<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - 2016 VAAZLARI ARŞİVİ]]></title>
		<link>/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - ]]></description>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2026 22:25:06 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kim Bana Winteri Kış Mevsimini Getirebilir (Kar©glanin 1 Kasım 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35048</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 12:00:56 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35048</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Dedi ki: “Kim Bana Belkıs'ın Tahtını Getirebilir?” Biz de Diyoruz ki: “Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 1 Kasım 2016 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا<br />
<br />
Muttekiîne fîhâ alâl erâiki, lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yakîn derecesindeki gözetleyiciler görecekler ki, O'ndan başka ne güneşi doğdurabilen, yani yaz mevsimini getirebilen, ne de zemherîyi, yani kış mevsimini getirebilen vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – İNSAN (DEHR) Suresi, 13. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ<br />
<br />
Kâle yâ eyyuhâl meleu eyyekum ye’tînî bi arşihâ kable en ye’tûnî muslimîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
(Süleyman Aleyhisselâm) şöyle dedi:<br />
<br />
“Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmak üzere bana gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – NEML Suresi, 38. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاء إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ<br />
<br />
Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
(Meryem) şöyle dedi:<br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?”<br />
<br />
Allah şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘Ol!’ der, o da hemen oluverir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – ÂLİ İMRÂN Suresi, 47. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ<br />
<br />
Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru se tecidunî inşâallâhu mines sâbirîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona:<br />
<br />
“Yavrum! Ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
“Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – SAFFÂT Suresi, 102. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا<br />
<br />
Ve kavlihim innâ katelnâl mesîha îsâbne meryeme resûlallâh(resûlallâhi), ve mâ katelûhu ve mâ salebûhu ve lâkin şubbihe lehum. Ve innellezînahtelefû fîhi le fî şekkin minhu. Mâ lehum bihî min ilmin illâttibâaz zann(zanni), ve mâ katelûhu yakînâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Ve ‘Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Mesîh İsa'yı öldürdük.’ demeleri yüzünden... Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldürmediler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – NİSÂ Suresi, 157. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
Kureyş, İslam'ı yok etmek için kararlıydı ve İslam'ı ortadan kaldırmak amacıyla bir kez daha bir araya geldi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Savaşı'nda Müşriklerin Komutanı</span></span><br />
<br />
Çeşitli kabileler ve Yahudilerle ittifak kurularak on bin kişilik bir ordu oluşturuldu. Bu ordunun komutanı, Muaviye'nin babası Ebu Süfyan idi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Kazma Fikri</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed, savaş öncesinde savunma taktikleri konusunda ashabıyla istişare etmişti. Bu istişare sonucunda savaşın seyrini değiştirecek bir fikir ortaya çıktı. Bu fikir hendek kazılmasıydı. Bu fikri ortaya koyan kişinin ise Selmân-ı Fârisî olduğu rivayet edilir.<br />
<br />
Kureyş ordusu Medine şehrinin kapısına geldiğinde bir sürprizle karşılaştı. Medine'nin çevresinde derin ve tehlikeli hendekler vardı. Bu durum onların korkuya kapılmasına neden oldu. Oysa Kureyş ordusu yaklaşık on bin kişiden, Müslümanların ordusu ise iki-üç bin kişiden oluşuyordu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali (a.s.) ve Amr'ın Savaşı</span></span><br />
<br />
Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşıya geçmeyi başardı. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.), birkaç kişiyle beraber ileri çıktı ve atlıların geçtiği gedikleri kapattı.<br />
<br />
Kureyş ordusundan, savaşçılığıyla tanınan altı kişi hendeğin dar bir tarafından karşıya geçerek savaş meydanına çıktı. Bunlardan biri, Arap Yarımadası'nın en yiğit ve en güçlü savaşçılarından biri olarak bilinen Amr bin Abdülved idi. Kendisi “bin savaşçıya bedel” olarak tanınıyordu.<br />
<br />
Amr, çelik bir zırh giymişti ve savaş alanında şöyle bağırıyordu:<br />
<br />
“Cennet iddiacıları nerede? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?”<br />
<br />
Onun bu meydan okuması herkesin kalbine korku düşürmüştü. Sanki kulaklar kapanmış, diller tutulmuştu.<br />
<br />
Hz. Muhammed:<br />
<br />
“Bunun karşısına çıkacak biri yok mu?” buyurdu.<br />
<br />
O sırada Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğer sahabeler oradaydı. Ancak kimseden ses çıkmıyordu.<br />
<br />
Hz. Ali (a.s.):<br />
<br />
“Ben çıkarım ya Resulallah.” dedi.<br />
<br />
Resulüllah onu oturttu.<br />
<br />
Amr ikinci ve üçüncü kez savaşacak bir er talep etti. Hz. Ali'den başka kimse ona cevap vermedi. Resulüllah her defasında Hz. Ali'yi oturtuyor ve:<br />
<br />
“Ya Ali, bu Amr'dır.” diyordu.<br />
<br />
Resulüllah:<br />
<br />
“Ya Ali, bu Amr'dır.” dediğinde Hz. Ali şöyle cevap verdi:<br />
<br />
“Olsun, ben de Ali'yim.”<br />
<br />
Sonunda Hz. Peygamber, Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sardı, kendi kılıcını kuşandırdı ve kendi zırhını giydirdi. Ardından onun Amr'ın karşısına çıkmasına izin verdi.<br />
<br />
Ellerini kaldırarak şöyle dua etti:<br />
<br />
“Allah'ım! Ubeyde'yi Bedir günü, Hamza'yı Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali'dir. Beni yalnız bırakma. Sen mirasçıların en hayırlısısın.”<br />
<br />
Hz. Ali savaş meydanına çıktı.<br />
<br />
Resulüllah şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı.”</span></span><br />
<br />
Amr, Hz. Ali'yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali, Amr'ı Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etti.<br />
<br />
Amr bunu kabul etmedi.<br />
<br />
Hz. Ali bunun üzerine:<br />
<br />
“O hâlde benimle savaşacaksın.” dedi.<br />
<br />
Amr:<br />
<br />
“Geri dön. Baban benim arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem.” deyince Hz. Ali:<br />
<br />
“Fakat ben, Hakk'a yüz çevirdiğin müddetçe, vallahi seninle savaşmak isterim.” diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Ali, Amr'a:<br />
<br />
“Atından in, vuruşalım.” dedi.<br />
<br />
Amr atından indi. Geri dönmeyeceğini göstermek için de atını öldürdü.<br />
<br />
Amr, Hz. Ali'nin başına bir kılıç darbesi indirdi. Hz. Ali bu saldırıyı kalkanıyla karşıladı. Fakat kalkan ikiye ayrıldı ve miğferi kırıldı. Ayrıca Hz. Ali başından yaralandı.<br />
<br />
Bu sırada Hz. Ali kılıcını Amr'ın başına indirdi ve onu öldürdü.<br />
<br />
Hz. Ali tekbir getiriyordu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müşrikler Geri Dönüyor</span></span><br />
<br />
Amr'ın öldüğünü gören arkadaşları korkuya kapıldılar ve kaçtılar. Hz. Ali onları takip etti. Bu sırada Nevfel bin Abdullah hendeğe yuvarlandı. Hz. Ali hendeğe atlayarak onu öldürdü.<br />
<br />
Nevfel'in ölümü diğer askerlerin cesaretini kırdı. Müşrik ordusunu oluşturan Arap kabileleri aralarında anlaşarak geri dönme kararı aldılar.<br />
<br />
Resulüllah, Hz. Ali'yi karşılayıp şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Aferin sana ey Ali! Senin bugünkü bu cihadın, İslam ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür. Zira senin bu zaferin sayesinde kâfirler zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali'nin İbret Verici Davranışı</span></span><br />
<br />
Bu savaşta Hz. Ali'nin ibret verici bir davranışı vardır. Bu davranış onun yiğitliğinin ve yüce ahlakının bir göstergesidir.<br />
<br />
Hz. Ali, Amr'ı öldürdükten sonra onun cenazesine ve elbiselerine dokunmayarak savaş meydanını terk etti.<br />
<br />
Amr'ın kız kardeşi onun cenazesinin başına gelerek şöyle dedi:<br />
<br />
“Asla senin için ağlamayacağım. Zira sen kerim bir kişi tarafından öldürüldün. O, senin kıymetli elbiselerine ve savaş silahlarına hiç dokunmadı bile.”<br />
<br />
Resulullah'ın (s.a.a.) Hz. Ali'yi (a.s.) kendinden emin bir şekilde meydanda görmesi, onun yüzünde sevinç ve ümit meydana getirmiş ve tarihe geçen şu meşhur sözünü söylemiştir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İmanın bütünüyle şirkin bütünü karşı karşıyadır.”</span></span><br />
<br />
Bu zaferden dolayı sevincini izhar eden Resulullah (s.a.a.), Hz. Ali'ye (a.s.) hitaben şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir. Çünkü Amr'ın öldürülmesiyle, zilletin girmediği müşrik evi ve izzetin girmediği Müslüman evi kalmamıştır.”</span></span><br />
<br />
Ehl-i Sünnet âlimlerinden Hâkim-i Nişaburî bu sözü başka bir ifadeyle şöyle naklediyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ali bin Ebu Talib'in Hendek günü, Amr bin Abdüved ile yaptığı savaş, ümmetimin kıyamete kadar yapacağı amellerden daha üstündür.”</span></span><br />
<br />
[1] – Bihar'ul-Envar, c. 20, s. 215; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belâğa, c. 4, s. 244, İhkak'ul-Hak'tan naklen.<br />
<br />
[2] – Bihar'ul-Envar, c. 20, s. 216.<br />
<br />
[3] – Müstedrek-i Hâkim, c. 3, s. 32.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif, bazı hadis kitaplarında ittifak hâlinde)</span></span><br />
<br />
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Evet, zaman ve vakit kış mevsimine geldi. Ancak bazı yerlere her ne kadar kar yağsa da bazı yerlere kış mevsiminin gelmeyeceğini meteoroloji mühendisleri haber veriyor.<br />
<br />
Halbuki İnsan Suresi'nde Allah şöyle buyuruyor:<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yakîn derecesindeki gözetleyiciler görecekler ki, O'ndan başka ne güneşi doğdurabilen, yani yaz mevsimini getirebilen, ne de zemherîyi, yani kış mevsimini getirebilen vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – İNSAN (DEHR) Suresi, 13. ayet</span></span><br />
<br />
Geçen sene öğrettik ki soğuk veya sıcak iklimin tamamen matematik hesabıyla ve insanların frekanslarıyla alakalı olduğunu söyledik.<br />
<br />
Eksi ile artı çarpışınca, eğer eksi olan taraf dominant çıkarsa hava soğur, kış olur, kar yağar ve buz meydana gelir. Ancak eğer artı olan taraf kazanır ve dominant olursa güneş doğar, hava sıcak olur, yaz mevsimi meydana gelir dedik.<br />
<br />
Bunun burçlarla da alakalı olduğunu ve evliliklerde Allah'ın doğal seleksiyonunda kutuplu olarak birleşmeler olduğunu ifade ettik. Hanımı yaz burcu olan bir kimsenin kocasının kış burcu olması veya bunun tam tersi gibi evliliklerin bulunduğunu söyledik.<br />
<br />
Bu hikmeti duyan ve bizden bazı tatbikat ve uygulamalar gören Avusturyalılar da geçen sene bunu kendi anlayışlarına göre uygulamaya çalıştılar.<br />
<br />
Fakat burada şunu da söylemek gerekir: Bu tür uygulamaların gerçek hayatta insanlara zarar verecek şekilde uygulanması doğru değildir. Bizim anlatmak istediğimiz, frekans ve etkileşim üzerinden yaptığımız manevi yorumdur.<br />
<br />
Bir ara Avusturya'da ani bir soğuk hava geldi. “The Day After Tomorrow” filmindeki gibi ani bir soğuk hava oluştuğunu düşündüğümüz bir dönem yaşandı. Oberösterreich denilen bölgede neredeyse bütün çam ağaçlarının dallarını kıracak kadar şiddetli bir soğuk oldu.<br />
<br />
Biz bunu, insanlar arasındaki kırılmalar ve gönül hâlleriyle de ilişkilendirdik.<br />
<br />
Sonra dedik ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bu kadar da ciddi olmayın.”</span></span><br />
<br />
Çünkü birçok aile neredeyse boşanmanın eşiğine kadar gelmişti. Daha sonra barışıp birbirlerine sarıldılar ve havalar da tekrar yumuşadı.<br />
<br />
Biz de:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz mevsim tarikiyiz ve bu yolu talim edenleriz.”</span></span><br />
<br />
diye yola çıktık.<br />
<br />
Bu sene ise tarikimize katılanlara başka bir yol öğrettik. Ağzının genişliği dibinin derinliğinden geniş olan bir taştan, soğuk süte karışmış su misali süt içilmesi gibi bir uygulamadan bahsettik.<br />
<br />
Bunu deneyenlerin netice aldığını söylediler.<br />
<br />
Türkiye'nin bazı bölgelerinde kar yağdı. Ancak soğuk henüz bize kadar ulaşmadı. Çünkü insanların bunu çabuk tükettiğini düşündük.<br />
<br />
Buna ilgisiz bakan insanlar çoğalınca ve karşı çıkanlar ortaya çıkınca, bunun tesiri sanki kaybolur gibi oldu.<br />
<br />
Halbuki iman ve inanmak meselesi üzerinde düşündüğümüzde, doğu mistisizmine mensup bir rahibin ayaklarıyla çivilere bastığı hâlde kendisine zarar gelmediğine dair anlatılar da vardır. Bunun sebebi olarak da kişinin inancı gösterilir.<br />
<br />
Yani burada iman ve inanç kavramından bahsediyoruz.<br />
<br />
Biz bu kar yağması meselesini böyle anlatınca, iman edenler bunu tam ve hâlis bir kalple kabul ettiğinde kar yağdığına ve soğuk olduğuna şahit olduklarını söylediler.<br />
<br />
Ancak bir kişi buna karşı çıkıp:<br />
<br />
“Bunun sebebi bu değildir. Bunun başka, fiziksel bir sebebi olmalıdır.”<br />
<br />
dediğinde, daha önceki güçlü inancın zayıfladığını düşündük.<br />
<br />
Bu konuya olan inanç ve iman azalınca, onun tesirinin de kırıldığını ifade ettik.<br />
<br />
Birkaç sene önce de başka bir formül kullandık. Yün takke ve yün çorap formülünden bahsettik.<br />
<br />
Fakat zaman içerisinde bunun da insanlar tarafından tüketildiğini ve inkâr edildiğini gördük. Böylece o konudaki iman ve inanç zayıflayınca artık aynı tesirin ortaya çıkmadığını düşündük.<br />
<br />
Buradan şunu ifade etmek istiyoruz:<br />
<br />
İnançsızlık ve sürekli inkâr, insanların manevi hâllerini etkileyebilir. İnsanların ruh hâlleri, birbirleriyle olan ilişkileri ve dünyaya bakışları da kendi hayatlarında birtakım sonuçlar meydana getirebilir.<br />
<br />
Dünya ikliminde meydana gelen değişiklikleri de bu manevi bakış açısından değerlendirdiğimiz zaman, bugün “küresel ısınma” ve “mevsim bozukluğu” diye adlandırılan durumlar üzerine farklı bir düşünce ortaya koyabiliriz.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın askerlerinin kullanacağı silahların da zaman içerisinde tükendiğini düşünürsek, yeni bir yöntem aramak gerektiğini ifade ettik.<br />
<br />
Yukarıda yazdığımız ayetlerden hareketle Hz. Süleyman zamanına da baktık.<br />
<br />
Kur'an'da Belkıs'ın kavminin güneşe taptığından söz edilmektedir.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre onlar güneşe rağbet ediyor, ona taparcasına hürmet ve tazim gösteriyorlardı. Böyle olunca güneş ve sıcaklık dominant, yani galip hâle gelmiş ve o dönemlerde kışın gelmediğini düşündük.<br />
<br />
Bunu Hüdhüd vasıtasıyla tespit eden Hz. Süleyman, askerlerini topladı ve Belkıs'ı bir konuda imtihan etmeyi düşündü.<br />
<br />
Dediğimiz gibi, soğuk ve sıcak birer frekans olarak düşünülebilir. Biz de bu frekansların matematikteki yansıma kuralına bağlı olduğunu ifade ettik.<br />
<br />
Bu kurala göre insanlar arasındaki hâllerin de çevreye yansıdığını düşündük.<br />
<br />
İnsanların birbirlerine karşı davranışları, gönüllerindeki kırgınlıklar, öfke, sevgi ve nefret gibi duyguların da birer frekans meydana getirdiğini söyledik.<br />
<br />
Hz. Süleyman'ın Belkıs'ı yanılttığı noktaya geldiğimizde ise şöyle dedi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O gelmeden önce kim bana onun tahtını getirecek?”</span></span><br />
<br />
Askerlerinden bir ifrit:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sen daha yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.”</span></span><br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Askerler içerisinden ilim sahibi olan Âsaf bin Berhiyâ ise:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sen daha gözünü kırpmadan ben onu sana getiririm, inşallah.”</span></span><br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Süleyman, Belkıs'ı çağırdı. Belkıs geldiğinde tahtını yanında görünce, Süleyman Aleyhisselâm ona güneşin ilah ve tapılacak bir varlık olmadığını anlattı ve bu konuda halkını da uyardı.<br />
<br />
Onların güneşe tapınma anlayışları sona erince, bizim yorumumuza göre güneşin enerjisi de zayıfladı ve güneş ile mevsim kendi vaktine, yani kış mevsimine yerini bıraktı.<br />
<br />
Yani Belkıs veya Balkızı, bizim ifade ettiğimiz şekliyle, bir yansıma meydana getirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Meryem ve Hz. İsa Meselesi</span></span><br />
<br />
Yine Hz. Meryem zamanına geldiğimizde, küfrün ortalığı kavurduğu ve kışın gelmediği bir dönem olduğunu düşünüyoruz.<br />
<br />
Allah, kendisini en iffetli kabul eden ve erkeklerle arasına iki perde çeken Hz. Meryem'e ulvî ruhlardan bir ruh gönderdi.<br />
<br />
Bizim keşfî yorumumuza göre, ruh kütüphanesi olarak ifade ettiğimiz berzah âleminde kader kitabına bakıldığında, onun iyi işler yapacağı belli olan ulvî bir ruh, yani kutsal bir ruh olan Mehdi'nin ruhu gelecekteki hâlinden ona gelmişti.<br />
<br />
Mehdi henüz sabi, yani çocukluk hâlindeyken ona:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Senin bir çocuğun olacak.”</span></span><br />
<br />
denildi.<br />
<br />
Kur'an'da onun sabi iken konuşması da geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلُ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ<br />
<br />
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu, kâlû yâ Meryemu lekad ci'ti şey'en feriyyâ, yâ uhte Hârûne mâ kâne ebûkimrae sev'in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ. Fe eşârat ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">mehdi sabiyyâ</span>. Kâle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ. Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ. Ve berren bi vâlidetî ve lem yec'alnî cebbâren şakıyyâ. Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ. Zâlike Îsâbnu Meryeme, kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Hamile olup karnında o çocuğu taşı(Zeker) halkının yanına geldi.<br />
<br />
Onlar şöyle dediler:<br />
<br />
“Ey Meryem! Sen çok çirkin bir şey yaptın. Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”<br />
<br />
Bunun üzerine Meryem onu işaret etti.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
“Senin içindeki çocuk ile biz nasıl konuşuruz?” dediler.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre burada sıradan bir çocuktan değil, gelecekte kurtarıcı olacak Mehdi'nin henüz çocukluk hâlinden söz edilmektedir.<br />
<br />
Bebek şöyle dedi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Muhakkak ki ben Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî kıldı.”</span></span><br />
<br />
Buradaki “nebî” ifadesini biz, meyvenin meyve olmadan önceki hâline benzetiyoruz. Nasıl ki meyve önce çiçek ve tomurcuk hâlinden geçerse, Hz. İsa'nın da Mehdi olmadan önceki tomurcuk veya çiçek hâli gibi bir hâli olduğunu düşünüyoruz.<br />
<br />
Devamında şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ve beni nerede bulunursam bulunayım mübarek kıldı. Hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana vasiyet etti. Bana anneme saygılı olmayı emretti. Beni azgın ve zorba olmaktan sakındırdı. Beni şakilerden olmamaya yöneltti.”</span></span><br />
<br />
Ve daha sonra:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Doğduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak yeniden diriltileceğim gün selâm benim üzerimedir.”</span></span><br />
<br />
denilmektedir.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre burada, Meryem'in karnında bulunduğu hâlden başlayarak, gelecekte tekrar ortaya çıkacak olan bir hâle işaret bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – MERYEM Suresi, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33 ve 34. ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Dedi ki: “Kim Bana Belkıs'ın Tahtını Getirebilir?” Biz de Diyoruz ki: “Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 1 Kasım 2016 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا<br />
<br />
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ. Kâlet innî eûzu bir-Rahmâni minke in kunte takıyyâ. Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li-ehebe leki gulâmen zekiyyâ. Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Öyle ki Hz. Meryem erkeklerden korkar ve kaçar olmuştu. Hatta onlarla görüşürken aralarına bir perde çekmişti. Bunun üzerine ona Ruhumuz'u gönderdik. O da ona normal bir beşer suretinde temessül etti, yani göründü.<br />
<br />
Hz. Meryem şöyle dedi:<br />
<br />
“Şüphesiz ben, senden Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana yaklaşma.”<br />
<br />
O kutsal ruh ona:<br />
<br />
“Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak üzere gönderildim.” dedi.<br />
<br />
Hz. Meryem:<br />
<br />
“Bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir? Ben iffetsiz de değilim.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Meryem Suresi 17, 18, 19 ve 20. ayetler</span></span><br />
<br />
Ve Hz. Meryem:<br />
<br />
“Bana hiçbir insan eli değmemişken nasıl çocuğum olur? Ben iffetli bir kadınım.” dedi.<br />
<br />
Burada benim keşfi anlayışıma göre anlatılan hikmetlerden biri şudur: Hz. Meryem'in erkeklerden kaçması ve onları tamamen reddetmesi, Allah tarafından başka bir imtihanla karşılaştırılmıştır.<br />
<br />
Kur'an'da Ruh'un Hz. Meryem'e insan suretinde görünmesi ve ona bir çocuk müjdelemesi anlatılır. Vaazımızdaki yorum ise bu olayı ruh, frekans, gelecek ve ilahî kader kavramları üzerinden açıklamaktadır.<br />
<br />
Yani burada “Rahîm” ve “Rahmân” isimlerinin hikmetini birlikte düşünmek gerekir. Rahîm olmadan Rahmân, Rahmân olmadan Rahîm düşünülemez. Baba ve anne hikmeti de bu bağlamda ele alınabilir.<br />
<br />
Bazen bir anne, daha çocuk doğmadan önce rüyasında veya keşfinde çocuğuyla ilgili bazı şeyler görebilir. Ona çocuğun isminin ne olacağı söylenebilir. Bu anlatımlarda kişinin ruhsal bağına da dikkat çekilir. Biz buna, kişinin ruh babası veya ruhsal rehberliği gibi anlamlar yükleyebiliriz.<br />
<br />
Bu anlayışla bakıldığında Hz. Meryem'in yaşadığı olay da yalnızca fizikî bir olay olarak değil, aynı zamanda büyük bir imtihan ve ilahî hikmet olarak değerlendirilir.<br />
<br />
Hz. Meryem, insanların gözünde çok zor bir duruma düşmüş, insanlar tarafından ayıplanmış ve toplumundan uzaklaştırılmıştır. Fakat onun yaşadığı bu olay, Allah'ın takdirinde başka bir hikmet taşımaktadır.<br />
<br />
Burada kış ve yaz, sıcak ve soğuk, aydınlık ve karanlık gibi zıtlıkları da düşünmek gerekir. Çünkü tabiatta olduğu gibi insan hayatında da her şey aynı yönde devam etmez. Bazen yazın sıcaklığı hâkim olur, bazen kışın soğuğu gelir. Bazen aydınlık galip gelir, bazen gece gelir.<br />
<br />
Yani bir tarafın sürekli üstün kalması, diğer tarafın tamamen ortadan kaldırılması demek değildir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Hz. İbrahim dönemine geldiğimizde de benzer bir imtihan görürüz.<br />
<br />
Hz. İbrahim'in bir evladı olsun, onu sevsin, ona bağlansın... Fakat çocuk olduktan sonra insanın sevgisinin sınırı da imtihan edilir.<br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ<br />
<br />
Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Enfâl Suresi 28. ayet</span></span><br />
<br />
Yani insan, “Beni mi daha çok seviyorsun, yoksa çocuğunu mu?” şeklindeki bir imtihanla karşılaşabilir.<br />
<br />
Hz. İbrahim'e de çok sevdiği oğluyla ilgili büyük bir imtihan verilmiştir.<br />
<br />
Bu imtihanı bugün kendi anlayışımızla değerlendirdiğimizde çok ağır bulabiliriz. Fakat Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in teslimiyetini anlatan bu kıssa, insanın Allah'a teslimiyetinin zirvesini göstermektedir.<br />
<br />
Hz. İbrahim oğlunu yatırdı, bıçağı çaldı; fakat bıçak kesmedi.<br />
<br />
Allah Teâlâ:<br />
<br />
“Tamam, dur!” buyurdu ve onun yerine bir kurbanlık verdi.<br />
<br />
Böylece Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in teslimiyeti, itaatin ve teslimiyetin sembolü hâline geldi.<br />
<br />
Burada koyun ve koçun yaratılış hikmetine de dikkat çekilebilir. Koyun ve koç, sürü hâlinde yaşayan ve çobanın emrine uyan hayvanlardır. İtaat kavramı üzerinden düşünüldüğünde, bu olayın ayrı bir hikmeti olduğu görülebilir.<br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, insanın kendi başına “evladını kesmek” gibi bir davranışı örnek alması değildir. Aksine, Hz. İbrahim'in teslimiyetindeki imtihanı anlamaktır.<br />
<br />
Çünkü “Kes boynum, kıldan ince” denilen teslimiyet, sıradan insanın kendi kendine uygulayacağı bir davranış değildir.<br />
<br />
Hz. İbrahim daha sonra Nemrut tarafından ateşe atılmak üzere mancınığa konuldu.<br />
<br />
Tam o sırada Cebrail geldi ve:<br />
<br />
“Bir isteğin var mı?” diye sordu.<br />
<br />
Hz. İbrahim'in teslimiyeti öyle bir noktadaydı ki, Allah'ın kendisini gördüğünü ve bildiğini biliyordu.<br />
<br />
Burada insanın karşısına çok önemli bir ders çıkıyor:<br />
<br />
İnsan bazen artık yenildiğini, her şeyin bittiğini zanneder. Fakat Allah'ın takdiri başka olabilir.<br />
<br />
İyiliğin, peygamberin veya haklının her zaman dünyadaki görünür şartlarda galip olması gerekmez. Bazen insanın görevi tamamlanır ve başka bir döneme geçilir.<br />
<br />
Bu da bir gündönümü gibidir.<br />
<br />
Gündüzün gecede, yazın kışta, baharın sonbaharda yerini bulması gibi, insan hayatında da farklı dönemlerin hakkını vermek gerekir.<br />
<br />
Eğer haklının hakkını gözetmezsen, Allah gelir ve gecenin de, karanlığın da, kışın da hakkını alır.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerûn. Fe firrû ilallâhi, innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Biz her şeyi çift çift yarattık. Umulur ki böylece düşünür ve öğüt alırsınız.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Zâriyât Suresi 49. ayet</span></span><br />
<br />
Yani Allah Teâlâ yaratılışta çiftleri ve zıtlıkları meydana getirmiştir.<br />
<br />
Gece ve gündüz...<br />
<br />
Acı ve tatlı...<br />
<br />
Siyah ve beyaz...<br />
<br />
Yaz ve kış...<br />
<br />
Bahar ve sonbahar...<br />
<br />
İnsan da bunları düşünerek hayatın dengesini anlamalıdır.<br />
<br />
Eğer insan:<br />
<br />
“Ben üstünüm, benim dışımdakiler kötüdür. Ben aydınlığım, diğerleri karanlıktır. Ben iyiyim, diğerlerinin yaşamaya hakkı yoktur.”<br />
<br />
gibi bir anlayışa düşerse, şeytanın düştüğü hataya benzer bir üstünlük anlayışına kapılmış olur.<br />
<br />
Çünkü o insanları da yaratan Allah'tır.<br />
<br />
Senin hoşuna gitmeyen insanın da rızkını veren Allah'tır. Onun da çocuğunu, ailesini ve hayatını yaratan Allah'tır.<br />
<br />
Dolayısıyla insan, kendisini üstün görüp başkasının hakkını tamamen yok sayarsa, Allah'ın yaratışındaki dengeyi anlamamış olur.<br />
<br />
Gece de kendi yerinde güzeldir.<br />
<br />
Gündüz de kendi yerinde güzeldir.<br />
<br />
Kış da kendi zamanında güzeldir.<br />
<br />
Yaz da kendi zamanında güzeldir.<br />
<br />
İman da kendi yerinde güzeldir; fakat insanın görevi, kendisini imanlı gördüğü için başkasını insanlıktan çıkarmak değildir.<br />
<br />
Bu sebeple, dünyayı sadece kendisinin istediği şekilde değiştirmeye çalışmak ve bütün insanları tek bir kalıba sokmak doğru değildir.<br />
<br />
Allah'ın sünneti değişmez.<br />
<br />
---<br />
<br />
Muhammed Mustafa'nın üstünlüğü elbette bizim imanımızın temelidir. Fakat Peygamber Efendimiz dahi farklı zamanlarda farklı şartlarla imtihan edilmiştir.<br />
<br />
Uhud'da yaşananlar, Hudeybiye'deki gelişmeler ve Mekke'nin fethine giden süreç bize önemli bir ders verir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, Mekke'yi fethetmeye gitmeden önce Hudeybiye'de anlaşma yapmıştır. Karşı tarafın bazı şartlarını kabul etmiş, bu yıl Kâbe'ye girmemeyi kabul etmiştir.<br />
<br />
İşte bu olay, haklı olmanın her zaman istediğin anda istediğin şeyi yapmak anlamına gelmediğini gösterir.<br />
<br />
Bazen haklı olduğun hâlde sabredersin.<br />
<br />
Bazen geri dönersin.<br />
<br />
Bazen anlaşma yaparsın.<br />
<br />
Bazen sırası gelene kadar beklersin.<br />
<br />
Hudeybiye Antlaşması bunun en güzel örneklerinden biridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hudeybiye Antlaşması</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sulh Heyeti:</span></span><br />
<br />
Rıdvân Biatı, Kureyşlileri fazlasıyla korkutmuştu. Peygamberimizin üzerlerine yürüyeceği endişesine kapılarak, sulh teklifinde bulunmak amacıyla bir heyet gönderdiler.<br />
<br />
Heyette Süheyl b. Amr, Huveytip b. Abdü'l-Uzzâ ve Mikrez b. Hafs bulunuyordu.<br />
<br />
Kureyş müşrikleri heyete:<br />
<br />
“Gidin, Muhammed'le sulh antlaşmasında bulunun. Fakat bu yıl buradan dönüp gitmek şartıyla! Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın.”<br />
<br />
demişlerdi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, Süheyl'in gelişini hayra yordu ve sahabelerine:<br />
<br />
“Artık işiniz bir derece kolaylaştı.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sulh Heyeti, Peygamberimizin Huzurunda</span></span><br />
<br />
Kureyş elçisi Süheyl b. Amr, Resûlullah'ın huzuruna vardı ve sulh teklifinde bulundu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, sulh tekliflerini kabul etti.<br />
<br />
Daha sonra sulh şartlarının müzakeresi yapıldı. Şartlar üzerinde anlaşmaya varıldı.<br />
<br />
Sıra anlaşmanın yazılmasına geldi.<br />
<br />
Hz. Ali, anlaşmanın şartlarını yazmak üzere kâtip tayin edildi.<br />
<br />
Resûl-i Kibriya Efendimiz:<br />
<br />
“Yaz: Bismillâhirrahmânirrahîm!” dedi.<br />
<br />
Süheyl b. Amr buna itiraz etti:<br />
<br />
“Biz Bismillâhirrahmânirrahîm'i bilmiyoruz. Böyle yazma!”<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Öyleyse nasıl yazalım?” diye sordu.<br />
<br />
Süheyl:<br />
<br />
“Bismike Allahümme diye yaz.” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Bismike Allahümme de güzeldir.” buyurdu ve Hz. Ali'ye bunu yazmasını emretti.<br />
<br />
Daha sonra anlaşmanın başına:<br />
<br />
“Bu, Muhammed Resûlullah'ın, Süheyl b. Amr'la üzerinde anlaşmaya vardığı sulh maddeleridir.”<br />
<br />
şeklinde yazılması istendi.<br />
<br />
Süheyl yine itiraz etti:<br />
<br />
“Vallahi, biz senin gerçekten Allah'ın Resûlü olduğunu kabul etmiş olsaydık, Beytullah'ı ziyaretine mani olmaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık.”<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Peki nasıl yazalım?” buyurdu.<br />
<br />
Süheyl:<br />
<br />
“Muhammed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz.” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz bunu da kabul etti.<br />
<br />
Hz. Ali ise:<br />
<br />
“Hayır! Vallahi ben Resûlullah sıfatını hiçbir zaman silemem!” dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'ye anlaşmadaki yeri göstererek silmesini istedi.<br />
<br />
Hz. Ali bunu yapmak istemeyince Peygamber Efendimiz kendisi sildi ve yerine “İbn-i Abdullah” yazdırdı.<br />
<br />
Bütün bu olaylar, Peygamber Efendimizin sulhe ne kadar önem verdiğini ve sulhe giden yoldaki engelleri kaldırmak için ne kadar büyük bir gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Musalaha Maddeleri</span></span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz ile müşrik heyeti arasında yapılan görüşmeler sonucunda şu maddeler üzerinde anlaşmaya varıldı:<br />
<br />
1. Müslümanlarla müşrikler, huzur ve emniyet içinde yaşamaya devam etmek için on yıl birbirleriyle savaşmayacaklardı.<br />
<br />
2. Peygamberimiz ve sahabeler bu yıl Mekke'ye girmeyip geri döneceklerdi. Gelecek yıl ise yanlarında yalnız yolcu silahı olarak kılıç bulundurmak şartıyla gelip Kâbe'yi tavaf edecekler ve Mekke'de üç gün kalacaklardı.<br />
<br />
3. Medine'deki Müslümanlardan Mekke'ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek; Mekke'den Medine'ye iltica edenler ise istendiği takdirde geri verilecekti.<br />
<br />
4. Arap kabilelerinden isteyen Hz. Peygamber'le, isteyen de Kureyş'le birleşmekte serbest olacaktı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebû Cendel Hadisesi</span></span><br />
<br />
Antlaşma maddelerinin yazılması bitmişti. Fakat taraflarca henüz imzalanmamıştı.<br />
<br />
Tam o sırada zincire vurulmuş bir kişinin kendisini Müslümanların arasına attığı görüldü.<br />
<br />
Bu kişi Kureyş heyeti başkanı Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel idi.<br />
<br />
Ebû Cendel, müşriklerin baskısından kaçarak Peygamber Efendimizin huzuruna gelmişti.<br />
<br />
Fakat yapılan anlaşmanın şartları sebebiyle durum çok ağırdı.<br />
<br />
Süheyl, oğlunu Peygamber Efendimizden istedi:<br />
<br />
“İşte! Sulh şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerin ilki budur!” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Biz sulh sözleşmesini henüz imzalamış değiliz.” buyurdu.<br />
<br />
Fakat anlaşmanın bozulması ihtimali vardı.<br />
<br />
Ebû Cendel'i geri vermek, onu tekrar sıkıntıya göndermek anlamına geliyordu. Geri vermemek ise Kureyş heyetinin anlaşmayı feshetmesine sebep olabilirdi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz büyük bir üzüntü içinde Ebû Cendel'i babasına teslim etmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Ardından ona sabretmesini, Allah'tan mükâfat dilemesini ve Allah'ın kendisi ve diğer kimsesiz Müslümanlar için bir çıkış yolu yaratacağını söyledi.<br />
<br />
Ve:<br />
<br />
“Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ömer'in Peygamberimize Sorusu</span></span><br />
<br />
Ebû Cendel Kureyş tarafından geri alınırken Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve:<br />
<br />
“Yâ Resûlallah! Onu Kureyşlilere niçin geri veriyoruz?” diye sordu.<br />
<br />
Resûl-i Kibriya Efendimiz:<br />
<br />
“Biz bu iş hakkında onlarla antlaşma yapmış bulunuyoruz. Dinimizde ahde vefasızlık yoktur.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslümanların Sadâkat İmtihanı</span></span><br />
<br />
Sahabeler Kâbe'yi ziyaret etmeyi çok arzuluyorlardı. Fakat anlaşma sebebiyle geri dönmek zorunda kalmışlardı.<br />
<br />
Görünüşte ağır olan bu şartlar sahabeleri son derece üzmüştü.<br />
<br />
Hz. Ömer, Peygamber Efendimize:<br />
<br />
“Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin?” diye sordu.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Evet, ben Allah'ın peygamberiyim.” buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız olan müşrikler ise bâtıl üzere bulunmuyorlar mı?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Evet, öyledir.” buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“O hâlde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Ey Hattab'ın oğlu! Ben Allah'ın kulu ve Resûlüyüm. Allah'ın emirlerine aykırı hareket edemem. Bu muahede maddelerini kabul etmekle de Allah'a isyan etmiş değilim. O beni hiçbir zaman zarara uğratmayacaktır.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Sen bize Allah'ın nusret buyuracağını, gidip Kâbe'yi hep beraber tavaf edeceğimizi vaat etmedin mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Evet, vaat ettim. Ancak bu yıl gidip tavaf edeceğimizi söylemiş miydim?”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Hayır.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“O hâlde tekrar ediyorum: Sen muhakkak Mekke'ye gidecek ve Kâbe'yi tavaf edeceksin.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ömer'in Hz. Ebû Bekir'le Konuşması</span></span><br />
<br />
Hz. Ömer, içindeki sıkıntıyı teskin edemeyince Hz. Ebû Bekir'in yanına gitti.<br />
<br />
“Ey Ebû Bekir! Bu zât Allah'ın hak peygamberi değil midir?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, o Allah'ın hak peygamberidir.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Peki, biz Müslümanlar hak üzere, müşrikler de bâtıl üzere değiller mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, biz hak üzereyiz, onlar ise bâtıl üzeredir.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“O hâlde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Ey Ömer! O Allah'ın Resûlüdür. Bu muahedeyi yapmakla Rabbine asi olmuş değildir. Allah onun yardımcısıdır. Sen onun emrine itaat et.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer tekrar:<br />
<br />
“O bize Beyt-i Şerif'e varacağımızı ve tavaf edeceğimizi söylemedi mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, söyledi. Fakat sana ‘Bu yıl Beytullah'a gidecek ve tavaf edeceksin’ diye mi haber verdi?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Hayır.”<br />
<br />
deyince Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Sen muhakkak yakın bir zamanda Beytullah'a gidecek ve onu tavaf edeceksin.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Kesme ve Tıraş Olma</span></span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz, muahede ve musalaha işini bitirdikten sonra sahabelere:<br />
<br />
“Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz!”<br />
<br />
diye seslendi.<br />
<br />
Fakat sahabeler, ağır geçen anlaşmanın etkisiyle hemen harekete geçemediler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz emrini ikinci defa tekrarladı:<br />
<br />
“Kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz!”<br />
<br />
Fakat yine bir hareket olmadı.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem emrini üçüncü defa tekrarladı.<br />
<br />
Yine sahabelerden hemen bir hareket görülmedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hz. Ümmü Seleme'nin yanına gitti ve sahabelerin durumunu anlattı.<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme:<br />
<br />
“Yâ Nebiyyallah! Bu işi yapmak istiyor musunuz? O hâlde şimdi dışarı çıkınız. Kurbanlık develerinizi kesiniz ve berberinizi çağırıp tıraş olunuz. Siz böyle yaparsanız halk da öyle yapar.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz dışarı çıktı.<br />
<br />
Kurbanlık develerini kesti ve tıraş oldu.<br />
<br />
Bunu gören sahabeler de derhal kurbanlarını kesmeye ve başlarını tıraş ettirmeye başladılar.<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme:<br />
<br />
“Kurbanlıklara öylesine koştular, öylesine yığıldılar ki neredeyse birbirlerini ezeceklerdi.”<br />
<br />
demiştir.<br />
<br />
Sahabelerin Peygamber Efendimizin emrine karşı gelmek istedikleri söylenemez. Onlar, görünüşte ağır olan anlaşma hükümlerinin nasıl sonuçlanacağını düşünüyor ve bir vahiy ile durumun değişmesini ümit ediyorlardı.<br />
<br />
Fakat Peygamber Efendimizin kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, onun emrine uyarak onlar da kurbanlarını kesip tıraş oldular.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashabıyla birlikte bir müddet kaldıktan sonra Medine'ye dönmek üzere Hudeybiye'den ayrıldı.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buradan Çıkan Ders</span></span><br />
<br />
Buradan çıkan derse gelince:<br />
<br />
Senin “kâfir” dediğin insanlara da can veren, onların rızkını her an yaratan, onlara da çoluk çocuk, ev bark veren Rabbin, onların üzerinde de nimet sahibidir.<br />
<br />
Eğer sen onları hiç sayar, onların insanlık hakkını yok sayar ve kendini üstün görürsen, Allah'ın yaratmış olduğu kullara karşı sorumluluğunu unutmuş olursun.<br />
<br />
İşte Peygamber Efendimiz de düşmanlarıyla anlaşma yaparken onların da haklarının bulunduğunu gözetmiştir.<br />
<br />
Demek ki insan, Muhammed Mustafa gibi bir peygamberin ümmeti olduğunu söylüyorsa, hak sahibinin hakkını vermeyi de öğrenmelidir.<br />
<br />
Bugün insanları sırf farklı inançta oldukları için aşağı görmek, onların yaşam hakkını yok saymak veya kendisini mutlak üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
Bu anlayış devam ederse toplumda denge bozulur.<br />
<br />
Herkes yalnızca aydınlığı isterse, geceyi kim getirecek?<br />
<br />
Herkes yalnızca yazı isterse, kışı kim getirecek?<br />
<br />
Herkes yalnızca sıcak isterse, soğuğun hikmetini kim anlayacak?<br />
<br />
Rabbimiz bize tabiat üzerinden de dengeyi öğretmektedir.<br />
<br />
Allah Teâlâ buyuruyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ<br />
<br />
Kul e raeytum in asbaha mâukum gavran fe men ye'tîkum bi mâin maîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“De ki: Gördünüz mü, eğer suyunuz çekilip giderse, size akıp duran suyu kim getirebilir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Mülk Suresi 30. ayet</span></span><br />
<br />
Yani insan her şeyin kendi istediği gibi devam edeceğini zannetmemelidir.<br />
<br />
Su da Allah'ın nimetidir.<br />
<br />
Güneş de Allah'ın nimetidir.<br />
<br />
Gece de Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Gündüz de Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Kış da Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Yaz da Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Bütün bunların içinde bir denge vardır.<br />
<br />
---<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın ölüleri diriltmesi meselesi üzerinde de düşünmek gerekir.<br />
<br />
Kur'an'da Hz. İsa'ya Allah'ın izniyle ölüleri diriltme mucizesi verildiği bildirilir.<br />
<br />
Burada bizim vaazımızdaki yorum, yeniden dirilişi ve haşri bir “ses” ve “frekans” kavramı üzerinden düşünmektedir.<br />
<br />
İsrâfil Aleyhisselâm'ın sûra üflemesi de bu açıdan düşünülebilir.<br />
<br />
Bir sesin veya titreşimin bir etki meydana getirmesi mümkündür. Fakat burada asıl güç, sesin kendisinde değil, Allah'ın emrindedir.<br />
<br />
Allah dilediği zaman bir sesle, bir emirle veya bir sebeple ölüleri yeniden diriltebilir.<br />
<br />
Hz. İsa'nın ölülere Allah'ın izniyle hayat vermesi de bu ilahî kudretin bir göstergesidir.<br />
<br />
Bu sebeple “Kim kime hayat verecek?” şeklindeki düşünce, vaazımızda karşılıklı bir ruhsal bağ üzerinden ele alınmaktadır.<br />
<br />
Ancak bütün bunların Allah'ın kudretiyle gerçekleştiğini unutmamak gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Hani Hz. Süleyman:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bana Belkıs'ın tahtını getirebilir?”</span></span><br />
<br />
demişti.<br />
<br />
Ben de askerlerime şöyle diyorum:<br />
<br />
“Kim bana winteri, yani kış mevsimini getirebilir?”<br />
<br />
Yaz veya kış mevsiminin fizikî sebeplerinin elbette matematiksel ve astronomik açıklamaları vardır.<br />
<br />
Fakat biz burada bunun yanında bir hikmeti de düşünmek istiyoruz.<br />
<br />
Yaz geldiğinde sıcaklık artar.<br />
<br />
Kış geldiğinde soğukluk artar.<br />
<br />
Bahar geldiğinde tabiat canlanır.<br />
<br />
Sonbahar geldiğinde yapraklar dökülür.<br />
<br />
Bunların her biri Allah'ın yaratışındaki düzenin bir parçasıdır.<br />
<br />
İnsan da hayatı yalnızca kendi istediği tek bir yönde devam ettirmeye çalışmamalıdır.<br />
<br />
Hakikati anlamak, zıtlıkların da yaratılış içerisindeki yerini anlamaktır.<br />
<br />
İnsan kendisini sürekli üstün görmemeli, başkasını tamamen yok saymamalıdır.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın yarattığı her şeyin bir hikmeti vardır.<br />
<br />
İşte bu hikmeti anlayan insan, kış geldiğinde:<br />
<br />
“Niçin kış geldi?”<br />
<br />
diye isyan etmek yerine, kışın da yaratılışta bir vazifesi olduğunu düşünür.<br />
<br />
Bahar geldiğinde baharın,<br />
<br />
yaz geldiğinde yazın,<br />
