<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - Raşit Tunca Makaleleri]]></title>
		<link>https://tuncarasit.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - https://tuncarasit.com]]></description>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 05:25:53 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34678</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:53:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34678</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34677</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:50:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34677</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34676</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:48:39 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34676</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34675</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:11:43 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34675</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34649</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:59:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34649</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394276430.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394276430.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Merhaba Dostlar Ben Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Çok Eskiden Kuran hatmederken Kurandaki bu konuyla ilgili konuya rastladım 2 ayrı ayet ve dua gördüm bu konuda dikkatimi çeken : <br />
Kuranda böyle bir musibete düçar olan iki peygamber örnek verilir <br />
birincisi Hz ibrahim in karısı Sare den çocuğu olmaz, bu konudaki örnek Kıssa daki çözüm, ikisinin uyumlu olmaması sebebiyle ve, her nedense Sarede ki geçici bir kısırlık sebebiyle, çocukları olmaz ve, Sare annemiz kusurun kendinde olduğunu anlayınca, Hz ibahime  başka kadın alıp, soyunu devam ettirmesine, kendisi müsade eder ve, Hacer annemizi kendine ve ona eş yapar, ve tespiti doğrudur.<br />
<br />
Eş değiştirince, Hz. ibrahimin Hacer den ismail isminde bir çocuğu olur. Buna sebeb ise birinci olarak<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Hz ibrahimin Duasıdır, o dua  şu şekildedir<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamberimiz Rabbimize salih bir evlat sahibi olmak için aşağıdaki Âyeti Kerime ile dua etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi heb lî mines sâlihîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT-100. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.Sebeb ve Yöntem:</span></span> Kusurlu Eşi değiştirdi.<br />
<br />
Sonra ikisininde Rabblerine Teslim oluşlarından memnun olan Rabbimiz, Lut ümmetini helaka gönderdiği melekler ile, Sare annemizin kısırlığı, bir mucize olaraktan, o Meleklerce, veya Cebrail tarafından tedavi edildi ve, Rabbimiz Hz. ibrahime bir de ishak ı bağışladı yani Sare annemizinde bir çocuğu oldu sonunda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Tedavisi mümkün ise erkek veya kadının tedavı olması yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi iKiNCi ÖRNEK KARISI KISIR OLAN ZEKERiYA ALEYHiSSELAM</span></span><br />
<br />
Zekeriya Aleyhiiselam yaşlanmıştır, karısı doksan yaşına gelmiştir, ve hala çocukları olmamıştır, ve soyunun kesilmesinden korkan  Zekeriya Aleyhiiselam Rabbine şöyle niyaz eder :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ve hani Zekeriyya da Rabbine şöyle nidâ etmişti "Rabbim  beni yalnız bırakma, ve Sen varis yani mirascı bırakanların en hayırlısısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 89. ayet)</span> </span><br />
<br />
Daha sonrada şöyle niyaz ederek Rabbbinden bir evlat istemişti :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
</span><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء</span><br />
</span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbehu, kâle "rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, Rabbi inneke semîud duâi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN-38. ayet)</span></span><br />
<br />
ve Rabbimiz 90 yaşındaki kocakarı kadından, ihtyar adam olan Zekeriya Aleyhiiselam a Yahya isimli bir çocuk bağışladı ve, onunda yine kuranda Melek tedeavisi ile olduğu anlatılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekeriya  aleyhisselam a gelen meleklerin Çocuk Haberi vermesi hadisesi</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın Yahya İle Müjdelenmesi<br />
<br />
O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tanolan bir kelimeyi (isa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 39)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Allah buyurdu:)</span></span><br />
<br />
"Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım." Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır." Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (Çocuğun<br />
doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.- Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem Suresi, 7-15)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Zekeriya)</span></span><br />
"Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 41) </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi ÜÇÜNCÜ ÖRNEK MERYEM VE iSA ALEYHiSSELAM YÖNTEMi</span></span><br />
<br />
İmran'ın karısı, Mesih'in annesi İmran kızı Meryem'e hamile kalır. Karnındaki bebeği, doğurduğu zaman özgür kılınmış olarak mescide hizmet etmek üzere adar. O, karnındaki bebeğin erkek olduğunu sanır. Çocuğu doğurup kız olduğunu anlayınca üzülür, iç geçirir. Sonra ona, "hizmet eden kadın" anlamına gelen "Meryem" adını verir. Meryem doğmadan önce babası ölür. Annesi onu mescide getirir ve kâhinlere teslim eder. Hz. Zekeriya da aralarındadır. Onun sorumluluğunu yüklenme hususunda birbirleriyle tartışırlar. Sonunda kura çekme hususunda anlaşırlar. Kura amacıyla oklar çektiklerinde kura Zekeriya'ya çıkar. Bunun üzerine Zekeriya onun sorumluluğunu üstlenir. Erişkinlik çağına gelince, onu diğer kâhinlerden ayıracak şekilde araya bir perde çekerler. Meryem bu özel bölmede Allah'a ibadet ederdi. Sadece Zekeriya yanına girebilirdi. Zekeriya mihrapta onun yanına girdiği her seferinde yanında bir rızk bulurdu. Zekeriya; "Bunlar sana nereden geldi ey Meryem?" diye sorardı. O da; "Allah katından. Allah dilediğine hesapsız rızk verir." cevabını verirdi. Meryem (s.a) doğru sözlüydü. Allah tarafından günahlardan korunmuştu, masumeydi. Tertemizdi, arınmış ve seçilmişti. Meleklerin konuştuğu bir muhaddesti. Melekler ona; "Allah seni seçti ve arındırdı." demişlerdi. O, Rabbine gönülden boyun eğendi ve Allah'ın âlemlere olan ayetlerindendi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 35-44; Meryem, 16; Enbiya, 91; Tahrim, 12)</span></span><br />
<br />
O, kendisine ayrılan özel bölmesinde bulunduğu bir sırada yüce Allah ona Ruh'u (Cebrail) gönderdi. Ruh ona normal bir insan olarak göründü. Ruh, Allah tarafından kendisine elçi olarak gönderildiğini ve görevinin Allah'ın izniyle ona babasız olarak bir çocuk bahşetmek olduğunu söyledi. Çocuğunun göstereceği göz kamaştırıcı mucizeleri müjdeledi. Yüce Allah'ın, onun oğlunu Ruhul Kudüs'le destekleyeceğini, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini, yüce Allah'ın apaçık ayetler desteğinde onu İsrailoğullarına elçi olarak göndereceğini haber verdi. Onun misyonunu ve kıssasını anlattı. Sonra Ruh ona üfledi. Böylece normal bir şekilde gebe kalan bir kadın gibi çocuğuna gebe kaldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 45-51)</span></span><br />
<br />
Sonra Meryem, onunla ıssız bir yere çekildi. Doğum sancıları onu bir hurma dalına doğru sürükledi. "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." dedi. Altından bir ses ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin ayağının altında bir ark akıtmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüverir. Ye, iç gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ona; "Ben Rahman olan Allah'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." de. Böylece onu taşı(Zeker) kavmine geldi." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 20-27) </span></span><br />
<br />
Meryem'in İsa'ya hamile kalması, onu doğurması, İsa'nın konuşması ve diğer varoluşsal özellikleri diğer insanlardan farklı değildi.<br />
Kavmi onu bu halde görünce, onu kınamaya, ayıplamaya başladılar. Çünkü karşılarında gördükleri manzara, bir kadının kocasız olarak gebe kalıp bir çocuk doğurmuş olmasıydı. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşılacak bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz bir kadın değildi." Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?!" Çocuk şunları söyledi: "Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm sürece, bana namazı ve zekatı vasiyet etti; anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimdedir doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 27-33)</span></span><br />
<br />
Hz. İsa'nın henüz beşikteyken yaptığı bu konuşma, ileride zulme ve azgınlığa karşı gerçekleştireceği hareketin, Musa'nın (a.s) şeriatını yeniden canlandırıp pekiştireceğinin, silikleşen kavramları yenileyeceğinin ve hakkında ihtilafa düştükleri ayetleri onlara açıklayacağının bir ön işareti, parlak bir haykırışı niteliğindeydi.<br />
Sonra İsa (a.s) büyüdü, delikanlılık çağına geldi. O ve annesi, herkes gibi yiyip içiyorlardı. Yaşadıkları sürece diğer insanlarda bulunan varoluşsal arazlar, özellikler onlarda da vardı.<br />
Sonra Hz. İsa'ya İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere risalet, peygamberlik verildi. O da bu misyonu yüklenir yüklenmez, onları tevhit dinine davet etti. Şöyle diyordu: "Ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah'ın izniyle bir kuş oluverir. Allah'ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarınızı size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Şu halde O'na ibadet edin."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4.Sebeb ve Yöntem:</span></span>Yani buradaki Hz. Meryem ve isa yöntemi ise Hz Mehdinin şu andaki kulllandığı Rabbimin ona  özel bahşettiği çocuk yampa yöntemi yani.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 5 Ocak 2020 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan Makalesi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394276430.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394276430.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısırlığı Gidermek ve Çocuk Yapmak için izlenecek Yöntemler - Bir Karoglan Makalesi</span></span><br />
<br />
Merhaba Dostlar Ben Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Çok Eskiden Kuran hatmederken Kurandaki bu konuyla ilgili konuya rastladım 2 ayrı ayet ve dua gördüm bu konuda dikkatimi çeken : <br />
Kuranda böyle bir musibete düçar olan iki peygamber örnek verilir <br />
birincisi Hz ibrahim in karısı Sare den çocuğu olmaz, bu konudaki örnek Kıssa daki çözüm, ikisinin uyumlu olmaması sebebiyle ve, her nedense Sarede ki geçici bir kısırlık sebebiyle, çocukları olmaz ve, Sare annemiz kusurun kendinde olduğunu anlayınca, Hz ibahime  başka kadın alıp, soyunu devam ettirmesine, kendisi müsade eder ve, Hacer annemizi kendine ve ona eş yapar, ve tespiti doğrudur.<br />
<br />
Eş değiştirince, Hz. ibrahimin Hacer den ismail isminde bir çocuğu olur. Buna sebeb ise birinci olarak<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">1.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Hz ibrahimin Duasıdır, o dua  şu şekildedir<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamberimiz Rabbimize salih bir evlat sahibi olmak için aşağıdaki Âyeti Kerime ile dua etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rabbi heb lî mines sâlihîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym SAFFAT-100. ayet)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.Sebeb ve Yöntem:</span></span> Kusurlu Eşi değiştirdi.<br />
<br />
Sonra ikisininde Rabblerine Teslim oluşlarından memnun olan Rabbimiz, Lut ümmetini helaka gönderdiği melekler ile, Sare annemizin kısırlığı, bir mucize olaraktan, o Meleklerce, veya Cebrail tarafından tedavi edildi ve, Rabbimiz Hz. ibrahime bir de ishak ı bağışladı yani Sare annemizinde bir çocuğu oldu sonunda.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">3.Sebeb ve Yöntem:</span> </span>Tedavisi mümkün ise erkek veya kadının tedavı olması yani.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi iKiNCi ÖRNEK KARISI KISIR OLAN ZEKERiYA ALEYHiSSELAM</span></span><br />
<br />
Zekeriya Aleyhiiselam yaşlanmıştır, karısı doksan yaşına gelmiştir, ve hala çocukları olmamıştır, ve soyunun kesilmesinden korkan  Zekeriya Aleyhiiselam Rabbine şöyle niyaz eder :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><br />
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ<br />
</span></span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ve hani Zekeriyya da Rabbine şöyle nidâ etmişti "Rabbim  beni yalnız bırakma, ve Sen varis yani mirascı bırakanların en hayırlısısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ENBİYÂ Suresi 89. ayet)</span> </span><br />
<br />
Daha sonrada şöyle niyaz ederek Rabbbinden bir evlat istemişti :<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
</span><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِن لَّدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاء</span><br />
</span><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Hunâlike deâ zekeriyyâ rabbehu, kâle "rabbi heblî min ledunke zurriyyeten tayyibeten, Rabbi inneke semîud duâi."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN-38. ayet)</span></span><br />
<br />
ve Rabbimiz 90 yaşındaki kocakarı kadından, ihtyar adam olan Zekeriya Aleyhiiselam a Yahya isimli bir çocuk bağışladı ve, onunda yine kuranda Melek tedeavisi ile olduğu anlatılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zekeriya  aleyhisselam a gelen meleklerin Çocuk Haberi vermesi hadisesi</span></span><br />
<br />
Hz. Zekeriyya’nın Yahya İle Müjdelenmesi<br />
<br />
O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tanolan bir kelimeyi (isa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 39)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Allah buyurdu:)</span></span><br />
<br />
"Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız." Dedi ki: "Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım." (Ona gelen melek:) "işte böyle" dedi. "Rabbin dedi ki: - Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım." Dedi ki: "Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." Dedi ki: "Senin alametin, sapasağlam iken, üç tam gece insanlarla konuşmamandır." Böylelikle (Zekeriya) mescidten kavminin karşısına çıkıp onlara (şu anlamları) işaret etti: "Sabah akşam tesbih edin." (Çocuğun<br />
doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:) "Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik. Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik (de verdik). O, çok takva sahibi biriydi.- Ana ve babasına itaatkardı ve isyan eden bir zorba değildi. Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem Suresi, 7-15)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Zekeriya)</span></span><br />
"Rabbim, bana bir alamet (ayet) ver." dedi. "Sana alamet, işaretleşme dışında, insanlarla üç gün konuşmamandır. Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O’nu tesbih et." dedi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Al-i İmran Suresi, 41) </span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KURANDAKi ÜÇÜNCÜ ÖRNEK MERYEM VE iSA ALEYHiSSELAM YÖNTEMi</span></span><br />
<br />
İmran'ın karısı, Mesih'in annesi İmran kızı Meryem'e hamile kalır. Karnındaki bebeği, doğurduğu zaman özgür kılınmış olarak mescide hizmet etmek üzere adar. O, karnındaki bebeğin erkek olduğunu sanır. Çocuğu doğurup kız olduğunu anlayınca üzülür, iç geçirir. Sonra ona, "hizmet eden kadın" anlamına gelen "Meryem" adını verir. Meryem doğmadan önce babası ölür. Annesi onu mescide getirir ve kâhinlere teslim eder. Hz. Zekeriya da aralarındadır. Onun sorumluluğunu yüklenme hususunda birbirleriyle tartışırlar. Sonunda kura çekme hususunda anlaşırlar. Kura amacıyla oklar çektiklerinde kura Zekeriya'ya çıkar. Bunun üzerine Zekeriya onun sorumluluğunu üstlenir. Erişkinlik çağına gelince, onu diğer kâhinlerden ayıracak şekilde araya bir perde çekerler. Meryem bu özel bölmede Allah'a ibadet ederdi. Sadece Zekeriya yanına girebilirdi. Zekeriya mihrapta onun yanına girdiği her seferinde yanında bir rızk bulurdu. Zekeriya; "Bunlar sana nereden geldi ey Meryem?" diye sorardı. O da; "Allah katından. Allah dilediğine hesapsız rızk verir." cevabını verirdi. Meryem (s.a) doğru sözlüydü. Allah tarafından günahlardan korunmuştu, masumeydi. Tertemizdi, arınmış ve seçilmişti. Meleklerin konuştuğu bir muhaddesti. Melekler ona; "Allah seni seçti ve arındırdı." demişlerdi. O, Rabbine gönülden boyun eğendi ve Allah'ın âlemlere olan ayetlerindendi. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 35-44; Meryem, 16; Enbiya, 91; Tahrim, 12)</span></span><br />
<br />
O, kendisine ayrılan özel bölmesinde bulunduğu bir sırada yüce Allah ona Ruh'u (Cebrail) gönderdi. Ruh ona normal bir insan olarak göründü. Ruh, Allah tarafından kendisine elçi olarak gönderildiğini ve görevinin Allah'ın izniyle ona babasız olarak bir çocuk bahşetmek olduğunu söyledi. Çocuğunun göstereceği göz kamaştırıcı mucizeleri müjdeledi. Yüce Allah'ın, onun oğlunu Ruhul Kudüs'le destekleyeceğini, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğreteceğini, yüce Allah'ın apaçık ayetler desteğinde onu İsrailoğullarına elçi olarak göndereceğini haber verdi. Onun misyonunu ve kıssasını anlattı. Sonra Ruh ona üfledi. Böylece normal bir şekilde gebe kalan bir kadın gibi çocuğuna gebe kaldı. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Âl-i İmrân, 45-51)</span></span><br />
<br />
Sonra Meryem, onunla ıssız bir yere çekildi. Doğum sancıları onu bir hurma dalına doğru sürükledi. "Keşke bundan önce ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim." dedi. Altından bir ses ona şöyle seslendi: "Üzülme, Rabbin senin ayağının altında bir ark akıtmıştır. Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüverir. Ye, iç gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen, ona; "Ben Rahman olan Allah'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım." de. Böylece onu taşı(Zeker) kavmine geldi." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 20-27) </span></span><br />
<br />
Meryem'in İsa'ya hamile kalması, onu doğurması, İsa'nın konuşması ve diğer varoluşsal özellikleri diğer insanlardan farklı değildi.<br />
Kavmi onu bu halde görünce, onu kınamaya, ayıplamaya başladılar. Çünkü karşılarında gördükleri manzara, bir kadının kocasız olarak gebe kalıp bir çocuk doğurmuş olmasıydı. Dediler ki: "Ey Meryem, sen gerçekten şaşılacak bir iş yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz bir kadın değildi." Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. Dediler ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?!" Çocuk şunları söyledi: "Şüphesiz ben, Allah'ın kuluyum. Allah bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm sürece, bana namazı ve zekatı vasiyet etti; anneme itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimdedir doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Meryem, 27-33)</span></span><br />
<br />
Hz. İsa'nın henüz beşikteyken yaptığı bu konuşma, ileride zulme ve azgınlığa karşı gerçekleştireceği hareketin, Musa'nın (a.s) şeriatını yeniden canlandırıp pekiştireceğinin, silikleşen kavramları yenileyeceğinin ve hakkında ihtilafa düştükleri ayetleri onlara açıklayacağının bir ön işareti, parlak bir haykırışı niteliğindeydi.<br />
Sonra İsa (a.s) büyüdü, delikanlılık çağına geldi. O ve annesi, herkes gibi yiyip içiyorlardı. Yaşadıkları sürece diğer insanlarda bulunan varoluşsal arazlar, özellikler onlarda da vardı.<br />
Sonra Hz. İsa'ya İsrailoğullarına tebliğ etmek üzere risalet, peygamberlik verildi. O da bu misyonu yüklenir yüklenmez, onları tevhit dinine davet etti. Şöyle diyordu: "Ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben sizin için kuş şeklinde çamurdan bir şey yapar, sonra onun içine üflerim ve o Allah'ın izniyle bir kuş oluverir. Allah'ın izniyle doğuştan körü, alacalıyı iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Yediklerinizi ve evlerinizde depoladıklarınızı size haber veririm. Bunda sizin için bir ayet vardır. Hiç kuşkusuz, Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Şu halde O'na ibadet edin."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">4.Sebeb ve Yöntem:</span></span>Yani buradaki Hz. Meryem ve isa yöntemi ise Hz Mehdinin şu andaki kulllandığı Rabbimin ona  özel bahşettiği çocuk yampa yöntemi yani.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 5 Ocak 2020 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan Makalesi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karoglan Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34648</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:55:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34648</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393981990.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393981990.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Nasıl Kesilir? Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Kurban kesiliriken birinci dikkat edilecek husus kesilecek hayvanın eziyet çekmemesini sağlamaktır bunun için İslama Uygun Kurban Nasıl Kesilir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
