilde geliştirilebildi ve yaygınlaştırılabildi . 2000'li yılların başında evlerde ve ofislerde yaygınlaşmaya başlayan Wi-Fi, bugün akıllı telefonlardan buzdolaplarına, endüstriyel sensörlerden televizyonlara kadar her yerde karşımıza çıkan bir teknoloji haline geldi. Hâlihazırda 21 milyardan fazla Wi-Fi özellikli cihaz kullanımda .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Günümüz Wi-Fi Teknolojisi: Hız ve Verimlilik Çağı</span></span><br />
<br />
Wi-Fi, hız odaklı bir evrimden geçerek günümüze ulaştı. Bu evrim, her biri yeni bir IEEE 802.11 standardına karşılık gelen nesiller halinde ilerledi:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 4 (802.11n - 2009):</span></span> MIMO (Çoklu Giriş Çoklu Çıkış) teknolojisini tanıtarak birden fazla antenle aynı anda veri gönderip almayı mümkün kıldı .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 5 (802.11ac - 2013):</span></span> Daha geniş kanallar ve gelişmiş modülasyon teknikleriyle hızları 3.5 Gbps seviyelerine taşıdı ve aynı anda birden fazla kullanıcıya hizmet veren MU-MIMO özelliğini getirdi .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 6 ve 6E (802.11ax - 2019/2021):</span></span> Kalabalık ortamlardaki verimlilik sorununu çözmek için tasarlandı. OFDMA (Ortogonal Frekans Bölmeli Çoklu Erişim) ile aynı kanalı birden fazla cihazın aynı anda kullanmasına olanak tanı(Zeker) gecikmeyi düşürdü ve Target Wake Time (TWT) ile cihazların pil ömrünü önemli ölçüde uzattı . Wi-Fi 6E, bu teknolojiye yeni 6 GHz bandını ekleyerek daha az yoğun bir otoyol açtı .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 7 (802.11be - 2024):</span></span> En yeni nesil olan Wi-Fi 7, teorik hızları 36-46 Gbps'ye çıkarıyor. Bunu, 320 MHz'lik dev kanallar ve Çoklu Bağlantı Operasyonu (MLO) ile başarıyor. MLO, bir cihazın aynı anda birden fazla bant (2.4, 5 ve 6 GHz) üzerinden bağlantı kurmasını sağlayarak hem hızı hem de güvenilirliği artırıyor .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Faydaları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağlantı Özgürlüğü:</span></span> Ethernet kablolarının yarattığı fiziksel sınırlamayı ortadan kaldırarak her yerde internete erişim sağlar .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yüksek Hız ve Kapasite:</span></span> 4K/8K video akışı, çevrimiçi oyun ve büyük dosya transferleri gibi veri yoğun işlemleri mümkün kılar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayati Altyapı:</span></span> COVID-19 pandemisinde uzaktan çalışma ve eğitimin belkemiği olmuş, günümüzde tele-tıp, akıllı fabrikalar ve kritik kamu hizmetlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşük Maliyet:</span></span> Kullanımı ücretsiz olan lisanssız spektrumda çalışması, onu 5G gibi hücresel teknolojilere kıyasla çok daha ekonomik kılar .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Potansiyel Zararları ve Sağlık Boyutu</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın sağlık üzerindeki etkileri, en çok tartışılan konuların başında gelir. Bu konudaki bilimsel fikir birliği şöyledir:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uluslararası Güvenlik Sınırları:</span></span> Wi-Fi cihazları, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve diğer uluslararası kurumlar tarafından belirlenen güvenlik limitlerinin yüzlerce ila binlerce kat altında radyo frekansı (RF) yayarlar .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilimsel Kanıtlar:</span></span> Yapılan kapsamlı araştırmalar, Wi-Fi'nin yaydığı düşük güçlü RF sinyallerinin insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğuna dair ikna edici bilimsel kanıt bulunmadığını göstermektedir . Örneğin, bir araştırma Wi-Fi'ye maruz kalmanın uykuya bağlı hafıza konsolidasyonunu etkilemediğini bulmuştur .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kanser Riski:</span></span> Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), RF alanlarını "olası kanserojen" olarak sınıflandırmış olsa da, bu sınıflandırma turşu veya aloe vera gibi maddelerle aynı gruptadır ve zayıf kanıtlara dayanmaktadır. Yakın zamanda yayınlanan COSMOS gibi büyük ölçekli çalışmalar, cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasında bir bağlantı bulamamıştır. Bu bulgular, Wi-Fi gibi benzer teknolojiler için de geçerlidir .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Çalışmaları:</span></span> Bazı hayvan çalışmalarında (örneğin sıçanlar üzerinde) yüksek dozda RF maruziyetinin etkileri gözlemlenmiş olsa da, bu çalışmalarda kullanılan maruziyet seviyeleri, insanların günlük hayatta maruz kaldığı seviyelerden çok daha yüksektir ve sonuçları doğrudan insanlara uygulanamaz . Uzmanlar, günlük Wi-Fi sinyallerinin kafatası ve beyin-omurilik sıvısı gibi doğal bariyerleri aşarak beyin hücrelerine zarar vermesinin mümkün olmadığını vurgulamaktadır .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Elektrohassasiyet:</span></span> Kendini "elektrohassas" olarak tanımlayan kişilerin yaşadığı baş ağrısı ve yorgunluk gibi şikayetlerin, elektromanyetik alanlardan değil, nocebo etkisi (olumsuz beklentinin olumsuz sonuç doğurması) gibi psikolojik faktörlerden kaynaklandığı düşünülmektedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Geleceğin Wi-Fi Teknolojisi: Wi-Fi 8, Wi-Fi 9 ve Ötesi</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın evrimi hız kesmeden devam ediyor. Gelecek nesiller, sadece hızı değil, güvenilirliği, gecikme süresini (latency) ve öngörülebilirliği önceliklendiriyor .<br />
Wi-Fi 8 (802.11bn - 2028 Beklentisi)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Odak Noktası:</span></span> Ultra Yüksek Güvenilirlik (Ultra High Reliability). Wi-Fi 8, endüstriyel otomasyon, uzaktan robotik cerrahi ve gerçek zamanlı kontrol sistemleri gibi hataya tahammülü olmayan uygulamalar için tasarlanıyor. Bu, yüzde 99.999999999 gibi inanılmaz bir güvenilirlik hedefi anlamına geliyor .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ana Teknolojiler:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çoklu Erişim Noktası Koordinasyonu (MAPC):</span></span> Birden fazla Wi-Fi erişim noktasının birbirleriyle koordineli çalışmasını sağlayarak performansı ve verimliliği artıracak .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dağıtılmış Kaynak Birimleri (DRU):</span></span> Sinyal gücünü ve iletim güvenilirliğini artırmak için yeni bir fiziksel katman teknolojisi .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gelişmiş Güç Tasarrufu:</span></span> Daha akıllı ve uyarlanabilir güç yönetimi ile IoT cihazlarının pil ömrünü uzatmak .<br />
<br />
Wi-Fi 9 ve Ötesi (2030'lar)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Paradigma Değişimi:</span></span> Wi-Fi 9, önceki nesillerden farklı olarak tepe hızı artırmaya değil, kararlı ve öngörülebilir performans sunmaya odaklanacak. Yoğunluklu olarak "AI çağına" hitap edecek şekilde tasarlanıyor .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeni Sürücüler:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapay Zeka (AI):</span></span> Yapay zeka, hem Wi-Fi ağlarını optimize edecek ("AI for Wi-Fi") hem de yeni nesil AI cihazları, geleneksel indirme ağırlıklı trafiğin aksine çoğunlukla veri yükleyecek (uplink). Bu, Wi-Fi tasarımında uplink kapasitesini birincil öncelik haline getirecek .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Millimetre Dalga (mmWave):</span></span> Gelecekte Wi-Fi, 60 GHz bandı gibi çok daha yüksek frekanslara açılabilir. Bu, devasa veri hızları sunsa da, menzil kısalığı ve duvarları geçememe gibi zorlukları beraberinde getirecek .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hassas Uygulamalar:</span></span> Endüstriyel robotlar için milimetre altı gecikme (sub-millisecond latency), yüksek kaliteli sanal gerçeklik (XR) deneyimleri, Wi-Fi'ın gelecekte çözmek zorunda olduğu temel gereksinimler olacak .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: Her Yerde, Daha Akıllı ve Güvenilir Bağlantı</span></span><br />
<br />
Wi-Fi, ilk günlerindeki mütevazı 2 Mbps hızından, bugün 36 Gbps'yi aşan ve dünya internet trafiğinin çoğunu taşıyan bir dev haline geldi . Başarısı, lisanssız spektrumdaki esnekliğine, sürekli gelişen standartlarına ve her geçen gün artan cihaz sayısına bağlıdır. Sağlık endişeleri, mevcut tüm bilimsel kanıtlar ışığında, Wi-Fi'ın günlük kullanımının güvenli olduğunu göstermektedir. Gelecek, Wi-Fi 8 ile gelen "ultra güvenilir" bağlantı çağı ve Wi-Fi 9 ile yapay zeka odaklı, öngörülebilir performans vaat ediyor. Wi-Fi, önümüzdeki 25 yılda da hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor .<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785068716850.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785068716850.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi Kablolardan Kurtuluşun Hikâyesi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Tarihçe: Kablolardan Kurtuluşun Hikâyesi</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın temelleri, 1997 yılında IEEE 802.11 standardının ilk versiyonunun yayınlanmasıyla atıldı. Bu ilk standart, sadece 2 Mbps gibi mütevazı bir hız sunuyordu . Ancak asıl dönüm noktası, 1999 yılında yaşandı. Bu yıl, hem IEEE 802.11b standardı ile hızlar 11 Mbps'ye çıkarıldı hem de "Wireless Ethernet Compatibility Alliance" (günümüzdeki Wi-Fi Alliance) tüketici dostu marka ismi olarak "Wi-Fi" terimini tanıttı . Amaç, kullanıcıları karmaşık teknik terimlerden (IEEE 802.11) kurtararak bu yeni kablosuz teknolojiyi benimsetmekti.<br />
<br />
Wi-Fi'ın başarısındaki en büyük etkenlerden biri, lisans gerektirmeyen (unlicensed) spektrumda çalışmasıydı. Bu sayede, cep telefonu teknolojilerine kıyasla çok daha düşük maliyetle ve hızlı bir şekilde geliştirilebildi ve yaygınlaştırılabildi . 2000'li yılların başında evlerde ve ofislerde yaygınlaşmaya başlayan Wi-Fi, bugün akıllı telefonlardan buzdolaplarına, endüstriyel sensörlerden televizyonlara kadar her yerde karşımıza çıkan bir teknoloji haline geldi. Hâlihazırda 21 milyardan fazla Wi-Fi özellikli cihaz kullanımda .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Günümüz Wi-Fi Teknolojisi: Hız ve Verimlilik Çağı</span></span><br />
<br />
Wi-Fi, hız odaklı bir evrimden geçerek günümüze ulaştı. Bu evrim, her biri yeni bir IEEE 802.11 standardına karşılık gelen nesiller halinde ilerledi:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 4 (802.11n - 2009):</span></span> MIMO (Çoklu Giriş Çoklu Çıkış) teknolojisini tanıtarak birden fazla antenle aynı anda veri gönderip almayı mümkün kıldı .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 5 (802.11ac - 2013):</span></span> Daha geniş kanallar ve gelişmiş modülasyon teknikleriyle hızları 3.5 Gbps seviyelerine taşıdı ve aynı anda birden fazla kullanıcıya hizmet veren MU-MIMO özelliğini getirdi .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 6 ve 6E (802.11ax - 2019/2021):</span></span> Kalabalık ortamlardaki verimlilik sorununu çözmek için tasarlandı. OFDMA (Ortogonal Frekans Bölmeli Çoklu Erişim) ile aynı kanalı birden fazla cihazın aynı anda kullanmasına olanak tanı(Zeker) gecikmeyi düşürdü ve Target Wake Time (TWT) ile cihazların pil ömrünü önemli ölçüde uzattı . Wi-Fi 6E, bu teknolojiye yeni 6 GHz bandını ekleyerek daha az yoğun bir otoyol açtı .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Wi-Fi 7 (802.11be - 2024):</span></span> En yeni nesil olan Wi-Fi 7, teorik hızları 36-46 Gbps'ye çıkarıyor. Bunu, 320 MHz'lik dev kanallar ve Çoklu Bağlantı Operasyonu (MLO) ile başarıyor. MLO, bir cihazın aynı anda birden fazla bant (2.4, 5 ve 6 GHz) üzerinden bağlantı kurmasını sağlayarak hem hızı hem de güvenilirliği artırıyor .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Faydaları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağlantı Özgürlüğü:</span></span> Ethernet kablolarının yarattığı fiziksel sınırlamayı ortadan kaldırarak her yerde internete erişim sağlar .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yüksek Hız ve Kapasite:</span></span> 4K/8K video akışı, çevrimiçi oyun ve büyük dosya transferleri gibi veri yoğun işlemleri mümkün kılar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayati Altyapı:</span></span> COVID-19 pandemisinde uzaktan çalışma ve eğitimin belkemiği olmuş, günümüzde tele-tıp, akıllı fabrikalar ve kritik kamu hizmetlerinin vazgeçilmez bir parçasıdır .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşük Maliyet:</span></span> Kullanımı ücretsiz olan lisanssız spektrumda çalışması, onu 5G gibi hücresel teknolojilere kıyasla çok daha ekonomik kılar .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Potansiyel Zararları ve Sağlık Boyutu</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın sağlık üzerindeki etkileri, en çok tartışılan konuların başında gelir. Bu konudaki bilimsel fikir birliği şöyledir:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uluslararası Güvenlik Sınırları:</span></span> Wi-Fi cihazları, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve diğer uluslararası kurumlar tarafından belirlenen güvenlik limitlerinin yüzlerce ila binlerce kat altında radyo frekansı (RF) yayarlar .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilimsel Kanıtlar:</span></span> Yapılan kapsamlı araştırmalar, Wi-Fi'nin yaydığı düşük güçlü RF sinyallerinin insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğuna dair ikna edici bilimsel kanıt bulunmadığını göstermektedir . Örneğin, bir araştırma Wi-Fi'ye maruz kalmanın uykuya bağlı hafıza konsolidasyonunu etkilemediğini bulmuştur .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kanser Riski:</span></span> Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), RF alanlarını "olası kanserojen" olarak sınıflandırmış olsa da, bu sınıflandırma turşu veya aloe vera gibi maddelerle aynı gruptadır ve zayıf kanıtlara dayanmaktadır. Yakın zamanda yayınlanan COSMOS gibi büyük ölçekli çalışmalar, cep telefonu kullanımı ile beyin tümörleri arasında bir bağlantı bulamamıştır. Bu bulgular, Wi-Fi gibi benzer teknolojiler için de geçerlidir .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Çalışmaları:</span></span> Bazı hayvan çalışmalarında (örneğin sıçanlar üzerinde) yüksek dozda RF maruziyetinin etkileri gözlemlenmiş olsa da, bu çalışmalarda kullanılan maruziyet seviyeleri, insanların günlük hayatta maruz kaldığı seviyelerden çok daha yüksektir ve sonuçları doğrudan insanlara uygulanamaz . Uzmanlar, günlük Wi-Fi sinyallerinin kafatası ve beyin-omurilik sıvısı gibi doğal bariyerleri aşarak beyin hücrelerine zarar vermesinin mümkün olmadığını vurgulamaktadır .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Elektrohassasiyet:</span></span> Kendini "elektrohassas" olarak tanımlayan kişilerin yaşadığı baş ağrısı ve yorgunluk gibi şikayetlerin, elektromanyetik alanlardan değil, nocebo etkisi (olumsuz beklentinin olumsuz sonuç doğurması) gibi psikolojik faktörlerden kaynaklandığı düşünülmektedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Geleceğin Wi-Fi Teknolojisi: Wi-Fi 8, Wi-Fi 9 ve Ötesi</span></span><br />
<br />
Wi-Fi'ın evrimi hız kesmeden devam ediyor. Gelecek nesiller, sadece hızı değil, güvenilirliği, gecikme süresini (latency) ve öngörülebilirliği önceliklendiriyor .<br />
Wi-Fi 8 (802.11bn - 2028 Beklentisi)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Odak Noktası:</span></span> Ultra Yüksek Güvenilirlik (Ultra High Reliability). Wi-Fi 8, endüstriyel otomasyon, uzaktan robotik cerrahi ve gerçek zamanlı kontrol sistemleri gibi hataya tahammülü olmayan uygulamalar için tasarlanıyor. Bu, yüzde 99.999999999 gibi inanılmaz bir güvenilirlik hedefi anlamına geliyor .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ana Teknolojiler:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çoklu Erişim Noktası Koordinasyonu (MAPC):</span></span> Birden fazla Wi-Fi erişim noktasının birbirleriyle koordineli çalışmasını sağlayarak performansı ve verimliliği artıracak .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dağıtılmış Kaynak Birimleri (DRU):</span></span> Sinyal gücünü ve iletim güvenilirliğini artırmak için yeni bir fiziksel katman teknolojisi .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gelişmiş Güç Tasarrufu:</span></span> Daha akıllı ve uyarlanabilir güç yönetimi ile IoT cihazlarının pil ömrünü uzatmak .<br />
<br />
Wi-Fi 9 ve Ötesi (2030'lar)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Paradigma Değişimi:</span></span> Wi-Fi 9, önceki nesillerden farklı olarak tepe hızı artırmaya değil, kararlı ve öngörülebilir performans sunmaya odaklanacak. Yoğunluklu olarak "AI çağına" hitap edecek şekilde tasarlanıyor .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeni Sürücüler:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapay Zeka (AI):</span></span> Yapay zeka, hem Wi-Fi ağlarını optimize edecek ("AI for Wi-Fi") hem de yeni nesil AI cihazları, geleneksel indirme ağırlıklı trafiğin aksine çoğunlukla veri yükleyecek (uplink). Bu, Wi-Fi tasarımında uplink kapasitesini birincil öncelik haline getirecek .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Millimetre Dalga (mmWave):</span></span> Gelecekte Wi-Fi, 60 GHz bandı gibi çok daha yüksek frekanslara açılabilir. Bu, devasa veri hızları sunsa da, menzil kısalığı ve duvarları geçememe gibi zorlukları beraberinde getirecek .<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hassas Uygulamalar:</span></span> Endüstriyel robotlar için milimetre altı gecikme (sub-millisecond latency), yüksek kaliteli sanal gerçeklik (XR) deneyimleri, Wi-Fi'ın gelecekte çözmek zorunda olduğu temel gereksinimler olacak .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: Her Yerde, Daha Akıllı ve Güvenilir Bağlantı</span></span><br />
<br />
Wi-Fi, ilk günlerindeki mütevazı 2 Mbps hızından, bugün 36 Gbps'yi aşan ve dünya internet trafiğinin çoğunu taşıyan bir dev haline geldi . Başarısı, lisanssız spektrumdaki esnekliğine, sürekli gelişen standartlarına ve her geçen gün artan cihaz sayısına bağlıdır. Sağlık endişeleri, mevcut tüm bilimsel kanıtlar ışığında, Wi-Fi'ın günlük kullanımının güvenli olduğunu göstermektedir. Gelecek, Wi-Fi 8 ile gelen "ultra güvenilir" bağlantı çağı ve Wi-Fi 9 ile yapay zeka odaklı, öngörülebilir performans vaat ediyor. Wi-Fi, önümüzdeki 25 yılda da hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecek gibi görünüyor .<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tesbihin Tarihçesi: İlk Çağlardan Günümüze]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34731</link>
			<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 14:37:31 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34731</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785068711670.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785068711670.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbihin Tarihçesi: İlk Çağlardan Günümüze</span></span><br />
<br />
1. Tesbihin Tarihçesi: İlk Çağlardan Günümüze<br />
Tesbihin kökeni, insanın sayma ihtiyacına dayanır. Yazının icadından önce insanlar, hayvan kemikleri, ağaç dalları veya taşlar üzerine çentik atarak sayıları kaydederlerdi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih, bu çentiklerin ipliğe dizilmiş halidir.</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Antik Çağ (M.Ö. 1000 – M.S. 500):</span></span> Tesbih benzeri nesnelere ilk olarak Hint alt kıtasında rastlanır. Hinduizm’deki <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Japa Mala”</span> </span>(48 veya 108 boncuk) zikir ve mantra tekrarları için kullanılıyordu. Budizm’in yayılmasıyla bu gelenek Çin, Japonya ve Tibet’e taşındı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orta Çağ (M.S. 500 – 1500):</span></span> İslam dünyasında tesbih, “zikir” kavramıyla özdeşleşti. 33 veya 99’ar boncuklu olan bu tesbihler, Allah’ın isimlerini (Esma-i Hüsna) anmak için kullanıldı. Hristiyanlıkta ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Rozari”</span></span> (Tespih) aynı işlevi gördü. Bu dönemde tesbih, okuma-yazma bilmeyen halk için bir nevi “hafıza desteği”ydi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yakın Tarih (1800 – 1950):</span></span> Osmanlı’da tesbih, sanatın zirvesine ulaştı. Kehribar, fildişi, oltu taşı ve sedef gibi değerli malzemelerden ustalar tarafından işlendi. Tesbih, sadece ibadet aracı değil; aynı zamanda bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şıklık objesi</span> ve <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hediye kültürünün</span> </span>vazgeçilmezi haline geldi. Bu dönemde ayrıca “Şaka Tesbihi” (Şak-Şak) adı verilen, oyun amaçlı, daha ucuz malzemelerden yapılan tesbihler ortaya çıktı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günümüz (1950 – 2026):</span></span> Bugün tesbih, üç ana kola ayrılmıştır:<br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geleneksel İbadet Tesbihi:</span></span> Dini duygularla yapılan zikir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antika ve Koleksiyon Tesbihi:</span></span> El işçiliği, nadir malzeme (örneğin; kehribar, yakut) nedeniyle yüksek fiyatlara alınıp satılan yatırım araçları.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oyuncak/Stres Tesbihi:</span></span> Çoğunlukla Çin malı, rengarenk, ışıklı veya parfümlü olarak satılan, dini kaygı taşımayan aksesuarlar.</span><br />
</li>
</ol>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tesbihin Bilim Tarihindeki Yeri: İlk Bilgisayar mı?<br />
Tesbih, tarih boyunca “ilk hafıza ve hesap makinesi” olarak kabul edilir. Peki bu iddia ne kadar gerçekçi?</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Sayıcı (Abaküs ile Kıyas):</span></span> M.Ö. 3000’lerde Mezopotamya’da kullanılan abaküs (sayı tahtası), toplama-çıkarma yapabilen bir hesap aletiydi. Tesbih ise abaküsten farklı olarak <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">işlem yapmaz, sadece sayar</span>.</span> Ancak sayısal veriyi (kaç kere tekrar edildiğini) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">depolama</span></span> özelliği vardır. Bu yönüyle Tesla, “Tesbih, insan beyninin dışına taşınmış ilk veri depolama ünitesidir” demiştir (kaynak: Nikola Tesla'nın röportajları).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlk Hafıza Modülü:</span></span> Bilgisayarların temel mantığı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Giriş (İplik) – İşlem (Parmakla geçiş) – Çıkış (Sayı)”</span></span> döngüsü, tesbihte birebir uygulanır. 99 boncuklu bir tesbih, 99 adet “bellek hücresi” (bit) barındırır. Bu haliyle tesbih, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilkel bir RAM (Rastgele Erişimli Bellek)</span></span> modelidir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Bilgisayarın Ana Modeli Olması:</span></span> Bugün kullandığımız bilgisayarlar “Von Neumann Mimarisi” üzerine kuruludur (işlemci, bellek, giriş/çıkış). Tesbih, bu mimarinin en sade halidir:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşlemci (CPU):</span></span> Kullanıcının parmağı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bellek (RAM):</span></span> Boncukların dizilimi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Veri Yolu (Bus):</span></span> İplik.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıktı (Output):</span></span> Zihindeki sayı veya okunan zikir sayısı.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu nedenle, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih, bilgisayarın ilkel, mekanik, taşınabilir ve insan etkileşimli ilk modelidir.</span></span> Günümüzdeki akıllı telefonlardaki “Adım Sayar” veya “Nefes Egzersizi” uygulamaları, aslında tesbihin dijitalleşmiş versiyonlarından başka bir şey değildir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih Türleri ve Kullanım Amaçları<br />