<br />
sonbahar geldiğinde sonbaharın,<br />
<br />
kış geldiğinde de kışın hakkını verir.<br />
<br />
Ve ben de buradan şöyle diyorum:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
Haydi, bunu hikmeti anlayan bir askerim yapsın ve zemheriye varalım.<br />
<br />
Çünkü mesele yalnızca kışı getirmek değildir.<br />
<br />
Mesele, kışın neden geldiğini anlamaktır.<br />
<br />
Mesele, aydınlığın da karanlığın da, sıcaklığın da soğuğun da yaratılışta bir yeri olduğunu bilmektir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tâbi olmayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Kasım 2016 Salı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Original Kar©glan</span><br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Dedi ki: “Kim Bana Belkıs'ın Tahtını Getirebilir?” Biz de Diyoruz ki: “Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 1 Kasım 2016 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى الْأَرَائِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا<br />
<br />
Muttekiîne fîhâ alâl erâiki, lâ yeravne fîhâ şemsen ve lâ zemherîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yakîn derecesindeki gözetleyiciler görecekler ki, O'ndan başka ne güneşi doğdurabilen, yani yaz mevsimini getirebilen, ne de zemherîyi, yani kış mevsimini getirebilen vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – İNSAN (DEHR) Suresi, 13. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ<br />
<br />
Kâle yâ eyyuhâl meleu eyyekum ye’tînî bi arşihâ kable en ye’tûnî muslimîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
(Süleyman Aleyhisselâm) şöyle dedi:<br />
<br />
“Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmak üzere bana gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – NEML Suresi, 38. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاء إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ<br />
<br />
Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun ve lem yemsesnî beşer(beşerun), kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ’(yeşâu) izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
(Meryem) şöyle dedi:<br />
<br />
“Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?”<br />
<br />
Allah şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece ‘Ol!’ der, o da hemen oluverir.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – ÂLİ İMRÂN Suresi, 47. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ<br />
<br />
Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tu’meru se tecidunî inşâallâhu mines sâbirîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona:<br />
<br />
“Yavrum! Ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi.<br />
<br />
O da:<br />
<br />
“Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – SAFFÂT Suresi, 102. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا<br />
<br />
Ve kavlihim innâ katelnâl mesîha îsâbne meryeme resûlallâh(resûlallâhi), ve mâ katelûhu ve mâ salebûhu ve lâkin şubbihe lehum. Ve innellezînahtelefû fîhi le fî şekkin minhu. Mâ lehum bihî min ilmin illâttibâaz zann(zanni), ve mâ katelûhu yakînâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Ve ‘Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Mesîh İsa'yı öldürdük.’ demeleri yüzünden... Oysa onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldürmediler.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – NİSÂ Suresi, 157. ayet</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
Kureyş, İslam'ı yok etmek için kararlıydı ve İslam'ı ortadan kaldırmak amacıyla bir kez daha bir araya geldi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Savaşı'nda Müşriklerin Komutanı</span></span><br />
<br />
Çeşitli kabileler ve Yahudilerle ittifak kurularak on bin kişilik bir ordu oluşturuldu. Bu ordunun komutanı, Muaviye'nin babası Ebu Süfyan idi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hendek Kazma Fikri</span></span><br />
<br />
Hz. Muhammed, savaş öncesinde savunma taktikleri konusunda ashabıyla istişare etmişti. Bu istişare sonucunda savaşın seyrini değiştirecek bir fikir ortaya çıktı. Bu fikir hendek kazılmasıydı. Bu fikri ortaya koyan kişinin ise Selmân-ı Fârisî olduğu rivayet edilir.<br />
<br />
Kureyş ordusu Medine şehrinin kapısına geldiğinde bir sürprizle karşılaştı. Medine'nin çevresinde derin ve tehlikeli hendekler vardı. Bu durum onların korkuya kapılmasına neden oldu. Oysa Kureyş ordusu yaklaşık on bin kişiden, Müslümanların ordusu ise iki-üç bin kişiden oluşuyordu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali (a.s.) ve Amr'ın Savaşı</span></span><br />
<br />
Bazı Kureyş atlıları hendeğin kimi dar noktalarından karşıya geçmeyi başardı. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.), birkaç kişiyle beraber ileri çıktı ve atlıların geçtiği gedikleri kapattı.<br />
<br />
Kureyş ordusundan, savaşçılığıyla tanınan altı kişi hendeğin dar bir tarafından karşıya geçerek savaş meydanına çıktı. Bunlardan biri, Arap Yarımadası'nın en yiğit ve en güçlü savaşçılarından biri olarak bilinen Amr bin Abdülved idi. Kendisi “bin savaşçıya bedel” olarak tanınıyordu.<br />
<br />
Amr, çelik bir zırh giymişti ve savaş alanında şöyle bağırıyordu:<br />
<br />
“Cennet iddiacıları nerede? İçinizden beni cehenneme göndermeyi veya kendisi cennete gitmeyi isteyen yok mu?”<br />
<br />
Onun bu meydan okuması herkesin kalbine korku düşürmüştü. Sanki kulaklar kapanmış, diller tutulmuştu.<br />
<br />
Hz. Muhammed:<br />
<br />
“Bunun karşısına çıkacak biri yok mu?” buyurdu.<br />
<br />
O sırada Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğer sahabeler oradaydı. Ancak kimseden ses çıkmıyordu.<br />
<br />
Hz. Ali (a.s.):<br />
<br />
“Ben çıkarım ya Resulallah.” dedi.<br />
<br />
Resulüllah onu oturttu.<br />
<br />
Amr ikinci ve üçüncü kez savaşacak bir er talep etti. Hz. Ali'den başka kimse ona cevap vermedi. Resulüllah her defasında Hz. Ali'yi oturtuyor ve:<br />
<br />
“Ya Ali, bu Amr'dır.” diyordu.<br />
<br />
Resulüllah:<br />
<br />
“Ya Ali, bu Amr'dır.” dediğinde Hz. Ali şöyle cevap verdi:<br />
<br />
“Olsun, ben de Ali'yim.”<br />
<br />
Sonunda Hz. Peygamber, Hz. Ali'nin başına kendi sarığını sardı, kendi kılıcını kuşandırdı ve kendi zırhını giydirdi. Ardından onun Amr'ın karşısına çıkmasına izin verdi.<br />
<br />
Ellerini kaldırarak şöyle dua etti:<br />
<br />
“Allah'ım! Ubeyde'yi Bedir günü, Hamza'yı Uhud günü aldın. Bu da kardeşim ve amcamın oğlu Ali'dir. Beni yalnız bırakma. Sen mirasçıların en hayırlısısın.”<br />
<br />
Hz. Ali savaş meydanına çıktı.<br />
<br />
Resulüllah şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İmanın tamamı, küfrün tamamının karşısına çıktı.”</span></span><br />
<br />
Amr, Hz. Ali'yi karşısında görünce şaşırdı. Hz. Ali, Amr'ı Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmeye davet etti.<br />
<br />
Amr bunu kabul etmedi.<br />
<br />
Hz. Ali bunun üzerine:<br />
<br />
“O hâlde benimle savaşacaksın.” dedi.<br />
<br />
Amr:<br />
<br />
“Geri dön. Baban benim arkadaşımdı. Seni öldürmek istemem.” deyince Hz. Ali:<br />
<br />
“Fakat ben, Hakk'a yüz çevirdiğin müddetçe, vallahi seninle savaşmak isterim.” diye cevap verdi.<br />
<br />
Hz. Ali, Amr'a:<br />
<br />
“Atından in, vuruşalım.” dedi.<br />
<br />
Amr atından indi. Geri dönmeyeceğini göstermek için de atını öldürdü.<br />
<br />
Amr, Hz. Ali'nin başına bir kılıç darbesi indirdi. Hz. Ali bu saldırıyı kalkanıyla karşıladı. Fakat kalkan ikiye ayrıldı ve miğferi kırıldı. Ayrıca Hz. Ali başından yaralandı.<br />
<br />
Bu sırada Hz. Ali kılıcını Amr'ın başına indirdi ve onu öldürdü.<br />
<br />
Hz. Ali tekbir getiriyordu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müşrikler Geri Dönüyor</span></span><br />
<br />
Amr'ın öldüğünü gören arkadaşları korkuya kapıldılar ve kaçtılar. Hz. Ali onları takip etti. Bu sırada Nevfel bin Abdullah hendeğe yuvarlandı. Hz. Ali hendeğe atlayarak onu öldürdü.<br />
<br />
Nevfel'in ölümü diğer askerlerin cesaretini kırdı. Müşrik ordusunu oluşturan Arap kabileleri aralarında anlaşarak geri dönme kararı aldılar.<br />
<br />
Resulüllah, Hz. Ali'yi karşılayıp şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Aferin sana ey Ali! Senin bugünkü bu cihadın, İslam ümmetinin kıyamete kadar yapacağı bütün iyi amellerin toplamından daha üstündür. Zira senin bu zaferin sayesinde kâfirler zillete düşüp alçalmış, Müslümanlar ise izzet, onur ve gurur kazanmıştır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ali'nin İbret Verici Davranışı</span></span><br />
<br />
Bu savaşta Hz. Ali'nin ibret verici bir davranışı vardır. Bu davranış onun yiğitliğinin ve yüce ahlakının bir göstergesidir.<br />
<br />
Hz. Ali, Amr'ı öldürdükten sonra onun cenazesine ve elbiselerine dokunmayarak savaş meydanını terk etti.<br />
<br />
Amr'ın kız kardeşi onun cenazesinin başına gelerek şöyle dedi:<br />
<br />
“Asla senin için ağlamayacağım. Zira sen kerim bir kişi tarafından öldürüldün. O, senin kıymetli elbiselerine ve savaş silahlarına hiç dokunmadı bile.”<br />
<br />
Resulullah'ın (s.a.a.) Hz. Ali'yi (a.s.) kendinden emin bir şekilde meydanda görmesi, onun yüzünde sevinç ve ümit meydana getirmiş ve tarihe geçen şu meşhur sözünü söylemiştir:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“İmanın bütünüyle şirkin bütünü karşı karşıyadır.”</span></span><br />
<br />
Bu zaferden dolayı sevincini izhar eden Resulullah (s.a.a.), Hz. Ali'ye (a.s.) hitaben şöyle buyurdu:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Senin bu zaferin, Muhammed ümmetinin amellerinin tümüyle kıyas edildiğinde, şüphesiz senin bu müthiş zaferin ağır gelecektir. Çünkü Amr'ın öldürülmesiyle, zilletin girmediği müşrik evi ve izzetin girmediği Müslüman evi kalmamıştır.”</span></span><br />
<br />
Ehl-i Sünnet âlimlerinden Hâkim-i Nişaburî bu sözü başka bir ifadeyle şöyle naklediyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ali bin Ebu Talib'in Hendek günü, Amr bin Abdüved ile yaptığı savaş, ümmetimin kıyamete kadar yapacağı amellerden daha üstündür.”</span></span><br />
<br />
[1] – Bihar'ul-Envar, c. 20, s. 215; İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehc'ül-Belâğa, c. 4, s. 244, İhkak'ul-Hak'tan naklen.<br />
<br />
[2] – Bihar'ul-Envar, c. 20, s. 216.<br />
<br />
[3] – Müstedrek-i Hâkim, c. 3, s. 32.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadis-i Şerif, bazı hadis kitaplarında ittifak hâlinde)</span></span><br />
<br />
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculuğumuza Başlıyoruz</span></span><br />
<br />
Evet, zaman ve vakit kış mevsimine geldi. Ancak bazı yerlere her ne kadar kar yağsa da bazı yerlere kış mevsiminin gelmeyeceğini meteoroloji mühendisleri haber veriyor.<br />
<br />
Halbuki İnsan Suresi'nde Allah şöyle buyuruyor:<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Yakîn derecesindeki gözetleyiciler görecekler ki, O'ndan başka ne güneşi doğdurabilen, yani yaz mevsimini getirebilen, ne de zemherîyi, yani kış mevsimini getirebilen vardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – İNSAN (DEHR) Suresi, 13. ayet</span></span><br />
<br />
Geçen sene öğrettik ki soğuk veya sıcak iklimin tamamen matematik hesabıyla ve insanların frekanslarıyla alakalı olduğunu söyledik.<br />
<br />
Eksi ile artı çarpışınca, eğer eksi olan taraf dominant çıkarsa hava soğur, kış olur, kar yağar ve buz meydana gelir. Ancak eğer artı olan taraf kazanır ve dominant olursa güneş doğar, hava sıcak olur, yaz mevsimi meydana gelir dedik.<br />
<br />
Bunun burçlarla da alakalı olduğunu ve evliliklerde Allah'ın doğal seleksiyonunda kutuplu olarak birleşmeler olduğunu ifade ettik. Hanımı yaz burcu olan bir kimsenin kocasının kış burcu olması veya bunun tam tersi gibi evliliklerin bulunduğunu söyledik.<br />
<br />
Bu hikmeti duyan ve bizden bazı tatbikat ve uygulamalar gören Avusturyalılar da geçen sene bunu kendi anlayışlarına göre uygulamaya çalıştılar.<br />
<br />
Fakat burada şunu da söylemek gerekir: Bu tür uygulamaların gerçek hayatta insanlara zarar verecek şekilde uygulanması doğru değildir. Bizim anlatmak istediğimiz, frekans ve etkileşim üzerinden yaptığımız manevi yorumdur.<br />
<br />
Bir ara Avusturya'da ani bir soğuk hava geldi. “The Day After Tomorrow” filmindeki gibi ani bir soğuk hava oluştuğunu düşündüğümüz bir dönem yaşandı. Oberösterreich denilen bölgede neredeyse bütün çam ağaçlarının dallarını kıracak kadar şiddetli bir soğuk oldu.<br />
<br />
Biz bunu, insanlar arasındaki kırılmalar ve gönül hâlleriyle de ilişkilendirdik.<br />
<br />
Sonra dedik ki:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Bu kadar da ciddi olmayın.”</span></span><br />
<br />
Çünkü birçok aile neredeyse boşanmanın eşiğine kadar gelmişti. Daha sonra barışıp birbirlerine sarıldılar ve havalar da tekrar yumuşadı.<br />
<br />
Biz de:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Biz mevsim tarikiyiz ve bu yolu talim edenleriz.”</span></span><br />
<br />
diye yola çıktık.<br />
<br />
Bu sene ise tarikimize katılanlara başka bir yol öğrettik. Ağzının genişliği dibinin derinliğinden geniş olan bir taştan, soğuk süte karışmış su misali süt içilmesi gibi bir uygulamadan bahsettik.<br />
<br />
Bunu deneyenlerin netice aldığını söylediler.<br />
<br />
Türkiye'nin bazı bölgelerinde kar yağdı. Ancak soğuk henüz bize kadar ulaşmadı. Çünkü insanların bunu çabuk tükettiğini düşündük.<br />
<br />
Buna ilgisiz bakan insanlar çoğalınca ve karşı çıkanlar ortaya çıkınca, bunun tesiri sanki kaybolur gibi oldu.<br />
<br />
Halbuki iman ve inanmak meselesi üzerinde düşündüğümüzde, doğu mistisizmine mensup bir rahibin ayaklarıyla çivilere bastığı hâlde kendisine zarar gelmediğine dair anlatılar da vardır. Bunun sebebi olarak da kişinin inancı gösterilir.<br />
<br />
Yani burada iman ve inanç kavramından bahsediyoruz.<br />
<br />
Biz bu kar yağması meselesini böyle anlatınca, iman edenler bunu tam ve hâlis bir kalple kabul ettiğinde kar yağdığına ve soğuk olduğuna şahit olduklarını söylediler.<br />
<br />
Ancak bir kişi buna karşı çıkıp:<br />
<br />
“Bunun sebebi bu değildir. Bunun başka, fiziksel bir sebebi olmalıdır.”<br />
<br />
dediğinde, daha önceki güçlü inancın zayıfladığını düşündük.<br />
<br />
Bu konuya olan inanç ve iman azalınca, onun tesirinin de kırıldığını ifade ettik.<br />
<br />
Birkaç sene önce de başka bir formül kullandık. Yün takke ve yün çorap formülünden bahsettik.<br />
<br />
Fakat zaman içerisinde bunun da insanlar tarafından tüketildiğini ve inkâr edildiğini gördük. Böylece o konudaki iman ve inanç zayıflayınca artık aynı tesirin ortaya çıkmadığını düşündük.<br />
<br />
Buradan şunu ifade etmek istiyoruz:<br />
<br />
İnançsızlık ve sürekli inkâr, insanların manevi hâllerini etkileyebilir. İnsanların ruh hâlleri, birbirleriyle olan ilişkileri ve dünyaya bakışları da kendi hayatlarında birtakım sonuçlar meydana getirebilir.<br />
<br />
Dünya ikliminde meydana gelen değişiklikleri de bu manevi bakış açısından değerlendirdiğimiz zaman, bugün “küresel ısınma” ve “mevsim bozukluğu” diye adlandırılan durumlar üzerine farklı bir düşünce ortaya koyabiliriz.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın askerlerinin kullanacağı silahların da zaman içerisinde tükendiğini düşünürsek, yeni bir yöntem aramak gerektiğini ifade ettik.<br />
<br />
Yukarıda yazdığımız ayetlerden hareketle Hz. Süleyman zamanına da baktık.<br />
<br />
Kur'an'da Belkıs'ın kavminin güneşe taptığından söz edilmektedir.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre onlar güneşe rağbet ediyor, ona taparcasına hürmet ve tazim gösteriyorlardı. Böyle olunca güneş ve sıcaklık dominant, yani galip hâle gelmiş ve o dönemlerde kışın gelmediğini düşündük.<br />
<br />
Bunu Hüdhüd vasıtasıyla tespit eden Hz. Süleyman, askerlerini topladı ve Belkıs'ı bir konuda imtihan etmeyi düşündü.<br />
<br />
Dediğimiz gibi, soğuk ve sıcak birer frekans olarak düşünülebilir. Biz de bu frekansların matematikteki yansıma kuralına bağlı olduğunu ifade ettik.<br />
<br />
Bu kurala göre insanlar arasındaki hâllerin de çevreye yansıdığını düşündük.<br />
<br />
İnsanların birbirlerine karşı davranışları, gönüllerindeki kırgınlıklar, öfke, sevgi ve nefret gibi duyguların da birer frekans meydana getirdiğini söyledik.<br />
<br />
Hz. Süleyman'ın Belkıs'ı yanılttığı noktaya geldiğimizde ise şöyle dedi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“O gelmeden önce kim bana onun tahtını getirecek?”</span></span><br />
<br />
Askerlerinden bir ifrit:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sen daha yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm.”</span></span><br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Askerler içerisinden ilim sahibi olan Âsaf bin Berhiyâ ise:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Sen daha gözünü kırpmadan ben onu sana getiririm, inşallah.”</span></span><br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Süleyman, Belkıs'ı çağırdı. Belkıs geldiğinde tahtını yanında görünce, Süleyman Aleyhisselâm ona güneşin ilah ve tapılacak bir varlık olmadığını anlattı ve bu konuda halkını da uyardı.<br />
<br />
Onların güneşe tapınma anlayışları sona erince, bizim yorumumuza göre güneşin enerjisi de zayıfladı ve güneş ile mevsim kendi vaktine, yani kış mevsimine yerini bıraktı.<br />
<br />
Yani Belkıs veya Balkızı, bizim ifade ettiğimiz şekliyle, bir yansıma meydana getirdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Meryem ve Hz. İsa Meselesi</span></span><br />
<br />
Yine Hz. Meryem zamanına geldiğimizde, küfrün ortalığı kavurduğu ve kışın gelmediği bir dönem olduğunu düşünüyoruz.<br />
<br />
Allah, kendisini en iffetli kabul eden ve erkeklerle arasına iki perde çeken Hz. Meryem'e ulvî ruhlardan bir ruh gönderdi.<br />
<br />
Bizim keşfî yorumumuza göre, ruh kütüphanesi olarak ifade ettiğimiz berzah âleminde kader kitabına bakıldığında, onun iyi işler yapacağı belli olan ulvî bir ruh, yani kutsal bir ruh olan Mehdi'nin ruhu gelecekteki hâlinden ona gelmişti.<br />
<br />
Mehdi henüz sabi, yani çocukluk hâlindeyken ona:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Senin bir çocuğun olacak.”</span></span><br />
<br />
denildi.<br />
<br />
Kur'an'da onun sabi iken konuşması da geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلُ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ<br />
<br />
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu, kâlû yâ Meryemu lekad ci'ti şey'en feriyyâ, yâ uhte Hârûne mâ kâne ebûkimrae sev'in ve mâ kânet ummuki bagıyyâ. Fe eşârat ileyhi, kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">mehdi sabiyyâ</span>. Kâle innî abdullâhi, âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ. Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ. Ve berren bi vâlidetî ve lem yec'alnî cebbâren şakıyyâ. Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ. Zâlike Îsâbnu Meryeme, kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Hamile olup karnında o çocuğu taşı(Zeker) halkının yanına geldi.<br />
<br />
Onlar şöyle dediler:<br />
<br />
“Ey Meryem! Sen çok çirkin bir şey yaptın. Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”<br />
<br />
Bunun üzerine Meryem onu işaret etti.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
“Senin içindeki çocuk ile biz nasıl konuşuruz?” dediler.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre burada sıradan bir çocuktan değil, gelecekte kurtarıcı olacak Mehdi'nin henüz çocukluk hâlinden söz edilmektedir.<br />
<br />
Bebek şöyle dedi:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Muhakkak ki ben Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî kıldı.”</span></span><br />
<br />
Buradaki “nebî” ifadesini biz, meyvenin meyve olmadan önceki hâline benzetiyoruz. Nasıl ki meyve önce çiçek ve tomurcuk hâlinden geçerse, Hz. İsa'nın da Mehdi olmadan önceki tomurcuk veya çiçek hâli gibi bir hâli olduğunu düşünüyoruz.<br />
<br />
Devamında şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Ve beni nerede bulunursam bulunayım mübarek kıldı. Hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana vasiyet etti. Bana anneme saygılı olmayı emretti. Beni azgın ve zorba olmaktan sakındırdı. Beni şakilerden olmamaya yöneltti.”</span></span><br />
<br />
Ve daha sonra:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Doğduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak yeniden diriltileceğim gün selâm benim üzerimedir.”</span></span><br />
<br />
denilmektedir.<br />
<br />
Bizim yorumumuza göre burada, Meryem'in karnında bulunduğu hâlden başlayarak, gelecekte tekrar ortaya çıkacak olan bir hâle işaret bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur.”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahül Azîm – MERYEM Suresi, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33 ve 34. ayetler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Süleyman Dedi ki: “Kim Bana Belkıs'ın Tahtını Getirebilir?” Biz de Diyoruz ki: “Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kar©glan'ın 1 Kasım 2016 Vaazı)</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا<br />
<br />
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ. Kâlet innî eûzu bir-Rahmâni minke in kunte takıyyâ. Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li-ehebe leki gulâmen zekiyyâ. Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Öyle ki Hz. Meryem erkeklerden korkar ve kaçar olmuştu. Hatta onlarla görüşürken aralarına bir perde çekmişti. Bunun üzerine ona Ruhumuz'u gönderdik. O da ona normal bir beşer suretinde temessül etti, yani göründü.<br />
<br />
Hz. Meryem şöyle dedi:<br />
<br />
“Şüphesiz ben, senden Rahmân'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana yaklaşma.”<br />
<br />
O kutsal ruh ona:<br />
<br />
“Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak üzere gönderildim.” dedi.<br />
<br />
Hz. Meryem:<br />
<br />
“Bana hiçbir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir? Ben iffetsiz de değilim.” dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Meryem Suresi 17, 18, 19 ve 20. ayetler</span></span><br />
<br />
Ve Hz. Meryem:<br />
<br />
“Bana hiçbir insan eli değmemişken nasıl çocuğum olur? Ben iffetli bir kadınım.” dedi.<br />
<br />
Burada benim keşfi anlayışıma göre anlatılan hikmetlerden biri şudur: Hz. Meryem'in erkeklerden kaçması ve onları tamamen reddetmesi, Allah tarafından başka bir imtihanla karşılaştırılmıştır.<br />
<br />
Kur'an'da Ruh'un Hz. Meryem'e insan suretinde görünmesi ve ona bir çocuk müjdelemesi anlatılır. Vaazımızdaki yorum ise bu olayı ruh, frekans, gelecek ve ilahî kader kavramları üzerinden açıklamaktadır.<br />
<br />
Yani burada “Rahîm” ve “Rahmân” isimlerinin hikmetini birlikte düşünmek gerekir. Rahîm olmadan Rahmân, Rahmân olmadan Rahîm düşünülemez. Baba ve anne hikmeti de bu bağlamda ele alınabilir.<br />
<br />
Bazen bir anne, daha çocuk doğmadan önce rüyasında veya keşfinde çocuğuyla ilgili bazı şeyler görebilir. Ona çocuğun isminin ne olacağı söylenebilir. Bu anlatımlarda kişinin ruhsal bağına da dikkat çekilir. Biz buna, kişinin ruh babası veya ruhsal rehberliği gibi anlamlar yükleyebiliriz.<br />
<br />
Bu anlayışla bakıldığında Hz. Meryem'in yaşadığı olay da yalnızca fizikî bir olay olarak değil, aynı zamanda büyük bir imtihan ve ilahî hikmet olarak değerlendirilir.<br />
<br />
Hz. Meryem, insanların gözünde çok zor bir duruma düşmüş, insanlar tarafından ayıplanmış ve toplumundan uzaklaştırılmıştır. Fakat onun yaşadığı bu olay, Allah'ın takdirinde başka bir hikmet taşımaktadır.<br />
<br />
Burada kış ve yaz, sıcak ve soğuk, aydınlık ve karanlık gibi zıtlıkları da düşünmek gerekir. Çünkü tabiatta olduğu gibi insan hayatında da her şey aynı yönde devam etmez. Bazen yazın sıcaklığı hâkim olur, bazen kışın soğuğu gelir. Bazen aydınlık galip gelir, bazen gece gelir.<br />
<br />
Yani bir tarafın sürekli üstün kalması, diğer tarafın tamamen ortadan kaldırılması demek değildir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Hz. İbrahim dönemine geldiğimizde de benzer bir imtihan görürüz.<br />
<br />
Hz. İbrahim'in bir evladı olsun, onu sevsin, ona bağlansın... Fakat çocuk olduktan sonra insanın sevgisinin sınırı da imtihan edilir.<br />
<br />
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ<br />
<br />
Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Enfâl Suresi 28. ayet</span></span><br />
<br />
Yani insan, “Beni mi daha çok seviyorsun, yoksa çocuğunu mu?” şeklindeki bir imtihanla karşılaşabilir.<br />
<br />
Hz. İbrahim'e de çok sevdiği oğluyla ilgili büyük bir imtihan verilmiştir.<br />
<br />
Bu imtihanı bugün kendi anlayışımızla değerlendirdiğimizde çok ağır bulabiliriz. Fakat Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in teslimiyetini anlatan bu kıssa, insanın Allah'a teslimiyetinin zirvesini göstermektedir.<br />
<br />
Hz. İbrahim oğlunu yatırdı, bıçağı çaldı; fakat bıçak kesmedi.<br />
<br />
Allah Teâlâ:<br />
<br />
“Tamam, dur!” buyurdu ve onun yerine bir kurbanlık verdi.<br />
<br />
Böylece Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in teslimiyeti, itaatin ve teslimiyetin sembolü hâline geldi.<br />
<br />
Burada koyun ve koçun yaratılış hikmetine de dikkat çekilebilir. Koyun ve koç, sürü hâlinde yaşayan ve çobanın emrine uyan hayvanlardır. İtaat kavramı üzerinden düşünüldüğünde, bu olayın ayrı bir hikmeti olduğu görülebilir.<br />
<br />
Burada anlatılmak istenen, insanın kendi başına “evladını kesmek” gibi bir davranışı örnek alması değildir. Aksine, Hz. İbrahim'in teslimiyetindeki imtihanı anlamaktır.<br />
<br />
Çünkü “Kes boynum, kıldan ince” denilen teslimiyet, sıradan insanın kendi kendine uygulayacağı bir davranış değildir.<br />
<br />
Hz. İbrahim daha sonra Nemrut tarafından ateşe atılmak üzere mancınığa konuldu.<br />
<br />
Tam o sırada Cebrail geldi ve:<br />
<br />
“Bir isteğin var mı?” diye sordu.<br />
<br />
Hz. İbrahim'in teslimiyeti öyle bir noktadaydı ki, Allah'ın kendisini gördüğünü ve bildiğini biliyordu.<br />
<br />
Burada insanın karşısına çok önemli bir ders çıkıyor:<br />
<br />
İnsan bazen artık yenildiğini, her şeyin bittiğini zanneder. Fakat Allah'ın takdiri başka olabilir.<br />
<br />
İyiliğin, peygamberin veya haklının her zaman dünyadaki görünür şartlarda galip olması gerekmez. Bazen insanın görevi tamamlanır ve başka bir döneme geçilir.<br />
<br />
Bu da bir gündönümü gibidir.<br />
<br />
Gündüzün gecede, yazın kışta, baharın sonbaharda yerini bulması gibi, insan hayatında da farklı dönemlerin hakkını vermek gerekir.<br />
<br />
Eğer haklının hakkını gözetmezsen, Allah gelir ve gecenin de, karanlığın da, kışın da hakkını alır.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ<br />
<br />
Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerûn. Fe firrû ilallâhi, innî lekum minhu nezîrun mubîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“Biz her şeyi çift çift yarattık. Umulur ki böylece düşünür ve öğüt alırsınız.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Zâriyât Suresi 49. ayet</span></span><br />
<br />
Yani Allah Teâlâ yaratılışta çiftleri ve zıtlıkları meydana getirmiştir.<br />
<br />
Gece ve gündüz...<br />
<br />
Acı ve tatlı...<br />
<br />
Siyah ve beyaz...<br />
<br />
Yaz ve kış...<br />
<br />
Bahar ve sonbahar...<br />
<br />
İnsan da bunları düşünerek hayatın dengesini anlamalıdır.<br />
<br />
Eğer insan:<br />
<br />
“Ben üstünüm, benim dışımdakiler kötüdür. Ben aydınlığım, diğerleri karanlıktır. Ben iyiyim, diğerlerinin yaşamaya hakkı yoktur.”<br />
<br />
gibi bir anlayışa düşerse, şeytanın düştüğü hataya benzer bir üstünlük anlayışına kapılmış olur.<br />
<br />
Çünkü o insanları da yaratan Allah'tır.<br />
<br />
Senin hoşuna gitmeyen insanın da rızkını veren Allah'tır. Onun da çocuğunu, ailesini ve hayatını yaratan Allah'tır.<br />
<br />
Dolayısıyla insan, kendisini üstün görüp başkasının hakkını tamamen yok sayarsa, Allah'ın yaratışındaki dengeyi anlamamış olur.<br />
<br />
Gece de kendi yerinde güzeldir.<br />
<br />
Gündüz de kendi yerinde güzeldir.<br />
<br />
Kış da kendi zamanında güzeldir.<br />
<br />
Yaz da kendi zamanında güzeldir.<br />
<br />
İman da kendi yerinde güzeldir; fakat insanın görevi, kendisini imanlı gördüğü için başkasını insanlıktan çıkarmak değildir.<br />
<br />
Bu sebeple, dünyayı sadece kendisinin istediği şekilde değiştirmeye çalışmak ve bütün insanları tek bir kalıba sokmak doğru değildir.<br />
<br />
Allah'ın sünneti değişmez.<br />
<br />
---<br />
<br />
Muhammed Mustafa'nın üstünlüğü elbette bizim imanımızın temelidir. Fakat Peygamber Efendimiz dahi farklı zamanlarda farklı şartlarla imtihan edilmiştir.<br />
<br />
Uhud'da yaşananlar, Hudeybiye'deki gelişmeler ve Mekke'nin fethine giden süreç bize önemli bir ders verir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, Mekke'yi fethetmeye gitmeden önce Hudeybiye'de anlaşma yapmıştır. Karşı tarafın bazı şartlarını kabul etmiş, bu yıl Kâbe'ye girmemeyi kabul etmiştir.<br />
<br />
İşte bu olay, haklı olmanın her zaman istediğin anda istediğin şeyi yapmak anlamına gelmediğini gösterir.<br />
<br />
Bazen haklı olduğun hâlde sabredersin.<br />
<br />
Bazen geri dönersin.<br />
<br />
Bazen anlaşma yaparsın.<br />
<br />
Bazen sırası gelene kadar beklersin.<br />
<br />
Hudeybiye Antlaşması bunun en güzel örneklerinden biridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hudeybiye Antlaşması</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sulh Heyeti:</span></span><br />
<br />
Rıdvân Biatı, Kureyşlileri fazlasıyla korkutmuştu. Peygamberimizin üzerlerine yürüyeceği endişesine kapılarak, sulh teklifinde bulunmak amacıyla bir heyet gönderdiler.<br />
<br />
Heyette Süheyl b. Amr, Huveytip b. Abdü'l-Uzzâ ve Mikrez b. Hafs bulunuyordu.<br />
<br />
Kureyş müşrikleri heyete:<br />
<br />
“Gidin, Muhammed'le sulh antlaşmasında bulunun. Fakat bu yıl buradan dönüp gitmek şartıyla! Eğer bu şartı kabul etmezse anlaşmaya yanaşmayın.”<br />
<br />
demişlerdi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, Süheyl'in gelişini hayra yordu ve sahabelerine:<br />
<br />
“Artık işiniz bir derece kolaylaştı.” buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sulh Heyeti, Peygamberimizin Huzurunda</span></span><br />
<br />
Kureyş elçisi Süheyl b. Amr, Resûlullah'ın huzuruna vardı ve sulh teklifinde bulundu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz, sulh tekliflerini kabul etti.<br />
<br />
Daha sonra sulh şartlarının müzakeresi yapıldı. Şartlar üzerinde anlaşmaya varıldı.<br />
<br />
Sıra anlaşmanın yazılmasına geldi.<br />
<br />
Hz. Ali, anlaşmanın şartlarını yazmak üzere kâtip tayin edildi.<br />
<br />
Resûl-i Kibriya Efendimiz:<br />
<br />
“Yaz: Bismillâhirrahmânirrahîm!” dedi.<br />
<br />
Süheyl b. Amr buna itiraz etti:<br />
<br />
“Biz Bismillâhirrahmânirrahîm'i bilmiyoruz. Böyle yazma!”<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Öyleyse nasıl yazalım?” diye sordu.<br />
<br />
Süheyl:<br />
<br />
“Bismike Allahümme diye yaz.” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Bismike Allahümme de güzeldir.” buyurdu ve Hz. Ali'ye bunu yazmasını emretti.<br />
<br />
Daha sonra anlaşmanın başına:<br />
<br />
“Bu, Muhammed Resûlullah'ın, Süheyl b. Amr'la üzerinde anlaşmaya vardığı sulh maddeleridir.”<br />
<br />
şeklinde yazılması istendi.<br />
<br />
Süheyl yine itiraz etti:<br />
<br />
“Vallahi, biz senin gerçekten Allah'ın Resûlü olduğunu kabul etmiş olsaydık, Beytullah'ı ziyaretine mani olmaz ve seninle çarpışmaya kalkmazdık.”<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Peki nasıl yazalım?” buyurdu.<br />
<br />
Süheyl:<br />
<br />
“Muhammed b. Abdullah diye kendi ismini ve babanın ismini yaz.” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz bunu da kabul etti.<br />
<br />
Hz. Ali ise:<br />
<br />
“Hayır! Vallahi ben Resûlullah sıfatını hiçbir zaman silemem!” dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'ye anlaşmadaki yeri göstererek silmesini istedi.<br />
<br />
Hz. Ali bunu yapmak istemeyince Peygamber Efendimiz kendisi sildi ve yerine “İbn-i Abdullah” yazdırdı.<br />
<br />
Bütün bu olaylar, Peygamber Efendimizin sulhe ne kadar önem verdiğini ve sulhe giden yoldaki engelleri kaldırmak için ne kadar büyük bir gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Musalaha Maddeleri</span></span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz ile müşrik heyeti arasında yapılan görüşmeler sonucunda şu maddeler üzerinde anlaşmaya varıldı:<br />
<br />
1. Müslümanlarla müşrikler, huzur ve emniyet içinde yaşamaya devam etmek için on yıl birbirleriyle savaşmayacaklardı.<br />
<br />
2. Peygamberimiz ve sahabeler bu yıl Mekke'ye girmeyip geri döneceklerdi. Gelecek yıl ise yanlarında yalnız yolcu silahı olarak kılıç bulundurmak şartıyla gelip Kâbe'yi tavaf edecekler ve Mekke'de üç gün kalacaklardı.<br />
<br />
3. Medine'deki Müslümanlardan Mekke'ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek; Mekke'den Medine'ye iltica edenler ise istendiği takdirde geri verilecekti.<br />
<br />
4. Arap kabilelerinden isteyen Hz. Peygamber'le, isteyen de Kureyş'le birleşmekte serbest olacaktı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ebû Cendel Hadisesi</span></span><br />
<br />
Antlaşma maddelerinin yazılması bitmişti. Fakat taraflarca henüz imzalanmamıştı.<br />
<br />
Tam o sırada zincire vurulmuş bir kişinin kendisini Müslümanların arasına attığı görüldü.<br />
<br />
Bu kişi Kureyş heyeti başkanı Süheyl b. Amr'ın oğlu Ebû Cendel idi.<br />
<br />
Ebû Cendel, müşriklerin baskısından kaçarak Peygamber Efendimizin huzuruna gelmişti.<br />
<br />
Fakat yapılan anlaşmanın şartları sebebiyle durum çok ağırdı.<br />
<br />
Süheyl, oğlunu Peygamber Efendimizden istedi:<br />
<br />
“İşte! Sulh şartları gereğince bana geri vereceğin kişilerin ilki budur!” dedi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Biz sulh sözleşmesini henüz imzalamış değiliz.” buyurdu.<br />
<br />
Fakat anlaşmanın bozulması ihtimali vardı.<br />
<br />
Ebû Cendel'i geri vermek, onu tekrar sıkıntıya göndermek anlamına geliyordu. Geri vermemek ise Kureyş heyetinin anlaşmayı feshetmesine sebep olabilirdi.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz büyük bir üzüntü içinde Ebû Cendel'i babasına teslim etmek zorunda kaldı.<br />
<br />
Ardından ona sabretmesini, Allah'tan mükâfat dilemesini ve Allah'ın kendisi ve diğer kimsesiz Müslümanlar için bir çıkış yolu yaratacağını söyledi.<br />
<br />
Ve:<br />
<br />
“Onlara vermiş olduğumuz söze vefasızlık edemeyiz.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ömer'in Peygamberimize Sorusu</span></span><br />
<br />
Ebû Cendel Kureyş tarafından geri alınırken Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve:<br />
<br />
“Yâ Resûlallah! Onu Kureyşlilere niçin geri veriyoruz?” diye sordu.<br />
<br />
Resûl-i Kibriya Efendimiz:<br />
<br />
“Biz bu iş hakkında onlarla antlaşma yapmış bulunuyoruz. Dinimizde ahde vefasızlık yoktur.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müslümanların Sadâkat İmtihanı</span></span><br />
<br />
Sahabeler Kâbe'yi ziyaret etmeyi çok arzuluyorlardı. Fakat anlaşma sebebiyle geri dönmek zorunda kalmışlardı.<br />
<br />
Görünüşte ağır olan bu şartlar sahabeleri son derece üzmüştü.<br />
<br />
Hz. Ömer, Peygamber Efendimize:<br />
<br />
“Sen Allah'ın hak peygamberi değil misin?” diye sordu.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Evet, ben Allah'ın peygamberiyim.” buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız olan müşrikler ise bâtıl üzere bulunmuyorlar mı?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Evet, öyledir.” buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“O hâlde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“Ey Hattab'ın oğlu! Ben Allah'ın kulu ve Resûlüyüm. Allah'ın emirlerine aykırı hareket edemem. Bu muahede maddelerini kabul etmekle de Allah'a isyan etmiş değilim. O beni hiçbir zaman zarara uğratmayacaktır.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Sen bize Allah'ın nusret buyuracağını, gidip Kâbe'yi hep beraber tavaf edeceğimizi vaat etmedin mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
“Evet, vaat ettim. Ancak bu yıl gidip tavaf edeceğimizi söylemiş miydim?”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Hayır.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem:<br />
<br />
“O hâlde tekrar ediyorum: Sen muhakkak Mekke'ye gidecek ve Kâbe'yi tavaf edeceksin.”<br />
<br />
buyurdu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ömer'in Hz. Ebû Bekir'le Konuşması</span></span><br />
<br />
Hz. Ömer, içindeki sıkıntıyı teskin edemeyince Hz. Ebû Bekir'in yanına gitti.<br />
<br />
“Ey Ebû Bekir! Bu zât Allah'ın hak peygamberi değil midir?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, o Allah'ın hak peygamberidir.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Peki, biz Müslümanlar hak üzere, müşrikler de bâtıl üzere değiller mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, biz hak üzereyiz, onlar ise bâtıl üzeredir.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“O hâlde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Ey Ömer! O Allah'ın Resûlüdür. Bu muahedeyi yapmakla Rabbine asi olmuş değildir. Allah onun yardımcısıdır. Sen onun emrine itaat et.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer tekrar:<br />
<br />
“O bize Beyt-i Şerif'e varacağımızı ve tavaf edeceğimizi söylemedi mi?”<br />
<br />
diye sordu.<br />
<br />
Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Evet, söyledi. Fakat sana ‘Bu yıl Beytullah'a gidecek ve tavaf edeceksin’ diye mi haber verdi?”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Hz. Ömer:<br />
<br />
“Hayır.”<br />
<br />
deyince Hz. Ebû Bekir:<br />
<br />
“Sen muhakkak yakın bir zamanda Beytullah'a gidecek ve onu tavaf edeceksin.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kurban Kesme ve Tıraş Olma</span></span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz, muahede ve musalaha işini bitirdikten sonra sahabelere:<br />
<br />
“Artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz!”<br />
<br />
diye seslendi.<br />
<br />
Fakat sahabeler, ağır geçen anlaşmanın etkisiyle hemen harekete geçemediler.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz emrini ikinci defa tekrarladı:<br />
<br />
“Kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başlarınızı tıraş ediniz!”<br />
<br />
Fakat yine bir hareket olmadı.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem emrini üçüncü defa tekrarladı.<br />
<br />
Yine sahabelerden hemen bir hareket görülmedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz. Peygamber, Hz. Ümmü Seleme'nin yanına gitti ve sahabelerin durumunu anlattı.<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme:<br />
<br />
“Yâ Nebiyyallah! Bu işi yapmak istiyor musunuz? O hâlde şimdi dışarı çıkınız. Kurbanlık develerinizi kesiniz ve berberinizi çağırıp tıraş olunuz. Siz böyle yaparsanız halk da öyle yapar.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz dışarı çıktı.<br />
<br />
Kurbanlık develerini kesti ve tıraş oldu.<br />
<br />
Bunu gören sahabeler de derhal kurbanlarını kesmeye ve başlarını tıraş ettirmeye başladılar.<br />
<br />
Hz. Ümmü Seleme:<br />
<br />
“Kurbanlıklara öylesine koştular, öylesine yığıldılar ki neredeyse birbirlerini ezeceklerdi.”<br />
<br />
demiştir.<br />
<br />
Sahabelerin Peygamber Efendimizin emrine karşı gelmek istedikleri söylenemez. Onlar, görünüşte ağır olan anlaşma hükümlerinin nasıl sonuçlanacağını düşünüyor ve bir vahiy ile durumun değişmesini ümit ediyorlardı.<br />
<br />
Fakat Peygamber Efendimizin kurbanını kesip tıraş olduğunu görünce, onun emrine uyarak onlar da kurbanlarını kesip tıraş oldular.<br />
<br />
Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashabıyla birlikte bir müddet kaldıktan sonra Medine'ye dönmek üzere Hudeybiye'den ayrıldı.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buradan Çıkan Ders</span></span><br />
<br />
Buradan çıkan derse gelince:<br />
<br />
Senin “kâfir” dediğin insanlara da can veren, onların rızkını her an yaratan, onlara da çoluk çocuk, ev bark veren Rabbin, onların üzerinde de nimet sahibidir.<br />
<br />
Eğer sen onları hiç sayar, onların insanlık hakkını yok sayar ve kendini üstün görürsen, Allah'ın yaratmış olduğu kullara karşı sorumluluğunu unutmuş olursun.<br />
<br />
İşte Peygamber Efendimiz de düşmanlarıyla anlaşma yaparken onların da haklarının bulunduğunu gözetmiştir.<br />
<br />
Demek ki insan, Muhammed Mustafa gibi bir peygamberin ümmeti olduğunu söylüyorsa, hak sahibinin hakkını vermeyi de öğrenmelidir.<br />
<br />
Bugün insanları sırf farklı inançta oldukları için aşağı görmek, onların yaşam hakkını yok saymak veya kendisini mutlak üstün görmek doğru değildir.<br />
<br />
Bu anlayış devam ederse toplumda denge bozulur.<br />
<br />
Herkes yalnızca aydınlığı isterse, geceyi kim getirecek?<br />
<br />
Herkes yalnızca yazı isterse, kışı kim getirecek?<br />
<br />
Herkes yalnızca sıcak isterse, soğuğun hikmetini kim anlayacak?<br />
<br />
Rabbimiz bize tabiat üzerinden de dengeyi öğretmektedir.<br />
<br />
Allah Teâlâ buyuruyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ<br />
<br />
Kul e raeytum in asbaha mâukum gavran fe men ye'tîkum bi mâin maîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meali:</span></span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
“De ki: Gördünüz mü, eğer suyunuz çekilip giderse, size akıp duran suyu kim getirebilir?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Azîm – Mülk Suresi 30. ayet</span></span><br />
<br />
Yani insan her şeyin kendi istediği gibi devam edeceğini zannetmemelidir.<br />
<br />
Su da Allah'ın nimetidir.<br />
<br />
Güneş de Allah'ın nimetidir.<br />
<br />
Gece de Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Gündüz de Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Kış da Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Yaz da Allah'ın yaratmasıdır.<br />
<br />
Bütün bunların içinde bir denge vardır.<br />
<br />
---<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın ölüleri diriltmesi meselesi üzerinde de düşünmek gerekir.<br />
<br />
Kur'an'da Hz. İsa'ya Allah'ın izniyle ölüleri diriltme mucizesi verildiği bildirilir.<br />
<br />
Burada bizim vaazımızdaki yorum, yeniden dirilişi ve haşri bir “ses” ve “frekans” kavramı üzerinden düşünmektedir.<br />
<br />
İsrâfil Aleyhisselâm'ın sûra üflemesi de bu açıdan düşünülebilir.<br />
<br />
Bir sesin veya titreşimin bir etki meydana getirmesi mümkündür. Fakat burada asıl güç, sesin kendisinde değil, Allah'ın emrindedir.<br />
<br />
Allah dilediği zaman bir sesle, bir emirle veya bir sebeple ölüleri yeniden diriltebilir.<br />
<br />
Hz. İsa'nın ölülere Allah'ın izniyle hayat vermesi de bu ilahî kudretin bir göstergesidir.<br />
<br />
Bu sebeple “Kim kime hayat verecek?” şeklindeki düşünce, vaazımızda karşılıklı bir ruhsal bağ üzerinden ele alınmaktadır.<br />
<br />
Ancak bütün bunların Allah'ın kudretiyle gerçekleştiğini unutmamak gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Hani Hz. Süleyman:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim bana Belkıs'ın tahtını getirebilir?”</span></span><br />
<br />
demişti.<br />
<br />
Ben de askerlerime şöyle diyorum:<br />
<br />