<br />
Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, Önce diz boyu çukur kazılır ve keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur.  Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür, Boğazı çukurun kenarına getirilir. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, sol  arka ayağı ortaya gelecek ve ön iki ayaklarda iki kenara gelcek şekilde ayaklar birleştirilip bu üçü bağlanır, ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394070080.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394070080.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnni veccehtu vechiye lillezi fatares semavati vel arda hanifen ve ma ene minel muşrikin." <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Enâm Suresi, 79)</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ <br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin." <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Enâm Suresi, 162)</span></span><br />
<br />
Bu ayetlerden sonra, 3 defa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd."</span></span> şeklinde tekbir getirillir ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allahü Ekber"</span></span>  denilerek Besmele çektikten sonra,dikkat sadece besmele değil tekbirli besemele yani "Bismillâhi Allahü Ekber" denir, başka dünya kelamı etmeden ve, başka iş  ile meşgul olmadan, hemen hazırlanan keskin bıçak, hayvanın boynuna çalınır. Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.<br />
<br />
Hayvanın boğazında yemek borusu, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu iki damar ve yemek borusu, nefes borusu bir anda kesilmelidir. ve gırtlağın arka tarafında, normal omurulik kemiklerinden farklı, ve biraz büyük, ve ortasında içe açılan bir delik bulunan, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GIRTLAK kemiği</span></span> vardır. Omuriliğin ve onun içinden, sinir teli geçer ki, beyine, ayaklar ve diğer organların hareketini sağlayan, sinyalleri ileten, sinir teli, yani ilik veya mundarilik. Ve son işlem olaraktan, bu kemiğin delik yerinden, o mundarilik kesilerekten,  mundariliğin yukarı ile yani beyin ile bağlantısı koparılır ki, hayvanın alt kısımları ve organları keslirken ve derisi yüzülürken, o organlar ve derisi, beyine sinyal yollayıpta, acı çekmesin diye, baglantı koparılır, aynen elektrik tesisatındaki, ana sigorta veya şartelin kapatılması gibi, veya bilgisayrarın netzwerk kablosunun fişten çekilirekten internet bağlantsının kesilmesi gibi. Böylece hayvan yüzülürken ve parçalanırken, acı sinyalleri beyne gitmez, ve hayvan acı çekmez. Çünkü kurbanın yüzüldükten sonra en son kafası ayrılır, Yoksa hayvan her bir bıçak darbesini hisseder.<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394041930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394041930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ölüm, insan müdahalesi olmadan kişinin hayatının sona ermesidir. ölüm, Allah indinden Azrail vasıtasıyla gerçekleştirilir. Allah, «De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin ölümü hayatın sonudur</span></span><br />
<br />
Delilleri: İnsan hayatı mevcudiyet ve ademiyet olarak beyin ile irtibatlıdır. Fukaha, kesilen hayvanın hareket etmesini onun tam anlamıyla hayata sahip olduğunu gösteren bir delil olarak itibara almaz. Bu meseleyi konunun uzmanlarına (ehli zikr) sormak gerekir. Tabipler beyin ölümünün nihai ölüm anlamına geldiğini söylemektedirler. Ruh bedene beyin vasıtasıyla hükmeder. Eğer beyindeki en önemli kısım olan beyin sapı fonksiyonunu kaybederse ruhun beden üzerindeki kontrolü sona erer, ruh bedenden çıkar ve Azrail ruhu kabzeder.<br />
<br />
Ölüm anı ve ölüm sonrasında yaşananlarla ilgili sürdürülen çalışmalar dahilinde de vücudun verdiği tepkiler gözlemlendi. Ortaya çıkan sonuçsa pek çok kişiyi ürküttü..[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öldükten sonra neler oluyor?</span></span><br />
<br />
ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia ölümden sonra beynin çalışmaya devam ettiğini söyledi.<br />
<br />
Ölümden sonra hayat var mı? sorusunu gündeme getiren olay Kanada'da yaşanmıştı. Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Açıklanamayan vakada, hastanın ölmesinden sonra beyin aktivitesi 10 dakika boyunca kaydedilmişti.<br />
<br />
Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Ölümden sonra beynin çalıştığını iddia eden bir diğer bilgi de ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia'dan geldi. Dr. Parnia'ya göre ölümden sonra beyin çalışmaya devam ediyor.<br />
Dr. Parnia, "Beyin öldükten sonra da çalışmaya devam ediyor, insanlar öldüklerinin farkında oluyorlar" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
Bir kişinin bilincinin öldükten sonra da devam ettiğini keşfeden uzmanlar, kalbi duran yani teknik olarak ölen sonra yeniden canlandırılan 330 hastadan 140'ı üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi.<br />
Araştırmaya göre; bu kişilerin yüzde 39'unun kalbi durduktan sonra bilinçlerinin bir dereceye kadar açık olduğu belirtildi.<br />
Kalbi yeniden çalıştırılan bu kişiler bir süre etraflarında olan biteni görüyor, duyuyor ve sağlık görevlilerinin kendisi için 'öldü' dediğini dahi işitebiliyor.<br />
Kalp durduğunda beyne kan gitmiyor ve beyin sapı refleksleri de ortadan kalkıyor.<br />
Beynin korteks adı verilen, şuurdan ve beş duyu ile elde edilen bilgilerin işlenmesinden sorumlu olan kısmı da kalp durduktan sonraki 2-20 saniye hiçbir aktivite göstermiyor yani beyin dalgaları ortadan kalkıyor.<br />
<br />
Beyin hücrelerinde ölümle sonuçlanacak olan bir dizi değişiklikler başlıyor ama beynin tamamen ölmesi kalp durduktan birkaç saat sonra gerçekleşiyor.[2]<br />
<br />
işte bu yüzden,  hayvan ölsede, beyni daha iki üç saat haala aktif durumda, ve sinirlerdeki bağlantı kopmayınca da, vücudun diğer organlarındaki acı hissi, haala beyne iletilmeye devam etmekde. çünkü evdeki elektrik hattı sökülmedikce, veya bağlantı kesilmedikce, veya ana sigorta veya şartelin kapatılması ile ancak bağlantı kesilir, yoksa hattın ucundaki bir cihazın yada lambanın bozulması, elektriğin o cihaza kadar iletilmediğinin alameti değildir, hat sadece o bozuk cihazda kesilmiştir, diğer heryerde nasıl elektrik akımı ve fonksiyon devam ettiği gibi, yani mutfak lambası defekt olup patlayınca, oturma odasındaki lambada yanmıyor değil, yada mutfaktaki elektrikli fırın calışmıyor değil, değilmi? aynen böyle, hayvanın boğazının, ve nefes borusunun, ve damarlarının kesilmesi ilede, beyin hemen ölmez, sinirler yani kablolar sabit olduğu müdetce, işte beyine sinyaller gitmeye devam eder, o yüzden mundarilik, yani kemiklerin içinden geçen sinir sistemi teli yada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">biyolojik elektrik kablosu</span> </span>(mundar ilik) kesilerekten, hayvanın yüzülürken acıyı hissetmemesi sağlanmlıdır. Çünkü dini edeb ve usulde, Kurban edilen hayvanın kafası, bedeninden, en son koparılmalıdır. Zaten o yüzden dışarda kendi ölmüş bir hayvana bizler mundar deriz, ve o et yenmez, mundardır,  mundar et yenmez, haramdır deriz, çünkü onun mundar iliği kesilmediği için, mundar olmuştur. Ve eğer tüfekle vurulan bir ördeği, köpek tutup gelse bile, daha can çıkmadan, hemen avcının işte besmele ve tekbir ile boğazını koparması gerekir, işte zaten hayvanlarda, o resimdeki gösterdiğim, mundar iligini kesebilcek deliği olan kemik, ancak ehil ve eti yenen hayvanlarda mevcuttur, ve domuz gibi hepten mundar hayvanlarda zaten mevcutta değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI YAPILAN SAYFALAR</span></span><br />
<br />
[1] gercekhayat<br />
[2] mynet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 06 Ağustos 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393981990.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393981990.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Nasıl Kesilir? Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Kurban kesiliriken birinci dikkat edilecek husus kesilecek hayvanın eziyet çekmemesini sağlamaktır bunun için İslama Uygun Kurban Nasıl Kesilir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Usulü ile Kurban Nasıl Kesilir?</span></span><br />
<br />
Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, Önce diz boyu çukur kazılır ve keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur.  Kurbanın gözleri tülbentle bağlanır. Boğa, tosun gibi büyük baş hayvanların kolay kesilebilmesi için çengele asılması caizdir. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür, Boğazı çukurun kenarına getirilir. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, sol  arka ayağı ortaya gelecek ve ön iki ayaklarda iki kenara gelcek şekilde ayaklar birleştirilip bu üçü bağlanır, ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394070080.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394070080.jpeg]" class="mycode_img" /><br />
<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ<br />
<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnni veccehtu vechiye lillezi fatares semavati vel arda hanifen ve ma ene minel muşrikin." <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Enâm Suresi, 79)</span></span></span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ <br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
"İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi`l-âlemin." <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Enâm Suresi, 162)</span></span><br />
<br />
Bu ayetlerden sonra, 3 defa <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd."</span></span> şeklinde tekbir getirillir ve <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bismillâhi Allahü Ekber"</span></span>  denilerek Besmele çektikten sonra,dikkat sadece besmele değil tekbirli besemele yani "Bismillâhi Allahü Ekber" denir, başka dünya kelamı etmeden ve, başka iş  ile meşgul olmadan, hemen hazırlanan keskin bıçak, hayvanın boynuna çalınır. Besmele unutulursa zararı olmaz. Kasten Besmelesiz kesmek haramdır.<br />
<br />
Hayvanın boğazında yemek borusu, nefes borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu iki damar ve yemek borusu, nefes borusu bir anda kesilmelidir. ve gırtlağın arka tarafında, normal omurulik kemiklerinden farklı, ve biraz büyük, ve ortasında içe açılan bir delik bulunan, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GIRTLAK kemiği</span></span> vardır. Omuriliğin ve onun içinden, sinir teli geçer ki, beyine, ayaklar ve diğer organların hareketini sağlayan, sinyalleri ileten, sinir teli, yani ilik veya mundarilik. Ve son işlem olaraktan, bu kemiğin delik yerinden, o mundarilik kesilerekten,  mundariliğin yukarı ile yani beyin ile bağlantısı koparılır ki, hayvanın alt kısımları ve organları keslirken ve derisi yüzülürken, o organlar ve derisi, beyine sinyal yollayıpta, acı çekmesin diye, baglantı koparılır, aynen elektrik tesisatındaki, ana sigorta veya şartelin kapatılması gibi, veya bilgisayrarın netzwerk kablosunun fişten çekilirekten internet bağlantsının kesilmesi gibi. Böylece hayvan yüzülürken ve parçalanırken, acı sinyalleri beyne gitmez, ve hayvan acı çekmez. Çünkü kurbanın yüzüldükten sonra en son kafası ayrılır, Yoksa hayvan her bir bıçak darbesini hisseder.<br />
<br />
<img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780394041930.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780394041930.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
Ölüm, insan müdahalesi olmadan kişinin hayatının sona ermesidir. ölüm, Allah indinden Azrail vasıtasıyla gerçekleştirilir. Allah, «De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyin ölümü hayatın sonudur</span></span><br />
<br />
Delilleri: İnsan hayatı mevcudiyet ve ademiyet olarak beyin ile irtibatlıdır. Fukaha, kesilen hayvanın hareket etmesini onun tam anlamıyla hayata sahip olduğunu gösteren bir delil olarak itibara almaz. Bu meseleyi konunun uzmanlarına (ehli zikr) sormak gerekir. Tabipler beyin ölümünün nihai ölüm anlamına geldiğini söylemektedirler. Ruh bedene beyin vasıtasıyla hükmeder. Eğer beyindeki en önemli kısım olan beyin sapı fonksiyonunu kaybederse ruhun beden üzerindeki kontrolü sona erer, ruh bedenden çıkar ve Azrail ruhu kabzeder.<br />
<br />
Ölüm anı ve ölüm sonrasında yaşananlarla ilgili sürdürülen çalışmalar dahilinde de vücudun verdiği tepkiler gözlemlendi. Ortaya çıkan sonuçsa pek çok kişiyi ürküttü..[1]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Öldükten sonra neler oluyor?</span></span><br />
<br />
ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia ölümden sonra beynin çalışmaya devam ettiğini söyledi.<br />
<br />
Ölümden sonra hayat var mı? sorusunu gündeme getiren olay Kanada'da yaşanmıştı. Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Açıklanamayan vakada, hastanın ölmesinden sonra beyin aktivitesi 10 dakika boyunca kaydedilmişti.<br />
<br />
Böylece doktorlar, insanların beyinlerinin klinik olarak öldükten sonra da çalışmaya devam edebileceğine dair bilimsel kanıtlar bulmuştu.<br />
<br />
Ölümden sonra beynin çalıştığını iddia eden bir diğer bilgi de ABD'de Langone Tıp Fakültesi Yoğun Bakım ve Reanimasyon Bölümü Başkanı Dr. Sam Parnia'dan geldi. Dr. Parnia'ya göre ölümden sonra beyin çalışmaya devam ediyor.<br />
Dr. Parnia, "Beyin öldükten sonra da çalışmaya devam ediyor, insanlar öldüklerinin farkında oluyorlar" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
Bir kişinin bilincinin öldükten sonra da devam ettiğini keşfeden uzmanlar, kalbi duran yani teknik olarak ölen sonra yeniden canlandırılan 330 hastadan 140'ı üzerinde bir araştırma gerçekleştirdi.<br />
Araştırmaya göre; bu kişilerin yüzde 39'unun kalbi durduktan sonra bilinçlerinin bir dereceye kadar açık olduğu belirtildi.<br />
Kalbi yeniden çalıştırılan bu kişiler bir süre etraflarında olan biteni görüyor, duyuyor ve sağlık görevlilerinin kendisi için 'öldü' dediğini dahi işitebiliyor.<br />
Kalp durduğunda beyne kan gitmiyor ve beyin sapı refleksleri de ortadan kalkıyor.<br />
Beynin korteks adı verilen, şuurdan ve beş duyu ile elde edilen bilgilerin işlenmesinden sorumlu olan kısmı da kalp durduktan sonraki 2-20 saniye hiçbir aktivite göstermiyor yani beyin dalgaları ortadan kalkıyor.<br />
<br />
Beyin hücrelerinde ölümle sonuçlanacak olan bir dizi değişiklikler başlıyor ama beynin tamamen ölmesi kalp durduktan birkaç saat sonra gerçekleşiyor.[2]<br />
<br />
işte bu yüzden,  hayvan ölsede, beyni daha iki üç saat haala aktif durumda, ve sinirlerdeki bağlantı kopmayınca da, vücudun diğer organlarındaki acı hissi, haala beyne iletilmeye devam etmekde. çünkü evdeki elektrik hattı sökülmedikce, veya bağlantı kesilmedikce, veya ana sigorta veya şartelin kapatılması ile ancak bağlantı kesilir, yoksa hattın ucundaki bir cihazın yada lambanın bozulması, elektriğin o cihaza kadar iletilmediğinin alameti değildir, hat sadece o bozuk cihazda kesilmiştir, diğer heryerde nasıl elektrik akımı ve fonksiyon devam ettiği gibi, yani mutfak lambası defekt olup patlayınca, oturma odasındaki lambada yanmıyor değil, yada mutfaktaki elektrikli fırın calışmıyor değil, değilmi? aynen böyle, hayvanın boğazının, ve nefes borusunun, ve damarlarının kesilmesi ilede, beyin hemen ölmez, sinirler yani kablolar sabit olduğu müdetce, işte beyine sinyaller gitmeye devam eder, o yüzden mundarilik, yani kemiklerin içinden geçen sinir sistemi teli yada <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">biyolojik elektrik kablosu</span> </span>(mundar ilik) kesilerekten, hayvanın yüzülürken acıyı hissetmemesi sağlanmlıdır. Çünkü dini edeb ve usulde, Kurban edilen hayvanın kafası, bedeninden, en son koparılmalıdır. Zaten o yüzden dışarda kendi ölmüş bir hayvana bizler mundar deriz, ve o et yenmez, mundardır,  mundar et yenmez, haramdır deriz, çünkü onun mundar iliği kesilmediği için, mundar olmuştur. Ve eğer tüfekle vurulan bir ördeği, köpek tutup gelse bile, daha can çıkmadan, hemen avcının işte besmele ve tekbir ile boğazını koparması gerekir, işte zaten hayvanlarda, o resimdeki gösterdiğim, mundar iligini kesebilcek deliği olan kemik, ancak ehil ve eti yenen hayvanlarda mevcuttur, ve domuz gibi hepten mundar hayvanlarda zaten mevcutta değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTI YAPILAN SAYFALAR</span></span><br />
<br />
[1] gercekhayat<br />
[2] mynet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 06 Ağustos 2019 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Digital Para "Bitcoin Meselesi"]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34647</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:48:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34647</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393667010.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393667010.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi, aynı T. E. başkanlık sistemi gibi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yine, bunun ön ayaklarımdan birisi de T.E. siyaseti. yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span></span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Digital Para</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.<br />
<br />
Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.<br />
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 04.11.2019<br />
Original Kar © glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780393667010.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780393667010.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Bitcoin Meselesi" Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi, aynı T. E. başkanlık sistemi gibi, sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span></span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span></span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
</span></span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span></span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yine, bunun ön ayaklarımdan birisi de T.E. siyaseti. yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span></span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Digital Para</span></span><br />
<br />
Geçen haftalarda dedik ki, burası artık Cennet ve, burada Ateş azaldı, her şeyi Biz Dalga ile yapıyoruz dalga da neydi 1 frekans ve Yani bir ve sıfırlar halinde bir program ve yazılım ile biz resim video ses renk her şey yapabiliyoruz.<br />
<br />
Yine bir ve sıfırlar ile elektrik 1 ve 0 lardan oluşur dedik ve mikrodalga fırın var Ateş yakmadan bir ve sıfırlar ile bir şey pişirebiliyoruz fırınlar elektrikli fırınlar, Yine elektrik ile, Yani yine iyi iyon hareketi ile ateş yakmadan fırın gibi kullanabiliyoruz, Hatta buzdolabı yerine kullanıyoruz, Bu sefer donduruyoruz istediklerimizi muhafaza ediyoruz, saklamak istediğimiz şeyleri. Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere ve, şu anda sistem para olaraktan da dijital e geçmek üzere. Zaten bu, ilk defa Banka havalesi yapıldığı zaman, dijital, yani Bir nevi Hani konvansiyonel makineler deniliyor ya, Yani daha dijital paranın ilk altyapısıydı o. Çünkü Mesela ben İstanbul'dan Almanya Frankfurt a para havale ettiğim zaman, ben havale ettiğim parayı, İstanbul'daki bir bankaya yada, postaneye yatırıyordum, ve alacak adam da frankfurttaki postaneden parayı alıyordu. ve para öyle otobüse yüklenipte Frankfurt'a kadar götürülüp, orada benim verdiğim para, verilmiyordu. havale gerçekleştiğinde, Bendeki parayı İstanbul'daki Banka alıyordu, Verecek parayı da, frankfurt'taki banka veriyordu, ama onların kendi aralarındaki parayı tutmaları ayrı sistem, Ama para dijital olaraktan hareket etmiş oluyordu, bu konvansiyonel sistem, daha bu dijital e geçmeden önceki ilk yapı, ana yapıydı bu. Artık günümüzde banka memuru bile olmadan bankomatlar internet ile ödeme yapabiliyoruz, hiç nakit taşımadan, bankamızdaki para ile ödeme yapıp, alışveriş edebiliyoruz. Ne oldu? zaten biz dijital paraya geçmişiz zaten, para dijital halde, ama işte Bitcoin denen sistem ile bunu tek elle bindirmek istiyorlar ve tek bir şartele bindirmek istiyorlar, yanlış olan bu, bizim kabul etmediğimiz mesele bu. Tek kimsenin tekelinde ve şarteline bağlı olamaz. ama dijital para güzel bir şey, zaten dijital para kullanıyoruz şu anda biz. Bankomat ile ödeme yapan bir adam, zaten dijital para kullanıyor. Bunun daha ilerisi ne ki işte Hollanda veya Danimarka artık nakit parayı kaldırdı ya da Belçika bunlardan birisi. Artık orada nakit geçerli değil ve, eğer sen onlardan biri olup da, onlar bizi dijitale geçmeden önce, paranı çekipte, Ben nakit kullanacağım diye bütün paranı kağıda çevirdi mi sen, ondan sonra onlar sistemi değiştirip, Dijitala geçtiyse, ve sen yaşlı bir adamısın, ven senden sonra gelen çocukların, Senin o kağıt paraları bulsalar, ve sonra götürseler ki bankaya, bizde bu kadar para var deseler, o paranın kaydı yok artık, kaydı olmayan bir para, dijital sisteme giremez, Siz bu parayı nereden aldınız diyecekler, biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler, bunu sisteme sokamayız,böyle bir para yok derler. yani o zaman ne olmuş oldu, o senin dediğin Mesele yani, o hadisdeki hazinedarin geri almamasi olayi, yani böyle de olabilir. Yakında o da olacak güzel arkadaşım. yani eğer şu anki sistemde dijitalleşmeyi kabul etmezsek ve, biz nakit kullanacağız diyen, ben gibi eski kafalardan birisiysen, Yarın o parayı geri vermek istersen de, paran geçerli olmayacak, böyle tehlike var, Ama şu anki ikinci tehlike. Para birisinin tekeline ve, şarteline geçerse para, yine senin paran olduğu halde, seni blokladılar mı! seni parasız, pulsuz, Atsız, arabasız, enerjisiz bırakabilirler, aç ve susuz bırakabilirler, çünkü para Tekeli, tek bir kimsenin elinde olacak ne kadar kötü.<br />