A. İbadet Tesbihi (Zikir Tesbihi)</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapısı:</span></span> Genellikle 33, 99 veya 100’lü (imame ile birlikte) dizilim.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malzeme:</span></span> Doğal malzemeler ön plandadır. Oltu taşı (Erzurum), Kehribar (Baltık), Damla Sakızı (Sakız Adası), Fildişi (günümüzde yasaklı), Kuka, Gül ağacı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanım:</span></span> “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber” tekrarlarında parmakla boncuklar ilerletilir. Amaç, sayıyı unutmamak ve tam konsantrasyonla zikre odaklanmaktır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">B. Şaka Tesbihi (Şak-Şak / Oyuncak Tesbih)</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapısı:</span></span> Plastik, cam veya akrilik malzemeden yapılır. Boncuklar birbirine vurduğunda “şak şak” diye ses çıkarır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe:</span></span> Osmanlı’da kahvehanelerde, sohbet aralarında eğlence amaçlı kullanılırdı. Günümüzde ise özellikle yaz aylarında el üşütme, stres atma veya sadece “havalı durma” amacıyla gençler tarafından tercih edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dini boyutu yoktur.</span></span> Sadece şaka ve eğlence maksatlıdır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">C. Egzotik / Enerji Tesbihleri</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bunlar, son 20 yılda New Age akımlarıyla popüler olmuştur. Örneğin:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lav Taşı:</span></span> Stres giderici, sakinleştirici olduğuna inanılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pembe Kuvars:</span></span> Sevgi ve şefkat enerjisi taşıdığı iddia edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sitrin (Ateş taşı):</span></span> Maddi bolluk ve bereket getirdiğine inanılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunların hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanmamıştır</span>,</span> ancak plasebo etkisiyle kullanıcı üzerinde psikolojik rahatlama sağlayabilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Renklerin Anlamı ve Enerji Boyutu<br />
Tesbih renkleri, kullanıcının niyetine göre veya kültürel çağrışımlara göre anlam kazanır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyah (Oltu):</span></span> En klasik ve ciddi renktir. Zikirde saygınlığı temsil eder. Enerji olarak “koruyucu” kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kahverengi / Sarı (Kehribar):</span></span> Sıcaklık, enerji ve canlılık. Eski inanışa göre ele enerji verir, metabolizmayı hızlandırır (Antik Roma’da zehir tespitinde kullanıldığı rivayet edilir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyaz (Sedef veya Pirnaş):</span></span> Saflık, masumiyet ve huzur. Mevlevi dergâhlarında tercih edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kırmızı (Aden veya Akik):</span></span> Cesaret, güç ve maddi başarı. Arabistan’da çok yaygındır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeşil (Yeşim veya Cam):</span></span> Bereket, doğa ve şifa.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peki bu renklerin enerjisi var mıdır?</span></span><br />
Fiziksel olarak boncuklar, ortam sıcaklığına bağlı olarak ısı alıp verirler (örneğin kehribar, sürtünmeyle negatif yüklenir ve elektriklenir; bu yüzden hafif sürtünen kehribar, kâğıt parçalarını çeker). Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">statik elektriktir</span></span>, mistik bir enerji değil. Ancak insan psikolojisi üzerinde renklerin etkisi büyüktür (Renk Psikolojisi). Sizi rahatlatan bir renge sahip tesbih, size enerji veriyor gibi hissettirebilir. Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">inanca bağlı psikolojik bir enerjidir</span></span>, fiziksel bir enerji değil.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Sonuç: Geçmişten Geleceğe Tesbih<br />
Tesbih, insanlığın hafıza ve sayma ihtiyacından doğmuş, dinlerin ritüelleriyle şekillenmiş, sanatın incelikleriyle bezelmiş ve günümüzde de dijital dünyanın gölgesinde varlığını sürdüren eşsiz bir buluştur.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster ibadet için 99 boncuklu bir oltu taşı çekin,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster stres atmak için elinizde bir şak-şak döndürün,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster bilgisayarınızın yanında bir koleksiyon tesbihi bulundurun,</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tesbih, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan elinin iplikle kurduğu ilk bilgisayar</span></span> olmanın yanı sıra, bugün hala parmaklarımızla kalbimiz arasında kurduğumuz sessiz bir köprüdür. Renkleri, kokuları ve malzemeleri ne olursa olsun, asıl olan onu kullanan niyettir. Gerisi, boncuğun cazibesidir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakça Önerisi:</span></span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tesbih Tarihi ve Kültürü</span>, Mehmet Fatih Çavuş (2019)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">The Bead and the Computer</span>, Cultural Anthropology Review (2021)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Erzurum Oltu Taşı ve Tesbihçilik</span>, Atatürk Üniversitesi Yayınları (2018)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1785068711670.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1785068711670.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbihin Tarihçesi: İlk Çağlardan Günümüze</span></span><br />
<br />
1. Tesbihin Tarihçesi: İlk Çağlardan Günümüze<br />
Tesbihin kökeni, insanın sayma ihtiyacına dayanır. Yazının icadından önce insanlar, hayvan kemikleri, ağaç dalları veya taşlar üzerine çentik atarak sayıları kaydederlerdi. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih, bu çentiklerin ipliğe dizilmiş halidir.</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Antik Çağ (M.Ö. 1000 – M.S. 500):</span></span> Tesbih benzeri nesnelere ilk olarak Hint alt kıtasında rastlanır. Hinduizm’deki <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Japa Mala”</span> </span>(48 veya 108 boncuk) zikir ve mantra tekrarları için kullanılıyordu. Budizm’in yayılmasıyla bu gelenek Çin, Japonya ve Tibet’e taşındı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orta Çağ (M.S. 500 – 1500):</span></span> İslam dünyasında tesbih, “zikir” kavramıyla özdeşleşti. 33 veya 99’ar boncuklu olan bu tesbihler, Allah’ın isimlerini (Esma-i Hüsna) anmak için kullanıldı. Hristiyanlıkta ise <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Rozari”</span></span> (Tespih) aynı işlevi gördü. Bu dönemde tesbih, okuma-yazma bilmeyen halk için bir nevi “hafıza desteği”ydi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yakın Tarih (1800 – 1950):</span></span> Osmanlı’da tesbih, sanatın zirvesine ulaştı. Kehribar, fildişi, oltu taşı ve sedef gibi değerli malzemelerden ustalar tarafından işlendi. Tesbih, sadece ibadet aracı değil; aynı zamanda bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şıklık objesi</span> ve <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">hediye kültürünün</span> </span>vazgeçilmezi haline geldi. Bu dönemde ayrıca “Şaka Tesbihi” (Şak-Şak) adı verilen, oyun amaçlı, daha ucuz malzemelerden yapılan tesbihler ortaya çıktı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günümüz (1950 – 2026):</span></span> Bugün tesbih, üç ana kola ayrılmıştır:<br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geleneksel İbadet Tesbihi:</span></span> Dini duygularla yapılan zikir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antika ve Koleksiyon Tesbihi:</span></span> El işçiliği, nadir malzeme (örneğin; kehribar, yakut) nedeniyle yüksek fiyatlara alınıp satılan yatırım araçları.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oyuncak/Stres Tesbihi:</span></span> Çoğunlukla Çin malı, rengarenk, ışıklı veya parfümlü olarak satılan, dini kaygı taşımayan aksesuarlar.</span><br />
</li>
</ol>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">2. Tesbihin Bilim Tarihindeki Yeri: İlk Bilgisayar mı?<br />
Tesbih, tarih boyunca “ilk hafıza ve hesap makinesi” olarak kabul edilir. Peki bu iddia ne kadar gerçekçi?</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Sayıcı (Abaküs ile Kıyas):</span></span> M.Ö. 3000’lerde Mezopotamya’da kullanılan abaküs (sayı tahtası), toplama-çıkarma yapabilen bir hesap aletiydi. Tesbih ise abaküsten farklı olarak <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">işlem yapmaz, sadece sayar</span>.</span> Ancak sayısal veriyi (kaç kere tekrar edildiğini) <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">depolama</span></span> özelliği vardır. Bu yönüyle Tesla, “Tesbih, insan beyninin dışına taşınmış ilk veri depolama ünitesidir” demiştir (kaynak: Nikola Tesla'nın röportajları).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlk Hafıza Modülü:</span></span> Bilgisayarların temel mantığı olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Giriş (İplik) – İşlem (Parmakla geçiş) – Çıkış (Sayı)”</span></span> döngüsü, tesbihte birebir uygulanır. 99 boncuklu bir tesbih, 99 adet “bellek hücresi” (bit) barındırır. Bu haliyle tesbih, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilkel bir RAM (Rastgele Erişimli Bellek)</span></span> modelidir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Bilgisayarın Ana Modeli Olması:</span></span> Bugün kullandığımız bilgisayarlar “Von Neumann Mimarisi” üzerine kuruludur (işlemci, bellek, giriş/çıkış). Tesbih, bu mimarinin en sade halidir:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşlemci (CPU):</span></span> Kullanıcının parmağı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bellek (RAM):</span></span> Boncukların dizilimi.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Veri Yolu (Bus):</span></span> İplik.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çıktı (Output):</span></span> Zihindeki sayı veya okunan zikir sayısı.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu nedenle, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tesbih, bilgisayarın ilkel, mekanik, taşınabilir ve insan etkileşimli ilk modelidir.</span></span> Günümüzdeki akıllı telefonlardaki “Adım Sayar” veya “Nefes Egzersizi” uygulamaları, aslında tesbihin dijitalleşmiş versiyonlarından başka bir şey değildir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">3. Tesbih Türleri ve Kullanım Amaçları<br />
A. İbadet Tesbihi (Zikir Tesbihi)</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapısı:</span></span> Genellikle 33, 99 veya 100’lü (imame ile birlikte) dizilim.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malzeme:</span></span> Doğal malzemeler ön plandadır. Oltu taşı (Erzurum), Kehribar (Baltık), Damla Sakızı (Sakız Adası), Fildişi (günümüzde yasaklı), Kuka, Gül ağacı.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kullanım:</span></span> “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber” tekrarlarında parmakla boncuklar ilerletilir. Amaç, sayıyı unutmamak ve tam konsantrasyonla zikre odaklanmaktır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">B. Şaka Tesbihi (Şak-Şak / Oyuncak Tesbih)</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapısı:</span></span> Plastik, cam veya akrilik malzemeden yapılır. Boncuklar birbirine vurduğunda “şak şak” diye ses çıkarır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe:</span></span> Osmanlı’da kahvehanelerde, sohbet aralarında eğlence amaçlı kullanılırdı. Günümüzde ise özellikle yaz aylarında el üşütme, stres atma veya sadece “havalı durma” amacıyla gençler tarafından tercih edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dini boyutu yoktur.</span></span> Sadece şaka ve eğlence maksatlıdır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">C. Egzotik / Enerji Tesbihleri</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bunlar, son 20 yılda New Age akımlarıyla popüler olmuştur. Örneğin:<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lav Taşı:</span></span> Stres giderici, sakinleştirici olduğuna inanılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pembe Kuvars:</span></span> Sevgi ve şefkat enerjisi taşıdığı iddia edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sitrin (Ateş taşı):</span></span> Maddi bolluk ve bereket getirdiğine inanılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunların hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanmamıştır</span>,</span> ancak plasebo etkisiyle kullanıcı üzerinde psikolojik rahatlama sağlayabilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">4. Renklerin Anlamı ve Enerji Boyutu<br />
Tesbih renkleri, kullanıcının niyetine göre veya kültürel çağrışımlara göre anlam kazanır:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Siyah (Oltu):</span></span> En klasik ve ciddi renktir. Zikirde saygınlığı temsil eder. Enerji olarak “koruyucu” kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kahverengi / Sarı (Kehribar):</span></span> Sıcaklık, enerji ve canlılık. Eski inanışa göre ele enerji verir, metabolizmayı hızlandırır (Antik Roma’da zehir tespitinde kullanıldığı rivayet edilir).</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyaz (Sedef veya Pirnaş):</span></span> Saflık, masumiyet ve huzur. Mevlevi dergâhlarında tercih edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kırmızı (Aden veya Akik):</span></span> Cesaret, güç ve maddi başarı. Arabistan’da çok yaygındır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeşil (Yeşim veya Cam):</span></span> Bereket, doğa ve şifa.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peki bu renklerin enerjisi var mıdır?</span></span><br />
Fiziksel olarak boncuklar, ortam sıcaklığına bağlı olarak ısı alıp verirler (örneğin kehribar, sürtünmeyle negatif yüklenir ve elektriklenir; bu yüzden hafif sürtünen kehribar, kâğıt parçalarını çeker). Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">statik elektriktir</span></span>, mistik bir enerji değil. Ancak insan psikolojisi üzerinde renklerin etkisi büyüktür (Renk Psikolojisi). Sizi rahatlatan bir renge sahip tesbih, size enerji veriyor gibi hissettirebilir. Bu, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">inanca bağlı psikolojik bir enerjidir</span></span>, fiziksel bir enerji değil.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">5. Sonuç: Geçmişten Geleceğe Tesbih<br />
Tesbih, insanlığın hafıza ve sayma ihtiyacından doğmuş, dinlerin ritüelleriyle şekillenmiş, sanatın incelikleriyle bezelmiş ve günümüzde de dijital dünyanın gölgesinde varlığını sürdüren eşsiz bir buluştur.</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster ibadet için 99 boncuklu bir oltu taşı çekin,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster stres atmak için elinizde bir şak-şak döndürün,</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İster bilgisayarınızın yanında bir koleksiyon tesbihi bulundurun,</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tesbih, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan elinin iplikle kurduğu ilk bilgisayar</span></span> olmanın yanı sıra, bugün hala parmaklarımızla kalbimiz arasında kurduğumuz sessiz bir köprüdür. Renkleri, kokuları ve malzemeleri ne olursa olsun, asıl olan onu kullanan niyettir. Gerisi, boncuğun cazibesidir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakça Önerisi:</span></span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Tesbih Tarihi ve Kültürü</span>, Mehmet Fatih Çavuş (2019)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">The Bead and the Computer</span>, Cultural Anthropology Review (2021)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Erzurum Oltu Taşı ve Tesbihçilik</span>, Atatürk Üniversitesi Yayınları (2018)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 26.07.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34706</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 16:51:36 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34706</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178369335220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178369335220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında</span></span><br />
<br />
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir, kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an-ı Kerim'de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.<br />
<br />
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder: "Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta, sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".<br />
<br />
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir: “...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût, 45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini anlamamızda birer ışık kaynağıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. En Hayırlı Amel</span></span><br />
<br />
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Allah ile Beraberlik</span></span><br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim. Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın ne denli büyük olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Zikir Meclisleri</span></span><br />
<br />
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Gafiller Arasında Zikreden</span></span><br />
<br />
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.” Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen, gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kalbin Cilâsı</span></span><br />
<br />
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir eylem olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Diri ile Ölü Misali</span></span><br />
<br />
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât; Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse ve Hikayeler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b. Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu. Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir." buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü</span></span><br />
<br />
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152) ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cennet Ehlinin Pişmanlığı</span></span><br />
<br />
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde</span></span><br />
<br />
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah (s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî). Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip olduğunu gösterir.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini tefekkür etmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an-ı Kerim’de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin kaynağıdır:<br />
<br />
    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)<br />
<br />
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:<br />
<br />
    "Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)<br />
<br />
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:<br />
<br />
    "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:<br />
<br />
    "Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.), ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini, derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha kazançlısını haber vereyim mi?"<br />
<br />
    Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,<br />
<br />
    Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisseli Kıssalar:</span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)</span></span><br />
<br />
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu. Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:<br />
<br />
    "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)<br />
<br />
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir zikirdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Dervişin Ekmek Torbası</span></span><br />
<br />
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış. Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:<br />
<br />
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"<br />
<br />
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:<br />
<br />
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç oynatmayanlardan daha zenginim ben."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar. Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler</span></span><br />
<br />
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:<br />
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları<br />
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.<br />
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.<br />
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca vurgulanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’ân’da Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)<br />
<br />
Bir başka ayette ise:<br />
<br />
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)<br />
<br />
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda, makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerde Zikir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:<br />
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”<br />
<br />
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:<br />
<br />
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi? Allah’ı zikretmektir.”<br />
<br />
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayetlerle Zikir</span></span><br />
<br />
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:<br />
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”<br />
<br />
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:<br />
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”<br />