“Kim bana winteri, yani kış mevsimini getirebilir?”<br />
<br />
Yaz veya kış mevsiminin fizikî sebeplerinin elbette matematiksel ve astronomik açıklamaları vardır.<br />
<br />
Fakat biz burada bunun yanında bir hikmeti de düşünmek istiyoruz.<br />
<br />
Yaz geldiğinde sıcaklık artar.<br />
<br />
Kış geldiğinde soğukluk artar.<br />
<br />
Bahar geldiğinde tabiat canlanır.<br />
<br />
Sonbahar geldiğinde yapraklar dökülür.<br />
<br />
Bunların her biri Allah'ın yaratışındaki düzenin bir parçasıdır.<br />
<br />
İnsan da hayatı yalnızca kendi istediği tek bir yönde devam ettirmeye çalışmamalıdır.<br />
<br />
Hakikati anlamak, zıtlıkların da yaratılış içerisindeki yerini anlamaktır.<br />
<br />
İnsan kendisini sürekli üstün görmemeli, başkasını tamamen yok saymamalıdır.<br />
<br />
Çünkü Allah'ın yarattığı her şeyin bir hikmeti vardır.<br />
<br />
İşte bu hikmeti anlayan insan, kış geldiğinde:<br />
<br />
“Niçin kış geldi?”<br />
<br />
diye isyan etmek yerine, kışın da yaratılışta bir vazifesi olduğunu düşünür.<br />
<br />
Bahar geldiğinde baharın,<br />
<br />
yaz geldiğinde yazın,<br />
<br />
sonbahar geldiğinde sonbaharın,<br />
<br />
kış geldiğinde de kışın hakkını verir.<br />
<br />
Ve ben de buradan şöyle diyorum:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Kim Bana Winter'i, Kış Mevsimini Getirebilir?”</span></span><br />
<br />
Haydi, bunu hikmeti anlayan bir askerim yapsın ve zemheriye varalım.<br />
<br />
Çünkü mesele yalnızca kışı getirmek değildir.<br />
<br />
Mesele, kışın neden geldiğini anlamaktır.<br />
<br />
Mesele, aydınlığın da karanlığın da, sıcaklığın da soğuğun da yaratılışta bir yeri olduğunu bilmektir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ</span><br />
<br />
“Allah'ım! Bizlere hakkı hak olarak göster ve ona tâbi olmayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Kasım 2016 Salı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Original Kar©glan</span><br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sayilar 25 den başlar tabusunu yikmak lazim (Kar©glanin 11 Kasım 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35047</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:58:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35047</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sayılar 25'ten Başlar Yahut Sayılar 1'den Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 11 Kasım 2016 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No: 2636-2638)</span><br />
<br />
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
“Allahümme salli alâ Ebi'l-Kâsım.”<br />
<br />
Muhammed'in lakaplarından biri de Ebu'l-Kâsım'dır. Bu isim, oğlu Kâsım'a nispetle kullanılmıştır.<br />
<br />
Burada anlatmak istediğimiz şudur: Bazen bir düğmeye basarsınız, başka bir düğme yukarı çıkar. Diğer düğmeye basarsınız, başka bir düğme öne çıkar. Yani her şeyin kendi zamanı ve yeri vardır.<br />
<br />
Yaratılışta da böyledir. Bir şeyin küçük veya büyük olması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Her şey kendi ölçüsü içinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Güneş patlamış ve dünya meydana gelmiş, sonra dünyadan bir parça ayrılarak ay meydana gelmiş gibi çeşitli benzetmeler yapılabilir. Ay dünyanın bir parçası olduğu hâlde, kendi başına ayrı bir varlık gibi görünür.<br />
<br />
Aynı şekilde insanı vahdet-i vücut anlayışı içerisinde düşündüğümüzde, bir bütünü meydana getiren parçaların her biri ayrı bir vazife görür. Küçük bir parça, bütünden bağımsız değildir.<br />
<br />
Öyleyse bir insanın veya bir varlığın değerini yalnızca büyüklüğüyle ölçmek doğru değildir. Küçük görünen bir parça da bütün içerisinde önemli bir vazifeye sahip olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sayılar 25'ten Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım</span></span><br />
<br />
Sayılar 25'ten başlamaz.<br />
<br />
Bir sayı yalnızca belirli bir rakamdan ibaret değildir. Sayının bir frekansı, bir değeri, bir ölçüsü ve gerektiği yerde bir karşılığı vardır.<br />
<br />
Mesela:<br />
<br />
0,000000000000000000000000000000000000000000000000045<br />
<br />
Bu da bir sayıdır.<br />
<br />
Bu sayının da bir değeri vardır. Aynı şekilde artısı olduğu gibi eksisi de düşünülebilir. Rahman ve Rahim, erkek ve dişi gibi birbirini tamamlayan kavramlar üzerinden bu mesele anlaşılabilir.<br />
<br />
Bir vida düşünün. Vidanın karşısında ona uygun bir somun vardır. Vida ve somun birbirine göre yaratılmıştır.<br />
<br />
Öyleyse erkeklik yalnızca belli bir ölçüyle veya belirli bir büyüklükle açıklanamaz. Her varlığın kendi ölçüsü vardır.<br />
<br />
“Sayıların sonu kaçtır?” diye sorsak, bunu kesin olarak bilen var mı? Bir sayı çok küçük olabilir, çok büyük olabilir. Allah bir şeye bir sınır koymadıysa, bizim kendi ölçümüzle ona sınır koymamız doğru değildir.<br />
<br />
Hasîb olan Allah her şeyin hesabını yapmıştır. Her varlığa kendi ölçüsünü ve kendi kabiliyetini vermiştir.<br />
<br />
Mikroskopla görülebilen küçücük bir varlığın içerisinde bile ne büyük sırlar vardır. Bütün insanlığın yaratılışını küçücük bir hücre içerisinde taşıyan Allah'a hamd ederim.<br />
<br />
Öyleyse insan, başkasının yaratılışını küçümsememeli ve Allah'ın takdir ettiği ölçüyü sorgulamamalıdır.<br />
<br />
Her küçük şey değersiz değildir. Her büyük şey de üstün değildir. Her insanın ve her varlığın kendi yaratılışına uygun bir ölçüsü vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölçü ve Oran</span></span><br />
<br />
Bir cep telefonu düşünelim.<br />
<br />
Telefon birçok parçadan meydana gelir. İçerisindeki en küçük vida bile telefonun bütünü açısından bir vazife görür. O vida küçüktür diye “değersiz” diyebilir miyiz? Hayır.<br />
<br />
Telefonun içerisindeki küçük bir parça, başka bir parçayı tutmak için gereklidir.<br />
<br />
İnsan da böyledir. Vahdet-i vücut açısından baktığımızda, bütün içerisindeki her parçanın bir yeri ve vazifesi vardır.<br />
<br />
Dolayısıyla insanları yalnızca dış görünüşleri, güçleri veya kabiliyetleri bakımından değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Allah her fıtrata ayrı bir güzellik vermiştir.<br />
<br />
Hasîb olan Allah, her şeye bir hesap ve ölçü tayin etmiştir. Sana ve bana düşen, Allah'ın takdir ettiği ölçüye razı olmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Şey Kendi Ölçüsü İçerisindedir</span></span><br />
<br />
Bir insanın kabiliyeti başka, diğer insanın kabiliyeti başkadır.<br />
<br />
Birisi uzun bir metni okuyabilir, diğeri kısa bir metin okuyabilir.<br />
<br />
Birisi çok şey öğrenebilir, diğerinin öğrenmesi daha yavaş olabilir.<br />
<br />
Bunların hiçbiri diğerini küçümsemeyi gerektirmez.<br />
<br />
Önemli olan, insanın kendisine verilen kabiliyet ve imkân içerisinde doğru hareket etmesidir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Geçen haftaki vaazımızın sesli bölümünde bahsettiğimiz çizgi filmin ismini söylemememizin başka bir sebebi vardı. Bu hafta ise bundan bahsediyoruz.<br />
<br />
Ben hâlâ çocuk ruhluyum. Biraz çizgi film seyretmeyi severim. İnsan büyüse bile çocukluğunda sevdiği bazı şeyleri sevebilir.<br />
<br />
Daha önce bir forumda bir arkadaş, “Büyüdüm ama hâlâ paşa çayı içiyorum.” diye yazmıştı.<br />
<br />
Biz de diyoruz ki:<br />
<br />
Büyüdüm ama hâlâ bazı çizgi filmleri seyrediyorum. Bu tamamen zevk meselesidir. İnsanların birbirlerinin zevkleriyle alay etmesine gerek yoktur.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kader Meselesi</span></span><br />
<br />
Bir hoca, kader bahsi hakkında soru soran bir çocuğa şöyle bir açıklama yapıyor:<br />
<br />
“Allah senin o soruyu soracağını bildiği için sen sordun. Allah bu soruyu soracaksın diye kader yazdı da sen ondan dolayı sormadın.”<br />
<br />
Öyle mi?<br />
<br />
Bunu bir misalle açıklayalım.<br />
<br />
Mesela ben kaşığı icat ettim. Maksadım, insanların yemeklerini elleriyle almak yerine kaşıkla daha kolay ve temiz bir şekilde yiyebilmesiydi.<br />
<br />
Şimdi biri çıkıp:<br />
<br />
“Sen kaşığı kolay yemek yemek için icat etmedin. Yemek kaşıkla yenmek istediği için sen kaşığı icat ettin.”<br />
<br />
dese, bu doğru olur mu?<br />
<br />
Olmaz.<br />
<br />
Allah kaderi yazar ve olaylar Allah'ın ilmi içerisinde meydana gelir. İnsan kendi kaderini Allah'tan bağımsız olarak yazmaz.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe ve Yönelmek Meselesi</span></span><br />
<br />
Allah'ın yeryüzünü mescit kıldığına dair anlayış vardır.<br />
<br />
Kâbe, Müslümanların kıblesidir. Fakat insanın yalnızca şekle takılıp kalmaması gerekir.<br />
<br />
“Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın vechi oradadır.”<br />
<br />
ifadesi üzerinde düşünmek gerekir.<br />
<br />
Allah canlı ve diri olandır.<br />
<br />
Kâbe taş ve binadan meydana gelen bir yapıdır. Ancak o taş ve bina, Allah'ın emriyle kıble olmuştur.<br />
<br />
Mümin, namaz kılarken yalnızca bir binaya değil, Allah'ın emrine yöneldiğini bilmelidir.<br />
<br />
Dünya yuvarlaktır. Yön meselesini yalnızca bulunduğumuz noktadan düz bir çizgi olarak düşünmek de doğru değildir.<br />
<br />
Mesele şudur:<br />
<br />
Sen namazda Kâbe'ye yönelirken, kalbin de Allah'a yönelsin.<br />
<br />
Kâbe'ye dönmek şekildir; Allah'a yönelmek ise manadır.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ve Vesileler</span></span><br />
<br />
Mustafa Hoca, Buhârî'yi dikkatle okuduğunu ve bazı insanların ilimsiz konuştuğunu söylüyor.<br />
<br />
Elbette ilimsiz konuşan insanlar vardır. Fakat herkes aynı şekilde ilim öğrenmez.<br />
<br />
Hz. Muhammed Buhârî'yi okumadı. Fakat Buhârî'nin yazdığı hadislerin kaynağı olan sünneti yaşadı.<br />
<br />
Muhammed Fıkıh kitabı okumadı; fakat İslam'ın fıkhî hükümlerinin kaynağı olan hayatı yaşadı.<br />
<br />
Herkesin mutlaka aynı kitapları okuyarak öğrenmesi gerekmez.<br />
<br />
Bunu güneş ve ay misaliyle düşünebiliriz.<br />
<br />
Ay, güneşten aldığı ışığı yansıtır. Güneş ise kaynağın kendisidir.<br />
<br />
Bazı insanlar ilmi doğrudan kaynaktan, bazıları ise vesileler aracılığıyla öğrenir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Li Îlâfi Kureyş Meselesi</span></span><br />
<br />
“Li Îlâfi Kureyş” üzerinde düşünürken, güvenli bir mekân ve korunmuş alan kavramı da dikkate alınabilir.<br />
<br />
Nuh tufanı kıssasını ve Kâbe'nin korunmuş alan oluşunu düşündüğümüzde, Allah'ın bazı mekânlara güven ve emniyet verdiğini görürüz.<br />
<br />
Meseleyi yalnızca maddi ölçülerle değil, manevi yönüyle de değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirde Tembellik ve Sürüyü Beklemek</span></span><br />
<br />
Biz bazen zikirde tembellik edebiliriz. Uhrevi ve manevi sebepler bize engel olabilir.<br />
<br />
Çünkü sürüde topal koyunlar vardır. Sürünün bazen onları beklemesi gerekir.<br />
<br />
Sürü hızlı giderse topal ve güçsüz olanlar geride kalır. Geride kalanlar da tehlikeye açık hâle gelir.<br />
<br />
Öyleyse:<br />
<br />
“Ben çekemiyorum, sen de çekme.”<br />
<br />
diye bir şey yoktur.<br />
<br />
Mesela ben İstanbul'dan Ankara'ya uçakla gidiyorum. Uçak bazen rötar yapabilir. Sen ise İstanbul'dan Ankara'ya trenle gidiyorsan, uçağın rötar yapması trenin de rötar yapacağı anlamına gelmez.<br />
<br />
Tren de rötar yaparsa, otobüsle gidenler zikri çekmeye devam eder.<br />
<br />
Otobüs de gecikirse, taksiyle giden devam eder.<br />
<br />
Hatta Ankara'da Balgat'tan Kızılay'a yürüyen insan bile vardır.<br />
<br />
Yani herkes aynı seviyede değildir.<br />
<br />
Sadece birinci sınıf veya intisap zikri çekenler de vardır. En basit zikri bile çekmekte zorlananlar olabilir.<br />
<br />
Ben bekliyorsam veya bekletiliyorsam, bil ki sürüde tökezleyen veya tökezleten birileri vardır. Onları beklemek icap ediyor olabilir.<br />
<br />
Hz. Âişe validemizle ilgili hadiseyi de bu açıdan düşünmek gerekir. Bir yolculuk sırasında Hz. Âişe geride kalmış ve daha sonra kafileye yetişmiştir. Bu olay üzerinden iftira çıkarılmıştır.<br />
<br />
Bazen bir kişiyi beklememek, daha büyük sıkıntılara sebep olabilir.<br />
<br />
Biz de bir topluluğun başında isek, geride kalanları beklememiz gerekir.<br />
<br />
Mesele budur. Vesselam.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAYIYA RİAYET HUSUSUNDA</span></span><br />
<br />
Anlatılır ki Hz. Muhammed namazda rükûdan kalkınca:<br />
<br />
“Semiallahu limen hamideh.”<br />
<br />
der.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri uzun uzun dua etmeye başlar.<br />
<br />
Namazın sonunda Hz. Muhammed:<br />
<br />
“Kimdi o?”<br />
<br />
diye sorar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki, öyle midir bu hadis?</span></span><br />
<br />
Namazda adap ve erkân diye bir şey vardır.<br />
<br />
Rükûnları ardı ardına yapmak ve namazın düzenini bozmamak gerekir.<br />
<br />
Sen rükûdan sonra secdeye gitmeyip uzun süre dua edersen ne olur?<br />
<br />
Namazın düzeni bozulur.<br />
<br />
Bazı meselelerde mezhepler arasında farklı değerlendirmeler bulunabilir. Ancak burada anlatmak istediğimiz esas şudur:<br />
<br />
Bir ibadetin kendine ait usulü vardır.<br />
<br />
Hz. Muhammed'in:<br />
<br />
“Ben nasıl yapıyorsam bana bakın ve benim gibi yapın.”<br />
<br />
anlamındaki sünnet anlayışı bize usulün önemini öğretir.<br />
<br />
Bir insan kek yapmayı öğrenirken önce tarifi öğrenir. Unu ne kadar koyacağını, şekeri ne kadar koyacağını, yumurtayı ne zaman ekleyeceğini öğrenir.<br />
<br />
Daha tarifi öğrenmeden:<br />
<br />
“Ben bunun içine biraz da başka şeyler katayım.”<br />
<br />
derse, ortaya bambaşka bir şey çıkabilir.<br />
<br />
Hukuk okuyan bir insan mezun olmadan kendisini hâkim veya avukat kabul edip istediği gibi dava yürütemez.<br />
<br />
Aynı şekilde bir zanaatı öğrenen insan da önce ustasından öğrenir.<br />
<br />
Diş hekiminin yanında çalışan bir çırak, ustasını izleyerek mesleği öğrenebilir. Fakat henüz uzman olmadan kendi başına hekimlik yapmaya kalkarsa yanlış olur.<br />
<br />
Bizim zikir ve tarik yolumuzda da böyledir.<br />
<br />
Nasıl yapıyorsak, önce onu öğren.<br />
<br />
Bize bakıp usulü öğren.<br />
<br />
Kendi kafandan yeni şeyler ekleme.<br />
<br />
Önce öğrendiğimiz zikri düzgün bir şekilde çekelim. Ahlakımızı düzeltelim. Usulü öğrenelim.<br />
<br />
Daha sonra insan kendi ilminde ve seviyesinde ilerleyebilir.<br />
<br />
Ama bize ait olan tarifin aslını bozmasın.<br />
<br />
İlk motoru yapan insan, daha ikinci yılında dört motorlu uçağı yapmadı. İnsanlık adım adım ilerledi.<br />
<br />
Bir insan bir adım boyu ilerler. Koşsa bile adım adım ilerler.<br />
<br />
Öyleyse insan kendi seviyesinin çok üzerine bir anda sıçramaya çalışmamalıdır.<br />
<br />
Bazı insanlar bir şeyi hızlı öğrenebilir. Onlara bakarak herkesin aynı seviyede olduğunu düşünmek doğru değildir.<br />
<br />
Bayram namazında bilmeyen insan, bilen birinin yanına durur ve tekbirleri ondan takip eder.<br />
<br />
Fakat takip ettiği kişi de bilmiyorsa, onun hatasını takip eden herkes yanılabilir.<br />
<br />
Trampet takımında bir kişi yanlış adım attığında, arkasındaki kişiler de onu takip ederse bütün düzen bozulabilir.<br />
<br />
Mesele budur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey kardeşim, sana nasıl tarif ettiysek öyle oku. Bundan sonra ne bir eksik ne bir fazla. Önce usulü öğren.</span></span><br />
<br />
Mezun olduktan sonra kendi yolunda yeni çalışmalar yapabilirsin. Fakat önce sana öğretilen temel usulü bozma.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Yolculuk ve Uzun Atlama Meselesi</span></span><br />
<br />
Avusturya'da işçi olarak çalıştığım zamanlardan bir hatıramı anlatayım.<br />
<br />
Evlenmiştim, çocuğum olmuştu. Çocuğum daha üç aylıktı. Arabam vardı. Taş ocağında çalışıyordum.<br />
<br />
Burası soğuk bölge olduğu için kış geldiğinde taşlar donuyor ve taş ocağında çalışma zorlaşıyordu. Sezon işçisi olduğumuz için sezon sona erdiğinde ocak kapanıyordu.<br />
<br />
Annem:<br />
<br />
“Ablaların izine gidecek, biz de gidelim, dosta düşmana görünelim.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Fakat çocuk daha üç aylıktı. Uzun yolculuğa çıkmak kolay değildi.<br />
<br />
Rahmetli babamdan kalma bir ahbabımız vardı. Adem Amca, ailesiyle izine gidecekti.<br />
<br />
Ben de:<br />
<br />
“Adem Amca, ben de sizinle geleyim, sizin arkanıza takılayım.”<br />
<br />
dedim.<br />
<br />
O yıllarda yollar bugünkü gibi değildi. Romanya üzerinden gidiliyordu.<br />
<br />
Yola çıktık.<br />
<br />
O zamanlar ormanlık bir bölgede yaşıyordum. Ormanlarda ağaçların seyreltilmesi, kalın ağaçların kesilmesi ve odunların hazırlanması gibi işler yapılırdı.<br />
<br />
Ben de kışın yakmak için odun toplardım.<br />
<br />
Arabamızla yola çıktık ve Romanya sınırına geldik.<br />
<br />
Gümrükte çok uzun bir kuyruk vardı. Akşam saatlerinde gümrük memurlarının mesaisi bitmişti. Bu yüzden sabaha kadar beklemek zorunda kaldık.<br />
<br />
Yanımda annem, eşim ve küçük çocuğum vardı. Kendimi onlardan sorumlu hissediyordum.<br />
<br />
Gece bir ara uyukladım.<br />
<br />
Sonra birileri sıranın önüne geçebileceğimizi söyledi.<br />
<br />
Ben de düşündüm:<br />
<br />
“İyi fikir.”<br />
<br />
dedim.<br />
<br />
Fakat mesele düşündüğümüz kadar kolay değildi.<br />
<br />
Sıranın önüne geçince diğer insanlar tepki gösterdi.<br />
<br />
Sonra başka insanlar da geldi ve bizden para talep etmeye başladılar.<br />
<br />
Derken mesele büyüdü.<br />
<br />
Bir adam bizi korkutmaya çalıştı.<br />
<br />
Benim yanımda küçük bir balta vardı. Fakat kavga çıkarsam bunun sonunun nereye varacağını bilmiyordum.<br />
<br />
Yanımda iki kadın ve küçük bir çocuk vardı.<br />
<br />
Ben kavga edersem hem kendimi hem de onları tehlikeye atacaktım.<br />
<br />
Sonunda ailem de tepki gösterdi. Bizden bir şey alamayacaklarını anlayınca geri çekildiler.<br />
<br />
Sabah oldu, gümrükten geçtik ve kurtulduk.<br />
<br />
O zaman şunu düşündüm:<br />
<br />
Bir başkasının peşine takılıp onun yaptığı şeyi sorgulamadan yapmak, insanı hiç beklemediği bir sıkıntının içine sokabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun sıçrama yapan insanlara uyarsan, sen de kendi ölçünü aşar ve başını belaya sokabilirsin.</span></span><br />
<br />
Benim o yolculukta yaptığım da buydu.<br />
<br />
Başkasının yaptığına uyduk, sıradan çıktık ve başımıza bela geldi.<br />
<br />
Zikirde de böyledir.<br />
<br />
Bir insan kendi seviyesinden çok daha ileriye gidiyorsa, sen de ona bakıp aynısını yapmaya kalkma.<br />
<br />
Herkesin sabır derecesi farklıdır.<br />
<br />
Sabır taşı bir gün çatlayabilir.<br />
<br />
Fakat bunun sonucunu önceden hesap etmek gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun Atlayanlara Uymamak</span></span><br />
<br />
Yine bizim köylülerden birinin anlattığı bir olay vardır.<br />
<br />
Köyde yaşayan bir adamın dedesi bir suç sebebiyle Sinop Hapishanesi'ne düşmüş.<br />
<br />
Sinop Hapishanesi denizin ortasında, ulaşılması zor bir yerdeymiş.<br />
<br />
Bir arkadaşıyla kaçmayı planlamışlar.<br />
<br />
Arkadaşı yüzme biliyormuş.<br />
<br />
“Ben yüzer geçerim.”<br />
<br />
demiş.<br />
<br />
Bizim köyde deniz yoktu, dere vardı. Fakat dere ile Karadeniz aynı şey değildir. Hele Karadeniz'in dalgaları çok farklıdır.<br />
<br />
Arkadaşı:<br />
<br />
“Ben yüzerim.”<br />
<br />
deyince, bizim adam da:<br />
<br />
“Ben de yüzerim.”<br />
<br />
demiş.<br />
<br />
Ve kendini denize bırakmış.<br />
<br />
Fakat yüzmeyi yeterince bilmediği için boğulmuş.<br />
<br />
Buradan alınacak ders şudur:<br />
<br />
Bir insanın yaptığı şeyi, onun seviyesini bilmeden taklit etmek tehlikelidir.<br />
<br />
Birisi uzun atlayabilir diye sen de aynı mesafeyi atlamak zorunda değilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz Nuh'un gemisi gibiyiz.</span></span><br />
<br />
Bizim gemimize farklı insanlar binebilir.<br />
<br />
Kabiliyeti farklı olan, yaşı farklı olan, ilmi farklı olan insanlar olabilir.<br />
<br />
Biz:<br />
<br />
“Ben bunu yapıyorum, sen de aynısını yap.”<br />
<br />
dememeliyiz.<br />
<br />
Çünkü herkes aynı seviyede değildir.<br />
<br />
Sen ileri seviyede bir zikir çekebiliyor olabilirsin. Fakat yeni başlayan bir insana aynı miktarı verirsen, o insan zikirden soğuyabilir.<br />
<br />
Birinci sınıf öğrencisine dört sayfalık ödev verirsen, çocuk akşama kadar ödev yapmak zorunda kalır ve okuldan bıkabilir.<br />
<br />
Bizim sofimiz de zikirden bıkabilir.<br />
<br />
Bu yüzden herkesin seviyesine göre hareket etmek gerekir.<br />
<br />
Sen kendi seviyende istediğin kadar çalış.<br />
<br />
Fakat başkasına:<br />
<br />
“Siz de böyle yapın.”<br />
<br />
diyerek onu zor durumda bırakma.<br />
<br />
Sen bazı ayetleri ezbere biliyorsun diye herkesin de aynı seviyede olduğunu düşünme.<br />
<br />
Yarışa birinci kulvardan girenler olduğu gibi, daha geriden başlayanlar da vardır.<br />
<br />
Onlara acı, merhamet et.<br />
<br />
Onların seviyesini de düşün.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendi seviyene göre çalış; fakat başkasını kendi seviyenin üzerine çıkmaya zorlama.</span></span><br />
<br />
Daha nefsine ermediysen ve bir insanın nefsindeki bazı özellikler onu zor durumda bırakıyorsa, ona hemen ağır sözler söylemek yerine onu eğitmek gerekir.<br />
<br />
Mürşid dediğin, mürşid ise farklı seviyelerdeki insanları eğitir.<br />
<br />
Gerçek budur.<br />
<br />
Vesselam.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İğne ve İplik Misali</span></span><br />
<br />
Muhammed'in sünnetlerinden biri olarak iğne ve iplik taşıdığı anlatılır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın da fakirliği sebebiyle elbisesindeki yırtıkları dikmek için yanında iğne ve iplik taşıdığı rivayet edilir.<br />
<br />
Buradan hareketle iğne ve ipliği de bir benzetme olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
İğnenin deliği vardır ve iplik o delikten geçer.<br />
<br />
İğne ve iplik birlikte kumaşın dikilmesini sağlar.<br />
<br />
Burada anlatmak istediğimiz, varlıkların birbirini tamamlayan yönlerinin bulunduğudur.<br />
<br />
İnsanların yaratılış özellikleri birbirinden farklı olabilir.<br />
<br />
Bir insanın yaratılışında veya bedeninde farklılık bulunması, onun Allah'ın yaratması dışında olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Öyleyse farklı yaratılışlara sahip insanları küçümsememek gerekir.<br />
<br />
Allah abesle iştigal etmez.<br />
<br />
Her yaratılışın içerisinde bizim bilmediğimiz bir hikmet olabilir.<br />
<br />
Bu sebeple insan, Allah'ın yarattığı kulları hor görmemeli ve onları küçük düşürmemelidir.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 11 Kasım 2016 Vaazı — Cuma Vaazı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sayılar 25'ten Başlar Yahut Sayılar 1'den Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 11 Kasım 2016 Vaazı)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ</span><br />
<br />
وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ<br />
<br />
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.<br />
Bismillâhirrahmânirrahîm.<br />
<br />
Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Azîm. ENBİYÂ Suresi 7. ayet.</span><br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:</span></span><br />
<br />
“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur.”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No: 2636-2638)</span><br />
<br />
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.<br />
<br />
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”<br />
<br />
“Allahümme salli alâ Ebi'l-Kâsım.”<br />
<br />
Muhammed'in lakaplarından biri de Ebu'l-Kâsım'dır. Bu isim, oğlu Kâsım'a nispetle kullanılmıştır.<br />
<br />
Burada anlatmak istediğimiz şudur: Bazen bir düğmeye basarsınız, başka bir düğme yukarı çıkar. Diğer düğmeye basarsınız, başka bir düğme öne çıkar. Yani her şeyin kendi zamanı ve yeri vardır.<br />
<br />
Yaratılışta da böyledir. Bir şeyin küçük veya büyük olması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Her şey kendi ölçüsü içinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
Güneş patlamış ve dünya meydana gelmiş, sonra dünyadan bir parça ayrılarak ay meydana gelmiş gibi çeşitli benzetmeler yapılabilir. Ay dünyanın bir parçası olduğu hâlde, kendi başına ayrı bir varlık gibi görünür.<br />
<br />
Aynı şekilde insanı vahdet-i vücut anlayışı içerisinde düşündüğümüzde, bir bütünü meydana getiren parçaların her biri ayrı bir vazife görür. Küçük bir parça, bütünden bağımsız değildir.<br />
<br />
Öyleyse bir insanın veya bir varlığın değerini yalnızca büyüklüğüyle ölçmek doğru değildir. Küçük görünen bir parça da bütün içerisinde önemli bir vazifeye sahip olabilir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sayılar 25'ten Başlar Tabusunu Yıkmak Lazım</span></span><br />
<br />
Sayılar 25'ten başlamaz.<br />
<br />
Bir sayı yalnızca belirli bir rakamdan ibaret değildir. Sayının bir frekansı, bir değeri, bir ölçüsü ve gerektiği yerde bir karşılığı vardır.<br />
<br />
Mesela:<br />
<br />
0,000000000000000000000000000000000000000000000000045<br />
<br />
Bu da bir sayıdır.<br />
<br />
Bu sayının da bir değeri vardır. Aynı şekilde artısı olduğu gibi eksisi de düşünülebilir. Rahman ve Rahim, erkek ve dişi gibi birbirini tamamlayan kavramlar üzerinden bu mesele anlaşılabilir.<br />
<br />
Bir vida düşünün. Vidanın karşısında ona uygun bir somun vardır. Vida ve somun birbirine göre yaratılmıştır.<br />
<br />
Öyleyse erkeklik yalnızca belli bir ölçüyle veya belirli bir büyüklükle açıklanamaz. Her varlığın kendi ölçüsü vardır.<br />
<br />
“Sayıların sonu kaçtır?” diye sorsak, bunu kesin olarak bilen var mı? Bir sayı çok küçük olabilir, çok büyük olabilir. Allah bir şeye bir sınır koymadıysa, bizim kendi ölçümüzle ona sınır koymamız doğru değildir.<br />
<br />
Hasîb olan Allah her şeyin hesabını yapmıştır. Her varlığa kendi ölçüsünü ve kendi kabiliyetini vermiştir.<br />
<br />
Mikroskopla görülebilen küçücük bir varlığın içerisinde bile ne büyük sırlar vardır. Bütün insanlığın yaratılışını küçücük bir hücre içerisinde taşıyan Allah'a hamd ederim.<br />
<br />
Öyleyse insan, başkasının yaratılışını küçümsememeli ve Allah'ın takdir ettiği ölçüyü sorgulamamalıdır.<br />
<br />
Her küçük şey değersiz değildir. Her büyük şey de üstün değildir. Her insanın ve her varlığın kendi yaratılışına uygun bir ölçüsü vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölçü ve Oran</span></span><br />
<br />
Bir cep telefonu düşünelim.<br />
<br />
Telefon birçok parçadan meydana gelir. İçerisindeki en küçük vida bile telefonun bütünü açısından bir vazife görür. O vida küçüktür diye “değersiz” diyebilir miyiz? Hayır.<br />
<br />
Telefonun içerisindeki küçük bir parça, başka bir parçayı tutmak için gereklidir.<br />
<br />
İnsan da böyledir. Vahdet-i vücut açısından baktığımızda, bütün içerisindeki her parçanın bir yeri ve vazifesi vardır.<br />
<br />
Dolayısıyla insanları yalnızca dış görünüşleri, güçleri veya kabiliyetleri bakımından değerlendirmek doğru değildir.<br />
<br />
Allah her fıtrata ayrı bir güzellik vermiştir.<br />
<br />
Hasîb olan Allah, her şeye bir hesap ve ölçü tayin etmiştir. Sana ve bana düşen, Allah'ın takdir ettiği ölçüye razı olmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her Şey Kendi Ölçüsü İçerisindedir</span></span><br />
<br />
Bir insanın kabiliyeti başka, diğer insanın kabiliyeti başkadır.<br />
<br />
Birisi uzun bir metni okuyabilir, diğeri kısa bir metin okuyabilir.<br />
<br />
Birisi çok şey öğrenebilir, diğerinin öğrenmesi daha yavaş olabilir.<br />
<br />
Bunların hiçbiri diğerini küçümsemeyi gerektirmez.<br />
<br />
Önemli olan, insanın kendisine verilen kabiliyet ve imkân içerisinde doğru hareket etmesidir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Geçen haftaki vaazımızın sesli bölümünde bahsettiğimiz çizgi filmin ismini söylemememizin başka bir sebebi vardı. Bu hafta ise bundan bahsediyoruz.<br />
<br />
Ben hâlâ çocuk ruhluyum. Biraz çizgi film seyretmeyi severim. İnsan büyüse bile çocukluğunda sevdiği bazı şeyleri sevebilir.<br />
<br />
Daha önce bir forumda bir arkadaş, “Büyüdüm ama hâlâ paşa çayı içiyorum.” diye yazmıştı.<br />
<br />
Biz de diyoruz ki:<br />
<br />
Büyüdüm ama hâlâ bazı çizgi filmleri seyrediyorum. Bu tamamen zevk meselesidir. İnsanların birbirlerinin zevkleriyle alay etmesine gerek yoktur.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kader Meselesi</span></span><br />
<br />
Bir hoca, kader bahsi hakkında soru soran bir çocuğa şöyle bir açıklama yapıyor:<br />
<br />
“Allah senin o soruyu soracağını bildiği için sen sordun. Allah bu soruyu soracaksın diye kader yazdı da sen ondan dolayı sormadın.”<br />
<br />
Öyle mi?<br />
<br />
Bunu bir misalle açıklayalım.<br />
<br />
Mesela ben kaşığı icat ettim. Maksadım, insanların yemeklerini elleriyle almak yerine kaşıkla daha kolay ve temiz bir şekilde yiyebilmesiydi.<br />
<br />
Şimdi biri çıkıp:<br />
<br />
“Sen kaşığı kolay yemek yemek için icat etmedin. Yemek kaşıkla yenmek istediği için sen kaşığı icat ettin.”<br />
<br />
dese, bu doğru olur mu?<br />
<br />
Olmaz.<br />
<br />
Allah kaderi yazar ve olaylar Allah'ın ilmi içerisinde meydana gelir. İnsan kendi kaderini Allah'tan bağımsız olarak yazmaz.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe ve Yönelmek Meselesi</span></span><br />
<br />
Allah'ın yeryüzünü mescit kıldığına dair anlayış vardır.<br />
<br />
Kâbe, Müslümanların kıblesidir. Fakat insanın yalnızca şekle takılıp kalmaması gerekir.<br />
<br />
“Nereye dönerseniz dönün, Allah'ın vechi oradadır.”<br />
<br />
ifadesi üzerinde düşünmek gerekir.<br />
<br />
Allah canlı ve diri olandır.<br />
<br />
Kâbe taş ve binadan meydana gelen bir yapıdır. Ancak o taş ve bina, Allah'ın emriyle kıble olmuştur.<br />
<br />
Mümin, namaz kılarken yalnızca bir binaya değil, Allah'ın emrine yöneldiğini bilmelidir.<br />
<br />
Dünya yuvarlaktır. Yön meselesini yalnızca bulunduğumuz noktadan düz bir çizgi olarak düşünmek de doğru değildir.<br />
<br />
Mesele şudur:<br />
<br />
Sen namazda Kâbe'ye yönelirken, kalbin de Allah'a yönelsin.<br />
<br />
Kâbe'ye dönmek şekildir; Allah'a yönelmek ise manadır.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlim ve Vesileler</span></span><br />
<br />
Mustafa Hoca, Buhârî'yi dikkatle okuduğunu ve bazı insanların ilimsiz konuştuğunu söylüyor.<br />
<br />
Elbette ilimsiz konuşan insanlar vardır. Fakat herkes aynı şekilde ilim öğrenmez.<br />
<br />
Hz. Muhammed Buhârî'yi okumadı. Fakat Buhârî'nin yazdığı hadislerin kaynağı olan sünneti yaşadı.<br />
<br />
Muhammed Fıkıh kitabı okumadı; fakat İslam'ın fıkhî hükümlerinin kaynağı olan hayatı yaşadı.<br />
<br />
Herkesin mutlaka aynı kitapları okuyarak öğrenmesi gerekmez.<br />
<br />
Bunu güneş ve ay misaliyle düşünebiliriz.<br />
<br />
Ay, güneşten aldığı ışığı yansıtır. Güneş ise kaynağın kendisidir.<br />
<br />
Bazı insanlar ilmi doğrudan kaynaktan, bazıları ise vesileler aracılığıyla öğrenir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Li Îlâfi Kureyş Meselesi</span></span><br />
<br />
“Li Îlâfi Kureyş” üzerinde düşünürken, güvenli bir mekân ve korunmuş alan kavramı da dikkate alınabilir.<br />
<br />
Nuh tufanı kıssasını ve Kâbe'nin korunmuş alan oluşunu düşündüğümüzde, Allah'ın bazı mekânlara güven ve emniyet verdiğini görürüz.<br />
<br />
Meseleyi yalnızca maddi ölçülerle değil, manevi yönüyle de değerlendirmek gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikirde Tembellik ve Sürüyü Beklemek</span></span><br />
<br />
Biz bazen zikirde tembellik edebiliriz. Uhrevi ve manevi sebepler bize engel olabilir.<br />
<br />
Çünkü sürüde topal koyunlar vardır. Sürünün bazen onları beklemesi gerekir.<br />
<br />
Sürü hızlı giderse topal ve güçsüz olanlar geride kalır. Geride kalanlar da tehlikeye açık hâle gelir.<br />
<br />
Öyleyse:<br />
<br />
“Ben çekemiyorum, sen de çekme.”<br />
<br />
diye bir şey yoktur.<br />
<br />
Mesela ben İstanbul'dan Ankara'ya uçakla gidiyorum. Uçak bazen rötar yapabilir. Sen ise İstanbul'dan Ankara'ya trenle gidiyorsan, uçağın rötar yapması trenin de rötar yapacağı anlamına gelmez.<br />
<br />
Tren de rötar yaparsa, otobüsle gidenler zikri çekmeye devam eder.<br />
<br />
Otobüs de gecikirse, taksiyle giden devam eder.<br />
<br />
Hatta Ankara'da Balgat'tan Kızılay'a yürüyen insan bile vardır.<br />
<br />
Yani herkes aynı seviyede değildir.<br />
<br />
Sadece birinci sınıf veya intisap zikri çekenler de vardır. En basit zikri bile çekmekte zorlananlar olabilir.<br />
<br />
Ben bekliyorsam veya bekletiliyorsam, bil ki sürüde tökezleyen veya tökezleten birileri vardır. Onları beklemek icap ediyor olabilir.<br />
<br />
Hz. Âişe validemizle ilgili hadiseyi de bu açıdan düşünmek gerekir. Bir yolculuk sırasında Hz. Âişe geride kalmış ve daha sonra kafileye yetişmiştir. Bu olay üzerinden iftira çıkarılmıştır.<br />
<br />
Bazen bir kişiyi beklememek, daha büyük sıkıntılara sebep olabilir.<br />
<br />
Biz de bir topluluğun başında isek, geride kalanları beklememiz gerekir.<br />
<br />
Mesele budur. Vesselam.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAYIYA RİAYET HUSUSUNDA</span></span><br />
<br />
Anlatılır ki Hz. Muhammed namazda rükûdan kalkınca:<br />
<br />
“Semiallahu limen hamideh.”<br />
<br />
der.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri uzun uzun dua etmeye başlar.<br />
<br />
Namazın sonunda Hz. Muhammed:<br />
<br />
“Kimdi o?”<br />
<br />
diye sorar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Peki, öyle midir bu hadis?</span></span><br />
<br />
Namazda adap ve erkân diye bir şey vardır.<br />
<br />
Rükûnları ardı ardına yapmak ve namazın düzenini bozmamak gerekir.<br />
<br />
Sen rükûdan sonra secdeye gitmeyip uzun süre dua edersen ne olur?<br />
<br />
Namazın düzeni bozulur.<br />
<br />
Bazı meselelerde mezhepler arasında farklı değerlendirmeler bulunabilir. Ancak burada anlatmak istediğimiz esas şudur:<br />
<br />
Bir ibadetin kendine ait usulü vardır.<br />
<br />
Hz. Muhammed'in:<br />
<br />
“Ben nasıl yapıyorsam bana bakın ve benim gibi yapın.”<br />
<br />
anlamındaki sünnet anlayışı bize usulün önemini öğretir.<br />
<br />
Bir insan kek yapmayı öğrenirken önce tarifi öğrenir. Unu ne kadar koyacağını, şekeri ne kadar koyacağını, yumurtayı ne zaman ekleyeceğini öğrenir.<br />
<br />
Daha tarifi öğrenmeden:<br />
<br />
“Ben bunun içine biraz da başka şeyler katayım.”<br />
<br />
derse, ortaya bambaşka bir şey çıkabilir.<br />
<br />
Hukuk okuyan bir insan mezun olmadan kendisini hâkim veya avukat kabul edip istediği gibi dava yürütemez.<br />
<br />
Aynı şekilde bir zanaatı öğrenen insan da önce ustasından öğrenir.<br />
<br />
Diş hekiminin yanında çalışan bir çırak, ustasını izleyerek mesleği öğrenebilir. Fakat henüz uzman olmadan kendi başına hekimlik yapmaya kalkarsa yanlış olur.<br />
<br />
Bizim zikir ve tarik yolumuzda da böyledir.<br />
<br />
Nasıl yapıyorsak, önce onu öğren.<br />
<br />
Bize bakıp usulü öğren.<br />
<br />
Kendi kafandan yeni şeyler ekleme.<br />
<br />
Önce öğrendiğimiz zikri düzgün bir şekilde çekelim. Ahlakımızı düzeltelim. Usulü öğrenelim.<br />
<br />
Daha sonra insan kendi ilminde ve seviyesinde ilerleyebilir.<br />
<br />
Ama bize ait olan tarifin aslını bozmasın.<br />
<br />
İlk motoru yapan insan, daha ikinci yılında dört motorlu uçağı yapmadı. İnsanlık adım adım ilerledi.<br />
<br />
Bir insan bir adım boyu ilerler. Koşsa bile adım adım ilerler.<br />
<br />
Öyleyse insan kendi seviyesinin çok üzerine bir anda sıçramaya çalışmamalıdır.<br />
<br />
Bazı insanlar bir şeyi hızlı öğrenebilir. Onlara bakarak herkesin aynı seviyede olduğunu düşünmek doğru değildir.<br />
<br />
Bayram namazında bilmeyen insan, bilen birinin yanına durur ve tekbirleri ondan takip eder.<br />
<br />
Fakat takip ettiği kişi de bilmiyorsa, onun hatasını takip eden herkes yanılabilir.<br />
<br />
Trampet takımında bir kişi yanlış adım attığında, arkasındaki kişiler de onu takip ederse bütün düzen bozulabilir.<br />
<br />
Mesele budur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ey kardeşim, sana nasıl tarif ettiysek öyle oku. Bundan sonra ne bir eksik ne bir fazla. Önce usulü öğren.</span></span><br />
<br />
Mezun olduktan sonra kendi yolunda yeni çalışmalar yapabilirsin. Fakat önce sana öğretilen temel usulü bozma.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir Yolculuk ve Uzun Atlama Meselesi</span></span><br />
<br />
Avusturya'da işçi olarak çalıştığım zamanlardan bir hatıramı anlatayım.<br />
<br />
Evlenmiştim, çocuğum olmuştu. Çocuğum daha üç aylıktı. Arabam vardı. Taş ocağında çalışıyordum.<br />
<br />
Burası soğuk bölge olduğu için kış geldiğinde taşlar donuyor ve taş ocağında çalışma zorlaşıyordu. Sezon işçisi olduğumuz için sezon sona erdiğinde ocak kapanıyordu.<br />
<br />
Annem:<br />
<br />
“Ablaların izine gidecek, biz de gidelim, dosta düşmana görünelim.”<br />
<br />
dedi.<br />
<br />
Fakat çocuk daha üç aylıktı. Uzun yolculuğa çıkmak kolay değildi.<br />
<br />
Rahmetli babamdan kalma bir ahbabımız vardı. Adem Amca, ailesiyle izine gidecekti.<br />
<br />
Ben de:<br />
<br />
“Adem Amca, ben de sizinle geleyim, sizin arkanıza takılayım.”<br />
<br />
dedim.<br />
<br />
O yıllarda yollar bugünkü gibi değildi. Romanya üzerinden gidiliyordu.<br />
<br />
Yola çıktık.<br />
<br />
O zamanlar ormanlık bir bölgede yaşıyordum. Ormanlarda ağaçların seyreltilmesi, kalın ağaçların kesilmesi ve odunların hazırlanması gibi işler yapılırdı.<br />
<br />
Ben de kışın yakmak için odun toplardım.<br />
<br />
Arabamızla yola çıktık ve Romanya sınırına geldik.<br />
<br />
Gümrükte çok uzun bir kuyruk vardı. Akşam saatlerinde gümrük memurlarının mesaisi bitmişti. Bu yüzden sabaha kadar beklemek zorunda kaldık.<br />
<br />
Yanımda annem, eşim ve küçük çocuğum vardı. Kendimi onlardan sorumlu hissediyordum.<br />
<br />
Gece bir ara uyukladım.<br />
<br />
Sonra birileri sıranın önüne geçebileceğimizi söyledi.<br />
<br />
Ben de düşündüm:<br />
<br />
“İyi fikir.”<br />
<br />
dedim.<br />
<br />
Fakat mesele düşündüğümüz kadar kolay değildi.<br />
<br />
Sıranın önüne geçince diğer insanlar tepki gösterdi.<br />
<br />
Sonra başka insanlar da geldi ve bizden para talep etmeye başladılar.<br />
<br />
Derken mesele büyüdü.<br />
<br />
Bir adam bizi korkutmaya çalıştı.<br />
<br />
Benim yanımda küçük bir balta vardı. Fakat kavga çıkarsam bunun sonunun nereye varacağını bilmiyordum.<br />
<br />
Yanımda iki kadın ve küçük bir çocuk vardı.<br />
<br />
Ben kavga edersem hem kendimi hem de onları tehlikeye atacaktım.<br />
<br />
Sonunda ailem de tepki gösterdi. Bizden bir şey alamayacaklarını anlayınca geri çekildiler.<br />
<br />
Sabah oldu, gümrükten geçtik ve kurtulduk.<br />
<br />
O zaman şunu düşündüm:<br />
<br />
Bir başkasının peşine takılıp onun yaptığı şeyi sorgulamadan yapmak, insanı hiç beklemediği bir sıkıntının içine sokabilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun sıçrama yapan insanlara uyarsan, sen de kendi ölçünü aşar ve başını belaya sokabilirsin.</span></span><br />
<br />
Benim o yolculukta yaptığım da buydu.<br />
<br />
Başkasının yaptığına uyduk, sıradan çıktık ve başımıza bela geldi.<br />
<br />
Zikirde de böyledir.<br />
<br />
Bir insan kendi seviyesinden çok daha ileriye gidiyorsa, sen de ona bakıp aynısını yapmaya kalkma.<br />
<br />
Herkesin sabır derecesi farklıdır.<br />
<br />
Sabır taşı bir gün çatlayabilir.<br />
<br />
Fakat bunun sonucunu önceden hesap etmek gerekir.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzun Atlayanlara Uymamak</span></span><br />
<br />
Yine bizim köylülerden birinin anlattığı bir olay vardır.<br />
<br />
Köyde yaşayan bir adamın dedesi bir suç sebebiyle Sinop Hapishanesi'ne düşmüş.<br />
<br />
Sinop Hapishanesi denizin ortasında, ulaşılması zor bir yerdeymiş.<br />
<br />
Bir arkadaşıyla kaçmayı planlamışlar.<br />
<br />
Arkadaşı yüzme biliyormuş.<br />
<br />
“Ben yüzer geçerim.”<br />
<br />
demiş.<br />
<br />
Bizim köyde deniz yoktu, dere vardı. Fakat dere ile Karadeniz aynı şey değildir. Hele Karadeniz'in dalgaları çok farklıdır.<br />
<br />
Arkadaşı:<br />
<br />
“Ben yüzerim.”<br />
<br />
deyince, bizim adam da:<br />
<br />
“Ben de yüzerim.”<br />
<br />
demiş.<br />
<br />
Ve kendini denize bırakmış.<br />
<br />
Fakat yüzmeyi yeterince bilmediği için boğulmuş.<br />
<br />
Buradan alınacak ders şudur:<br />
<br />
Bir insanın yaptığı şeyi, onun seviyesini bilmeden taklit etmek tehlikelidir.<br />
<br />
Birisi uzun atlayabilir diye sen de aynı mesafeyi atlamak zorunda değilsin.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biz Nuh'un gemisi gibiyiz.</span></span><br />
<br />
Bizim gemimize farklı insanlar binebilir.<br />
<br />
Kabiliyeti farklı olan, yaşı farklı olan, ilmi farklı olan insanlar olabilir.<br />
<br />
Biz:<br />
<br />
“Ben bunu yapıyorum, sen de aynısını yap.”<br />
<br />
dememeliyiz.<br />
<br />
Çünkü herkes aynı seviyede değildir.<br />
<br />
Sen ileri seviyede bir zikir çekebiliyor olabilirsin. Fakat yeni başlayan bir insana aynı miktarı verirsen, o insan zikirden soğuyabilir.<br />
<br />
Birinci sınıf öğrencisine dört sayfalık ödev verirsen, çocuk akşama kadar ödev yapmak zorunda kalır ve okuldan bıkabilir.<br />
<br />
Bizim sofimiz de zikirden bıkabilir.<br />
<br />
Bu yüzden herkesin seviyesine göre hareket etmek gerekir.<br />
<br />
Sen kendi seviyende istediğin kadar çalış.<br />
<br />
Fakat başkasına:<br />
<br />
“Siz de böyle yapın.”<br />
<br />
diyerek onu zor durumda bırakma.<br />
<br />
Sen bazı ayetleri ezbere biliyorsun diye herkesin de aynı seviyede olduğunu düşünme.<br />
<br />
Yarışa birinci kulvardan girenler olduğu gibi, daha geriden başlayanlar da vardır.<br />
<br />
Onlara acı, merhamet et.<br />
<br />
Onların seviyesini de düşün.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendi seviyene göre çalış; fakat başkasını kendi seviyenin üzerine çıkmaya zorlama.</span></span><br />
<br />
Daha nefsine ermediysen ve bir insanın nefsindeki bazı özellikler onu zor durumda bırakıyorsa, ona hemen ağır sözler söylemek yerine onu eğitmek gerekir.<br />
<br />
Mürşid dediğin, mürşid ise farklı seviyelerdeki insanları eğitir.<br />
<br />
Gerçek budur.<br />
<br />
Vesselam.<br />
<br />
---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İğne ve İplik Misali</span></span><br />
<br />
Muhammed'in sünnetlerinden biri olarak iğne ve iplik taşıdığı anlatılır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın da fakirliği sebebiyle elbisesindeki yırtıkları dikmek için yanında iğne ve iplik taşıdığı rivayet edilir.<br />
<br />
Buradan hareketle iğne ve ipliği de bir benzetme olarak düşünebiliriz.<br />
<br />
İğnenin deliği vardır ve iplik o delikten geçer.<br />
<br />
İğne ve iplik birlikte kumaşın dikilmesini sağlar.<br />
<br />
Burada anlatmak istediğimiz, varlıkların birbirini tamamlayan yönlerinin bulunduğudur.<br />
<br />
İnsanların yaratılış özellikleri birbirinden farklı olabilir.<br />
<br />
Bir insanın yaratılışında veya bedeninde farklılık bulunması, onun Allah'ın yaratması dışında olduğu anlamına gelmez.<br />
<br />
Öyleyse farklı yaratılışlara sahip insanları küçümsememek gerekir.<br />
<br />
Allah abesle iştigal etmez.<br />
<br />
Her yaratılışın içerisinde bizim bilmediğimiz bir hikmet olabilir.<br />