Yanlış olan bu, doğru olan dijitali kullanmak, aynı bir ve sıfırlar ile parayı havale ediyoruz, bankomat ne yapıyor 1 ve 0 lar ile ödeme yapıyor, Öyle olunca zaten dijital para gündemde, aynı şeyi 3 defa tekrar ettim farkında mısınız. Ve eğer sistem dijitalin manasını hakikatini anlar ise, altının bir kıymeti yok ki, altın bir metal idi, belli bir paranın karşılığı idi oda zaten. o yenmez içilmez, metal, Parayı biz dijital olaraktan saklaya bildiğimiz zaman, koruyabildiğimiz zaman, altına ne hacet, altını ancak işte, bilgisayarlardaki çiplerde kullanırız, ya da, iyi iletim yapması gereken aletler de, iletken kablo olaraktan kullanırız. yoksa metea ve değeri yok, Gümüş de aynı şekilde, Dün 1 ay çalışıyorduk, bize 10 tane kağıt veriyorlardı, bugün çalışacağız bize, 10 tane şifre verecekler, bir ve sıfırlarlardan oluşan mesela 10 tane şifre verecekler, aynı şey, ha Kağıt, ha bir ve sıfırlarlardan oluşan bir şifre, Ama dedim ya, bu birinin tekeline girerse kötü, şu anki kullandığımız haliyle kötü değil, bundan daha ilerisi düşünüldüğünde de kötü değil, Bu meselede bu şekilde.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 04.11.2019<br />
Original Kar © glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34646</link>
			<pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:37:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34646</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780392913030.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780392913030.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları</span></span><br />
<br />
Öncelikle bilinmelidir ki, bu Ünvanlar,  o peygamberlerin, mizac ve güzel ahlak, ve, Allah ile olan münasebetleri sebebiyle, insanlar tarafından onlara verilmiştir. Yoksa Allahu Teala Kuranda, Böyle ünvanlar ile onlara hitab etmemiştir. Kuran'da Allahu Teala nın, Hz. Musa a.s ile konuştuğu bildirilmekle birlikte, doğrudan Kelimullah "Kelimullah= Allah ile konuşan" deyimi  Kuran da kullanılmaz. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de Miraç sırasında Allah ile konuşmuştur, fakat ona Kelimullah demeyiz, Muhammed aleyhisselama <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habibullah</span> deriz, ve birde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasulallah veya Rasulullah</span> denir ki, ve bu kuranda Fetih suresinde, peygamberimize böyle bir hitap vardır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Muhammedun rasulullah</span>, vellezine meahu eşiddau alel kuffari ruhamau beynehum terahum rukkean succeden yebtegune fadlen minallahi ve rıdvanen<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Muhammed, Allah'ın Resul'üdür. Onunla beraber olanlar, gerçeği yalanlayan nankörlere karşı sert, birbirlerine çok merhametlidirler. Onları; rüku ederken*, secde ederken* ve Allah'tan bağışlanma ve hoşnutluk isterlerken görürsün.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym Fetih Suresi 29. Ayetten pasaj</span><br />
<br />
Kelimei Tevhid, yani birleme cümlesi, iki cümleden oluşur<br />
<br />
"La ilahe illallah, Muhammedün Rasulallah"<br />
<br />
"La ilahe illallah"  Allah ı birlemekdir "Muhammedün Rasulallah" da peygamerimizi hem birlemek, hemde aidiyatını belirtmek, hemde  Allah katında rütbesi ve lakabının ne olduğunu belirtir.<br />
<br />
Bazi alimler, sadece altı peygamberi Ülülazim Peygamberler olarak nitelendirip, bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür diyerek, Bunlara Ülülazm Peygamberler denir demişler.  Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam Hepsinden üstündür diye biliriz bizler.ki hadis olup olmadığı hususunda ihtilah olan bir ravyet ile Cenabı Mevla<br />
<br />
""Levlâke levlâke Lema halaktül eflâk"<br />
<br />
"Sen olmasaydın,sen olmasaydın,  ey Habîbim, Ben âlemi felekleri (kâinatı) yaratmazdım"<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu hadis-i kudsînin kaynakları:</span></span> Bu hadis-i kudsî, Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615 Suyutînin El-Leâlil-Masnûa; Aliyyü-Kârînin El-Esrârul-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhüş-Şifâ; Şevkânînin El-Fevâidül-Mecmûa; Hâfız Aclunînin Keşfül-Hafâ; Muhammed Said Zalûlün Tahkîk; İmam-ı Nevevînin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır. <br />
<br />
Diğer yandan Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine almışlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Cabir anlatıyor:</span></span><br />
<br />
    “Ey Allah’ın Rasulü! Anam-babam sana feda olsun, Allah’ın her şeyden önce ilk yarattığı şeyi bana söyler misiniz?” diye sordum. Şöyle buyurdu,<br />
<br />
    “Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş/cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı."<br />
<br />
    "Allah mahlukları yaratmak istediği vakit, bu nuru dört parçaya ayırdı. Birinci parçasından kalemi, ikinci parçasından Levh’i (Levh-i mahfuz), üçüncü parçasından Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı ayrıca dört parçaya böldü: Birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan Kürsi’yi, üçüncü parçadan diğer melekleri yarattı. Dördüncü kısmı tekrar dört parçaya böldü: Birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan cennet ve cehennemi yarattı. Sonra dördüncü parçayı yine dörde böldü: Birinci parçadan müminlerin basiret nurunu/iman şuurunu, ikinci parçadan -marifetullahtan ibaret olan- kalplerinin nurunu, üçüncü parçadan tevhitten ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedu’rrasulüllah nurunu) yarattı.” <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">( İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Kastalanî, Mevahibü'l-Ledünniye: 1/6; Krş. Aclunî, I/262-6)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsîde:</span></span><br />
<br />
    "Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım, buyurdu." buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> (Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ülülazim Peygamberlere verilen unvanlar Şunlardır:</span></span><br />
<br />
Muhammed aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Habibullah</span> denir.Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halilullah</span></span> denir. Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü  O nun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir sevgi yoktu hatta evladını bile o nun uğrunda kesmeye yatırmıştı, ateşe atıldığında da ben sadece ondan yardım dilerim demişti. <br />
<br />
Musa aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kelimullah</span></span> denir. Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir.<br />
<br />
İsa aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ruhullah</span></span> denir. İsa aleyhisselam için kullanılan ruhullah , Allah’ın ruhundan üfleyerek O nu babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır. <br />
 <br />
Âdem aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safiyullah</span></span> denir. Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş, bilhassa kafasını da kudret elimle halkettim rivayetleri vardır, Safiyullah saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir.<br />
<br />
Nuh aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neciyullah</span> </span>denir. Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır ve birde <br />
o bin seneye yakın zamanındaki insanları Allah ın yoluna çağırmış, ancak kabul eden çok az kimse olmuş ve peygamberi yalanlayıp  onu deli  sayıp onunla alay etmeleri sebebiyle onlardan bezip, Rabbimize "bu zalim topluluktan, kurtar beni" diye niyaz ve dua ettiği için,  ve yine alttaki ayette geçen "Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar"  diyen olaraktan,  Yine neccini duasının sahibi olan kimse olaraktan, ümmetin ve insanlığın kurtarıcısı manasındadır, o lakabı işte birde.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh (a.s) Allah’u Teala’ya şöyle dua ve niyazda bulunmuştur:</span></span><br />
<br />
Rabbi inne kavmi kezzebün. Feftah beyni ve beynehüm fethan ve neccini ve men meıye minel mü’miniyn.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MANASI:</span></span><br />
<br />
“Rabbim! Hakiketen kavmin beni tekzip etti. Benile onların arasındaki hükmü sen ver de beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar.”<br />
<br />
Rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’u Teala Nuh (a.s)’ın bu duaları üzerine şöyle buyurdu:</span></span><br />
<br />
“And olsun ki Nuh bize dua etmişti de ne güzel icabet ve kabul eylemiştik. Biz hem onu, hem ehlini sıkıntıdan kurtardık.”<br />
<br />
“Biz azimüşşan onu da, beraberinde olanları da o dolu yüklü geminin içinde selamete erdirdik. Sonra arkalarından arta kalanları da suda boğduk.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 117, 118,  119, 120. Ayetler</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
neccinî ve men maiye minel mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 118. Ayet</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuranda ki, Neccini duası edenlerin duaları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Kasas Suresi 21. Ayette Musa yumruk vurdugu adam kaza ile ölünce, oradan kaçmadan önce dedi ki<br />
<br />
رَبِّ نَجِّنِى مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
<br />
<br />
Şuarâ Suresi 118. Ayette Nuh aleyhisselam da dediki<br />
<br />
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
<br />
Mâide Suresi 25. Ayette  yine Musa denizi yardiginda dedi ki <br />
<br />
فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ <br />
<br />
Musanin kavmide dedi ki Yûnus Suresi 86. Ayette<br />
<br />
<br />
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ <br />
<br />
<br />
Firavun’un Karısı: Âsiye de Tahrîm Suresi 11. Ayette dedi ki<br />
<br />
وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
<br />
Ve bizde bunlara bakaraktan, ve bazı peygamberlerin bazı hasssas durumlarına bakaraktan, şu lakab ve ünvanların, onlara  daha çok yakıştığına  karar kıldık. ve her peygambere iman (Kelime-i Tevhid cümlesi), o peygamerin durumu ile ve lakabi ile ve tevhid kelimesi  ile meydana geldiği için, bunları da şöyle sıraladık :<br />
<br />
La ilahe illallah, Cebrail Vahyullah (Vahyi getirip götüren melek olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Adem Safiyullah (Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş  saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir)<br />
La ilahe illallah, Habil Mezruallah (ilk çiftcilik yapan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Kabil Meşyullah (ilk hayvancılık ve besicilik yapan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Habil Mazlumullah (ilk zulme uğrayan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Kabil Katilullah (ilk Katil olan insan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, idris Terziyyullah (ilk Terzi olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Nuh Neciyyullah (Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır )<br />
La ilahe illallah,ilyas Cennetullah(Cennte girip bir dah çıkmadığı için)<br />
La ilahe illallah, Hızır Hayyullah (Ölmeyen, hep diri kalan, ölümsüzlük suyundan içen adam olduğu için)<br />
La ilahe illallah,Salih Haggullah(Hayvanlardan olan Deve ninde, insanlar gibi, Allahin suyundan içmeye hakkı olduğunu savunduğu için)<br />
La ilahe illallah, Hud Mahfuzallah (Taş fırtınasından, Kendisi ve ahalisini, etraffına çizdiği bir daire bir çizgi ile, Allah ın onları  koruduğu  için, Satürn Meselesi) <br />
La ilahe illallah, Zülkarneyn Setrullah (Yecüc mecuc ile aramıza set veya sütre çeken olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Şaya Femullah (Allahu Teala, bir seferinde, insanlara onun  ağzından hitap ettiği  için)<br />
La ilahe illallah, Elyesa Nasrullah(Allah onu bir peygambere yardımcı olarak zanı nasrani olrak tayin etmiştir onun için)<br />
La ilahe illallah, Üzeyir Müheyminulllah (Allah onun ölüleri nasıl diriltiyorsun sorusuna karşılık onu  Eşeğini öldürüp 300 sene sonra tekrar diriltmiş müheymin etmiştirde ondan dolayı)<br />
La ilahe illallah, Eyyub Marizallah ( Büyük bir bela olan hastalığa tutulduğu için)<br />
La ilahe illallah, Lokman Şifaullah veya Hekimullah (ilk Doktor, ve neyin, neye iyi geldiğini bilen, o olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Yunus Tevkifullah veya Tevfikullah<br />
(Allah ın Yunus peygamberi cezalandırıp, bir yunusun balığının  karnında hapsettiği için, yani tevkif ettiği için)<br />
La ilahe illallah, Yuşa Refikullah (Musaya  Hızır ile yolculuğunda ona refakat eden olduğu  için)<br />
La ilahe illallah, ibrahim halilullah (Allahü teâlânın dostu demektir)<br />
La ilahe illallah, ismail Zebhullah (ilk Kurbanlık olduğu için)<br />
La ilahe illallah, ishak Mucizallah (Kısır olan Sareye sonradan ibrahimin duasi sebebiyle, sonradan mucizevi melek tedavisi sebebiyle verildiği için)<br />
La ilahe illallah, Lut Mağdurallah yahut Hicretulllah (ülkesinden, ardına  bile bakmadan çıkarıldığı için)<br />
La ilahe illallah, Yakub Hasretullah (Yusufuna hasretinden katarakt olana kadar agladığı  için)<br />
La ilahe illallah, Yusuf Cemalullah veya Cemilallah veya Ruyetullah (Güzel yüzlü ve rüya yorumcusu olduğu  için)<br />
La ilahe illallah, Bünyamin Merhametullah (Yusufu öldürmeyelimde kuyuya atalım, belki biri gelir çıkarır da kurtulur  dediği için)<br />
La ilahe illallah, Davud Yedullah (ilk defa elleriyle, demirin nasıl işlenip yararlı hale getirilceği ilmi, ona öğretildiği için, Demir elinde hamur olurdu diye rivayetler var)<br />
La ilahe illallah, Süleyman Malikullah veya Hakimullah (Dünyadaki, insanların, hayvanların, Cinlerin ve Şeytanların Hükümdari olduğu, ve verdiği hükümlerde de isabetli kararlar verdiği için)<br />
La ilahe illallah, Şuayb Raillah (Allah ın ona,  geçimlik olaraktan Çobanlık mesleğini verdiği için, Hz musanın denizi yardığı (Asa-ı Musa) Aasaa sıda onun çobanlık Aasa sıdır ) <br />
La ilahe illallah, Harun Tercümanullah (Musanın dili pepe veya peltek olduğu için, onun dediklerini, firavuna ve başkalarına  tercüme eden olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Musa Kelimullah (Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, irmiya Mekrullah (Doğru olan bir hile ile imtihan olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Zekeriya ve Yahya Şehidullah (Zalimlerce hunharca kesilerekten Şehid edildikleri için)<br />
La ilahe illallah, Meryem iffetullah (Namuslu olmasına rağmen hamile kaldığı için, isaya rab ve tanrı denilir, Tanrı doğurabilcek kadar iffetli olan olduğu için Immaculata)  <br />
La ilahe illallah, isa Ruhullah (Allah O nu Kutsal ruhundan, yani  O nu, babasız değıl amma, daha dünyaya gelmemiş bir ruh halindeki Babadan meydana getirdiği kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Muhammed Rasulallah veya Habiballah (Allahın elçisi ve peygamberi ve sevdiği kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ebu Bekir Sadıgullah (Peygamerimize sadık bir dost olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ömer Adlullah (Adaleti yerine getirmek için, kendi çocuğuna bile acımayan olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Osman Hayaullah (Çok Terbiyeli bir kimse, meleklerin bile ondan utandığı kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ali Esedullah (Korkusuz bir yiğit olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Hasan vel Hüseyin Reyhanullah (Peygamerimizin, onlar benim, cennetteki, iki reyhanım, iki kokum dediği için)<br />
La ilahe illallah, Fatma Ümmiyyullah ( O na biz müslümanlar, hep annemiz diye hitap ettiğimiz, ve hatta peygamerimizin bile, annecikveya "Baabasının Annesi" diye hitap ettiği için, Hani bizlerde meşhur olmuştur Sevince annem diye yavrumuza hitab ederiz)<br />
La ilahe illallah, Mehdi Hidayetullah (insanlara yolun doğrusunu gösteren olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Halid bin Velid  Seyfullah (müslümanada, kafirede, Allah ın yenilmeyen  kılıcı olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Talha bin Ubeydullah (Uhud savaşında Hz. Resûlullahı korumak uğrunda müşriklerden gelen  oklara ellerini siper eden Hz. Talha iki elini kaybetmiş ve Peygamberimizde  Ona Allahın iki eli veya kolu manasında Ubeydullah lakabını verdiği için)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym Bakara 285. ayet</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 28 Nisan 2019 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1780392913030.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1780392913030.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları</span></span><br />
<br />
Öncelikle bilinmelidir ki, bu Ünvanlar,  o peygamberlerin, mizac ve güzel ahlak, ve, Allah ile olan münasebetleri sebebiyle, insanlar tarafından onlara verilmiştir. Yoksa Allahu Teala Kuranda, Böyle ünvanlar ile onlara hitab etmemiştir. Kuran'da Allahu Teala nın, Hz. Musa a.s ile konuştuğu bildirilmekle birlikte, doğrudan Kelimullah "Kelimullah= Allah ile konuşan" deyimi  Kuran da kullanılmaz. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de Miraç sırasında Allah ile konuşmuştur, fakat ona Kelimullah demeyiz, Muhammed aleyhisselama <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habibullah</span> deriz, ve birde <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasulallah veya Rasulullah</span> denir ki, ve bu kuranda Fetih suresinde, peygamberimize böyle bir hitap vardır. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِۜ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُٓ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَٓاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًاۘ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Muhammedun rasulullah</span>, vellezine meahu eşiddau alel kuffari ruhamau beynehum terahum rukkean succeden yebtegune fadlen minallahi ve rıdvanen<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Muhammed, Allah'ın Resul'üdür. Onunla beraber olanlar, gerçeği yalanlayan nankörlere karşı sert, birbirlerine çok merhametlidirler. Onları; rüku ederken*, secde ederken* ve Allah'tan bağışlanma ve hoşnutluk isterlerken görürsün.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym Fetih Suresi 29. Ayetten pasaj</span><br />
<br />
Kelimei Tevhid, yani birleme cümlesi, iki cümleden oluşur<br />
<br />
"La ilahe illallah, Muhammedün Rasulallah"<br />
<br />
"La ilahe illallah"  Allah ı birlemekdir "Muhammedün Rasulallah" da peygamerimizi hem birlemek, hemde aidiyatını belirtmek, hemde  Allah katında rütbesi ve lakabının ne olduğunu belirtir.<br />
<br />
Bazi alimler, sadece altı peygamberi Ülülazim Peygamberler olarak nitelendirip, bu altı Peygamber, diğer Peygamberlerden daha üstündür diyerek, Bunlara Ülülazm Peygamberler denir demişler.  Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam Hepsinden üstündür diye biliriz bizler.ki hadis olup olmadığı hususunda ihtilah olan bir ravyet ile Cenabı Mevla<br />
<br />
""Levlâke levlâke Lema halaktül eflâk"<br />
<br />
"Sen olmasaydın,sen olmasaydın,  ey Habîbim, Ben âlemi felekleri (kâinatı) yaratmazdım"<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu hadis-i kudsînin kaynakları:</span></span> Bu hadis-i kudsî, Acluni, II: 164; Hakim el Müstedrek, II: 615 Suyutînin El-Leâlil-Masnûa; Aliyyü-Kârînin El-Esrârul-Merfûa ve diğer bir eseri olan Şerhüş-Şifâ; Şevkânînin El-Fevâidül-Mecmûa; Hâfız Aclunînin Keşfül-Hafâ; Muhammed Said Zalûlün Tahkîk; İmam-ı Nevevînin El-Ezkâr adlı eserlerinde kayıtlıdır. <br />