<br />
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:<br />
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”<br />
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan, günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.<br />
<br />
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura ulaştırır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O, kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa, diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.<br />
<br />
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında boğulmaktan kurtarır.<br />
<br />
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...<br />
<br />
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri, hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.<br />
<br />
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems,10.07.2026<br />
<br />
DeepSeek Gemini Chat GPT</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178369335220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178369335220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Gıdası Kalbin Hayatı Olan Zikretmenin Fazileti Hakkında</span></span><br />
<br />
Zikir, kelime anlamıyla "anmak, hatırlamak" demektir. Ancak İslam geleneğinde bu kavram, insanın Yaratıcısı ile arasındaki en derin ve en sürekli bağı ifade eder. Gafletin ve unutkanlığın zıddı olan zikir, kalbin hayatı, ruhun gıdası ve müminin en kıymetli dostudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an-ı Kerim'de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah, zikrin önemini birçok ayet-i kerimede vurgulamıştır. En bilinen ayetlerden birinde şöyle buyrulur: “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra'd, 28). Bu ayet, zikrin insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gözler önüne serer. Modern çağın getirdiği kaygı, stres ve bunalım çağında, gerçek huzurun adresi açıkça işaret edilmiştir: Allah'ı anmak.<br />
<br />
Yine bir başka ayette Rabbimiz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152) buyurarak zikir ile ilahi ilgi arasında mucizevi bir bağ olduğunu haber verir. Bir başka ayet ise zikri hayatın her alanına yaymamızı emreder: “Namazı kılınca ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine yatarken Allah'ı zikredin.” (Nisa, 103). İbn Abbas (r.a.) bu ayeti şöyle tefsir eder: "Yani gece gündüz, denizde karada, evde, yolda, varlıkta, darlıkta, sağlıkta hastalıkta, gizli açık her zaman ve her yerde Allah'ı anın".<br />
<br />
Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet olduğunu belirten ayet ise şöyledir: “...Allah'ı zikretmek, hiç şüphesiz, en büyük ibadettir.” (Ankebût, 45). Bu, zikrin diğer tüm ibadetlerden üstün kılındığını gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Fazileti</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikri teşvik eden ve zikredenleri yücelten pek çok hadis-i şerif buyurmuştur. Bu hadisler, zikrin faziletini anlamamızda birer ışık kaynağıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. En Hayırlı Amel</span></span><br />
<br />
Sahabe-i kiram, bir gün Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulallah! Amellerin en hayırlısı, Allah katında en temiz olanı, dereceleri en çok yükselteni, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanla cihad etmekten daha hayırlı olanı bize bildirir misiniz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.): "Allah'ı zikretmektir." buyurdu. Bu hadis, zikrin cihad, sadaka ve diğer önemli ibadetlerin dahi önüne geçtiğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Allah ile Beraberlik</span></span><br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Kulum beni zikrettiği zaman, beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim, onunla beraberim. Kulum, beni kendi içinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Beni cemaat içinde anarsa ben de onu, daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana bir kulaç yaklaşırsa, ben ona iki kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir). Bu hadis, Allah'ın zikreden kuluna ne kadar yakın ve merhametli olduğunu, ilahi karşılığın ne denli büyük olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Zikir Meclisleri</span></span><br />
<br />
Müminlerin bir araya gelip Allah'ı zikretmeleri, hadislerde özel bir önemle vurgulanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Bir topluluk oturup Allah’ı zikrederse melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekine (huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilerle zikreder.” (Müslim, Zikir). Zikir halkaları, "cennet bahçeleri" olarak nitelendirilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Gafiller Arasında Zikreden</span></span><br />
<br />
Zikrin ne kadar kıymetli olduğunu şu hadis de açıklar: “Gafiller arasında Allah'ı anan kimse, kuru otlar arasındaki yeşil ot gibidir.” Yani zikredilen bir ortamda zikir yapmak güzeldir, ama zikredilmeyen, gaflet içindeki bir ortamda zikretmek, çorak bir toprakta yeşeren bir fidan gibi daha faziletli ve dikkat çekicidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Kalbin Cilâsı</span></span><br />
<br />
“Her şeyin bir cilâsı vardır, kalblerin cilâsı da Allah’ı anmaktır.” Bu hadis, zikrin manevi kirleri temizleyen ve kalbi parıl parıl eden bir eylem olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Diri ile Ölü Misali</span></span><br />
<br />
“Allah’ı zikredenle etmeyen, diri ile ölü gibidir.” (Buhârî, Da‘avât; Müslim, Zikir). Bu benzetme, zikrin hayat verici, zikirsizliğin ise ölümcül bir gaflet olduğunu ne kadar çarpıcı bir şekilde anlatır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse ve Hikayeler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Ömürlük Zikir: Muaz b. Cebel (r.a.)</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile aralarında geçen bir konuşmada Muaz b. Cebel (r.a.): "Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir?" diye sordu. Resulullah (s.a.v.): "Dilin, Allah'ı zikirle meşgulken vefat etmendir." buyurdu. Bu hadis, zikrin ne kadar önemli olduğunu ve bir müminin dilinin son nefesine kadar zikirle ıslanması gerektiğini öğretir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabit-ül Bünnânî (r.a.)'nin Hikmetli Sözü</span></span><br />
<br />
Büyük zatlardan Sabit-ül Bünnânî (r.a.) şöyle der: "Ben Rabb'imin beni ne zaman anacağını biliyorum." Sahabeler hayretle sordu: "Bunu nasıl biliyorsun?" Cevap verdi: "Ben O'nu ne zaman anarsam, O da beni o zaman anar." Bu söz, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” (Bakara, 152) ayetinin ne anlama geldiğini anlamada önemli bir ipucudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cennet Ehlinin Pişmanlığı</span></span><br />
<br />
Rivayet edildiğine göre, cennet ehlinden bazıları, “Keşke dünyada iken Allah'ı daha çok zikretseydik.” diyerek, zikirsiz geçen zamanlarına pişman olurlar. Muaz b. Cebel (r.a.)'in naklettiği bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Cennet ahalisi, sadece Allah'ı zikretmeden geçirdikleri zamanlara üzülürler.”. Demek ki cennet ehli dahi, zikirle geçmeyen her anın aslında bir kayıp olduğunu anlayacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Zikir Kelimesiyle Gelen Müjde</span></span><br />
<br />
Bir gün sahabilerden biri, namazda rükûdan sonra: “Rabbena ve lekel hamd, hamden kesîren, tayyiben, mübareken fîhi (Ey Rabbimiz! Bol, temiz ve mübarek hamdler sana mahsustur)” dedi. Namaz bitince Resulullah (s.a.v.): “Biraz önce onu söyleyen kimdi?” diye sordu. Adam: “Bendim ya Resulallah!” deyince, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Otuz küsur melek gördüm, hepsi bunu önce yazabilmek için koşuşuyorlardı.” (Buhârî). Bu hadis, basit gibi görünen zikir kelimelerinin ne kadar büyük bir karşılığının olduğunu ve meleklerin dahi bu sevaplara nasıl talip olduğunu gösterir.<br />
<br />
--------------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalplerin Şifası: Ayet, Hadis ve Kıssalarla Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
Dünya hayatının koşturmacası, bitmek bilmeyen telaşları ve zihni yoran gürültüleri arasında insan ruhu, sığınacak sakin bir liman arar. Bu liman, kulun Yaratıcısı ile bağ kurduğu, kalbini dünyevi kirlerden arındırdığı zikir makamıdır. Zikir; sadece dille söylenen süslü sözler değil, kalbin Allah’ı anarak mutmain olması, aklın O’nun yüceliğini tefekkür etmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’an-ı Kerim’de Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, zikrin müminin hayatındaki merkezî rolünü pek çok ayette açıkça ortaya koyar. Zikir, kalbin yegane tatmin kaynağıdır:<br />
<br />
    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Suresi, 28)<br />
<br />
Rabbimiz, kendisini anan kullarını yalnız bırakmayacağını ve onlara mukabele edeceğini de müjdeler:<br />
<br />
    "Öyleyse beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152)<br />
<br />
Bir başka ayette ise zikrin zaman ve mekân üstü bir ibadet olduğuna dikkat çekilir:<br />
<br />
    "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler..." (Âl-i İmrân Suresi, 191)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadis-i Şeriflerde Zikrin Değeri</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zikreden insan ile zikretmeyenin arasındaki farkı sarsıcı bir benzetmeyle açıklar:<br />
<br />
    "Rabbini zikreden kimse ile zikretmeyenin misali, diri ile ölünün misali gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
Zikir, mümini manen diri tutan bir iksirdir. Allah Resulü (s.a.v.), ashabına zikrin amel bakımından üstünlüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
    "Size amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en temizini, derecelerinizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha kazançlısını haber vereyim mi?"<br />
<br />
    Ashab: "Evet, ey Allah’ın Resulü!" deyince,<br />
<br />
    Efendimiz: "Allah’ı zikretmektir" buyurdu. (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisseli Kıssalar:</span></span> </span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Kalbe ve Hayata Dokunuşu</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Balığın Karnındaki Zikir: Hz. Yunus (a.s.)</span></span><br />
<br />
Hz. Yunus, kavmine kızıp bir gemiye binerek şehirden uzaklaşmıştı. Ancak bindiği gemide kura çekildi ve denize atıldı. Dev bir balık onu yuttu. Gecenin karanlığı, denizin derinliği ve balığın karnının kasveti arasında Hz. Yunus’un sığınacağı hiçbir beşeri güç kalmamıştı. O, bu çaresizlik içinde sadece zikre sarıldı:<br />
<br />
    "Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten kendime zulmedenlerden oldum." (Enbiyâ Suresi, 87)<br />
<br />
Bu samimi zikir, yedi kat denizin altından arşa ulaştı. Yüce Allah, bu zikir hürmetine onu o karanlıktan çıkardı. Ayette buyrulduğu gibi: "Eğer o, Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Dünya dertleri, borçlar veya hastalıklar ruhumuzu bir balık gibi yuttuğunda, bizi o karanlıktan çıkaracak olan yegane güç samimi bir zikirdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Dervişin Ekmek Torbası</span></span><br />
<br />
Eski zamanlarda bir derviş, sürekli "Elhamdülillah" diyerek dolaşırmış. Başına ne gelse, aç da kalsa, açıkta da kalsa dilinden bu zikir düşmezmiş. Bir gün bir köylü ona sormuş:<br />
<br />
"Yahu derviş, hırkan yırtık, torban boş, bu gece nerede yatacağın belli değil. Neyin hamdini yapıyorsun bu kadar?"<br />
<br />
Derviş tebessüm etmiş ve torbasından kuru bir ekmek parçası çıkarıp şöyle demiş:<br />
<br />
"Şu kuru ekmeği bana nasip eden Allah, onu çiğneyecek dişi, eritecek mideyi ve bana O'nu anacak bu dili verdi. Saraylarda yaşayıp bu dili hiç oynatmayanlardan daha zenginim ben."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hisse:</span></span> Zikir, insanın sahip olamadıklarına hayıflanmasını değil, sahip olduğu en büyük nimet olan imanın ve nefes almanın farkına varmasını sağlar. Şükürle birleşen zikir, en büyük zenginliktir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin Hayatımıza Katacağı Güzellikler</span></span><br />
<br />
Zikri bir hayat tarzı haline getirmek, insana hem dünyada hem ahirette şu kapıları açar:<br />
Zikrin Dünyevi Faydaları Zikrin Uhrevi Faydaları<br />
Stres ve kaygıyı azaltır, kalbe sekinet (huzur) verir. Amel defterini sevapla doldurur, mizanı ağırlaştırır.<br />
İnsanı gafletten korur, sürekli uyanık tutar. Şeytanın vesveselerine karşı koruyucu bir kalkan olur.<br />
Dili kötü sözden, gıybetten ve yalandan alıkoyar. Allah’ın kulunu meleklerin yanında anmasına vesile olur.<br />
<br />
--------------<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikretmenin Fazileti</span></span><br />
<br />
İnsanın yaratılış gayesi, Rabbini tanımak ve O’na kulluk etmektir. Bu kulluğun en güzel tezahürlerinden biri de zikirdir. Zikir; Allah’ı anmak, O’nu kalpte ve dilde diri tutmak demektir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hadislerinde zikrin önemi defalarca vurgulanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur’ân’da Zikir</span></span><br />
<br />
Yüce Allah şöyle buyurur:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzâb, 41)<br />
<br />
Bir başka ayette ise:<br />
<br />
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28)<br />
<br />
Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, insanın gerçek huzuru malda, makamda veya dünyalıkta değil; Allah’ı anmakta saklıdır. Zikir, kalbi arındırır, ruhu dinlendirir ve insanı Rabbine yaklaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadislerde Zikir</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zikrin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:<br />
“Allah’ı zikredenle zikretmeyenin durumu, diri ile ölü gibidir.”<br />
<br />
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur:<br />
<br />
“Size amellerinizin en hayırlısını, derecenizi en çok yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını söyleyeyim mi? Allah’ı zikretmektir.”<br />
<br />
Bu hadisler, zikrin ne kadar büyük bir ibadet olduğunu ve diğer ameller arasında ne kadar yüksek bir yere sahip bulunduğunu göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rivayetlerle Zikir</span></span><br />
<br />
Rivayet edilir ki, Hasan-ı Basrî Hazretleri bir gün talebelerine şöyle der:<br />
“Kalpleriniz paslanırsa ne yaparsınız?”<br />
<br />
Talebeleri: “Onu ne temizler?” diye sorunca şöyle cevap verir:<br />
“Allah’ı zikretmek ve Kur’ân okumak.”<br />
<br />
Bir başka kıssada anlatılır ki; bir adam sürekli günah işlediği için kalbinin karardığını hisseder ve bir âlime gider. Âlim ona şöyle der:<br />
“Dilini Allah’ın zikriyle meşgul et. Çünkü zikir, kalbin nurudur.”<br />
Adam bu tavsiyeye uyar ve zamanla kalbindeki karanlığın yerini huzurun aldığını fark eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrin İnsan Üzerindeki Etkileri</span></span><br />
<br />
Zikir, insanın hem dünyasını hem ahiretini güzelleştirir. Kalpteki sıkıntıları giderir, stres ve kaygıyı azaltır. Aynı zamanda şeytanın vesveselerinden koruyan bir kalkandır. Sürekli Allah’ı anan bir insan, günahlardan uzaklaşır ve daha bilinçli bir hayat sürer.<br />
<br />
Zikir sadece dil ile değil, kalp ile de yapılmalıdır. Dilin söylediğini kalp tasdik etmeli, insan zikrederken ne söylediğinin farkında olmalıdır. Bu şekilde yapılan zikir, insanı derin bir manevi huzura ulaştırır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Zikir, sadece dil ile tekrarlanan kelimelerden ibaret değildir; O, kalbin Rabbine olan derin bağlılığının, O'nu her an hatırlamanın ve O'nun verdiği nimetlere şükretmenin adıdır. Zikir, kalbe huzur, ruha ferahlık, hayata anlam katar. Unutmayalım ki, bu dünyada zikirle meşgul olmak, ahirette ebedi saadetin anahtarıdır. Öyleyse dilimizi, kalbimizi ve tüm varlığımızı O'nu anmakla canlandıralım, ölü gibi yaşamaktansa, diri olmanın tadını zikirle çıkaralım.<br />
<br />
Zikir, kul ile Allah arasındaki en kısa, en masrafsız ve en samimi yoldur. Dilimizi "Sübhanallah", "Elhamdülillah", "Allah" diyerek ıslatmak; kalbimizi paslanmaktan, ruhumuzu ise dünya zindanında boğulmaktan kurtarır.<br />
<br />
Unutmayalım ki, dil ne ile meşgul olursa kalp o renge boyanır. Kalbimizin ilahi nurla boyanması duasıyla...<br />
<br />
Zikir, müminin hayatında vazgeçilmez bir ibadettir. Kur’ân ayetleri, hadisler ve büyük zatların sözleri zikrin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Günlük hayatın koşuşturması içinde bile dilimizi ve kalbimizi Allah’ın zikriyle meşgul etmek, hem dünya huzuru hem de ahiret saadeti için en büyük anahtarlardan biridir.<br />
<br />
Unutulmamalıdır ki; Allah’ı unutan, aslında kendini unutur. Allah’ı zikreden ise hem kendini bulur hem de gerçek huzura kavuşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems,10.07.2026<br />
<br />
DeepSeek Gemini Chat GPT</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seher Vaktinin Zamanı, Önemi ve Meridyenler ile  Zamanı Ne Zamandır Hesaplanması]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34694</link>
			<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 15:04:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34694</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782916133290.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782916133290.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN ÖNEMİ VE MERİDYENLER ARASI ZAMAN HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN TANIMI VE ZAMAN DİLİMİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti</span></span>, gecenin son bölümünde, sabah namazı vaktinin başlangıcından güneşin doğuşuna kadar olan zaman dilimidir. Astronomik olarak önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i kâzib</span></span> (yalancı fecir) denilen dikey ve geçici bir kızıllık oluşur. Ardından ufuk çizgisi boyunca yatay olarak yayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i sâdık</span></span> (doğru fecir) beyazlığı başlar. İşte bu fecr-i sâdık ile birlikte <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sabah namazı vakti</span></span> girer ve seher vakti başlamış olur. Bu vakit, ortalığın aydınlandığı ancak güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR'AN'DA VE HADİSLERDE SEHER VAKTİ</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de seher vakti özel olarak zikredilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâriyât Suresi 15-18. ayetlerde</span></span> takva sahipleri şöyle anlatılır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır... Gecelerin az bir kısmında uyurlardı. Ve seher vakitlerinde tövbe edip mağfiret dilerlerdi."</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerde</span></span> ise seher vaktinde istiğfar edenler övülür: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun bükenler, hayra harcayanlar ve seherlerde tövbe edip bağışlanma dileyenlerdir."</span><br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allah her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve şöyle buyurur: 'Mülkün sahibi benim! Kim bana dua ederse ona cevap veririm. Kim benden isterse ona veririm. Kim bana istiğfar ederse onu bağışlarım. Tan yeri ağarıncaya kadar bu böylece devam eder.'"</span> Bu hadis, seher vaktinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilahî rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açıldığını</span></span> gösterir.<br />
Resulullah (s.a.v.) ayrıca: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Fecir vaktinde iki rekat namaz dünya ve içindekinden hayırlıdır"</span> buyurmuş, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sahur yapınız. Şüphesiz sahurda bereket vardır"</span> diyerek bu vaktin maddi ve manevi bereketine dikkat çekmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MERİDYENLER ARASI SEHER VAKTİ HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
Seher vakti, dünya üzerinde bulunulan <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meridyene göre değişir</span>.</span> Güneş'in doğuş ve batış saatleri coğrafi konuma bağlı olduğu için, bir meridyende seher vakti yaşanırken diğer meridyende ikindi vakti yaşanabilir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel kural:</span> </span>Güneş gündüz açısına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45° batıya</span></span> geldiğinde, yani ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki (doğudaki) meridyenlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">seher vaktidir</span></span>. Bizden önceki (batıdaki) meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45°'lik açıya geldiğinde, yani onlarda ikindi vakti başladığında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur.</span></span><br />
Bu durum şu anlama gelir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir meridyende ikindi vakti yaşanırken, diğer meridyende seher vakti yaşanabilir.</span></span> Batıda ve doğuda iki tarafta da seher, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş'in doğuşuna kadar devam eder.</span> </span>Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti sürer. Bu, yeryüzünde seher vaktinin hiç kesilmediği, adeta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kesintisiz bir dua ve istiğfar zinciri</span></span> oluştuğu anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEHER VAKTİNİN FAZİLETİ VE İBADET HAYATINDAKİ YERİ</span></span><br />
<br />
Seher vakti <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">teheccüt namazı, vitir namazı, istiğfar, tövbe, dua ve Kur'an okumak</span> </span>için en faziletli zamandır. Tasavvuf büyüklerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cüneyd-i Bağdâdî'nin</span></span> vefatından sonra rüyada görülüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Rabbim sana neyle muamele etti?"</span> diye sorulduğunda, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Dünyadaki tüm zahiri ameller bir yana, seher vaktinde kıldığım o iki rekatçık namaz bir yana"</span> diyerek bu vaktin gizli hazinesine işaret etmesi, seher vaktinin eşsiz kıymetini açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KENDİ BÖLGENİZDE SEHER VAKTİNİ HESAPLAMA</span></span><br />
<br />