<br />
Bu sebeple insan, Allah'ın yarattığı kulları hor görmemeli ve onları küçük düşürmemelidir.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle.”<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.<br />
<br />
Âmin.<br />
<br />
El-Fâtiha maassalavât.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 11 Kasım 2016 Vaazı — Cuma Vaazı<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[21. SINIF Sofilerimize Kiyamet talim ettirilir (Kar©glanin 18 Kasım 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35046</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:55:23 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35046</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf Sofilerimize Kıyamet Talim Ettirilir</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve Oraya Çıkan Kimseye Kilit ve Mühür Vurulur — Demiştik</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve Talim Ettik mi? Ettik.</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 18 Kasım 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve izâ kuriel kur'ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki böylece rahmete kavuşturulursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — A'râf Sûresi 204. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetihi ulâike yu'minûne bih, ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 121. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde Kur'ân-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ'ya: 'Yâ Rabbî! Kur'an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!' diyecek; bunun üzerine Kur'an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur'ân-ı Kerîm: 'Allah'ım! Ona şeref elbisesi giydir!' diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur'an: 'Rabb'im! Ona şeref tacı giydir!' diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur'ân-ı Kerîm: 'Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.' diyerek Kur'an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 18; Dârimî, Fezâilü'l-Kur'an 1)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde, Kur'ân-ı Kerîm ile onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü'minler ortaya getirilecekler. Kur'an'ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar; yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 5)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kur'ân'ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Riyâzü's-Sâlihîn, 991)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
Yeni bir buluşa atıf: İnsanoğlu doğal parfümü keşfetmeli artık. Ve Muhammed gül kokardı, deniyor. Ve bunu şöyle keşfedeceksin ey bilim adamı: Büyük bir çanak al ve içine zengin bir humuslu toprak, elenmiş toprak koy. Sonra o çanağa kokulu bir gül dik ve bekle güllerin açmasını, ve onu her an izle. Ve güller açıp da gonca olup kokunca, o çanaktan gülü çıkar ve o toprakta neler eksilmiş, bak. Daha önce gül dikmeden bu toprağın 10 gramında hangi elementler, ne kadar var — ölç, yaz. Sonra bir de gül açınca gülü çanaktan sök ve tekrar o çanağı komple karıştır; ve artık onda neler, ne kadar azalmış, bak. Ve sonra bu çanağa bu sefer reyhan — fesleğen — dik; ve o yaprak açıp koku verince bir 10 gün bekle, sonra onu da sök ve toprakta neler eksilmiş, bak. Sonra o gülün yapraklarının yağını çıkar ve temiz bir cilde sür, ve cildi incele: Bu gül yağını sürünce deride ne alışverişi oluyor ki gül gibi kokuyor? Sonra reyhanın kokusunu yap ve sonra reyhan yağını deriye sür; neler alıp veriyor, bak. Şimdi onun alıp verdiği elementler toprakta ne kadar eksilmiş, ona bak; kaç gram, ne kadar? O elementi deri, nefes alırken nasıl alıp alıp veriyor, incele. Ve buraya kadarı benden; sonrasını sen araştır, bul. Ve deri, kendisi yediğimiz şeftaliden şeftali kokulu ter üretebileceğini, ve yine erik yiyince erik kokusu üretebileceğini, ve yine gül yaprağı yiyince gül kokusu üretebileceğini bul. Ve bu doğal parfümün ilk sürümünü bana hediye et, bana gönder. Hadi, kolay gelsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya'fû an kesîrin.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 30. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Müslim, İman 231; Tirmizî, Tefsir 75)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir; o artık sevap işleyemez olur."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Bezzar)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve zerû zâhirel ismi ve bâtınehu, innellezîne yeksibûnel isme se yuczevne bimâ kânû yakterifûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terk edin. Muhakkak ki günah işleyenler — kazananlar — kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — En'âm Sûresi 120. ayet</span><br />
<br />
Bundan daha öncesi ise: Her günah, kalpte ve de gözde kara bir leke yapar, demişler. Öyle olunca günah, elbisenin kirlenmesine sebep olan şey demektir. Ve öyle olunca, günah ile kirlenmenin alâkasını keşfet ey insanoğlu; ve günahsızlığın güzelliği ve eseri olacak olan, kirlenmeyen elbiseyi keşfet artık. Bu hata yaptırtmayan Allah, doğru olan El-Hâdî olan Allah'a itaat et ki bunu bulabilesin, keşfedebilesin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmen, fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve andolsun ki Biz, Nuh (a.s.)'ı kavmine resûl olarak gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak — 950 yıl — kaldı. Sonra onları — Nuh (a.s.)'ın kavmini — tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ankebût Sûresi 14. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kur'an'da pi veya rooooo var mıdır?</span><br />
<br />
Vardır. Hani bizim tikimizden bahsederken Kur'an der ki: "Nuh onların aralarında 1000'den biraz eksik kaldı." Tam değil yavrum; küsuratlı. Çingene tiki, piiii ya da ka<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">rooooooooooo</span> oğlan rooooooosu yavrum. İstersen roooo oluruz, istersek piiii oluruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yatay ve Dikey Nedir, Bilen Var mı?</span><br />
<br />
Bizim köyde sünnet töreninde, herkesin ortasında kesilir ki bakarlar: "Mehdi doğdu mu, dikey mi doğmuş?" Yatay, dikey nedir işte — bilen var mı?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AHDE VEFA</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاقَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 20. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet vardır. O hasletler: Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kavga ederse baştan çıkar — haktan ayrılır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde sözünde durmayan her hain için bir sancak dikilecek; 'Bu filanın vefasızlığıdır, hıyanetidir' denilecektir."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî)</span><br />
<br />
"Ahde vefa imandandır" deniyor da, peki yeri gelince bazen eski sözünden cayıp yeni söz bulmak imansızlık mıdır? Eski telefonlarda diretip dursak, bu yeni telefonlar nasıl icat olacaktı? Yemeği, aşı elimizle yersek mi iyi, yoksa ondan geçip kaşık, çatal kullanmak mı iyi? Söyle bana: Eski sapan taşı ile Calut'u öldüren Davud'a uyup "sapan taşı ile savaşmak sünnettir" diye, biz Davud'un sünnetinden caymayız deyip diretmek mi iyidir; yoksa güne ve zamana uygun silahlarla kuşanıp İslâm cephesini en iyi savunmak mı iyidir? Yoksa hâlâ sapan taşı mı? Peki nedir bu densizlik? Birisi bana bir söylesin.<br />
<br />
Evet, ahde vefa güzeldir ama alt basamağı inkâr edemeyiz; ona saygı duyarız ama alt basamağı terk etmeyen üst basamağa geçemez. Yine bazen alttakinin üstüne basmak lazımdır. Musa da olsa aynı; yukarı çıkmak için bir öndekinin üstüne çıkmak gerekir. Yani bunun da hikmeti horoz ile başlar; bir horoz üste çıkar, işte o yüzden, ondan sonra bütün sıra dizilir üste. Ve öyle olunca insanlık zinciri bugün ileriye ilerleyebiliyorsa, dün bildiklerini bir daha elden geçirmesi ve ileriye doğru gitmesi iledir. Yoksa diretip "ben sözümden caymam" demek, ne demek? Yani "ahde vefa" o demek değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve Allah insanoğluna öyle bir şey keşfettirmiş ki: Mesela kamyon var; kamyonun dorsesinin hemen arkasında bir tane kepçe veya küçük bir vinç var. Ve o kepçeyle yük de ağır ve kaldırması zor olan, uzun olan, kısa olan, büyük bazı şeyleri kendi kasasına alıp yükler; veya kasasından alıp indirir. "Kendin pişir, kendin ye" insanlar; hem ana, hem baba, veya hem baba hem ana insanlar. Ve bunlara bizim köylücede "arkadan bacaklı" derler; veya benim dilimde ise "arkasından aletli" insanlar — yani yengeç ama... Eğer yengeç olacak çocuğun annesini ulvî bir ruh değil de kötü bir cin tikerse, o ruh bir cinin ruhu ise — hani derler ya, cinin bacakları tersinedir, aynen öyle — bunun bir de arkasında aleti olur; aynen o TIR ve kamyonun dorsesinin ardındaki vinç ve kepçe gibi. Yani arkadan bacaklı, yani cüce veya yengeç burcu ama cin musallat olmuş yengeç demektir. İyi midir? İyidir; öylelerine de ihtiyaç vardır tabii ki. Adam indir bindir için yardımcı adam mı arayacak? Kendi yükler, kendi indirir, geçer yani self-servis kardeşim. Yani kendi kendine yeten adamlar. Var mıdır böyleleri? Evet, vardır ki böyle bir cibilliyatı Hak Teâlâ halketmiş yine yani.<br />
<br />
Mustafa ... Hoca yine diyor ki insan duasında: "Sever ve sevdiklerini ister" diyor. Hani elfâtiha duamızda var ya: "Sevenlerimi, sevdiklerimi nasiplendir" diyoruz ya; yani bize taş atıyor yine. Orada bir de ne diyoruz? <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Cemaatini de"</span> diyoruz. Cemaat nedir? "Ben de ondanım" diyenler.<br />
<br />
Bunu şu misal ile anlatalım: Zamanın birinde evliyanın biri sofileri ile otururken çingenenin biri gelir ve yanında kara bir köpeği vardır. Selamlar ve "Ben Seyyid'im" der. Şeyh hemen ayağa kalkar, "O âlî soydanmış" diye hemen yer verir; "Getirin, köpeğini de yallayın, doyurun" der. Onun ve köpeğinin önüne sofra kurar, yedirir, içirir, yolcu eder; ardına yastık verin falan filan — yani hürmet, taltif. Sonra o gider, sofiler kızar: "Ya sen koskoca şeyhsin; bu adam falan çingenedir. Sen bunun çingene olduğunu bilemedin, ne iş?" derler. Şeyh der ki: "Ben onun o 'Ben Seyyid'im' deyişine yanıldım, yakıldım. O soydan, Ali-Muhammed soyu diye... Taltif, onun 'Seyyid'im' deyişineydi" der.<br />
<br />
Sonra yine Kitmîr: "Kitmîr, Kitmîr — onun bendendir" demesi... Biz onu da kabul ettik. Yine "Eşşek lan eşşek, ben Üzeyir'in eşeğiyim" demesi ile onu da kabul ettik biz. Sen bizi ne sanırsın, akılsız? "Ben ondanım" diyen herkes de kabulümüzdür, anladın mı şimdi? İdiyot; bu bir Cemil İpekçi olsa bile anladın mı? İdiyot; Kitmîr misali ile "ben de onlardanım" diyen herkes kabulümüzdür.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Herkes cibilliyat, cibilliyat kardeşim. Yani bir insan Bakara burcu — yani Kova burcu — ise dana veya inek; yani en verimli hayvan: etinden, sütünden... Eğer süt vermezse ineği satarlar, kasapta keser azizim. Yine dana ise, döl vermiyorsa artık satarlar kasaba; ve kasap da keser azizim. Yine tavuk yumurta vermiyorsa keserler azizim. Yine horoz sabahları ötmez olduysa keserler azizim. Yani akrep, vermemesini bilen; ona "gel, sen de ver" deyince onun da tabiatı bozuluyor. Yani o, vermemeye kurulu. İnek ise et, süt, döl vermeye kurulu cibilliyat azizim. Horoz ötmekle sorumlu; ve bir horoza, bir akrebi reis etmeye kalkarsan, der ki ona: "Ötme gari lan, yeter!" der; yani "Gel, seni keselim, pişirelim, yiyelim" demek gibi bir şey yani. "İyi beslendin, gari etli butlu oldun; tutalım, keselim, pişirelim" demek gibi yani. Horoz öttükçe var. Nitekim beyaz horoz İsrafil, insanlık kurulalıdan beri ötmeye kurulu; o bir an bu görevden daha ihraç edilmedi bile. Sen kimsin, düşüncesiz?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Çökertme" diye bir şey var; yani termometrenin skalası gibi, yahut ses anfilerindeki ses düğmesi gibi yukarı aşağı çekmek işlemi. Yani eski teypli radyoların ses açıp verme düğmesi gibi, ileriye geriye çekme düğmesi. Yani o, onu yukarı çekeceğim diye uğraşır; öbürü de indireceğim diye uğraşır. Denge, denge azizim. Denge nedir? Hz. Ömer'ler, Ebû Bekir'ler de sahâbeye uysaydı, bu din ayakta bu günkü gibi durabilir miydi? "Ben de vermeyeceğim, kimseye de bildiklerimi öğretmeyeceğim, yedirtmeyeceğim" deseydi yani... Her şey sıraya göre; sırasını bilen, sırasına göre ve cibilliyatına göre ahlâkı vardır; ve de ona göre hareket eder zaten.<br />
<br />
Yengeç: dar elli, yani ellerinin ayası küçük insanlar; memur, âmir, kimse ise yani zımba ile rakı hikmeti; kâğıt, kürekle uğraşan kimse demek yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu'minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi'nâ ve ata'nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.</span><br />
<br />
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz</span>." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 285. ayet</span><br />
<br />
Peygamberleri ayırmadan sevme hikmeti: Aletin büyüğünü küçüğünü birbirinden ayırmadan; "o peygamber, bu peygamber" ayırmadan sev. Üzeyir'i ve eşeğini seviyorsan, zımbayı, aleti de sev; İsa gibi zımbayı, aleti de sev. Ve yine baldır, but kalınlığı demek yengece doğru gitmek demek; avucumdan su içen kanar hikmeti. Yine ve Salebe... Yine ibre — sadece ibre; ne yana doğru? Senin ibrene bak. Salebe, sadece vermeme ibresinin sonu. Yani sen o yana gideceksen, en son Salebe gibi olman lazım ki seni çeker Yaradan o yana; veremez hâle gelirsin. Yine Salebe gibi olanı da bu yana çeker; hatta onun sınırı, donuna kadar verip de donsuz kalınca küpe giren Ebû Bekir olursun.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-----------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve bazen dala çıkıp rızkını koparman, alıp gelmen lazımdır; zor ve çile içinde. Bazense olur, sofrana koparılmış elma, armut, biçilmiş buğdaydan olma un, ekmek edilmiş lokma gelir. Yani yön ve ibre yine.<br />
<br />
Kader bahsinde bir konu daha var: Bazen insan kaderine gider, alır gelir. Bazen kader gelir, seni bulur. Yani azizim, elma dalında elmalar var; ve sen gittin, en iyilerini toplarsan kırmadan, berelemeden toplarsın. Ama sen "elma gelsin, beni bulsun" diye beklersen, bu sefer elma daldan düşer, kafanı gözünü incitir, bereler; ve sonra kurt kuş da onu didikler, birileri de mincikler pazarda; ve sen bu yenik lokmalara muhtaç olursun. Yani bazen dala çıkıp, el değmeyen hurilere uzanıp, elini uzatıp elmanın da iyisini toplamak lazımdır. Yok yok "gelsin beni bulsun" manyaklığı; sonra "kader beni arasın, bulsun" dersen, bir kamyon senin kaderin olur; gelir, (başlıktaki hâl) vurur, canını alır, geçer; kaderin oluverir. Sen "beni bulsun" diyordun ya; ya kaçarsan o kamyon geliyorken, kurtulursun bazense. Kaderin sana ne yazdığını biliyor musun, düşüncesiz? Akılsız.<br />
<br />
İnsan başına öyle hâller gelir ki bazen tabancan olsa bile, tabancayı çıkarıp da birilerine kaptırmaktansa, tabancayı cebinde, belinde bırakıp birkaç yumruk yemekten zarar gelmez. Tabanca giderse durum vahim. Yani o yüzden dedi Muhammed: "Ahir zamanda elinde silahı olan, silahını atsın." dedi. Yani tabancan varsa da hava atma, çıkarma; zaman ahir zaman; olur da olur, kaptırabilirsin yani. Gösterme azizim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Benden sonra, nübüvvetten sadece mübeşşirat — müjdeciler — kalacaktır!" Yanındakiler sordu: "Mübeşşirat da nedir?" "Salih rüyadır" diye cevap verdi."</span> Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: "Salih rüyayı salih kişi görür veya ona gösterilir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebû Dâvud, Edeb 96, 5017).</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."</span> Buhârî'nin rivayetinde şu ziyade var: "Nübüvvetten cüz olan şey yalan olamaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizî, Rüya 1, (2271); Ebû Dâvud, Edeb 96, (5019).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Said (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Ta'bir 4; Muvatta 1, (2, 956).)</span><br />
<br />
Hani bazıları Mehdi'yi rüyasında görüyor da bir çocuğa hamile kalıyor ya... Gerçek rüya nedir peki? Ne dedi Muhammed? "Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür." O rüya sandığın rüya değil; gerçek, gerçek, düşüncesiz!<br />
<br />
Mehdi'yi ne sanırsın? O, bu ahir zamanda peygamberlerin yerinde duran kimse demektir o.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ey sözümden caymaya kalkan, benimle uğraşıp durma artık! Beni yenmek, zaten karşı tarafı da yenmek demektir. Çünkü babanız — kuralı gereği ve yaşlanınca tek siyah sakalı, saçı, kılı kalmayan o kişi — beyaz horoz idi yani; gerçek beyaz horoz. Beyaz horozu yenmek, sizin artık babanızdan bir daha doğmamanız demektir, anladın mı? Sen beni daha besle, büyüt, sev, sevdir, yetiştir; zıbba gibi bir alet yap, tiksin, geçsin herkesi diye. Merak etme, ben sivrildikçe sen de sivrileceksin.<br />
<br />
Babanız çünkü beyaz horoz yani; yani yine Hz. Mehdi yani.<br />
<br />
Ey kuzey komşumuz, sana sözümüze gelince: Biz bunu dedik diye, karşı tarafı yok etmenin kuralını öğretmedik yani. Yine bana zarar verirsen, sen R'den başlar, A'da bitersin — yani "Rusya" yani; yani benden başlar, onda bitersin. Öyle olunca beni bitirmek, senin kendini yiyip bitirmen demek yine. Mikrop, kendini yiyen mikrop musun sen, düşüncesiz? Kendine gel, bir titre, akıllan artık.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Azrail ve Cebrail Hikmeti</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hak Teâlâ Âdem'i yaratırken toprak almaya gelen Cebrail'e Dünya, Cebrail'e dedi: "Benden toprak alma, beni cehenneme atacakmış." dedi. O da alamadı. Hadi bakalım, Azrail geldi, aldı, geçti. Peki bizler daldan elmayı koparıp geçiyoruz; o, oradan "Aman beni alma, yiyip tuvalete dökeceksin; aman beni alma!" demediğini biliyor musun ey insan? Bilmiyorsun. Onun sesini duyuyor musun? Duymuyorsun. Ve koparıyorsun. Peki sen Azrail makamında mısın, yoksa Cebrail makamında mı? Şimdi bana söyle. Ve o demişti ki "Beni cehenneme atacakmış" — bu nedir? Lan düşüncesiz, eriği, vişneyi kopardın; bir de reçel yaptın, kaynattın; işte cehenneme soktun, çıkardın. Daha ne? Hangi cehennemi arıyorsun sen? Ve deniyor ki denizlerdeki köpek balığı çok vahşi; keşke yemese... Yemese o aç kalacak. Nereye gitsen bir zeykırlı var. Denizlerin zeykırlısı da o; laf, söz dinlemez. Ama diyorlar ki, o kadar vahşi değil; onun içinde de sevgi var yine. Sen o sevgiyi arayıp bulabilirsen ama işte...<br />
<br />
Haydi elmaları yemeyelim, ekmeği yemeyelim — olur mu? Olmaz. Allah böyle koymuş bu düzeni azizim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kel olmayanın, kellik ilacı ile alâkası ne olaki? Ne ihtiyaç duysun ki kellik ilacına? Ancak belki eczacı ise, satıp para kazanmak için falan filan; yoksa kel olmayan ne yapsın kellik ilacını? Hastasına göre ilaç, vidasına göre somun kardeşim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf sofilerimize kıyamet talim ettirilir ve oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur, demiştik. Ve talim ettik mi? Ettik.<br />
<br />
İki gündür onu talim ediyorduk. Bizi gören, duyan, bu hikmeti artık anlatmayacak. Mühür demek, susacak demek. Ve sen belki bir ersin ama belki de İslâm kalesinin direği konumundasın; son "Allah" diyecek olan ersin, o gün. O yüzden, ve bazı bilgiler, o talimimizde sadece onların içinden cımbızlanıp bazılarına pas atılacak; gol ediyorsa biliyor; yok bilmiyorsa, daha o hikmete ermemiş demektir. Ve onlara "Sen uyursan herkes uyur" denip onu başlangıca gönderilecek ki o hikmete erebilsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 18 Kasım 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf Sofilerimize Kıyamet Talim Ettirilir</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve Oraya Çıkan Kimseye Kilit ve Mühür Vurulur — Demiştik</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ve Talim Ettik mi? Ettik.</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 18 Kasım 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve izâ kuriel kur'ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki böylece rahmete kavuşturulursunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — A'râf Sûresi 204. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetihi ulâike yu'minûne bih, ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 121. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde Kur'ân-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ'ya: 'Yâ Rabbî! Kur'an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!' diyecek; bunun üzerine Kur'an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur'ân-ı Kerîm: 'Allah'ım! Ona şeref elbisesi giydir!' diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur'an: 'Rabb'im! Ona şeref tacı giydir!' diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur'ân-ı Kerîm: 'Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.' diyerek Kur'an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 18; Dârimî, Fezâilü'l-Kur'an 1)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde, Kur'ân-ı Kerîm ile onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü'minler ortaya getirilecekler. Kur'an'ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar; yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 5)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kur'ân'ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Riyâzü's-Sâlihîn, 991)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
Yeni bir buluşa atıf: İnsanoğlu doğal parfümü keşfetmeli artık. Ve Muhammed gül kokardı, deniyor. Ve bunu şöyle keşfedeceksin ey bilim adamı: Büyük bir çanak al ve içine zengin bir humuslu toprak, elenmiş toprak koy. Sonra o çanağa kokulu bir gül dik ve bekle güllerin açmasını, ve onu her an izle. Ve güller açıp da gonca olup kokunca, o çanaktan gülü çıkar ve o toprakta neler eksilmiş, bak. Daha önce gül dikmeden bu toprağın 10 gramında hangi elementler, ne kadar var — ölç, yaz. Sonra bir de gül açınca gülü çanaktan sök ve tekrar o çanağı komple karıştır; ve artık onda neler, ne kadar azalmış, bak. Ve sonra bu çanağa bu sefer reyhan — fesleğen — dik; ve o yaprak açıp koku verince bir 10 gün bekle, sonra onu da sök ve toprakta neler eksilmiş, bak. Sonra o gülün yapraklarının yağını çıkar ve temiz bir cilde sür, ve cildi incele: Bu gül yağını sürünce deride ne alışverişi oluyor ki gül gibi kokuyor? Sonra reyhanın kokusunu yap ve sonra reyhan yağını deriye sür; neler alıp veriyor, bak. Şimdi onun alıp verdiği elementler toprakta ne kadar eksilmiş, ona bak; kaç gram, ne kadar? O elementi deri, nefes alırken nasıl alıp alıp veriyor, incele. Ve buraya kadarı benden; sonrasını sen araştır, bul. Ve deri, kendisi yediğimiz şeftaliden şeftali kokulu ter üretebileceğini, ve yine erik yiyince erik kokusu üretebileceğini, ve yine gül yaprağı yiyince gül kokusu üretebileceğini bul. Ve bu doğal parfümün ilk sürümünü bana hediye et, bana gönder. Hadi, kolay gelsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya'fû an kesîrin.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 30. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Müslim, İman 231; Tirmizî, Tefsir 75)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir; o artık sevap işleyemez olur."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Bezzar)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve zerû zâhirel ismi ve bâtınehu, innellezîne yeksibûnel isme se yuczevne bimâ kânû yakterifûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terk edin. Muhakkak ki günah işleyenler — kazananlar — kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — En'âm Sûresi 120. ayet</span><br />
<br />
Bundan daha öncesi ise: Her günah, kalpte ve de gözde kara bir leke yapar, demişler. Öyle olunca günah, elbisenin kirlenmesine sebep olan şey demektir. Ve öyle olunca, günah ile kirlenmenin alâkasını keşfet ey insanoğlu; ve günahsızlığın güzelliği ve eseri olacak olan, kirlenmeyen elbiseyi keşfet artık. Bu hata yaptırtmayan Allah, doğru olan El-Hâdî olan Allah'a itaat et ki bunu bulabilesin, keşfedebilesin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmen, fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve andolsun ki Biz, Nuh (a.s.)'ı kavmine resûl olarak gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak — 950 yıl — kaldı. Sonra onları — Nuh (a.s.)'ın kavmini — tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ankebût Sûresi 14. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kur'an'da pi veya rooooo var mıdır?</span><br />
<br />
Vardır. Hani bizim tikimizden bahsederken Kur'an der ki: "Nuh onların aralarında 1000'den biraz eksik kaldı." Tam değil yavrum; küsuratlı. Çingene tiki, piiii ya da ka<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">rooooooooooo</span> oğlan rooooooosu yavrum. İstersen roooo oluruz, istersek piiii oluruz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yatay ve Dikey Nedir, Bilen Var mı?</span><br />
<br />
Bizim köyde sünnet töreninde, herkesin ortasında kesilir ki bakarlar: "Mehdi doğdu mu, dikey mi doğmuş?" Yatay, dikey nedir işte — bilen var mı?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AHDE VEFA</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاقَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 20. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet vardır. O hasletler: Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kavga ederse baştan çıkar — haktan ayrılır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kıyamet gününde sözünde durmayan her hain için bir sancak dikilecek; 'Bu filanın vefasızlığıdır, hıyanetidir' denilecektir."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî)</span><br />
<br />
"Ahde vefa imandandır" deniyor da, peki yeri gelince bazen eski sözünden cayıp yeni söz bulmak imansızlık mıdır? Eski telefonlarda diretip dursak, bu yeni telefonlar nasıl icat olacaktı? Yemeği, aşı elimizle yersek mi iyi, yoksa ondan geçip kaşık, çatal kullanmak mı iyi? Söyle bana: Eski sapan taşı ile Calut'u öldüren Davud'a uyup "sapan taşı ile savaşmak sünnettir" diye, biz Davud'un sünnetinden caymayız deyip diretmek mi iyidir; yoksa güne ve zamana uygun silahlarla kuşanıp İslâm cephesini en iyi savunmak mı iyidir? Yoksa hâlâ sapan taşı mı? Peki nedir bu densizlik? Birisi bana bir söylesin.<br />
<br />
Evet, ahde vefa güzeldir ama alt basamağı inkâr edemeyiz; ona saygı duyarız ama alt basamağı terk etmeyen üst basamağa geçemez. Yine bazen alttakinin üstüne basmak lazımdır. Musa da olsa aynı; yukarı çıkmak için bir öndekinin üstüne çıkmak gerekir. Yani bunun da hikmeti horoz ile başlar; bir horoz üste çıkar, işte o yüzden, ondan sonra bütün sıra dizilir üste. Ve öyle olunca insanlık zinciri bugün ileriye ilerleyebiliyorsa, dün bildiklerini bir daha elden geçirmesi ve ileriye doğru gitmesi iledir. Yoksa diretip "ben sözümden caymam" demek, ne demek? Yani "ahde vefa" o demek değildir.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve Allah insanoğluna öyle bir şey keşfettirmiş ki: Mesela kamyon var; kamyonun dorsesinin hemen arkasında bir tane kepçe veya küçük bir vinç var. Ve o kepçeyle yük de ağır ve kaldırması zor olan, uzun olan, kısa olan, büyük bazı şeyleri kendi kasasına alıp yükler; veya kasasından alıp indirir. "Kendin pişir, kendin ye" insanlar; hem ana, hem baba, veya hem baba hem ana insanlar. Ve bunlara bizim köylücede "arkadan bacaklı" derler; veya benim dilimde ise "arkasından aletli" insanlar — yani yengeç ama... Eğer yengeç olacak çocuğun annesini ulvî bir ruh değil de kötü bir cin tikerse, o ruh bir cinin ruhu ise — hani derler ya, cinin bacakları tersinedir, aynen öyle — bunun bir de arkasında aleti olur; aynen o TIR ve kamyonun dorsesinin ardındaki vinç ve kepçe gibi. Yani arkadan bacaklı, yani cüce veya yengeç burcu ama cin musallat olmuş yengeç demektir. İyi midir? İyidir; öylelerine de ihtiyaç vardır tabii ki. Adam indir bindir için yardımcı adam mı arayacak? Kendi yükler, kendi indirir, geçer yani self-servis kardeşim. Yani kendi kendine yeten adamlar. Var mıdır böyleleri? Evet, vardır ki böyle bir cibilliyatı Hak Teâlâ halketmiş yine yani.<br />
<br />
Mustafa ... Hoca yine diyor ki insan duasında: "Sever ve sevdiklerini ister" diyor. Hani elfâtiha duamızda var ya: "Sevenlerimi, sevdiklerimi nasiplendir" diyoruz ya; yani bize taş atıyor yine. Orada bir de ne diyoruz? <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"Cemaatini de"</span> diyoruz. Cemaat nedir? "Ben de ondanım" diyenler.<br />
<br />
Bunu şu misal ile anlatalım: Zamanın birinde evliyanın biri sofileri ile otururken çingenenin biri gelir ve yanında kara bir köpeği vardır. Selamlar ve "Ben Seyyid'im" der. Şeyh hemen ayağa kalkar, "O âlî soydanmış" diye hemen yer verir; "Getirin, köpeğini de yallayın, doyurun" der. Onun ve köpeğinin önüne sofra kurar, yedirir, içirir, yolcu eder; ardına yastık verin falan filan — yani hürmet, taltif. Sonra o gider, sofiler kızar: "Ya sen koskoca şeyhsin; bu adam falan çingenedir. Sen bunun çingene olduğunu bilemedin, ne iş?" derler. Şeyh der ki: "Ben onun o 'Ben Seyyid'im' deyişine yanıldım, yakıldım. O soydan, Ali-Muhammed soyu diye... Taltif, onun 'Seyyid'im' deyişineydi" der.<br />
<br />
Sonra yine Kitmîr: "Kitmîr, Kitmîr — onun bendendir" demesi... Biz onu da kabul ettik. Yine "Eşşek lan eşşek, ben Üzeyir'in eşeğiyim" demesi ile onu da kabul ettik biz. Sen bizi ne sanırsın, akılsız? "Ben ondanım" diyen herkes de kabulümüzdür, anladın mı şimdi? İdiyot; bu bir Cemil İpekçi olsa bile anladın mı? İdiyot; Kitmîr misali ile "ben de onlardanım" diyen herkes kabulümüzdür.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Herkes cibilliyat, cibilliyat kardeşim. Yani bir insan Bakara burcu — yani Kova burcu — ise dana veya inek; yani en verimli hayvan: etinden, sütünden... Eğer süt vermezse ineği satarlar, kasapta keser azizim. Yine dana ise, döl vermiyorsa artık satarlar kasaba; ve kasap da keser azizim. Yine tavuk yumurta vermiyorsa keserler azizim. Yine horoz sabahları ötmez olduysa keserler azizim. Yani akrep, vermemesini bilen; ona "gel, sen de ver" deyince onun da tabiatı bozuluyor. Yani o, vermemeye kurulu. İnek ise et, süt, döl vermeye kurulu cibilliyat azizim. Horoz ötmekle sorumlu; ve bir horoza, bir akrebi reis etmeye kalkarsan, der ki ona: "Ötme gari lan, yeter!" der; yani "Gel, seni keselim, pişirelim, yiyelim" demek gibi bir şey yani. "İyi beslendin, gari etli butlu oldun; tutalım, keselim, pişirelim" demek gibi yani. Horoz öttükçe var. Nitekim beyaz horoz İsrafil, insanlık kurulalıdan beri ötmeye kurulu; o bir an bu görevden daha ihraç edilmedi bile. Sen kimsin, düşüncesiz?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Çökertme" diye bir şey var; yani termometrenin skalası gibi, yahut ses anfilerindeki ses düğmesi gibi yukarı aşağı çekmek işlemi. Yani eski teypli radyoların ses açıp verme düğmesi gibi, ileriye geriye çekme düğmesi. Yani o, onu yukarı çekeceğim diye uğraşır; öbürü de indireceğim diye uğraşır. Denge, denge azizim. Denge nedir? Hz. Ömer'ler, Ebû Bekir'ler de sahâbeye uysaydı, bu din ayakta bu günkü gibi durabilir miydi? "Ben de vermeyeceğim, kimseye de bildiklerimi öğretmeyeceğim, yedirtmeyeceğim" deseydi yani... Her şey sıraya göre; sırasını bilen, sırasına göre ve cibilliyatına göre ahlâkı vardır; ve de ona göre hareket eder zaten.<br />
<br />
Yengeç: dar elli, yani ellerinin ayası küçük insanlar; memur, âmir, kimse ise yani zımba ile rakı hikmeti; kâğıt, kürekle uğraşan kimse demek yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu'minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi'nâ ve ata'nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.</span><br />
<br />
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz</span>." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 285. ayet</span><br />
<br />
Peygamberleri ayırmadan sevme hikmeti: Aletin büyüğünü küçüğünü birbirinden ayırmadan; "o peygamber, bu peygamber" ayırmadan sev. Üzeyir'i ve eşeğini seviyorsan, zımbayı, aleti de sev; İsa gibi zımbayı, aleti de sev. Ve yine baldır, but kalınlığı demek yengece doğru gitmek demek; avucumdan su içen kanar hikmeti. Yine ve Salebe... Yine ibre — sadece ibre; ne yana doğru? Senin ibrene bak. Salebe, sadece vermeme ibresinin sonu. Yani sen o yana gideceksen, en son Salebe gibi olman lazım ki seni çeker Yaradan o yana; veremez hâle gelirsin. Yine Salebe gibi olanı da bu yana çeker; hatta onun sınırı, donuna kadar verip de donsuz kalınca küpe giren Ebû Bekir olursun.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-----------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve bazen dala çıkıp rızkını koparman, alıp gelmen lazımdır; zor ve çile içinde. Bazense olur, sofrana koparılmış elma, armut, biçilmiş buğdaydan olma un, ekmek edilmiş lokma gelir. Yani yön ve ibre yine.<br />
<br />
Kader bahsinde bir konu daha var: Bazen insan kaderine gider, alır gelir. Bazen kader gelir, seni bulur. Yani azizim, elma dalında elmalar var; ve sen gittin, en iyilerini toplarsan kırmadan, berelemeden toplarsın. Ama sen "elma gelsin, beni bulsun" diye beklersen, bu sefer elma daldan düşer, kafanı gözünü incitir, bereler; ve sonra kurt kuş da onu didikler, birileri de mincikler pazarda; ve sen bu yenik lokmalara muhtaç olursun. Yani bazen dala çıkıp, el değmeyen hurilere uzanıp, elini uzatıp elmanın da iyisini toplamak lazımdır. Yok yok "gelsin beni bulsun" manyaklığı; sonra "kader beni arasın, bulsun" dersen, bir kamyon senin kaderin olur; gelir, (başlıktaki hâl) vurur, canını alır, geçer; kaderin oluverir. Sen "beni bulsun" diyordun ya; ya kaçarsan o kamyon geliyorken, kurtulursun bazense. Kaderin sana ne yazdığını biliyor musun, düşüncesiz? Akılsız.<br />
<br />
İnsan başına öyle hâller gelir ki bazen tabancan olsa bile, tabancayı çıkarıp da birilerine kaptırmaktansa, tabancayı cebinde, belinde bırakıp birkaç yumruk yemekten zarar gelmez. Tabanca giderse durum vahim. Yani o yüzden dedi Muhammed: "Ahir zamanda elinde silahı olan, silahını atsın." dedi. Yani tabancan varsa da hava atma, çıkarma; zaman ahir zaman; olur da olur, kaptırabilirsin yani. Gösterme azizim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Benden sonra, nübüvvetten sadece mübeşşirat — müjdeciler — kalacaktır!" Yanındakiler sordu: "Mübeşşirat da nedir?" "Salih rüyadır" diye cevap verdi."</span> Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: "Salih rüyayı salih kişi görür veya ona gösterilir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebû Dâvud, Edeb 96, 5017).</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."</span> Buhârî'nin rivayetinde şu ziyade var: "Nübüvvetten cüz olan şey yalan olamaz."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizî, Rüya 1, (2271); Ebû Dâvud, Edeb 96, (5019).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Said (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Ta'bir 4; Muvatta 1, (2, 956).)</span><br />
<br />
Hani bazıları Mehdi'yi rüyasında görüyor da bir çocuğa hamile kalıyor ya... Gerçek rüya nedir peki? Ne dedi Muhammed? "Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür." O rüya sandığın rüya değil; gerçek, gerçek, düşüncesiz!<br />
<br />
Mehdi'yi ne sanırsın? O, bu ahir zamanda peygamberlerin yerinde duran kimse demektir o.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ey sözümden caymaya kalkan, benimle uğraşıp durma artık! Beni yenmek, zaten karşı tarafı da yenmek demektir. Çünkü babanız — kuralı gereği ve yaşlanınca tek siyah sakalı, saçı, kılı kalmayan o kişi — beyaz horoz idi yani; gerçek beyaz horoz. Beyaz horozu yenmek, sizin artık babanızdan bir daha doğmamanız demektir, anladın mı? Sen beni daha besle, büyüt, sev, sevdir, yetiştir; zıbba gibi bir alet yap, tiksin, geçsin herkesi diye. Merak etme, ben sivrildikçe sen de sivrileceksin.<br />
<br />
Babanız çünkü beyaz horoz yani; yani yine Hz. Mehdi yani.<br />
<br />
Ey kuzey komşumuz, sana sözümüze gelince: Biz bunu dedik diye, karşı tarafı yok etmenin kuralını öğretmedik yani. Yine bana zarar verirsen, sen R'den başlar, A'da bitersin — yani "Rusya" yani; yani benden başlar, onda bitersin. Öyle olunca beni bitirmek, senin kendini yiyip bitirmen demek yine. Mikrop, kendini yiyen mikrop musun sen, düşüncesiz? Kendine gel, bir titre, akıllan artık.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Azrail ve Cebrail Hikmeti</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hak Teâlâ Âdem'i yaratırken toprak almaya gelen Cebrail'e Dünya, Cebrail'e dedi: "Benden toprak alma, beni cehenneme atacakmış." dedi. O da alamadı. Hadi bakalım, Azrail geldi, aldı, geçti. Peki bizler daldan elmayı koparıp geçiyoruz; o, oradan "Aman beni alma, yiyip tuvalete dökeceksin; aman beni alma!" demediğini biliyor musun ey insan? Bilmiyorsun. Onun sesini duyuyor musun? Duymuyorsun. Ve koparıyorsun. Peki sen Azrail makamında mısın, yoksa Cebrail makamında mı? Şimdi bana söyle. Ve o demişti ki "Beni cehenneme atacakmış" — bu nedir? Lan düşüncesiz, eriği, vişneyi kopardın; bir de reçel yaptın, kaynattın; işte cehenneme soktun, çıkardın. Daha ne? Hangi cehennemi arıyorsun sen? Ve deniyor ki denizlerdeki köpek balığı çok vahşi; keşke yemese... Yemese o aç kalacak. Nereye gitsen bir zeykırlı var. Denizlerin zeykırlısı da o; laf, söz dinlemez. Ama diyorlar ki, o kadar vahşi değil; onun içinde de sevgi var yine. Sen o sevgiyi arayıp bulabilirsen ama işte...<br />
<br />
Haydi elmaları yemeyelim, ekmeği yemeyelim — olur mu? Olmaz. Allah böyle koymuş bu düzeni azizim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kel olmayanın, kellik ilacı ile alâkası ne olaki? Ne ihtiyaç duysun ki kellik ilacına? Ancak belki eczacı ise, satıp para kazanmak için falan filan; yoksa kel olmayan ne yapsın kellik ilacını? Hastasına göre ilaç, vidasına göre somun kardeşim.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf sofilerimize kıyamet talim ettirilir ve oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur, demiştik. Ve talim ettik mi? Ettik.<br />
<br />
İki gündür onu talim ediyorduk. Bizi gören, duyan, bu hikmeti artık anlatmayacak. Mühür demek, susacak demek. Ve sen belki bir ersin ama belki de İslâm kalesinin direği konumundasın; son "Allah" diyecek olan ersin, o gün. O yüzden, ve bazı bilgiler, o talimimizde sadece onların içinden cımbızlanıp bazılarına pas atılacak; gol ediyorsa biliyor; yok bilmiyorsa, daha o hikmete ermemiş demektir. Ve onlara "Sen uyursan herkes uyur" denip onu başlangıca gönderilecek ki o hikmete erebilsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 18 Kasım 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah Yarattiklarini Eşi ile Birlikte Halketmiş  (Kar©glanin 25 Kasım 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35045</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:40:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35045</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Yarattıklarını Eşi ile Birlikte Halketmişse, O Zaman Eşeysiz Yaratık Yok</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 25 Kasım 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kâle nebbeeniyel alîmul habîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
"Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 3. ayetten pasaj</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 5. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnnallâhe ye'murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl. İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 58. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fâtırus semâvâti vel ardı, ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en'âmi ezvâcâ, yezraukum fîhi, leyse ke mislihî şey'un, ve huves semîul basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 11. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Sizin en hayırlınız, ehline — eşine ve çocuklarına — en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ümmet — Peygamber — Vahdet-i Vücut ve Sistem ve Kâinat Hikmeti</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir peygamber, bir ümmetin başı olduğuna göre, bu vahdet-i vücuttaki bir sistemi temsil ediyor; sistem ise kâinattaki bir yıldız sistemini temsil ediyor. Yani öyle olunca "güneşimizin ikincisi kayıp" deniyor. Oysaki Allah, her şeyi zevci ile yarattığını Kur'an'da şu ayetle bildiriyor:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve Biz, her şeyden — zıttıyla kaim kılarak — çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Zâriyât Sûresi 49. ayet</span><br />
<br />
Yani öyle ki her parça güneşin parçası ise, o zaman kâinatın uzandığı her yerde güneşimizin ikincisi de olmalı; yani zevci de olmalı, değil mi? Öyle olunca o nedir? Kara göğcür nedir, bilir misiniz? Buğdayların içinde kara bir göğcür vardır; "fii" derler ona. Ve öyle olunca kara göğcür, kâinatı içine alan karanlık enerji dedikleri yerdir. Ve öyle olunca gök kubbe o siyah ile dolu; çökerse içine hepsini yutacak olan kara güneştir yani işte — her yıldızın en yakınındaki olan karanlık olan kısım. Her şey zıddı ile kaim; öyle olunca karanlığın olması, işte güneşimizi daha görünür ve bariz hâle getiriyor zaten.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah evvel midir, âhir mi? Hikmeti: Fâtiha baştadır ama Kulhü sondadır. Büyük Allah mı, yoksa Kulhü — küçücük sure? Allah küçücük mü? Hani o parçacık arayan bilim adamları; Allah küçük mü, ha? Akıllara soru: Allah sonra mı, Kulhü'de mi? Yoksa başta, Fâtiha'da mı? Yoksa Kur'an'ın tamamı gibi bir bütün mü — kocaman koca <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AM</span>, Rahmân mı, Rahîm mi, Allah? Yoksa Allah 99 esması ile bütün mü? Yoksa Allah'ın daha bilmediğimiz binler ismi de mi var, ha?<br />
<br />
Allah, Kulhü'deki gibi küçük; insan bedenine oranla küçük, onun attığı meni daha daha daha çok küçük. Ama marifeti büyük; o küçücük meninin içine Allah bu kâinatın tamamını sığdırmış; küçültüp içine derceder, sonra açar, kâinat eder. Öyleyse bu kudreti görmeyip de Allah'ı o küçücük parçada aramak kadar akılsızlık olamaz. Bavul, dağınık eşyayı toplayıp da kolay taşımak içindir; yoksa dağınık hâlde taşıyamazsın o eşyayı. İşte kâinatı da bavulun içine koyar gibi bir meninin içine derceden Allah, Hz. Âdem'in menisinin içinde bütün insanlığı çıkarıyor; açıldıkça açılıyor hâlâ insanlık, hâlâ ilerliyor. Öyleyse açılacak bir şey kalmayınca, tekrar dürüp büküp taşınır hâle koyacaktır. Allah'a hem dağınık hâlde, hem de toplu hâlde ulaşılır; yani hem Kur'an'ın tamamı gibi, hem de bir Fâtiha, bir Kulhü, bir İnnâ a'taynâ gibi dürülmüş vaziyette de olabilir yani. Allah nerede? Her yerde kuralı; ve yine "size şah damarınızdan yakın" — hem burada, hem şurada, hem orada.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ölmek, mutu yani mevt; ölü. Ve öyle olunca "Mustafa hoca" diyor ki: "Ölmenin mef'ûlü yoktur" diyor. Öyle mi? "Emevi" demek ne demek peki? Yine öldüren Allah — Yâ Mümît — olduğu gibi, bir de vel-beas eden Allah var; öldükten sonra yeniden dirilten ve diriltecek olan Allah. Yani Hz. İsa sırrı; yani tıbbın babasının hikmeti, onun yaratılma hikmeti.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TRAFİKTE KAYNAK YAPMA SERBESTİSİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir yol düşünün: 10 km ve yolun en başından yola çıkan arabalar kuyruk yapmış olsun; mesela 5 km kuyruk oluşmuş olsun. Ve 10 km'nin sonunda bir işyeri olsun; ve bu işyerine yetişecek insanlar arabayla kuyrukta. Ama bir yandan da 2 km uzaktan da yola çıkanlar olsun. Ve bu kuyruk 5 km yolda, o 2 km kala olan köyün önündeki kavşağa gelse, ve o kuyruk hiç ara vermeden yoluna devam ederse, 2 km'dekiler işe geç kalır. Ve ondan sonra şefe derler ki: "Bak, ben 10 km uzaktaydım ve işe yetiştim; sen 2 km'den gelemedin mi işe, nasıl oluyor bu?" Hâlbuki düşüncesiz, yolu kaplamış, yol vermiyordur; ondan geç kaldık. Ben onların kuyruğu kavşağa gelmeden önceki 20 dakika önce yola çıkmam lazım ki kuyruğa kapılmadan yola ve işe yetişebileyim. Peki benim yakında oturma avantajım nerede kaldı o zaman? Ben eğer 20 dakika daha önce yola, işe çıkacaksam, Allah aşkına, benim yakında oturma avantajım nerede? Biri bana söylesin bunu.<br />