<br />
Diğer yandan Mevlânâ Câmî, Ahmed-i Cezerî, Mevlânâ Hâlid, İmam-ı Rabbânî, Bedîüzzaman Said Nursî gibi nice İslâm âlimleri bu hadis-i kudsîyi eserlerine almışlar.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Cabir anlatıyor:</span></span><br />
<br />
    “Ey Allah’ın Rasulü! Anam-babam sana feda olsun, Allah’ın her şeyden önce ilk yarattığı şeyi bana söyler misiniz?” diye sordum. Şöyle buyurdu,<br />
<br />
    “Ey Cabir! Her şeyden önce Allah’ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur. O nur, Allah’ın kudretiyle onun dilediği yerlerde dolaşıp duruyordu. O vakit daha hiçbir şey yoktu. Ne Levh, ne kalem, ne cennet, ne ateş/cehennem vardı. Ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne cin ve ne de insan vardı."<br />
<br />
    "Allah mahlukları yaratmak istediği vakit, bu nuru dört parçaya ayırdı. Birinci parçasından kalemi, ikinci parçasından Levh’i (Levh-i mahfuz), üçüncü parçasından Arş’ı yarattı. Dördüncü parçayı ayrıca dört parçaya böldü: Birinci parçadan Hamele-i Arşı (Arşın taşıyıcılarını), ikinci parçadan Kürsi’yi, üçüncü parçadan diğer melekleri yarattı. Dördüncü kısmı tekrar dört parçaya böldü: Birinci parçadan gökleri, ikinci parçadan yerleri, üçüncü parçadan cennet ve cehennemi yarattı. Sonra dördüncü parçayı yine dörde böldü: Birinci parçadan müminlerin basiret nurunu/iman şuurunu, ikinci parçadan -marifetullahtan ibaret olan- kalplerinin nurunu, üçüncü parçadan tevhitten ibaret olan ünsiyet nurunu (La ilahe illallah Muhammedu’rrasulüllah nurunu) yarattı.” <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">( İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Kastalanî, Mevahibü'l-Ledünniye: 1/6; Krş. Aclunî, I/262-6)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsîde:</span></span><br />
<br />
    "Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım, buyurdu." buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"> (Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ülülazim Peygamberlere verilen unvanlar Şunlardır:</span></span><br />
<br />
Muhammed aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Habibullah</span> denir.Allahü teâlânın sevgilisi demektir. Çünkü en çok Onu seviyordu. Kâinatı Onun için yarattı.<br />
<br />
İbrahim aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halilullah</span></span> denir. Allahü teâlânın dostu demektir. Çünkü  O nun kalbinde, Allahü teâlânın sevgisinden başka, hiçbir sevgi yoktu hatta evladını bile o nun uğrunda kesmeye yatırmıştı, ateşe atıldığında da ben sadece ondan yardım dilerim demişti. <br />
<br />
Musa aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kelimullah</span></span> denir. Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse demektir. Kelim, kendisine söz söylenen, kendisiyle konuşulan demektir.<br />
<br />
İsa aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ruhullah</span></span> denir. İsa aleyhisselam için kullanılan ruhullah , Allah’ın ruhundan üfleyerek O nu babasız meydana getirdiği kimse anlamındadır. <br />
 <br />
Âdem aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safiyullah</span></span> denir. Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş, bilhassa kafasını da kudret elimle halkettim rivayetleri vardır, Safiyullah saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir.<br />
<br />
Nuh aleyhisselama <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neciyullah</span> </span>denir. Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır ve birde <br />
o bin seneye yakın zamanındaki insanları Allah ın yoluna çağırmış, ancak kabul eden çok az kimse olmuş ve peygamberi yalanlayıp  onu deli  sayıp onunla alay etmeleri sebebiyle onlardan bezip, Rabbimize "bu zalim topluluktan, kurtar beni" diye niyaz ve dua ettiği için,  ve yine alttaki ayette geçen "Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar"  diyen olaraktan,  Yine neccini duasının sahibi olan kimse olaraktan, ümmetin ve insanlığın kurtarıcısı manasındadır, o lakabı işte birde.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nuh (a.s) Allah’u Teala’ya şöyle dua ve niyazda bulunmuştur:</span></span><br />
<br />
Rabbi inne kavmi kezzebün. Feftah beyni ve beynehüm fethan ve neccini ve men meıye minel mü’miniyn.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MANASI:</span></span><br />
<br />
“Rabbim! Hakiketen kavmin beni tekzip etti. Benile onların arasındaki hükmü sen ver de beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar.”<br />
<br />
Rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara.<br />
<br />
“Ey Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden yurt tutan hiçbir kimse bırakma.”<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’u Teala Nuh (a.s)’ın bu duaları üzerine şöyle buyurdu:</span></span><br />
<br />
“And olsun ki Nuh bize dua etmişti de ne güzel icabet ve kabul eylemiştik. Biz hem onu, hem ehlini sıkıntıdan kurtardık.”<br />
<br />
“Biz azimüşşan onu da, beraberinde olanları da o dolu yüklü geminin içinde selamete erdirdik. Sonra arkalarından arta kalanları da suda boğduk.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 117, 118,  119, 120. Ayetler</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
neccinî ve men maiye minel mu’minîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Beni ve benimle birlikte olan mü’minleri kurtar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym Şuarâ Suresi 118. Ayet</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuranda ki, Neccini duası edenlerin duaları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
Kasas Suresi 21. Ayette Musa yumruk vurdugu adam kaza ile ölünce, oradan kaçmadan önce dedi ki<br />
<br />
رَبِّ نَجِّنِى مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ<br />
<br />
<br />
Şuarâ Suresi 118. Ayette Nuh aleyhisselam da dediki<br />
<br />
وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ<br />
<br />
<br />
Mâide Suresi 25. Ayette  yine Musa denizi yardiginda dedi ki <br />
<br />
فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ <br />
<br />
Musanin kavmide dedi ki Yûnus Suresi 86. Ayette<br />
<br />
<br />
وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ <br />
<br />
<br />
Firavun’un Karısı: Âsiye de Tahrîm Suresi 11. Ayette dedi ki<br />
<br />
وَنَجِّنِي مِنْ فِرْعَوْنَ وَعَمَلِهِ وَنَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ<br />
<br />
<br />
Ve bizde bunlara bakaraktan, ve bazı peygamberlerin bazı hasssas durumlarına bakaraktan, şu lakab ve ünvanların, onlara  daha çok yakıştığına  karar kıldık. ve her peygambere iman (Kelime-i Tevhid cümlesi), o peygamerin durumu ile ve lakabi ile ve tevhid kelimesi  ile meydana geldiği için, bunları da şöyle sıraladık :<br />
<br />
La ilahe illallah, Cebrail Vahyullah (Vahyi getirip götüren melek olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Adem Safiyullah (Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş  saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir)<br />
La ilahe illallah, Habil Mezruallah (ilk çiftcilik yapan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Kabil Meşyullah (ilk hayvancılık ve besicilik yapan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Habil Mazlumullah (ilk zulme uğrayan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Kabil Katilullah (ilk Katil olan insan olduğu için) <br />
La ilahe illallah, idris Terziyyullah (ilk Terzi olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Nuh Neciyyullah (Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır )<br />
La ilahe illallah,ilyas Cennetullah(Cennte girip bir dah çıkmadığı için)<br />
La ilahe illallah, Hızır Hayyullah (Ölmeyen, hep diri kalan, ölümsüzlük suyundan içen adam olduğu için)<br />
La ilahe illallah,Salih Haggullah(Hayvanlardan olan Deve ninde, insanlar gibi, Allahin suyundan içmeye hakkı olduğunu savunduğu için)<br />
La ilahe illallah, Hud Mahfuzallah (Taş fırtınasından, Kendisi ve ahalisini, etraffına çizdiği bir daire bir çizgi ile, Allah ın onları  koruduğu  için, Satürn Meselesi) <br />
La ilahe illallah, Zülkarneyn Setrullah (Yecüc mecuc ile aramıza set veya sütre çeken olduğu için) <br />
La ilahe illallah, Şaya Femullah (Allahu Teala, bir seferinde, insanlara onun  ağzından hitap ettiği  için)<br />
La ilahe illallah, Elyesa Nasrullah(Allah onu bir peygambere yardımcı olarak zanı nasrani olrak tayin etmiştir onun için)<br />
La ilahe illallah, Üzeyir Müheyminulllah (Allah onun ölüleri nasıl diriltiyorsun sorusuna karşılık onu  Eşeğini öldürüp 300 sene sonra tekrar diriltmiş müheymin etmiştirde ondan dolayı)<br />
La ilahe illallah, Eyyub Marizallah ( Büyük bir bela olan hastalığa tutulduğu için)<br />
La ilahe illallah, Lokman Şifaullah veya Hekimullah (ilk Doktor, ve neyin, neye iyi geldiğini bilen, o olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Yunus Tevkifullah veya Tevfikullah<br />
(Allah ın Yunus peygamberi cezalandırıp, bir yunusun balığının  karnında hapsettiği için, yani tevkif ettiği için)<br />
La ilahe illallah, Yuşa Refikullah (Musaya  Hızır ile yolculuğunda ona refakat eden olduğu  için)<br />
La ilahe illallah, ibrahim halilullah (Allahü teâlânın dostu demektir)<br />
La ilahe illallah, ismail Zebhullah (ilk Kurbanlık olduğu için)<br />
La ilahe illallah, ishak Mucizallah (Kısır olan Sareye sonradan ibrahimin duasi sebebiyle, sonradan mucizevi melek tedavisi sebebiyle verildiği için)<br />
La ilahe illallah, Lut Mağdurallah yahut Hicretulllah (ülkesinden, ardına  bile bakmadan çıkarıldığı için)<br />
La ilahe illallah, Yakub Hasretullah (Yusufuna hasretinden katarakt olana kadar agladığı  için)<br />
La ilahe illallah, Yusuf Cemalullah veya Cemilallah veya Ruyetullah (Güzel yüzlü ve rüya yorumcusu olduğu  için)<br />
La ilahe illallah, Bünyamin Merhametullah (Yusufu öldürmeyelimde kuyuya atalım, belki biri gelir çıkarır da kurtulur  dediği için)<br />
La ilahe illallah, Davud Yedullah (ilk defa elleriyle, demirin nasıl işlenip yararlı hale getirilceği ilmi, ona öğretildiği için, Demir elinde hamur olurdu diye rivayetler var)<br />
La ilahe illallah, Süleyman Malikullah veya Hakimullah (Dünyadaki, insanların, hayvanların, Cinlerin ve Şeytanların Hükümdari olduğu, ve verdiği hükümlerde de isabetli kararlar verdiği için)<br />
La ilahe illallah, Şuayb Raillah (Allah ın ona,  geçimlik olaraktan Çobanlık mesleğini verdiği için, Hz musanın denizi yardığı (Asa-ı Musa) Aasaa sıda onun çobanlık Aasa sıdır ) <br />
La ilahe illallah, Harun Tercümanullah (Musanın dili pepe veya peltek olduğu için, onun dediklerini, firavuna ve başkalarına  tercüme eden olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Musa Kelimullah (Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, irmiya Mekrullah (Doğru olan bir hile ile imtihan olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Zekeriya ve Yahya Şehidullah (Zalimlerce hunharca kesilerekten Şehid edildikleri için)<br />
La ilahe illallah, Meryem iffetullah (Namuslu olmasına rağmen hamile kaldığı için, isaya rab ve tanrı denilir, Tanrı doğurabilcek kadar iffetli olan olduğu için Immaculata)  <br />
La ilahe illallah, isa Ruhullah (Allah O nu Kutsal ruhundan, yani  O nu, babasız değıl amma, daha dünyaya gelmemiş bir ruh halindeki Babadan meydana getirdiği kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Muhammed Rasulallah veya Habiballah (Allahın elçisi ve peygamberi ve sevdiği kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ebu Bekir Sadıgullah (Peygamerimize sadık bir dost olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ömer Adlullah (Adaleti yerine getirmek için, kendi çocuğuna bile acımayan olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Osman Hayaullah (Çok Terbiyeli bir kimse, meleklerin bile ondan utandığı kimse olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Ali Esedullah (Korkusuz bir yiğit olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Hasan vel Hüseyin Reyhanullah (Peygamerimizin, onlar benim, cennetteki, iki reyhanım, iki kokum dediği için)<br />
La ilahe illallah, Fatma Ümmiyyullah ( O na biz müslümanlar, hep annemiz diye hitap ettiğimiz, ve hatta peygamerimizin bile, annecikveya "Baabasının Annesi" diye hitap ettiği için, Hani bizlerde meşhur olmuştur Sevince annem diye yavrumuza hitab ederiz)<br />
La ilahe illallah, Mehdi Hidayetullah (insanlara yolun doğrusunu gösteren olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Halid bin Velid  Seyfullah (müslümanada, kafirede, Allah ın yenilmeyen  kılıcı olduğu için)<br />
La ilahe illallah, Talha bin Ubeydullah (Uhud savaşında Hz. Resûlullahı korumak uğrunda müşriklerden gelen  oklara ellerini siper eden Hz. Talha iki elini kaybetmiş ve Peygamberimizde  Ona Allahın iki eli veya kolu manasında Ubeydullah lakabını verdiği için)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali :</span></span><br />
<br />
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de iman ettiler. Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: “Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym Bakara 285. ayet</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 28 Nisan 2019 Pazar<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cem-i takdim - Cem-i tehir Nedir? Namazları Birleştirmenin Hükmü Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34614</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:59:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34614</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929830110.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929830110.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i takdim - Cem-i tehir Nedir? Neden Yapılır? Nezaman Yapılır? Namazları Birleştirmenin Hükmü Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Takdim veya Cem i Evvel Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı,vakti girmeden önce, önceki namazla birlikte kılmaya Cem-i Takdim, yani öne alma, peşinen ödeme, veya evvele, öne alma denilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Tehir veya Cem i Ahir Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı, vakti çıkıncaya kadar geciktirip, sonraki namazla birlikte kılmaya Cem-i Tehir, veya Cem i Ahir, sonraya alma, Sonradan ödeme, ileri alma denilir.<br />
<br />
Bir evin, ana giriş kapısı olması demek, mutfağa veya banyoya veya oturma odasına da, o kapıdan girileceğini göstermez, içeri girdikden sonra, başka kapılarıda olabilir, o yüzden, Hz. Muhammed Mustafa'nın bunu(Namazları Cem erme Meslesini) "Veda Haccı" nda arafat'da yapması demek, Bu sünnettir, Bu sünnet illa araft'da yapılır, başka zaman yapılmaz manasını taşımaz. Bazı sünnetler maksadına binaen yapılır, bazıları manasına binaen, bazıları maneviyatına binaen yapılır. Ve bu sünnet te maksad önemlidir, ve maksad insanın vakti ne zaman en müsait ise, yani vakit girmeden müsait ise, önceye alması, yoksa sonra müsait olcaksa, sonraya almasına cevaz vermek içindir. Ve burada arafat'da Hz. Muhammed'in ikişer ikişer, iki namazı birleştirmeside, sadece bir örnek teşkil etmek içindir, bu olurda olur, üç vakit namaz'da olabilir, ve en müsait olduğun zaman, mesela üç vakti, sana uygun olan yöntemle kılmandır efdal olan, bu öncede olabilir veya sonrada olabilir yani.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 21 Temmuz 2015 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929830110.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929830110.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i takdim - Cem-i tehir Nedir? Neden Yapılır? Nezaman Yapılır? Namazları Birleştirmenin Hükmü Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Takdim veya Cem i Evvel Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı,vakti girmeden önce, önceki namazla birlikte kılmaya Cem-i Takdim, yani öne alma, peşinen ödeme, veya evvele, öne alma denilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cem-i Tehir veya Cem i Ahir Ne Demekdir:</span></span><br />
<br />
Bir namazı, vakti çıkıncaya kadar geciktirip, sonraki namazla birlikte kılmaya Cem-i Tehir, veya Cem i Ahir, sonraya alma, Sonradan ödeme, ileri alma denilir.<br />
<br />
Bir evin, ana giriş kapısı olması demek, mutfağa veya banyoya veya oturma odasına da, o kapıdan girileceğini göstermez, içeri girdikden sonra, başka kapılarıda olabilir, o yüzden, Hz. Muhammed Mustafa'nın bunu(Namazları Cem erme Meslesini) "Veda Haccı" nda arafat'da yapması demek, Bu sünnettir, Bu sünnet illa araft'da yapılır, başka zaman yapılmaz manasını taşımaz. Bazı sünnetler maksadına binaen yapılır, bazıları manasına binaen, bazıları maneviyatına binaen yapılır. Ve bu sünnet te maksad önemlidir, ve maksad insanın vakti ne zaman en müsait ise, yani vakit girmeden müsait ise, önceye alması, yoksa sonra müsait olcaksa, sonraya almasına cevaz vermek içindir. Ve burada arafat'da Hz. Muhammed'in ikişer ikişer, iki namazı birleştirmeside, sadece bir örnek teşkil etmek içindir, bu olurda olur, üç vakit namaz'da olabilir, ve en müsait olduğun zaman, mesela üç vakti, sana uygun olan yöntemle kılmandır efdal olan, bu öncede olabilir veya sonrada olabilir yani.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 21 Temmuz 2015 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin Tahiyat Hadisesi ve Ettehiyyatü Duası Okunuşu ve Anlamı]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34613</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:55:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34613</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929652170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929652170.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Tahiyat Hadisesi ve Ettehiyyatü Duası Okunuşu ve Anlamı</span></span><br />
<br />
Hazreti Peygamber (asm) Mescid-i Haram’dan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi.[8] Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın (as) makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı,[9] daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi.[10]Orada içlerinde Hazreti İsa, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’in de (Aleyhimüsselam) bulunduğu peygamberler topluluğu kendisini karşıladı.[11] Hazreti Muhammed (asv) bu peygamberlere imam olarak onlara iki rekat namaz kıldırdı.[12]<br />
<br />
Bu hadiseden sonra Hazreti Peygamber’e (asm) iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[13] “Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[14] Peygamberimiz (asm) sütü seçti.[15] Cebrail (as), Peygamberimiz’e (asm): "Sen fıtratı seçtin[16], eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.[17]Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. Şarap size haram kılındı!” dedi.[18]<br />
<br />
Semanın bütün tabakalarına uğradı.[19] Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim (Aleyhimüsselam ecmain) gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin!..” dediler, tebrik ettiler.[20] Sonra her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.[21]<br />
<br />
Bundan Sonra Hz. Cebrail (as) ile birlikte sidretü'l-müntehâ'ya geldiler.[22] Sidretü’l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtır.[23]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma</span></span><br />
<br />
Cebrail (as), Peygamberimiz’i (asm) yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.[24] Peygamberimiz (asm); cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku kapladığını gördü. Peygamberimiz (asm), onun (Refref’in) üzerine oturdu.[25] Cebrail (as), Peygamberimiz’den (asm) ayrıldı. Peygamberimiz (asm); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[26]<br />
<br />
Peygamberimiz (asm), Yüce Rabbinin: "Korkma ya Muhammed, Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu yakınlık makamına, İlahî kabule, İlahî ikram ve ihsana nail oldu![27] İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm): "Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmuştur.[28]<br />
<br />
Peygamberimiz (asm) Miraç’ta Cenab-ı Hakk’a selam yerine bütün mahlukatın ibadetlerini hediye etmiştir. Efendimizin (asm) Cenab-ı Hak ile olan bu konuşması bütün müminlerin miracı olan namazlarında okudukları tahiyyatın sözlerinden oluşmaktadır. Bu konuşmanın meali şöyledir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ettehiyyatü Duası okunuşu ve anlamı</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
اَلتَّحِيَّاتُ ِللهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّـبَاتُ، اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ<br />
 السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَىعِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ.<br />
 أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ<br />
<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Tahiyat Hadisesi</span></span><br />