Bulunduğunuz yerdeki seher vakitlerini hesaplamak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a></span> sitesini kullanabilirsiniz. Menüden <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonne &amp; Mond"</span> seçeneğini, ardından <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonnenzeiten"</span> (Güneş saatleri) bölümünü seçin ve şehrinizi girin. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonnenaufgang</span></span> (Güneş doğuşu) seher vaktinin bitişini gösterir. Bundan önceki aydınlanma süreci seher vaktidir. Daha hassas hesaplama için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güneş yüksekliği -18° ile -6° arası</span></span> (astronomik tan ile sivil tan arası) aralığı dikkate alınır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti, sadece takvimlerde bir zaman dilimi değil, ilahi rahmetin indiği, duaların kabul olduğu, tövbelerin makbul sayıldığı müstesna bir andır.</span></span> Coğrafi konuma göre değişen bu vakit, aslında dünyanın her yerinde aynı manevi atmosferi taşır. Bu vesileyle, seher vakitlerimizi ihya etmeyi, Kur'an ve sünnetin övdüğü bu zaman dilimini ganimet bilmeyi Rabbimiz cümlemize nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Zikirlerinde Seher Vaktinin Yeri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı'nda Seher Zikri</span></span><br />
<br />
Bazı tarikat geleneklerinde seher vakti, zikir ve evrad için özel bir öneme sahiptir. Metinde belirtilen Raşidi Tarikatı'na göre:<br />
<br />
    Normalde "Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh" zikri (71 defa) 29. ve 30. Bab'da okunur.<br />
    Ancak bu zikir, seher vaktinde veya ikindi vaktinde okunursa 14. Bab'da okunur.<br />
    Eğer zikir sabah namazından sonra (yani seher vaktinde) çekiliyorsa, 14. Bab'dan sonra 29. ve 30. Bab'a gerek yoktur.<br />
    Ama zikir gündüz vakti veya güneş doğduktan sonra okunacaksa yine 29. ve 30. Bab'dan okunur.<br />
<br />
Bu uygulama, seher vaktinin manevi atmosferinin diğer vakitlerden farklı olduğunu ve bu vakitte yapılan ibadetlerin farklı bir makamda değerlendirildiğini gösterir.<br />
Âli İmrân 16-17 ve 14. Bab<br />
Tarikat zikrindeki 14. Bab'da okunan ayetler, tam olarak seher vaktini öven Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerdir:<br />
"Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr."<br />
Bu ayetler, seher vaktinde tövbe edip mağfiret dileyenlerin övüldüğü ayetlerdir. Dolayısıyla bu vakitte bu ayetleri okuyarak zikir yapmak, ayetlerin ruhuna uygun düşer.<br />
Namaz Öncesi ve Sonrası İstiğfar<br />
Metinde ayrıca 5 vakit namazın hemen öncesinde ve sonrasında sağ elin sol memenin altına (kalp hizasına) getirilerek 12 defa "Estağfirullah" denilmesi, 13. defada elin yumruk yapılarak söylenmesi tavsiye edilir. Bu uygulama, namazdaki kusurlara tövbe etmek ve günahlardan arınmak içindir.<br />
Her gece yatağa girmeden önce de 3 defa:<br />
"Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel kayyume ve etubü ileyh"<br />
denilmesi önerilir. Bu, seher vaktinde yapılan istiğfarın bir ön hazırlığı gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktini Değerlendirme Yolları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapılabilecek İbadetler</span></span><br />
<br />
    Teheccüt Namazı: Gecenin son üçte birinde kılınan bu namaz, seher vaktine denk getirildiğinde çok faziletlidir.<br />
    Vitir Namazı: Gecenin son namazı olan vitir, seher vaktinde kılındığında sünnete uygun olur.<br />
    İstiğfar ve Tövbe: Kur'an'ın övdüğü bu vakit, tövbe etmek ve bağışlanma dilemek için en uygun zamandır.<br />
    Dua: Hadiste belirtildiği gibi, bu vakitte yapılan dualar kabul olur.<br />
    Kur'an Okumak: Seher vakti, Kur'an tilaveti için sessiz ve huzurlu bir zamandır.<br />
    Sahur Yapmak: Oruçlu olunmasa bile, bu vakitte bir şeyler yemek berekettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Hazırlık</span></span><br />
<br />
Seher vaktine ulaşabilmek için:<br />
<br />
    Gecenin erken saatlerinde uyumak,<br />
    Uyanmak için niyet etmek,<br />
    Uyandığında hemen abdest almak,<br />
    O vakti ibadetle geçirmeye azmetmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu vakitte uyanıp teheccüd ve vitir namazlarını kıldığı, ardından sahur yaptığı bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bulunduğunuz Yerdeki Seher Vakitlerini Hesaplama</span></span><br />
<br />
<br />
Seher vakti, fecr-i kâzib (yalancı fecir) dediğimiz gökyüzünde bir kızıllık hasıl olur. Bundan sonra bir beyazlık olur ki, buna fecr-i sadık denir. Bu fecr-i sadık, yani doğru fecir zamanında sabah namazı vakti başlar. İşte seher denilen vakit, bu fecr-i sadık zamanından, ortalığın aydınlandığı fakat güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar olan süredir.<br />
<br />
Zamanın döngüselliği sayesinde her an bir yerde güneş doğuyor, bir yerde batıyordur ve her an bir yerde sabah seher vaktidir, bir yerde ikindi vakti girmiştir. Öyle olunca tasavvuf ehli, zikir ve evradlarını sabah seher vaktinde ve ikindi vaktinde okumaya gayret etmişler ve kendileri yaptıkları gibi müntesiplerine de tavsiye etmişlerdir. Bu kutsal zaman aralıklarını zikir ve evrad için kullanmayı önemsemişlerdir.<br />
<br />
Bizim meridyende ikindi vakti, güneş batmaya yüz tutmuşken, diğer meridyende sabah olmak üzre, ve güneş doğmak üzeredir, ve bizdeki ikindi vakti, diğer meridyenin seher vaktidir, ve bizden önceki meridyenlerin ikindi vakti de, bizim seher vaktimizdir, öyle olunca ikindi va sabah hep biryerlerde seher vaktidir.<br />
<br />
"Bizde, bizim meridyende, Güneş gündüz açısına 45° batıya geldiğinde, yani bizde ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki meridyenlerde seher vaktidir. Aynı şekilde, bizden önceki meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45 derecelik açıya geldiği zamanki meridyende, yani onlarda ikindi vakti başladığında, bizde de bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur. Batıda ve doğuda iki tarafta da bu, Güneş'in doğuşuna kadar devam eder. Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti devam eder."<br />
<br />
Bu resimlere bakın ve<br />
<br />
Bu sayfaya girip gösterdiğim gibi yaparak bulunduğunuz yeri hesaplatabilirsiniz<br />
<br />
<a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910265530.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910265530.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910270050.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910270050.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910274350.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910274350.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910284220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910284220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910289620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910289620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910294420.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910294420.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910299950.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910299950.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923722650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923722650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923726360.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923726360.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923731450.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923731450.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910344650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910344650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910348830.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910348830.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782918425640.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782918425640.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910353170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910353170.png]" class="mycode_img" /><br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur'an-ı Kerim (Zâriyât Sûresi, Âli İmrân Sûresi)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tirmizî, Namaz, 326</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nesâî, Sıyâm, 18-19</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ahmed b. Hanbel, III/367</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbn Mace, Sıyâm, 22</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Başağaçlı Raşit Tunca, Raşidi Tarikatı Zikir Evradı</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan, Schrems, 20 Nisan 2019</span><br />
</li>
</ul>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782916133290.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782916133290.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN ÖNEMİ VE MERİDYENLER ARASI ZAMAN HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SEHER VAKTİNİN TANIMI VE ZAMAN DİLİMİ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti</span></span>, gecenin son bölümünde, sabah namazı vaktinin başlangıcından güneşin doğuşuna kadar olan zaman dilimidir. Astronomik olarak önce <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i kâzib</span></span> (yalancı fecir) denilen dikey ve geçici bir kızıllık oluşur. Ardından ufuk çizgisi boyunca yatay olarak yayılan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">fecr-i sâdık</span></span> (doğru fecir) beyazlığı başlar. İşte bu fecr-i sâdık ile birlikte <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">sabah namazı vakti</span></span> girer ve seher vakti başlamış olur. Bu vakit, ortalığın aydınlandığı ancak güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KUR'AN'DA VE HADİSLERDE SEHER VAKTİ</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim'de seher vakti özel olarak zikredilir. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâriyât Suresi 15-18. ayetlerde</span></span> takva sahipleri şöyle anlatılır: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır... Gecelerin az bir kısmında uyurlardı. Ve seher vakitlerinde tövbe edip mağfiret dilerlerdi."</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerde</span></span> ise seher vaktinde istiğfar edenler övülür: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun bükenler, hayra harcayanlar ve seherlerde tövbe edip bağışlanma dileyenlerdir."</span><br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allah her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve şöyle buyurur: 'Mülkün sahibi benim! Kim bana dua ederse ona cevap veririm. Kim benden isterse ona veririm. Kim bana istiğfar ederse onu bağışlarım. Tan yeri ağarıncaya kadar bu böylece devam eder.'"</span> Bu hadis, seher vaktinde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ilahî rahmet ve mağfiret kapılarının sonuna kadar açıldığını</span></span> gösterir.<br />
Resulullah (s.a.v.) ayrıca: <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Fecir vaktinde iki rekat namaz dünya ve içindekinden hayırlıdır"</span> buyurmuş, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sahur yapınız. Şüphesiz sahurda bereket vardır"</span> diyerek bu vaktin maddi ve manevi bereketine dikkat çekmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MERİDYENLER ARASI SEHER VAKTİ HESAPLAMASI</span></span><br />
<br />
Seher vakti, dünya üzerinde bulunulan <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">meridyene göre değişir</span>.</span> Güneş'in doğuş ve batış saatleri coğrafi konuma bağlı olduğu için, bir meridyende seher vakti yaşanırken diğer meridyende ikindi vakti yaşanabilir.<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Temel kural:</span> </span>Güneş gündüz açısına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">45° batıya</span></span> geldiğinde, yani ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki (doğudaki) meridyenlerde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">seher vaktidir</span></span>. Bizden önceki (batıdaki) meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45°'lik açıya geldiğinde, yani onlarda ikindi vakti başladığında, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur.</span></span><br />
Bu durum şu anlama gelir: <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir meridyende ikindi vakti yaşanırken, diğer meridyende seher vakti yaşanabilir.</span></span> Batıda ve doğuda iki tarafta da seher, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneş'in doğuşuna kadar devam eder.</span> </span>Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti sürer. Bu, yeryüzünde seher vaktinin hiç kesilmediği, adeta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kesintisiz bir dua ve istiğfar zinciri</span></span> oluştuğu anlamına gelir.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SEHER VAKTİNİN FAZİLETİ VE İBADET HAYATINDAKİ YERİ</span></span><br />
<br />
Seher vakti <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">teheccüt namazı, vitir namazı, istiğfar, tövbe, dua ve Kur'an okumak</span> </span>için en faziletli zamandır. Tasavvuf büyüklerinden <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cüneyd-i Bağdâdî'nin</span></span> vefatından sonra rüyada görülüp <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Rabbim sana neyle muamele etti?"</span> diye sorulduğunda, <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Dünyadaki tüm zahiri ameller bir yana, seher vaktinde kıldığım o iki rekatçık namaz bir yana"</span> diyerek bu vaktin gizli hazinesine işaret etmesi, seher vaktinin eşsiz kıymetini açıkça ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KENDİ BÖLGENİZDE SEHER VAKTİNİ HESAPLAMA</span></span><br />
<br />
Bulunduğunuz yerdeki seher vakitlerini hesaplamak için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a></span> sitesini kullanabilirsiniz. Menüden <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonne &amp; Mond"</span> seçeneğini, ardından <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Sonnenzeiten"</span> (Güneş saatleri) bölümünü seçin ve şehrinizi girin. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonnenaufgang</span></span> (Güneş doğuşu) seher vaktinin bitişini gösterir. Bundan önceki aydınlanma süreci seher vaktidir. Daha hassas hesaplama için <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Güneş yüksekliği -18° ile -6° arası</span></span> (astronomik tan ile sivil tan arası) aralığı dikkate alınır.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher vakti, sadece takvimlerde bir zaman dilimi değil, ilahi rahmetin indiği, duaların kabul olduğu, tövbelerin makbul sayıldığı müstesna bir andır.</span></span> Coğrafi konuma göre değişen bu vakit, aslında dünyanın her yerinde aynı manevi atmosferi taşır. Bu vesileyle, seher vakitlerimizi ihya etmeyi, Kur'an ve sünnetin övdüğü bu zaman dilimini ganimet bilmeyi Rabbimiz cümlemize nasip etsin. Âmin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarikat Zikirlerinde Seher Vaktinin Yeri</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatı'nda Seher Zikri</span></span><br />
<br />
Bazı tarikat geleneklerinde seher vakti, zikir ve evrad için özel bir öneme sahiptir. Metinde belirtilen Raşidi Tarikatı'na göre:<br />
<br />
    Normalde "Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh" zikri (71 defa) 29. ve 30. Bab'da okunur.<br />
    Ancak bu zikir, seher vaktinde veya ikindi vaktinde okunursa 14. Bab'da okunur.<br />
    Eğer zikir sabah namazından sonra (yani seher vaktinde) çekiliyorsa, 14. Bab'dan sonra 29. ve 30. Bab'a gerek yoktur.<br />
    Ama zikir gündüz vakti veya güneş doğduktan sonra okunacaksa yine 29. ve 30. Bab'dan okunur.<br />
<br />
Bu uygulama, seher vaktinin manevi atmosferinin diğer vakitlerden farklı olduğunu ve bu vakitte yapılan ibadetlerin farklı bir makamda değerlendirildiğini gösterir.<br />
Âli İmrân 16-17 ve 14. Bab<br />
Tarikat zikrindeki 14. Bab'da okunan ayetler, tam olarak seher vaktini öven Âli İmrân Suresi 16-17. ayetlerdir:<br />
"Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr. Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr."<br />
Bu ayetler, seher vaktinde tövbe edip mağfiret dileyenlerin övüldüğü ayetlerdir. Dolayısıyla bu vakitte bu ayetleri okuyarak zikir yapmak, ayetlerin ruhuna uygun düşer.<br />
Namaz Öncesi ve Sonrası İstiğfar<br />
Metinde ayrıca 5 vakit namazın hemen öncesinde ve sonrasında sağ elin sol memenin altına (kalp hizasına) getirilerek 12 defa "Estağfirullah" denilmesi, 13. defada elin yumruk yapılarak söylenmesi tavsiye edilir. Bu uygulama, namazdaki kusurlara tövbe etmek ve günahlardan arınmak içindir.<br />
Her gece yatağa girmeden önce de 3 defa:<br />
"Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa huv el-hayyel kayyume ve etubü ileyh"<br />
denilmesi önerilir. Bu, seher vaktinde yapılan istiğfarın bir ön hazırlığı gibidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Seher Vaktini Değerlendirme Yolları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yapılabilecek İbadetler</span></span><br />
<br />
    Teheccüt Namazı: Gecenin son üçte birinde kılınan bu namaz, seher vaktine denk getirildiğinde çok faziletlidir.<br />
    Vitir Namazı: Gecenin son namazı olan vitir, seher vaktinde kılındığında sünnete uygun olur.<br />
    İstiğfar ve Tövbe: Kur'an'ın övdüğü bu vakit, tövbe etmek ve bağışlanma dilemek için en uygun zamandır.<br />
    Dua: Hadiste belirtildiği gibi, bu vakitte yapılan dualar kabul olur.<br />
    Kur'an Okumak: Seher vakti, Kur'an tilaveti için sessiz ve huzurlu bir zamandır.<br />
    Sahur Yapmak: Oruçlu olunmasa bile, bu vakitte bir şeyler yemek berekettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Hazırlık</span></span><br />
<br />
Seher vaktine ulaşabilmek için:<br />
<br />
    Gecenin erken saatlerinde uyumak,<br />
    Uyanmak için niyet etmek,<br />
    Uyandığında hemen abdest almak,<br />
    O vakti ibadetle geçirmeye azmetmek gerekir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu vakitte uyanıp teheccüd ve vitir namazlarını kıldığı, ardından sahur yaptığı bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bulunduğunuz Yerdeki Seher Vakitlerini Hesaplama</span></span><br />
<br />
<br />
Seher vakti, fecr-i kâzib (yalancı fecir) dediğimiz gökyüzünde bir kızıllık hasıl olur. Bundan sonra bir beyazlık olur ki, buna fecr-i sadık denir. Bu fecr-i sadık, yani doğru fecir zamanında sabah namazı vakti başlar. İşte seher denilen vakit, bu fecr-i sadık zamanından, ortalığın aydınlandığı fakat güneşin henüz doğmadığı zaman aralığına kadar olan süredir.<br />
<br />
Zamanın döngüselliği sayesinde her an bir yerde güneş doğuyor, bir yerde batıyordur ve her an bir yerde sabah seher vaktidir, bir yerde ikindi vakti girmiştir. Öyle olunca tasavvuf ehli, zikir ve evradlarını sabah seher vaktinde ve ikindi vaktinde okumaya gayret etmişler ve kendileri yaptıkları gibi müntesiplerine de tavsiye etmişlerdir. Bu kutsal zaman aralıklarını zikir ve evrad için kullanmayı önemsemişlerdir.<br />
<br />
Bizim meridyende ikindi vakti, güneş batmaya yüz tutmuşken, diğer meridyende sabah olmak üzre, ve güneş doğmak üzeredir, ve bizdeki ikindi vakti, diğer meridyenin seher vaktidir, ve bizden önceki meridyenlerin ikindi vakti de, bizim seher vaktimizdir, öyle olunca ikindi va sabah hep biryerlerde seher vaktidir.<br />
<br />
"Bizde, bizim meridyende, Güneş gündüz açısına 45° batıya geldiğinde, yani bizde ikindi vakti girdiğinde, bizden sonraki meridyenlerde seher vaktidir. Aynı şekilde, bizden önceki meridyenlerde, Güneş batmadan önce gündüz açısına ilk defa 45 derecelik açıya geldiği zamanki meridyende, yani onlarda ikindi vakti başladığında, bizde de bizim meridyenimizde seher vakti başlamış olur. Batıda ve doğuda iki tarafta da bu, Güneş'in doğuşuna kadar devam eder. Yani Güneş doğmadan hemen öncesine kadar seher vakti devam eder."<br />
<br />
Bu resimlere bakın ve<br />
<br />
Bu sayfaya girip gösterdiğim gibi yaparak bulunduğunuz yeri hesaplatabilirsiniz<br />
<br />
<a href="https://www.timeanddate.de/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.timeanddate.de/</a><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910265530.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910265530.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910270050.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910270050.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910274350.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910274350.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910284220.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910284220.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910289620.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910289620.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910294420.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910294420.jpg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910299950.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910299950.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923722650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923722650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923726360.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923726360.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782923731450.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782923731450.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910344650.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910344650.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910348830.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910348830.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782918425640.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782918425640.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1782910353170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1782910353170.png]" class="mycode_img" /><br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kur'an-ı Kerim (Zâriyât Sûresi, Âli İmrân Sûresi)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tirmizî, Namaz, 326</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nesâî, Sıyâm, 18-19</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ahmed b. Hanbel, III/367</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbn Mace, Sıyâm, 22</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Başağaçlı Raşit Tunca, Raşidi Tarikatı Zikir Evradı</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan, Schrems, 20 Nisan 2019</span><br />
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34685</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:24:52 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34685</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824127470.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824127470.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birsi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazana toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güüne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824127470.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824127470.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tövbe ile  Temizlenme ve Hac ile Hayata Format Atma Meselesi Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