<br />
Ve düşüncesizler yolda ara boşluk koymadan sıra yapıyor. "Trafik çok sık olursa" oranın trafik sorumlusu merkeze bildirir ve o kavşağa önce döner kavşak konulur ki diğer kavşaklardan gelenler o kavşağa gelince bütün yollardan o ana yola kaynak yapabilsinler. Daha kalabalık oluyorsa o kavşak, bu sefer lamba konulur; mesela her 30 saniyede bir falan diğer kavşağa hak tanınır ki o kavşak da ana yola kaynak yapabilsin. Yine eğer daha kalabalıksa, lamba süresi daha da kısaltılır ki eşit şekilde dağılım olsun diye. Yani trafikte kaynak yapma serbestisi vardır; tilkiye çalmak helâl olduğu gibi, trafikte de kaynak yapmak helâldir, serbesttir, anladın mı?<br />
<br />
"Serbest" dedik diye, bu trafiğin seyrek olduğu saat 10 ya da 3 gibi, herkesin işte olduğu ve trafiğin seyrek olduğu bir saatte, tek bir kamyon bir kavşakta, diğer kavşakta PKV olunca, o PKV kamyonun yolunu kesip geçmesi lazım demedik.<br />
<br />
Lamba da öyle zaten; bekleme süresi, trafiğin seyrek olduğu zaman ile sık olduğu zaman aynı olamaz ki. Mesela öğleye doğru kimse geçmez olduğu sırada, kavşağa geleni bir dakika bekletmek yine yanlıştır. Her yerde adalet azizim, adalet. Adaletle hükmedilse sorun olmaz. Şeriat sadece namaz şu kadar rekât, helâl şu, haram bu ile olmaz. Trafik kurallarını düzenlemek ve onlara uymak da şeriattır; yani Allah'ın insanlar üzerine hakkıdır ki can, mal ve hak hukuk çiğnenmemiş olsun.<br />
<br />
Trafiğin sık olduğu bir vakitte bir kavşakta kaynak yapanlara düdük çalanları elime geçirirsem ağzını burnunu kırasım var; yetenek meselesi azizim. Herkes sırasına göre. Allah bazılarını gaz formunda yapmış; yani uçucu, uçup öne geçebilir; en arkada olsa da uçar, öne geçer. Bir sınıfta 20 tane öğrenci olsa, sınıf geçme sırası bu sıra, boy sırasına göre değil; sınıf geçmek beceri, yetenek ve bilgi meselesi; yani istidadına göre sınıf geçer ve birinci, ikinci olur. Yani boyu uzun olan, dalyarak önden gidecek diye bir mesele yok. Ama o da boyuna, bosuna göre kendini ayarlayıp ona göre yola çıkacak; burnunu bir yere kaptırmayacak, becerebilirse. Yani TIR'ın normal bir kavşakta kaynak yapması ile PKV'nin kaynak yapması aynı olmaz; boy farkı, hız farkı, kuyruk farkı. Burnunu kısaltırsa bir yere, onun kaptırdığı uç diğerine geçer çünkü. Yani tırnak uzayınca kesme hikmeti; uzadı diye serbest bırakıp da daha da uzatmak olmaz. Struwwelpeter olmaya gerek yok; haftada bir kısaltılır. Yani düşüncesizlerin, zıpçıktıların ucu da öyle serbest bırakılmaz; bir yere kadar onların da sınırı var yani. 21 Aralık'taki gündönümü sınırı boşuna 21 değil yani.<br />
<br />
Bu vaazda, erkek-dişi dengesi meselesine örnek olsun, kapak olsun; anlayan anladı. "Pırasa ve pırasayı doğrayan hikmeti" vaazlarımızı takip edenler anladı bile.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Dedik ki bazı surelerin başındaki hurufu mukataalar, o surenin çekirdeği gibidir; yani aynen karpuz çekirdeği gibi dedik. Ve öyle olunca bazı çekirdeklerin kabuğu yenebilecek kalınlıkta, bazısı ise vişne, kayısı gibi yenmeyecek kalınlıkta; bazıları da sadece çekirdek — ay çekirdeği, badem, ceviz gibi. Yani Rabbim diyor ki: "Bak, bunu yeme, çünkü kalın, yenmez; bak, bunu ye." Bazıları karpuz çekirdeği gibi yiyebilirsin, yumuşak ve küçük. Yani işte hurufu mukataaların da hepsi her yerde kullanılmaz; usulü vardır. Bazısını yerseniz şifa yerine öldürücü zehir olur. Nitekim vişne çekirdeğini balık tutmada kullanırlar; balıkları zehirler ama o zehir seni öldürmez; balıkları sarhoş edip öldürürken, sen onları — vişne, kiraz çekirdeği yiyip de ölmüş, ya da daha doğrusu bayılmış balıkları — yiyebilirsin. Ona zehir; sen onu ama çekirdeği değil, balığı yiyince, zehirlenmiş balığı yiyince sana zehir değil. Ve sen çekirdek hâlini yeme, stop var; kalın bir çekirdek yani. Yemeyeceksin, balıklara atacaksın; onlar yiyecek yani. Öyle olunca her hurufu mukata öyle her zaman yenmez; okunmaz yeri ve usulü vardır; ehli, hâl ehli olanlar bilir. Yâsîn'in çekirdeği "ye" ve "sîn" dedik diye 100 tanede Yâsîn çekirdeği yemeyeceksin; o da hasta eder adamı. Her şeyde itidal azizim. Yâsîn'in sınırı 41'dir; ondan fazlası hasta eder. Hatta 40'tır da, bir fazla bir eksik meselesi yüzünden kırk bir. Tolerans... Aynen şehir içinde hız tahdidi 50 km sınır tahdidi iken, radar 59 km hıza kadar tolerans tanıyabilir; 59'da çekmez, 60 dedi mi çeker, ceza verir. Tolerans ve tampon bölge gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allahu Teâlâ Hazretleri kader bahsindeki kuralları ve onlara uyma zorunluluğu koymuş. Ama cüz'i irade ile insan, mesela kırmızıda durmak kanun; ve uyulmaması ceza ve yaptırım gerektirir. Ve yine kırmızıda geçersek canımız tehlikeye girebilir; sağlığımız ve hayatımız söz konusu. Fakat bütün bunlara rağmen, bizdeki cüz'i irade belli durumlarda, stopta da kırmızı lambada da durmayabileceğimizi öne koymuş. Mesela durursak kaza olacak, arkadan gelen bize çarpacak; mesela freni patlamış geliyor; o zaman pas geçebileceğimiz bir durum olabilir. Bunun için işte stop kuralının ucu açık olmasına rağmen, yine orada kurala uymama, yine bizim sağlığımız içinken, insan o kuralı çiğneme hakkını, yine adaletsizce kullanıp, keyfî, ihtiyarî geçme zannetmiş; ve öylece bazıları stopta durmaz, geçer. Ama bu, onların geçiyor, geçebiliyor olması, o kuralın koyucusuna da, o kurala da helâl getirmez. O zaten hesap dahilindeydi; böyle düşüncesizlerin de olabileceği hesap içindeydi zaten.<br />
<br />
Bazıları melek tabiatli; itaat ve secde etme yetisinde ve kurallara, emre uyma yetisinde. Bazıları şeytan tabiatında; itiraz ve kurallara ters davranma yetisinde. Öyle olunca iki grup, beyaz ve kara gibi: Melek ahlakında insanlar ve şeytan ahlakında insanlar. Şeytanın şeytanlığı Allah'a bir zarar vermez; şeytanın öyle davranacağı güdüsü zaten şeytanın tabiatındaydı; tabii davranışı o idi çünkü. Ve cins, cinsi ile birlikte haşrolur, toplanır. Öyle olunca karalar kara içinde, aklar ak içinde toplanır, velhasıl kelâm. Burada cüz'i irade, karanın kara olabilmesi için verilmiş müsaade; ama aklar da kara olmayı tercih ederse, o zaman onlar tabiatına uygun hareket etmemekten hesap görürler, cezalandırılırlar. Oysaki şeytan zaten ateşin parçası; onun ateşten bir cezası olmaz ki. O dedi, cehennemin hatibi olduğunu ikrar etti; yani ateşin parçası olduğunu ikrar etti. Ya sen, düşüncesiz, kimdensin? Melekten mi — itaat ehli — yoksa şeytan ehlinden mi?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İşte burada devreye giren dua, kilit ile anahtar gibidir. Doğru anahtar doğru kapıyı açabildiği gibi, doğru kelimelerin doğru dizilimi ile de doğru ve kabul olmuş bir duaya ulaşılır. Ve öyle olunca duanın dizilimi, aynen kilitteki o girinti ve çıkıntılar gibidir. Ve duayı da Kur'an'dan öğreniyoruz; doğru kapıyı açacak anahtar örnekleri Kur'an'da mevcuttur. Öyle olunca yanlış bir dizilim, yanlış kapıyı açar veya kapı hiç açılmaz. Öyle olunca dua da Kur'an'dakiler gibi veya onun gösterdiği örneğe uygun olmalı ki doğru kapıyı açsın. Yani söz, yerli yerinde kullanılmalı ki dua kabul olsun. Duanın kabul şartları arasında en bariz husus da budur.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kendini dindar addeden bir sanatçı, bir zamanlar kendi sayfasında bir hikâye paylaşmış. Ne mi? Bir adam, boğulmak üzere olan bir akrebi görmüş; el atmış kurtarsın diye, akrep onu zehirlemiş. Sonra bir daha elini uzatmış, yine zehirlemiş. "Ba ba ba! Bak, hikâye: Bir kere zehirlemiş ve gebermemiş de; bir daha elini uzatmış — ne kahraman adammış!" Neyse, sonra yine zehirlemiş, yine uzatmış, yine zehirlemiş. Oradan onlara bakan bir adam demiş: "Bak, zehirliyor işte, hâlâ niye elini uzatıyorsun?" O da demiş ki: "Onun tabiatında zehirleme var; benimkinde yardım etme var." Herkes ahlakını yaşar demiş. Ve ben bunu akılsızlık diye addedip yorum yazınca onun sayfasına, benden şikâyetçi oldu; "seni bilmem polise vercem" falan filan. O zaman "babalarının dirayetli vakti" meğer bu gibilerden biriydi yani.<br />
<br />
Çocuk çocuk, sobaya "cıs" dersin, "varma ona, yanaşırsan yanarsın" dersin; anlamaz. Bir dersin, iki dersin, inanmaz, elini sobaya değdirir; soba elini yakınca "cıs" ne demek anlar, bir daha sobaya elini vardırmaz. Sen nasıl bir akılsızsın ki, "onun tabiatında yakmak var" veyahut "zehirlemek var" diye, seninkinde de yanmak var diye elli kere elini yakmak mı lazım, sobanın yakıcı, akrebin öldürücü olduğunu anlamak için? Düşüncesiz, bir kere yaktı, çocuk bile akıllandı; sen niye hâlâ akılsızlık edersin? Yani burada ikinci bir ders: Akrep, dostunu bile zehirler, geçer; dost ile düşman onun için aynı kefede yani. Biz bunu dedik diye bizi şikâyet edecekti; o yüzden sayfamı bir ara kapadım, sonra tekrar açtım; onu sildim, takipden çıkardım, sonra yorumu da sildim. Şimdi benim hakimim Allah; alıp durur.<br />
<br />
Akreple oynamak ne demek öğrendinse, elini bir daha uzatmayacağını anlaman gerektiğini anladınsa, haydi şimdi sen de gel, ardımıza takıl; haydi Atta'ya gidiyoruz hep birlikte.<br />
<br />
Evet, akrep cibilliyatı ile zehirlidir, zehirleyicidir ama ona düşen işe bak: Mesela odunsan odunsun; illâki odun olup yanmakta diretme. Allah, İsa gibi marangoz göndermişken, seni de yontacak ve masa, sandalye, çerçeve, dolap yapacak biri vardır. Niye odunlukta diretiyorsun bre akılsız? Yine şeytan gibi her şeye itiraz eden akılsızlar, niye şeytanlıkta diretiyorsunuz? Sizi de eğip büken bir Dâvud varken, dedik, burada durduk.<br />
<br />
Opel arabasının birisinin ismini Âdem koymuş; görsen cüce bir araba. Akrabası mı, çocuğunun mu, torununun mu ismi Âdem'se — küçük Âdem. Evet, küçük Âdem de vardır, vardır. Sen çocuğunun ismini Âdem koyarsan, 33 metrelik Âdem'in yanında seninki mesela 60 santim bir çocukluktan başlayıp 1,80 cm, 1,90 cm'lere kadar uzayan bir Âdemoğlu olacaktır. Ama herkes zaten ya Âdem ya Âdemoğlu, değil mi? Öyleyse her şey göreceli kardeşim. Dün Âdem 33 metreyken bugün altmış santime düşüyorsa, sen niye zıpçıktılık ediyorsun hâlâ?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Aleyhisselam" ile "salavat okuma" arasındaki fark: Hz. Ali'ye, Ömer'e, Ebû Bekr'e salavat okuyoruz biz; fakat onlar peygamber değildir, ama onlara "aleyhisselam" denmez. Yani "aleyhisselam" aynen "prof." gibi bir rütbe, peygamber demek gibi mânâsında. Ama Hz. Ali'ye de salavat okumak ise, insan doktordur, birileri de fahri doktordur gibi; yahut tıbbî bilgisi olan vardır ama rütbesi ve eğitimi doktor değildir gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Dinimizde mest diye bir şey vardır; kişi, kış günü abdest alırken ayakları yıkamak zorunda kalıp da üşütmesin diye. İşte mest, mukim için abdest alıp giyince 24 saat geçerli; yolcu için 48 veya 72 saat geçerli. Öyle olunca mest, su geçirmeyen cinsden çorap veya ayakkabı cinsi bir şey; öyle olunca abdestli giyince 24 saat geçerli ise, oje süren hanımlar da, sanatçılar falan, eğer abdest alıp namaz kılanlardan ise, mesela oje sürmeden önce abdest alıp sürerse, su geçirmeme fonksiyonu, aynı fonksiyon yine geçerli olur. Diyorum, ahir zaman fetvası veriyorum: Kural aynı; su geçirmez mest yerine, su geçirmez oje var burada da. Kıyas yaparsak, ve öyle olunca her akşam silmek ve sabah abdest alıp yeniden sürmek kaydı ile, günlük diğer vakitteki abdestler ojeli olarak alınabilir diyorum.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Son bir uyarı daha; kafama yeni dank etti. İnsanların birbirini öldürüp yok olmaları, insan olan bir insanın işine yaramaz. Yine insanların yiyeceklerini bozup, bitkilerin gövdesini bozup onları yiyemez hâle getirip, soyunu bozup kurutmak insanların işine yaramaz. Yine hayvanların türünü bozup, insanların hayvanlardan da faydalanmalarının önüne geçmek yine insanların işine yaramaz. Kimin işine yarar? İnsan olmayan ve dünyamızı istila etmek isteyen uzaylı yaratıkların işine yarar. Öyle olunca ben sonradan söylenti de duydum; bu fikir bende oluştuktan sonra yani. Bu sınırlardan gelenler denenler... Adam diyor ki: "Tekerlekli sandalye ile Avrupa'ya yürüdüm" diyor. Bu mümkün mü? Ben araba ile saatte 120-150 km ile gidip baş edip bitiremiyorum bu yolu; bunlar yürüyerek nasıl geldi? Hem de bir de sakatlar da gelmiş. Bu işin altında bir dalavere var. Uzaylıları bütün devletlere "sınırlardan gelenler" diye soktular, tahminim. Bunlar reptilianlar olabilir; yani sürüngen yaratıklar. Bunlar insan falan değil; her kılığa girebilen, dünyayı istila etmeye çalışan bir tür. Böyle bir tür, bir şey var; ve bu yöneticiler de bunlara dünyayı satıyorlar, tahminim. Ey insanlık, dikkatli olun; bunları dikkatle izleyin. Garip bir hâlleri varsa hemen aramızda yayalım ve bunlara dünyamızı bırakmayalım; yoksa bunlar yavaş yavaş soyumuzu tüketmeye çalışıyorlar. Neymiş, illuminatlar da dünya insan sayısını 500.000'e düşüreceklermiş. Yani insan soyunu kurutup dünyayı istila etmek isteyen birileri var demektir. Dikkatli oluuuuuuuun.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 25 Kasım 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Yarattıklarını Eşi ile Birlikte Halketmişse, O Zaman Eşeysiz Yaratık Yok</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 25 Kasım 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kâle nebbeeniyel alîmul habîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
"Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 3. ayetten pasaj</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 5. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnnallâhe ye'murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl. İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 58. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fâtırus semâvâti vel ardı, ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en'âmi ezvâcâ, yezraukum fîhi, leyse ke mislihî şey'un, ve huves semîul basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 11. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Sizin en hayırlınız, ehline — eşine ve çocuklarına — en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ümmet — Peygamber — Vahdet-i Vücut ve Sistem ve Kâinat Hikmeti</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir peygamber, bir ümmetin başı olduğuna göre, bu vahdet-i vücuttaki bir sistemi temsil ediyor; sistem ise kâinattaki bir yıldız sistemini temsil ediyor. Yani öyle olunca "güneşimizin ikincisi kayıp" deniyor. Oysaki Allah, her şeyi zevci ile yarattığını Kur'an'da şu ayetle bildiriyor:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ve Biz, her şeyden — zıttıyla kaim kılarak — çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Zâriyât Sûresi 49. ayet</span><br />
<br />
Yani öyle ki her parça güneşin parçası ise, o zaman kâinatın uzandığı her yerde güneşimizin ikincisi de olmalı; yani zevci de olmalı, değil mi? Öyle olunca o nedir? Kara göğcür nedir, bilir misiniz? Buğdayların içinde kara bir göğcür vardır; "fii" derler ona. Ve öyle olunca kara göğcür, kâinatı içine alan karanlık enerji dedikleri yerdir. Ve öyle olunca gök kubbe o siyah ile dolu; çökerse içine hepsini yutacak olan kara güneştir yani işte — her yıldızın en yakınındaki olan karanlık olan kısım. Her şey zıddı ile kaim; öyle olunca karanlığın olması, işte güneşimizi daha görünür ve bariz hâle getiriyor zaten.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah evvel midir, âhir mi? Hikmeti: Fâtiha baştadır ama Kulhü sondadır. Büyük Allah mı, yoksa Kulhü — küçücük sure? Allah küçücük mü? Hani o parçacık arayan bilim adamları; Allah küçük mü, ha? Akıllara soru: Allah sonra mı, Kulhü'de mi? Yoksa başta, Fâtiha'da mı? Yoksa Kur'an'ın tamamı gibi bir bütün mü — kocaman koca <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">AM</span>, Rahmân mı, Rahîm mi, Allah? Yoksa Allah 99 esması ile bütün mü? Yoksa Allah'ın daha bilmediğimiz binler ismi de mi var, ha?<br />
<br />
Allah, Kulhü'deki gibi küçük; insan bedenine oranla küçük, onun attığı meni daha daha daha çok küçük. Ama marifeti büyük; o küçücük meninin içine Allah bu kâinatın tamamını sığdırmış; küçültüp içine derceder, sonra açar, kâinat eder. Öyleyse bu kudreti görmeyip de Allah'ı o küçücük parçada aramak kadar akılsızlık olamaz. Bavul, dağınık eşyayı toplayıp da kolay taşımak içindir; yoksa dağınık hâlde taşıyamazsın o eşyayı. İşte kâinatı da bavulun içine koyar gibi bir meninin içine derceden Allah, Hz. Âdem'in menisinin içinde bütün insanlığı çıkarıyor; açıldıkça açılıyor hâlâ insanlık, hâlâ ilerliyor. Öyleyse açılacak bir şey kalmayınca, tekrar dürüp büküp taşınır hâle koyacaktır. Allah'a hem dağınık hâlde, hem de toplu hâlde ulaşılır; yani hem Kur'an'ın tamamı gibi, hem de bir Fâtiha, bir Kulhü, bir İnnâ a'taynâ gibi dürülmüş vaziyette de olabilir yani. Allah nerede? Her yerde kuralı; ve yine "size şah damarınızdan yakın" — hem burada, hem şurada, hem orada.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ölmek, mutu yani mevt; ölü. Ve öyle olunca "Mustafa hoca" diyor ki: "Ölmenin mef'ûlü yoktur" diyor. Öyle mi? "Emevi" demek ne demek peki? Yine öldüren Allah — Yâ Mümît — olduğu gibi, bir de vel-beas eden Allah var; öldükten sonra yeniden dirilten ve diriltecek olan Allah. Yani Hz. İsa sırrı; yani tıbbın babasının hikmeti, onun yaratılma hikmeti.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">TRAFİKTE KAYNAK YAPMA SERBESTİSİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir yol düşünün: 10 km ve yolun en başından yola çıkan arabalar kuyruk yapmış olsun; mesela 5 km kuyruk oluşmuş olsun. Ve 10 km'nin sonunda bir işyeri olsun; ve bu işyerine yetişecek insanlar arabayla kuyrukta. Ama bir yandan da 2 km uzaktan da yola çıkanlar olsun. Ve bu kuyruk 5 km yolda, o 2 km kala olan köyün önündeki kavşağa gelse, ve o kuyruk hiç ara vermeden yoluna devam ederse, 2 km'dekiler işe geç kalır. Ve ondan sonra şefe derler ki: "Bak, ben 10 km uzaktaydım ve işe yetiştim; sen 2 km'den gelemedin mi işe, nasıl oluyor bu?" Hâlbuki düşüncesiz, yolu kaplamış, yol vermiyordur; ondan geç kaldık. Ben onların kuyruğu kavşağa gelmeden önceki 20 dakika önce yola çıkmam lazım ki kuyruğa kapılmadan yola ve işe yetişebileyim. Peki benim yakında oturma avantajım nerede kaldı o zaman? Ben eğer 20 dakika daha önce yola, işe çıkacaksam, Allah aşkına, benim yakında oturma avantajım nerede? Biri bana söylesin bunu.<br />
<br />
Ve düşüncesizler yolda ara boşluk koymadan sıra yapıyor. "Trafik çok sık olursa" oranın trafik sorumlusu merkeze bildirir ve o kavşağa önce döner kavşak konulur ki diğer kavşaklardan gelenler o kavşağa gelince bütün yollardan o ana yola kaynak yapabilsinler. Daha kalabalık oluyorsa o kavşak, bu sefer lamba konulur; mesela her 30 saniyede bir falan diğer kavşağa hak tanınır ki o kavşak da ana yola kaynak yapabilsin. Yine eğer daha kalabalıksa, lamba süresi daha da kısaltılır ki eşit şekilde dağılım olsun diye. Yani trafikte kaynak yapma serbestisi vardır; tilkiye çalmak helâl olduğu gibi, trafikte de kaynak yapmak helâldir, serbesttir, anladın mı?<br />
<br />
"Serbest" dedik diye, bu trafiğin seyrek olduğu saat 10 ya da 3 gibi, herkesin işte olduğu ve trafiğin seyrek olduğu bir saatte, tek bir kamyon bir kavşakta, diğer kavşakta PKV olunca, o PKV kamyonun yolunu kesip geçmesi lazım demedik.<br />
<br />
Lamba da öyle zaten; bekleme süresi, trafiğin seyrek olduğu zaman ile sık olduğu zaman aynı olamaz ki. Mesela öğleye doğru kimse geçmez olduğu sırada, kavşağa geleni bir dakika bekletmek yine yanlıştır. Her yerde adalet azizim, adalet. Adaletle hükmedilse sorun olmaz. Şeriat sadece namaz şu kadar rekât, helâl şu, haram bu ile olmaz. Trafik kurallarını düzenlemek ve onlara uymak da şeriattır; yani Allah'ın insanlar üzerine hakkıdır ki can, mal ve hak hukuk çiğnenmemiş olsun.<br />
<br />
Trafiğin sık olduğu bir vakitte bir kavşakta kaynak yapanlara düdük çalanları elime geçirirsem ağzını burnunu kırasım var; yetenek meselesi azizim. Herkes sırasına göre. Allah bazılarını gaz formunda yapmış; yani uçucu, uçup öne geçebilir; en arkada olsa da uçar, öne geçer. Bir sınıfta 20 tane öğrenci olsa, sınıf geçme sırası bu sıra, boy sırasına göre değil; sınıf geçmek beceri, yetenek ve bilgi meselesi; yani istidadına göre sınıf geçer ve birinci, ikinci olur. Yani boyu uzun olan, dalyarak önden gidecek diye bir mesele yok. Ama o da boyuna, bosuna göre kendini ayarlayıp ona göre yola çıkacak; burnunu bir yere kaptırmayacak, becerebilirse. Yani TIR'ın normal bir kavşakta kaynak yapması ile PKV'nin kaynak yapması aynı olmaz; boy farkı, hız farkı, kuyruk farkı. Burnunu kısaltırsa bir yere, onun kaptırdığı uç diğerine geçer çünkü. Yani tırnak uzayınca kesme hikmeti; uzadı diye serbest bırakıp da daha da uzatmak olmaz. Struwwelpeter olmaya gerek yok; haftada bir kısaltılır. Yani düşüncesizlerin, zıpçıktıların ucu da öyle serbest bırakılmaz; bir yere kadar onların da sınırı var yani. 21 Aralık'taki gündönümü sınırı boşuna 21 değil yani.<br />
<br />
Bu vaazda, erkek-dişi dengesi meselesine örnek olsun, kapak olsun; anlayan anladı. "Pırasa ve pırasayı doğrayan hikmeti" vaazlarımızı takip edenler anladı bile.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Dedik ki bazı surelerin başındaki hurufu mukataalar, o surenin çekirdeği gibidir; yani aynen karpuz çekirdeği gibi dedik. Ve öyle olunca bazı çekirdeklerin kabuğu yenebilecek kalınlıkta, bazısı ise vişne, kayısı gibi yenmeyecek kalınlıkta; bazıları da sadece çekirdek — ay çekirdeği, badem, ceviz gibi. Yani Rabbim diyor ki: "Bak, bunu yeme, çünkü kalın, yenmez; bak, bunu ye." Bazıları karpuz çekirdeği gibi yiyebilirsin, yumuşak ve küçük. Yani işte hurufu mukataaların da hepsi her yerde kullanılmaz; usulü vardır. Bazısını yerseniz şifa yerine öldürücü zehir olur. Nitekim vişne çekirdeğini balık tutmada kullanırlar; balıkları zehirler ama o zehir seni öldürmez; balıkları sarhoş edip öldürürken, sen onları — vişne, kiraz çekirdeği yiyip de ölmüş, ya da daha doğrusu bayılmış balıkları — yiyebilirsin. Ona zehir; sen onu ama çekirdeği değil, balığı yiyince, zehirlenmiş balığı yiyince sana zehir değil. Ve sen çekirdek hâlini yeme, stop var; kalın bir çekirdek yani. Yemeyeceksin, balıklara atacaksın; onlar yiyecek yani. Öyle olunca her hurufu mukata öyle her zaman yenmez; okunmaz yeri ve usulü vardır; ehli, hâl ehli olanlar bilir. Yâsîn'in çekirdeği "ye" ve "sîn" dedik diye 100 tanede Yâsîn çekirdeği yemeyeceksin; o da hasta eder adamı. Her şeyde itidal azizim. Yâsîn'in sınırı 41'dir; ondan fazlası hasta eder. Hatta 40'tır da, bir fazla bir eksik meselesi yüzünden kırk bir. Tolerans... Aynen şehir içinde hız tahdidi 50 km sınır tahdidi iken, radar 59 km hıza kadar tolerans tanıyabilir; 59'da çekmez, 60 dedi mi çeker, ceza verir. Tolerans ve tampon bölge gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allahu Teâlâ Hazretleri kader bahsindeki kuralları ve onlara uyma zorunluluğu koymuş. Ama cüz'i irade ile insan, mesela kırmızıda durmak kanun; ve uyulmaması ceza ve yaptırım gerektirir. Ve yine kırmızıda geçersek canımız tehlikeye girebilir; sağlığımız ve hayatımız söz konusu. Fakat bütün bunlara rağmen, bizdeki cüz'i irade belli durumlarda, stopta da kırmızı lambada da durmayabileceğimizi öne koymuş. Mesela durursak kaza olacak, arkadan gelen bize çarpacak; mesela freni patlamış geliyor; o zaman pas geçebileceğimiz bir durum olabilir. Bunun için işte stop kuralının ucu açık olmasına rağmen, yine orada kurala uymama, yine bizim sağlığımız içinken, insan o kuralı çiğneme hakkını, yine adaletsizce kullanıp, keyfî, ihtiyarî geçme zannetmiş; ve öylece bazıları stopta durmaz, geçer. Ama bu, onların geçiyor, geçebiliyor olması, o kuralın koyucusuna da, o kurala da helâl getirmez. O zaten hesap dahilindeydi; böyle düşüncesizlerin de olabileceği hesap içindeydi zaten.<br />
<br />
Bazıları melek tabiatli; itaat ve secde etme yetisinde ve kurallara, emre uyma yetisinde. Bazıları şeytan tabiatında; itiraz ve kurallara ters davranma yetisinde. Öyle olunca iki grup, beyaz ve kara gibi: Melek ahlakında insanlar ve şeytan ahlakında insanlar. Şeytanın şeytanlığı Allah'a bir zarar vermez; şeytanın öyle davranacağı güdüsü zaten şeytanın tabiatındaydı; tabii davranışı o idi çünkü. Ve cins, cinsi ile birlikte haşrolur, toplanır. Öyle olunca karalar kara içinde, aklar ak içinde toplanır, velhasıl kelâm. Burada cüz'i irade, karanın kara olabilmesi için verilmiş müsaade; ama aklar da kara olmayı tercih ederse, o zaman onlar tabiatına uygun hareket etmemekten hesap görürler, cezalandırılırlar. Oysaki şeytan zaten ateşin parçası; onun ateşten bir cezası olmaz ki. O dedi, cehennemin hatibi olduğunu ikrar etti; yani ateşin parçası olduğunu ikrar etti. Ya sen, düşüncesiz, kimdensin? Melekten mi — itaat ehli — yoksa şeytan ehlinden mi?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
İşte burada devreye giren dua, kilit ile anahtar gibidir. Doğru anahtar doğru kapıyı açabildiği gibi, doğru kelimelerin doğru dizilimi ile de doğru ve kabul olmuş bir duaya ulaşılır. Ve öyle olunca duanın dizilimi, aynen kilitteki o girinti ve çıkıntılar gibidir. Ve duayı da Kur'an'dan öğreniyoruz; doğru kapıyı açacak anahtar örnekleri Kur'an'da mevcuttur. Öyle olunca yanlış bir dizilim, yanlış kapıyı açar veya kapı hiç açılmaz. Öyle olunca dua da Kur'an'dakiler gibi veya onun gösterdiği örneğe uygun olmalı ki doğru kapıyı açsın. Yani söz, yerli yerinde kullanılmalı ki dua kabul olsun. Duanın kabul şartları arasında en bariz husus da budur.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Kendini dindar addeden bir sanatçı, bir zamanlar kendi sayfasında bir hikâye paylaşmış. Ne mi? Bir adam, boğulmak üzere olan bir akrebi görmüş; el atmış kurtarsın diye, akrep onu zehirlemiş. Sonra bir daha elini uzatmış, yine zehirlemiş. "Ba ba ba! Bak, hikâye: Bir kere zehirlemiş ve gebermemiş de; bir daha elini uzatmış — ne kahraman adammış!" Neyse, sonra yine zehirlemiş, yine uzatmış, yine zehirlemiş. Oradan onlara bakan bir adam demiş: "Bak, zehirliyor işte, hâlâ niye elini uzatıyorsun?" O da demiş ki: "Onun tabiatında zehirleme var; benimkinde yardım etme var." Herkes ahlakını yaşar demiş. Ve ben bunu akılsızlık diye addedip yorum yazınca onun sayfasına, benden şikâyetçi oldu; "seni bilmem polise vercem" falan filan. O zaman "babalarının dirayetli vakti" meğer bu gibilerden biriydi yani.<br />
<br />
Çocuk çocuk, sobaya "cıs" dersin, "varma ona, yanaşırsan yanarsın" dersin; anlamaz. Bir dersin, iki dersin, inanmaz, elini sobaya değdirir; soba elini yakınca "cıs" ne demek anlar, bir daha sobaya elini vardırmaz. Sen nasıl bir akılsızsın ki, "onun tabiatında yakmak var" veyahut "zehirlemek var" diye, seninkinde de yanmak var diye elli kere elini yakmak mı lazım, sobanın yakıcı, akrebin öldürücü olduğunu anlamak için? Düşüncesiz, bir kere yaktı, çocuk bile akıllandı; sen niye hâlâ akılsızlık edersin? Yani burada ikinci bir ders: Akrep, dostunu bile zehirler, geçer; dost ile düşman onun için aynı kefede yani. Biz bunu dedik diye bizi şikâyet edecekti; o yüzden sayfamı bir ara kapadım, sonra tekrar açtım; onu sildim, takipden çıkardım, sonra yorumu da sildim. Şimdi benim hakimim Allah; alıp durur.<br />
<br />
Akreple oynamak ne demek öğrendinse, elini bir daha uzatmayacağını anlaman gerektiğini anladınsa, haydi şimdi sen de gel, ardımıza takıl; haydi Atta'ya gidiyoruz hep birlikte.<br />
<br />
Evet, akrep cibilliyatı ile zehirlidir, zehirleyicidir ama ona düşen işe bak: Mesela odunsan odunsun; illâki odun olup yanmakta diretme. Allah, İsa gibi marangoz göndermişken, seni de yontacak ve masa, sandalye, çerçeve, dolap yapacak biri vardır. Niye odunlukta diretiyorsun bre akılsız? Yine şeytan gibi her şeye itiraz eden akılsızlar, niye şeytanlıkta diretiyorsunuz? Sizi de eğip büken bir Dâvud varken, dedik, burada durduk.<br />
<br />
Opel arabasının birisinin ismini Âdem koymuş; görsen cüce bir araba. Akrabası mı, çocuğunun mu, torununun mu ismi Âdem'se — küçük Âdem. Evet, küçük Âdem de vardır, vardır. Sen çocuğunun ismini Âdem koyarsan, 33 metrelik Âdem'in yanında seninki mesela 60 santim bir çocukluktan başlayıp 1,80 cm, 1,90 cm'lere kadar uzayan bir Âdemoğlu olacaktır. Ama herkes zaten ya Âdem ya Âdemoğlu, değil mi? Öyleyse her şey göreceli kardeşim. Dün Âdem 33 metreyken bugün altmış santime düşüyorsa, sen niye zıpçıktılık ediyorsun hâlâ?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Aleyhisselam" ile "salavat okuma" arasındaki fark: Hz. Ali'ye, Ömer'e, Ebû Bekr'e salavat okuyoruz biz; fakat onlar peygamber değildir, ama onlara "aleyhisselam" denmez. Yani "aleyhisselam" aynen "prof." gibi bir rütbe, peygamber demek gibi mânâsında. Ama Hz. Ali'ye de salavat okumak ise, insan doktordur, birileri de fahri doktordur gibi; yahut tıbbî bilgisi olan vardır ama rütbesi ve eğitimi doktor değildir gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Dinimizde mest diye bir şey vardır; kişi, kış günü abdest alırken ayakları yıkamak zorunda kalıp da üşütmesin diye. İşte mest, mukim için abdest alıp giyince 24 saat geçerli; yolcu için 48 veya 72 saat geçerli. Öyle olunca mest, su geçirmeyen cinsden çorap veya ayakkabı cinsi bir şey; öyle olunca abdestli giyince 24 saat geçerli ise, oje süren hanımlar da, sanatçılar falan, eğer abdest alıp namaz kılanlardan ise, mesela oje sürmeden önce abdest alıp sürerse, su geçirmeme fonksiyonu, aynı fonksiyon yine geçerli olur. Diyorum, ahir zaman fetvası veriyorum: Kural aynı; su geçirmez mest yerine, su geçirmez oje var burada da. Kıyas yaparsak, ve öyle olunca her akşam silmek ve sabah abdest alıp yeniden sürmek kaydı ile, günlük diğer vakitteki abdestler ojeli olarak alınabilir diyorum.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">----</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Son bir uyarı daha; kafama yeni dank etti. İnsanların birbirini öldürüp yok olmaları, insan olan bir insanın işine yaramaz. Yine insanların yiyeceklerini bozup, bitkilerin gövdesini bozup onları yiyemez hâle getirip, soyunu bozup kurutmak insanların işine yaramaz. Yine hayvanların türünü bozup, insanların hayvanlardan da faydalanmalarının önüne geçmek yine insanların işine yaramaz. Kimin işine yarar? İnsan olmayan ve dünyamızı istila etmek isteyen uzaylı yaratıkların işine yarar. Öyle olunca ben sonradan söylenti de duydum; bu fikir bende oluştuktan sonra yani. Bu sınırlardan gelenler denenler... Adam diyor ki: "Tekerlekli sandalye ile Avrupa'ya yürüdüm" diyor. Bu mümkün mü? Ben araba ile saatte 120-150 km ile gidip baş edip bitiremiyorum bu yolu; bunlar yürüyerek nasıl geldi? Hem de bir de sakatlar da gelmiş. Bu işin altında bir dalavere var. Uzaylıları bütün devletlere "sınırlardan gelenler" diye soktular, tahminim. Bunlar reptilianlar olabilir; yani sürüngen yaratıklar. Bunlar insan falan değil; her kılığa girebilen, dünyayı istila etmeye çalışan bir tür. Böyle bir tür, bir şey var; ve bu yöneticiler de bunlara dünyayı satıyorlar, tahminim. Ey insanlık, dikkatli olun; bunları dikkatle izleyin. Garip bir hâlleri varsa hemen aramızda yayalım ve bunlara dünyamızı bırakmayalım; yoksa bunlar yavaş yavaş soyumuzu tüketmeye çalışıyorlar. Neymiş, illuminatlar da dünya insan sayısını 500.000'e düşüreceklermiş. Yani insan soyunu kurutup dünyayı istila etmek isteyen birileri var demektir. Dikkatli oluuuuuuuun.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 25 Kasım 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Deyyan (Din gününün Sahibi) Demek Nedir (Kar©glanin 2 Aralık 2016 Cuma Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35044</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:36:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35044</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Deyyan Ne Demektir? (Din Gününün Sahibi) Demek Nedir?</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 2 Aralık 2016 Cuma Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ اللّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُواْ اللّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lâ tetemennev mâ faddalallâhü bihî ba'dakum alâ ba'd. Lir ricâli nasîbun mimmâktesebû ve lin nisâi nasîbun mimmâktesebn. Ves'elûllâhe min fadlihî. İnnallâhe kâne bi kulli şey'in alîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri — haset ederek — arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 32. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. 'Bu kim?' dedim. Cebrail aleyhisselam, 'Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır' dedi."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, İ. Ebiddünya)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HURUFU MUKATAALAR HAKKINDA EK BİLGİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Geçen hafta "Yâsîn'den 100 tane yemeyeceksiniz" konusu vardı; yani 100 misal için olan rakam. Bu 1000 de olabilir. Mesela bir adam padişah olsa, onun önüne 100 kap aynı yemekten, en sevdiği yemekten koysak, bu 100 kabın 30'undan birer kaşık alsa, 30 kaşık yemek eder; 30 kaşık da karnı doyacaktır. 100 kaptan birer kaşık bile yiyemez. 30 kaşık, hadi 40 kaşık olsun; doydu mu, doydu. Yani ondan sonra yedikleri nimet değil, zulmet olur onun için, değil mi? Karnını ağrıtır, hasta eder.<br />
<br />
Öyle olunca hurufu mukataalarda da "öyle elli tane, yüz tane yenmez" dedik. İşte bu sebeple yine hurufu mukataalar sadece bir surede değil, birçok surede var. Öyle olunca, yine o padişahın önüne <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">100 ayrı çeşit</span> yemek de koysalar, 100'ünden birer kaşık yine yiyemez, değil mi? 30 kaptan birer kaşık yerse karnı doyar; kalan 60 kabın tadına bile bakamaz. Öyle olunca Allah'ın bilmediğimiz binler ismi var; herkes her ismini bilip, yiyip, tadına bakacak, bilecek diye bir durum yok. Ona eli kap, berikine yüz kap. Mesela fil ile bir böceğin, ya da karıncanın yiyeceği lokma bir olmaz. Yine bir balinanın yediği, karnını doyuracak olan lokma ile bir sineğin yiyeceği lokma bir olmaz, değil mi? Yani cüsse meselesi; yine cibilliyat meselesi ayrıca.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">YA DEYYAN İSMİNİN MÂNÂSI NEDİR?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Deyyan ismi nedir?" denince, Kur'an'da:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mâliki yevmid dîn.</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
O Deyyan'dır; yani O, Din gününün sahibidir.<br />
<br />
"Mâliki yevmiddîn"de geçen "deyn"dir. "Deyn"i "Deyyan" diye okursan, o, fiilin faili demek olur; yani "Deyyan" demek, din gününün sahibi demektir. Allah Kur'an'da buyuruyor:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba'diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Andolsun ki; zikirden — Tevrat'tan — sonra Zebur'da, yeryüzüne salih kullarımızın varis olacağını yazdık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Enbiyâ Sûresi 105</span><br />
<br />
Yeryüzüne salih kullar hâkim olacak; ve öyle olunca <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">din günü</span> o günlere denilir. O salih kulların hâkim olduğu gündeki sahibimize, yani o zamanın sahibi olan, kimseye, o halifeye verilen isim: "Mâliki yevmiddîn" — din gününün sahibi, mâliki, hükümdarı olan halife demek; yani DEYYAN demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyt-ül Ma'mûr</span> (بَيْتُ الْمَعْمُور, Bayındır Ev), İslâm inancına göre yedinci kat semâda bulunan ve Kâbe'nin üzerinde gelen, meleklere kıble ve tavaf mekânı olan kutsal bir binâdır. Kur'ân-ı Kerîm'de Beyt-ül Ma'mûr'a işaret eden bir ayet vardır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالطُّورِ وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ مَّا لَهُ مِن دَافِعٍ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Vet tûri. Ve kitâbin mestûrin. Fî rakkın menşûrin. Vel beytil ma'mûri. Ves sakfil merfûi. Vel bahril mescûri. İnne azâbe rabbike le vâkı'un. Mâ lehu min dâfiin.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Tûr Dağı'na yemin olsun. Yayılmış açık kâğıt ve deriler üzerine satır satır yazılmış Kitab'a andolsun. Beyt-i Ma'mûr'a — Ma'mur Ev'e — andolsun. Yükseltilmiş tavana andolsun. Doldurulmuş denize andolsun ki Rabbinin azabı, mutlaka vuku bulacaktır. Onu — azabı — defedecek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tûr Sûresi 1-8. ayetler</span><br />
<br />
Beyt-i Ma'mûr, Beyt-i Harâm'ın — Kâbe'nin — üst tarafına düşmektedir. Yere düşecek olsa, onun üstüne düşer.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Beyt-i Ma'mûr'u her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve orada namaz kılar. Bir kere tavaf eden meleğe Kıyâmet'e kadar bir daha sıra gelmez."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6)</span><br />
<br />
Yani öyle olunca, hani Allah meleklere "secde edin" dedi ve secdeye başladılar. Ve o Kâbe'nin aslı olan "kabe kavseyn"de, Kâbe'nin çekirdeğinde diyor; Kâbe'yi tavafa melekler başladı. Bir tavaf edene bir daha sıra gelemeyecek.<br />
<br />
Öyle olunca işte secde emrinde — yani kâinatın ve meleklerin, tüm yaratılanların secdesi ile Beyt-ül Ma'mûr; kâinatın meyvesi olan insanların secdesi Kâbe; ve "kabe kavseyn" ise en yüksek Kâbe. Ve en yüksekteki Âdem'in, daha doğrusu Âdemoğlu'nun yaratıldığı yer ve zaman ile, Büyük Âdem babamız olan Hz. Âdem'den binlerce sene sonra gelecek ve zamanının halifesi, rûy-i zeminin ve din gününün sahibi olacak olan Deyyan — yani Hz. Mehdi'nin; din gününün mâliki, hükümdarı olacak Mehdi'nin durduğu sema katı, yer ve zaman, ve o zamandaki yer ve Kâbe işte "Kabe Kavseyn"i temsil eder. Yani Beyt-ül Ma'mûr'un çekirdeği olan Kâbe; yani kavseyn Kâbe.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten Allah, Sübhan'dır — bütün noksanlıklardan münezzehtir. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — İsrâ Sûresi 1. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peki Muhammed Mirac'da nereye çıktı?</span><br />
<br />
Ondan binler sonra gelecek olan Mehdi'ye, ve onun semasına, onun vaktine, geleceğe gitti; ve gelecekte onun bulunduğu mekâna çıktı, Mehdi'yi gördü, geri gitti. Yani "ev ednâ"ya kadar, kıyametten, bozuluştan hemen öncesine kadar gitti.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ven necmi izâ hevâ...</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Havadaki — gelecekteki — yüksekteki o yıldıza andolsun ki: O yıldızın Sahibi dalâlete düşmedi ve azmadı da. Ve o, hevasından — kendiliğinden — konuşmaz. Onun söyledikleri, sadece O'na vahyolunan vahiydir. O'na çok şiddetli ve kudretli olan Allah öğretti. O — Muhammed — O'na, Mehdi'nin vaktine defalarca gitti geldi. Ve o, ufkun en yüksek yerindeydi; en uzak gelecekteydi. Sonra O — Muhammed — onun gökyüzünün semasına indi; ta ki kâbesine kadar, yani evinin tavanına kadar indi. Ev ednâsına kadar, önüne kadar vardı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Necm Sûresi 1-9. ayetler</span><br />
<br />
Yani işte ağacın gayesi meyve vermektir. Öyle olunca İslâm ve din ağacının, peygamberler dalının gayesi olan "Deyyan olan Mehdi"dir. Yani öyle olunca Deyyan, Mehdi'nin bir ismi, lakabı, sıfatıdır. Ve yani merkez güneş ise, onun parçası ise bütün kâinat, onun etrafında dönecek olanlar demek; ve ona secde edecek olanlar demek. Öyleyse Hz. Âdem kim? Muhammed kim? Mehdi kim? Ve en son meyve Mehdi ise, ve son uç nokta ona ulaşınca, işte vücutta kafa misali; öyle olunca her şey onun etrafında bir defa dönecek, kıyam edecek demek olur. Yani gelmiş geçmiş herkes, bir defa onun vaktinde kalkıp ona secde — veya secdeden kasıt, onu görecek, onun yanına varıp gelecek — yani tavafın maksadı, haccın gayesi, tatbik edilme sırrı açığa çıkacak demek olur. Yani ona ashab olması lazım ki, onun etrafında dönüyor olabilsin, değil mi? Yani Kabe Kavseyn hikmeti de budur; Mirac yine budur yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Balık suda güzel; sudan çıkınca canilerin eline geçti demektir. Artık sevmek için değil, yemek için, vahşice yemek için o balık demektir. Her söz, her fiil, her insan, her şey yerinde güzel. Yerinden ettin mi, onu kolu kesip bacağa takmak gibi... Kol yerinde güzel, parmak yerinde, tırnak yine yerinde güzel ve faaliyetini devam ettirebilir. Öyleyse eğer Kur'an'ı bu kâfir Deccal, şeytanla birlikte değiştirebiliyorsa, ayetlerin yerini yerinden ediyorsa, o zaman kafada kalak, kalağın altında kulak gibi bir şeyler; yani yaratık olur bu. İnsanlar ve hayvanlar yaratık olur; yani geyikliğin başı da bu demek. Yani kafada kalak, kalağın altında kulak diye süreç devam edip gidiyor; bozulmada, ileri, aşırı ileri gitmede. Onda da Allah var mıdır? Geyiği yaratıp kafasına kocaman kalak takanda Allah iken, Allah'ın olmadığı bir köy mü, kent mi, dünya mı, gezegen mi, güneş mi var sanırsın sen, akılsız Deccal ve avanesi?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEVLİD KANDİLİ HAKKINDA</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muhammed demek vahdet; ve vahdet-i vücut ise, onun parçaları ümmet-i Muhammed. Ümmet-i Muhammed'den biri, her gün, her saat, her an doğmakta. Ve Muhammed için "iki cihanın güneşi" lakabı duyulmuş; ve güneş burada doğmasa bile, başka bir yerde her an doğmakta. Öyleyse Muhammed'in doğumunu öyle bir güne, bir saate hapsetmek yanlıştır, dedik kardeşim. Anlayan anladı bile. O, Hz. Âdem gibidir; hani Âdem demek, Âdemoğlu da demek olur. Âdemoğlu her an, her saat doğduğu gibi, Hz. Âdem'in doğumu da her an, her saat olduğu gibi, Muhammed'in de doğumu her an, her saat olabilir; ve de olmakta zaten. Ama belli bir günde onu yâd etmek güzeldir. Herkesin, her şeyin bir günü, gecesi olduğu bu ahir zamanda, Muhammed'in Mevlid'inde bir gün ve gece ayrılmış ve kutlanmış; çok mu? Teşekkürler bu soru için.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-----------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Vâdin bin Atâ (ra) rivayet ediyor. Resulullah (asm) şöyle buyurdular:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Ağızlarınızı tertemiz tutunuz. Çünkü ağızlarınız Kur'an'ın yollarıdır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Camiüssağir, 5319)</span><br />
<br />
Neyzen Tevfik demiş ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Öleceğiz bir gün, gömecekler. Birkaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler."</span><br />
<br />
İşte öldün; birkaç gün övdüler, sonra malını, devletini, kurduğun devleti paylaşamayanlar çıktı. Orayı alıp, burayı parselleyip satanlar çıktı. Vakit geldi, şimdi de ardından sövenler vaktine geldik; şimdi de ardından sövenler çıktı. Nitekim Muhammed demedi mi: "Ahir zamanda bir vakit gelecek, büyüklerine söver olacaklar."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Âhir zamanda Ehl-i Beyt'i sevdiğini iddia ederek Ali'yi kendisinde bulunmayan — ilahlık yâhut peygamberlik veya Ebû Bekr ile Ömer'den üstünlük gibi — vasıflarla metheden Râfizîler olacak; onlar Ebû Bekr ve Ömer'e sövecekler."</span> diye haber vermiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ahmed ibni Hanbel, no: 1377; Ebû Nu'aym, 4/95-96)</span><br />