<br />
Peygamberimiz (asm) Cenab-ı Hakk’a hitaben:<br />
<br />
"Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü"<br />
<br />
“Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah’a mahsustur.”[29] şeklinde hitab vermiştir. Bunun anlamı“Bütün varklıkların halleriyle ve dilleriyle yapmış oldukları ibadetleri ve tesbihlerini, bütün çekirdekler ve nutfeler gibi mübarek şeylerin fitri mübarekliklerini ve tesbihlerini, bütün insanlar gibi şuurlu varlıkların ibadetlerini ve bütün peygamberler ve kamil insanlar olan evliyaların, asfiyaların ibadetlerini ve tesbihlerini onların namına sana hediye ediyorum; sana mahsustur.” demektir.<br />
<br />
Bu selamın üzerine Cenab-ı Hak da Resulüne (asm): <br />
<br />
"esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühühü"<br />
<br />
“Selâm olsun sana ey Peygamber!” şeklinde mukabele de bulunmuştur. <br />
<br />
Bunun üzerine Allah Resulü (asm) de:<br />
<br />
"esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn"<br />
<br />
“Selam Bize ve Allah’ın salih kullarına üzerine olsun.” şeklinde cevap vermiştir. Bunu duyan gören Melekler hep bir agizdan<br />
<br />
"Eşhedü ellâa ilâahe illallâah"<br />
<br />
<br />
“Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederiz. " dediler, Bu konuşmaya sidretü’l-müntehada tanık olan Cebrail (as) da Allah’ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine  Cebrail aleyhisselamda<br />
<br />
"ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh."<br />
<br />
" ve bende Muhammed’in (asv), Allah’ın elçisi olduğuna (Kulu ve Rasulü olduguna) şehadet ederim.” diyerek şehadet etmiştir.[30]<br />
<br />
Miraç’ta cereyan eden bu karşılıklı sohbetteki sözlerin, müminlerin miracı hükmünde olan namazda okunması sünnettir. Bu şekilde her mümin bütün şuurlu ve şuursuz mahlukatın ibadetlerini kendi ibadeti içerisinde Cenab-ı Allah’a takdim etme şerefine ulaşmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OKUNDUĞU YERLER</span></span><br />
<br />
Namazların her oturuşunda okunur.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 9 ARALIK 2017<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929652170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929652170.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Tahiyat Hadisesi ve Ettehiyyatü Duası Okunuşu ve Anlamı</span></span><br />
<br />
Hazreti Peygamber (asm) Mescid-i Haram’dan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi.[8] Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın (as) makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı,[9] daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi.[10]Orada içlerinde Hazreti İsa, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’in de (Aleyhimüsselam) bulunduğu peygamberler topluluğu kendisini karşıladı.[11] Hazreti Muhammed (asv) bu peygamberlere imam olarak onlara iki rekat namaz kıldırdı.[12]<br />
<br />
Bu hadiseden sonra Hazreti Peygamber’e (asm) iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[13] “Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[14] Peygamberimiz (asm) sütü seçti.[15] Cebrail (as), Peygamberimiz’e (asm): "Sen fıtratı seçtin[16], eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.[17]Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. Şarap size haram kılındı!” dedi.[18]<br />
<br />
Semanın bütün tabakalarına uğradı.[19] Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim (Aleyhimüsselam ecmain) gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine “Hoş geldin!..” dediler, tebrik ettiler.[20] Sonra her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.[21]<br />
<br />
Bundan Sonra Hz. Cebrail (as) ile birlikte sidretü'l-müntehâ'ya geldiler.[22] Sidretü’l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtır.[23]<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma</span></span><br />
<br />
Cebrail (as), Peygamberimiz’i (asm) yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.[24] Peygamberimiz (asm); cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku kapladığını gördü. Peygamberimiz (asm), onun (Refref’in) üzerine oturdu.[25] Cebrail (as), Peygamberimiz’den (asm) ayrıldı. Peygamberimiz (asm); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[26]<br />
<br />
Peygamberimiz (asm), Yüce Rabbinin: "Korkma ya Muhammed, Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu yakınlık makamına, İlahî kabule, İlahî ikram ve ihsana nail oldu![27] İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm): "Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmuştur.[28]<br />
<br />
Peygamberimiz (asm) Miraç’ta Cenab-ı Hakk’a selam yerine bütün mahlukatın ibadetlerini hediye etmiştir. Efendimizin (asm) Cenab-ı Hak ile olan bu konuşması bütün müminlerin miracı olan namazlarında okudukları tahiyyatın sözlerinden oluşmaktadır. Bu konuşmanın meali şöyledir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ettehiyyatü Duası okunuşu ve anlamı</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
اَلتَّحِيَّاتُ ِللهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّـبَاتُ، اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ<br />
 السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَىعِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ.<br />
 أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ<br />
<br />
</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okunuşu:</span></span> Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Anlamı:</span></span> Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah'ın kulu ve Resûlüdür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Tahiyat Hadisesi</span></span><br />
<br />
Peygamberimiz (asm) Cenab-ı Hakk’a hitaben:<br />
<br />
"Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü"<br />
<br />
“Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah’a mahsustur.”[29] şeklinde hitab vermiştir. Bunun anlamı“Bütün varklıkların halleriyle ve dilleriyle yapmış oldukları ibadetleri ve tesbihlerini, bütün çekirdekler ve nutfeler gibi mübarek şeylerin fitri mübarekliklerini ve tesbihlerini, bütün insanlar gibi şuurlu varlıkların ibadetlerini ve bütün peygamberler ve kamil insanlar olan evliyaların, asfiyaların ibadetlerini ve tesbihlerini onların namına sana hediye ediyorum; sana mahsustur.” demektir.<br />
<br />
Bu selamın üzerine Cenab-ı Hak da Resulüne (asm): <br />
<br />
"esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühühü"<br />
<br />
“Selâm olsun sana ey Peygamber!” şeklinde mukabele de bulunmuştur. <br />
<br />
Bunun üzerine Allah Resulü (asm) de:<br />
<br />
"esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn"<br />
<br />
“Selam Bize ve Allah’ın salih kullarına üzerine olsun.” şeklinde cevap vermiştir. Bunu duyan gören Melekler hep bir agizdan<br />
<br />
"Eşhedü ellâa ilâahe illallâah"<br />
<br />
<br />
“Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederiz. " dediler, Bu konuşmaya sidretü’l-müntehada tanık olan Cebrail (as) da Allah’ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine  Cebrail aleyhisselamda<br />
<br />
"ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh."<br />
<br />
" ve bende Muhammed’in (asv), Allah’ın elçisi olduğuna (Kulu ve Rasulü olduguna) şehadet ederim.” diyerek şehadet etmiştir.[30]<br />
<br />
Miraç’ta cereyan eden bu karşılıklı sohbetteki sözlerin, müminlerin miracı hükmünde olan namazda okunması sünnettir. Bu şekilde her mümin bütün şuurlu ve şuursuz mahlukatın ibadetlerini kendi ibadeti içerisinde Cenab-ı Allah’a takdim etme şerefine ulaşmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OKUNDUĞU YERLER</span></span><br />
<br />
Namazların her oturuşunda okunur.<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 9 ARALIK 2017<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karoglanın Yöntemi ile Bir Günlük Karaciğer Detoksu]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34612</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:52:39 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34612</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929508730.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929508730.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Başağaçlı Raşit Hocanın Karaciğer Detoxu Makalesi</span></span><br />
<br />
Daha çok şeker hastalari veya şeker hastalığına yakalanma riski olan kimselerde ve  birde uzun süre veya çoookca şeker hapı kullanan kimselerde ve çok tatlı yiyen kimselerde görülen  birşey içtikden veya yedikten sonra agızda gitmeyen şeker tadı hissi meydana gelince , işte diyorki ciğer yani karaciğer ben ağzıma kadar şeker ile doldum diyor yani kirlendim beni yıka diyor.format atıp onu fabrika ayarlarına döndürmek için işte Karaciğer detoksuna ihtiyaç vardır.<br />
<br />
Herşey aslına rucu eder kuralı gereği tuzu tuza şekeri şekere katmak gerekir herkimde tuzu şekerle karıştırır ise buruk bir tat elde eder yani nasıl deniz suyu içilmez ve onunla abdest olmaz ise abdest suyunda şart olan rengi kokusu tadı bozuk olmayan bir su ile abdest almak gerekir deniz suyu tuzlu abdest olmaz yahut şerbet ile abdest olmaz yahut bal ile abdest olmaz yahut asit ile abdest olmaz yani illa saf su illa saf su olcak yani dünya yaratılalıdan beri degişmeyen bir deger var ise o saf sudur yani rengi kokusu tadı bozulmamış su yani şerbet olmayacak deniz suyu olmayacak yani asit olmayacak yahut ph degeri yüksek olmayacak. işde insanoğluna aslına dönmesi ve bütün kötü mayilerden kurtulup safiyye olması için gereken su gibi olmakdır berrak içi gözükcek karanlık bulanık su olmayacak sonra ne tatlı ne tuzlu olacak nede asitli ve acı olacak ne yakacak ne donduracak normal bir suyun sicaklığı bellidir insanin susuzlugunu keser illa soğuk olması şart değildir. Amma hararet yapmış olan birisi soğuk su ister. işde su gibi olanı Allah aziz edermiş ne demiş atalar su gibi aziz ol yani suya hürmet etmeyen yokdur. Ateşe hürmet yemeğini pişireceğin zaman kışın üşüyünce banyo suyunu abdest suyunu ısıtmak için. tatlıya rağbet canın tatlı çekince tuzluya rağbet dimağın tad almak isteyince. yani su ise hepsine format atıp normal hale getirmek için tatlı yedin ağzın tatlı oldu su içtin format attın fabrika ayarına döndü tuzlu yedin sonra su içdin yine fabrika ayarına döndü,..vs.vs.<br />
işde aksal gaye son din dini mübin islam ve o dinin peygamberi muhammed mustafa insanlara mayadır kim muhammed ve islam mayası ile mayalanırsa ve aksal gayesi emeli arzusu Allahin dini yerüyüzünde tek din ve yaşam tarzı olsun ister ise bu dinin son temsilcisi Mehdiyi bulsun ve onun gösterdiği yolda yürüyüp muhammedi ve diğer peygamberleri bulsun ve onların ashabını bilsin ve böylece herkes kendine durumuna göre model örneğini alsın ve dantelesini örmeye başlasın.<br />
Muhammed güzel yaşamanın kurallarını sünnetleri ile nakış nakış işlemişdir aşkolsun muhammedin nakışını örnek alıpda sünnetlere sarılıp hayatını muhammed nakışı gibi örebilenlere. <br />
<br />
Mayasi bozuk olan girdiği yeri bozar. ve yanindakileride kendine çevirip onlarda bozuk maya olurlar. mayasi yusuf gibi olan kimse aslan ise önüne ceylan getirseler sunmaz ona, o avlanırda beslenir. kedi ise ciğer koysalar önüne sunmaz ona yemez o ciğeri müsade olmadan. işde maya sağlam olmalı ey mümin bunun içinde emeller doğru olmalı.<br />
eğer bir kimse emeline gayesine ulaşmak için bütün engelleri yasakları çigniyebiliyorsa, ondan zalimi, ondan haini, ondan kalleşi, ondan kahpesi, ondan münafığı, ondan sihirbazi, ondan günahkarı olmaz.yani onun için hedefe giden bütün yollar mübahtır. bunu ilk kim yaptı kendi ile doğan kardeşi kiz kardeşi ile evlenmek için bütün yolları mübah saydı kimdi o Kabil idi ve bu bozuk maya taa emeline ulaşmak için habili dahi öldürdü katil oldu sonra kızı kaçırdı zinakar oldu sonra babasını terketti Adem peygamberi terketti dinsiz oldu. sonra her melaneti işledi. bunun sebebi ise daha önce yazdığımız, Adem atamız toprakdan yaratıldığında kurumasi için cennetde öyle boylu boyunca yatıyordu ve melekler ona bakıyorlardı o sırada azazil geldi neye bakıyorsunuz dedi ve ademin testi gibi ruhsuz bedenini cennetin ortasında görünce hemen açık yerinden içine girdi gezdi tezdi dolaşdı çıkdı ve hak tüü dedi ve tükürdü adem atamiza ve tükrük için sıvı denmez tükrük için mayi kelimesi kullanılır yani mayi yani maya olan sıvı demekdir. ve şeytan aleyhillane işde ademe tükürdü ve mayisinden bulaştırdı. ve Allah cebraile bildirdi durumu ve gidip onu temizlemesini emretti. cebrail aleyhisselam adem atamızın o şeytanın mayisi bulaşan yerini temizledi fakat, işde mayi yani, sen süte yogurt kat sonra sütün içinden yoğurtu çıkar her ne kadar sütten yoğurtu çıkarsanda artık o yoğurt bakterileri bir kere süte girdi sütün bir kısmı yoğurt olacakdır yahut süt kesilcekdir eğeer süte pis karışırsa kesilir yoğurt karışırsa yoğurt peynir mayası karışırsa peynir olur. yani işde cebrail her ne kasdar temizlesede işde ademden mayasına böyle şeytanın mayasi tükrüğü karışmış olan kabil denen çocuğu dünyaya gelmiş ve o işde bütün yasakları mübah edip önce katil sonra zinakar sonra peygambersiz sonrada dinsiz olmuş ve ondan sonrada dinsizlerin yaptığı bütün amellerin babası olmuş. bu gün bir katil varsa onların büyük büyük babası kabildir . bu gün bir zinakar var ise onların büyük büyük babası kabildir. yalanci hileker kumarbaz kurnaz, günahkar ahmak ve (:::) say o bütün mayisi bozukların yaptığı kötü fiilleri hepsinin mayası o mayası bozuk şeytanın mayisi yüzünden ve onunda ademe bulaşmış olması yüzünden.<br />
ey insanlık şimdi bu mayası bozuklar çogalmak için beyin sistemini häckleyip sizlere istediklerini yaptırmak için subliminal mesajlar ile ve göz yanıltma ile ufo yalanları ile uzaylı yalanlari ile evliya kerameti diye yalanlar ile yani göz kandırmacası ile ve insanların beyinlerine hükmederek bu dünyadaki karmaşayi oluşturmakdalar. pislikdan kimler nemalanır elbette mikroplar. kötülkden kimler nemelanır elbette kötü insanlar zulumden kimler nemalanır elbette zalim olanlar ve kahpelikden kimler nemalanır elbette kahpeler ve kendileri (:::) olduklari için masum insanlarıda kahpelik tuzağına düşürmak için uğraşırlar. ey ahir zamanin gençleri sizler mehdi cemaatinin Yuuusufları olunuz. yok eğer kabilleri olursaniz vay halinize bu ahir zamanin bütün günahlarının cezasini sizler cekersiniz faturasınıda sizler ödersiniz, ve cehennemde hem katillikden hem zinadan hem hırsızlıkdan hem münafıklıkdan,.... vs. vs. müebbet yersiniz ve cennet yüzü göremezsiniz ve kabilin peygambersiz ve dinsiz kaldığı gibi peygambersiz ve dinsiz kalırsınız ve mayası peygamber mayası olmayanların mayası elbbette şeytan mayasıdır. ve şeytanin sonu cehennemdir.<br />
Allahu tealaya giden yollarda kuranda yedi tane ha mim gecer yani rabbimiz buyuryorki rahmetim gazabımı geçti buyuruyor işde bu kainatın üstünde o görünen yıldızlar aylar güneşlerden yukarda yedi tane derya vardır yani yedi rahmet deryası yani yedi kat su ve ne buyuruyor rabbimiz rahmetim gadabımı geçti ve yediden az olmak üzere birde gadab varmış yani sıcak ve alev. yani dünyada misali yedi derya ve büyük okyanuslar ve birde yere indikce sıcaklığı artan mağma ve dünyanın kalbi mağmanın içinde dünya bu durumda dönme enerjisini nerden alıyor nerden geliyor? bu tükenmeyen enerjisi haktan ve hak mayasından ve yaratılalıdan beri o güneşimize bağlanmış ve onu terketmemiş ve onun etrafında döner durur. işde mayisi bozuk olmayanlar hak kapısından ayrılmazlar peygamberinin eteğine yapışıp onu bırakmazlar. Herkimde peygamberleri ve kitaplarını bırakıp kendine başka yol edindi, onlar kafirlerin taa kendileridir. Allah 124000 maya göndermiş ya isa gibi olcaksın ya musa gibi ya muhammed gibi ya osman gibi ya ebubekr gibi ya ali gibi,..... mayalar ortada iken kabili ve yaptıkllarını emel edinen kimseler dünya saltanatını seçenler kadın ve kızlar ile içip sıçıp zevki sefayı seçenler , müminlere düşmanlığı seçenler iyilerden ayrılıp kötülerin ve şeytanın ammelerini ahlak edinenler iyiyi ve hayrı terkedip katilleri seçenler zalimleri günahkarları teröristleri kafirleri seçenler,... vs. vs. bunlarin hepsi kabilin ve ondan öte şeytanın çocuklarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Karaciğer Detoksu yöntemi, islami açıdan Karaciğer Detoksu, Bir Günlük Hızlı Detoks</span></span><br />
<br />
Bir bardak Zemzem suyu, veya saf temiz, asitsiz mineral su, veya saf menbea suyu alınır<br />
Ayakda Bir defada (tek yudumda) içilmek kaydı ile içilir, ve ayakda içdiğimiz için, aynen ayakda duş almak gibi olan, bu yöntem ile, vücdumuzun iç organlarina duş aldırmış oluruz. ve yaklaşık bir 15 dakika ile 30 dakika sonrasında cişimiz gelecekdir, ve bekletmeden hemen gidip, cişimizi yapmakda, o zehirli ve fazla atık maddelerin, vücuttan, sanki içimiz duş alıp temizlenircesine cişimiz ile atacakdır. çok sık olarak yapmayın, sonra kanınızın durulmasına sebeb olursunuz, ve vücut ISISI düşer , ve ISI kaybından ölümlere yol açabilcek rahatsızlıklara yol açar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu formül Karoglan Hoca Başağaçlı Raşit Tunca ya aittir. para ile satılamaz.</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 07 Ağustos 2018 Salı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
-------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Karoglanin, Başağaçlı Raşit Hocanın, Karaciğer Detoxu Makalesi,tedavi yöntemi,şeker hastaligi tedavisi,şeker hastaligi riski,detoks,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929508730.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929508730.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Başağaçlı Raşit Hocanın Karaciğer Detoxu Makalesi</span></span><br />
<br />
Daha çok şeker hastalari veya şeker hastalığına yakalanma riski olan kimselerde ve  birde uzun süre veya çoookca şeker hapı kullanan kimselerde ve çok tatlı yiyen kimselerde görülen  birşey içtikden veya yedikten sonra agızda gitmeyen şeker tadı hissi meydana gelince , işte diyorki ciğer yani karaciğer ben ağzıma kadar şeker ile doldum diyor yani kirlendim beni yıka diyor.format atıp onu fabrika ayarlarına döndürmek için işte Karaciğer detoksuna ihtiyaç vardır.<br />
<br />
Herşey aslına rucu eder kuralı gereği tuzu tuza şekeri şekere katmak gerekir herkimde tuzu şekerle karıştırır ise buruk bir tat elde eder yani nasıl deniz suyu içilmez ve onunla abdest olmaz ise abdest suyunda şart olan rengi kokusu tadı bozuk olmayan bir su ile abdest almak gerekir deniz suyu tuzlu abdest olmaz yahut şerbet ile abdest olmaz yahut bal ile abdest olmaz yahut asit ile abdest olmaz yani illa saf su illa saf su olcak yani dünya yaratılalıdan beri degişmeyen bir deger var ise o saf sudur yani rengi kokusu tadı bozulmamış su yani şerbet olmayacak deniz suyu olmayacak yani asit olmayacak yahut ph degeri yüksek olmayacak. işde insanoğluna aslına dönmesi ve bütün kötü mayilerden kurtulup safiyye olması için gereken su gibi olmakdır berrak içi gözükcek karanlık bulanık su olmayacak sonra ne tatlı ne tuzlu olacak nede asitli ve acı olacak ne yakacak ne donduracak normal bir suyun sicaklığı bellidir insanin susuzlugunu keser illa soğuk olması şart değildir. Amma hararet yapmış olan birisi soğuk su ister. işde su gibi olanı Allah aziz edermiş ne demiş atalar su gibi aziz ol yani suya hürmet etmeyen yokdur. Ateşe hürmet yemeğini pişireceğin zaman kışın üşüyünce banyo suyunu abdest suyunu ısıtmak için. tatlıya rağbet canın tatlı çekince tuzluya rağbet dimağın tad almak isteyince. yani su ise hepsine format atıp normal hale getirmek için tatlı yedin ağzın tatlı oldu su içtin format attın fabrika ayarına döndü tuzlu yedin sonra su içdin yine fabrika ayarına döndü,..vs.vs.<br />
işde aksal gaye son din dini mübin islam ve o dinin peygamberi muhammed mustafa insanlara mayadır kim muhammed ve islam mayası ile mayalanırsa ve aksal gayesi emeli arzusu Allahin dini yerüyüzünde tek din ve yaşam tarzı olsun ister ise bu dinin son temsilcisi Mehdiyi bulsun ve onun gösterdiği yolda yürüyüp muhammedi ve diğer peygamberleri bulsun ve onların ashabını bilsin ve böylece herkes kendine durumuna göre model örneğini alsın ve dantelesini örmeye başlasın.<br />
Muhammed güzel yaşamanın kurallarını sünnetleri ile nakış nakış işlemişdir aşkolsun muhammedin nakışını örnek alıpda sünnetlere sarılıp hayatını muhammed nakışı gibi örebilenlere. <br />
<br />
Mayasi bozuk olan girdiği yeri bozar. ve yanindakileride kendine çevirip onlarda bozuk maya olurlar. mayasi yusuf gibi olan kimse aslan ise önüne ceylan getirseler sunmaz ona, o avlanırda beslenir. kedi ise ciğer koysalar önüne sunmaz ona yemez o ciğeri müsade olmadan. işde maya sağlam olmalı ey mümin bunun içinde emeller doğru olmalı.<br />