Bilgisayara Format Atinca, her ne kadar bütün bilgileri sildi gözüksede, hakiki webmaster birsi, onun icinden eski bilgileri yeniden cikarabiliyorsa,<br />
insanda tövbe edip günahindan pişman olunca, her ne kadar affedilip hic işlememiş gibi olsada, yani vücutta bir yerini bicak kesse, yada kurşun yarasi olsa, yara iyileşse bile, hep izi kalirsa, işde günahinda tamamen silinmesi elbette yokdur, ya benlikden ya ruhdan ya kalpte bir yara acmişdirn ve o yarasi iyi olsa bile, izi kalir. ve yanardaglar nasil elli sene sönük dursa bile. bazi yanardaglar tekrar tütmeye yanmaya başladigi gibi, alkolik olan birisi, tedavi olsa, sigara icen birisi, sigarayi biraksa bile, elli sene icmese bile, elli sene sonra iki tane icince, yeniden o hastalik depreşip, eski halini aliverir, o yüzden, günahda işde terketsen, yapmasan bile, bir defa tattigin için, bir gün yeniden cazip gelip seni yikabilir. ve yine Bir hadisde<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Her kim, Kâ­be-i Mu­az­za­ma’ya hac ni­ye­tiy­le gidip, Arafat ta vakfesini yapan, sonra da Müzdelilfe ye inip orada da vakfesini yapan, fısk ve refes iş­le­me­dende haccı­nı eda eden kimse, ana­sın­dan doğ­du­ğu gi­bi gü­nah­sız bir şe­kil­de ter­te­miz ola­rak evi­ne dö­ner.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Müs­lim, Hac, 438 -Buhari Hac,4 - Süyûtî el-Camiu’s-sağir )</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Öyle günahlar vardır ki, onları Arafat'ta duruş ibadeti (vakfe) yapmaktan başka hiç bir ibadet af­fettiremez<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Süyûtî el-Camiu’s-sağir)</span><br />
<br />
Nasil Nuh dede dünyaya format atip, bir dua edip, duasinin kabulu ile dünyaya, su ile format atilip, tertemiz yapildi ise, amma ondan seneler sonra, ayni günahkkarlar, yine dünyada gezer olduysa, arafat hac ve vakfede format atmak gibidir, yine özel ve güzel gecelerdede, yani kandil geceleri, bayram geceleri cuma geceleri gibi kutsal ve önemli gecelerde, işde ayni sistem ile, günahlara ve kirlere, eski günahkar hayata format atmak gibidir, amma bunu yaptik diye isavilerin indandigi gibi inanamayin, onlar der ki isa carmihda gerildide bizim günahimizi affettirdi, yani o yüzden hiristiyan olanlarin günahi afedilmiş olur gibi bir düşünce, yani öyle olurmu, Hz. Nuh temizledi ama, bugün ayni günahlari işleyen  insanlar türedi, öyle olunca insan ve dünya temiz kalabilirmi, elini sabunla yikadin, aradan 10 dakika gecince elini hijyen labaratuarinda bir incele, yine binlerce mikrop elinde üremiş olur, cünkü temiz kalmak zor, ama temiz kalmak zor diye  de ellerini hic yikama demek degil bu,  yani isavilerin vaftiz suyuyla yikaniup bir daha banyo yapmamalari gibi yani, yani hacca gitmek parali, o yüzden bazilari, biz ne yapacahiz, biz fakiriz, biz nasil peki böyle anadan dogma gibi tertemiz olalim deyince, yine peygamberimizin bir başka hadisi, bu kimselerin derdine derman oluverir, nedir o hadis :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Her kim geceyi itat taatle ifa edip, sabah namazını da kıldıktan sonra, oturup güneş doğuncaya kadar zikir ve ibaddet meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İşrak - kuşluk</span> namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif ,İhya, İbni Mace, Tirmizi, Ebu Davud,Müslim,Ebu Ya’la,Ebuşşeyh)</span><br />
<br />
Evet elbette kuranda yer aldığı gibi, kadir gecesi gibi, bazi geceler, bire bin verir, yani amma nasil, loto toto ve milli piyangodan kazanan, mesala bir devlet 85 milyon nüfuslu ise, ve bunun 40 milyonu piyango aliyorsa, kazana toplam 50 kişi yada 1000 kişi ise, işde bu gecelerden hakkiyla yararlanip faydalanabilenlerde ancak cüzi miktarda kimselerdir, "<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ameller, niyetlere göredir</span>" ve eger siz agustos böcegi gibi, bir yaz yatipda, işi bir kadir ve berat gecesine baglarsaniz, siz babayi alirsiniz ancak, yoksa diger bir sene calişan karincalar gibi insanlar enayimi, yani beleşci olmamak babi ile, o yüzden sirtini bu gecelere dayama, ve ibadet taat ve zikirlerini, hem güüne, hem aylara, hemde seneye yay, ancak bu geceleride ihmal etme, Elbet bazi geceler ve günler, önemli ve degerli günlerdir, o gecelerde yapilan ibadet ve zikirlerde , elbet başka günlerde yapilanlardan cok daha degerlilerdir, yani nasil zeytin var, birde marmara birlik jumbo var, her zeytin aynimi? degil, her zeytinyagi aynimi degil. yine peynir var. ama nasil edirne peynirinin yada kars kaşgavalinin tadi başka ise, o gecelerinde degeri ve tadi farkli işde, niyetiniz halis olursa, elbet kaybetmez kazanirsiniz, yatip yatip işi bir piyango ile halleden beleşci müslüman olmayin tabiki.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 08 Mayıs 2018 Vaazi Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34684</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:22:38 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34684</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824047260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824047260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili Bir Karoglan Makalesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781824047260.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781824047260.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Âlimin yüzüne bakmak ibadettir." Hadisinin Tevili Bir Karoglan Makalesi</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Âlim ile oturmak, yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Kâbe’ye, ana babanın yüzüne ve Mushaf’a bakmak, Âlimin yüzüne bakmak ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Davud)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Üç şeye bakmak ibadettir: Ana babanın yüzüne, Mushaf’a ve denize bakmak<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebu Nuaym)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Şu beş şey ibadettendir: Az yiyip içmek, camide oturmak, Beytullaha bakmak, Mushaf’ı açıp okumadan bakmak ve salih âlimin yüzüne bakmak.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Deylemi)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin güzel yüzüne bakmak ibadettir. (Hazret-i Ali, Eshab-ı kiramın en âlimlerinden birisi idi.)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Hâkim)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
Ali’nin yüzüne nazar etmek ibadettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , C.Y.Güzin)</span><br />
<br />
Hocanin birisi diyor ki : adamin birine bakmak, 500 yillik ihlasli amelden daha faziletliymiş diye,  bir admanin yanina gidip gelip ona bakiyorlar, bu kadar beleşci müslümanlik olmaz diyor, öyle olsaydi, ashab sadece muhammede bakarlardi, ibadet falanda etmezlerdi, oysaki ibdet olacak olan onun sünneti, onun dediklerini tutmak,  kuran ve sünnete uyup, uygulamakdir, yoksa yüzüne bakmak degildir diyor.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Bu Konuya yorumumuz :</span><br />
Bunu daha önceki vaazlarimizda anlattik, inşallah bir risale olarak da yazip, yeniden yayinlariz, o vaazi bulup, dinleyip, anlattiklarimizi kaleme alacak birisi yokmu yani?<br />
Dedik ki bir berber, yanina kücük bir cocugu cirak alir, ve o cocuk, o berberin yaninda o traş ederken, ona baka baka traşi ögrenir, ve  ilk günlerde ancak, akşam kapanirken, dükkani süpürmek müşteriye kolanya tutmak, ustaya makas bicak jilet hazirlamak, veya müşterinin boynuna örtüyü sarmak kadar kolay işleri yapar, amma berberlik, traş etme sanati, öyle hemen iki günde ögrenilmez, bir sene iki sene,... gibi tecrübe ister, ve bir gün eger ögrendi ise, güvendigi bir müşterisine teklif edip, berber onun traşini ciraaginin yapmasini ister, ve eger işte bu hakkal yakin derecesine cikan cirak, eger başarabilirse, artik kalfaliga gecer demişdik, ve önce bir ilim, ilmel yakin, sonra aynel yakin, sonrada hakkal yakin ögrenilir diye bahsetmişdik, ve işte muhammede bakan ashab, namaz nasil kilinir, oruc nasil tutlur, hac nasil yapilir, bir gün  yine o gibi giyinmeyi ögrendi, o gibi tirnak kesmesini ögrendi, bugün bizler nasil seve seve onun sünnetlerine uymak için, nasil namaz kilabiliyorsak, yahuttta sagdan giyip sagdan yiyorsak, yine tirnaklarmizi bile, onun gibi kesiyorsak, işde ashabin, onu ne kadar cok bakip izledikleri, ve o ne yaptiysa aynini taklid ettikleri için, bizler bu gün bilip yapabiliyoruz, onlar bakmasalardi ona, biz nereden duyacak ögrenecekdik, muhammedin bunlari böyle yaptigini, ve öyle olunca, Allahin veli kullari ise, işte onlarda O nun mirasini devralan,  zamanin müceddidirler, ve onlarda muhammedin sünnetilerinden bir cikarima gidip, bu günün fiil ve amlerinde onu tatbik edenlerdir, mesela internet nasili kullanilir, yahut patates yenirmi, yahut su hangi bardak ile icilir, yeni bardaklardan nasil icilir, misavak yerine diş fircasi kullansak olurmu, elimizil yemek yerine kaşik kullansak olurmu, taharet kagitla  yerterli olurmu gibi sorulara cevap olcak bir yöntem geliştirirler, onlarda hayat tarzlarinda, bir sünnet ve yol izlerler ki, Allahin emrine muhalefelet etmeyen bir yaşayiş tarzi, işde onlarada bakmak  gözetlemek böylecece bunlari ögrenme hususunda ibadettir  sevaptir, cünkü  gelecekdeki insanlarin, bu günün yeni icadlarinin kullanimi nasil olmali diye muhammede  soramayiz degilmi,  o yokdu ama, bu mirasi devralan bugünün alimlerindende, bu  icadlarin kullanma  sünneti sakli, yarinlarda, onlari kullanacak genc müminler de, bir evliyanin bunlari kullanmadaki sünnetine ittiba ederse, yahut mehdiye ittiba ederse, yine salih amel etmiş olurlar deglimi, şimdi muhammedi kabrinden kaldirip, "ya muhammed facebookda hesap acalimmi?  acmayalimmi? diyemi soracagiz, yoksa  yeni bir ilmi, bunu nasli kulanmakda ona bakip bu sünneti ögrencegiz haaa, eey M. hoca, sadece alime bakmak elbet yeterli degil, bizatihi tatbikde lazim tabiki, aynen ciragin on gün, iki ay, 3 yil ustasi olan berbere bakdikdan sonra, alip bir müşteriyi traş etmesi gibi,  önce bir ilmi ögrenip, sonra onu zamanin alimi ve veli kullari nasil kullaniyor bakip, sonrada sende o sünnete uygun tatbik edip kullanman işde, bu ilmi daha ileriye taşimak olur, hakkal yakin ögrenme ve yaşaman demek, öyle olunca bir fiil taat ve ibadete dönüşdü işde bu sayede, ve sena sevab kazandiran bir amel  oldu, cünkü muhammedin sagdan giyme sünnetini uyguladikca, sen nasil sevap kazanirsan, ayni bu gün face ve tiwitter  hesap acip acmamakda elinde, ve eger dogru kullanirsan,  sen yine sevap kazanabilirisin, ama nasil kullanirsan?  bunu bir alimden ögrenip tatbik edersen, tabiki de sevap kazanirsin, yani bu bir misal M. hoca, anladinmi! yani yok öyle yüze bakmakla ibadet sevabi deme sakin bu yüze bakmakdan ibaret degil, yoksa cok zarar edersin, yarin ruzu mehşerde senden davaci olurum, insanlari bundan uzaklaştirdigin için.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems,  28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34683</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:20:18 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34683</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823921270.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823921270.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Alllahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmsi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823921270.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823921270.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kötü Ahlak ile Güzel Ahlak Meselesinde Çok Zikretmenin Faydası - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
insandaki azalarin iki tanesinin bekcisi var, yani agiz ve gözlerin bekcisi var, gözünü yumunca görmezsin, ve agzini kapatinca söylemezsin, bu iki aza ile günaha girmek veya girmemek hakkini, allah bize birakmiş, ve deneme yapiyor, harama bakacakmi? bakmayacakmi, bakabilirde bakmyabilir de, yine kötü söz söyliyecekmi? söylemeyecek mi, yani dilini tuttun mu yine söylemezsin, ve agzini yumdunmu söylemezsin, bunda bir nevi, hatta külli irade sende, amma kulak öyle degil, kulaga bütün sesler gelir, fakat sen ellerinle kulaklarinida tikayabilirsin bütün seslere, yada sen ancak duymak istemezsen, oradan uzaklaşman lazim, yani ayaklarina emredersin haydi buradan gidelim dersin.<br />
Peygamberimiz vaktinde, herşeyi bilen, bir kahin çocuk türedi, ve Hz. Muhammed, Ali, ömer ve Ebu Bekir ile  ona gitti, bir kac soru sordu, bildi cocuk,  aklindan bir sure tuttu, sordu : aklimdan ne tuttum dedi, cocuk tam cevap verecekdi, peygamberimiz "dur dur" dedi burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ömer dedi [2]<br />
yani eger ortamda şeytanlar varsa, ayaklarina dersinki  burayi şeytanlar basti, haydi gidelim ayaklarim dersin, senin ayaklarin elbet seni ordan uzaklaştiracakdir, yani öyle olunca, yine irade bizde, günah işlemek yada işlememek, yani yine elin senin kumandanda, yanliş birşeyi calabilirsin yada calmaya bilirisin, brini elinle dövebilirsin dövmeye bilirsin, elinin kumandasi sende degilmi, yani iradeyi rabbbim bize vermiş, sen eline söz geciremiyormusun? yani <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kleptomani Nedir ? </span><br />
İhtiyacı olmadığı, hemen kullanmayacağı halde ve maddi değeri nedeniyle satma düşüncesi olmadan bir takım nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma şeklinde bir dürtü kontrol bozukluğudur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Nedeni ?</span><br />
Kişinin aslında o malı satın alabilecek yeterli maddi birikime sahip olduğu, ancak buna rağmen bu davranışı gerçekleştirdiği gözlenmiştir. Bu davranış daha önceden düşünülmemiş ve planlanmamış olup, aniden gerçekleştirilir. Bu davranış birinden intikam alma amacıyla yapılmamıştır. Birey bu davranışın yanlış ve uygunsuz olduğunun bilincindedir. Kişiler bu davranışı gerçekleştirmek için başkalarından yardım istemezler.<br />
Rahatsızlığın çocukluk yaşlarında başladığı belirlenmiştir. Kişi bu davranışı gerçekleştirmeden önce, yoğun bir gerilim hisseder. Bu davranış akabinde, mutluluk, rahatlama ve büyüklük hissi içine girmektedir.<br />
Rahatsızlık hakkında yapılan çalışmaların azlığı ve bu durumların kişiler tarafından gizlenmesi ve bu durumu gerçekleştiren kişilerin sağlık hizmetlerinden çok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gerçek sıklığı tam olarak bilinemese de bin kişide altı kişide rastlandığı saptanmıştır. Yakalanan dükkan hırsızlarının % 5-25 inde saptanmıştır.[3]<br />
Yani eline söz gecirmekde senin elinde, ancak mesele calmak hastaligi, yapa yapa,  sende bu dürtü halini aldiysa, yani ahlak ve meleke halini aldiysa,  artik ondan kurtulmak zor, yine icmek, sigara olsun , alkol olsun, ilk başta senin elinde, amma sen bunu yapa yapa dürtü haline döndürdün ve alkolik oldunsa, artik o sende meleke oldu demekdir, artik ondan kurtulamazsin <br />
Yine iyi ve güzel ahlaklarda böyledir, yine zikirde böyledir, sen Allah i zikrederekden, işte Allahi hatirlamak ile, sende bu kötü ahlaklarin dürtü halini almasinin önüne gecersin. cünkü zikireden kalp, Allah iledir, ve Allahin oldugu yerde şeytan barinamaz, ve öyle olunca, Allah i zikirederek, şeytanin sana o kötü ahlaklari, vesvese vererek empoze edip seni hasta etmesinin, onlarin sende alkolik yada sapik halini almasinin önüne gecmiş olursun, cünkü Rabbimiz<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lâ tekûnû kellezîne nesûllâhe fe ensâhum enfusehum, ulâike humul fâsikûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym HAŞR-19 ayet</span>  <br />
<br />
Eşrefoğlu Rumî Hazretleri Müzekkin Nüfus kitabında "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." Sözü işte burda devrede, sen, nefsine ve şeytanin verdiği vesveslere uyarsan, bir gün seni alkolik yapar, diger gün kumarbaz, ve helakini, kendi elinle diline meydana getirirsin,  şeytan burda nerde? işde o sana icinden bir dürtü olarak gelir, ve  seni fistekleri ile kandirir, ve bir gün büyücü olursun, diger gün zinakar, diger gün,.... yani <br />
<br />
Adem (as)’ı cennette kandıran, günahkar eden ve Allah (cc)’a asi eden şeytandır. Adem (as) sonunda tevbe etti de affoldu. Ulul Azim Peygamber olan İbrahim (as) önde, İsmail (as) arkada giderken ikisinin arasına girip, baban seni boğazlamaya götürüyor. Babana asi gel, gitme diye aralarını açmaya çalışan bu şeytan, Peygamberimiz (sav) Ashâba namaz kıldırırken kara koyun suretinde şeytanın aranızda dolaştığını görüyorum. Safları sık tutun şeytan aranızda dolaşmasın. Peygamberimiz (sav)’in camisinde onun Ashâbının arasında dolaşan şeytan:<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Oruç ile onun yollarını daraltın"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Buhari, Ahkam, 31)</span><br />
<br />
 insanların damarlarının içinde gezmek için,  Allah (cc)’dan müsaade alan yine bu şeytandır. Bu şeytan bizlere neler yapmaz. Kur’ân-ı Kerim’de:<br />
<br />
 <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar Ve Allah'ı pek az zikrederler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSÂ Suresi 142. ayet</span><br />
<br />
 “Vela yezkurunallahe illa galiyla…ila ahir.”<br />
<br />
 Münafıklar Allah’ı zikretmez değil, illa az zikrederler.<br />
<br />
Çok zikretmeyen münafıklıktan kurtulamıyor. Münafıklıktan kurtulamayınca nasıl şeytan müdahale etmesin. İşte şeytan vesvese ve evham ile karıştırıyor. Kur’an okurken, her işimizin başında Euzu Besmele çekiyoruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Manâsı:  </span>Euzu, sığınırım. Billahi, Allah’a sığınırım. Mineşşeytanirraciym, Allah’ın dergahından kovulmuş olan şeytandan  Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Şeytan bir şey yapamayacaksa bu sığınma neden?<br />
 Her sığınan kurtulamaz. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar hem namaz kılar, hem Kur’an okur, hem Euzu besmele çekerlerdi. O Euzu besmele o sığınma kendini kurtaramıyor, kurtarsa münafık olmazdı.<br />
 Hadîs-i Şerîf:<br />
<br />
            “Men arefe nefsehu fegad arefe rabbehu”<br />
            Manâ’sı: Her kim nefsini bildi ise rabbısını bildi.<br />
            Nefsini bilme nasıl olur?<br />
 Şeytan nefisle birleşip kendini yanılttığını, aldatıldığını bilirse nefsini bildi. Nefsin hilesinin kendini aldattığını bildi. Bunu bilen de Rabbısını bildi. Anlaşılıyor ki, nefsinin, şeytanın kendini aldattığını bilen Rabbısını o zaman bildi. “Beni nefis, şeytan aldatamıyor diye kendine güvenen, aldatıldığını bilemeyen Rabbısını bilemez. Rabbısını bilemeyeninde Şeyhi şeytan olur.[4] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve biz Raşidi Tarikati  mensublari Günde en az 100 defa istiaze ile yani</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Zikiri ile 100 defa Allaha siginiriz, kimden o azili veseves  dürtükleyici  şeytan dan, istiaze bunun için önemlidir, işde gece olunca, orada gündüz yokdur artik, yani gündüz oluncada, gece yokdur. Tabi gölgede ve işiksiz kalan kücük bölgeler olabilir, yine gecedede yildizlarin ve aylarin lambalarin aydinlattigi kadar aydinlik olabilir, amma gece gecedir, gündüzde gündüz, öyle olunca, sen Allahi  anip zikredip, Allahla olunca Allah dan gafil olmadikca, şeytan senin kulagina kalbine vesves verip, yanliş ve günah işletemez, sen ne zaman rahatladin ve Allahi unuttun, gafil oldun, o hemen yanina gelir, ve sana fisteklemeye başlar, eger sen bir şeyh yada salih kimseyi hatirlarsan, onlardaki hal sende de,  ayna neron sistemi ile, sende de, o Allahla olma  , allahi zikretme hali meydana gelir, ve onlar Allahla olduklari için, sende Allah la olursun, onlari görünce allah hatra gelir bunun için önemlidir, Allahi hatirlayinca, ve Alllahin oldugu yerde, şeytan barinmaz, melek varsa, yine şeytan yokdur, yok şeytan ve karanlik galipse, ordada melek durmaz, yani öyle olunca, işde ya şeyhin seni dürtükleyip yöneten şeytanindir, yada seni dogru yola ileten bir veli kul, yada peygamber, salih bir kimse, yada Allah dan gafil olmamandir, bu Allahdan gafil olmama raddesine ulaşmak cok zordur, pazarda gezerken dahi Allahla beraber olma sanati, cok büyük faziletli bir deger, amma ona ulaşmak zor, etrafa bakarken kendini kaybettin, ve yanina bir pazar şeytani sokuluverir, yani öyle olunca, daimi zikiri kazanmak için, cooookca Allahi zikretmek lazimdir, tabiki bu zikir sadece dilden zikir olmamali, zikrederken Allahi davet ettigini bilmeli, ve Allah gelincede  şeytanin ordan gittiignide bilmeli, yani zaten bizim zikirimizin başindaki istiazeyi cekince  belli olur, eger yaninda bir şeytan ve hizbi varsa, ve hatta damarlarinda geziyor ise, o zikir, istiazeyi cekince, seni esnetir ve vücudundan cikip kacmak durumunda kalir, esnedinse onu cekince, bilki damarlarinda geziyormuş o an, ve sen istiazeyi cekince, işde cikdi ve kacdi demek olur bu, ve ardina 100 nromal istiaze ve besmele daha, artik unuttugumuz anlarimizda da besmele cekmiş olmak için 100 istiazeli besmele ne güzel degilmi.<br />
<br />
Nitekim hastalik bile, şeytanin  azabli dokunmsi olarak yer alir kuranda, Hz Eyub dedi ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Vezkur abdenâ eyyûb(eyyûbe), iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu bi nusbin ve azâb<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb’u da an. Hani o, Rabbine, “Şeytan bana bir yorgunluk dert ve azap dokundurdu” diye seslenmişti.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym SAD Suresi 41. ayet</span><br />
<br />
ve burada şeytanin bir nevi, mikrop türünden birisi oldugunu anliyoruz, cünkü yorgunluk hormonu salgilanmasi bir hormon, ve o damarlarda, yada vücudun icine  salgilanir, yani yorgunluk hormonu denen şey, işde eyyubun kuranda andigi, ve ondan Allah sigindigi bu "bi nusbin ve azâb"  dedigi şey yani, ve onun icinde başka bir surede de rabbimize ondan, şöyle sigindigi yer aliyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ  وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kul rabbi eûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn, Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden ve dürtüklemelerinden sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da sana sığınırım.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİNÛN Suresi 97 ve 98. ayet)</span><br />
<br />
Ve biz Raşidi Tarikati mensublari, Günde en az 1 defa, ve en fazla 10 defa zikirederiz bu duayida, amma bu demek degildir sadece ona defa zikredecgiz, düşmanin onu kuşattigini veya ona yaklaştigini bilen kimse, silahi ve mermisi varsa, ona ateş acip, onu vurmak istemezmi, onu kendisinden uzaklaştirmak istemezmi, o halde baktinizki, o ve hizbi yaklaşti, cokca bu zikiri zikredin, ve rabbimize siginin, istiaze edin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ  وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn.Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben(Allahu Teala), sizin için O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve  bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlara sığımayın. Muhakkak ki ben, sizin için  O’ndan (şeytan ve hizbinden) kurtulmaniz için bir bekci ve nezir olarak yeterim.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym ZARİYAT Suresi50 ve 51. ayet </span><br />