<br />
Onlara sövebilenler çıktığı gibi, büyüklerine söven akılsızlar yeryüzünde şimdi. Her şey tersine döner oldu. "Ya Muhammed, sen daha gelmeyecek misin? Ey Mehdi, bu ümmetin başına geçmeyecek misin? Hâlâ nerede bu Mehdi?" Ben isem de, sen isen de, o ise de — nerede bu Mehdi?<br />
<br />
Nerede Muhammed? Dünya ters takla atar oldu, salto yapıyor artık. Saltoyu ben hiç yapamadım, biliyor musunuz arkadaşlar? Ama tek beceremediğim, cimnastik dersinde ters saltoydu. Yani ben Mehdi olsam, öyle bir anda dosdoğru ediverecek kadar yetenekli değilim demek istiyorum; yok öyle ters salto. Yani ey Muhammed, neredesin?<br />
<br />
Ve Mirac'da bu dünyanın sonu, kıyamet ona gösterildi; sondan öncesine alındı yani, o ayette geçtiği gibi. Ve ona Hızırlık öğretildi: "Bak, burası gelecek; ve geleceğin oluşması için, sen kek yapanın fırına bakıp durduğu gibi git gel, sona bak; ve ona Hızır gibi ol ve değişmesi gereken yerleri değiştir" denildi. Ve ona oyuncak gibi eline verildi. Ve o ölü değildir; nitekim o surede öyle deniyor. Defalarca onun semasına istiva etti; defalarca Mehdi'ye gitti geldi; yani Mehdi vaktine, sondan bir öncesine gitti gitti geldi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAHİY — KULAK ÇINLAMASI VE TELEPATİ TELEFONUNU KULLANMAK</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Yine Muhammed dedi: "Nerede olursanız olun, bana salavat getirin; çünkü melekler sizin salavatınızı bana getirirler" dedi.<br />
<br />
Microsoft şimdi yeni Windows 7 ve 10 ile bütün dünya milletini duymaya çalışıyor; ne yapıyor, ne düşünüyorlar, haberdar olmaya çalışıyor. Yani Muhammed'e verilen, bu meleklerin salavatı ona getirmesi hikmetini çözmeye çalışıyor; belki de çözdü ve herkesten haberdar oluyor. Windows'un içine "telemetry" diye bir plugin gömmüş; ve senin o anki yazdığını, çizdiğini ve ruh hâlini, sevdiğini, sevmediğini, aldığını, sattığını, bilgisayarında yaptığın her şeyini hemen Microsoft'un deposuna haberdar ediyor. Meğer o plugini durdurasınız ki haber vermesin; yoksa bilgisayar başlıyor vurul vurul sizin bilgilerinizi ispiyonlamaya. Yani işte biz de sizden gelene, sorulardan haberdar oluruz; aynen Muhammed'in salavatları duyması hikmeti gibi. Biz de ondaki gibi olmasa da aynen vardır. Ve nitekim telepati kuvveti budur zaten. Hani "yerin kulağı var" derler ya; işte o.<br />
<br />
Bu yüzden biz bazen işte konudan konuya atlarız ki, işte sizlerin soruları, kendi yanınızda bizim vaaza getirdiğiniz sorular, itirazlar bize ulaşır ve onlar cevapsız kalmasın diye; sorularınızı cevaplamak için, bazı düşüncesizlerin akılsızlığı ile ortalığı bulandırmasının önüne geçmek için işte bazen hiddetleniriz, bağırır, çağırırız; işte bu sebeple dir yani. Nitekim kulak çınlaması, bunun her insanda mevcut olan bir cihaz olduğunu gösterir. Ve kulak çınlayınca atalar demiş: "Biri senin hakkında konuşuyor da ondan kulağın çınlıyor" demişler. Peki nereden öğrenmişler böyle olduğunu? Tabii ki Muhammed'den; yani kafadan sallama, atmasyon değil yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Birinizin kulağı çınladığı zaman bana salavat getirsin. Beni hayırla ananı Allah da hayırla ansın."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALINTI</span><br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavât getirsin ve 'zekerallâhü men zekeranî bi-hayrin' desin."<br />
<br />
Resûlullâh, "Muhammedün Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem" ve bunun benzeri salavat-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır.<br />
<br />
Mü'minin kulağı çınladığı esnada Resûlullah (s.a.v.) onu Cenâb-ı Hak katında anmış, ona duâ etmiştir. Mü'minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar. Bunun için salavât-ı şerîfe okuması tavsiye buyurulmuştur.<br />
<br />
Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da salavât getirmek tavsiye edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: Fazilet Takvimi — ALINTI SONU</span><br />
<br />
Bu yani kulak çınlaması: Nitekim vahiy yöntemlerinden biridir; çünkü vahiy çan sesi şeklinde gelir denilmiş. Çan sesi ne peki? İşte çınlama; çınlama. Yıllardır bunu anlamadın mı? Bunun bir üst boyutu, bizimki gibi sadece kulak çınlamakla kalmayıp, o bizim hakkımızda konuşan ne dedi, ne sordu veya ne diye sövdü — kelimesi kelimesine duymak ve bilmek gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 2 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Deyyan Ne Demektir? (Din Gününün Sahibi) Demek Nedir?</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 2 Aralık 2016 Cuma Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ اللّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُواْ اللّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lâ tetemennev mâ faddalallâhü bihî ba'dakum alâ ba'd. Lir ricâli nasîbun mimmâktesebû ve lin nisâi nasîbun mimmâktesebn. Ves'elûllâhe min fadlihî. İnnallâhe kâne bi kulli şey'in alîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri — haset ederek — arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 32. ayet</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. 'Bu kim?' dedim. Cebrail aleyhisselam, 'Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır' dedi."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, İ. Ebiddünya)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">HURUFU MUKATAALAR HAKKINDA EK BİLGİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Geçen hafta "Yâsîn'den 100 tane yemeyeceksiniz" konusu vardı; yani 100 misal için olan rakam. Bu 1000 de olabilir. Mesela bir adam padişah olsa, onun önüne 100 kap aynı yemekten, en sevdiği yemekten koysak, bu 100 kabın 30'undan birer kaşık alsa, 30 kaşık yemek eder; 30 kaşık da karnı doyacaktır. 100 kaptan birer kaşık bile yiyemez. 30 kaşık, hadi 40 kaşık olsun; doydu mu, doydu. Yani ondan sonra yedikleri nimet değil, zulmet olur onun için, değil mi? Karnını ağrıtır, hasta eder.<br />
<br />
Öyle olunca hurufu mukataalarda da "öyle elli tane, yüz tane yenmez" dedik. İşte bu sebeple yine hurufu mukataalar sadece bir surede değil, birçok surede var. Öyle olunca, yine o padişahın önüne <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">100 ayrı çeşit</span> yemek de koysalar, 100'ünden birer kaşık yine yiyemez, değil mi? 30 kaptan birer kaşık yerse karnı doyar; kalan 60 kabın tadına bile bakamaz. Öyle olunca Allah'ın bilmediğimiz binler ismi var; herkes her ismini bilip, yiyip, tadına bakacak, bilecek diye bir durum yok. Ona eli kap, berikine yüz kap. Mesela fil ile bir böceğin, ya da karıncanın yiyeceği lokma bir olmaz. Yine bir balinanın yediği, karnını doyuracak olan lokma ile bir sineğin yiyeceği lokma bir olmaz, değil mi? Yani cüsse meselesi; yine cibilliyat meselesi ayrıca.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">YA DEYYAN İSMİNİN MÂNÂSI NEDİR?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Deyyan ismi nedir?" denince, Kur'an'da:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mâliki yevmid dîn.</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
O Deyyan'dır; yani O, Din gününün sahibidir.<br />
<br />
"Mâliki yevmiddîn"de geçen "deyn"dir. "Deyn"i "Deyyan" diye okursan, o, fiilin faili demek olur; yani "Deyyan" demek, din gününün sahibi demektir. Allah Kur'an'da buyuruyor:<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba'diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Andolsun ki; zikirden — Tevrat'tan — sonra Zebur'da, yeryüzüne salih kullarımızın varis olacağını yazdık.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Enbiyâ Sûresi 105</span><br />
<br />
Yeryüzüne salih kullar hâkim olacak; ve öyle olunca <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">din günü</span> o günlere denilir. O salih kulların hâkim olduğu gündeki sahibimize, yani o zamanın sahibi olan, kimseye, o halifeye verilen isim: "Mâliki yevmiddîn" — din gününün sahibi, mâliki, hükümdarı olan halife demek; yani DEYYAN demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beyt-ül Ma'mûr</span> (بَيْتُ الْمَعْمُور, Bayındır Ev), İslâm inancına göre yedinci kat semâda bulunan ve Kâbe'nin üzerinde gelen, meleklere kıble ve tavaf mekânı olan kutsal bir binâdır. Kur'ân-ı Kerîm'de Beyt-ül Ma'mûr'a işaret eden bir ayet vardır.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالطُّورِ وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ مَّا لَهُ مِن دَافِعٍ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Vet tûri. Ve kitâbin mestûrin. Fî rakkın menşûrin. Vel beytil ma'mûri. Ves sakfil merfûi. Vel bahril mescûri. İnne azâbe rabbike le vâkı'un. Mâ lehu min dâfiin.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Tûr Dağı'na yemin olsun. Yayılmış açık kâğıt ve deriler üzerine satır satır yazılmış Kitab'a andolsun. Beyt-i Ma'mûr'a — Ma'mur Ev'e — andolsun. Yükseltilmiş tavana andolsun. Doldurulmuş denize andolsun ki Rabbinin azabı, mutlaka vuku bulacaktır. Onu — azabı — defedecek yoktur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Tûr Sûresi 1-8. ayetler</span><br />
<br />
Beyt-i Ma'mûr, Beyt-i Harâm'ın — Kâbe'nin — üst tarafına düşmektedir. Yere düşecek olsa, onun üstüne düşer.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Beyt-i Ma'mûr'u her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve orada namaz kılar. Bir kere tavaf eden meleğe Kıyâmet'e kadar bir daha sıra gelmez."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Hadis-i Şerif, Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6)</span><br />
<br />
Yani öyle olunca, hani Allah meleklere "secde edin" dedi ve secdeye başladılar. Ve o Kâbe'nin aslı olan "kabe kavseyn"de, Kâbe'nin çekirdeğinde diyor; Kâbe'yi tavafa melekler başladı. Bir tavaf edene bir daha sıra gelemeyecek.<br />
<br />
Öyle olunca işte secde emrinde — yani kâinatın ve meleklerin, tüm yaratılanların secdesi ile Beyt-ül Ma'mûr; kâinatın meyvesi olan insanların secdesi Kâbe; ve "kabe kavseyn" ise en yüksek Kâbe. Ve en yüksekteki Âdem'in, daha doğrusu Âdemoğlu'nun yaratıldığı yer ve zaman ile, Büyük Âdem babamız olan Hz. Âdem'den binlerce sene sonra gelecek ve zamanının halifesi, rûy-i zeminin ve din gününün sahibi olacak olan Deyyan — yani Hz. Mehdi'nin; din gününün mâliki, hükümdarı olacak Mehdi'nin durduğu sema katı, yer ve zaman, ve o zamandaki yer ve Kâbe işte "Kabe Kavseyn"i temsil eder. Yani Beyt-ül Ma'mûr'un çekirdeği olan Kâbe; yani kavseyn Kâbe.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten Allah, Sübhan'dır — bütün noksanlıklardan münezzehtir. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — İsrâ Sûresi 1. ayet</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peki Muhammed Mirac'da nereye çıktı?</span><br />
<br />
Ondan binler sonra gelecek olan Mehdi'ye, ve onun semasına, onun vaktine, geleceğe gitti; ve gelecekte onun bulunduğu mekâna çıktı, Mehdi'yi gördü, geri gitti. Yani "ev ednâ"ya kadar, kıyametten, bozuluştan hemen öncesine kadar gitti.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ven necmi izâ hevâ...</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Havadaki — gelecekteki — yüksekteki o yıldıza andolsun ki: O yıldızın Sahibi dalâlete düşmedi ve azmadı da. Ve o, hevasından — kendiliğinden — konuşmaz. Onun söyledikleri, sadece O'na vahyolunan vahiydir. O'na çok şiddetli ve kudretli olan Allah öğretti. O — Muhammed — O'na, Mehdi'nin vaktine defalarca gitti geldi. Ve o, ufkun en yüksek yerindeydi; en uzak gelecekteydi. Sonra O — Muhammed — onun gökyüzünün semasına indi; ta ki kâbesine kadar, yani evinin tavanına kadar indi. Ev ednâsına kadar, önüne kadar vardı.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Necm Sûresi 1-9. ayetler</span><br />
<br />
Yani işte ağacın gayesi meyve vermektir. Öyle olunca İslâm ve din ağacının, peygamberler dalının gayesi olan "Deyyan olan Mehdi"dir. Yani öyle olunca Deyyan, Mehdi'nin bir ismi, lakabı, sıfatıdır. Ve yani merkez güneş ise, onun parçası ise bütün kâinat, onun etrafında dönecek olanlar demek; ve ona secde edecek olanlar demek. Öyleyse Hz. Âdem kim? Muhammed kim? Mehdi kim? Ve en son meyve Mehdi ise, ve son uç nokta ona ulaşınca, işte vücutta kafa misali; öyle olunca her şey onun etrafında bir defa dönecek, kıyam edecek demek olur. Yani gelmiş geçmiş herkes, bir defa onun vaktinde kalkıp ona secde — veya secdeden kasıt, onu görecek, onun yanına varıp gelecek — yani tavafın maksadı, haccın gayesi, tatbik edilme sırrı açığa çıkacak demek olur. Yani ona ashab olması lazım ki, onun etrafında dönüyor olabilsin, değil mi? Yani Kabe Kavseyn hikmeti de budur; Mirac yine budur yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Balık suda güzel; sudan çıkınca canilerin eline geçti demektir. Artık sevmek için değil, yemek için, vahşice yemek için o balık demektir. Her söz, her fiil, her insan, her şey yerinde güzel. Yerinden ettin mi, onu kolu kesip bacağa takmak gibi... Kol yerinde güzel, parmak yerinde, tırnak yine yerinde güzel ve faaliyetini devam ettirebilir. Öyleyse eğer Kur'an'ı bu kâfir Deccal, şeytanla birlikte değiştirebiliyorsa, ayetlerin yerini yerinden ediyorsa, o zaman kafada kalak, kalağın altında kulak gibi bir şeyler; yani yaratık olur bu. İnsanlar ve hayvanlar yaratık olur; yani geyikliğin başı da bu demek. Yani kafada kalak, kalağın altında kulak diye süreç devam edip gidiyor; bozulmada, ileri, aşırı ileri gitmede. Onda da Allah var mıdır? Geyiği yaratıp kafasına kocaman kalak takanda Allah iken, Allah'ın olmadığı bir köy mü, kent mi, dünya mı, gezegen mi, güneş mi var sanırsın sen, akılsız Deccal ve avanesi?<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">MEVLİD KANDİLİ HAKKINDA</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Muhammed demek vahdet; ve vahdet-i vücut ise, onun parçaları ümmet-i Muhammed. Ümmet-i Muhammed'den biri, her gün, her saat, her an doğmakta. Ve Muhammed için "iki cihanın güneşi" lakabı duyulmuş; ve güneş burada doğmasa bile, başka bir yerde her an doğmakta. Öyleyse Muhammed'in doğumunu öyle bir güne, bir saate hapsetmek yanlıştır, dedik kardeşim. Anlayan anladı bile. O, Hz. Âdem gibidir; hani Âdem demek, Âdemoğlu da demek olur. Âdemoğlu her an, her saat doğduğu gibi, Hz. Âdem'in doğumu da her an, her saat olduğu gibi, Muhammed'in de doğumu her an, her saat olabilir; ve de olmakta zaten. Ama belli bir günde onu yâd etmek güzeldir. Herkesin, her şeyin bir günü, gecesi olduğu bu ahir zamanda, Muhammed'in Mevlid'inde bir gün ve gece ayrılmış ve kutlanmış; çok mu? Teşekkürler bu soru için.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">-----------------</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Vâdin bin Atâ (ra) rivayet ediyor. Resulullah (asm) şöyle buyurdular:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Ağızlarınızı tertemiz tutunuz. Çünkü ağızlarınız Kur'an'ın yollarıdır."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Camiüssağir, 5319)</span><br />
<br />
Neyzen Tevfik demiş ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Öleceğiz bir gün, gömecekler. Birkaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler."</span><br />
<br />
İşte öldün; birkaç gün övdüler, sonra malını, devletini, kurduğun devleti paylaşamayanlar çıktı. Orayı alıp, burayı parselleyip satanlar çıktı. Vakit geldi, şimdi de ardından sövenler vaktine geldik; şimdi de ardından sövenler çıktı. Nitekim Muhammed demedi mi: "Ahir zamanda bir vakit gelecek, büyüklerine söver olacaklar."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Âhir zamanda Ehl-i Beyt'i sevdiğini iddia ederek Ali'yi kendisinde bulunmayan — ilahlık yâhut peygamberlik veya Ebû Bekr ile Ömer'den üstünlük gibi — vasıflarla metheden Râfizîler olacak; onlar Ebû Bekr ve Ömer'e sövecekler."</span> diye haber vermiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ahmed ibni Hanbel, no: 1377; Ebû Nu'aym, 4/95-96)</span><br />
<br />
Onlara sövebilenler çıktığı gibi, büyüklerine söven akılsızlar yeryüzünde şimdi. Her şey tersine döner oldu. "Ya Muhammed, sen daha gelmeyecek misin? Ey Mehdi, bu ümmetin başına geçmeyecek misin? Hâlâ nerede bu Mehdi?" Ben isem de, sen isen de, o ise de — nerede bu Mehdi?<br />
<br />
Nerede Muhammed? Dünya ters takla atar oldu, salto yapıyor artık. Saltoyu ben hiç yapamadım, biliyor musunuz arkadaşlar? Ama tek beceremediğim, cimnastik dersinde ters saltoydu. Yani ben Mehdi olsam, öyle bir anda dosdoğru ediverecek kadar yetenekli değilim demek istiyorum; yok öyle ters salto. Yani ey Muhammed, neredesin?<br />
<br />
Ve Mirac'da bu dünyanın sonu, kıyamet ona gösterildi; sondan öncesine alındı yani, o ayette geçtiği gibi. Ve ona Hızırlık öğretildi: "Bak, burası gelecek; ve geleceğin oluşması için, sen kek yapanın fırına bakıp durduğu gibi git gel, sona bak; ve ona Hızır gibi ol ve değişmesi gereken yerleri değiştir" denildi. Ve ona oyuncak gibi eline verildi. Ve o ölü değildir; nitekim o surede öyle deniyor. Defalarca onun semasına istiva etti; defalarca Mehdi'ye gitti geldi; yani Mehdi vaktine, sondan bir öncesine gitti gitti geldi.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---------------------</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">VAHİY — KULAK ÇINLAMASI VE TELEPATİ TELEFONUNU KULLANMAK</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Yine Muhammed dedi: "Nerede olursanız olun, bana salavat getirin; çünkü melekler sizin salavatınızı bana getirirler" dedi.<br />
<br />
Microsoft şimdi yeni Windows 7 ve 10 ile bütün dünya milletini duymaya çalışıyor; ne yapıyor, ne düşünüyorlar, haberdar olmaya çalışıyor. Yani Muhammed'e verilen, bu meleklerin salavatı ona getirmesi hikmetini çözmeye çalışıyor; belki de çözdü ve herkesten haberdar oluyor. Windows'un içine "telemetry" diye bir plugin gömmüş; ve senin o anki yazdığını, çizdiğini ve ruh hâlini, sevdiğini, sevmediğini, aldığını, sattığını, bilgisayarında yaptığın her şeyini hemen Microsoft'un deposuna haberdar ediyor. Meğer o plugini durdurasınız ki haber vermesin; yoksa bilgisayar başlıyor vurul vurul sizin bilgilerinizi ispiyonlamaya. Yani işte biz de sizden gelene, sorulardan haberdar oluruz; aynen Muhammed'in salavatları duyması hikmeti gibi. Biz de ondaki gibi olmasa da aynen vardır. Ve nitekim telepati kuvveti budur zaten. Hani "yerin kulağı var" derler ya; işte o.<br />
<br />
Bu yüzden biz bazen işte konudan konuya atlarız ki, işte sizlerin soruları, kendi yanınızda bizim vaaza getirdiğiniz sorular, itirazlar bize ulaşır ve onlar cevapsız kalmasın diye; sorularınızı cevaplamak için, bazı düşüncesizlerin akılsızlığı ile ortalığı bulandırmasının önüne geçmek için işte bazen hiddetleniriz, bağırır, çağırırız; işte bu sebeple dir yani. Nitekim kulak çınlaması, bunun her insanda mevcut olan bir cihaz olduğunu gösterir. Ve kulak çınlayınca atalar demiş: "Biri senin hakkında konuşuyor da ondan kulağın çınlıyor" demişler. Peki nereden öğrenmişler böyle olduğunu? Tabii ki Muhammed'den; yani kafadan sallama, atmasyon değil yani.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Birinizin kulağı çınladığı zaman bana salavat getirsin. Beni hayırla ananı Allah da hayırla ansın."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALINTI</span><br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavât getirsin ve 'zekerallâhü men zekeranî bi-hayrin' desin."<br />
<br />
Resûlullâh, "Muhammedün Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem" ve bunun benzeri salavat-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır.<br />
<br />
Mü'minin kulağı çınladığı esnada Resûlullah (s.a.v.) onu Cenâb-ı Hak katında anmış, ona duâ etmiştir. Mü'minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar. Bunun için salavât-ı şerîfe okuması tavsiye buyurulmuştur.<br />
<br />
Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da salavât getirmek tavsiye edilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Kaynak: Fazilet Takvimi — ALINTI SONU</span><br />
<br />
Bu yani kulak çınlaması: Nitekim vahiy yöntemlerinden biridir; çünkü vahiy çan sesi şeklinde gelir denilmiş. Çan sesi ne peki? İşte çınlama; çınlama. Yıllardır bunu anlamadın mı? Bunun bir üst boyutu, bizimki gibi sadece kulak çınlamakla kalmayıp, o bizim hakkımızda konuşan ne dedi, ne sordu veya ne diye sövdü — kelimesi kelimesine duymak ve bilmek gibi yani.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 2 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdinin TEBBET  silahini kullanmasi (Kar©glanin 9 Aralık  2016 Cuma Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35043</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:21:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35043</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mehdi'nin Ebu Leheb Silahını Kullanması — Yani Tebbet Silahını Kullanması</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 9 Aralık 2016 Cuma Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ قُلِ اللّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul men yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted'ûnehu tedarruan ve hufyeh, le in encânâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn. Kulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
"(Denizleri ve karaları Deccal'in fitnesi bürüdüğünde, Mehdi askerlerini toplayıp) Bizi karanın ve denizin karanlıklarından — tehlikelerinden — kim kurtarır?" diye nida ederlerken, onlardan — Mehdi'nin askerlerinden birisi — der ki: "Elbette bizi ben kurtarırım; biz bunun için şükredenlerden değil miyiz zaten." Allah dedi ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi O Allah kurtarır." — Bir önceki ayette o "ben kurtarırım" diyen asker, o halife yani; Allah'ın onda tecelli ettiği hâli ile o asker kurtarır. "Ama siz yine de O'nu da inkâr edersiniz zaten."<br />
<br />
Hani Hz. Süleyman "bana kim belki..." dedi ya, işte burada da Mehdi, "bizi bu Deccal'in karaları, denizleri bürüyen bu kehrwert frekans silahından kim kurtarır?" der. Ve onun askerlerinden olan pirana balığı — yani Ebu Leheb, yani küfrün içine konulan iman olan Ebu Leheb, yani piranha balığı Mr. Hawking'e der ki: "Bizi sen kurtaracaksın!" Nasıl mı? Yani kehrwert problemini çözerek. Yoksa seni ardımdan atarım, almam gemiye ve ardımıza. Ey pirana, bak, Kur'an'da seni tarif ederken der ki "İki eli kurusun" der ve "kurudu da" der. Ve senin iki elin kurudu; iki elinde kötürüm. Sen Ebu Leheb'in 2016 versiyonusun ama, Allah seni boşuna öyle hem Muhammed zamanında, hem de Mehdi zamanında canlandırmadı. Artık görev senin; zehir gibi bir kafa var sende. Ve formül ise bak buna yakın olacak; yani <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"TEBBET"</span> — tersi de düzü de aynı; tersinden oku aynı, düzünden oku aynı. Ve sen öyle bir sayıyı bul ki, bu bize yardımcı olsun; ve tersinden düzünden, horizontal, vertikal, hep aynı sayıyı versin. Ve sen bununla tersi olmayan — yani "vahdeke lâ şerike lek" olan — halifeyi bulmamıza yardımcı olacaksın. Ve o halife ile bu Deccal'in kehrwert veya frekans silahına karşı savaşacağız. Yani ey Hawking, bunu duyduysan sana öyle elli kere mektup, mail yazmaya gerek yok; haydi hemen göreve, üssüne dön ve hemen çözmeye başla. Ey Ebu Leheb, 2016 model Ebu Leheb, haydi bakalım. Fakat SIFIR rakam değildir, bunu unutma; o, rakamların da dışında olan bir şeydir. "O hariç başka bir şey bulacaksın" der isek de inanma! Formül SIFIR — yani sıfırın 3D hâli ile; daha doğrusu Kreis, yani dünya gibi, güneş gibi, yani kürede ve pi'de saklı yine. Ey Hawking, yani tersi düzü, önü arkası hepsi SIFIR. Ama bunu kehrwert formülüne öyle bir yere koy ki, onun silahını kırsın, yok etsin; onun hiçbir frekansı bozmasına izin vermesin yani. Haydi, çabuk ol, çöz bunu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — En'âm Sûresi 64. ayete tefsiren meal verildi.</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"... (O sırada) FİTNELER, KARIŞIKLIKLAR, İHTİLALLER çok olur da insanlar BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRÜRLER. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda... MEL'UN (lanetlenmiş) DECCAL... çıkar..."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, İmam Şarani, Bedir Yayınevi, s. 482)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
Ve Deccal (aleyhillâne) frekans silahını icat etti; ve yeryüzünde ve karalarda, denizlerde, hatta havada, iklimlerde ifsat etmedik yer bırakmadı. Bu yüzden bu silahla savaşmak çok zor. — Ne söylersen, ne dilersen, ne dua edersen, ne okursan, ne yaparsan, kehrwertini alıp ters çeviriyor. — Ve ettiğin dua, söylediğin söz veya yapman dediğin her şey tersine dönüyor. Ve insanları cani yaptı; birbirini öldürür oldular. Ve hatta hayvanlara dahi hükmediyor yine. Ve onunla savaşabilecek, iyi matematik bilen ve kehrwert problemini çözebilecek bir askere ihtiyacımız var; ve o asker Hawking — yani pirana balığı — veya ona denk birisi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"...Deccal'ın fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana (azgınlığa) ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile fesada (karışıklığa) ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfr ve küfrana düşen (inkâr ve nankörlük yapan) insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çıkıp onlara musallat olacak ve onları zîr ü zeber (darmadağın) edecek."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 359)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin; sen bunu kaybettin mi, demirlikten çıktın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Ve melekler vasıtasından mı? Evet; Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablolar bakır ve eğilir, bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kaba uyacak; su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız" kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortama rengini uydur, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delik, kovuktan girip aydınlatacaksın." Yani işte melekler kural ihlali yapmazlar; onlar, ona emrolunana itaat ederler. Oysa insanoğlu isyan da edebilir, itaat de. İtaat ederse meleklere uyar; isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar da Allah'ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlıkta Allah'ın askeri, kışta, yine soğukta askeri ve mikroplarda Allah'ın askerleri. Yani öyle olunca geldik gündönümü zamanına; yakında 21 Aralık olacak. Ve gündönümü... Ve bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî'de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak — hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vakti başlayıp akşam vaktinde devam ederek, ara ara geceyi, soğuğu ve karanlığı iterekten, geceyi yavaş yavaş kovmak — hikmeti başlayacak. Ve sonra ise yine gündönümü; ve bizim Tarikat-ı Raşidî'de günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık'ta başlayacağız. Yani öyle olunca son bir defa herkes evvabin namazı — altı rekâtlı evvabin — kılsın ve gecenin dibine dalalım; sonra oradan cehennemin, gecenin zulümet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani "ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım" — yani Ebu Leheb'i aldım, çıktım. Sizler de ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan; ve bahara doğru yürüyelim inşallah. Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık, yürüdük; şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. Ve altı rekâtlı evvabin kılma hikmeti bu sebeple dir; yeni, dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yine; yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipten zemheriyi, kutup yıldızınızı bulma hikmeti — yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
Ey Ri Ri, ey kara (mavi) elmas! Ben seni bu derin diplerde aradım, buldum. Şimdi ferahlat bizi; söyle bize bir "Diamond" şarkısı, yani Ri Ri şarkısı, ve ferahlat bizi. Ve biz pi sayısıyız; yani 13,316312316... Ve bizden daha derin olan, daha küçük olan dut ağacı var; dut kadar küçük meyve, ve ondan daha küçük ay çekirdeği var. Ve bizden de derin dalanlar varken korkma ey askerim; bize Allah derin dalma, dalgıçlık hikmeti, yolun başına varma hikmetini vermişken hiçbiriniz korkmayın. Tabancası 1'li İsa varken korkmayın; birliden ondan da ötede onun babası Mehdi varken... O piiiiiii varken 0,0000000000000000000000001 de olabilir, yine 0,1 de olabilir; veya 0,1'deki sıfırın ötesine geçer, 15646547465465465465 de olabilir yani. Pi gülüm, pi; korkma! O olmazsa suya girer rooooooo oluruz biz; yahut demire girer reeeee veya irrrrrr — yani "yanıltma" — oluruz biz. Veya kömüre girer çıkar işte RiRi oluruz biz. RiRi'yi arar buluruz biz; kömürün de özünü, demirin de özünü arar buluruz biz. Denizlere dalar da denizlerin en karasını, en kötüsünü arar bulur — Ebu Leheb gibi piranhaları da arar buluruz biz. O piranhanın da bir yol gösterene ihtiyacı var ki yolunu bulabilsin, değil mi gülüm? Onun da özünde hak olduğunu arayıp bulabilsin, değil mi gülüm?<br />
<br />
Rabbim, askerime özüne olan seyri, seyr ü sülûkunu tamam edip nefsini bilip bulmayı nasip eylesin; ve nefsini bilenlere de Rabbini arayıp bulmayı nasip etsin; "Nefsini bilen, Rabbini bilir" hikmetine erdirsin inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 9 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar©glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mehdi'nin Ebu Leheb Silahını Kullanması — Yani Tebbet Silahını Kullanması</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 9 Aralık 2016 Cuma Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">قُلْ مَن يُنَجِّيكُم مِّن ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَّئِنْ أَنجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ قُلِ اللّهُ يُنَجِّيكُم مِّنْهَا وَمِن كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنتُمْ تُشْرِكُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kul men yuneccîkum min zulumâtil berri vel bahri ted'ûnehu tedarruan ve hufyeh, le in encânâ min hâzihî le nekûnenne mineş şâkirîn. Kulillâhu yuneccîkum minhâ ve min kulli kerbin summe entum tuşrikûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
"(Denizleri ve karaları Deccal'in fitnesi bürüdüğünde, Mehdi askerlerini toplayıp) Bizi karanın ve denizin karanlıklarından — tehlikelerinden — kim kurtarır?" diye nida ederlerken, onlardan — Mehdi'nin askerlerinden birisi — der ki: "Elbette bizi ben kurtarırım; biz bunun için şükredenlerden değil miyiz zaten." Allah dedi ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi O Allah kurtarır." — Bir önceki ayette o "ben kurtarırım" diyen asker, o halife yani; Allah'ın onda tecelli ettiği hâli ile o asker kurtarır. "Ama siz yine de O'nu da inkâr edersiniz zaten."<br />
<br />
Hani Hz. Süleyman "bana kim belki..." dedi ya, işte burada da Mehdi, "bizi bu Deccal'in karaları, denizleri bürüyen bu kehrwert frekans silahından kim kurtarır?" der. Ve onun askerlerinden olan pirana balığı — yani Ebu Leheb, yani küfrün içine konulan iman olan Ebu Leheb, yani piranha balığı Mr. Hawking'e der ki: "Bizi sen kurtaracaksın!" Nasıl mı? Yani kehrwert problemini çözerek. Yoksa seni ardımdan atarım, almam gemiye ve ardımıza. Ey pirana, bak, Kur'an'da seni tarif ederken der ki "İki eli kurusun" der ve "kurudu da" der. Ve senin iki elin kurudu; iki elinde kötürüm. Sen Ebu Leheb'in 2016 versiyonusun ama, Allah seni boşuna öyle hem Muhammed zamanında, hem de Mehdi zamanında canlandırmadı. Artık görev senin; zehir gibi bir kafa var sende. Ve formül ise bak buna yakın olacak; yani <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">"TEBBET"</span> — tersi de düzü de aynı; tersinden oku aynı, düzünden oku aynı. Ve sen öyle bir sayıyı bul ki, bu bize yardımcı olsun; ve tersinden düzünden, horizontal, vertikal, hep aynı sayıyı versin. Ve sen bununla tersi olmayan — yani "vahdeke lâ şerike lek" olan — halifeyi bulmamıza yardımcı olacaksın. Ve o halife ile bu Deccal'in kehrwert veya frekans silahına karşı savaşacağız. Yani ey Hawking, bunu duyduysan sana öyle elli kere mektup, mail yazmaya gerek yok; haydi hemen göreve, üssüne dön ve hemen çözmeye başla. Ey Ebu Leheb, 2016 model Ebu Leheb, haydi bakalım. Fakat SIFIR rakam değildir, bunu unutma; o, rakamların da dışında olan bir şeydir. "O hariç başka bir şey bulacaksın" der isek de inanma! Formül SIFIR — yani sıfırın 3D hâli ile; daha doğrusu Kreis, yani dünya gibi, güneş gibi, yani kürede ve pi'de saklı yine. Ey Hawking, yani tersi düzü, önü arkası hepsi SIFIR. Ama bunu kehrwert formülüne öyle bir yere koy ki, onun silahını kırsın, yok etsin; onun hiçbir frekansı bozmasına izin vermesin yani. Haydi, çabuk ol, çöz bunu.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — En'âm Sûresi 64. ayete tefsiren meal verildi.</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"... (O sırada) FİTNELER, KARIŞIKLIKLAR, İHTİLALLER çok olur da insanlar BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRÜRLER. İnsanlar kendi canlarına kıyarlar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle sıkıntılı bir zamanda... MEL'UN (lanetlenmiş) DECCAL... çıkar..."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, İmam Şarani, Bedir Yayınevi, s. 482)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
Ve Deccal (aleyhillâne) frekans silahını icat etti; ve yeryüzünde ve karalarda, denizlerde, hatta havada, iklimlerde ifsat etmedik yer bırakmadı. Bu yüzden bu silahla savaşmak çok zor. — Ne söylersen, ne dilersen, ne dua edersen, ne okursan, ne yaparsan, kehrwertini alıp ters çeviriyor. — Ve ettiğin dua, söylediğin söz veya yapman dediğin her şey tersine dönüyor. Ve insanları cani yaptı; birbirini öldürür oldular. Ve hatta hayvanlara dahi hükmediyor yine. Ve onunla savaşabilecek, iyi matematik bilen ve kehrwert problemini çözebilecek bir askere ihtiyacımız var; ve o asker Hawking — yani pirana balığı — veya ona denk birisi.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"...Deccal'ın fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana (azgınlığa) ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile fesada (karışıklığa) ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfr ve küfrana düşen (inkâr ve nankörlük yapan) insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çıkıp onlara musallat olacak ve onları zîr ü zeber (darmadağın) edecek."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 359)</span><br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Allah kâinata yasalar, kanunlar koymuş. Mesela diyor ki demire: "Sen eğilmediğin ve elektronların da hızlıca döndüğü müddetçe sert ve demirsin; sen bunu kaybettin mi, demirlikten çıktın demektir." O uyuyor mu buna? Evet, uyuyor o kurala. Ve melekler vasıtasından mı? Evet; Azazil meleklerin başıydı. Yine bakıra dedi: "Sen eğilecek, büküleceksin." Bugün kablolar bakır ve eğilir, bükülür. Yine suya dedi: "Girdiğin kaba uyacak; su gibi olanlar, saf olanlar da girdiğiniz topluma uyacaksınız" kuralı yani. Yine bukalemuna dedi: "Ortama rengini uydur, kamuflaj ol." Yine havaya dedi: "Her delikten sızıp gireceksin." Yine güneşe dedi: "Her delik, kovuktan girip aydınlatacaksın." Yani işte melekler kural ihlali yapmazlar; onlar, ona emrolunana itaat ederler. Oysa insanoğlu isyan da edebilir, itaat de. İtaat ederse meleklere uyar; isyan ederse isyan ehli olan asi meleklere uymuş olur. Yine onlar da Allah'ın askeri mi? Evet, askerleri. Karanlıkta Allah'ın askeri, kışta, yine soğukta askeri ve mikroplarda Allah'ın askerleri. Yani öyle olunca geldik gündönümü zamanına; yakında 21 Aralık olacak. Ve gündönümü... Ve bizim tarikimiz, yolumuz olan Tarikat-ı Raşidî'de artık sabah namazını son vakte dayamak kuralı ve hikmeti bitip, bu sefer de ikindi vaktini akşama yakın kılmak — hatta bazen ikindi namazına ikindinin son vakti başlayıp akşam vaktinde devam ederek, ara ara geceyi, soğuğu ve karanlığı iterekten, geceyi yavaş yavaş kovmak — hikmeti başlayacak. Ve sonra ise yine gündönümü; ve bizim Tarikat-ı Raşidî'de günlük virdimizdeki "Allah" zikrini 66 defa yerine artık 666 defa çekme zamanına geliyoruz. Ne zaman? 21 Aralık'ta başlayacağız. Yani öyle olunca son bir defa herkes evvabin namazı — altı rekâtlı evvabin — kılsın ve gecenin dibine dalalım; sonra oradan cehennemin, gecenin zulümet ve soğuğunun dibinden zemheriyi alıp çıkalım. Yani "ben zemherimi cehennemin dibinden aldım, çıktım" — yani Ebu Leheb'i aldım, çıktım. Sizler de ey askerlerim, dibe dalın ve birilerini alıp çıkın oradan; ve bahara doğru yürüyelim inşallah. Hani biz ilk alanlardanız ama bizim çarkımız farklı olduğu için biz aldık, yürüdük; şimdi askerlerimiz de birer tane alacak, yürüyecek inşallah. Ve altı rekâtlı evvabin kılma hikmeti bu sebeple dir; yeni, dibe, gecenin dibine dalmak içindir. Yani yoksa her gün, her gece evvabin kılınmaz yine; yani o namaz.<br />
<br />
Derin diplerden, kömürlerin içinden elması çıkarma hikmeti; soğuk kuzeyden, derin dipten zemheriyi, kutup yıldızınızı bulma hikmeti — yani zemheriyi bulma ve çıkarma hikmeti.<br />
<br />
Ey Ri Ri, ey kara (mavi) elmas! Ben seni bu derin diplerde aradım, buldum. Şimdi ferahlat bizi; söyle bize bir "Diamond" şarkısı, yani Ri Ri şarkısı, ve ferahlat bizi. Ve biz pi sayısıyız; yani 13,316312316... Ve bizden daha derin olan, daha küçük olan dut ağacı var; dut kadar küçük meyve, ve ondan daha küçük ay çekirdeği var. Ve bizden de derin dalanlar varken korkma ey askerim; bize Allah derin dalma, dalgıçlık hikmeti, yolun başına varma hikmetini vermişken hiçbiriniz korkmayın. Tabancası 1'li İsa varken korkmayın; birliden ondan da ötede onun babası Mehdi varken... O piiiiiii varken 0,0000000000000000000000001 de olabilir, yine 0,1 de olabilir; veya 0,1'deki sıfırın ötesine geçer, 15646547465465465465 de olabilir yani. Pi gülüm, pi; korkma! O olmazsa suya girer rooooooo oluruz biz; yahut demire girer reeeee veya irrrrrr — yani "yanıltma" — oluruz biz. Veya kömüre girer çıkar işte RiRi oluruz biz. RiRi'yi arar buluruz biz; kömürün de özünü, demirin de özünü arar buluruz biz. Denizlere dalar da denizlerin en karasını, en kötüsünü arar bulur — Ebu Leheb gibi piranhaları da arar buluruz biz. O piranhanın da bir yol gösterene ihtiyacı var ki yolunu bulabilsin, değil mi gülüm? Onun da özünde hak olduğunu arayıp bulabilsin, değil mi gülüm?<br />
<br />
Rabbim, askerime özüne olan seyri, seyr ü sülûkunu tamam edip nefsini bilip bulmayı nasip eylesin; ve nefsini bilenlere de Rabbini arayıp bulmayı nasip etsin; "Nefsini bilen, Rabbini bilir" hikmetine erdirsin inşallah.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 9 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar©glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkün Akli Neden Ya Kaçarken, Ya da ... Gelir (Kar©glanin 20 Aralık 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35042</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:18:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35042</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türk'ün Aklı Neden Ya Kaçarken, Ya da... Gelir</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 20 Aralık 2016 Vaazı)</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh, yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu'tîhi ecran azîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde — Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan — Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim ahdini bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar. Ve kim de Allah'a olan ahitlerine vefa ederse, o zaman ona en büyük mükâfat verilecektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Fetih Sûresi 10. ayet</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًا بُورًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mu'minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev'i ve kuntum kavmen bûrâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamber'in ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Fetih Sûresi 12. ayet</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ebû Sa'îdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Biriniz namazında, iki mi kıldım, üç mü kıldım diye şekke düşerse, şekki atsın, yakîn kesbettiği hususu esas alsın; sonra da selam vermezden önce iki secdede bulunsun. Eğer (bu kıldığı ile) beş rekât kılmışsa namazını onunla (sehiv secdesiyle) çift yapmış olur. Dördü tam kılmış idiyse, o iki secdesi, şeytanın burnunu sürtme olur."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim, Mesâcid 88, (571); Muvatta, Salât 62, (1, 95); Ebû Dâvud, Salât 197, (1024, 1026, 1027, 1029); Tirmizî, Salât 291, (396); Nesâî, Sehv 24, (3, 27); İbnu Mâce, İkâmet 132, (1210); 133, (1212).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdullah İbnu Mâlik İbnu Büheyne (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazının ilk iki rekâtini tamamlamıştı — oturması gerektiği halde oturmadan — kalktı. Namazı bitirince iki (ziyade) secde daha yaptı, ondan sonra selam verdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 1, 5; Ezân 145, 147; Eymân 15; Müslim, Mesâcid 85, (570); Muvatta, Salât 65, (1, 96); Ebû Dâvud, Salât 200, (1034, 1035); Tirmizî, Salât 288, (391); Nesâî, Sehv 21, (3, 19, 20), 28, (3, 34), İftitâh 196, (2, 244); İbnu Mâce, İkâmet 131, (1206).)</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cennet Kime Göre Cennet, Cehennem Kime Göre Cehennem?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Cennetlik kime göre cennetlik, cehennemlik kime göre cehennemlik? İyi kime göre iyi, kötü kime göre kötü? Kötü nedir, iyi nedir?<br />
<br />
Mesela biz aslan, kaplan olarak doğsaydık, yaşamak için öldürecektik; ve biz öldürünce kimse bize "katil aslan" sıfatı yüklemeyecekti ve "yaşamak için öldürmesi şart" diyecekti. O zaman bize göre öldürmek helâl olacaktı; yeteri kadar öldürüp beslenmek helâl olacaktı. O zaman öldürmek sana göre haram olabilir ama aslana, kaplana helâl kardeşim. Öyleyse kime göre iyi, kime göre kötü? Aslan kime göre iyi? Aslan geyiğe göre kötü, zalim bir hayvan; çünkü yakalanınca onu öldürecek. Oysaki yukarıdan bakan insan biliyor ki, onun yaşamak için avlanması lazım, değil mi? O zaman iyi kim, kötü kim? Cehennemlik amel ne, kötü amel ne? Kim cehennemlik, kim cennetlik? Cennet neresi, cehennem neresi?<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Türk'ün Aklı Neden Ya Kaçarken, Ya da...</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Kaçarken aklı başına gelen Türk" — neden kaçarken aklı başına gelir? Ceddimiz, kaçarken bile abdest alıp da kaçan o kişi varken... Bağırsaklarda son düzeyler vardır; son kalıntı iyileri kontrol edenler. Yani "Türk" demek işte onlardan biri; son kalan iyilerden veya o iyileri kontrol edenlerden. Yani Türk'ün aklı ya kaçarken ya da (başlıktaki diğer hâl) gelir kuralı. Yani onların babası "Ra"dan kalma firavunun babası kim, öğrenmiş olduk. Kim peki? Kim olacak, tabii ki o! Firavun iki bin veya üç bin sene önce yaşadı; "hadi canım" diyeceksiniz. Firavunun babası o kişi; oysa o daha dün yaşadı. Yani aklı (başlıktaki hâl) gelirken başına gelen, denizlerin başına göçeceğini görünce "ben inandım" diyen Firavun; yani aklı o esnada gelen düşüncesiz. Hz. Musa ise kaçarken aklı başına gelen; "nereye kaçıyorsun, önünde deniz var, nereye kaçtığını da bilmiyor garibim."<br />
<br />
Haydi, insan tesadüfen olduysa ve evrim ile geliştiyse, onun bağırsaklarına bu son kontrol memurlarını koyan kim? Yani şu devlet niye 2000 sene önce kurulmadı da ahir zamanda, sondan bir önce, kıyametten az önce kuruldu? Daha 1920'lerde kuruldu. Yani işte son iyileri kontrol edecek, onları kurtaracak olan grup demek; "Türk" demek yani son iyilerin kurtarıcısı olan grup. Bağırsak düzeyleri gibi; kıyametten önceki, kötü yola gitmeden önceki son durak; son iyilerin toplandığı yer.<br />