eğer bir kimse emeline gayesine ulaşmak için bütün engelleri yasakları çigniyebiliyorsa, ondan zalimi, ondan haini, ondan kalleşi, ondan kahpesi, ondan münafığı, ondan sihirbazi, ondan günahkarı olmaz.yani onun için hedefe giden bütün yollar mübahtır. bunu ilk kim yaptı kendi ile doğan kardeşi kiz kardeşi ile evlenmek için bütün yolları mübah saydı kimdi o Kabil idi ve bu bozuk maya taa emeline ulaşmak için habili dahi öldürdü katil oldu sonra kızı kaçırdı zinakar oldu sonra babasını terketti Adem peygamberi terketti dinsiz oldu. sonra her melaneti işledi. bunun sebebi ise daha önce yazdığımız, Adem atamız toprakdan yaratıldığında kurumasi için cennetde öyle boylu boyunca yatıyordu ve melekler ona bakıyorlardı o sırada azazil geldi neye bakıyorsunuz dedi ve ademin testi gibi ruhsuz bedenini cennetin ortasında görünce hemen açık yerinden içine girdi gezdi tezdi dolaşdı çıkdı ve hak tüü dedi ve tükürdü adem atamiza ve tükrük için sıvı denmez tükrük için mayi kelimesi kullanılır yani mayi yani maya olan sıvı demekdir. ve şeytan aleyhillane işde ademe tükürdü ve mayisinden bulaştırdı. ve Allah cebraile bildirdi durumu ve gidip onu temizlemesini emretti. cebrail aleyhisselam adem atamızın o şeytanın mayisi bulaşan yerini temizledi fakat, işde mayi yani, sen süte yogurt kat sonra sütün içinden yoğurtu çıkar her ne kadar sütten yoğurtu çıkarsanda artık o yoğurt bakterileri bir kere süte girdi sütün bir kısmı yoğurt olacakdır yahut süt kesilcekdir eğeer süte pis karışırsa kesilir yoğurt karışırsa yoğurt peynir mayası karışırsa peynir olur. yani işde cebrail her ne kasdar temizlesede işde ademden mayasına böyle şeytanın mayasi tükrüğü karışmış olan kabil denen çocuğu dünyaya gelmiş ve o işde bütün yasakları mübah edip önce katil sonra zinakar sonra peygambersiz sonrada dinsiz olmuş ve ondan sonrada dinsizlerin yaptığı bütün amellerin babası olmuş. bu gün bir katil varsa onların büyük büyük babası kabildir . bu gün bir zinakar var ise onların büyük büyük babası kabildir. yalanci hileker kumarbaz kurnaz, günahkar ahmak ve (:::) say o bütün mayisi bozukların yaptığı kötü fiilleri hepsinin mayası o mayası bozuk şeytanın mayisi yüzünden ve onunda ademe bulaşmış olması yüzünden.<br />
ey insanlık şimdi bu mayası bozuklar çogalmak için beyin sistemini häckleyip sizlere istediklerini yaptırmak için subliminal mesajlar ile ve göz yanıltma ile ufo yalanları ile uzaylı yalanlari ile evliya kerameti diye yalanlar ile yani göz kandırmacası ile ve insanların beyinlerine hükmederek bu dünyadaki karmaşayi oluşturmakdalar. pislikdan kimler nemalanır elbette mikroplar. kötülkden kimler nemelanır elbette kötü insanlar zulumden kimler nemalanır elbette zalim olanlar ve kahpelikden kimler nemalanır elbette kahpeler ve kendileri (:::) olduklari için masum insanlarıda kahpelik tuzağına düşürmak için uğraşırlar. ey ahir zamanin gençleri sizler mehdi cemaatinin Yuuusufları olunuz. yok eğer kabilleri olursaniz vay halinize bu ahir zamanin bütün günahlarının cezasini sizler cekersiniz faturasınıda sizler ödersiniz, ve cehennemde hem katillikden hem zinadan hem hırsızlıkdan hem münafıklıkdan,.... vs. vs. müebbet yersiniz ve cennet yüzü göremezsiniz ve kabilin peygambersiz ve dinsiz kaldığı gibi peygambersiz ve dinsiz kalırsınız ve mayası peygamber mayası olmayanların mayası elbbette şeytan mayasıdır. ve şeytanin sonu cehennemdir.<br />
Allahu tealaya giden yollarda kuranda yedi tane ha mim gecer yani rabbimiz buyuryorki rahmetim gazabımı geçti buyuruyor işde bu kainatın üstünde o görünen yıldızlar aylar güneşlerden yukarda yedi tane derya vardır yani yedi rahmet deryası yani yedi kat su ve ne buyuruyor rabbimiz rahmetim gadabımı geçti ve yediden az olmak üzere birde gadab varmış yani sıcak ve alev. yani dünyada misali yedi derya ve büyük okyanuslar ve birde yere indikce sıcaklığı artan mağma ve dünyanın kalbi mağmanın içinde dünya bu durumda dönme enerjisini nerden alıyor nerden geliyor? bu tükenmeyen enerjisi haktan ve hak mayasından ve yaratılalıdan beri o güneşimize bağlanmış ve onu terketmemiş ve onun etrafında döner durur. işde mayisi bozuk olmayanlar hak kapısından ayrılmazlar peygamberinin eteğine yapışıp onu bırakmazlar. Herkimde peygamberleri ve kitaplarını bırakıp kendine başka yol edindi, onlar kafirlerin taa kendileridir. Allah 124000 maya göndermiş ya isa gibi olcaksın ya musa gibi ya muhammed gibi ya osman gibi ya ebubekr gibi ya ali gibi,..... mayalar ortada iken kabili ve yaptıkllarını emel edinen kimseler dünya saltanatını seçenler kadın ve kızlar ile içip sıçıp zevki sefayı seçenler , müminlere düşmanlığı seçenler iyilerden ayrılıp kötülerin ve şeytanın ammelerini ahlak edinenler iyiyi ve hayrı terkedip katilleri seçenler zalimleri günahkarları teröristleri kafirleri seçenler,... vs. vs. bunlarin hepsi kabilin ve ondan öte şeytanın çocuklarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimizin Karaciğer Detoksu yöntemi, islami açıdan Karaciğer Detoksu, Bir Günlük Hızlı Detoks</span></span><br />
<br />
Bir bardak Zemzem suyu, veya saf temiz, asitsiz mineral su, veya saf menbea suyu alınır<br />
Ayakda Bir defada (tek yudumda) içilmek kaydı ile içilir, ve ayakda içdiğimiz için, aynen ayakda duş almak gibi olan, bu yöntem ile, vücdumuzun iç organlarina duş aldırmış oluruz. ve yaklaşık bir 15 dakika ile 30 dakika sonrasında cişimiz gelecekdir, ve bekletmeden hemen gidip, cişimizi yapmakda, o zehirli ve fazla atık maddelerin, vücuttan, sanki içimiz duş alıp temizlenircesine cişimiz ile atacakdır. çok sık olarak yapmayın, sonra kanınızın durulmasına sebeb olursunuz, ve vücut ISISI düşer , ve ISI kaybından ölümlere yol açabilcek rahatsızlıklara yol açar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu formül Karoglan Hoca Başağaçlı Raşit Tunca ya aittir. para ile satılamaz.</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 07 Ağustos 2018 Salı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
-------<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Karoglanin, Başağaçlı Raşit Hocanın, Karaciğer Detoxu Makalesi,tedavi yöntemi,şeker hastaligi tedavisi,şeker hastaligi riski,detoks,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Besmelenin Manası]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34611</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:50:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34611</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929360280.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929360280.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufda Besmelenin Manası:</span></span><br />
<br />
Tasavvufun bir ögretiside " La mevcude illa Hu" yani O'ndan gayri bir mevcudat, yani varlık Yoktur demektir.<br />
Bu seviyeye ulaşan bir tasavvuf ehlinin besmele ile varacağı mana: Mesela yemek yerken, peynir için kullanılan mana ile, O'ndan gayri nesne yok ise, peynir'de de O vardır. ve yani onu yiyen kendin de (sende de) onun ruhu saklıdır. Yani bir nevi Vahdeti vücud ve "enel hak" tezahürü ile 'O' O 'dur zaten. o zaman, O'nu (yani peynir için, (peynirde de O haliki zülcelal saklı) yine ellerim de onun eli, ondan gayri mevcudat yoksa yine,<br />
Yani o zaman geniş kapsam ile " O 'nu ,O'nunla , O'nun için , O' na, O'nun ismi ile O'nlarla gönderiyorum" manası tezahür etmiş olur.<br />
Burdaki onun ismi yani işde bu cümledeki besmele ile kasdedilen, ondan gayri mevcudat yoksa : peynirde, ekmekde O ise o zaman onun ismi ile demek, yani Allahin ismiyle, yani bismillah demek, yine o peynir için, onun peynir oldugu zaman, peynir ismi ile "O" yine O ' olan O'nun ismi yani Peynir yerken onun ismi peynir olmuş demektir. daha faza derin gittik mi bu seferde çıkamayız bu kadar açıklama kifayet edecektir umarım.<br />
<br />
Besmele Çekmeyi Unutursak Ne Dememiz Lazım<br />
<br />
Ekmek Yerken, yahut elbise giyerken, veya işe başlarken, o işin ketum, yani sonu kesik iş aş olmamasi için, her işin önünde besmele çekmek sünnetdir.<br />
insan hali hepimiz beşer şaşar olduğumuz için, olurda olur, başinda besmele çekmeyi unutursak, ne yapmamiz gerektiğini, Peygamberimizin dilinden şöyle açıklayabiliriz.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:<br />
<br />
"Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şâyet yemeğin başında unutursa, (hatırladığı zaman) 'Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî' desin."<br />
<br />
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)<br />
<br />
Ve Besemele Demek: "Bismillahirrahmenirrahim" veya kısaca söylenmek istenirse "Bismillah"<br />
<br />
Kuran okumadan önce ise Allahu Teala istiaze etmemizi emrediyor, yani kuran okumadan önce Euzu Besmele çekmek Farzdır.<br />
<br />
ve istiaze demek:<br />
"Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim" Demekdir.<br />
ve eger kısaca söylenmek istenirse "Esteuzubillah" Demek kifayet eder.<br />
<br />
Kuranda istiazeyi emreden ayet: <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
</span></span><br />
<br />
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe izâ kare’tel kur’âne festeız billâhi mineş şeytânir racîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :[/b]</span><br />
<br />
Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym Nahl Suresi 98. ayet)[/b]</span><br />
<br />
Euzü ve Besmele’nin manası nedir?<br />
<br />
Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besmelenin faziletleri nedir?</span></span><br />
<br />
İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımıyla Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmele’dir.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[S. Ebediyye]</span></span><br />
<br />
(Kur'an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[S. Ebediyye]</span></span><br />
<br />
(Besmele her kitabın anahtarıdır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Hatîb]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle yenen yemek bereketli olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Mace]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle başlanmayan her önemli iş noksan kalır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Beyheki]</span></span><br />
<br />
(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tibyan]</span></span><br />
<br />
(Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Deylemi]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle işe başlayanın günahları af olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İ. Rafii]</span></span><br />
<br />
(Yemeği Besmeleyle yiyip, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları affolur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Deylemi]</span></span><br />
<br />
(Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmele yazılı bir kâğıdı yerden kaldıran, sıddıklardan yazılır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Sünni]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmeleyle başlayın!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Su içerken Besmele çek, bitince de Elhamdülillah de ve üç nefeste için!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Sünni]</span></span><br />
<br />
(Yemeğe başlarken Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]</span></span><br />
<br />
(Yemeğe başlayan kimse, Bismillahi desin. Bismillah demeyi unutursa hatırlayınca, “Bismillahi evvelehü ve âhirehü” desin.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Mace]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için yemek yerken, istirahat ederken ve gece yatarken Besmele çekin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Helaya girerken çekilen Besmele, cinlerin gözüne perde olur, avret yerini göremezler.)<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> [Tirmizî]</span></span><br />
<br />
(Kapısını besmeleyle kapatan şeytandan korunur. Bir çubukla da olsa kapları Besmeleyle örtün!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İ. Hibban]</span></span><br />
<br />
(Şeytan, Besmele çekilmemiş yemeği kendine helâl görür.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Müslim]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için, eve girerken selam verin ve yemeği besmeleyle yiyin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tibyan]</span></span><br />
<br />
(Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tirmizi]</span></span><br />
<br />
(Ya Resulallah, çok yediğimiz halde doymuyoruz, yemeğin bereketi olmuyor) dediler. Resulullah, (Yemeği ayrı değil beraber yiyip Besmele çekilirse, bereketli olur) buyurdu. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İbni Mace)</span></span><br />
<br />
Resulullah efendimiz, Besmele çekip suyu üç nefeste içer, bitince Elhamdülillâh derdi. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İ. Sünnî)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span></span> İşlere başlarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) demek daha uygundur.<br />
<br />
Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir!<br />
<br />
İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(T.Gafilin)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besmeleyle başlamak</span></span><br />
<br />
<br />
Her hayırlı işe Besmeleyle başlamak gerektiğine göre, mektuplara, maillere de Besmeleyle başlamak gerekmez mi?<br />
<br />
Besmeleyi İslam harfleriyle yazmak gerekir. Ancak Besmele şimdiki mektuplarda yerlerde sürünebileceği için mektuplara yazmamak daha uygun olur. Maillerde ve mektuplarda, İslam harfleriyle yazılı şeklini Latin harfleriyle karışık yazmamalı. İslam harfleriyle yazılı olup elden götürülecek mektuplara ve yine İslam harfleriyle yazılan maillere Besmeleyle başlamak sünnettir. Büyük İslam âlimi Dost Muhammed Kandihârî hazretleri, 29. mektubunda buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimiz, mektupların başına, Bismillâhirrahmânirrahîm yazardı. Mesela, Dıhye-i Kelbî aracılığıyla Rûm kayseri Herakliyus’a gönderdiği mektuba Besmeleyle başladı. Kâfire bile yazılan mektuba Besmeleyle başlamak sünnettir. Hudeybiye barışında Hazret-i Ali’ye Besmele yazmasını emretti.<br />
<br />
Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28 Mart 2015 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929360280.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929360280.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tasavvufda Besmelenin Manası:</span></span><br />
<br />
Tasavvufun bir ögretiside " La mevcude illa Hu" yani O'ndan gayri bir mevcudat, yani varlık Yoktur demektir.<br />
Bu seviyeye ulaşan bir tasavvuf ehlinin besmele ile varacağı mana: Mesela yemek yerken, peynir için kullanılan mana ile, O'ndan gayri nesne yok ise, peynir'de de O vardır. ve yani onu yiyen kendin de (sende de) onun ruhu saklıdır. Yani bir nevi Vahdeti vücud ve "enel hak" tezahürü ile 'O' O 'dur zaten. o zaman, O'nu (yani peynir için, (peynirde de O haliki zülcelal saklı) yine ellerim de onun eli, ondan gayri mevcudat yoksa yine,<br />
Yani o zaman geniş kapsam ile " O 'nu ,O'nunla , O'nun için , O' na, O'nun ismi ile O'nlarla gönderiyorum" manası tezahür etmiş olur.<br />
Burdaki onun ismi yani işde bu cümledeki besmele ile kasdedilen, ondan gayri mevcudat yoksa : peynirde, ekmekde O ise o zaman onun ismi ile demek, yani Allahin ismiyle, yani bismillah demek, yine o peynir için, onun peynir oldugu zaman, peynir ismi ile "O" yine O ' olan O'nun ismi yani Peynir yerken onun ismi peynir olmuş demektir. daha faza derin gittik mi bu seferde çıkamayız bu kadar açıklama kifayet edecektir umarım.<br />
<br />
Besmele Çekmeyi Unutursak Ne Dememiz Lazım<br />
<br />
Ekmek Yerken, yahut elbise giyerken, veya işe başlarken, o işin ketum, yani sonu kesik iş aş olmamasi için, her işin önünde besmele çekmek sünnetdir.<br />
insan hali hepimiz beşer şaşar olduğumuz için, olurda olur, başinda besmele çekmeyi unutursak, ne yapmamiz gerektiğini, Peygamberimizin dilinden şöyle açıklayabiliriz.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:<br />
<br />
"Biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şâyet yemeğin başında unutursa, (hatırladığı zaman) 'Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî' desin."<br />
<br />
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)<br />
<br />
Ve Besemele Demek: "Bismillahirrahmenirrahim" veya kısaca söylenmek istenirse "Bismillah"<br />
<br />
Kuran okumadan önce ise Allahu Teala istiaze etmemizi emrediyor, yani kuran okumadan önce Euzu Besmele çekmek Farzdır.<br />
<br />
ve istiaze demek:<br />
"Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim" Demekdir.<br />
ve eger kısaca söylenmek istenirse "Esteuzubillah" Demek kifayet eder.<br />
<br />
Kuranda istiazeyi emreden ayet: <br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم<br />
</span></span><br />
<br />
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Fe izâ kare’tel kur’âne festeız billâhi mineş şeytânir racîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :[/b]</span><br />
<br />
Şimdi Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym Nahl Suresi 98. ayet)[/b]</span><br />
<br />
Euzü ve Besmele’nin manası nedir?<br />
<br />
Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla, yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besmelenin faziletleri nedir?</span></span><br />
<br />
İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımıyla Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmele’dir.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Hoca çocuğa Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[S. Ebediyye]</span></span><br />
<br />
(Kur'an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[S. Ebediyye]</span></span><br />
<br />
(Besmele her kitabın anahtarıdır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Hatîb]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle yenen yemek bereketli olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Mace]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle başlanmayan her önemli iş noksan kalır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Beyheki]</span></span><br />
<br />
(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tibyan]</span></span><br />
<br />
(Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Deylemi]</span></span><br />
<br />
(Besmeleyle işe başlayanın günahları af olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İ. Rafii]</span></span><br />
<br />
(Yemeği Besmeleyle yiyip, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları affolur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm” derse, her türlü sıkıntıdan kurtulur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Deylemi]</span></span><br />
<br />
(Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmele yazılı bir kâğıdı yerden kaldıran, sıddıklardan yazılır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tergib-us-salat]</span></span><br />
<br />
(Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Sünni]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmeleyle başlayın!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Su içerken Besmele çek, bitince de Elhamdülillah de ve üç nefeste için!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Sünni]</span></span><br />
<br />
(Yemeğe başlarken Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan, hatırladığı zaman, “Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi” desin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]</span></span><br />
<br />
(Yemeğe başlayan kimse, Bismillahi desin. Bismillah demeyi unutursa hatırlayınca, “Bismillahi evvelehü ve âhirehü” desin.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İbni Mace]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için yemek yerken, istirahat ederken ve gece yatarken Besmele çekin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Helaya girerken çekilen Besmele, cinlerin gözüne perde olur, avret yerini göremezler.)<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> [Tirmizî]</span></span><br />
<br />
(Kapısını besmeleyle kapatan şeytandan korunur. Bir çubukla da olsa kapları Besmeleyle örtün!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[İ. Hibban]</span></span><br />
<br />
(Şeytan, Besmele çekilmemiş yemeği kendine helâl görür.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Müslim]</span></span><br />
<br />
(Şeytandan korunmak için, eve girerken selam verin ve yemeği besmeleyle yiyin!) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Taberanî]</span></span><br />
<br />
(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkân yok” der, dönüp gider.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tibyan]</span></span><br />
<br />
(Evden çıkarken “Bismillahi, tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” diyen, tehlikelerden korunur ve şeytan ondan uzaklaşır.) <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">[Tirmizi]</span></span><br />
<br />
(Ya Resulallah, çok yediğimiz halde doymuyoruz, yemeğin bereketi olmuyor) dediler. Resulullah, (Yemeği ayrı değil beraber yiyip Besmele çekilirse, bereketli olur) buyurdu. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İbni Mace)</span></span><br />