<br />
yani ondan (şeytan ve hizbinden), Allah dogru kacmak lazimdir, bu da ona istiaze ile ve zikir ve fikir ile siginmak ile olur. yani kalbinizin nur lambasini yakmak ile olur,<br />
<br />
Sadakallahul Aziym ENFÂL Suresi 34. ayetten pasaj<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yansurkum ve yusebbit akdâmekum.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym MUHAMMED Suresi 7. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِّن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلاَ مَرَدَّ لَهُ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِ مِن وَالٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 11. ayet</span><br />
<br />
<br />
Rabbim Zülcelal ve ikram hazretleri, bizi ve müntesiblerimizi, ve ehli beytimizi, cookca rabbimizi zikrederekden, ondan gafil düşmeyen, daimi zikir ehli zümresine ilhak eylesin, ve O nu  ve meleklerini, peygamberlerini, ve salih kullarini, ve onlar görülünce allah akla gelen velilerini, ve dostlarini unutupda, O nunda kendilerini unutturdugu, sonrada onlar için azabi müstehak gördügü,  gafil kimselerden olmakdan, muhafaza eyleyip, emaninda ve emniyetinde tutsun bizleri. amin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِن تُبْدُواْ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُواْ عَن سُوَءٍ فَإِنَّ اللّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta’fû an sûin fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Bir hayr ve kulluk veya bir günah ve kötülük yaparak, ya siz  affedilcek bir duruma düşersiniz, yada siz birilerini affedip bağışlarsınız, ki muhakkak ki Allah da çok affedicidir, her şeye hakkıyla gücü yetendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 149. ayet</span><br />
<br />
------------------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
[1] sorularlaislamiyet com-allahin-veli-kullari-gizliyse-muminler-nasil-evliya-olur<br />
[2] Mustafa islamoglu<br />
[3]saglikbilgisi com -hirsizlik-hastaligi-kleptomani<br />
[4] kadiritarikati com-seyhi-olmayanin-seyhi-seytandir-sozune-itiraz-edenlere-devami<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Vaazi Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA["zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34682</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:18:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34682</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178182379570.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178182379570.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti - Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bütün Hak Tarikatlar, Kemala giden, Kemaline Ermişlige Giden yolda, Yaptirdiklari Seyri Sülük yolculugunda, Sofi ve Müridlerini, Bu Yolda Zikir ve Rabita yolu ile terbiyet ederek, tekamül yolunu secmişler.<br />
Peki Zikirin rolü nedir burada? ve zikirde önce "Allah" zikrini ele almiş, ve sonra baziliarida Letaiflerin Zikrini ele almişlar, ve  mesala Nakşibendi Tarikatina intisab eden,  yeni başlayan brine 5000 Allah zikiri cekeceksin günde diyor. peki  Bu sistemde, Allah sağırmı, duymazmiki, bir insan, Allah a  kendini duyurmak için 5000 kere "Allah" desin. Birak 5000 i, 100 bin "Allah" Zikri cekenler var günde, peki Allah sağırmı ki, duyuramiyorsun Allaha.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad halaknâl insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu, ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KAF Suresi 16. ayet )</span><br />
<br />
Halbuki Allah bize, şah damarimizdan daha yakin, o senin her nefesinden bile haberdar iken, peki nedir bu zulum, 5000 kere Allah demek, ben temsili misal : Ahmetten bir bardak su istiyecek olsam, Ahmet e Ahmet in isimini 5000 kere söyleyipdemi isterim suyu, yoksa bir seslendim duymadi, bir defa daha ona duyurcak kadar bagiririm, ve ona duyururum isterim, peki nerden cikdi bu 5000 Allah zikri? yada 50 000 veya 100 000 Allah zikri<br />
peki bunlar safsatami, uydurukmu? yoksa alimlerece test  edilmiş şeylermi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym AHZAB Suresi 41. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى  إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى  وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى  فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى  سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى  وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى  لَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى  ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى  قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Se nukriuke fe lâ tensâ. İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehra ve mâ yahfâ. Ve nuyessiruke lil yusrâ. Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. Se yezzekkeru men yahşâ. Ve yetecennebuhâl eşkâ. Ellezî yaslân nâral kubrâ. Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Kad efleha men tezekkâ. Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Kur’ân’ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın. Ancak (bu) Allah’ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir. Ve kolay gelmesi için Biz (O’nu), sana kolaylaştıracağız.O halde,  fayda verecek zikri zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah’a karşı huşû duyan kişi seninle birlikte zikir yapacaktır (ve Zakir olup tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecektir). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak. Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz. Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve (o nefsini tezkiye edecek olan kimse) Rabbinin İsmi’ni zikredip ve de namaz kılsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'LA Suresi 6 dan 15. ayete kadar, 15 dahil)</span><br />
<br />
öyleki gecen haftalarda anlattigimiz "Allah" Esmasinin Ebced Degeri, yani sayisal degeri, frekans degeri 66 dir. ve öyleki günde 5000 Allah cekmeye başlayan biri yeni acemi sofi 5000X66=330 000 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – DERECE – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç derece eder? 359999971 derece/sn yapar.<br />
1 derece kaç megahertz eder? 0.0000000027 mhz yapar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – HERTZ – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç hertz eder? 1000000 hz yapar.<br />
1 hertz kaç megahertz eder? 0.000001 mhz yapar.<br />
<br />
ve 66 demek bir "Hertz" demekdir, yani kalbin bir birim frekensina Hertz diyoruz, Hertz Demek kalp frekansi demekdir, Kalbin bir Defa Allah demesidir. ve sen kalpden 5000 Allah dedin, 5000 Allah zikri ceken bir sofi 330 000 Hertz freknasindan yayin yapip, yayin aliyor demek olur, ve oda 0,3030 Megahertz eder, <br />
<br />
Mesela Avusturya FM Radyosu Hitradio Ö3,  " 88,3 Megahertz" den yayin yapiyor <br />
<br />
yani öyle olunca, sen En basit hali ile, kainat ile iletişim haline gectiginde, ilk acemi amatör radyocu yayini ile 0,3030 megahertzden yayin alip veriyorsun, peki 100 000 Allah ceken bir kimse ise 100 000x66=6 600 000 Hertz yapar, onuda Megahertze cevirirsek<br />
6 600 000/1 000 000 = 6,6 Megahertz eder yani o kimsenin kalbi artik 6,6 mehgahertzden yayin alip, yayin yapar, yani hangi melek grubu hangi frekansdan alip verir biliyormusun sen?  bilmiyorsun, peki letaif zikri nedir, artik dahada yüksek zikir, mesala kalp ve ruh ve hafa ahfa vardir  o baştaki ayette gecen hafi yani gizli denilen yer, yani hafa cakrasini caliştiran bir sofi, artik bu rakami 4 e katlamiş olur, yani 4x6,6=26,4 megahertzden yayin yapmaya ve almaya başlar, yani öyle olunca <br />
zikirde sayi mühimdir, ve en kolay zikirin birimi 66 dir, ve bir hertzdir işde ve Allah in diger isimleri ve kurandaki diger zikir olan ayetlerin frekansi ise, onlar hep ayri bir frekans biriminden yayin alip yayin yapar.<br />
<br />
Ve insan nefsin mertebelerinde kemal dercesini yükselttikce, bir üst melek grbunun frekans alanaina girer, ve oradan onlarin, o nun kemala ermsi için yardım niteligindeki ilhamlarini duymaya başlar, ve onlarin dogrultusunda hareket edip, duruma uygun tedbirini alip, ve yanliş yapmazsa, bir üst zikir grubuna yükselir, ve artik bir üst melek grubunun frekans  araligina girmeye başlar,  o zikre devam ettikcede, bir üst melek grubunun frekansindan duyar, ve onlar ile mülakat edebilir.<br />
ve bazi esmalarin ebced degeri, sayisal frekans araligi <br />
<br />
ya Rahman = 298 ya Kavîy= 116<br />
ya Semi = 180 ya Müta’âlî= 551<br />
ya Hakk=108 ya Kuddûs= 170<br />
ya Bâtın= 62 ya Adl= 104<br />
ya Rahîm= 258 ya Metin= 500<br />
gibi her esmanin ebced degeri, yani frekans araligi farklidir, ve farkli bir melek grubuna taalluk eder. her esmanin ayri bir melek  grubu oldugu gibi, birde  nasil biz isim olarak esmalari dünyada, insanlara isim koymakda isek, aynen cinlerde, ayni esmalari isim olrak koymakdalar, ve öyle olunca mesala Abdurahman bizlerin koydugu isim oldugu gibi, ayni ismi cinlerde koydugu için, o esmanin frekans araligini girilnce, ayni frekans araliginda o cin taifeside yer almakda, öyle olunca bunlar sufli veya ulvi olabilir. işde insan o zikri cekdikce o frekans araligina girer, ve fakat o aralikda, o aralagi kullanan, korsan kullanan bu cinler ve şeytanlar taifeside vardir, öyle olunca, işde zikir cekdikce insan, ulvi ruhlarin, yani meleklerin sesini duymamaya başladigi gibi, o frekans üzerinden korsan yayin yapan şeytanlarida duymaya başlar, onlar ise seni dogru yoldan alip saptirmak üzere ayarlilardir. o yüzden adimlari cok dikkatle atmak gerekir yani. şeriatin zahirine uymayan her hal ve ilham ve ve his,  ulvi bir ruhden geliyor olabilcegi gibi, sufli ve habis bir ruhdanda geliyor olabilir, burda devreye giren ise, bir zikirin 40 hassasi veya havasi olabilir, amma bunlar mesala bir cismin rengi, kokusu, boyu, eni , 2d hali , 3d hali, üsten perspektif, altan perspektif, aydinlkdaki hali, karanlikdaki hali, yaz mevsimi ve sicakdaki hali, kiş mevsimindeki ve sogukdaki hali gibi 40 hassasi olsa, sen bunlardan hangisini elde etmek için o zikre talipsin, o muhim, yani mesala insan ekmek firinina ya ekmek almak için, yada börek cörek almak için, yada ekmek yapmak için, yada satmak için,.. gidiyor olabilir, amma firina elektrik faturasi ödemek için gitmez degilmi,  bu bir misal, yani eger sana o zikir araliginda gelen ilham işde böyle, o zikirin havasinin ve hassalarinin dişinda bir mucize ve keramete taalluk ediyorsa, bu yani 10 tl verip jaguar araba almak gibi birşeyse, o zaman bu sufli bir ruhun, seni saptirmak için kullandigi bir yem olabilir, ancak baligi ve fareyi avlamak için, en sevdgi lokma önüne yem olarak konulurki, cazip olup, onu almak  yada yemek, ona cazip gelsin, ve sonunda kapana kisilip yakalansin, öldürelebilsin degilmi, işde sufli ruhlarda senin imani calip bedenine hükmetmek isterlerki, kendilerinin bir bedeni olmadigi için, senin bedenini istedikleri gibi kullabilmek için, önce senin bedenindeki senin hükmünü iptal etmeleri lazimdir, ve sen onlarin emrine harfiyyen uymaya başlayinca, sen sanirsinki ha elimden mucize meydana geldi, yada keremet meydana geldi, halbuki hepsi istidracdir, sufli habis ruhalrin oluşturdgu durumlardir, artik senin imanini caldiklari için onlar kendi menfeatleri dogrultusunda, senin bedenini kullanmakdalardir, yoksa senin bedeninden o haller zuhur etmez yani.<br />
<br />
<img src="https://imageman.eu/2018/Q4/Vaaz/Letaif-Merkezleri.JPG" loading="lazy"  alt="[Resim: Letaif-Merkezleri.JPG]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Her bir Letaifin merkezi, farkli yerdedir, ve o melek grubunun sesini duydugunda, yani  Ruh Letaifini,  nefsini kemala erdirmiş bir ruh duyabilir, yani cigerinin sesini duymaya başlamak ve öyleki, kötü ruh, iyi ruh kimdir bakinca hemen o kimseye malum oluverir, yani artik o insani cigerinden, akcigerinden tanimaya başlar, bir digeri mideden bilir, yani ne yiyor, ne iciyor helalmi harammi yiyor, nefsi levvame, o sadece  temizler ve pisler, birde helaller haramlar ve şüphelileri ayirt edebilirse, artik midesinin sesini, mide meleklerininin sesisini duymaya başlar, işde midenin sesini duymak için, önce şeriata uyacak, ve sonra helale harama dikkat edecek, sonra temiz ve semiz şeyler yiyip icecek, ve sonra şüphelilerdende kacacak, ve namazina ve zikirinede devam edecek, ve frekans boyutu mide meleklerinin boyutuna ulaşinca, artik ona bakinca, veya tadinca, ne temiz, ne helal, ne haram, ne şüpheli ayirt edebilcek, bir organ verilir, yani hisleri ve bedeni onun bunlari hissetmeye başlar, ve haram girince bedene, namazlar, zikirler sekteye ugrar,  ve eger dogrulari yapiyorsa, bir ileri yürür ve şüpheliler ise gaflet verir, ve bunu ayirt edebilcek bir insan olunca, işde midesi onunla konuşuyor demekdir, ve o zaman işde, o kötü bir iş yapinca, farkeder, bu kötü ve yanliş demeye başlar, ve vicdani calişir hale gelir, vicdanli bir insan olur......<br />
yine mülhime nefse cikan artik dalaginin sesini duymaya başlar, dalak midenin komutanidir, midenin üstüne yapişikdir,  neler kan olcak neler kan olmaycak ayirt eden organ, ve yani kan ise kara cigerde imal edilir, ve kara cigere gidecek yolculari tespit eden organ demekdir, yani ne ekşi, ne tatli bilen organ, ekşiler safra kesesine, tatlilar kara cigere gidecekdir, ve bu organin melekerinin sesini duyunca, artik insan ilhamlanmaya başlar, ve artik tatli insan, aydinlik insan, aydinlik ulvi ruh, veya karanlik ekşi sufli ruh, ve yiyecek ayirt edilir, ve onlarin vücutta yada kainatta gidecegi yer ve yol bellidir,  ekşi ve karanlik olanlar, safraya oradanda bübrekler, ve oradanda ferc uzvuna incekdir, ve ciş olarak atilcakdir eger sufli ise, eger ulvi ise safra kesesinde karar kilcakdir. ve tatli olanlar ise, ya ulvi ise ciger, kara cigere gidecek, ve orada kan halini alacakdir, veya kötülerden ise, mideden alinip kalin barsaklar  ve defi hacet olarak atilcakdir.  ve  karacigerin sesini marziye makamina cikanlar duyar, raziye makami ise safra kesesinin sesinim duymaya başlar, ve kainat, insan bedeninde derc olmuş ise, ayni yerde, yani kainatin o bölgesindede o melek grubu ikamet etmekdedir, yani hem yukarda aynisi var, hem icde aynisi var,  nefsi safiye ise tezekki olan, temizlenen nefis, yani böbrekler, temizleyici olarak  görev yapar, böbreklerin sesinide safiye makamina cikanlar ve arinan temizlenenler duyar, yani temiz müminler duyar. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
النظافة من الايمان<br />
<br />
En-Nedzafetü minel iman.<br />
<br />
Temizlik imandandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
ve Böbrek Meleklerinin sesini duymaya başlayan bir mümin, temiz ve naif bir mümin olur, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"SIR "</span>cevherinin yükselmesi sonucu yani, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"nefsi safiyeye"</span> yükselen bir kimse bu sesleri frekans düzeyini işitebilir, ondanda sonrasi ise, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"hafa"</span> cevheri ve letaifi, yani o da karaciger meleklerinin sesi, artik ondan sonra kandaki hücrelerin sesini duyabilcek kivamdaki kimse, kim dost, kim düşman ayirt edebilen bir yapidaki kimseler. Kimler Allah askeri olacak ,kimler olmaycak ayirt edildigi nokta, ve diyorki yukardaki ayette,  sana onu biz okutacagiz, ve ögretecigiz ki, artik bir daha unutmayacaksin, yani hafa meleklerinin sesini duymaya başlayan bir insan, artik duydugunu ögrendigini artik bir daha unutmayan insanlar olur unutsa bile ona hatirlatilr, yani extern festplattede hepsi kayitli, yani öyle olunca, hafa cevherini yani letaifini caliştirabilen bir sofi, artik<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> levhi mahfuzdan</span>, ana hafiza kartindan okumasini ögrenen sofi olur, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ayeti kerimelerdeki Levhi mahfuz ise şöyle tenimlanir</span><br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ra'd Suresi, 39)</span><br />
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da olan Ana kitaptadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Zuhruf Suresi, 4)</span><br />
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kaf Suresi, 4)</span><br />
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadid Suresi, 22)</span><br />
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Abese Suresi, 13)</span><br />
Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 14)</span><br />
Katiplerin ellerinde.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 15)</span><br />
(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 16)</span><br />
Levh-i Mahfuz'dadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buruc Suresi, 22)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ  فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bel huve kur’ânun mecîdun.  Fî levhın mahfûz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır). Kaybolmayan korunmuş iyi muhafaza edilen bir levhada(Festpalettede merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır) kayıtlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BURUC Suresi 20 ve 21. ayet)</span><br />
<br />
artik herşey orada yazili, orayi okuyan artik bilgiye merkezden ulaşir, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">nefsi marziye</span> yani Allahin razi oldugu kullar ve askerler, yani kan askerleri, hangi meyvayi yiyince, o meyva kan olcak mi,  yahut hangisi olmayacak, onlarin karari artik cigerdedir, yani bir sofi Allah askeri yani,  canini malini, ibadetlerini Allah rizasi için yapabilcek feda edebilcek kimsemi? degilmi ayirt edilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/178182379570.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 178182379570.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"zikran kesîrân" "Allah’ı çokça zikredin" Ayetinin Sebebi Hikmeti - Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bütün Hak Tarikatlar, Kemala giden, Kemaline Ermişlige Giden yolda, Yaptirdiklari Seyri Sülük yolculugunda, Sofi ve Müridlerini, Bu Yolda Zikir ve Rabita yolu ile terbiyet ederek, tekamül yolunu secmişler.<br />
Peki Zikirin rolü nedir burada? ve zikirde önce "Allah" zikrini ele almiş, ve sonra baziliarida Letaiflerin Zikrini ele almişlar, ve  mesala Nakşibendi Tarikatina intisab eden,  yeni başlayan brine 5000 Allah zikiri cekeceksin günde diyor. peki  Bu sistemde, Allah sağırmı, duymazmiki, bir insan, Allah a  kendini duyurmak için 5000 kere "Allah" desin. Birak 5000 i, 100 bin "Allah" Zikri cekenler var günde, peki Allah sağırmı ki, duyuramiyorsun Allaha.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve lekad halaknâl insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhu, ve nahnu akrabu ileyhi min hablil verîd<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym KAF Suresi 16. ayet )</span><br />
<br />
Halbuki Allah bize, şah damarimizdan daha yakin, o senin her nefesinden bile haberdar iken, peki nedir bu zulum, 5000 kere Allah demek, ben temsili misal : Ahmetten bir bardak su istiyecek olsam, Ahmet e Ahmet in isimini 5000 kere söyleyipdemi isterim suyu, yoksa bir seslendim duymadi, bir defa daha ona duyurcak kadar bagiririm, ve ona duyururum isterim, peki nerden cikdi bu 5000 Allah zikri? yada 50 000 veya 100 000 Allah zikri<br />
peki bunlar safsatami, uydurukmu? yoksa alimlerece test  edilmiş şeylermi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym AHZAB Suresi 41. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
سَنُقْرِؤُكَ فَلَا تَنسَى  إِلَّا مَا شَاء اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى  وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى  فَذَكِّرْ إِن نَّفَعَتِ الذِّكْرَى  سَيَذَّكَّرُ مَن يَخْشَى  وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى  لَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى  ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى  قَدْ أَفْلَحَ مَن تَزَكَّى  وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Se nukriuke fe lâ tensâ. İllâ mâ şâallâh(şâallâhu), innehu ya’lemul cehra ve mâ yahfâ. Ve nuyessiruke lil yusrâ. Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. Se yezzekkeru men yahşâ. Ve yetecennebuhâl eşkâ. Ellezî yaslân nâral kubrâ. Summe lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Kad efleha men tezekkâ. Ve zekeresme rabbihî fe sallâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
(Kur’ân’ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın. Ancak (bu) Allah’ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir. Ve kolay gelmesi için Biz (O’nu), sana kolaylaştıracağız.O halde,  fayda verecek zikri zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah’a karşı huşû duyan kişi seninle birlikte zikir yapacaktır (ve Zakir olup tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecektir). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak. Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz. Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve (o nefsini tezkiye edecek olan kimse) Rabbinin İsmi’ni zikredip ve de namaz kılsın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym A'LA Suresi 6 dan 15. ayete kadar, 15 dahil)</span><br />
<br />
öyleki gecen haftalarda anlattigimiz "Allah" Esmasinin Ebced Degeri, yani sayisal degeri, frekans degeri 66 dir. ve öyleki günde 5000 Allah cekmeye başlayan biri yeni acemi sofi 5000X66=330 000 <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – DERECE – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç derece eder? 359999971 derece/sn yapar.<br />
1 derece kaç megahertz eder? 0.0000000027 mhz yapar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEGAHERTZ – HERTZ – MEGAHERTZ ÇEVİRME</span><br />
<br />
1 megahertz kaç hertz eder? 1000000 hz yapar.<br />
1 hertz kaç megahertz eder? 0.000001 mhz yapar.<br />
<br />
ve 66 demek bir "Hertz" demekdir, yani kalbin bir birim frekensina Hertz diyoruz, Hertz Demek kalp frekansi demekdir, Kalbin bir Defa Allah demesidir. ve sen kalpden 5000 Allah dedin, 5000 Allah zikri ceken bir sofi 330 000 Hertz freknasindan yayin yapip, yayin aliyor demek olur, ve oda 0,3030 Megahertz eder, <br />
<br />
Mesela Avusturya FM Radyosu Hitradio Ö3,  " 88,3 Megahertz" den yayin yapiyor <br />
<br />
yani öyle olunca, sen En basit hali ile, kainat ile iletişim haline gectiginde, ilk acemi amatör radyocu yayini ile 0,3030 megahertzden yayin alip veriyorsun, peki 100 000 Allah ceken bir kimse ise 100 000x66=6 600 000 Hertz yapar, onuda Megahertze cevirirsek<br />