<br />
Haydi, insan evrim ile oldu ve tesadüf eseri bir varlık diyelim. Peki insanın ihtiyacı olan C vitaminini kış vakti alması için o portakal, mandalina, limon denen ağacı yaratıp, onun meyvelerini de kışa yakın hazırlayan Allah da mı tesadüf? Bunlar da mı tesadüf eseri var oldu? Ve hem de kış vakti yememiz için, hasta olmamamız için ayarlandı. Haydi, turunç denen meyveyi bozdular da mandalina oldu der isek bile, onun babası turunca bu özelliği ve vakti kim verdi? Neden C vitamini koydu onun içine ve neden kış — hiç düşünmek yok mu?<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMAN GÜCÜ NEDİR?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Geçen haftalarda anlattık: "Sözün gücü" var diye ve Japon bilim adamının su deneyinden bahsettik; bunun ispatı olduğunu ve bu yüzden zikrin büyük bir gücü olduğundan bahsettik.<br />
<br />
Bu hafta ise yine başka bir güçten bahsedeceğiz; o ise "iman gücü" — yani şeksiz şüphesiz inanmanın gücü. Hani Matrix'te kaşığı bükmek için ona yolu gösteren Çinli çocuk ne diyor: "Bükülen kaşık değil, sensin" diye öğretiyor ya; yani o (Neo da) ona inanınca kaşığı büküyor. Yoksa daha önce kaşığın, inanmak ile büküldüğünün farkında değil. Hâlbuki ona inandı ve yine o sage kadın — yani falcı veya kader okuyucu kadın — Neo'ya diyor ki, daha vazo kırılmadan: "Üzülme vazo kırıldı diye, çocuklar tamir eder." diyor. Ve Neo vazoya çarpıp kırıyor; ve sonra diyor ki: "Sana bunu demeseydim de kıracak mıydın?" diyor. Yine bir üst boyut daha bu. Ne peki, kader nedir? Kader elimizde mi acaba, yoksa birileri bizim kaderimizle mi oynuyor? Yani dedik ya, aslan avlanmak zorunda ki yaşasın; ama geyik de avlanmamak için uğraşacak. "Tavşana kaç, tazıya tut" diyen kim o zaman?<br />
<br />
İşte yine iman gücünün tıptaki ismine "plasebo etkisi" demiş bilim adamları. Ve insan hasta iken, eğer ona bir sandoz ya da pudra şekerini hap diye verseler ve "bu senin hastalığını iyi ediyor" deseler — ama ona "bu pudra şekeri" demesinler — ve o hasta "Bu hap iyi gelecek" diye düşündükçe, o pudra şekeri hap, hastalıkla alakası bile olmayan bu ilaç, onu tedavi eder. Buna, beynin kendisini iyi olacağına inandırıp da vücudun iyi olmasına "Plasebo Etkisi" demiş bilim adamları işte. Hâlbuki o ilaç bile değil; onun kendi inancı, safça, körü körüne inanması. O yüzden dinde de şirk haramdır. Yani inandın ise, içine şek, şüphe sokmayacaksın; nitekim şüphe abdesti bile bozar.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hanefî'de ve Mâlikî'de Abdesti Bozan Şüphe Nedir?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hanefî'de, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması gerekir.<br />
<br />
Mâlikî'de, abdest alıp almadığını hatırlamazsa, abdesti yok kabul edilir. Daha sonra abdesti olduğunu hatırlarsa yine abdesti var demektir. Yani abdestli olduğunu unutmak abdesti bozmuş olmaz. Yine Mâlikî'de abdestini bozup bozmadığını kesin olarak bilemiyorsa, şüphe içinde ise yeniden abdest alması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdestli olduğunu unutmak:</span> Abdestli olduğumuzu hep hatırda tutmak mı gerekir? Bir işle meşgul olunca abdestli olduğumuzu da unutuyoruz. Unutunca abdestimiz bozulmuş mu olur?<br />
<br />
Hayır, unutmakla abdest bozulmuş olmaz. Zaten hep hatırda tutmak imkânsızdır.<br />
<br />
Bir kimse, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdestini bozduktan sonra abdest aldığını hatırlamasa, abdest alması gerekir.<br />
<br />
Öyle ki bir kimsede abdestini bozsa fakat "bozmadım" diye bilse, bozmamış gibi namaz kılsa ve vakit çıksa, sonra hatırlasa ki "abdesti bozmuşum" diye — ilk görüş ele alınır ve abdestli olduğu kanaati kabul edilir; ve namaz iade edilmez. Hatta bir kimse onun bozduğunu görse ama o kendisi bozduğunu hatırlamasa ve namaz kılsa, onun namazı sahihtir. Yani sadece şeksiz iman meselesi kardeşim; şek ve şüphe ettin "acaba" dedin — bozuldu; "yok, biliyorum" dedin — bozulmadı. Nitekim namazda da vesvese gelince, "iki mi kıldım, üç mü" diye — ne dedi Muhammed? "Ne hatırlıyorsanız onu kabul edip tamam edin, ve sonra iki secde daha yapıverin" yani sehiv secdesi yapın dedi.<br />
<br />
Bir kimse abdest aldığını biliyor. Aradan saatler geçiyor. Sonra diyor ki "ben abdestimi unuttum." Hanefî ve Mâlikî'de bu kimsenin abdesti var mıdır?<br />
<br />
Abdestli olduğunu unutmak her iki mezhepte de abdesti bozmaz. Yani o kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozmadığını biliyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması Hanefî'de de, Mâlikî'de de abdestine zarar vermez.<br />
<br />
Yine namazda:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdurrahman İbnu Avf (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Biriniz namazında yanılır da bir mi iki mi kıldığını bilemezse, namazını bir üzerine bina etsin; iki mi üç mü kıldığını bilmezse iki üzerine bina etsin; üç mü dört mü kıldığını bilmezse üç üzerine bina etsin; sonra da selam vermezden önce iki (ziyade) secde yapsın.'"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Tirmizî, Salât 291, (398).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdullah İbnu Mâlik İbnu Büheyne (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazının ilk iki rekâtini tamamlamıştı — oturması gerektiği halde oturmadan — kalktı. Namazı bitirince iki (ziyade) secde daha yaptı, ondan sonra selam verdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 1, 5; Ezân 145, 147; Eymân 15; Müslim, Mesâcid 85, (570); Muvatta, Salât 65, (1, 96); Ebû Dâvud, Salât 200, (1034, 1035); Tirmizî, Salât 288, (391); Nesâî, Sehv 21, (3, 19, 20), 28, (3, 34), İftitâh 196, (2, 244); İbnu Mâce, İkâmet 131, (1206).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazın ikinci rekâtında selam verip bitirdi. Zül'yedeyn (radıyallahu anh) kendisine: 'Ey Allah'ın Resûlü, namaz kısaldı mı yoksa unuttunuz mu?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Zül'yedeyn doğru mu söylüyor?' diye sordu. Herkes: 'Evet!' diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm) de iki rekât daha kıldı, sonra selam verdi, sonra tekbir getirip iki secde daha yaptı. Bu iki secde diğer secdelerinin uzunluğunda idi veya biraz daha uzundu. Sonra namazdan kalktı."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 3, 4, 5; Mesâcid 88; Cemâ'at 69; Edeb 45; Haberu'l-Vâhid 1; Müslim, Mesâcid 97, (573); Muvatta, Salât 58, (1, 93); Ebû Dâvud, Salât 195, (1008, 1009, 1010, 1011, 1012); Tirmizî, Salât 289, (394), 292, (399); Nesâî, Sehv 22-23, (3, 20, 26).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Muğîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İmam, yanılarak ikinci rekâtta oturacağı yerde müteakip rekâte kalkmaya teşebbüs eder ve tam doğrulmadan hatırlarsa, hemen otursun. Tam kalkıp doğrulmuşsa artık geri dönüp oturmasın; namazın sonunda sehiv secdesi yapsın.'"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ebû Dâvud, Salât 201, (1036); Tirmizî, Salât 269, (365).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam Mâlik (rahimehullah)'a ulaştığına göre, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):</span><br />
<br />
"Ben de unuturum veya sünnet koymak için unutturulurum" buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Muvatta, Sehv 2, (1, 100).)</span><br />
<br />
Yani öyle olunca işte inanmak — şeksiz şüphesiz inanmak — hastalığı bile iyi ediyor. Yine kanser hastalarının çoğunun uzun yaşamalarının tek sebebi iyi düşünmeleri; ne zaman bunu kaybettiler, umutlarını kaybettiler, "hasta, üstelik" dediler, yıkılıp ölüyorlar. Bu ahir zaman hastalığının tek çaresi de o zaten: İman. Yani kanser, imansızlık hastalığı; onun çaresi ise iman ve inanmak — "inancın gücü", iyiye güzele inanmak, sadece belki de, değil mi?<br />
<br />
Bundan yıllar önce kanserin çaresini yazacağımıza söz vermiştik; artık bu o vaazımıza bir atıf olsun ve cevap olsun. Yani iman ve iman gücü; şeksiz şüphesiz inanmak. Eğer azıcık şüphe ettin, yenildin demektir. Öyle iman ki, şeksiz şüphesiz iman onu yok edebilir belki de.<br />
<br />
Ve yine o Matrix'te Neo'nun kaşığı bükmesi bir nevi vahdet meselesi; yani "Her şey ben, ben ise her şeyin" kuralı, yani vahdet-i vücut kuralına inanmak. Yani yine kaşık kaba kuvvetle değil, beyin gücü ile bükülüyor. Nereden öğrendiler de bunu filme koydular? Çünkü yıllardır Müslümanlar bunu bilir: Hz. Dâvud aleyhisselam demiri elinde hamur edip işlerdi derler de, demiri nasıl işlediğini düşünmezler. Ne ile? İşte Neo'nun kaşığı büktüğü beyin gücü ile demiri hamur ediyordu Hz. Dâvud; yani iman gücü kardeşiiiiiiim.<br />
<br />
Derler ki: Eğer aslan veya kaplan bir çukura düşerse ve eğer öleceğini görürse, korkudan boyunu ve gücünü aşıp çok fazla zıplayarak çukurdan ve tuzaktan kurtulabilir; ama eğer buna inanmazsa kurtulamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımızdan geçen bir nükte:</span><br />
<br />
Biz Avusturya'da iki senelik evliyiz ve hanımı da getirdik Avusturya'ya. Bir ev kiraladım; borçluyum, evim eşyam tam değil, kış vakti sobam yok. Eniştem bir tane gaz yağlı soba verdi; o da etrafını ısıtmıyor. Azıcık gazının ayarını açarsan gazı yiyip yutuyor; gaz parasının hakkından gelemeyeceğiz o vakitler. O zamanlar burada insanlar kullanmadıkları eşyaları, çöp zamanı gelince çöpe atılması için evinin önüne çıkarıyor; oradan lazım olanlar alıp gidiyor, ya da çöpçüler gelip alıp çöpe götürüyor. Ve benim oturduğum köyün yaklaşık 5-7 km kadar uzaktaki bir köye gittim; belediye oradaydı. Ve baktım, evin birisi kapısının önüne odun sobası çıkarmış. Burada odun sobalarının iyisi dökme demirden ve öyle hafiften bir şey değil, çok ağır; iki insan ancak kaldırabilir, hatta üç kişi taşır desek de olur. Kadın olursa üç kadın ancak taşıyabilir belki. Çok ağırlar; kaç kilo bilmiyorum ama ağırlar. Bende zayıf, kasları bile gelişmemiş toy, genç, cılız bir delikanlıyım. Yani öyle olunca o sobaya vardım; alıp geleceğim ama bir yokladım, çok ağır. Orada dışarıda tarlada uğraşan birkaç kişi vardı; "yardım edin de arabaya koyalım" falan dedim, anlatamadım; dilde o kadar yok. Bir de onlar duymazlıktan geldiler. Baktım, oluru yok; kendimi inandırdım: "Ben bunu kaldırırım" dedim. Hani o Çanakkale'deki ağır mermiyi kaldıran asker gibi "Ya Allah, Bismillah" dedim; bir tuttum, sobayı aldığım gibi arabanın arkasına attım. Yani inanç kardeşim; iman ile olmayacak iş yok, velhasıl kelâm. Eve geldim; bu sefer soba indirilecek. O inanç kayboldu; tutuyorsun, inmiyor. Hanımla zor indirdik bu sefer. Yani işte kütle gibi ağır bir sobaydı; aldım attım iman gücü ile, inanç gücü ile.<br />
<br />
Yine Matrix'ten gidiyoruz bu hafta. Morpheus, Neo'yu sanal âleme sokuyor ve orada ona yüksek atlamasını öğretiyor. Morpheus atlıyor, Neo da deniyor; fakat burada sadece inanmak artık yetmiyor — bir üst boyut. Burada ise beyin gücünden de ötesi var. Ne o peki? Dedik ya: Aslan, kaplan ölüm korkusundan çukurdan atlayıp çıkıyor dedik. Ve öyle olunca işte burada pire cibilliyatı devreye giriyor. Aslan ve kedi cinslerinin sırtında gezen pire vardır; bir üst makam, onun üstünde gezer, onun üstüne binmiş yani. Eğer o aslan da piresine binerse, pirenin fikrine girebilirse, boyunun elli yüz katı bile zıplar. İnsan da öyle aynıdır. Yani hani biz yapabilir miyiz? Hani o seviyeye gelmedik ve bir tatbikat olmadı henüz ama Matrix'i gördük, olayı anladık — bir üst makam. Ve pireyi de duyduk, öğrendik. Ve pire nasıl oluyor da boyunun binler katı yükseğe zıplayabiliyor, demek lazım, değil mi? Ne ile zıplıyor? Onu zıplatan, bacaklarının çok güçlü olması mı sizce? Hâlbuki bacakları çöpten bile ince bir bacak; gücü ne olacak? Hayır, bacak kas gücü değil onu zıplatan... İman gücü, yani inanmanın gücü kardeşim. Beynini pire gibi çalıştır, sen de zıplarsın o kadar.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve yine "Funk Uhr" diye bir saat sistemi var. Frankfurt am Main'de bir saat var; o saat bir frekans yolluyor, yani ona biat edenlere, ona bağlananlara funk — telsiz sistemi ile — bir sinyal yolluyor. Zaten ismi de "funkgesteuerten Uhren" deniyor. O, ona biat eden saatlere; ve o saatler ona bağlı olduğu için, o saat kaç derse onlar da aynını gösteriyor.<br />
<br />
İşte bir şeyhe bağlanmak da bu yüzden önemli. Ama gerçek Allah dostu, yani mânâsı ise Allah'ın evliyası olmuş bir şeyhe bağlanmak da böyledir. Ve yukarıdaki ayette buyrulduğu üzere "Onların elinin üstünde, O'nun eli vardır." diyor Rabbimiz. Yani hani Frankfurt'taki ana saat, diğer ona tabi olan saatleri kumanda ediyor ya; "o iki dakika geç olacak" dedi mi iki dakika geç, bir dakika önce derse bir dakika önce... Yani işte şeyhin müridi de o yüzden iradesini, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi şeyhe bırakmış olur. Bunu bazı akılcılar yadırgıyor, "niye?" diye! Hâlbuki işte eğer o Frankfurt'taki ana saate biat eden saat, eğer Frankfurt am Main'deki saatin emrine itaat etmez, o ne söylerse göstermez ise, bozuldu demektir, değil mi? Yani öyle olunca işte bizler her ne kadar cüz'i bir iradeye sahip olsak da, bizler ancak Allah'ın emrettiğini, müsaade buyurduğunu ve onun irade ettiğini yapabiliriz. Yani biat eden, bağlanan saatler Main'deki saate uyar da hareket eder; bizler de Allah'a bağlanır da hareket ederiz gibi bir şey. Kader bahsi de budur. Yani kader Allah'ın takdirindedir. Yani biat edenler, Frankfurt Main'deki gibi göstermekle sorumlu; yoksa başını bir kayaya vuran gezegenler, asteroitler gibi olurlar. Eğer bir gezegen güneşine uyduysa, güneş onu çekimi ile rayında yüzdürür. Ne zaman onun çekiminden koptu, başını bir kayaya çarptığı vakittir; yahut parçalanması an meselesidir. Yani öyle olunca "Allah adamlarının elinin üstünde de Allah'ın eli vardır" kuralı da budur. Ve öyle olunca bu illuminatlar da işte bunu çözdüler ve beyin ile yönetme işine girdiler; ve herkesin beynini gönderdikleri frekans ve sinyallerle oynuyorlar. Nasıl o Frankfurt Main'deki saatin öyle 5000 voltluk elektrik hattı döşemesine gerek kalmadan bir funk telsiz sinyali yollaması yetiyor ise — yani sadece bir funk, yani bir sinyal yolluyor da ona biat edenler kendi isteği ile ona uyarsa, o saat kaç derse onlar da saat o diye gösterirler — ve öyle olunca kâinat, Allah'ın suretinde ve insan prototip; biat eden saatler gibiyiz biz. Yüce Yaradan, o esas vücut ne söyler, ne murad ederse bizler ancak onu yapabilir, gösterebiliriz. Ve onun peygamberleri, evliyaları, dostları — yani evliya, dost demektir; yani Allah dostları vardır — onlar da işte telefonun çekmesi için her şehre sinyali alabilecek antenler kurulması gibi, onlar da Allah'ın muradını bize öğreten, gösteren, uygulamalı tatbik ile gösteren ara antenler gibidirler. İşte beyinleri de böyle cüz'i miktardaki bir sinyal frekansı ile bu illuminatlar artık dünyayı yönetir oldular. Ama insanları orada katil yapıyorlar, burada hırsız, şurada zinakâr — bunlar ile Allah ile savaşmaya çalışıyorlar. Hâlbuki başlarını bir kayaya vurmaları an meselesi. Ve dünyada yeni bir dünya savaşı çıkarmak gayeleri; ve öyle olunca buna yer hazırlıyorlar. Ve bu, onların da bir üst akılca yönetildiğini gösteriyor. Çünkü savaş, kargaşa ve insanların ölmesi ve kıyamet ve insanlığın sonunun gelmesi insanlara zarar verir; oysaki dünyalı olmayanlar bu insanlığın yok olmasından nemalanır. İnsanlık yok olursa ve dünyaya konarlarsa, yaşanabilen bir gezegene sahip olurlar. Ey insanlık, akıllan artık; başını belaya sokma. Yani bil ki <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">bu Deccal'ın frekans silahını, kıramadığımız müddetçe, müminler de insanlık da tehlikede ve yenik düşecektir.</span><br />
<br />
<span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">Ve Kur'an ve zikir bunun tek çaresi.</span> Ve biz Raşidî Tarikatı'nı kurduk ve insanlara zikir evradımızı öğretiyoruz. Ve öyle ki, işte bize biat etmeniz, yine Frankfurt Main'deki saate bağlanmak gibidir. Biz size öğrettik; ve biz zikir çekmeye başlayınca, biat edenler de gönlü ile bize bağlanan, bağlantı kuranlar da bizim zikrimizden nasiplenip birden "aman, bu zikir treni yürüdü" haberdar olup, onun da zikire başlaması gerektiğini hissedecekler, dedik. Deneyin, göreceksiniz bunu. Yani biat kültürü bu ilmin başıdır zaten. Önden çekişli bir arabada arka tekerleğe motor bağlı değildir; ön tekerlekler motora bağlıdır. Ve motor ön tekeri döndürünce, arka tekerlek de ona tabi olarak otomatikmen dönmek durumunda kalır. Yani o ön teker yürüyünce, arka teker de yürümüş olur. Sizler ey Mehdi askerleri, bağınızı koparmayın; siz bağlanın, sürünün sahibi çekecektir inşallah bu treni. Menzil neresi deyince, menzilimiz, hedefimiz Rabbimiz. Neresi olacak? Hak'tan geldik, Hak'a doğru yolumuz; Hakka, hakikate, iyiye ve güzelliğe doğru inşallah.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 20 Aralık 2016 Salı<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Türk'ün Aklı Neden Ya Kaçarken, Ya da... Gelir</span></span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 20 Aralık 2016 Vaazı)</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh, yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsihî, ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu'tîhi ecran azîmâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde — Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan — Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim ahdini bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar. Ve kim de Allah'a olan ahitlerine vefa ederse, o zaman ona en büyük mükâfat verilecektir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Fetih Sûresi 10. ayet</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span><br />
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِي قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًا بُورًا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mu'minûne ilâ ehlîhim ebeden ve zuyyine zâlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev'i ve kuntum kavmen bûrâ.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamber'in ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Fetih Sûresi 12. ayet</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ebû Sa'îdi'l-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Biriniz namazında, iki mi kıldım, üç mü kıldım diye şekke düşerse, şekki atsın, yakîn kesbettiği hususu esas alsın; sonra da selam vermezden önce iki secdede bulunsun. Eğer (bu kıldığı ile) beş rekât kılmışsa namazını onunla (sehiv secdesiyle) çift yapmış olur. Dördü tam kılmış idiyse, o iki secdesi, şeytanın burnunu sürtme olur."</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Müslim, Mesâcid 88, (571); Muvatta, Salât 62, (1, 95); Ebû Dâvud, Salât 197, (1024, 1026, 1027, 1029); Tirmizî, Salât 291, (396); Nesâî, Sehv 24, (3, 27); İbnu Mâce, İkâmet 132, (1210); 133, (1212).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdullah İbnu Mâlik İbnu Büheyne (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazının ilk iki rekâtini tamamlamıştı — oturması gerektiği halde oturmadan — kalktı. Namazı bitirince iki (ziyade) secde daha yaptı, ondan sonra selam verdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 1, 5; Ezân 145, 147; Eymân 15; Müslim, Mesâcid 85, (570); Muvatta, Salât 65, (1, 96); Ebû Dâvud, Salât 200, (1034, 1035); Tirmizî, Salât 288, (391); Nesâî, Sehv 21, (3, 19, 20), 28, (3, 34), İftitâh 196, (2, 244); İbnu Mâce, İkâmet 131, (1206).)</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Cennet Kime Göre Cennet, Cehennem Kime Göre Cehennem?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Cennetlik kime göre cennetlik, cehennemlik kime göre cehennemlik? İyi kime göre iyi, kötü kime göre kötü? Kötü nedir, iyi nedir?<br />
<br />
Mesela biz aslan, kaplan olarak doğsaydık, yaşamak için öldürecektik; ve biz öldürünce kimse bize "katil aslan" sıfatı yüklemeyecekti ve "yaşamak için öldürmesi şart" diyecekti. O zaman bize göre öldürmek helâl olacaktı; yeteri kadar öldürüp beslenmek helâl olacaktı. O zaman öldürmek sana göre haram olabilir ama aslana, kaplana helâl kardeşim. Öyleyse kime göre iyi, kime göre kötü? Aslan kime göre iyi? Aslan geyiğe göre kötü, zalim bir hayvan; çünkü yakalanınca onu öldürecek. Oysaki yukarıdan bakan insan biliyor ki, onun yaşamak için avlanması lazım, değil mi? O zaman iyi kim, kötü kim? Cehennemlik amel ne, kötü amel ne? Kim cehennemlik, kim cennetlik? Cennet neresi, cehennem neresi?<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Türk'ün Aklı Neden Ya Kaçarken, Ya da...</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Kaçarken aklı başına gelen Türk" — neden kaçarken aklı başına gelir? Ceddimiz, kaçarken bile abdest alıp da kaçan o kişi varken... Bağırsaklarda son düzeyler vardır; son kalıntı iyileri kontrol edenler. Yani "Türk" demek işte onlardan biri; son kalan iyilerden veya o iyileri kontrol edenlerden. Yani Türk'ün aklı ya kaçarken ya da (başlıktaki diğer hâl) gelir kuralı. Yani onların babası "Ra"dan kalma firavunun babası kim, öğrenmiş olduk. Kim peki? Kim olacak, tabii ki o! Firavun iki bin veya üç bin sene önce yaşadı; "hadi canım" diyeceksiniz. Firavunun babası o kişi; oysa o daha dün yaşadı. Yani aklı (başlıktaki hâl) gelirken başına gelen, denizlerin başına göçeceğini görünce "ben inandım" diyen Firavun; yani aklı o esnada gelen düşüncesiz. Hz. Musa ise kaçarken aklı başına gelen; "nereye kaçıyorsun, önünde deniz var, nereye kaçtığını da bilmiyor garibim."<br />
<br />
Haydi, insan tesadüfen olduysa ve evrim ile geliştiyse, onun bağırsaklarına bu son kontrol memurlarını koyan kim? Yani şu devlet niye 2000 sene önce kurulmadı da ahir zamanda, sondan bir önce, kıyametten az önce kuruldu? Daha 1920'lerde kuruldu. Yani işte son iyileri kontrol edecek, onları kurtaracak olan grup demek; "Türk" demek yani son iyilerin kurtarıcısı olan grup. Bağırsak düzeyleri gibi; kıyametten önceki, kötü yola gitmeden önceki son durak; son iyilerin toplandığı yer.<br />
<br />
Haydi, insan evrim ile oldu ve tesadüf eseri bir varlık diyelim. Peki insanın ihtiyacı olan C vitaminini kış vakti alması için o portakal, mandalina, limon denen ağacı yaratıp, onun meyvelerini de kışa yakın hazırlayan Allah da mı tesadüf? Bunlar da mı tesadüf eseri var oldu? Ve hem de kış vakti yememiz için, hasta olmamamız için ayarlandı. Haydi, turunç denen meyveyi bozdular da mandalina oldu der isek bile, onun babası turunca bu özelliği ve vakti kim verdi? Neden C vitamini koydu onun içine ve neden kış — hiç düşünmek yok mu?<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İMAN GÜCÜ NEDİR?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Geçen haftalarda anlattık: "Sözün gücü" var diye ve Japon bilim adamının su deneyinden bahsettik; bunun ispatı olduğunu ve bu yüzden zikrin büyük bir gücü olduğundan bahsettik.<br />
<br />
Bu hafta ise yine başka bir güçten bahsedeceğiz; o ise "iman gücü" — yani şeksiz şüphesiz inanmanın gücü. Hani Matrix'te kaşığı bükmek için ona yolu gösteren Çinli çocuk ne diyor: "Bükülen kaşık değil, sensin" diye öğretiyor ya; yani o (Neo da) ona inanınca kaşığı büküyor. Yoksa daha önce kaşığın, inanmak ile büküldüğünün farkında değil. Hâlbuki ona inandı ve yine o sage kadın — yani falcı veya kader okuyucu kadın — Neo'ya diyor ki, daha vazo kırılmadan: "Üzülme vazo kırıldı diye, çocuklar tamir eder." diyor. Ve Neo vazoya çarpıp kırıyor; ve sonra diyor ki: "Sana bunu demeseydim de kıracak mıydın?" diyor. Yine bir üst boyut daha bu. Ne peki, kader nedir? Kader elimizde mi acaba, yoksa birileri bizim kaderimizle mi oynuyor? Yani dedik ya, aslan avlanmak zorunda ki yaşasın; ama geyik de avlanmamak için uğraşacak. "Tavşana kaç, tazıya tut" diyen kim o zaman?<br />
<br />
İşte yine iman gücünün tıptaki ismine "plasebo etkisi" demiş bilim adamları. Ve insan hasta iken, eğer ona bir sandoz ya da pudra şekerini hap diye verseler ve "bu senin hastalığını iyi ediyor" deseler — ama ona "bu pudra şekeri" demesinler — ve o hasta "Bu hap iyi gelecek" diye düşündükçe, o pudra şekeri hap, hastalıkla alakası bile olmayan bu ilaç, onu tedavi eder. Buna, beynin kendisini iyi olacağına inandırıp da vücudun iyi olmasına "Plasebo Etkisi" demiş bilim adamları işte. Hâlbuki o ilaç bile değil; onun kendi inancı, safça, körü körüne inanması. O yüzden dinde de şirk haramdır. Yani inandın ise, içine şek, şüphe sokmayacaksın; nitekim şüphe abdesti bile bozar.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Hanefî'de ve Mâlikî'de Abdesti Bozan Şüphe Nedir?</span></span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Hanefî'de, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdesti bozulduğunu bilip sonra abdest aldığında şüphe ederse, abdest alması gerekir.<br />
<br />
Mâlikî'de, abdest alıp almadığını hatırlamazsa, abdesti yok kabul edilir. Daha sonra abdesti olduğunu hatırlarsa yine abdesti var demektir. Yani abdestli olduğunu unutmak abdesti bozmuş olmaz. Yine Mâlikî'de abdestini bozup bozmadığını kesin olarak bilemiyorsa, şüphe içinde ise yeniden abdest alması gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdestli olduğunu unutmak:</span> Abdestli olduğumuzu hep hatırda tutmak mı gerekir? Bir işle meşgul olunca abdestli olduğumuzu da unutuyoruz. Unutunca abdestimiz bozulmuş mu olur?<br />
<br />
Hayır, unutmakla abdest bozulmuş olmaz. Zaten hep hatırda tutmak imkânsızdır.<br />
<br />
Bir kimse, abdest aldığını bilip sonra bozulduğunda şüphe ederse, abdesti var kabul edilir. Abdestini bozduktan sonra abdest aldığını hatırlamasa, abdest alması gerekir.<br />
<br />
Öyle ki bir kimsede abdestini bozsa fakat "bozmadım" diye bilse, bozmamış gibi namaz kılsa ve vakit çıksa, sonra hatırlasa ki "abdesti bozmuşum" diye — ilk görüş ele alınır ve abdestli olduğu kanaati kabul edilir; ve namaz iade edilmez. Hatta bir kimse onun bozduğunu görse ama o kendisi bozduğunu hatırlamasa ve namaz kılsa, onun namazı sahihtir. Yani sadece şeksiz iman meselesi kardeşim; şek ve şüphe ettin "acaba" dedin — bozuldu; "yok, biliyorum" dedin — bozulmadı. Nitekim namazda da vesvese gelince, "iki mi kıldım, üç mü" diye — ne dedi Muhammed? "Ne hatırlıyorsanız onu kabul edip tamam edin, ve sonra iki secde daha yapıverin" yani sehiv secdesi yapın dedi.<br />
<br />
Bir kimse abdest aldığını biliyor. Aradan saatler geçiyor. Sonra diyor ki "ben abdestimi unuttum." Hanefî ve Mâlikî'de bu kimsenin abdesti var mıdır?<br />
<br />
Abdestli olduğunu unutmak her iki mezhepte de abdesti bozmaz. Yani o kimse abdest aldığını hatırlıyorsa ve abdestini bozmadığını biliyorsa, abdestli olduğunu unutmuş olması Hanefî'de de, Mâlikî'de de abdestine zarar vermez.<br />
<br />
Yine namazda:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdurrahman İbnu Avf (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'Biriniz namazında yanılır da bir mi iki mi kıldığını bilemezse, namazını bir üzerine bina etsin; iki mi üç mü kıldığını bilmezse iki üzerine bina etsin; üç mü dört mü kıldığını bilmezse üç üzerine bina etsin; sonra da selam vermezden önce iki (ziyade) secde yapsın.'"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Tirmizî, Salât 291, (398).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Abdullah İbnu Mâlik İbnu Büheyne (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) öğle namazının ilk iki rekâtini tamamlamıştı — oturması gerektiği halde oturmadan — kalktı. Namazı bitirince iki (ziyade) secde daha yaptı, ondan sonra selam verdi."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 1, 5; Ezân 145, 147; Eymân 15; Müslim, Mesâcid 85, (570); Muvatta, Salât 65, (1, 96); Ebû Dâvud, Salât 200, (1034, 1035); Tirmizî, Salât 288, (391); Nesâî, Sehv 21, (3, 19, 20), 28, (3, 34), İftitâh 196, (2, 244); İbnu Mâce, İkâmet 131, (1206).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) namazın ikinci rekâtında selam verip bitirdi. Zül'yedeyn (radıyallahu anh) kendisine: 'Ey Allah'ın Resûlü, namaz kısaldı mı yoksa unuttunuz mu?' diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: 'Zül'yedeyn doğru mu söylüyor?' diye sordu. Herkes: 'Evet!' diye cevap verdi. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm) de iki rekât daha kıldı, sonra selam verdi, sonra tekbir getirip iki secde daha yaptı. Bu iki secde diğer secdelerinin uzunluğunda idi veya biraz daha uzundu. Sonra namazdan kalktı."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Sehv 3, 4, 5; Mesâcid 88; Cemâ'at 69; Edeb 45; Haberu'l-Vâhid 1; Müslim, Mesâcid 97, (573); Muvatta, Salât 58, (1, 93); Ebû Dâvud, Salât 195, (1008, 1009, 1010, 1011, 1012); Tirmizî, Salât 289, (394), 292, (399); Nesâî, Sehv 22-23, (3, 20, 26).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Muğîre İbnu Şu'be (radıyallahu anh) anlatıyor:</span><br />
<br />
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 'İmam, yanılarak ikinci rekâtta oturacağı yerde müteakip rekâte kalkmaya teşebbüs eder ve tam doğrulmadan hatırlarsa, hemen otursun. Tam kalkıp doğrulmuşsa artık geri dönüp oturmasın; namazın sonunda sehiv secdesi yapsın.'"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Ebû Dâvud, Salât 201, (1036); Tirmizî, Salât 269, (365).)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">İmam Mâlik (rahimehullah)'a ulaştığına göre, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):</span><br />
<br />
"Ben de unuturum veya sünnet koymak için unutturulurum" buyurmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Muvatta, Sehv 2, (1, 100).)</span><br />
<br />
Yani öyle olunca işte inanmak — şeksiz şüphesiz inanmak — hastalığı bile iyi ediyor. Yine kanser hastalarının çoğunun uzun yaşamalarının tek sebebi iyi düşünmeleri; ne zaman bunu kaybettiler, umutlarını kaybettiler, "hasta, üstelik" dediler, yıkılıp ölüyorlar. Bu ahir zaman hastalığının tek çaresi de o zaten: İman. Yani kanser, imansızlık hastalığı; onun çaresi ise iman ve inanmak — "inancın gücü", iyiye güzele inanmak, sadece belki de, değil mi?<br />
<br />
Bundan yıllar önce kanserin çaresini yazacağımıza söz vermiştik; artık bu o vaazımıza bir atıf olsun ve cevap olsun. Yani iman ve iman gücü; şeksiz şüphesiz inanmak. Eğer azıcık şüphe ettin, yenildin demektir. Öyle iman ki, şeksiz şüphesiz iman onu yok edebilir belki de.<br />
<br />
Ve yine o Matrix'te Neo'nun kaşığı bükmesi bir nevi vahdet meselesi; yani "Her şey ben, ben ise her şeyin" kuralı, yani vahdet-i vücut kuralına inanmak. Yani yine kaşık kaba kuvvetle değil, beyin gücü ile bükülüyor. Nereden öğrendiler de bunu filme koydular? Çünkü yıllardır Müslümanlar bunu bilir: Hz. Dâvud aleyhisselam demiri elinde hamur edip işlerdi derler de, demiri nasıl işlediğini düşünmezler. Ne ile? İşte Neo'nun kaşığı büktüğü beyin gücü ile demiri hamur ediyordu Hz. Dâvud; yani iman gücü kardeşiiiiiiim.<br />
<br />
Derler ki: Eğer aslan veya kaplan bir çukura düşerse ve eğer öleceğini görürse, korkudan boyunu ve gücünü aşıp çok fazla zıplayarak çukurdan ve tuzaktan kurtulabilir; ama eğer buna inanmazsa kurtulamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımızdan geçen bir nükte:</span><br />
<br />
Biz Avusturya'da iki senelik evliyiz ve hanımı da getirdik Avusturya'ya. Bir ev kiraladım; borçluyum, evim eşyam tam değil, kış vakti sobam yok. Eniştem bir tane gaz yağlı soba verdi; o da etrafını ısıtmıyor. Azıcık gazının ayarını açarsan gazı yiyip yutuyor; gaz parasının hakkından gelemeyeceğiz o vakitler. O zamanlar burada insanlar kullanmadıkları eşyaları, çöp zamanı gelince çöpe atılması için evinin önüne çıkarıyor; oradan lazım olanlar alıp gidiyor, ya da çöpçüler gelip alıp çöpe götürüyor. Ve benim oturduğum köyün yaklaşık 5-7 km kadar uzaktaki bir köye gittim; belediye oradaydı. Ve baktım, evin birisi kapısının önüne odun sobası çıkarmış. Burada odun sobalarının iyisi dökme demirden ve öyle hafiften bir şey değil, çok ağır; iki insan ancak kaldırabilir, hatta üç kişi taşır desek de olur. Kadın olursa üç kadın ancak taşıyabilir belki. Çok ağırlar; kaç kilo bilmiyorum ama ağırlar. Bende zayıf, kasları bile gelişmemiş toy, genç, cılız bir delikanlıyım. Yani öyle olunca o sobaya vardım; alıp geleceğim ama bir yokladım, çok ağır. Orada dışarıda tarlada uğraşan birkaç kişi vardı; "yardım edin de arabaya koyalım" falan dedim, anlatamadım; dilde o kadar yok. Bir de onlar duymazlıktan geldiler. Baktım, oluru yok; kendimi inandırdım: "Ben bunu kaldırırım" dedim. Hani o Çanakkale'deki ağır mermiyi kaldıran asker gibi "Ya Allah, Bismillah" dedim; bir tuttum, sobayı aldığım gibi arabanın arkasına attım. Yani inanç kardeşim; iman ile olmayacak iş yok, velhasıl kelâm. Eve geldim; bu sefer soba indirilecek. O inanç kayboldu; tutuyorsun, inmiyor. Hanımla zor indirdik bu sefer. Yani işte kütle gibi ağır bir sobaydı; aldım attım iman gücü ile, inanç gücü ile.<br />
<br />
Yine Matrix'ten gidiyoruz bu hafta. Morpheus, Neo'yu sanal âleme sokuyor ve orada ona yüksek atlamasını öğretiyor. Morpheus atlıyor, Neo da deniyor; fakat burada sadece inanmak artık yetmiyor — bir üst boyut. Burada ise beyin gücünden de ötesi var. Ne o peki? Dedik ya: Aslan, kaplan ölüm korkusundan çukurdan atlayıp çıkıyor dedik. Ve öyle olunca işte burada pire cibilliyatı devreye giriyor. Aslan ve kedi cinslerinin sırtında gezen pire vardır; bir üst makam, onun üstünde gezer, onun üstüne binmiş yani. Eğer o aslan da piresine binerse, pirenin fikrine girebilirse, boyunun elli yüz katı bile zıplar. İnsan da öyle aynıdır. Yani hani biz yapabilir miyiz? Hani o seviyeye gelmedik ve bir tatbikat olmadı henüz ama Matrix'i gördük, olayı anladık — bir üst makam. Ve pireyi de duyduk, öğrendik. Ve pire nasıl oluyor da boyunun binler katı yükseğe zıplayabiliyor, demek lazım, değil mi? Ne ile zıplıyor? Onu zıplatan, bacaklarının çok güçlü olması mı sizce? Hâlbuki bacakları çöpten bile ince bir bacak; gücü ne olacak? Hayır, bacak kas gücü değil onu zıplatan... İman gücü, yani inanmanın gücü kardeşim. Beynini pire gibi çalıştır, sen de zıplarsın o kadar.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Ve yine "Funk Uhr" diye bir saat sistemi var. Frankfurt am Main'de bir saat var; o saat bir frekans yolluyor, yani ona biat edenlere, ona bağlananlara funk — telsiz sistemi ile — bir sinyal yolluyor. Zaten ismi de "funkgesteuerten Uhren" deniyor. O, ona biat eden saatlere; ve o saatler ona bağlı olduğu için, o saat kaç derse onlar da aynını gösteriyor.<br />
<br />
İşte bir şeyhe bağlanmak da bu yüzden önemli. Ama gerçek Allah dostu, yani mânâsı ise Allah'ın evliyası olmuş bir şeyhe bağlanmak da böyledir. Ve yukarıdaki ayette buyrulduğu üzere "Onların elinin üstünde, O'nun eli vardır." diyor Rabbimiz. Yani hani Frankfurt'taki ana saat, diğer ona tabi olan saatleri kumanda ediyor ya; "o iki dakika geç olacak" dedi mi iki dakika geç, bir dakika önce derse bir dakika önce... Yani işte şeyhin müridi de o yüzden iradesini, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi şeyhe bırakmış olur. Bunu bazı akılcılar yadırgıyor, "niye?" diye! Hâlbuki işte eğer o Frankfurt'taki ana saate biat eden saat, eğer Frankfurt am Main'deki saatin emrine itaat etmez, o ne söylerse göstermez ise, bozuldu demektir, değil mi? Yani öyle olunca işte bizler her ne kadar cüz'i bir iradeye sahip olsak da, bizler ancak Allah'ın emrettiğini, müsaade buyurduğunu ve onun irade ettiğini yapabiliriz. Yani biat eden, bağlanan saatler Main'deki saate uyar da hareket eder; bizler de Allah'a bağlanır da hareket ederiz gibi bir şey. Kader bahsi de budur. Yani kader Allah'ın takdirindedir. Yani biat edenler, Frankfurt Main'deki gibi göstermekle sorumlu; yoksa başını bir kayaya vuran gezegenler, asteroitler gibi olurlar. Eğer bir gezegen güneşine uyduysa, güneş onu çekimi ile rayında yüzdürür. Ne zaman onun çekiminden koptu, başını bir kayaya çarptığı vakittir; yahut parçalanması an meselesidir. Yani öyle olunca "Allah adamlarının elinin üstünde de Allah'ın eli vardır" kuralı da budur. Ve öyle olunca bu illuminatlar da işte bunu çözdüler ve beyin ile yönetme işine girdiler; ve herkesin beynini gönderdikleri frekans ve sinyallerle oynuyorlar. Nasıl o Frankfurt Main'deki saatin öyle 5000 voltluk elektrik hattı döşemesine gerek kalmadan bir funk telsiz sinyali yollaması yetiyor ise — yani sadece bir funk, yani bir sinyal yolluyor da ona biat edenler kendi isteği ile ona uyarsa, o saat kaç derse onlar da saat o diye gösterirler — ve öyle olunca kâinat, Allah'ın suretinde ve insan prototip; biat eden saatler gibiyiz biz. Yüce Yaradan, o esas vücut ne söyler, ne murad ederse bizler ancak onu yapabilir, gösterebiliriz. Ve onun peygamberleri, evliyaları, dostları — yani evliya, dost demektir; yani Allah dostları vardır — onlar da işte telefonun çekmesi için her şehre sinyali alabilecek antenler kurulması gibi, onlar da Allah'ın muradını bize öğreten, gösteren, uygulamalı tatbik ile gösteren ara antenler gibidirler. İşte beyinleri de böyle cüz'i miktardaki bir sinyal frekansı ile bu illuminatlar artık dünyayı yönetir oldular. Ama insanları orada katil yapıyorlar, burada hırsız, şurada zinakâr — bunlar ile Allah ile savaşmaya çalışıyorlar. Hâlbuki başlarını bir kayaya vurmaları an meselesi. Ve dünyada yeni bir dünya savaşı çıkarmak gayeleri; ve öyle olunca buna yer hazırlıyorlar. Ve bu, onların da bir üst akılca yönetildiğini gösteriyor. Çünkü savaş, kargaşa ve insanların ölmesi ve kıyamet ve insanlığın sonunun gelmesi insanlara zarar verir; oysaki dünyalı olmayanlar bu insanlığın yok olmasından nemalanır. İnsanlık yok olursa ve dünyaya konarlarsa, yaşanabilen bir gezegene sahip olurlar. Ey insanlık, akıllan artık; başını belaya sokma. Yani bil ki <span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">bu Deccal'ın frekans silahını, kıramadığımız müddetçe, müminler de insanlık da tehlikede ve yenik düşecektir.</span><br />
<br />
<span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">Ve Kur'an ve zikir bunun tek çaresi.</span> Ve biz Raşidî Tarikatı'nı kurduk ve insanlara zikir evradımızı öğretiyoruz. Ve öyle ki, işte bize biat etmeniz, yine Frankfurt Main'deki saate bağlanmak gibidir. Biz size öğrettik; ve biz zikir çekmeye başlayınca, biat edenler de gönlü ile bize bağlanan, bağlantı kuranlar da bizim zikrimizden nasiplenip birden "aman, bu zikir treni yürüdü" haberdar olup, onun da zikire başlaması gerektiğini hissedecekler, dedik. Deneyin, göreceksiniz bunu. Yani biat kültürü bu ilmin başıdır zaten. Önden çekişli bir arabada arka tekerleğe motor bağlı değildir; ön tekerlekler motora bağlıdır. Ve motor ön tekeri döndürünce, arka tekerlek de ona tabi olarak otomatikmen dönmek durumunda kalır. Yani o ön teker yürüyünce, arka teker de yürümüş olur. Sizler ey Mehdi askerleri, bağınızı koparmayın; siz bağlanın, sürünün sahibi çekecektir inşallah bu treni. Menzil neresi deyince, menzilimiz, hedefimiz Rabbimiz. Neresi olacak? Hak'tan geldik, Hak'a doğru yolumuz; Hakka, hakikate, iyiye ve güzelliğe doğru inşallah.<br />
<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
<br />
Schrems, 20 Aralık 2016 Salı<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mutmain makamina, allahi zikir ile cikabilir insan (Kar©glanin 30 Aralık 2016 Vaazi)]]></title>
			<link>/showthread.php?tid=35041</link>
			<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 11:16:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">/showthread.php?tid=35041</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Eğer Kalpler Ancak Zikir ile Tatmin Oluyorsa...</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mutmain Nefis Makamına Ancak Allah'ı Zikir ile Çıkılır</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 30 Aralık 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 28. ayetten pasaj</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb</span> — Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur.<br />
<br />
Eğer kalpler ancak zikir ile tatmin oluyorsa, o zaman mutmain — yani tatmin olmuş, doygun — nefis makamına ancak zikir ile, Allah'ı zikir ile çıkabilir insan demektir.<br />
<br />
Muhammed kelimesinde ses yükseltilmez; yükseltilemez.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyühâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba'dıkum li ba'dın en tahbeta a'mâlukum ve entum lâ teş'urûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Hucurât Sûresi 2. ayet</span><br />
<br />
Allah, "Muhammed" kelimesine öyle bir sır koymuş ki; "Muuuuuu" diye okusan sesi yükseltemezsin, "muhaaaaa" diye okusan yine olmaz, yükselmez. "Muhammmmmm" desen yine yükselmez, "muhammeeeeee" desen yine olmaz, "muhammeddddd" desen yine yükselmez. Piramitteki üst-alt ilişkisi gibidir: Allah en üstte, Muhammed ondan altta ve o her zaman bir alt perdeden okunur. Öyle olunca bizler — Muhammed ümmeti isek — onun da altında olanlarız ve bizlerin, Muhammed'in tonunu geçmemiz yasaklanmıştır; nerede Muhammed'in olduğu yerde. Peki bu bir ayet ise, bu sadece onun vaktindeki insanlar için olan bir ayet olamaz; ayetler evrenseldir. Öyle olunca Muhammed kelimesi geçen yerlerde onun tonunun üstüne çıkmak yasaktır gibi bir durum ortaya çıkar. Yani perde farkı; onun perdesini koyup geçmemek — tıpkı Pascal Piramidi'nde olduğu gibi.<br />
<br />
---<br />
<br />
Bugün, internetin altı yaşındaki çocuğun eline kadar düştüğü bir çağda; resim ararken, bilmem şarkı ararken, komik video ararken birden çıplak bir resme, sonra onu açınca binlerce çıplak resme, videoya varan bir sistem var iken... Dün bir dergiyi alıp da bir kadının mayolu resmine bakmak bile bir bütçe gerektirirken, bugün çoğunun elindeki cep internetinde bile her an bedava hizmet hâlinde duruyor bunlar. Ve buna rastlamamak mümkün değilken; herkesin o tür görüntüleri gördüğü, "nedir, ne değildir"i canlı canlı gördüğü bir çağda, hâlâ milleti leylek masalları ile kandırmak akılsızlıktır. Evet, edep — edep biraz ama... Âliminden câhiline herkesin evine giren bu internette o tür görüntüleri seyretmeyen kalmamışken, beni "bakmış" diye günah keçisi ilan eden düşüncesizin ta... <br />
<br />
Daha dün "âlim" diyen biri vaaz ediyordu; Nakşî bir âlim. Rüyasında gördüklerine inanıp da "ben gazete okudum da, bilmem her gün girdiğim kapılarım vardı; gazete okumam yüzünden bugün yok" diye, rüyasındaki kapılara inanan âlimlerin babaları; TV kanalı, internet sayfası açmışken; dün "TV, gazete memnu, yasak" derken, bugün bu mecraya şeyhleri, babaları bile girmişken... Bu kanalların ve sayfaların admini olan bu adamlar hiç mi Google'da resim aramadı? Resim sayfasında ilgi çekici bir görüntü hep çıkıyor. Öyle olunca şeytan da dürterse, fıstıklarsa, oradan oraya, oradan binlercesinin olduğu sayfaya varmak mümkün. Dün paralı, açık saçık dansöz karıların göbek dansına gitmek için para ödeyen — hem de ne için? Kadın mayolu dans edecek de ona bakacağız diye para öderken... Asker olup da aç açık bakmayan var mı? Yine dün para ile iken, hem bedava hem de bugün sadece baldırına bacağına değil, girip çıkışına bakabiliyor kardeşim.<br />
<br />
Öyle olunca herkes bu hâle bulaşmışken, beni günah keçisi ilan edecek ve eden "âlim"in aklına sıçan ben. Tamam, siz gözlerinizi yumun, kafanızı kuma gömün — onları görmemek için kardeşim. Ben yummuyorum; görünce, ihtiyaç olunca bazen açıp bakıyorum bile.<br />
<br />