<br />
Resulullah efendimiz, Besmele çekip suyu üç nefeste içer, bitince Elhamdülillâh derdi. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(İ. Sünnî)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sual:</span></span> İşlere başlarken kısaca Bismillah demek yetişir mi?<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
Yetişir. [“h” harfinin iyice belli olması için] (Bismillahi) demek daha uygundur.<br />
<br />
Besmele ile başlanılan iş bitince de, (Elhamdülillah) demeli, yani Allahü teâlâya şükretmelidir!<br />
<br />
İbrahim suresinin, (Şükrederseniz elbette nimetimi artırırım) mealindeki 7.âyet-i kerimesi ile (Az-çok bir nimete kavuşan "Elhamdülillah" derse, Allahü teâlâ, o kimseye bu nimetten daha iyisini verir) ve (Yiyip içtikten sonra "Elhamdülillah" diyenden Allahü teâlâ razı olur) hadis-i şerifleri, nimete şükredince, hem eldeki nimetin yok olmaktan kurtulacağını, hem de yeni nimetlerin ele geçmesine sebep olacağını bildirmektedir. <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(T.Gafilin)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Besmeleyle başlamak</span></span><br />
<br />
<br />
Her hayırlı işe Besmeleyle başlamak gerektiğine göre, mektuplara, maillere de Besmeleyle başlamak gerekmez mi?<br />
<br />
Besmeleyi İslam harfleriyle yazmak gerekir. Ancak Besmele şimdiki mektuplarda yerlerde sürünebileceği için mektuplara yazmamak daha uygun olur. Maillerde ve mektuplarda, İslam harfleriyle yazılı şeklini Latin harfleriyle karışık yazmamalı. İslam harfleriyle yazılı olup elden götürülecek mektuplara ve yine İslam harfleriyle yazılan maillere Besmeleyle başlamak sünnettir. Büyük İslam âlimi Dost Muhammed Kandihârî hazretleri, 29. mektubunda buyuruyor ki:<br />
Peygamber efendimiz, mektupların başına, Bismillâhirrahmânirrahîm yazardı. Mesela, Dıhye-i Kelbî aracılığıyla Rûm kayseri Herakliyus’a gönderdiği mektuba Besmeleyle başladı. Kâfire bile yazılan mektuba Besmeleyle başlamak sünnettir. Hudeybiye barışında Hazret-i Ali’ye Besmele yazmasını emretti.<br />
<br />
Her hayırlı işe Besmeleyle başlamalıdır.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28 Mart 2015 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ilmelyakin Aynelyakin Hakkalyakin Nedir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34610</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:47:43 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34610</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929197690.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929197690.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilmelyakin Aynelyakin Hakkalyakin Nedir?</span></span><br />
<br />
Allahu Teala Kuran da Bilmenin Dört yolu olduğunu anlatıyor bu ayette : İlmel yakîn (Alim bilgisi), Cehalet bilgisi (Cahil Bilgisi), Aynel yakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi) ve Hakkel yakîn (Sathi ve şehadet Bilgisi)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlmel-yakîn (Alim bilgisi):</span></span> ilimle bilmek,Bir bilgi bir burhan ile bilmek, bir delil ile bilmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cahil Bilgisi:</span></span> Karanlik bilgi ,Körü körüne inanmak,bir bilgiye a,b,c şıkkı vermeden cahilce bu böyledir diye kalbin diğer bilgilere ve şıklara kör bakması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aynel-yakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi):</span></span> Gözle görerek bilmek,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hakkal-yakîn (Sathi ve şahedet Bilgisi):</span></span> Her şeyi ile bilmek, vakıf olmak demektir. yani bir bilgiye bizatihi içine girip olaya bizatihi şahit olarak bilmek.<br />
<br />
Birer misal ile açıklayalım :<br />
Semada yani gökyüzünde ay olduğunu, önce bir ilim ile bilmek, yani bilim adamlarının bilgisi ile, yani birer burhan ve deliller ile bilmek : o ay'dır, 29 günde dünya'nın etrafında döner ,... v.s.<br />
<br />
bu bilgi ilmel yakindir.<br />
<br />
Sonra cahil bilgisi ile bilmek : Farenin aya bakışı gibi, "aaah şu kocaman peynir cennetine varsam da, şu koca peynirden yesem" diye ay ı peynir zannetmek,  zanni bilgi. Her ne kadar biz o'na, ay peynir değil dersek de inanmaz sa, o peynir derse, o zaman işde, ona hayır o peynir demesi, zannıyla bilmek olan, cahil bilgisi ile bilmek olur.<br />
<br />
Sonra üçüncü aynel yakin bilmekde : Ay'ın hilal, dolunay, hallerini, evrelerini gözetleyip, yer'den o'nun dünya'nın uydusu olduğuna, gözlede bakıp, ilmel yakin bilgisine bizzat, gözlerlede müşahede edip, bilgisinin artması ile bilmesidir.<br />
<br />
ve hakkal yakin bilgisi ise :  Artık o'nun dünya'nın uydusu olduğuna kanaat getirince, füzeye binip gidip, bizzat ay'a varmak, Ay'a ayak basmak ve, evet burası dünya'nın uydusudur, şu şu madenleri vardır, şu şu özelikleri vardır diye, tafsilatlıca, bizzat gidip onu şehadet bilgisi ile bilmeye, hakkal yakin bilgisi denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِين<br />
<br />
لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ<br />
<br />
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ<br />
<br />
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Hayır, keşke siz, İlm'el Yakîn (kesin bir bilgi) ile bilseydiniz.<br />
<br />
Le terevunnel cahîm(cahîme).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Mutlaka cahîmi (alevli ateşi) göreceksiniz.(Bizim yorumumuz : Cehalet Karanligini göreceksiniz)<br />
<br />
Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) de görseniz.<br />
<br />
Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Sonra o sorduğunuzun için de kendinizi buluverirsiniz<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym Tekasür suresi 5 - 6 - 7. Ayetler)</span></span><br />
<br />
<br />
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ  وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ  إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">حَقُّ ٱلْيَقِينِ</span></span>  فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ<br />
<br />
Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm. İnne hâzâ le huve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hakkul yakîn</span></span>. Fe sebbih bismi rabbikel azîm.<br />
<br />
Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.<br />
Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, olmuş bitmiş kesin bir gerçekliktir.<br />
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Vâkıa Suresi 93-94-95-96 Ayetler)</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 11 Mart 2015 Çarşamba<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929197690.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929197690.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ilmelyakin Aynelyakin Hakkalyakin Nedir?</span></span><br />
<br />
Allahu Teala Kuran da Bilmenin Dört yolu olduğunu anlatıyor bu ayette : İlmel yakîn (Alim bilgisi), Cehalet bilgisi (Cahil Bilgisi), Aynel yakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi) ve Hakkel yakîn (Sathi ve şehadet Bilgisi)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlmel-yakîn (Alim bilgisi):</span></span> ilimle bilmek,Bir bilgi bir burhan ile bilmek, bir delil ile bilmek<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cahil Bilgisi:</span></span> Karanlik bilgi ,Körü körüne inanmak,bir bilgiye a,b,c şıkkı vermeden cahilce bu böyledir diye kalbin diğer bilgilere ve şıklara kör bakması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aynel-yakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi):</span></span> Gözle görerek bilmek,<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hakkal-yakîn (Sathi ve şahedet Bilgisi):</span></span> Her şeyi ile bilmek, vakıf olmak demektir. yani bir bilgiye bizatihi içine girip olaya bizatihi şahit olarak bilmek.<br />
<br />
Birer misal ile açıklayalım :<br />
Semada yani gökyüzünde ay olduğunu, önce bir ilim ile bilmek, yani bilim adamlarının bilgisi ile, yani birer burhan ve deliller ile bilmek : o ay'dır, 29 günde dünya'nın etrafında döner ,... v.s.<br />
<br />
bu bilgi ilmel yakindir.<br />
<br />
Sonra cahil bilgisi ile bilmek : Farenin aya bakışı gibi, "aaah şu kocaman peynir cennetine varsam da, şu koca peynirden yesem" diye ay ı peynir zannetmek,  zanni bilgi. Her ne kadar biz o'na, ay peynir değil dersek de inanmaz sa, o peynir derse, o zaman işde, ona hayır o peynir demesi, zannıyla bilmek olan, cahil bilgisi ile bilmek olur.<br />
<br />
Sonra üçüncü aynel yakin bilmekde : Ay'ın hilal, dolunay, hallerini, evrelerini gözetleyip, yer'den o'nun dünya'nın uydusu olduğuna, gözlede bakıp, ilmel yakin bilgisine bizzat, gözlerlede müşahede edip, bilgisinin artması ile bilmesidir.<br />
<br />
ve hakkal yakin bilgisi ise :  Artık o'nun dünya'nın uydusu olduğuna kanaat getirince, füzeye binip gidip, bizzat ay'a varmak, Ay'a ayak basmak ve, evet burası dünya'nın uydusudur, şu şu madenleri vardır, şu şu özelikleri vardır diye, tafsilatlıca, bizzat gidip onu şehadet bilgisi ile bilmeye, hakkal yakin bilgisi denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span></span><br />
<br />
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِين<br />
<br />
لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ<br />
<br />
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ<br />
<br />
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Hayır, keşke siz, İlm'el Yakîn (kesin bir bilgi) ile bilseydiniz.<br />
<br />
Le terevunnel cahîm(cahîme).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Mutlaka cahîmi (alevli ateşi) göreceksiniz.(Bizim yorumumuz : Cehalet Karanligini göreceksiniz)<br />
<br />
Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) de görseniz.<br />
<br />
Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manasi:</span></span> Sonra o sorduğunuzun için de kendinizi buluverirsiniz<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Sadakallahul Aziym Tekasür suresi 5 - 6 - 7. Ayetler)</span></span><br />
<br />
<br />
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ  وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ  إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">حَقُّ ٱلْيَقِينِ</span></span>  فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ<br />
<br />
Fe nuzulun min hamîm. Ve tasliyetu cahîm. İnne hâzâ le huve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hakkul yakîn</span></span>. Fe sebbih bismi rabbikel azîm.<br />
<br />
Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.<br />
Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, olmuş bitmiş kesin bir gerçekliktir.<br />
Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Vâkıa Suresi 93-94-95-96 Ayetler)</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 11 Mart 2015 Çarşamba<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dört Halifenin Dört Üstün Ahlakı ve Meziyetleri ve Meşhur Oldukları Lakabları]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34609</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:45:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34609</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929039780.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929039780.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dört Halifenin Dört Üstün Ahlakı ve Meziyetleri ve Meşhur Oldukları Lakabları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ebu Bekir:</span></span><br />
<br />
Lakabı Sıddık tır Peygamberimize Sadakatla Bağlanandır şeksiz şüphesiz ona itimad edip inanandır.<br />
nitekim Müşrikler, Mîrâc hâdisesini duyduklarında, derhâl yalanlamaya koyuldular. Ortalığa bir dedikodu velvelesi hâkim oldu. Bunu fırsat bilerek, mü’minleri de bu yolda vesveselerle îmanlarından caydırmak istediler. Hattâ Hazret-i Ebû Bekr’e bile gittiler.<br />
Müşrikler:<br />
“−Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.<br />
Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh<br />
"O mu söyledi" dedi<br />
Müşrikler:<br />
" Evet O bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğini ve Allah lada Görüştügünü söylüyor." dediler.<br />
Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh da<br />
"O söylüyorsa doğrudur." dedi.<br />
Daha sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh, o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek dilinden dinledi ve:<br />
<br />
“–Sadakte (doğru söyledin), yâ Rasûlallâh!..” dedi.<br />
<br />
Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnûn kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Hazret-i Ebû Bekr’e:<br />
<br />
“–Yâ Ebâ Bekr, sen «Sıddık»sın!..” buyurdu. (İbn-i Hişâm, II, 5)<br />
<br />
O günden sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh “Sıddık” lâkabıyla meşhur oldu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ömer :</span></span><br />
<br />
Lakabı Ömerül Faruk tur yani iyiyi kötüden ayırt eden demektir. Hz ömer Efendimiz  Adaleti iyi kullanması sebebiyle Adaletin babası olrak bilinir.<br />
ve nitekim halifeliği sirasında "Dicle kenarında, bir koyunu bir kurt kapsa, benden sorulur." demiştir.<br />
Hz. Ömer'in çok adaletli olup adaletten şaşmadığını görenler içinde bir yahudi kendi kendine "biz bu recmi kendine yapılmasını planlayalım. Kendi evladına da aynı recm'i uygulayabilecek mi?" dedi. Hz. Ömer'in oğlu hasta idi. Bir yahudi:<br />
<br />
- Bende ilaç var, onu içersen iyi olursun, dedi. Kandırdı. Çocuğa ilaçtır diye şarap içirdi. Çocuk ilaç zannettiği için tereddütsüz içiyordu. Yahudi tekrar tekrar içirdi, iyice sarhoş ettikten sonra kendi cariyelerini çok açık bir vaziyette çocuğun yanına gönderdi. Ashabdan şahitler getirdi. Çocuk tam sarhoş olduğu için ne yaptığını bilmiyordu. Çocuğu zina suçundan mahkemeye verdi. Şahitleri de getirdi. Çocuğun zina ettiğini şahitler söyledi, ama bu işin yahudinin bir oyunu olduğunu anlamışlardı. Yani ilaç diye şarap içirip tam sarhoş ettikten sonra bir oyun olduğunu anladılar. Hz. Ömer kendi oğlunu, kendi mahkeme yaptı. Şahitleri dinledi, kendi oğluna bekar olduğu için seksen değnek vurulmasına karar verdi. Çünkü evli olursa taşa gömülüp öldürülür, bekar olursa seksen değnek vurulur. Seksen değnekte bazı adam ölür, bazısı da ölümden zor kurtulur. Bu ise hem Yahudinin hilesi, hem de çocuk hasta idi. Millet çocuğun recmini yani seksen değnek vurulmasını istemiyordu.<br />
<br />
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):<br />
<br />
- Seksen değnek vurulacak, dedi.<br />
<br />
- Öyleyse biz vuralım dediler. Maksatları çocuğu öldürmemekti. Bunu bilen Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):<br />
<br />
- Değneği ben vuracağım, dedi. Ölünceye kadar vurulması lazımdı. Kırk değnek vurdu, çocuk öldü. Kırk değnekte ölüsüne vurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Osman :</span></span><br />
<br />
Lakabı Zinnureyn dir yani iki nurlu demekdir. Kişinin abdesti bozulmadığı müddetçe aynı abdestle birden fazla namaz kılabilir. Efendimiz (s.a.v) bunun câiz olduğunu göstermek için bazen öyle yaptığı olmuştur. Şer'an yapılması istenen bir amel yapmamış idiyse yeniden abdest almak israf sayılır. Ancak Allah Rasûlü (s.a.v), her namaz için abdest almayı daha çok sever ve umumiyetle böyle yapardı. Bu durumda her namaz için abdest tazelemek müstehabtır. peygamberimiz buyurdular "Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur"  bu hadisi peygamberimizden ilk duyan ve hayatında tatbik eden sahabi Hz Osman dır. ve hadisin ondaki tezahürü olrak Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Rukiyye ile evlendi. Rukiyye vefat edince onun kardeşi Rasûlullah (s.a.v.)'m diger kızı Ümmü Gülsüm'le evlendi . ve lakbıda bu iki hasletler yüzünden iki nurlu yani "Zinnureyn" oldu. Haya ve edebi ile meşhur sahabidir.<br />
Hz. Aişe’nin rivayetine göre, bir gün Hz. Rasulullah (S.A.V), yan gelip istirahat ediyordu. O sırada Hz. Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Hz. Rasullulah (S.A.V) tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Hz. Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Hz. Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Hz. Rasulallahlah (S.A.V) hemen doğruldu, toparlandı.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Âişe:<br />
<br />
“Ey Allah’ın Rasulü!” dedi, “Ebu Bekir ve Ömer için toparlanmadığınız hâlde, neden Osman gelince hâlinizi değiştirdiniz, elbisenizi ve oturuşunuzu düzelttiniz?”<br />
<br />
Allah Rasulü şöyle cevap verdi:<br />
<br />
“Çünkü Osman çok hayalı birisidir. Kendisinden meleklerin bile haya ettiği bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?!” (Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 26-27)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ali :</span></span><br />
<br />
Lakabı Allahın Arslanı yani "Esedullah "dır ilmi ile aklı ve kurnazlığı ile meşhur sahabidir.<br />
Hz. Alinin Annesi Ali yi Doğurunca Hz Muhammed Haberi alir almaz onun evine gitdi. ve baktı beşikte yatan bebegin yanına vardı ve Annesine "bu benim oğlum" dedi ve hurma istedi ve hurmayı ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğü ile karışan hurmayı çocuğun ağzına bıraktı. çocuğun midesine ilk inen şey Resulullah (SAV)`ın mübarek tükrüğü ile  karışan hurma idi. Hakkında bereketle dua etti ve Ali ismini verdi.<br />
O mübarek tükrükleri onun dimağının açılmasına ve peygamberimizin ilmi ile donatılmasına sebeb oldu.<br />
Rasulullah (s.a.v.): "Savaş hiledir." buyurdu, bu hadisi peygamberimizden ilk işiten, ve alıp kabul edip hayatında tatbik eden Hz Ali oldu<br />
Hendek harbinde Savaşin ilk  dögüşenleri olarak Amr isminde dev gibi bir adam ortaya çıkdı ve kendisne rakip istedi, Amr birçok savaşlarda bulunmuş, yiğitlik ve gözü pekliği sayesinde birçok birlikleri dağıtmış gayet usta bir silahşor, çevik bir süvari olduğundan, onunla dövüşmeye kimse cesaret edemezdi  dev gibi bir adamdı. Nitekim Müslümanlardan da kimse onun isteğine cevap veremedi.<br />
Peygamnberimiz kim onunla dögüşecek dedi Hz. Ali, Amr'a karşı çıkmak için izin istedi. Fakat Rasûlullah izin vermedi. Amr tekrar ileriye atılarak Müslümanlara hitaben; "İçinizden kahramanlık meydanına çıkacak kimse yok mu? Hani ölenlerinizin gideceğini söylediğiniz Cennet?" diye bağırdı. Müslümanlardan yine ses çıkmayınca Hz. Ali ikinci defa izin istedi. Rasulullah kendi zırhını çıkarıp Ali'ye giydirdi, beline Zülfikâr'ı taktı ve ellerini açarak,<br />
<br />
    "Ya Rabb! Amcam Ubeyd Bedir’de; Hamza Uhud’da şehid oldular. Ali ise kardeşimdir ve amcamın oğludur. O'nu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından, sen koru, beni kimsesiz bırakma. Sen Varis bırakanların en hayırlısısın." diye dua etdi. Ali meydana gidince Amra ile önce laf kavgasi yaptılar, sonra Hz Ali  "Savaş hiledir" kuralını tatbik edip amri bir söz ile yanıltıp ardına dönüp bakmasını  sağladı, o ardına dönünce, hile ile vurdu başına kılıcı, ve Amrin başını gövdesinden ayırdı, ve düşmanlara korku saldı, en iri dev adamı,  küçük cüssesi ile öldürmüş oldu. yani harp hiledir  ve burda kurnazlığını konuşturdu, hem kurnaz hem çok cesur ve akkıllı idi Hz Ali efendimiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimiz Buyurdular:</span></span><br />
<br />
" Benim Kalbime açılan dört kapı vardır, bunlar <br />
<br />
1 - "Doğruluk ve sadakat kapısı"<br />
2 - "Adalet kapısı"<br />
3 - "Haya ve edep kapısı"<br />
4 - "ilim kapısı"<br />
<br />
Sadakaat ve dogruluk kapısından Hz Ebu Bekir'den girilir, Adalet kapısından Hz Ömer'den girlir, haya ve edep kapısından da Hz Osman'dan girilir, ve ilim kapısından da  Hz Ali ile girilir ." buyurdular, bu hadis bu veya buna yakin minvalde rivayetdedir.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779929039780.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779929039780.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dört Halifenin Dört Üstün Ahlakı ve Meziyetleri ve Meşhur Oldukları Lakabları</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ebu Bekir:</span></span><br />
<br />
Lakabı Sıddık tır Peygamberimize Sadakatla Bağlanandır şeksiz şüphesiz ona itimad edip inanandır.<br />
nitekim Müşrikler, Mîrâc hâdisesini duyduklarında, derhâl yalanlamaya koyuldular. Ortalığa bir dedikodu velvelesi hâkim oldu. Bunu fırsat bilerek, mü’minleri de bu yolda vesveselerle îmanlarından caydırmak istediler. Hattâ Hazret-i Ebû Bekr’e bile gittiler.<br />
Müşrikler:<br />
“−Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.<br />
Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh<br />
"O mu söyledi" dedi<br />
Müşrikler:<br />
" Evet O bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğini ve Allah lada Görüştügünü söylüyor." dediler.<br />
Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh da<br />
"O söylüyorsa doğrudur." dedi.<br />
Daha sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh, o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek dilinden dinledi ve:<br />