6 600 000/1 000 000 = 6,6 Megahertz eder yani o kimsenin kalbi artik 6,6 mehgahertzden yayin alip, yayin yapar, yani hangi melek grubu hangi frekansdan alip verir biliyormusun sen?  bilmiyorsun, peki letaif zikri nedir, artik dahada yüksek zikir, mesala kalp ve ruh ve hafa ahfa vardir  o baştaki ayette gecen hafi yani gizli denilen yer, yani hafa cakrasini caliştiran bir sofi, artik bu rakami 4 e katlamiş olur, yani 4x6,6=26,4 megahertzden yayin yapmaya ve almaya başlar, yani öyle olunca <br />
zikirde sayi mühimdir, ve en kolay zikirin birimi 66 dir, ve bir hertzdir işde ve Allah in diger isimleri ve kurandaki diger zikir olan ayetlerin frekansi ise, onlar hep ayri bir frekans biriminden yayin alip yayin yapar.<br />
<br />
Ve insan nefsin mertebelerinde kemal dercesini yükselttikce, bir üst melek grbunun frekans alanaina girer, ve oradan onlarin, o nun kemala ermsi için yardım niteligindeki ilhamlarini duymaya başlar, ve onlarin dogrultusunda hareket edip, duruma uygun tedbirini alip, ve yanliş yapmazsa, bir üst zikir grubuna yükselir, ve artik bir üst melek grubunun frekans  araligina girmeye başlar,  o zikre devam ettikcede, bir üst melek grubunun frekansindan duyar, ve onlar ile mülakat edebilir.<br />
ve bazi esmalarin ebced degeri, sayisal frekans araligi <br />
<br />
ya Rahman = 298 ya Kavîy= 116<br />
ya Semi = 180 ya Müta’âlî= 551<br />
ya Hakk=108 ya Kuddûs= 170<br />
ya Bâtın= 62 ya Adl= 104<br />
ya Rahîm= 258 ya Metin= 500<br />
gibi her esmanin ebced degeri, yani frekans araligi farklidir, ve farkli bir melek grubuna taalluk eder. her esmanin ayri bir melek  grubu oldugu gibi, birde  nasil biz isim olarak esmalari dünyada, insanlara isim koymakda isek, aynen cinlerde, ayni esmalari isim olrak koymakdalar, ve öyle olunca mesala Abdurahman bizlerin koydugu isim oldugu gibi, ayni ismi cinlerde koydugu için, o esmanin frekans araligini girilnce, ayni frekans araliginda o cin taifeside yer almakda, öyle olunca bunlar sufli veya ulvi olabilir. işde insan o zikri cekdikce o frekans araligina girer, ve fakat o aralikda, o aralagi kullanan, korsan kullanan bu cinler ve şeytanlar taifeside vardir, öyle olunca, işde zikir cekdikce insan, ulvi ruhlarin, yani meleklerin sesini duymamaya başladigi gibi, o frekans üzerinden korsan yayin yapan şeytanlarida duymaya başlar, onlar ise seni dogru yoldan alip saptirmak üzere ayarlilardir. o yüzden adimlari cok dikkatle atmak gerekir yani. şeriatin zahirine uymayan her hal ve ilham ve ve his,  ulvi bir ruhden geliyor olabilcegi gibi, sufli ve habis bir ruhdanda geliyor olabilir, burda devreye giren ise, bir zikirin 40 hassasi veya havasi olabilir, amma bunlar mesala bir cismin rengi, kokusu, boyu, eni , 2d hali , 3d hali, üsten perspektif, altan perspektif, aydinlkdaki hali, karanlikdaki hali, yaz mevsimi ve sicakdaki hali, kiş mevsimindeki ve sogukdaki hali gibi 40 hassasi olsa, sen bunlardan hangisini elde etmek için o zikre talipsin, o muhim, yani mesala insan ekmek firinina ya ekmek almak için, yada börek cörek almak için, yada ekmek yapmak için, yada satmak için,.. gidiyor olabilir, amma firina elektrik faturasi ödemek için gitmez degilmi,  bu bir misal, yani eger sana o zikir araliginda gelen ilham işde böyle, o zikirin havasinin ve hassalarinin dişinda bir mucize ve keramete taalluk ediyorsa, bu yani 10 tl verip jaguar araba almak gibi birşeyse, o zaman bu sufli bir ruhun, seni saptirmak için kullandigi bir yem olabilir, ancak baligi ve fareyi avlamak için, en sevdgi lokma önüne yem olarak konulurki, cazip olup, onu almak  yada yemek, ona cazip gelsin, ve sonunda kapana kisilip yakalansin, öldürelebilsin degilmi, işde sufli ruhlarda senin imani calip bedenine hükmetmek isterlerki, kendilerinin bir bedeni olmadigi için, senin bedenini istedikleri gibi kullabilmek için, önce senin bedenindeki senin hükmünü iptal etmeleri lazimdir, ve sen onlarin emrine harfiyyen uymaya başlayinca, sen sanirsinki ha elimden mucize meydana geldi, yada keremet meydana geldi, halbuki hepsi istidracdir, sufli habis ruhalrin oluşturdgu durumlardir, artik senin imanini caldiklari için onlar kendi menfeatleri dogrultusunda, senin bedenini kullanmakdalardir, yoksa senin bedeninden o haller zuhur etmez yani.<br />
<br />
<img src="https://imageman.eu/2018/Q4/Vaaz/Letaif-Merkezleri.JPG" loading="lazy"  alt="[Resim: Letaif-Merkezleri.JPG]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Her bir Letaifin merkezi, farkli yerdedir, ve o melek grubunun sesini duydugunda, yani  Ruh Letaifini,  nefsini kemala erdirmiş bir ruh duyabilir, yani cigerinin sesini duymaya başlamak ve öyleki, kötü ruh, iyi ruh kimdir bakinca hemen o kimseye malum oluverir, yani artik o insani cigerinden, akcigerinden tanimaya başlar, bir digeri mideden bilir, yani ne yiyor, ne iciyor helalmi harammi yiyor, nefsi levvame, o sadece  temizler ve pisler, birde helaller haramlar ve şüphelileri ayirt edebilirse, artik midesinin sesini, mide meleklerininin sesisini duymaya başlar, işde midenin sesini duymak için, önce şeriata uyacak, ve sonra helale harama dikkat edecek, sonra temiz ve semiz şeyler yiyip icecek, ve sonra şüphelilerdende kacacak, ve namazina ve zikirinede devam edecek, ve frekans boyutu mide meleklerinin boyutuna ulaşinca, artik ona bakinca, veya tadinca, ne temiz, ne helal, ne haram, ne şüpheli ayirt edebilcek, bir organ verilir, yani hisleri ve bedeni onun bunlari hissetmeye başlar, ve haram girince bedene, namazlar, zikirler sekteye ugrar,  ve eger dogrulari yapiyorsa, bir ileri yürür ve şüpheliler ise gaflet verir, ve bunu ayirt edebilcek bir insan olunca, işde midesi onunla konuşuyor demekdir, ve o zaman işde, o kötü bir iş yapinca, farkeder, bu kötü ve yanliş demeye başlar, ve vicdani calişir hale gelir, vicdanli bir insan olur......<br />
yine mülhime nefse cikan artik dalaginin sesini duymaya başlar, dalak midenin komutanidir, midenin üstüne yapişikdir,  neler kan olcak neler kan olmaycak ayirt eden organ, ve yani kan ise kara cigerde imal edilir, ve kara cigere gidecek yolculari tespit eden organ demekdir, yani ne ekşi, ne tatli bilen organ, ekşiler safra kesesine, tatlilar kara cigere gidecekdir, ve bu organin melekerinin sesini duyunca, artik insan ilhamlanmaya başlar, ve artik tatli insan, aydinlik insan, aydinlik ulvi ruh, veya karanlik ekşi sufli ruh, ve yiyecek ayirt edilir, ve onlarin vücutta yada kainatta gidecegi yer ve yol bellidir,  ekşi ve karanlik olanlar, safraya oradanda bübrekler, ve oradanda ferc uzvuna incekdir, ve ciş olarak atilcakdir eger sufli ise, eger ulvi ise safra kesesinde karar kilcakdir. ve tatli olanlar ise, ya ulvi ise ciger, kara cigere gidecek, ve orada kan halini alacakdir, veya kötülerden ise, mideden alinip kalin barsaklar  ve defi hacet olarak atilcakdir.  ve  karacigerin sesini marziye makamina cikanlar duyar, raziye makami ise safra kesesinin sesinim duymaya başlar, ve kainat, insan bedeninde derc olmuş ise, ayni yerde, yani kainatin o bölgesindede o melek grubu ikamet etmekdedir, yani hem yukarda aynisi var, hem icde aynisi var,  nefsi safiye ise tezekki olan, temizlenen nefis, yani böbrekler, temizleyici olarak  görev yapar, böbreklerin sesinide safiye makamina cikanlar ve arinan temizlenenler duyar, yani temiz müminler duyar. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
النظافة من الايمان<br />
<br />
En-Nedzafetü minel iman.<br />
<br />
Temizlik imandandır<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif )</span><br />
<br />
ve Böbrek Meleklerinin sesini duymaya başlayan bir mümin, temiz ve naif bir mümin olur, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"SIR "</span>cevherinin yükselmesi sonucu yani, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"nefsi safiyeye"</span> yükselen bir kimse bu sesleri frekans düzeyini işitebilir, ondanda sonrasi ise, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"hafa"</span> cevheri ve letaifi, yani o da karaciger meleklerinin sesi, artik ondan sonra kandaki hücrelerin sesini duyabilcek kivamdaki kimse, kim dost, kim düşman ayirt edebilen bir yapidaki kimseler. Kimler Allah askeri olacak ,kimler olmaycak ayirt edildigi nokta, ve diyorki yukardaki ayette,  sana onu biz okutacagiz, ve ögretecigiz ki, artik bir daha unutmayacaksin, yani hafa meleklerinin sesini duymaya başlayan bir insan, artik duydugunu ögrendigini artik bir daha unutmayan insanlar olur unutsa bile ona hatirlatilr, yani extern festplattede hepsi kayitli, yani öyle olunca, hafa cevherini yani letaifini caliştirabilen bir sofi, artik<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> levhi mahfuzdan</span>, ana hafiza kartindan okumasini ögrenen sofi olur, <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ayeti kerimelerdeki Levhi mahfuz ise şöyle tenimlanir</span><br />
<br />
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla<br />
Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ra'd Suresi, 39)</span><br />
Şüphesiz o, Bizim Katımız'da olan Ana kitaptadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Zuhruf Suresi, 4)</span><br />
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Kaf Suresi, 4)</span><br />
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadid Suresi, 22)</span><br />
O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Abese Suresi, 13)</span><br />
Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 14)</span><br />
Katiplerin ellerinde.<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 15)</span><br />
(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.'<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"> (Abese Suresi, 16)</span><br />
Levh-i Mahfuz'dadır. <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buruc Suresi, 22)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ  فِي لَوْحٍ مَّحْفُوظٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Bel huve kur’ânun mecîdun.  Fî levhın mahfûz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır). Kaybolmayan korunmuş iyi muhafaza edilen bir levhada(Festpalettede merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır) kayıtlıdır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BURUC Suresi 20 ve 21. ayet)</span><br />
<br />
artik herşey orada yazili, orayi okuyan artik bilgiye merkezden ulaşir, <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">nefsi marziye</span> yani Allahin razi oldugu kullar ve askerler, yani kan askerleri, hangi meyvayi yiyince, o meyva kan olcak mi,  yahut hangisi olmayacak, onlarin karari artik cigerdedir, yani bir sofi Allah askeri yani,  canini malini, ibadetlerini Allah rizasi için yapabilcek feda edebilcek kimsemi? degilmi ayirt edilir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Şubat 2018 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=34681</link>
			<pubDate>Fri, 19 Jun 2026 01:15:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=34681</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823705370.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823705370.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir</span></span><br />
<br />
Müslümanlık öyle günde 5 vakit namaz ile, 5'er dakikadan, 5 kere 5 = 25 Dakikasını Allah ayırmak ise, onu da zaten, şeytanın delik deşik ettiği 5 dakikalar. Ben namaza durmuşumdur, ama hiçbir zaman namazın içinde duramadım kalamadım, namazdan aklen beynen tefekkür ile çıkmışımdır, Çünkü namazın içinde namazdan çıkıyoruz, etin derdi, budun derdi, çarşının derdi, pazarın derdi,karının derdi , parannın derdi  derken, namazdan hep çıkmışımdır zaten, namazın içindeyken namazdan hep çıkmışımdır, duramamışımdır namazın içinde, eğer ki bu ise insanın Allah'a Müslümanlığı, günde 5 dakikadan 5 kere 5 etti 25, Hatta 2 dakikaya 1 dakikaya düşürdüğümüz namazlar ise, Allah'ımıza ayırdığımız zaman,Allahın bize ayırdığı 24 saatlerin yanında, bizim O na ayırdığımız zaman 5 yada iki dakiklar ise, buysa Müslümanlık, bununla Müslümanlık falan olamaz, Allah'ı hiç unutmayan, her baktığında,gördüğü her şeyde Allah'ı hatırlayan, Allah'ı düşünen, bunda Allah ne diyor diye düşünenlerle, o iki dakika namaz kildim sananlar ayni mi? Allah demek kalbinden, Dilinden hiç durmadan, Allah Allah demek de değil, onlar sadece saatin zembeleğini kurmak gibi  sadece, o 5 dakikalar, saatin zembereğinin kurmak gibi, Yoksa Allah aklından hiç çıkmayan la, sadece günde 5'er dakikasında yada, ikişer Dakikasını Allah için ayıran aynı mı? Aynı mı Sizce? bu mu Müslümanlık? delik deşik olmuş 5 dakika, var mı öyle müslümanlik. Allah aşkına bazen namazlarda bile, kılıyoruz amma dilimiz allah diyor amma, aklımıza hiç Allah gelmemiş, içinde Allah hiç akla gelmiş namazlar  kılıyoruz, bazen ve sadece Selam verip çıkıyorsun namazdan, ne Muhammed'i hatırladık, ne Allah'ı, Sübhaneke Elham diye okuduklarımız var ama, ne Allah hatırladık ne peygamberi, Bende de aynı şey, o 5 dakikaların benim  öyle Allah ile oluyor olsaydı, Namaz ile,  Ben zengin olurdum, yoksa Namaza giriyorum namazdan çıktığım bir oluyor zaten, girdiğimle  aklımın uçup namazdan çıktığı bir oluyor, kafa başka yerlerde. kimin namazı doğruymuş öyle, aklimda Allah tutsam bile zaten, Allah sana bir ömür versin sen 5 dakika, 5 dakikaya ayırabildin, ya neyapalim,  çok çok büyük iş yaptın, yani günde her vakit 5 dakika Allah'a yer verince, 25 dakika ile çok büyük marifet mi yaptın yani, Halbuki Allah baktığında da Allah, oturduğunda Allah, kalktığında  da Allah demek, değilki dilinden  Sübhanallah Elhamdülillah demek değil, yani Allah onda ne Hikmet ne Murat etmiş, onun farkına varabilmek, bir iyilik yapacaksan, gerektiginde o iyiliği yapabilmek, kızman gerektiği zamanda kızmandır, kızlabilmek, yardım gerektiği zaman, yardım edebilmek, bir şey bilmem gerekirse, bilebilmek, öğrenmen gerektiğinde, oturup öğrenebilmek, Yoksa bu 5 dakikalarınla, Müslüman filan olunmaz, oruçta böyle, 30 gün oruç tuttum Ne oldu, Ne oldu, oruç tuttuğunda, Dilini Mi Tuttun, Neyi tuttun, gözünü mü sakındın, gözünü sakınmak nedir zaten, gözünü sakın, hepsi Allah'ın değil mi, Hepsi Allah diyen, hepsi Allah ise la mevcuda illa hu, Allah'tan gayrı bir şey yoksa, baktığın da Allah, tuttuğun da Allah zaten, Allah bizi çıplak yaratmadımı, çıplaklık niye günah olsun, Adem ile Havva cennetten indiklerinde  elbiseleri üzerlerinden düştü deniyor, elbise yapacak neyi vardı Adem'in, ne yaptı da üstüne örttü, Ondan sonra yaprak üstünde durur mu, kimden sakıncak zaten, kim bakıyordu, kimden sakıncak, Dinozorlardan mı sakıncak, üstündeki çıplaklık Kime ayıp, Kime? ayıp ne, Hani burada çıplak olun, hepimiz çıplak eşekler gibi çatışırken üstümüze kıyamet kopsun demek değil bu, ama dini anlayış,  dini nasıl anladık Biz şimdiye kadar, şimdiye kadar biz din ne anladık, çıplaklığı Ne anladık, iyilik ne,  Ayıp ne, ayıp mı, yasak mi, haram mı, içki içme, cumartesi gün çalışma, domuzu yeme, zina etme, bunlardan Ne anladık, yaptırım uygulamak, bir devletin ve yetkili kurumların koydugu yasalarla olur, yasalarla yaptırım yapar ya, o yaptırima uymayana ceza Keser ki, o yaptırım hukuk olsun herkes işlesin o yaptırımi herkes yapsın. Allah'ın yaptırımları da, helaller ve haramlar, farzlar ve sünnetler şeklinde, sünnetleri peygamber koymuş zaten, kırmızıda geçmek yasak, tamam mı, onu anlatmıştık, ardından tırın freni bu kopmuş geliyorsa, kırmızıda geçebilirsen geç, kurtar kendini, yoksa tır ezecek, altına alacak seni. haramdan kasıt nedir, helalden kasıt nedir, namazdan kasıt nedir, insanlık öyle 5 dakikalarını Allah a ayırmak ile insan olunmaz, Müslüman olunmaz, delik deşik 5 dakikalar, kimin namazı delik deşik değil, bana birini göster çıkar, öyle sağlam namazı delik deşik değil olan. Kimmiş o, namazda Allah'ı düşündün, iyide Allah'ı  görmedik, neyini düşünceksiniz, Allah'ı görmüyoruz ki, neyini düşüneceğiz, yüzünü düşünelim, yüzünü görmedik ki, sesini düşünelim, sesini duymadık ki, elini Hatırlasan elini görmedik ki, gözünü hatırlayalım desek, gözünü görmedik, neyini hatırlayacağız da, namazda Allah ile birlikte olacağız, Allah ne o zaman, Allah kim, ne, gözmü, el mi, Değil mi, kulak mı, ses mi, ki namaza giriyoruz, girdiğimiz le birlikte namazdan çıkıyoruz, kafa başka yerlerde, Yani bunlar mı bizi Müslüman edecek, iyi insan edecek, dünyada Müslümanız, Halim  selim insan, elinden kolundan başkasına zarar gelmeyen insan, Yani bu 5 dakikalar mı yapacak bizi Salim kimse, Müslüman kimse, başkasına zarar vermeyen,  başkasının hukukuna girmeyen, hırsızlık etme ki başkasının malına el koyma, dedik işte hakkullah ünvani kime verilmiş, biz verdik  de, O ismi biz verdik, söyledik, bize göre güzel dedik, Salih Aleyhisselam'a bu isim çok güzel yakışıyor, Çünkü Devenin bile su içmeye Hakkı olduğunu savunan insan, yani hayvanların hakkını savunan adam. Deve bir hayvan, hayvan ama, o sudan Devenin de içmeye hakkı var diyerekten iddia eden bir adam, bu o devirde, yani o cahillerin devrinde, bu deveninde hakkı var diyen, ya  bu deve de haftanın 1 günü su içecek demiş, Bunu biz dinde, peygamberler tarihinde, bir dini olan, Salih peygamber oldugunu biliyoruz. Halbuki yaptığı bütün iş, hayvanlarında hakkı olduğunu savunmak, hayvanlar hakkını daha yeni öğreniyoruz, köpeğe tekme atan Bizim milletimiz, daha Salih Aleyhisselam'ın vaktini geçememiş, daha Salih liğe bile erememiş. lan köpeğe tekme atıyor, kediyi  öldürüyor, köpeğin evde yeri ve hakkı yok, kapının dışına koyuyor, Vay Muhammed demiş, köpek evde olmazmış<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
“Köpek, resim ve heykel bulunan eve melek girmez.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed-il Halk: 27; Müslim, Libas: 17)</span></span><br />
<br />
<br />
Halbuki <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. 'Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış' deyip kuyuya indi. Pabucunu çıkanp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı. 'Ey Allah'ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?' diye sordular. 'Her ıslak ciğer sahibine yapılan iyilikten ötürü sevap vardır' buyurdu"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm: b. 41, hd. 153)</span></span><br />
<br />
daha Salih'i geçememiş insanlık, Salih'i Salih'i, ki Muhammed'e gelsin, Muhammed de, köpek eve girmez demiş olsun, yani hakkullah, hakkullah ne? Devenin de hakkı var demek, bu sadece deve ile sınırlı değil, hayvanlarında hakkı var senin hakkın olanlarda, hayvanlarında hakkı var demek. onların hakkını savunan adam, hayvan hakları kanunu çıkaran adam, Bugün daha yeni öğrendi bunları insanlık. Allah'ın  kaç  bin sene önce gönderdiği hayvan hakları yasasını, daha dün  öğrenebildik, hayvanların sevildiğini de mehdi sayesinde  o na baka baka  özendik de öğrendik. Halbuki Allah bunu bize, taaaa Salih Aleyhisselam döneminden beri bize anlattı, bize gönderdi, dedi bu  din dedi, din değil miymiş hayvanlara Saygılı olmak, Salihin dini din değilmiymiş, Allah Allah ya, bu gavur adeti lan, Biz gavur adeti diye biliyoruz, köpekleri onlar eve alıyorlar,  Allah'ın dini imiş  haaaa., inanamadin degilmi haala, hayvanlara Saygı Var mıymış, bunu bile bilemedi insanlar, bilemedide 15 dakikalık namaz ilemi bunlari bilebilcek gayri, bu delik deşik 5 dakika lar mı, bildircek,......<br />
<br />
Zamanımızın alimleri hemen itiraz edeceklerdir, peygamberimizin, köpek giren eve melek girmez hadisini İnkar etti, yalanladı diye. Hani eshab-ı Kehf kıssası anlatılırken, alimler anlatır ki, eshab-ı Kehf'in köpekleri Kıtmir, onları terk edip, onlardan ayrılmadı, ve mağaranın kapısında Kur'an'da geçtiği gibi beklediği için, o da cennete girecek diye anlatılır, rivayet edilir. Peki bunu bu hadisle kıyas ettiğimizde, Cennet temiz ve temiz olanların yeri değil mi, peki Cennete giren bir köpek var iken, senin ev Cennetten daha mı temiz, daha mı Pak  ki? senin eve köpek girmesin. Tamam hayvanların Hakkı da var dedik diye onları da tepemize çıkarmadık, Hak hukuk Her şey yerine göre.  ve şu sıralar bizim bahçedeki Karıncalar Mutfağa yol bulmuş, mutfağı taşınıyorlar, dün öğlenden kalan makarna yemeği vardı, Karnım acıktı, atıştırayım diye makarna tenceresine vardım, karıncanın bir tanesi içine girmiş, hem de kapak kapalıyken, o pis ayaklarıyla, her yerde dolaşıp geldiği ayaklarıyla, makarnanın içinde dolaşıp durur. Bu da onun hakkımı, incitmeyecek miyim ben o karıncayı, bir tencere makarnayı mundar etti,  Çünkü o minicik ayakları da olsa, yerlerde, mikrop olan yerlerde dolaşıp geliyor, ve onunla makarnanın içine girince, benim vücuduma, o taşıdığı Mikroplar da girmiş olacak, bu onun hakkı değil, Allah onlara kırntı lokmaları rızık olarak vermiş,  O bundan ileriye giderse, hakkını hukukunu aşmış olur. ama ben bir zamanlar vaazılarımın birisinde Demiştim ki, ben Pencerenin önüne ekmek kırıntıları döküyorum, ve Allah kuşlara ilham ediyor, Kuşlar gelip benim  pencerenin önündeki ekmek kırıntılarını alıp yiyorlar, ve bunu Facebook'tan attığımda, şiirci Ceyhun almış kabul edip iman etmiş ki, o zaman o da penceresinin Önüne Ekmek parçaları koymuş, Allahu Teala onun ekmek parçalarını da, oradaki bir martıya ilham edip, git senin rızkın Orada demiş, ve Bir Martı gelip yemeye başlamış, Ve bunu Ceyhun Facebook hesabından resimli paylaşıyordu, yazıyordu, ismini de o martının enayi koymuş, enayi geldi, beleş aldı gitti, yedi gitti falan diyordu, öldü mü artık, hala yaşıyor mu, hala muhabbetleri devam ediyor mu bilmiyorum, ama yani bizden öğrendiği bir hikmet ile, O da böyle bir sevaba girmişti, işte artık biz kendi lokmaları mızdan da hayvanlara veriyoruz zaten, Ama Allah'ın ayırdığı bir Hak hukuk var, Evet hakları var artık, ama onlarda cennette, vaktimiz Cennet vakti olduğu için, onlar da iyisini hak ediyorlar artık.<br />
ve Peygamberimiz neden köpek giren eve melek girmez demiş olsun, Evet hadis doğru, inkar etmiyorum, Ama, sebebi ne?  Çünkü Muhammed zamanı senin benim gibi halıfleksi yok Evinde, yerde hurma lifinden yapılmış Hasır var, haliflex olsa bile aynı, yani köpek sokaklarda, mikroplu veya temiz yerlerde dolaşıyor, ve ayakları çıplak ayak dolaşıyor, sen gibi ben gibi, Muhammed'in İpek seccadesi de yok, namaza durduğu zaman, yere seccadesini yazsın da, ağzı burnu mikrop kapmasın, yok ki,seccadesi, Vakit girdi  hasırın  üstünde namaza durdu.<br />