Herkes bamya, sümüklü bamya sevecek diye bir şey yok; bazısı sevmeyebilir. Sen sevmiyorsun diye sümüklü bamyayı inkâr edemezsin, anladın mı düşüncesiz? Sen seyretmiyorsun diye bu filmleri internete silemezsin. Hatta ben, şu, bu, o, biz sadece seyrederken, bazıları bunları, bu fiilleri yapıyor; ve filmini çeken, yapan birileri bile var. Bir dükkânda, markette olmaz ki; her şey vardır ama sen senin ihtiyacın olanı alırsın, ve parana göre alırsın. Bu dükkân — ahir zaman dükkânında — iyisi de var, senin kötü sandıkların da var. İstersen alırsın, istemezsen gözünü yumarsın. Kafanı kuma gömmekle bir şey olmaz, sorun çözülmez; sadece sen görmezsin etrafını. Hâlbuki altı yaşındaki çocuk da gördü bunları artık — anladın mı?<br />
<br />
Allah elmayı bir kerede yaratmış; yani "vay, yanlış olmuş, silende kanadını düzelten, bilmem sapı olmamış, yeniden düzelten" diye bir şey yok. Yani keçi bir kerede, koyun öyle, armut öyle, dünya öyle, Jüpiter öyle... Ama düşüncesizler diyor ki: "Anunnakiler" denen tanrılar uzaydan dünyaya geldiler ve insanı yaratmadan önce geni hayvanla karıştırmışlar da at-insan, balık-insan falan filan meydana gelmiş; ve en son denemede insanı bulup Âdem'i onlar yaratmış diye, şeytan aklıyla fikir üretiyorlar. Lan düşüncesiz, at-insanı insanla karıştırdı diyelim; yani bir at varmış, bir de insan varmış da, bu akılsızlar karıştırıp genle oynamış demek olur o sadece; o yüzden de helâk olmuşlar demek olur. O kıtanın helâk oluşu yani. Karıştırdı derken — atı yaratan kim? At orijinal değil mi, düşüncesiz? Atı kim yarattı, elmayı kim yarattı? Elmada bir yanlışlık var mı; sapı eksik, çekirdeği eksik diye bir şey var mı? Deneme-yanılma var mı? Yine atın yaratılışında bir bozukluk var mı, bir eksiklik var mı, düşüncesiz? Zaten o batan ümmetlerin batma sebeplerinden biri de bu sapıtmalar işte: Allah'tan başkalarına tapınma ve o düşüncesizlerin tanrılık ve Allahlık iddiaları yüzünden. Herhalde bu yüzyılda yine başımıza gelecekler var ki, yine bu düşüncesiz varlıklar, bazılarına öyle fıstıklar sokuyor, tanrı icat ettiriyor bunlara.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NOEL KUTLAMAK CAİZ MİDİR?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Noel meselesi... "Noel kutlanmaz" diyen câhil dinci, câhil sofu; sen Muhammed'in doğum gününü kutluyorsun, oluyor da İsa da bunların peygamberi, onlar da Noel'de onun doğum gününü kutlarlar. Onların bayramı Aralık'ın 24 veya 27'sidir — iki ayrı görüşe göre. Kadınlar günü, köpekler günü, sakatlar günü varken... Bugün Hz. Âdem'in doğumunu bilsek, onu da kutlarız. Bilmem ne günleri kutlanıyor da Hz. Âdem'inki, Hz. İsa'nınki niye kutlanmasın, değil mi câhil sofi? İşte bilgisiz akılsız, bunu bilmediğinden "gâvurlara uymak olmaz" diye fetva verir. İsa kim? Ulu'l-azm peygamber değil mi? Niye kutlanmasın onun doğumu? Gâvur kim? İsa'nın doğum gününü bilip de onu kutlayan mı gâvur oldu? Bizler ise, bizim görüşlerimize göre İsa'nın doğumu yine 1 Ocak'tır; milâdî takvimin başı İsa'nın doğumunu ele almış diye biliriz hepimiz. O rivayet İsevîlerde zayıf kalmış ama hâlâ yine "Silvester" diye kutlarlar. Sen bilmiyorsan, onlar biliyorsa, kutlamak nasıl caiz olmaz, ey akılsız câhil? Bizler ise "yeni yıl" diye kutlarız. Hâlbuki aynen Yahudilerin Cumartesi'yi tatil etmeyi becerememelerine rağmen, Musa'dan binler sene sonra Cumartesi'de doğal tatil, Pazar'da tatil yapıldı; başardılar mı artık onlar da tatil yapmayı? Başardılar, hem de Allah sadece onlara yasak koymamış, bizlere de tatil vermiş. Ve yeni yılda İsa'nın doğumu da doğal bir seleksiyonla herkese kutlatılır; çünkü Allah onu kutluyor, Kur'an'da da bunu söylüyor, ve o kutlayınca herkes de kutlamış oluyor.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve's-selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ.</span><br />
<br />
İsa dedi ki: "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm — esenlik — verilmiştir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meryem Sûresi 33. ayet</span><br />
<br />
Cumartesi yasağı ile sana "5 gün çalış, iki gün de tatil yap, dinlen" diyor Allah. Kötü mü diyor? Bunu o gün anlamadılar; bugün hafta sonu dört gözle bekleniyor mu, bekleniyor. Allah'ın muradı buydu zaten; bunu yapsınlar istedi. Ama o gün bu, tam mânâsı ile anlaşılmadı. Bugün Mehdi vakti ve her şey artık kazanılmış vaziyette.<br />
<br />
Yine zekât nedir? Zekât demek, devlette vergilendirme yasasının konulmasını istedi Allah; yoksa bunun başka bir mânâsı yok. O gün bunu başaramayan sahâbeden Muhammed ne istedi? "Gidin öşür alın, gelin" dedi. Yani vergi, vergi, vergi kardeşim. Ve bugün bu zekât, bütün dünyaca işletilen bir sistem; yani vergilendirme sistemi. Peki bu kötü mü yani? Allah bunu murad etti, yoksa zenginin fakirin sırtına yük yüklemesi değil. Ve zekât ve vergi ile işte o gün Hz. Ömer'in maaşı, bugün bütün devletlerde evvela o devletin yönetimindeki meclisin maaşı çıkıyor. Yine o para yer geliyor yol oluyor, yer geliyor köprü oluyor. Yani vergilendirmenin faydası bunlar. Yani zekât işte bu; bundan başka zekât arayan akılsızdır zaten. Daha ne? Ama işte devletin o vergiler ile yine fakiri, fukarayı da gözetmesi şarttır; o verginin nerelerde harcanacağı Kur'an'da bildirilmiştir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Çam ağacına gelince... Noel baba hikâyesi — o, Noel baba falan değildir. Aslı ise şudur: Sen "İsa Şam'a inecek" diye rivayet duymuşsun; onlar da bunu "sağır anlamaz" yakıştırması hesabı ile "Şam"ı "Çam" sanmışlar. Ve İsa Çam'a inecek diye evlerine çam ağacı diker olmuşlar. İsa inecektir hâlbuki. Bunun, Ege'de "bük"ün kulaktan kulağa oyunu gibi, buradan kalem deyip sınıfın sonunda elma çıktığı gibi, onlardaki rivayet de öyle olmuş. Ve İsa yerine, hediye getiren Noel Baba olmuş. Hâlbuki onlar yıllardır İsa'yı beklerler; inecek olan, gökten inecek olan İsa'dır. Noel Baba neden bacadan iner? Bunu, bizim uydurma hadislerle dini bozmak isteyen şeytan uşakları gibi, onlarınkini de bozan şeytan böyle yapmış işte: "Bacadan Noel Baba inecek, hediye getirecek" diye bozmuş. Hâlbuki yıllardır "İsa gökten inecek" diye biz de onlar da inanırız. O yüzden Noel Baba kapıdan değil de gökten geyiklerle gelip bacadan iner; hâlbuki o İsa olacaktı işte. Yani inecek bir tek kimse var, o da İsa; yıllardır beklenen İsa. O da işte yine çok bozulmuş, Noel Baba olmuş. O zeytin dalına veya zeytin dağına inecek diye rivayet varken — çünkü Nuh'un gemisine uçarak gökten inip binen bir tek zeytin var ve zeytin, İsa'yı, ölümsüzlüğü temsil eder; ve ömrü uzun tek ağaçtır. Öyleyse İsa zeytin olur da dünyaya inerken, bunu alıp eğip büküp zeytin ağacı ve İsrail'deki ağaç — orada çam yok ki fazla — onu Avrupa'ya ihraç edince, Amerika'ya ihraç edince olmuş mu sana çam ağacı? Ve Türkler de yine "sağır anlamaz" yolu ile Çam'ı Şam yapmışlar. Hâlbuki işte zeytini yiyince bizlerde de İsa tecelli eder; yani Omega gezegeninden olan İsa, bizde de ondan bir parça meydana gelir. Yani onun ana maddesi Omega vitamini ve İsa içimizde olmuş olur; ve ondan meydana gelen can İsa olur. O hep içimizde, aramızdadır zaten; ölümsüzlük gezegeninin padişahı, Omega'nın padişahı.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">BAZEN SÖZÜNDEN CAYMAK DA İBADETTİR</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir nükte ile anlatalım olayı: Sen bir bilet aldın ve bir sözleşmen var; ona yetişeceksin, mesela Viyana'da buluşacaksın birileri ile ve seni bekliyorlar. Ama tam uçağa binmeden haber aldın: Uçak kaçırılacak ya da uçak düşürülecek. Hâlâ "benim sözüm var, ben bu uçağa bineceğim" diye diretip de binip gebermek mi istersin; yoksa ölümden kıl payı kurtulmak için akıllılık edip o bileti iptal mi edersin, sözünden cayar mısın? Orada bekleyenlere "ben gelemiyorum" mu dersin? Yine atam, ceddim Hz. Hüseyin'e yapılanlar varken — yani hem çağırıp hem de ona ihanet eden alçak düşman varken — yiğitlik sökmez.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Düşman alçak ve kancık ise, senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürüp geçerler azizim."</span><br />
<br />
Yine Hz. Muhammed, tam 70 tane yetişmiş öğretmen askeri, istek üzerine yolladığı bir memleketin yolunda pusuya düşürüp öldürdüler. Muhammed haberini alsaydı bu suikastin, yollar mıydı onları ölüme? Ha, ne sözü, ne sözünden dönen? Yiğitlik, mertlik lafları! Şimdi ben öyle söze ne diyeyim?<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Düşman alçak ve kancık ise senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürür geçerler azizim."</span><br />
<br />
Soğuğa, ateşe, bir de alçak düşmana yiğitlik, mertlik sökmez.<br />
<br />
Atam, ceddim Hüseyin sözünden dönmedi de ne oldu? Kendinin şehit olduğu yetmedi; kendi ile birlikte neredeyse Muhammed'in tüm soyunu kurutturacaktı. Muhammed soyu diye bir soy kalmayacaktı. Neden? Mertlik taslamaktan. Yani tarih, ders almamız için ibretlikler verir. Sen ibret almazsan, elini elli kere sobaya değdiren, yakan, anlamayan, ders almayan akılsız çocuk olursun. Ve Muhammed dedi: <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Müslüman bir delikten iki kere sokulmaz."</span> Yani bazen caymak da ibadettir azizim.<br />
<br />
Allah kanununda "ateşe yakar" kuralı koymuş; fakat İbrahim'in inadı yüzünden ne yapmış, sözünden caymış: "Ey ateş, İbrahim'i yakma" demiş. Sözünden caymış işte. Ateş yakar mı? Yakar. Elini sok bak, ateşe. Ama işte Allah, İbrahim için sözünden caymak durumunda kalmış mı, kalmış. Buna senelerdir "mucize" diyen akılsız, meseleyi anlamaz da anlatır durur. Lan düşüncesiz, uyanık ol; sen de Allah'a yardımcı ol. Başını belaya sokup da sonra "yetiş Rabbim" deyip mucize bekleme. İleriye bak: Çukur mu var, tuzak mı var, suikast mı var? Tedbirini al, düşüncesiz.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İlk peygamberlerden itibaren halkın hatırında kalan bir söz vardır: Hayâ etmedikten sonra istediğini yap!"</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78)</span><br />
<br />
Muhammed ne dedi? "Utanmıyorsan istediğini yap" dedi. Ve o tür görüntüleri çekenler utanmıyor, resmen teşhir ediyor. Biz de bakıyorsak ve yazıyorsak, bu utanç meselesi ile değil be azizim. O zaman "utanmıyorsan" kelimesi öyle alelade seçilmiş bir kelime değil azizim. Onlar utanmadığı için yapabiliyor. Utanan birisi yapabilir mi? Ve kendi arzu, isteği ile veriyorsa, <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İkramı geri çevirmeyin"</span> dedi Muhammed. Çam sakızı, çoban armağanı; bu da o tür bir armağan. Ben aldım azizim, utanmadım ve yazdım. Sen utaaaaan dur daha — anladın mı? Ömer'e birisi zehir ikram etmiş, o da bile bile yutmuş azizim. Neden? Kapı gibi Muhammed'in hadisi var önünde; biliyor çünkü. İkramın iyisi kötüsü... Ha ha ha. Ve eğer bir hırsızın sofrasına rast geldinse ve bilmiyorsan onun hırsız olduğunu — hatta bilsen bile — sana ikram ede ede, çaldığından ikram edecektir azizim. Sen bu fıkhı bir daha gözden geçir bakayım; az çalışmışsın dersine. Uyanık bir tilki, aslanın etrafında dolaşırsa, hiç katil olmadan, hazır öldürülmüş aslan artıklarını, katil sıfatına girmeden yer, beslenir. Yani nemalanmak ustalık; kimin etrafındasın, dikkat et. Aslan payı mı, tilki payı mı, kurt payı mı, sen düşün — yoksa akbaba leşi mi? Nice lokma yiyen cibilliyatlar var; akbaba leş yiyor, leş... O da canlı, o da ruh taşır; onu da yaratan Allah. Unutma, hoş karşıla bizi de azizim, hoş karşıla.<br />
<br />
Birisi demiş ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Sen gidersin, ben giderim; makam gider, ün gider; geriye hatırda bırakılan intiba kalır. Kaç gönül kazandıysan, o kadar ağlayanın kalır. O sebepledir ki, gösterdiğin nezaket kadar itibarın, kazandığın gönül kadar insanlığın vardır."</span><br />
<br />
Katılıyorum sana. Bazen kırdıkların, bağırdıkların, sövdüklerin, dövdüklerin, daha çok senindir. Onlar bir de kinli kişilerse seni asla unutmazlar; ve hep senindir onlar. Sen unutsan bile onlar seni unutmazlar. Ha ha ha.<br />
<br />
Dur orada; her hâlin bir kehr werti, gecenin gündüzü, akın karası vardır. Sen daha bu ayetininkini bilememişsin hoca. İsa'yı doğurtan kim? Ve Meryem'in kocası değil, babası değil, nikâhlısı değil; ona bir ruh üfledi diyor. O zaman İsa piç kurusu mu, zina çocuğu mu, düşüncesiz? İsa nasıl doğdu bilmeyen akılsız, zina nedir, ne mânâdadır, o ayeti anlamaz. Akılsız, hangi zina, kime göre zina? Lan düşüncesiz, bana mı bu lafın? İsa Ruhullah diyorsun da o nasıl doğdu bilmiyor musun, düşüncesiz?<br />
<br />
Eyyûb'un karısına yüz buğday sapı vurmasının sebebi ne? Kim öğretti ona? Neden yüz? Çünkü bir şeytan veya şeytan askeri ile zina etti de ondan. Ama Allah, günahından dönenleri sever; Allah Tevvâb'dır çünkü azizim. Senin onu yüz değnekle öldürmene isterse müsaade etmez — Eyyûb'un karısında olduğu gibi yani.<br />
<br />
Ey Âdemoğlu, tuvalette Kâbe'ye ve güneşe doğru, aya doğru dönmek günah. Yönünü Allah'a doğru tutulmayan yerlerin başında gelir. Bazı zaman da Allah'a doğru dönmemek lazımmış, değil mi güzel kardeşim? Bazı işlerini kendin yap; hep Allah'tan mucize bekleme azizim. Bazılarını da yapan birilerine bırak; onlar senin için yapsınlar. Berbere o yüzden gideriz; herkes kendi kafasını tıraş edemez, değil mi azizim? Allah onlarda da tecelli eder zaten; sen bilmezsin sadece. Onların içinde de Allah olduğunu anladın mı güzel kardeşim?<br />
<br />
Birisi de diyor ki:<br />
<br />
Lan düşüncesiz, apandisit olunca kendini kendin mi ameliyat edeceksin? İnşallah olursun da "aman doktor, canım doktor" dersin; bu tükürdüğünü yalayıp yutarsın. Başkasından medet umulur mu, umulmaz mı, canlı canlı yaşarsın akılsız. Daha kendi başını tıraş edemezsin; bir berbere muhtaçsın akılsız. Berbere bir de para verirsin "aman tıraş et" diye.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH İLE ARAMIZDA ARACILAR OLUR MU? — ARACISIZ ALLAH BİLMEK OLUR MU?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Elektrik kablosunu pensésiz, izolesiz tut da ben bakayım bir sana, Hoca. Kızarmış tavuk olacak mısın, yoksa aracısız Allah bilmek var mıdır, anlayacağız. Hadi gel, birlikte televizyonda deneyelim: Sen çıplak elektrik kablosunu elinle tutacaksın, ben ise elektrik pensési ile tutacağım; bakalım oluyor mu? Benim pense kullanmam, elektriği elleyecek yüzümün olmadığından mı, yoksa akıllı olduğumdan mı? Ve senin pense kullanmaman, senin yüzünün olduğundan mı, akılsızlıktan mı? Haydi, herkesin önünde ölçelim. Sen Muhammedsiz Allah'ı kimden duyacaktın? Gâvurun birisi olurdun be adam. Allah ile aramızdaki aracı değil mi Muhammed, onu bilmemizde? Dün o idi; bugün bazen sen, bazen ben, bazen o aracı — O'nu tam mânâsı ile bilemeyen bazıları için değil mi?<br />
<br />
Her yıldız bir başka yıldızın çekimindedir; Hz. Âdem müstesna. İbrahim de ondan önceki peygamberin ümmetiydi zaten; o çünkü bir tohumdu. Ama Allah buğday tanesine harman, çam kozalağına orman saklamış; ve İbrahim'in içinden çıkan İsmail ve İshak ümmetini de İbrahim'in içine dürmüş de saklamış. O da tek başına bir ümmetti. Evet, yanılgı değil bu, yalan da değil; haktır o söz. Hem içte ümmet, hem de dışta bir ümmet.<br />
<br />
O'nun hürmetine yaratıldı da benim hürmetime yaratılmadı mı peki? Ya senin hürmetine yaratılmadı mı? Koşacak güneş — dün ya da bugün — bir senin için, bir de benim için doğdu; yarın da öyle. Mesela farz-ı muhal, Manavgat'ta senin için iki kilo mandalina yarattı Allah. Peki kimin için yaratıldı bu âlem? Hadi sor bakalım kendine: Onun için mi, bunun için mi, benim için mi, senin için mi, yoksa bizim için mi?<br />
<br />
Hz. Ali'den sonrası değişti be usta. Bizler görüp de sevenler olduk; artık görücü usulü ile görmeden evlilik bitti. Çünkü Ali, "Görmediğim Allah'a tapman veya secde etmen" dediydi ya, unuttunuz mu? Görmediğine tapmayanlar bile var artık.<br />
<br />
Çay şekerli güzel ki, Allah çayı şekere âşık etmiş; ve onu buluşturmak da bize kalıyor. Yine biber, domates, yumurta birbirine ne de yakışıyor. Ve seven sevgiyle birleşince ne güzel menemen olur, değil mi? O zaman sevdiklerinle beraber olunca, biraz senden biraz da benden menemen oluruz be azizim. Neden İsa ümmeti İsa'nın yanında olmasın? Biber, o tadı bilenlerin evinde her bahar, her yaz menemen olurken, İsa ümmeti mi sevip de garip kalacak? Onların yaradanı kim ki? Onlara İsa sevgisi koymuş; sana çay-şeker aşkı, bana kahve aşkı koyan Allah, onlara da İsa aşkı koymuş. Sen çay aşkından her sabah çay ile şekeri buluştururken, yüce Yaradan mı İsa ile ümmetini birleştiremeyecek? Düşüncesiz olmamak lazım be usta.<br />
<br />
Birisi diyor ki:<br />
<br />
Cibilliyat diye bir şey duydun mu sen azizim? At teper, güvercin uçar, ördek yüzer, eşek de anırır. Sen hangisini sorduydun, ben unuttum. Ha, uçanı mı? Sen düşün: Kim uçuyor, kim uçmuyor? Mirac'da göklere uçan babam mıydı, Muhammed miydi, Sevr'deki güvercin miydi acaba? Cibilliyat, cibilliyat — anladın mı azizim? Güvercinden anırmasını beklemek tabii ki akılsızlıktır.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KULHÜ YASİN OKUYUP KUR'AN SEVABI BAĞIŞLAMA HURAFESİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Bağışlayacaksan malından bağışla" diyor birisi. Tüm malı emanet edildi yetmedi de, daha elindekini de mi istiyorsunuz, düşüncesiz? Evet, istedi; markları, dolarları bozdurun dedi, elindeki dövizleri de aldı enayilerin elinden. Şimdi sap gibi kaldı enayiler. Bir şey olsa rayiç fiyattan bozduracaksınız artık o doları, euroyu.<br />
<br />
Mal bağışlamanın sevap olduğu, şefaat artıracağı nereden çıktı be adam? Öyle olsa ağaçlar uçar, melek olurdu. O sizin yediğiniz, içtiğiniz meyveleri, meyve sularını ağaçlar her sene malından bağışlıyor; ama ne melek oldular ne zengin, ne altına su döküldü — belki su döken bile yok. E, hani maldan vermek iyiydi? Lan, sen o meyveleri sattın da o paran oldu, zekât verecek paraya ulaştın. Peki ağaç ne oldu? Kışın yaprak döktü, en fakir oldu.<br />
<br />
Yine Kur'an okumak sevap mıdır'a gelince: Gülben Ergen şarkı okudu, zengin oldu; Demet Akalın okudu, zengin oldu. Şarkı bile adamı zengin ederken — ve hatta dedi ki biri "Bu şarkı teyzeme gelsin, bu şarkı amcama gelsin" dedi; radyodan amca da duydu, hem sevdi hem dinledi, oldu da — peki Kur'an mı okununca zengin etmedi, sevap olmadı? Gülben şarkı okumakla vergi verecek zenginliğe ulaştı mı? Peki o zaman Allah'ın kitabı niye adamı zengin etmesin, düşüncesiz? Niye ölünün ruhuna okunmasın? Tabii olmaz, memnuuu! Ölünün ruhuna şarap içelim o zaman, Kur'an okumayalım, değil mi? Sen söyle: Ölünün ruhuna da sövelim mi? Ne yapalım, hangisi sevap o zaman?<br />
<br />
Mutmainne nefse zikirle çıkılır konusuna gelince: Ayette "Kalpler ancak zikir ile doyar, tatmin olur" demiyor mu? O zaman daha ne? Hani zikir okumak, Kur'an okumak önemli değil, hatta ibadet bile değildi? Sen Kur'an'ı mı yalanlıyorsun, düşüncesiz? Eğer kalpler zikir ile doyuyorsa, o zaman mutmain nefis demek, doymuş nefis demektir. Demek ki mutmain nefis makamına çıkmanın tek yolu da ancak kalbini doyurmakla mümkün; o da ancak zikirle. Ve biz boşuna Raşidî Tarikatı'nın yolunu çizmedik; yani sebebi işte insanlar doymuş nefis makamına ulaşabilsin diye. Ve ondaki zikirler uyduruk değil; bizzat Rabbimizin öğrettiği zikirlerden müteşekkil. Anlayan alır, bize yoldaş olur; düşüncesizler anlamaz zaten. Bizim öyle düşüncesizlere de ihtiyacımız yok zaten.<br />
<br />
Rabbim, ahir zaman ümmeti, Mehdi sevenlerine, zikrin kıymetini bilmeyi nasip etsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
Schrems, 30 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Eğer Kalpler Ancak Zikir ile Tatmin Oluyorsa...</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Mutmain Nefis Makamına Ancak Allah'ı Zikir ile Çıkılır</span><br />
<br />
(Kar©glan'ın 30 Aralık 2016 Vaazı)</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 28. ayetten pasaj</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculuğumuza başlıyoruz:</span><br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb</span> — Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur.<br />
<br />
Eğer kalpler ancak zikir ile tatmin oluyorsa, o zaman mutmain — yani tatmin olmuş, doygun — nefis makamına ancak zikir ile, Allah'ı zikir ile çıkabilir insan demektir.<br />
<br />
Muhammed kelimesinde ses yükseltilmez; yükseltilemez.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yâ eyyühâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba'dıkum li ba'dın en tahbeta a'mâlukum ve entum lâ teş'urûn.</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali:</span><br />
<br />
Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallâhül Aziym — Hucurât Sûresi 2. ayet</span><br />
<br />
Allah, "Muhammed" kelimesine öyle bir sır koymuş ki; "Muuuuuu" diye okusan sesi yükseltemezsin, "muhaaaaa" diye okusan yine olmaz, yükselmez. "Muhammmmmm" desen yine yükselmez, "muhammeeeeee" desen yine olmaz, "muhammeddddd" desen yine yükselmez. Piramitteki üst-alt ilişkisi gibidir: Allah en üstte, Muhammed ondan altta ve o her zaman bir alt perdeden okunur. Öyle olunca bizler — Muhammed ümmeti isek — onun da altında olanlarız ve bizlerin, Muhammed'in tonunu geçmemiz yasaklanmıştır; nerede Muhammed'in olduğu yerde. Peki bu bir ayet ise, bu sadece onun vaktindeki insanlar için olan bir ayet olamaz; ayetler evrenseldir. Öyle olunca Muhammed kelimesi geçen yerlerde onun tonunun üstüne çıkmak yasaktır gibi bir durum ortaya çıkar. Yani perde farkı; onun perdesini koyup geçmemek — tıpkı Pascal Piramidi'nde olduğu gibi.<br />
<br />
---<br />
<br />
Bugün, internetin altı yaşındaki çocuğun eline kadar düştüğü bir çağda; resim ararken, bilmem şarkı ararken, komik video ararken birden çıplak bir resme, sonra onu açınca binlerce çıplak resme, videoya varan bir sistem var iken... Dün bir dergiyi alıp da bir kadının mayolu resmine bakmak bile bir bütçe gerektirirken, bugün çoğunun elindeki cep internetinde bile her an bedava hizmet hâlinde duruyor bunlar. Ve buna rastlamamak mümkün değilken; herkesin o tür görüntüleri gördüğü, "nedir, ne değildir"i canlı canlı gördüğü bir çağda, hâlâ milleti leylek masalları ile kandırmak akılsızlıktır. Evet, edep — edep biraz ama... Âliminden câhiline herkesin evine giren bu internette o tür görüntüleri seyretmeyen kalmamışken, beni "bakmış" diye günah keçisi ilan eden düşüncesizin ta... <br />
<br />
Daha dün "âlim" diyen biri vaaz ediyordu; Nakşî bir âlim. Rüyasında gördüklerine inanıp da "ben gazete okudum da, bilmem her gün girdiğim kapılarım vardı; gazete okumam yüzünden bugün yok" diye, rüyasındaki kapılara inanan âlimlerin babaları; TV kanalı, internet sayfası açmışken; dün "TV, gazete memnu, yasak" derken, bugün bu mecraya şeyhleri, babaları bile girmişken... Bu kanalların ve sayfaların admini olan bu adamlar hiç mi Google'da resim aramadı? Resim sayfasında ilgi çekici bir görüntü hep çıkıyor. Öyle olunca şeytan da dürterse, fıstıklarsa, oradan oraya, oradan binlercesinin olduğu sayfaya varmak mümkün. Dün paralı, açık saçık dansöz karıların göbek dansına gitmek için para ödeyen — hem de ne için? Kadın mayolu dans edecek de ona bakacağız diye para öderken... Asker olup da aç açık bakmayan var mı? Yine dün para ile iken, hem bedava hem de bugün sadece baldırına bacağına değil, girip çıkışına bakabiliyor kardeşim.<br />
<br />
Öyle olunca herkes bu hâle bulaşmışken, beni günah keçisi ilan edecek ve eden "âlim"in aklına sıçan ben. Tamam, siz gözlerinizi yumun, kafanızı kuma gömün — onları görmemek için kardeşim. Ben yummuyorum; görünce, ihtiyaç olunca bazen açıp bakıyorum bile.<br />
<br />
Herkes bamya, sümüklü bamya sevecek diye bir şey yok; bazısı sevmeyebilir. Sen sevmiyorsun diye sümüklü bamyayı inkâr edemezsin, anladın mı düşüncesiz? Sen seyretmiyorsun diye bu filmleri internete silemezsin. Hatta ben, şu, bu, o, biz sadece seyrederken, bazıları bunları, bu fiilleri yapıyor; ve filmini çeken, yapan birileri bile var. Bir dükkânda, markette olmaz ki; her şey vardır ama sen senin ihtiyacın olanı alırsın, ve parana göre alırsın. Bu dükkân — ahir zaman dükkânında — iyisi de var, senin kötü sandıkların da var. İstersen alırsın, istemezsen gözünü yumarsın. Kafanı kuma gömmekle bir şey olmaz, sorun çözülmez; sadece sen görmezsin etrafını. Hâlbuki altı yaşındaki çocuk da gördü bunları artık — anladın mı?<br />
<br />
Allah elmayı bir kerede yaratmış; yani "vay, yanlış olmuş, silende kanadını düzelten, bilmem sapı olmamış, yeniden düzelten" diye bir şey yok. Yani keçi bir kerede, koyun öyle, armut öyle, dünya öyle, Jüpiter öyle... Ama düşüncesizler diyor ki: "Anunnakiler" denen tanrılar uzaydan dünyaya geldiler ve insanı yaratmadan önce geni hayvanla karıştırmışlar da at-insan, balık-insan falan filan meydana gelmiş; ve en son denemede insanı bulup Âdem'i onlar yaratmış diye, şeytan aklıyla fikir üretiyorlar. Lan düşüncesiz, at-insanı insanla karıştırdı diyelim; yani bir at varmış, bir de insan varmış da, bu akılsızlar karıştırıp genle oynamış demek olur o sadece; o yüzden de helâk olmuşlar demek olur. O kıtanın helâk oluşu yani. Karıştırdı derken — atı yaratan kim? At orijinal değil mi, düşüncesiz? Atı kim yarattı, elmayı kim yarattı? Elmada bir yanlışlık var mı; sapı eksik, çekirdeği eksik diye bir şey var mı? Deneme-yanılma var mı? Yine atın yaratılışında bir bozukluk var mı, bir eksiklik var mı, düşüncesiz? Zaten o batan ümmetlerin batma sebeplerinden biri de bu sapıtmalar işte: Allah'tan başkalarına tapınma ve o düşüncesizlerin tanrılık ve Allahlık iddiaları yüzünden. Herhalde bu yüzyılda yine başımıza gelecekler var ki, yine bu düşüncesiz varlıklar, bazılarına öyle fıstıklar sokuyor, tanrı icat ettiriyor bunlara.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">NOEL KUTLAMAK CAİZ MİDİR?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Noel meselesi... "Noel kutlanmaz" diyen câhil dinci, câhil sofu; sen Muhammed'in doğum gününü kutluyorsun, oluyor da İsa da bunların peygamberi, onlar da Noel'de onun doğum gününü kutlarlar. Onların bayramı Aralık'ın 24 veya 27'sidir — iki ayrı görüşe göre. Kadınlar günü, köpekler günü, sakatlar günü varken... Bugün Hz. Âdem'in doğumunu bilsek, onu da kutlarız. Bilmem ne günleri kutlanıyor da Hz. Âdem'inki, Hz. İsa'nınki niye kutlanmasın, değil mi câhil sofi? İşte bilgisiz akılsız, bunu bilmediğinden "gâvurlara uymak olmaz" diye fetva verir. İsa kim? Ulu'l-azm peygamber değil mi? Niye kutlanmasın onun doğumu? Gâvur kim? İsa'nın doğum gününü bilip de onu kutlayan mı gâvur oldu? Bizler ise, bizim görüşlerimize göre İsa'nın doğumu yine 1 Ocak'tır; milâdî takvimin başı İsa'nın doğumunu ele almış diye biliriz hepimiz. O rivayet İsevîlerde zayıf kalmış ama hâlâ yine "Silvester" diye kutlarlar. Sen bilmiyorsan, onlar biliyorsa, kutlamak nasıl caiz olmaz, ey akılsız câhil? Bizler ise "yeni yıl" diye kutlarız. Hâlbuki aynen Yahudilerin Cumartesi'yi tatil etmeyi becerememelerine rağmen, Musa'dan binler sene sonra Cumartesi'de doğal tatil, Pazar'da tatil yapıldı; başardılar mı artık onlar da tatil yapmayı? Başardılar, hem de Allah sadece onlara yasak koymamış, bizlere de tatil vermiş. Ve yeni yılda İsa'nın doğumu da doğal bir seleksiyonla herkese kutlatılır; çünkü Allah onu kutluyor, Kur'an'da da bunu söylüyor, ve o kutlayınca herkes de kutlamış oluyor.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: right;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve's-selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ.</span><br />
<br />
İsa dedi ki: "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm — esenlik — verilmiştir."<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meryem Sûresi 33. ayet</span><br />
<br />
Cumartesi yasağı ile sana "5 gün çalış, iki gün de tatil yap, dinlen" diyor Allah. Kötü mü diyor? Bunu o gün anlamadılar; bugün hafta sonu dört gözle bekleniyor mu, bekleniyor. Allah'ın muradı buydu zaten; bunu yapsınlar istedi. Ama o gün bu, tam mânâsı ile anlaşılmadı. Bugün Mehdi vakti ve her şey artık kazanılmış vaziyette.<br />
<br />
Yine zekât nedir? Zekât demek, devlette vergilendirme yasasının konulmasını istedi Allah; yoksa bunun başka bir mânâsı yok. O gün bunu başaramayan sahâbeden Muhammed ne istedi? "Gidin öşür alın, gelin" dedi. Yani vergi, vergi, vergi kardeşim. Ve bugün bu zekât, bütün dünyaca işletilen bir sistem; yani vergilendirme sistemi. Peki bu kötü mü yani? Allah bunu murad etti, yoksa zenginin fakirin sırtına yük yüklemesi değil. Ve zekât ve vergi ile işte o gün Hz. Ömer'in maaşı, bugün bütün devletlerde evvela o devletin yönetimindeki meclisin maaşı çıkıyor. Yine o para yer geliyor yol oluyor, yer geliyor köprü oluyor. Yani vergilendirmenin faydası bunlar. Yani zekât işte bu; bundan başka zekât arayan akılsızdır zaten. Daha ne? Ama işte devletin o vergiler ile yine fakiri, fukarayı da gözetmesi şarttır; o verginin nerelerde harcanacağı Kur'an'da bildirilmiştir.<br />
<br />
---<br />
<br />
Çam ağacına gelince... Noel baba hikâyesi — o, Noel baba falan değildir. Aslı ise şudur: Sen "İsa Şam'a inecek" diye rivayet duymuşsun; onlar da bunu "sağır anlamaz" yakıştırması hesabı ile "Şam"ı "Çam" sanmışlar. Ve İsa Çam'a inecek diye evlerine çam ağacı diker olmuşlar. İsa inecektir hâlbuki. Bunun, Ege'de "bük"ün kulaktan kulağa oyunu gibi, buradan kalem deyip sınıfın sonunda elma çıktığı gibi, onlardaki rivayet de öyle olmuş. Ve İsa yerine, hediye getiren Noel Baba olmuş. Hâlbuki onlar yıllardır İsa'yı beklerler; inecek olan, gökten inecek olan İsa'dır. Noel Baba neden bacadan iner? Bunu, bizim uydurma hadislerle dini bozmak isteyen şeytan uşakları gibi, onlarınkini de bozan şeytan böyle yapmış işte: "Bacadan Noel Baba inecek, hediye getirecek" diye bozmuş. Hâlbuki yıllardır "İsa gökten inecek" diye biz de onlar da inanırız. O yüzden Noel Baba kapıdan değil de gökten geyiklerle gelip bacadan iner; hâlbuki o İsa olacaktı işte. Yani inecek bir tek kimse var, o da İsa; yıllardır beklenen İsa. O da işte yine çok bozulmuş, Noel Baba olmuş. O zeytin dalına veya zeytin dağına inecek diye rivayet varken — çünkü Nuh'un gemisine uçarak gökten inip binen bir tek zeytin var ve zeytin, İsa'yı, ölümsüzlüğü temsil eder; ve ömrü uzun tek ağaçtır. Öyleyse İsa zeytin olur da dünyaya inerken, bunu alıp eğip büküp zeytin ağacı ve İsrail'deki ağaç — orada çam yok ki fazla — onu Avrupa'ya ihraç edince, Amerika'ya ihraç edince olmuş mu sana çam ağacı? Ve Türkler de yine "sağır anlamaz" yolu ile Çam'ı Şam yapmışlar. Hâlbuki işte zeytini yiyince bizlerde de İsa tecelli eder; yani Omega gezegeninden olan İsa, bizde de ondan bir parça meydana gelir. Yani onun ana maddesi Omega vitamini ve İsa içimizde olmuş olur; ve ondan meydana gelen can İsa olur. O hep içimizde, aramızdadır zaten; ölümsüzlük gezegeninin padişahı, Omega'nın padişahı.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">BAZEN SÖZÜNDEN CAYMAK DA İBADETTİR</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Bir nükte ile anlatalım olayı: Sen bir bilet aldın ve bir sözleşmen var; ona yetişeceksin, mesela Viyana'da buluşacaksın birileri ile ve seni bekliyorlar. Ama tam uçağa binmeden haber aldın: Uçak kaçırılacak ya da uçak düşürülecek. Hâlâ "benim sözüm var, ben bu uçağa bineceğim" diye diretip de binip gebermek mi istersin; yoksa ölümden kıl payı kurtulmak için akıllılık edip o bileti iptal mi edersin, sözünden cayar mısın? Orada bekleyenlere "ben gelemiyorum" mu dersin? Yine atam, ceddim Hz. Hüseyin'e yapılanlar varken — yani hem çağırıp hem de ona ihanet eden alçak düşman varken — yiğitlik sökmez.<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Düşman alçak ve kancık ise, senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürüp geçerler azizim."</span><br />
<br />
Yine Hz. Muhammed, tam 70 tane yetişmiş öğretmen askeri, istek üzerine yolladığı bir memleketin yolunda pusuya düşürüp öldürdüler. Muhammed haberini alsaydı bu suikastin, yollar mıydı onları ölüme? Ha, ne sözü, ne sözünden dönen? Yiğitlik, mertlik lafları! Şimdi ben öyle söze ne diyeyim?<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Düşman alçak ve kancık ise senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürür geçerler azizim."</span><br />
<br />
Soğuğa, ateşe, bir de alçak düşmana yiğitlik, mertlik sökmez.<br />
<br />
Atam, ceddim Hüseyin sözünden dönmedi de ne oldu? Kendinin şehit olduğu yetmedi; kendi ile birlikte neredeyse Muhammed'in tüm soyunu kurutturacaktı. Muhammed soyu diye bir soy kalmayacaktı. Neden? Mertlik taslamaktan. Yani tarih, ders almamız için ibretlikler verir. Sen ibret almazsan, elini elli kere sobaya değdiren, yakan, anlamayan, ders almayan akılsız çocuk olursun. Ve Muhammed dedi: <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Müslüman bir delikten iki kere sokulmaz."</span> Yani bazen caymak da ibadettir azizim.<br />
<br />
Allah kanununda "ateşe yakar" kuralı koymuş; fakat İbrahim'in inadı yüzünden ne yapmış, sözünden caymış: "Ey ateş, İbrahim'i yakma" demiş. Sözünden caymış işte. Ateş yakar mı? Yakar. Elini sok bak, ateşe. Ama işte Allah, İbrahim için sözünden caymak durumunda kalmış mı, kalmış. Buna senelerdir "mucize" diyen akılsız, meseleyi anlamaz da anlatır durur. Lan düşüncesiz, uyanık ol; sen de Allah'a yardımcı ol. Başını belaya sokup da sonra "yetiş Rabbim" deyip mucize bekleme. İleriye bak: Çukur mu var, tuzak mı var, suikast mı var? Tedbirini al, düşüncesiz.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular:</span><br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İlk peygamberlerden itibaren halkın hatırında kalan bir söz vardır: Hayâ etmedikten sonra istediğini yap!"</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78)</span><br />
<br />
Muhammed ne dedi? "Utanmıyorsan istediğini yap" dedi. Ve o tür görüntüleri çekenler utanmıyor, resmen teşhir ediyor. Biz de bakıyorsak ve yazıyorsak, bu utanç meselesi ile değil be azizim. O zaman "utanmıyorsan" kelimesi öyle alelade seçilmiş bir kelime değil azizim. Onlar utanmadığı için yapabiliyor. Utanan birisi yapabilir mi? Ve kendi arzu, isteği ile veriyorsa, <span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"İkramı geri çevirmeyin"</span> dedi Muhammed. Çam sakızı, çoban armağanı; bu da o tür bir armağan. Ben aldım azizim, utanmadım ve yazdım. Sen utaaaaan dur daha — anladın mı? Ömer'e birisi zehir ikram etmiş, o da bile bile yutmuş azizim. Neden? Kapı gibi Muhammed'in hadisi var önünde; biliyor çünkü. İkramın iyisi kötüsü... Ha ha ha. Ve eğer bir hırsızın sofrasına rast geldinse ve bilmiyorsan onun hırsız olduğunu — hatta bilsen bile — sana ikram ede ede, çaldığından ikram edecektir azizim. Sen bu fıkhı bir daha gözden geçir bakayım; az çalışmışsın dersine. Uyanık bir tilki, aslanın etrafında dolaşırsa, hiç katil olmadan, hazır öldürülmüş aslan artıklarını, katil sıfatına girmeden yer, beslenir. Yani nemalanmak ustalık; kimin etrafındasın, dikkat et. Aslan payı mı, tilki payı mı, kurt payı mı, sen düşün — yoksa akbaba leşi mi? Nice lokma yiyen cibilliyatlar var; akbaba leş yiyor, leş... O da canlı, o da ruh taşır; onu da yaratan Allah. Unutma, hoş karşıla bizi de azizim, hoş karşıla.<br />
<br />
Birisi demiş ki:<br />
<br />
<span style="color: #8B0000;" class="mycode_color">"Sen gidersin, ben giderim; makam gider, ün gider; geriye hatırda bırakılan intiba kalır. Kaç gönül kazandıysan, o kadar ağlayanın kalır. O sebepledir ki, gösterdiğin nezaket kadar itibarın, kazandığın gönül kadar insanlığın vardır."</span><br />
<br />
Katılıyorum sana. Bazen kırdıkların, bağırdıkların, sövdüklerin, dövdüklerin, daha çok senindir. Onlar bir de kinli kişilerse seni asla unutmazlar; ve hep senindir onlar. Sen unutsan bile onlar seni unutmazlar. Ha ha ha.<br />
<br />
Dur orada; her hâlin bir kehr werti, gecenin gündüzü, akın karası vardır. Sen daha bu ayetininkini bilememişsin hoca. İsa'yı doğurtan kim? Ve Meryem'in kocası değil, babası değil, nikâhlısı değil; ona bir ruh üfledi diyor. O zaman İsa piç kurusu mu, zina çocuğu mu, düşüncesiz? İsa nasıl doğdu bilmeyen akılsız, zina nedir, ne mânâdadır, o ayeti anlamaz. Akılsız, hangi zina, kime göre zina? Lan düşüncesiz, bana mı bu lafın? İsa Ruhullah diyorsun da o nasıl doğdu bilmiyor musun, düşüncesiz?<br />
<br />
Eyyûb'un karısına yüz buğday sapı vurmasının sebebi ne? Kim öğretti ona? Neden yüz? Çünkü bir şeytan veya şeytan askeri ile zina etti de ondan. Ama Allah, günahından dönenleri sever; Allah Tevvâb'dır çünkü azizim. Senin onu yüz değnekle öldürmene isterse müsaade etmez — Eyyûb'un karısında olduğu gibi yani.<br />
<br />
Ey Âdemoğlu, tuvalette Kâbe'ye ve güneşe doğru, aya doğru dönmek günah. Yönünü Allah'a doğru tutulmayan yerlerin başında gelir. Bazı zaman da Allah'a doğru dönmemek lazımmış, değil mi güzel kardeşim? Bazı işlerini kendin yap; hep Allah'tan mucize bekleme azizim. Bazılarını da yapan birilerine bırak; onlar senin için yapsınlar. Berbere o yüzden gideriz; herkes kendi kafasını tıraş edemez, değil mi azizim? Allah onlarda da tecelli eder zaten; sen bilmezsin sadece. Onların içinde de Allah olduğunu anladın mı güzel kardeşim?<br />
<br />
Birisi de diyor ki:<br />
<br />
Lan düşüncesiz, apandisit olunca kendini kendin mi ameliyat edeceksin? İnşallah olursun da "aman doktor, canım doktor" dersin; bu tükürdüğünü yalayıp yutarsın. Başkasından medet umulur mu, umulmaz mı, canlı canlı yaşarsın akılsız. Daha kendi başını tıraş edemezsin; bir berbere muhtaçsın akılsız. Berbere bir de para verirsin "aman tıraş et" diye.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">ALLAH İLE ARAMIZDA ARACILAR OLUR MU? — ARACISIZ ALLAH BİLMEK OLUR MU?</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
Elektrik kablosunu pensésiz, izolesiz tut da ben bakayım bir sana, Hoca. Kızarmış tavuk olacak mısın, yoksa aracısız Allah bilmek var mıdır, anlayacağız. Hadi gel, birlikte televizyonda deneyelim: Sen çıplak elektrik kablosunu elinle tutacaksın, ben ise elektrik pensési ile tutacağım; bakalım oluyor mu? Benim pense kullanmam, elektriği elleyecek yüzümün olmadığından mı, yoksa akıllı olduğumdan mı? Ve senin pense kullanmaman, senin yüzünün olduğundan mı, akılsızlıktan mı? Haydi, herkesin önünde ölçelim. Sen Muhammedsiz Allah'ı kimden duyacaktın? Gâvurun birisi olurdun be adam. Allah ile aramızdaki aracı değil mi Muhammed, onu bilmemizde? Dün o idi; bugün bazen sen, bazen ben, bazen o aracı — O'nu tam mânâsı ile bilemeyen bazıları için değil mi?<br />
<br />
Her yıldız bir başka yıldızın çekimindedir; Hz. Âdem müstesna. İbrahim de ondan önceki peygamberin ümmetiydi zaten; o çünkü bir tohumdu. Ama Allah buğday tanesine harman, çam kozalağına orman saklamış; ve İbrahim'in içinden çıkan İsmail ve İshak ümmetini de İbrahim'in içine dürmüş de saklamış. O da tek başına bir ümmetti. Evet, yanılgı değil bu, yalan da değil; haktır o söz. Hem içte ümmet, hem de dışta bir ümmet.<br />
<br />
O'nun hürmetine yaratıldı da benim hürmetime yaratılmadı mı peki? Ya senin hürmetine yaratılmadı mı? Koşacak güneş — dün ya da bugün — bir senin için, bir de benim için doğdu; yarın da öyle. Mesela farz-ı muhal, Manavgat'ta senin için iki kilo mandalina yarattı Allah. Peki kimin için yaratıldı bu âlem? Hadi sor bakalım kendine: Onun için mi, bunun için mi, benim için mi, senin için mi, yoksa bizim için mi?<br />
<br />
Hz. Ali'den sonrası değişti be usta. Bizler görüp de sevenler olduk; artık görücü usulü ile görmeden evlilik bitti. Çünkü Ali, "Görmediğim Allah'a tapman veya secde etmen" dediydi ya, unuttunuz mu? Görmediğine tapmayanlar bile var artık.<br />
<br />
Çay şekerli güzel ki, Allah çayı şekere âşık etmiş; ve onu buluşturmak da bize kalıyor. Yine biber, domates, yumurta birbirine ne de yakışıyor. Ve seven sevgiyle birleşince ne güzel menemen olur, değil mi? O zaman sevdiklerinle beraber olunca, biraz senden biraz da benden menemen oluruz be azizim. Neden İsa ümmeti İsa'nın yanında olmasın? Biber, o tadı bilenlerin evinde her bahar, her yaz menemen olurken, İsa ümmeti mi sevip de garip kalacak? Onların yaradanı kim ki? Onlara İsa sevgisi koymuş; sana çay-şeker aşkı, bana kahve aşkı koyan Allah, onlara da İsa aşkı koymuş. Sen çay aşkından her sabah çay ile şekeri buluştururken, yüce Yaradan mı İsa ile ümmetini birleştiremeyecek? Düşüncesiz olmamak lazım be usta.<br />
<br />
Birisi diyor ki:<br />
<br />
Cibilliyat diye bir şey duydun mu sen azizim? At teper, güvercin uçar, ördek yüzer, eşek de anırır. Sen hangisini sorduydun, ben unuttum. Ha, uçanı mı? Sen düşün: Kim uçuyor, kim uçmuyor? Mirac'da göklere uçan babam mıydı, Muhammed miydi, Sevr'deki güvercin miydi acaba? Cibilliyat, cibilliyat — anladın mı azizim? Güvercinden anırmasını beklemek tabii ki akılsızlıktır.<br />
<br />
---<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">KULHÜ YASİN OKUYUP KUR'AN SEVABI BAĞIŞLAMA HURAFESİ</span></span></div>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
"Bağışlayacaksan malından bağışla" diyor birisi. Tüm malı emanet edildi yetmedi de, daha elindekini de mi istiyorsunuz, düşüncesiz? Evet, istedi; markları, dolarları bozdurun dedi, elindeki dövizleri de aldı enayilerin elinden. Şimdi sap gibi kaldı enayiler. Bir şey olsa rayiç fiyattan bozduracaksınız artık o doları, euroyu.<br />
<br />
Mal bağışlamanın sevap olduğu, şefaat artıracağı nereden çıktı be adam? Öyle olsa ağaçlar uçar, melek olurdu. O sizin yediğiniz, içtiğiniz meyveleri, meyve sularını ağaçlar her sene malından bağışlıyor; ama ne melek oldular ne zengin, ne altına su döküldü — belki su döken bile yok. E, hani maldan vermek iyiydi? Lan, sen o meyveleri sattın da o paran oldu, zekât verecek paraya ulaştın. Peki ağaç ne oldu? Kışın yaprak döktü, en fakir oldu.<br />
<br />
Yine Kur'an okumak sevap mıdır'a gelince: Gülben Ergen şarkı okudu, zengin oldu; Demet Akalın okudu, zengin oldu. Şarkı bile adamı zengin ederken — ve hatta dedi ki biri "Bu şarkı teyzeme gelsin, bu şarkı amcama gelsin" dedi; radyodan amca da duydu, hem sevdi hem dinledi, oldu da — peki Kur'an mı okununca zengin etmedi, sevap olmadı? Gülben şarkı okumakla vergi verecek zenginliğe ulaştı mı? Peki o zaman Allah'ın kitabı niye adamı zengin etmesin, düşüncesiz? Niye ölünün ruhuna okunmasın? Tabii olmaz, memnuuu! Ölünün ruhuna şarap içelim o zaman, Kur'an okumayalım, değil mi? Sen söyle: Ölünün ruhuna da sövelim mi? Ne yapalım, hangisi sevap o zaman?<br />
<br />
Mutmainne nefse zikirle çıkılır konusuna gelince: Ayette "Kalpler ancak zikir ile doyar, tatmin olur" demiyor mu? O zaman daha ne? Hani zikir okumak, Kur'an okumak önemli değil, hatta ibadet bile değildi? Sen Kur'an'ı mı yalanlıyorsun, düşüncesiz? Eğer kalpler zikir ile doyuyorsa, o zaman mutmain nefis demek, doymuş nefis demektir. Demek ki mutmain nefis makamına çıkmanın tek yolu da ancak kalbini doyurmakla mümkün; o da ancak zikirle. Ve biz boşuna Raşidî Tarikatı'nın yolunu çizmedik; yani sebebi işte insanlar doymuş nefis makamına ulaşabilsin diye. Ve ondaki zikirler uyduruk değil; bizzat Rabbimizin öğrettiği zikirlerden müteşekkil. Anlayan alır, bize yoldaş olur; düşüncesizler anlamaz zaten. Bizim öyle düşüncesizlere de ihtiyacımız yok zaten.<br />
<br />
Rabbim, ahir zaman ümmeti, Mehdi sevenlerine, zikrin kıymetini bilmeyi nasip etsin.<br />
</span><br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">---oOo---</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #00ff00;" class="mycode_color">أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.</span><br />
<br />
Amiyn.<br />
Elfâtiha maassalavat.</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.</span></span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">--OoO--</span></div>
<br />
<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Başağaçlı Raşit Tunca</span><br />
Schrems, 30 Aralık 2016 Cuma<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Original Kar © glan</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>