<br />
“–Sadakte (doğru söyledin), yâ Rasûlallâh!..” dedi.<br />
<br />
Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnûn kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Hazret-i Ebû Bekr’e:<br />
<br />
“–Yâ Ebâ Bekr, sen «Sıddık»sın!..” buyurdu. (İbn-i Hişâm, II, 5)<br />
<br />
O günden sonra Ebû Bekir radıyallâhu anh “Sıddık” lâkabıyla meşhur oldu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ömer :</span></span><br />
<br />
Lakabı Ömerül Faruk tur yani iyiyi kötüden ayırt eden demektir. Hz ömer Efendimiz  Adaleti iyi kullanması sebebiyle Adaletin babası olrak bilinir.<br />
ve nitekim halifeliği sirasında "Dicle kenarında, bir koyunu bir kurt kapsa, benden sorulur." demiştir.<br />
Hz. Ömer'in çok adaletli olup adaletten şaşmadığını görenler içinde bir yahudi kendi kendine "biz bu recmi kendine yapılmasını planlayalım. Kendi evladına da aynı recm'i uygulayabilecek mi?" dedi. Hz. Ömer'in oğlu hasta idi. Bir yahudi:<br />
<br />
- Bende ilaç var, onu içersen iyi olursun, dedi. Kandırdı. Çocuğa ilaçtır diye şarap içirdi. Çocuk ilaç zannettiği için tereddütsüz içiyordu. Yahudi tekrar tekrar içirdi, iyice sarhoş ettikten sonra kendi cariyelerini çok açık bir vaziyette çocuğun yanına gönderdi. Ashabdan şahitler getirdi. Çocuk tam sarhoş olduğu için ne yaptığını bilmiyordu. Çocuğu zina suçundan mahkemeye verdi. Şahitleri de getirdi. Çocuğun zina ettiğini şahitler söyledi, ama bu işin yahudinin bir oyunu olduğunu anlamışlardı. Yani ilaç diye şarap içirip tam sarhoş ettikten sonra bir oyun olduğunu anladılar. Hz. Ömer kendi oğlunu, kendi mahkeme yaptı. Şahitleri dinledi, kendi oğluna bekar olduğu için seksen değnek vurulmasına karar verdi. Çünkü evli olursa taşa gömülüp öldürülür, bekar olursa seksen değnek vurulur. Seksen değnekte bazı adam ölür, bazısı da ölümden zor kurtulur. Bu ise hem Yahudinin hilesi, hem de çocuk hasta idi. Millet çocuğun recmini yani seksen değnek vurulmasını istemiyordu.<br />
<br />
Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):<br />
<br />
- Seksen değnek vurulacak, dedi.<br />
<br />
- Öyleyse biz vuralım dediler. Maksatları çocuğu öldürmemekti. Bunu bilen Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu):<br />
<br />
- Değneği ben vuracağım, dedi. Ölünceye kadar vurulması lazımdı. Kırk değnek vurdu, çocuk öldü. Kırk değnekte ölüsüne vurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Osman :</span></span><br />
<br />
Lakabı Zinnureyn dir yani iki nurlu demekdir. Kişinin abdesti bozulmadığı müddetçe aynı abdestle birden fazla namaz kılabilir. Efendimiz (s.a.v) bunun câiz olduğunu göstermek için bazen öyle yaptığı olmuştur. Şer'an yapılması istenen bir amel yapmamış idiyse yeniden abdest almak israf sayılır. Ancak Allah Rasûlü (s.a.v), her namaz için abdest almayı daha çok sever ve umumiyetle böyle yapardı. Bu durumda her namaz için abdest tazelemek müstehabtır. peygamberimiz buyurdular "Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur"  bu hadisi peygamberimizden ilk duyan ve hayatında tatbik eden sahabi Hz Osman dır. ve hadisin ondaki tezahürü olrak Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Rukiyye ile evlendi. Rukiyye vefat edince onun kardeşi Rasûlullah (s.a.v.)'m diger kızı Ümmü Gülsüm'le evlendi . ve lakbıda bu iki hasletler yüzünden iki nurlu yani "Zinnureyn" oldu. Haya ve edebi ile meşhur sahabidir.<br />
Hz. Aişe’nin rivayetine göre, bir gün Hz. Rasulullah (S.A.V), yan gelip istirahat ediyordu. O sırada Hz. Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Hz. Rasullulah (S.A.V) tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Hz. Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Hz. Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Hz. Rasulallahlah (S.A.V) hemen doğruldu, toparlandı.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Âişe:<br />
<br />
“Ey Allah’ın Rasulü!” dedi, “Ebu Bekir ve Ömer için toparlanmadığınız hâlde, neden Osman gelince hâlinizi değiştirdiniz, elbisenizi ve oturuşunuzu düzelttiniz?”<br />
<br />
Allah Rasulü şöyle cevap verdi:<br />
<br />
“Çünkü Osman çok hayalı birisidir. Kendisinden meleklerin bile haya ettiği bir kimseden ben haya etmeyeyim mi?!” (Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 26-27)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz Ali :</span></span><br />
<br />
Lakabı Allahın Arslanı yani "Esedullah "dır ilmi ile aklı ve kurnazlığı ile meşhur sahabidir.<br />
Hz. Alinin Annesi Ali yi Doğurunca Hz Muhammed Haberi alir almaz onun evine gitdi. ve baktı beşikte yatan bebegin yanına vardı ve Annesine "bu benim oğlum" dedi ve hurma istedi ve hurmayı ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğü ile karışan hurmayı çocuğun ağzına bıraktı. çocuğun midesine ilk inen şey Resulullah (SAV)`ın mübarek tükrüğü ile  karışan hurma idi. Hakkında bereketle dua etti ve Ali ismini verdi.<br />
O mübarek tükrükleri onun dimağının açılmasına ve peygamberimizin ilmi ile donatılmasına sebeb oldu.<br />
Rasulullah (s.a.v.): "Savaş hiledir." buyurdu, bu hadisi peygamberimizden ilk işiten, ve alıp kabul edip hayatında tatbik eden Hz Ali oldu<br />
Hendek harbinde Savaşin ilk  dögüşenleri olarak Amr isminde dev gibi bir adam ortaya çıkdı ve kendisne rakip istedi, Amr birçok savaşlarda bulunmuş, yiğitlik ve gözü pekliği sayesinde birçok birlikleri dağıtmış gayet usta bir silahşor, çevik bir süvari olduğundan, onunla dövüşmeye kimse cesaret edemezdi  dev gibi bir adamdı. Nitekim Müslümanlardan da kimse onun isteğine cevap veremedi.<br />
Peygamnberimiz kim onunla dögüşecek dedi Hz. Ali, Amr'a karşı çıkmak için izin istedi. Fakat Rasûlullah izin vermedi. Amr tekrar ileriye atılarak Müslümanlara hitaben; "İçinizden kahramanlık meydanına çıkacak kimse yok mu? Hani ölenlerinizin gideceğini söylediğiniz Cennet?" diye bağırdı. Müslümanlardan yine ses çıkmayınca Hz. Ali ikinci defa izin istedi. Rasulullah kendi zırhını çıkarıp Ali'ye giydirdi, beline Zülfikâr'ı taktı ve ellerini açarak,<br />
<br />
    "Ya Rabb! Amcam Ubeyd Bedir’de; Hamza Uhud’da şehid oldular. Ali ise kardeşimdir ve amcamın oğludur. O'nu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından, sen koru, beni kimsesiz bırakma. Sen Varis bırakanların en hayırlısısın." diye dua etdi. Ali meydana gidince Amra ile önce laf kavgasi yaptılar, sonra Hz Ali  "Savaş hiledir" kuralını tatbik edip amri bir söz ile yanıltıp ardına dönüp bakmasını  sağladı, o ardına dönünce, hile ile vurdu başına kılıcı, ve Amrin başını gövdesinden ayırdı, ve düşmanlara korku saldı, en iri dev adamı,  küçük cüssesi ile öldürmüş oldu. yani harp hiledir  ve burda kurnazlığını konuşturdu, hem kurnaz hem çok cesur ve akkıllı idi Hz Ali efendimiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamberimiz Buyurdular:</span></span><br />
<br />
" Benim Kalbime açılan dört kapı vardır, bunlar <br />
<br />
1 - "Doğruluk ve sadakat kapısı"<br />
2 - "Adalet kapısı"<br />
3 - "Haya ve edep kapısı"<br />
4 - "ilim kapısı"<br />
<br />
Sadakaat ve dogruluk kapısından Hz Ebu Bekir'den girilir, Adalet kapısından Hz Ömer'den girlir, haya ve edep kapısından da Hz Osman'dan girilir, ve ilim kapısından da  Hz Ali ile girilir ." buyurdular, bu hadis bu veya buna yakin minvalde rivayetdedir.<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Püf Noktaları - Ekşi veya Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34608</link>
			<pubDate>Thu, 28 May 2026 02:42:29 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34608</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779928686660.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779928686660.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Püf Noktaları - Ekşi veya Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler</span></span><br />
<br />
Yoğurt, besin değeri yüksek, laktik asit fermantasyonu sonucunda elde edilen ve canlı laktik asit bakterileri içeren fermente bir süt ürünüdür.[1] Lactobacillus bulgaricus sütten yoğurt yapmak için kullanılan birkaç bakteri türünden biridir.<br />
Yoğurdun ilk olarak kimlerce ve nasıl üretildiği üzerine kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihsel anlamda ise 6000 yıldır yoğurt üretilip tüketildiği tahmin edilmektedir.[2] Yüksek kalsiyum oranı, riboflavin (B2), kobalamin (B12), piridoksin (B6) gibi vitaminler ve protein içermesi nedeniyle dünyada tüketimi en yaygın ve besleyici gıda maddelerindendir. Bazı Fransız kaynakları bunu göçebe ya da barbar yemeği olarak tanımlamaktadırlar. Yoğurdun adı Türkçe olup neredeyse tüm dillerde adı budur[3][4].[5] Fakat Bulgar ve Rus kaynaklar bunu Bulgar buluşu olarak tanıtmaya çalışmaktadırlar. Hatta Rusçada Yoğurt-Йогурт olarak adlandırılmasına rağmen Rus kaynaklar onu Bulgar buluşu olarak tanıtmaktadır. Avrupa'nın yoğurt ile tanışması ise Osmanlı zamanında Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Balkanlar'daki sancaklardan Avrupa'daki bazı krallara şifalı yiyecek olarak gönderilmesiyle olmuştur.<br />
Yoğurt saf olarak yendiği gibi meyvelisi de mevcuttur. Bunun dışında da yoğurdun çeşitleri bulunmaktadır. Örneğin; süzme yoğurt yaygın olarak meze yapımında kullanılmaktadır. Yoğurt ile yapılan pek çok yemek ve içecek türü vardır, ayran, cacık ve keş bunlardan bazılarıdır.<br />
Yoğurt (&lt; Yuğurt) Türkçe kökenlidir. Orta Türkçe dönemine ait Divânu Lügati't-Türk'te ىُغُرْتْ olarak yazılan veriyi Besim Atalay geniş yuvarlak o ünlülü «yogurt»[6] biçiminde okur, fakat Hasan Eren geniş dar u ünlülü «yuğurt» biçimini doğru okunuş olarak kabul eder ve etimolojisini «yuğurmak» fiiline «-t» fiilden isim yapım eki getirilerek yapılan türev olarak açıklar[7]. Eren Kumanca biçimini de «yuğurt» olarak verir ve bunun Kıpçakçada ikili «yağurt ~ yuğurt» biçimlerinde geçtiğini belirtir. Kıpçakçada düz geniş a ünlülü olmasını yağ kelimesinin baskısına dayandırır. Çağdaş Türk dillerinden Türkmencede yoğurt, Nogaycada yuvırt, Kırgızca cuurat (Genel Türkçe y- ön sesi Kırgızcada c- sesine dönüşür), Sagayların lehçesinde çoort, Yakutçada suorat (Genel Türkçe y- ön sesi Yakutçada s- sesine dönüşür) biçimleri Orta Türkçe yuğurt kelimesinin günümüzdeki varyeteleridir. Avrupa dillerine (İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Sırpça, Bulgarca, Rusça, Macarca) de Türkçeden geçmiştir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Yoğurt Yapımı için Malzemeler :</span></span><br />
3 litre süt ( organik, doğal, inekden sağıldığı gibi, hic pişirilmemiş, yani pastörize olmamalıdır )<br />
1 adet bu kadar sütü alabilcek kadar büyüklükteki celik veya aluminyum tencere ve kapağı<br />
ocak tüp veya gazli veya elektrikli ocak<br />
1 adet Battaniye 1 adet eski gazete yada büyük boy kitap<br />
mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt<br />
bir adet komposta tası<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yoğurt Nasıl Mayalanır Tarifi Yapılışı</span></span><br />
ilk önce evimizde kimsenin ona zarar veremeyeceği bir köşeye, Battaniyemiz iki katlanıp yayılır, ve bir tarafının tam ortasına gazetemiz veya eski kitabımız konup hazır edilir.<br />
Süt Tencereye boşaltılır ve, ocak kısık ateşde iken tencere ve sütümüz ısıtılır, ve kaynatılmaz, yoksa kaynatılırsa bize gerekli olan iyi bakteriler ölür, ve süt pastörize olmuş olur, o yüzden ocak 2 yada 2,5 dercede 5 dakika gibi beklenir, ve bakılır, süt parmak yakmayacak sıcaklıkda olmalıdır, bunun için sütten bir kaşık alınır ve paramağımızla kontrol edilir, yeterli sıcaklığa ulaşan süt ocakdan alınıp hazırladığımız köşdeki, battaniyenin üstündeki kitap yada gezetenin üstüne konur, tenceremizden "mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt kattığımız komposta tasına, sütten bir kaç kaşık katarak ve karıştırarak, mayalık yoğurtumuzun kıvamını yumuşatırız, ve sonra bu komposta tasındaki mayamızı tenceremizdeki sıcak süte katarak, kaşıkla karıştırırız, ve kapağını da kaptıp, sonrada battaniyemizide üstüne sarmalayıp örtüp, sıcak kalmasını sağlarız, çünkü iyi yoğurt bakterileri o sıcaklıkda kimyasal reaksiyon sonucu üreyip çoğalarak sütün tamamını kaplamları lazımdır, bunun içinde yaklaşık dört saat gibi bir süre mayalanmaya bırakılır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer Tatlı Yoğurt istiyorsak</span></span><br />
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye açılır, ve sonrada tenceremizin kapağı hafifce aralanır, ve Yoğurtumuz bir saat yada birbuçuk saatte, kısa süreli hızlı soğumaya bırakılır. sonra tatlı Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer Ekşi Yoğurt istiyorsak</span></span><br />
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye hafif açılır, ve tenceremizin kapağı ise açılmaz, ve Yoğurtumuzu 4-5 saat gibi, yavaş yavaş, uzun süreli soğumaya bırakılır. sonra ekşi Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Önemli Not :</span> </span>Her ilacın yan tesiri olduğu gibi, bizim ilacımızında yan tesiri vardır, nedir o?  yoğurt yaptığımız sütü pastörize edip mikroplarını kırmadığımız için, iyi bakterilerde ölmesin diye, 90 ve 100 derece kaynatmıyoruz sütü, o yüzden eğer süt aldığımız hayvanlarda, şap gibi tüberküloz gibi ve benzeri hastalıklar varsa, bu süt yolu ile bizlerede geçecekdir, buna dikkat etmek lazımdır, bunların izalesi içinde, tatlı şeyler yiyerek, onların tesrini izale eebiliriz, ve karaciğerin onların hakkından gelmesini sağlarız, amma tatlılarımız mısır  şurubu olmamalı, reçel amma pancar şekerinden yapılmış reçel, yine baklava şerbeti pancar şekerinden yapılmış şerbet olmalı,yine bal gibi ağır tatlılar yiyerek karaciğeri güçlendirip, tüberküloz ve benzeri hastalıkların, vücuda zarar vermesinin önüne geçilir.<br />
--------------  <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır, Püf Noktaları,Ekşi Yoğurt Nasıl Yapılır?, Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt, Nasıl, Yapılır?,Nasıl Mayalanır, Mayalanır,ev Yoğurtu,dogal Yoğurt,<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler wikipedia dan alınmıştır<br />
Yoğurt mayalama bilgisi Başağaçlı Raşit Tunca dan alınmıştır<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Cumartesi<br />
Original Kar©glan<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1779928686660.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1779928686660.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Püf Noktaları - Ekşi veya Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler</span></span><br />
<br />
Yoğurt, besin değeri yüksek, laktik asit fermantasyonu sonucunda elde edilen ve canlı laktik asit bakterileri içeren fermente bir süt ürünüdür.[1] Lactobacillus bulgaricus sütten yoğurt yapmak için kullanılan birkaç bakteri türünden biridir.<br />
Yoğurdun ilk olarak kimlerce ve nasıl üretildiği üzerine kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihsel anlamda ise 6000 yıldır yoğurt üretilip tüketildiği tahmin edilmektedir.[2] Yüksek kalsiyum oranı, riboflavin (B2), kobalamin (B12), piridoksin (B6) gibi vitaminler ve protein içermesi nedeniyle dünyada tüketimi en yaygın ve besleyici gıda maddelerindendir. Bazı Fransız kaynakları bunu göçebe ya da barbar yemeği olarak tanımlamaktadırlar. Yoğurdun adı Türkçe olup neredeyse tüm dillerde adı budur[3][4].[5] Fakat Bulgar ve Rus kaynaklar bunu Bulgar buluşu olarak tanıtmaya çalışmaktadırlar. Hatta Rusçada Yoğurt-Йогурт olarak adlandırılmasına rağmen Rus kaynaklar onu Bulgar buluşu olarak tanıtmaktadır. Avrupa'nın yoğurt ile tanışması ise Osmanlı zamanında Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Balkanlar'daki sancaklardan Avrupa'daki bazı krallara şifalı yiyecek olarak gönderilmesiyle olmuştur.<br />
Yoğurt saf olarak yendiği gibi meyvelisi de mevcuttur. Bunun dışında da yoğurdun çeşitleri bulunmaktadır. Örneğin; süzme yoğurt yaygın olarak meze yapımında kullanılmaktadır. Yoğurt ile yapılan pek çok yemek ve içecek türü vardır, ayran, cacık ve keş bunlardan bazılarıdır.<br />
Yoğurt (&lt; Yuğurt) Türkçe kökenlidir. Orta Türkçe dönemine ait Divânu Lügati't-Türk'te ىُغُرْتْ olarak yazılan veriyi Besim Atalay geniş yuvarlak o ünlülü «yogurt»[6] biçiminde okur, fakat Hasan Eren geniş dar u ünlülü «yuğurt» biçimini doğru okunuş olarak kabul eder ve etimolojisini «yuğurmak» fiiline «-t» fiilden isim yapım eki getirilerek yapılan türev olarak açıklar[7]. Eren Kumanca biçimini de «yuğurt» olarak verir ve bunun Kıpçakçada ikili «yağurt ~ yuğurt» biçimlerinde geçtiğini belirtir. Kıpçakçada düz geniş a ünlülü olmasını yağ kelimesinin baskısına dayandırır. Çağdaş Türk dillerinden Türkmencede yoğurt, Nogaycada yuvırt, Kırgızca cuurat (Genel Türkçe y- ön sesi Kırgızcada c- sesine dönüşür), Sagayların lehçesinde çoort, Yakutçada suorat (Genel Türkçe y- ön sesi Yakutçada s- sesine dönüşür) biçimleri Orta Türkçe yuğurt kelimesinin günümüzdeki varyeteleridir. Avrupa dillerine (İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Sırpça, Bulgarca, Rusça, Macarca) de Türkçeden geçmiştir.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Yoğurt Yapımı için Malzemeler :</span></span><br />
3 litre süt ( organik, doğal, inekden sağıldığı gibi, hic pişirilmemiş, yani pastörize olmamalıdır )<br />
1 adet bu kadar sütü alabilcek kadar büyüklükteki celik veya aluminyum tencere ve kapağı<br />
ocak tüp veya gazli veya elektrikli ocak<br />
1 adet Battaniye 1 adet eski gazete yada büyük boy kitap<br />
mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt<br />
bir adet komposta tası<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yoğurt Nasıl Mayalanır Tarifi Yapılışı</span></span><br />
ilk önce evimizde kimsenin ona zarar veremeyeceği bir köşeye, Battaniyemiz iki katlanıp yayılır, ve bir tarafının tam ortasına gazetemiz veya eski kitabımız konup hazır edilir.<br />
Süt Tencereye boşaltılır ve, ocak kısık ateşde iken tencere ve sütümüz ısıtılır, ve kaynatılmaz, yoksa kaynatılırsa bize gerekli olan iyi bakteriler ölür, ve süt pastörize olmuş olur, o yüzden ocak 2 yada 2,5 dercede 5 dakika gibi beklenir, ve bakılır, süt parmak yakmayacak sıcaklıkda olmalıdır, bunun için sütten bir kaşık alınır ve paramağımızla kontrol edilir, yeterli sıcaklığa ulaşan süt ocakdan alınıp hazırladığımız köşdeki, battaniyenin üstündeki kitap yada gezetenin üstüne konur, tenceremizden "mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt kattığımız komposta tasına, sütten bir kaç kaşık katarak ve karıştırarak, mayalık yoğurtumuzun kıvamını yumuşatırız, ve sonra bu komposta tasındaki mayamızı tenceremizdeki sıcak süte katarak, kaşıkla karıştırırız, ve kapağını da kaptıp, sonrada battaniyemizide üstüne sarmalayıp örtüp, sıcak kalmasını sağlarız, çünkü iyi yoğurt bakterileri o sıcaklıkda kimyasal reaksiyon sonucu üreyip çoğalarak sütün tamamını kaplamları lazımdır, bunun içinde yaklaşık dört saat gibi bir süre mayalanmaya bırakılır.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer Tatlı Yoğurt istiyorsak</span></span><br />
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye açılır, ve sonrada tenceremizin kapağı hafifce aralanır, ve Yoğurtumuz bir saat yada birbuçuk saatte, kısa süreli hızlı soğumaya bırakılır. sonra tatlı Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eğer Ekşi Yoğurt istiyorsak</span></span><br />
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye hafif açılır, ve tenceremizin kapağı ise açılmaz, ve Yoğurtumuzu 4-5 saat gibi, yavaş yavaş, uzun süreli soğumaya bırakılır. sonra ekşi Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Önemli Not :</span> </span>Her ilacın yan tesiri olduğu gibi, bizim ilacımızında yan tesiri vardır, nedir o?  yoğurt yaptığımız sütü pastörize edip mikroplarını kırmadığımız için, iyi bakterilerde ölmesin diye, 90 ve 100 derece kaynatmıyoruz sütü, o yüzden eğer süt aldığımız hayvanlarda, şap gibi tüberküloz gibi ve benzeri hastalıklar varsa, bu süt yolu ile bizlerede geçecekdir, buna dikkat etmek lazımdır, bunların izalesi içinde, tatlı şeyler yiyerek, onların tesrini izale eebiliriz, ve karaciğerin onların hakkından gelmesini sağlarız, amma tatlılarımız mısır  şurubu olmamalı, reçel amma pancar şekerinden yapılmış reçel, yine baklava şerbeti pancar şekerinden yapılmış şerbet olmalı,yine bal gibi ağır tatlılar yiyerek karaciğeri güçlendirip, tüberküloz ve benzeri hastalıkların, vücuda zarar vermesinin önüne geçilir.<br />
--------------  <br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır, Püf Noktaları,Ekşi Yoğurt Nasıl Yapılır?, Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt, Nasıl, Yapılır?,Nasıl Mayalanır, Mayalanır,ev Yoğurtu,dogal Yoğurt,<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynaklar :</span></span><br />
Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler wikipedia dan alınmıştır<br />
Yoğurt mayalama bilgisi Başağaçlı Raşit Tunca dan alınmıştır<br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 28 Nisan 2018 Cumartesi<br />
Original Kar©glan<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>