Ve eğer dışarıda mikroplu yerlerde dolaşan bir köpek gelip onun secde edeceği yere basar ise, ne olur, tabii ki Muhammed mikropları da biliyor, hasta olur, hastalık kapar, bu kendisi için de böyle, Ashabı içinde böyle, ve onları da aynı şeyi tavsiye edecek ki, mikrop kapmasın lar, değil mi? mesele bundan ibaret, yoksa bugün benim burada, Avusturya'da, bir komşum var, kış vakti gördüm, Hani kışın dışarılar ıslak ve yağmur çamurlu oluyor ya, işte köpeği var,  tazı cinsi bir köpek, onu gezdirip geliyor, evinin kapısının önü, benim Pencereden gözüküyor, Ve evine girmeden önce, paspas koymuş, köpek paspasa ayaklarını siliyor, öyle giriyor eve. akıllı köpek, öğrenmiş,  hayvanların hepsi Akıllı, deli değiller, anlayabiliyor lar, onlarla konuştuğun zaman, iletişime girebiliyorlar, ve demek istediğini anlıyorlar, nasıl öğretmiş ki bu kadın ona, ayaklarını silmesini, demek ki öğrenebiliyorlar. artık cennetteki köpekler öyle pis köpekler değil diyebiliriz, çünkü onları şampuanla yıkıyoruz, ama sokaklarda yine geziyorlar, aynı şey, yine üzerlerinde de bir bakteri cinsi olduğu, bize zarar verebilecek bir bakteri cinsi olduğu söyleniyor, Yani bir kurtçuk, ve o senin Namaz kıldğıın yerlere yatıp oturdu mu, senin burnundan ağzından İçeri girebilir, ve seni hasta edebilir, O yüzden Muhammed bunu demiş olabilir, fakat bugün Bizler seccade sahipleniriyiz, halı sahipleri, süpürge sahipleriyiz, evlerimiz temizleniyor, ve namaz kıldığımız zaman, namaz kılacağımız yere, ekstradan temiz bir seccade yazıp da, onun üzerinde namaz kılıyoruz, öyle hemen halının neresi müsait, oraya durup namaz kılmıyoruz, O yüzden, o tehlike şu anda biraz azaltılmış vaziyette, ve cennette, vaktimiz de, işte köpeklerde evlerde, Hatta yataklarına bile alanlar var, çünkü yıkamış sabunla şampuanla, tertemiz yapmış, öpüyor seviyor, kucağına alıyor, ha bu köpek olsun, ha maymun olsun, diğer başka bir hayvan olsun, Aynı şey, ve Salih Aleyhisselam işte, hayvanlarında Bizler gibi Hakkı olduğunu, hukuku olduğunu savunan peygamber, ve dini de onun, hayvan hakları savunucusu dini, Bu din miymiş, Evet bu da Allah'ın dinlerinden bir din, senin din Algın ne kardeşim, işte böyle bir şey insanlığın İmar ve memur olması, yeryüzünü imar edip, ve içinde gezen memur olması için, Allah'ın gönderdiği ve öğrettiği bilgiler zincirine Biz Din diyoruz, yoksa Beş vakit namaz, bir ay oruc, Bunlar dinin sadece değişik versiyondaki anlatımları. biz onların ne olduğunu daha hala anlamamışiz. Ama her şeyin aşırısı na gidildiğinde ifrat ve tefrit oluyor işte hayvan haklarında da ifrada kaçılırsa, O zaman işte hani Ataların sözü vardır, <br />
<br />
"yüz verdik ayıya, geldi sıçtı halıya..." <br />
<br />
<br />
diye yani ifrata kaçmadan, aşırı gitmeden, onları sevmek, onlara ve hakkına hukukuna riayet edip, onların da dünyadaki zincirlerden bir zincir olduklarını bilip, onlara hayatlarını devam ettirmeleri, ve soylarını devam ettirmeleri hususunda, yardımcı olmak, hem sevap, hem de Din, Allah'ın dini, yani bize öğretisi demek, Onunla da sen cennetlere erebilirsin, zaten vaktimiz Cennet, bundan daha iyi cennetlere erebilirsin. <br />
bak o zamanalar köpeklere  kedilere, nereye kaka edeceği, belki öğretilmediydi, buda sebelerinden olabilir o hadisin, bu gün kedilere  kum döküyorsun bir kaba, o kedi ortaya etmiyor, öğreniyor, gidip o kuma ediyor kakasını.. velhasıl kelam.<br />
<br />
<br />
Hayvanlar manyak değil, öğrenebiliyorlar, hepsinin aklı var Allah'a şükür..<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam demiş ki Kuranı Kerim'de buyrulan:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (yeniden dirilt hayata getir beas öldükten sonra dirilmek ementüden hatirlayin). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA-129 ayet</span></span><br />
<br />
benim soyumdan öyle birini tekra diriltip gönder ki, insanları Zeki kılsın demiş, ve Evet onun soyundan Mehdi, işte dünyaya geldi, insanları o kadar zeki ve akıllı kılacak, ve insanların aklını uyandıracak ki, ve Mehdi İsa'dan, İsa Mehdi den, ve doğan çocuk konuşacak kadar akıllı olacak, aynen Hz isa gibi, ve isa Efendimiz Mehdi'nin çocuğu olduğu zaman, işte doğar doğmaz, Ben peygamberin diyecek kadar akıllı bir kimse, ve konuşabilecek kadar akıllı bir kimse, ermiş kimse, Yani o kadar sizi uyandıracak ki, doğan çocuklar konuşabilecek, artık şu anda yeni Çocuklar cep telefonu kullanabiliyor, o kadar akıllı, ufak çocuk, 3 yaşındaki çocuk,  cep telefonu kullanmasını biliyor, Şu anda televizyonda gördüm, maymunlar bile, Instagram'ı kullanıyormuş, işte mehdi sizi uyandırıp öyle hale getirecek ki, artık doğan çocuk konuşacak hale gelecek,  Allah kitap demeye başlayacak, ve bunlardan 2 tane örnek var, Birisi Muhammed Aleyhisselam, doğunca ümmeti ümmeti demiş, birisi de Hz isa, ben Allah'ın peygamberiyin demiş. burada peygamberden de daha mi üstün olduğunu iddia ediyor, Bu adam sapıtmış diyecekler, ama dedi ki, o tabanca öyle bir tabanca ki, o tabanca olmazsa, Muhammed de gelmez, İsa da gelmez, isa gelmezse Muhammed de gelmez, öyle olunca, sondan gelip de, ruh halinde iken gelip de, insan meryemden, bir çocuk doğurtan Ruh dedik, ve orada yazdık, bunu İsa efendimizin, neden ruhullah olduğunu da, o peygamberlerin ünvalarında, kısaca değindik, mesele budur yani, çünkü isa efendimizin ruhullah olması, Allah'ın ruhundan üfürmesi ile manasında değildir, oradaki mana, daha insan olmamış, yani gelecekteki bir insanın, yani Mehdi'nin o güne göre gelecekteki bir insan,  Mehdi  gelecekteki Mehdi'nin, daha ruh halinde iken,  insan bedenine girmemiş halinde, ruh halindeyken, getirilip de Meryem'e çocuk bahşetmesi, O yüzden de ruhtan doğan çocuk olmuş, isa Efendimiz, aynı şey, yine Muhammed Aleyhiselamın da aynı bu şekilde gelmesi, bu şekilde, bu halde gelmesi, yani o yüzden ruhullah, ruhtan doğan çocuk. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mayıs 2019 Çarşamba<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781823705370.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781823705370.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Din Nedir? Salih Aleyhisselamın Dini Nedir? Hayvan Haklarını Savunmak da Dinmidir</span></span><br />
<br />
Müslümanlık öyle günde 5 vakit namaz ile, 5'er dakikadan, 5 kere 5 = 25 Dakikasını Allah ayırmak ise, onu da zaten, şeytanın delik deşik ettiği 5 dakikalar. Ben namaza durmuşumdur, ama hiçbir zaman namazın içinde duramadım kalamadım, namazdan aklen beynen tefekkür ile çıkmışımdır, Çünkü namazın içinde namazdan çıkıyoruz, etin derdi, budun derdi, çarşının derdi, pazarın derdi,karının derdi , parannın derdi  derken, namazdan hep çıkmışımdır zaten, namazın içindeyken namazdan hep çıkmışımdır, duramamışımdır namazın içinde, eğer ki bu ise insanın Allah'a Müslümanlığı, günde 5 dakikadan 5 kere 5 etti 25, Hatta 2 dakikaya 1 dakikaya düşürdüğümüz namazlar ise, Allah'ımıza ayırdığımız zaman,Allahın bize ayırdığı 24 saatlerin yanında, bizim O na ayırdığımız zaman 5 yada iki dakiklar ise, buysa Müslümanlık, bununla Müslümanlık falan olamaz, Allah'ı hiç unutmayan, her baktığında,gördüğü her şeyde Allah'ı hatırlayan, Allah'ı düşünen, bunda Allah ne diyor diye düşünenlerle, o iki dakika namaz kildim sananlar ayni mi? Allah demek kalbinden, Dilinden hiç durmadan, Allah Allah demek de değil, onlar sadece saatin zembeleğini kurmak gibi  sadece, o 5 dakikalar, saatin zembereğinin kurmak gibi, Yoksa Allah aklından hiç çıkmayan la, sadece günde 5'er dakikasında yada, ikişer Dakikasını Allah için ayıran aynı mı? Aynı mı Sizce? bu mu Müslümanlık? delik deşik olmuş 5 dakika, var mı öyle müslümanlik. Allah aşkına bazen namazlarda bile, kılıyoruz amma dilimiz allah diyor amma, aklımıza hiç Allah gelmemiş, içinde Allah hiç akla gelmiş namazlar  kılıyoruz, bazen ve sadece Selam verip çıkıyorsun namazdan, ne Muhammed'i hatırladık, ne Allah'ı, Sübhaneke Elham diye okuduklarımız var ama, ne Allah hatırladık ne peygamberi, Bende de aynı şey, o 5 dakikaların benim  öyle Allah ile oluyor olsaydı, Namaz ile,  Ben zengin olurdum, yoksa Namaza giriyorum namazdan çıktığım bir oluyor zaten, girdiğimle  aklımın uçup namazdan çıktığı bir oluyor, kafa başka yerlerde. kimin namazı doğruymuş öyle, aklimda Allah tutsam bile zaten, Allah sana bir ömür versin sen 5 dakika, 5 dakikaya ayırabildin, ya neyapalim,  çok çok büyük iş yaptın, yani günde her vakit 5 dakika Allah'a yer verince, 25 dakika ile çok büyük marifet mi yaptın yani, Halbuki Allah baktığında da Allah, oturduğunda Allah, kalktığında  da Allah demek, değilki dilinden  Sübhanallah Elhamdülillah demek değil, yani Allah onda ne Hikmet ne Murat etmiş, onun farkına varabilmek, bir iyilik yapacaksan, gerektiginde o iyiliği yapabilmek, kızman gerektiği zamanda kızmandır, kızlabilmek, yardım gerektiği zaman, yardım edebilmek, bir şey bilmem gerekirse, bilebilmek, öğrenmen gerektiğinde, oturup öğrenebilmek, Yoksa bu 5 dakikalarınla, Müslüman filan olunmaz, oruçta böyle, 30 gün oruç tuttum Ne oldu, Ne oldu, oruç tuttuğunda, Dilini Mi Tuttun, Neyi tuttun, gözünü mü sakındın, gözünü sakınmak nedir zaten, gözünü sakın, hepsi Allah'ın değil mi, Hepsi Allah diyen, hepsi Allah ise la mevcuda illa hu, Allah'tan gayrı bir şey yoksa, baktığın da Allah, tuttuğun da Allah zaten, Allah bizi çıplak yaratmadımı, çıplaklık niye günah olsun, Adem ile Havva cennetten indiklerinde  elbiseleri üzerlerinden düştü deniyor, elbise yapacak neyi vardı Adem'in, ne yaptı da üstüne örttü, Ondan sonra yaprak üstünde durur mu, kimden sakıncak zaten, kim bakıyordu, kimden sakıncak, Dinozorlardan mı sakıncak, üstündeki çıplaklık Kime ayıp, Kime? ayıp ne, Hani burada çıplak olun, hepimiz çıplak eşekler gibi çatışırken üstümüze kıyamet kopsun demek değil bu, ama dini anlayış,  dini nasıl anladık Biz şimdiye kadar, şimdiye kadar biz din ne anladık, çıplaklığı Ne anladık, iyilik ne,  Ayıp ne, ayıp mı, yasak mi, haram mı, içki içme, cumartesi gün çalışma, domuzu yeme, zina etme, bunlardan Ne anladık, yaptırım uygulamak, bir devletin ve yetkili kurumların koydugu yasalarla olur, yasalarla yaptırım yapar ya, o yaptırima uymayana ceza Keser ki, o yaptırım hukuk olsun herkes işlesin o yaptırımi herkes yapsın. Allah'ın yaptırımları da, helaller ve haramlar, farzlar ve sünnetler şeklinde, sünnetleri peygamber koymuş zaten, kırmızıda geçmek yasak, tamam mı, onu anlatmıştık, ardından tırın freni bu kopmuş geliyorsa, kırmızıda geçebilirsen geç, kurtar kendini, yoksa tır ezecek, altına alacak seni. haramdan kasıt nedir, helalden kasıt nedir, namazdan kasıt nedir, insanlık öyle 5 dakikalarını Allah a ayırmak ile insan olunmaz, Müslüman olunmaz, delik deşik 5 dakikalar, kimin namazı delik deşik değil, bana birini göster çıkar, öyle sağlam namazı delik deşik değil olan. Kimmiş o, namazda Allah'ı düşündün, iyide Allah'ı  görmedik, neyini düşünceksiniz, Allah'ı görmüyoruz ki, neyini düşüneceğiz, yüzünü düşünelim, yüzünü görmedik ki, sesini düşünelim, sesini duymadık ki, elini Hatırlasan elini görmedik ki, gözünü hatırlayalım desek, gözünü görmedik, neyini hatırlayacağız da, namazda Allah ile birlikte olacağız, Allah ne o zaman, Allah kim, ne, gözmü, el mi, Değil mi, kulak mı, ses mi, ki namaza giriyoruz, girdiğimiz le birlikte namazdan çıkıyoruz, kafa başka yerlerde, Yani bunlar mı bizi Müslüman edecek, iyi insan edecek, dünyada Müslümanız, Halim  selim insan, elinden kolundan başkasına zarar gelmeyen insan, Yani bu 5 dakikalar mı yapacak bizi Salim kimse, Müslüman kimse, başkasına zarar vermeyen,  başkasının hukukuna girmeyen, hırsızlık etme ki başkasının malına el koyma, dedik işte hakkullah ünvani kime verilmiş, biz verdik  de, O ismi biz verdik, söyledik, bize göre güzel dedik, Salih Aleyhisselam'a bu isim çok güzel yakışıyor, Çünkü Devenin bile su içmeye Hakkı olduğunu savunan insan, yani hayvanların hakkını savunan adam. Deve bir hayvan, hayvan ama, o sudan Devenin de içmeye hakkı var diyerekten iddia eden bir adam, bu o devirde, yani o cahillerin devrinde, bu deveninde hakkı var diyen, ya  bu deve de haftanın 1 günü su içecek demiş, Bunu biz dinde, peygamberler tarihinde, bir dini olan, Salih peygamber oldugunu biliyoruz. Halbuki yaptığı bütün iş, hayvanlarında hakkı olduğunu savunmak, hayvanlar hakkını daha yeni öğreniyoruz, köpeğe tekme atan Bizim milletimiz, daha Salih Aleyhisselam'ın vaktini geçememiş, daha Salih liğe bile erememiş. lan köpeğe tekme atıyor, kediyi  öldürüyor, köpeğin evde yeri ve hakkı yok, kapının dışına koyuyor, Vay Muhammed demiş, köpek evde olmazmış<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
“Köpek, resim ve heykel bulunan eve melek girmez.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed-il Halk: 27; Müslim, Libas: 17)</span></span><br />
<br />
<br />
Halbuki <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span></span><br />
<br />
"Yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. 'Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış' deyip kuyuya indi. Pabucunu çıkanp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı. 'Ey Allah'ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?' diye sordular. 'Her ıslak ciğer sahibine yapılan iyilikten ötürü sevap vardır' buyurdu"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm: b. 41, hd. 153)</span></span><br />
<br />
daha Salih'i geçememiş insanlık, Salih'i Salih'i, ki Muhammed'e gelsin, Muhammed de, köpek eve girmez demiş olsun, yani hakkullah, hakkullah ne? Devenin de hakkı var demek, bu sadece deve ile sınırlı değil, hayvanlarında hakkı var senin hakkın olanlarda, hayvanlarında hakkı var demek. onların hakkını savunan adam, hayvan hakları kanunu çıkaran adam, Bugün daha yeni öğrendi bunları insanlık. Allah'ın  kaç  bin sene önce gönderdiği hayvan hakları yasasını, daha dün  öğrenebildik, hayvanların sevildiğini de mehdi sayesinde  o na baka baka  özendik de öğrendik. Halbuki Allah bunu bize, taaaa Salih Aleyhisselam döneminden beri bize anlattı, bize gönderdi, dedi bu  din dedi, din değil miymiş hayvanlara Saygılı olmak, Salihin dini din değilmiymiş, Allah Allah ya, bu gavur adeti lan, Biz gavur adeti diye biliyoruz, köpekleri onlar eve alıyorlar,  Allah'ın dini imiş  haaaa., inanamadin degilmi haala, hayvanlara Saygı Var mıymış, bunu bile bilemedi insanlar, bilemedide 15 dakikalık namaz ilemi bunlari bilebilcek gayri, bu delik deşik 5 dakika lar mı, bildircek,......<br />
<br />
Zamanımızın alimleri hemen itiraz edeceklerdir, peygamberimizin, köpek giren eve melek girmez hadisini İnkar etti, yalanladı diye. Hani eshab-ı Kehf kıssası anlatılırken, alimler anlatır ki, eshab-ı Kehf'in köpekleri Kıtmir, onları terk edip, onlardan ayrılmadı, ve mağaranın kapısında Kur'an'da geçtiği gibi beklediği için, o da cennete girecek diye anlatılır, rivayet edilir. Peki bunu bu hadisle kıyas ettiğimizde, Cennet temiz ve temiz olanların yeri değil mi, peki Cennete giren bir köpek var iken, senin ev Cennetten daha mı temiz, daha mı Pak  ki? senin eve köpek girmesin. Tamam hayvanların Hakkı da var dedik diye onları da tepemize çıkarmadık, Hak hukuk Her şey yerine göre.  ve şu sıralar bizim bahçedeki Karıncalar Mutfağa yol bulmuş, mutfağı taşınıyorlar, dün öğlenden kalan makarna yemeği vardı, Karnım acıktı, atıştırayım diye makarna tenceresine vardım, karıncanın bir tanesi içine girmiş, hem de kapak kapalıyken, o pis ayaklarıyla, her yerde dolaşıp geldiği ayaklarıyla, makarnanın içinde dolaşıp durur. Bu da onun hakkımı, incitmeyecek miyim ben o karıncayı, bir tencere makarnayı mundar etti,  Çünkü o minicik ayakları da olsa, yerlerde, mikrop olan yerlerde dolaşıp geliyor, ve onunla makarnanın içine girince, benim vücuduma, o taşıdığı Mikroplar da girmiş olacak, bu onun hakkı değil, Allah onlara kırntı lokmaları rızık olarak vermiş,  O bundan ileriye giderse, hakkını hukukunu aşmış olur. ama ben bir zamanlar vaazılarımın birisinde Demiştim ki, ben Pencerenin önüne ekmek kırıntıları döküyorum, ve Allah kuşlara ilham ediyor, Kuşlar gelip benim  pencerenin önündeki ekmek kırıntılarını alıp yiyorlar, ve bunu Facebook'tan attığımda, şiirci Ceyhun almış kabul edip iman etmiş ki, o zaman o da penceresinin Önüne Ekmek parçaları koymuş, Allahu Teala onun ekmek parçalarını da, oradaki bir martıya ilham edip, git senin rızkın Orada demiş, ve Bir Martı gelip yemeye başlamış, Ve bunu Ceyhun Facebook hesabından resimli paylaşıyordu, yazıyordu, ismini de o martının enayi koymuş, enayi geldi, beleş aldı gitti, yedi gitti falan diyordu, öldü mü artık, hala yaşıyor mu, hala muhabbetleri devam ediyor mu bilmiyorum, ama yani bizden öğrendiği bir hikmet ile, O da böyle bir sevaba girmişti, işte artık biz kendi lokmaları mızdan da hayvanlara veriyoruz zaten, Ama Allah'ın ayırdığı bir Hak hukuk var, Evet hakları var artık, ama onlarda cennette, vaktimiz Cennet vakti olduğu için, onlar da iyisini hak ediyorlar artık.<br />
ve Peygamberimiz neden köpek giren eve melek girmez demiş olsun, Evet hadis doğru, inkar etmiyorum, Ama, sebebi ne?  Çünkü Muhammed zamanı senin benim gibi halıfleksi yok Evinde, yerde hurma lifinden yapılmış Hasır var, haliflex olsa bile aynı, yani köpek sokaklarda, mikroplu veya temiz yerlerde dolaşıyor, ve ayakları çıplak ayak dolaşıyor, sen gibi ben gibi, Muhammed'in İpek seccadesi de yok, namaza durduğu zaman, yere seccadesini yazsın da, ağzı burnu mikrop kapmasın, yok ki,seccadesi, Vakit girdi  hasırın  üstünde namaza durdu.<br />
Ve eğer dışarıda mikroplu yerlerde dolaşan bir köpek gelip onun secde edeceği yere basar ise, ne olur, tabii ki Muhammed mikropları da biliyor, hasta olur, hastalık kapar, bu kendisi için de böyle, Ashabı içinde böyle, ve onları da aynı şeyi tavsiye edecek ki, mikrop kapmasın lar, değil mi? mesele bundan ibaret, yoksa bugün benim burada, Avusturya'da, bir komşum var, kış vakti gördüm, Hani kışın dışarılar ıslak ve yağmur çamurlu oluyor ya, işte köpeği var,  tazı cinsi bir köpek, onu gezdirip geliyor, evinin kapısının önü, benim Pencereden gözüküyor, Ve evine girmeden önce, paspas koymuş, köpek paspasa ayaklarını siliyor, öyle giriyor eve. akıllı köpek, öğrenmiş,  hayvanların hepsi Akıllı, deli değiller, anlayabiliyor lar, onlarla konuştuğun zaman, iletişime girebiliyorlar, ve demek istediğini anlıyorlar, nasıl öğretmiş ki bu kadın ona, ayaklarını silmesini, demek ki öğrenebiliyorlar. artık cennetteki köpekler öyle pis köpekler değil diyebiliriz, çünkü onları şampuanla yıkıyoruz, ama sokaklarda yine geziyorlar, aynı şey, yine üzerlerinde de bir bakteri cinsi olduğu, bize zarar verebilecek bir bakteri cinsi olduğu söyleniyor, Yani bir kurtçuk, ve o senin Namaz kıldğıın yerlere yatıp oturdu mu, senin burnundan ağzından İçeri girebilir, ve seni hasta edebilir, O yüzden Muhammed bunu demiş olabilir, fakat bugün Bizler seccade sahipleniriyiz, halı sahipleri, süpürge sahipleriyiz, evlerimiz temizleniyor, ve namaz kıldığımız zaman, namaz kılacağımız yere, ekstradan temiz bir seccade yazıp da, onun üzerinde namaz kılıyoruz, öyle hemen halının neresi müsait, oraya durup namaz kılmıyoruz, O yüzden, o tehlike şu anda biraz azaltılmış vaziyette, ve cennette, vaktimiz de, işte köpeklerde evlerde, Hatta yataklarına bile alanlar var, çünkü yıkamış sabunla şampuanla, tertemiz yapmış, öpüyor seviyor, kucağına alıyor, ha bu köpek olsun, ha maymun olsun, diğer başka bir hayvan olsun, Aynı şey, ve Salih Aleyhisselam işte, hayvanlarında Bizler gibi Hakkı olduğunu, hukuku olduğunu savunan peygamber, ve dini de onun, hayvan hakları savunucusu dini, Bu din miymiş, Evet bu da Allah'ın dinlerinden bir din, senin din Algın ne kardeşim, işte böyle bir şey insanlığın İmar ve memur olması, yeryüzünü imar edip, ve içinde gezen memur olması için, Allah'ın gönderdiği ve öğrettiği bilgiler zincirine Biz Din diyoruz, yoksa Beş vakit namaz, bir ay oruc, Bunlar dinin sadece değişik versiyondaki anlatımları. biz onların ne olduğunu daha hala anlamamışiz. Ama her şeyin aşırısı na gidildiğinde ifrat ve tefrit oluyor işte hayvan haklarında da ifrada kaçılırsa, O zaman işte hani Ataların sözü vardır, <br />
<br />
"yüz verdik ayıya, geldi sıçtı halıya..." <br />
<br />
<br />
diye yani ifrata kaçmadan, aşırı gitmeden, onları sevmek, onlara ve hakkına hukukuna riayet edip, onların da dünyadaki zincirlerden bir zincir olduklarını bilip, onlara hayatlarını devam ettirmeleri, ve soylarını devam ettirmeleri hususunda, yardımcı olmak, hem sevap, hem de Din, Allah'ın dini, yani bize öğretisi demek, Onunla da sen cennetlere erebilirsin, zaten vaktimiz Cennet, bundan daha iyi cennetlere erebilirsin. <br />
bak o zamanalar köpeklere  kedilere, nereye kaka edeceği, belki öğretilmediydi, buda sebelerinden olabilir o hadisin, bu gün kedilere  kum döküyorsun bir kaba, o kedi ortaya etmiyor, öğreniyor, gidip o kuma ediyor kakasını.. velhasıl kelam.<br />
<br />
<br />
Hayvanlar manyak değil, öğrenebiliyorlar, hepsinin aklı var Allah'a şükür..<br />
<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam demiş ki Kuranı Kerim'de buyrulan:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (yeniden dirilt hayata getir beas öldükten sonra dirilmek ementüden hatirlayin). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym BAKARA-129 ayet</span></span><br />
<br />
benim soyumdan öyle birini tekra diriltip gönder ki, insanları Zeki kılsın demiş, ve Evet onun soyundan Mehdi, işte dünyaya geldi, insanları o kadar zeki ve akıllı kılacak, ve insanların aklını uyandıracak ki, ve Mehdi İsa'dan, İsa Mehdi den, ve doğan çocuk konuşacak kadar akıllı olacak, aynen Hz isa gibi, ve isa Efendimiz Mehdi'nin çocuğu olduğu zaman, işte doğar doğmaz, Ben peygamberin diyecek kadar akıllı bir kimse, ve konuşabilecek kadar akıllı bir kimse, ermiş kimse, Yani o kadar sizi uyandıracak ki, doğan çocuklar konuşabilecek, artık şu anda yeni Çocuklar cep telefonu kullanabiliyor, o kadar akıllı, ufak çocuk, 3 yaşındaki çocuk,  cep telefonu kullanmasını biliyor, Şu anda televizyonda gördüm, maymunlar bile, Instagram'ı kullanıyormuş, işte mehdi sizi uyandırıp öyle hale getirecek ki, artık doğan çocuk konuşacak hale gelecek,  Allah kitap demeye başlayacak, ve bunlardan 2 tane örnek var, Birisi Muhammed Aleyhisselam, doğunca ümmeti ümmeti demiş, birisi de Hz isa, ben Allah'ın peygamberiyin demiş. burada peygamberden de daha mi üstün olduğunu iddia ediyor, Bu adam sapıtmış diyecekler, ama dedi ki, o tabanca öyle bir tabanca ki, o tabanca olmazsa, Muhammed de gelmez, İsa da gelmez, isa gelmezse Muhammed de gelmez, öyle olunca, sondan gelip de, ruh halinde iken gelip de, insan meryemden, bir çocuk doğurtan Ruh dedik, ve orada yazdık, bunu İsa efendimizin, neden ruhullah olduğunu da, o peygamberlerin ünvalarında, kısaca değindik, mesele budur yani, çünkü isa efendimizin ruhullah olması, Allah'ın ruhundan üfürmesi ile manasında değildir, oradaki mana, daha insan olmamış, yani gelecekteki bir insanın, yani Mehdi'nin o güne göre gelecekteki bir insan,  Mehdi  gelecekteki Mehdi'nin, daha ruh halinde iken,  insan bedenine girmemiş halinde, ruh halindeyken, getirilip de Meryem'e çocuk bahşetmesi, O yüzden de ruhtan doğan çocuk olmuş, isa Efendimiz, aynı şey, yine Muhammed Aleyhiselamın da aynı bu şekilde gelmesi, bu şekilde, bu halde gelmesi, yani o yüzden ruhullah, ruhtan doğan çocuk. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mayıs 2019 Çarşamba<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>