<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - Portal]]></title>
		<link>https://tuncarasit.com/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Forumu - https://tuncarasit.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 08:49:49 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34679</link>
			<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 13:53:59 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34679</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor</span></span><br />
<br />
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.<br />
<br />
 İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.<br />
<br />
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstevû (اسْتَوُوا):</span></span> Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstekîmû (اسْتَقِيمُوا):</span></span> Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İ'tedilû (اعْتَدِلُوا):</span></span> Düzgün ve dengeli durun.<br />
<br />
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar<br />
<br />
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.<br />
<br />
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları</span></span><br />
<br />
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:<br />
<br />
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.<br />
<br />
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.<br />
<br />
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.<br />
<br />
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası: </span></span><br />
<br />
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cemaatin Görevi: </span></span><br />
<br />
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.<br />
<br />
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofondan ne diyor</span></span><br />
<br />
Kâbe imamı namaza başlamadan önce mikrofon aracılığıyla cemaati hizaya getirmek ve safları düzenlemek için Arapça uyarılar yapar.<br />
<br />
 İmam genellikle cemaate dönmeden, hoparlörden "İstevû" (İstivâ), "İstekîmû" ve "İ'tedilû" der.<br />
<br />
Bu ifadelerin anlamları şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstevû (اسْتَوُوا):</span></span> Safları düzeltin, eşitleyin ve doğrultun.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İstekîmû (اسْتَقِيمُوا):</span></span> Dosdoğru olun, aradaki boşlukları kapatarak safı sağlamlaştırın.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İ'tedilû (اعْتَدِلُوا):</span></span> Düzgün ve dengeli durun.<br />
<br />
Ayrıca imam safların düzgün olduğundan emin olduktan sonra "Essalâtü Câmi'ah" (Topluca namaza durun / Namaz vaktidir) diyerek cemaati uyarabilir ve namaza tekbir alarak başlar<br />
<br />
Kâbe imamının namaza başlamadan önce yaptığı bu uyarıların sünnetteki yeri doğrudan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat uyguladığı ve ümmetine emrettiği çok güçlü bir sünnettir (Sünnet-i Müekkede). İslam hukukunda namazda safların düzgün, sıkı ve hizalı olması, cemaatle kılınan namazın sıhhati ve fazileti için temel şartlardan biri kabul edilir.<br />
<br />
Bu uygulamanın sünnetteki dayanakları, fıkhi boyutu ve anlamları şu şekildedir:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hadis-i Şeriflerdeki Dayanakları</span></span><br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaza durmadan önce cemaate döner, safları bizzat kontrol eder ve tıpkı Kâbe imamı gibi belirli kelimelerle uyarıda bulunurdu:Safları Sıkı Tutmak: Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzeltiniz, omuz omuza veriniz, boşlukları doldurunuz... Şeytanın aranıza girmesine izin vermeyiniz." (Ebû Dâvûd).Namazın Tamamlayıcısı Olması: Bir diğer hadiste, "Safları düzeltmek namazın tamamındandır (namazı güzelleştiren unsurlardandır)." (Buhârî, Müslim) buyrulmuştur.Kalplerin Ayrışmaması İçin: Efendimiz saflarda ileri-geri duranları uyarırken, "Saflarınızı düzgün tutun, ayrılık yapmayın; sonra kalpleriniz de birbirinden ayrılır." (Müslim) ikazını yapardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İmamın Söylediği Kelimelerin Anlamları</span></span><br />
<br />
Kâbe imamının mikrofondan zikrettiği kelimeler, Peygamberimizden nakledilen emirlerin Arapça asıllarıdır:<br />
<br />
İstevû (استووا): "Düzgün durun, hizaya gelin, eşitlenin" anlamına gelir. Safların dümdüz bir çizgi halinde olmasını emreder.<br />
<br />
İ'tedilû (اعتدلوا): "Dengeli olun, adaleti gözetin" demektir. Ne çok öne çıkın ne de çok arkada kalın, tam hizada durun mesajı taşır.<br />
<br />
İstekîmû (استقيموا): "Dosdoğru olun" anlamına gelir. Hem fiziki olarak dik ve doğru durmayı hem de kalben namaza yönelmeyi ifade eder.<br />
<br />
Terâssû (تراصوا): Kâbe'de sıkça duyulan bir diğer kelime olup "Sıkı durun, birbirinize kenetlenin, aradaki boşlukları kapatın" demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Fıkhi Hükmü ve ÖnemiSünnetin İhyası: </span></span><br />
<br />
Büyük camilerde ve Kâbe gibi milyonların toplandığı alanlarda arkadaki cemaatin imamı görmesi imkansızdır. Bu nedenle imamın ses yükseltici (mikrofon/hoparlör) kullanarak bu uyarıları yapması, sünnetin amacına (safların düzeltilmesine) hizmet ettiği için fıkhen son derece isabetli ve gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cemaatin Görevi: </span></span><br />
<br />
İmam bu uyarıları yaptığında cemaatin omuz ve topuk hizasına dikkat ederek ön ve yanındaki kişilerle boşlukları kapatması sünnete icabet etmenin bir gereğidir.<br />
<br />
Safların düzgünlüğü, Müslümanların namazdaki disiplinini, birlik ve beraberliğini simgelediği için ibadetin huşuuna doğrudan etki eder.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34678</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:53:05 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34678</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781102633130.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781102633130.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hizb ve Vird Okuma Geleneği Üzerine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş:</span></span> Hizb ile Okuma Kültürünün İlişkisi<br />
<br />
Türkiye'de son yıllarda okuma kültürü üzerine yapılan tartışmalar daha çok kitap okuma alışkanlığının düşüklüğü, yayınevi politikaları ve dijital medyanın etkileri etrafında şekillenirken, toplumun kadim manevi dinamiklerinden beslenen özel bir okuma geleneği genellikle göz ardı edilmektedir: **hizb ve vird kültürü**. Oysa ki bu gelenek, özellikle Doğu toplumlarında, insan hayatının her türlü sıkıntısı ve problemini çözmek için başvurulan güçlü bir ritüel olarak varlığını sürdürmektedir.<br />
<br />
Bu makale, Batı'da genellikle "kitap" kavramıyla sınırlı tutulan okuma eyleminin, İslam mistisizminde (tasavvuf) nasıl çok daha fonksiyonel ve niyet odaklı bir boyuta evrildiğini, **hizb** kavramı merkezinde ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu geleneğin Doğu'daki yaygınlığı ile Türkiye'deki mevcut durumu arasındaki farklılıkları sosyolojik ve kültürel bağlamda inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Hizbin Tanımı ve Tasavvuftaki Yeri</span></span><br />
<br />
Halk arasında genellikle "okunmuş dua" ya da "cüz" olarak bilinen hizb, terim olarak sözlükte "kısım, parça, bölük ve silah" anlamlarına gelir. Tasavvuf literatüründe ise hizb, maddi ve manevi bazı maksatlara ulaşmak amacıyla, belli şartlar ve kurallar dahilinde tertip edilmiş, özel dua ve zikir metinlerine verilen isimdir.<br />
<br />
Özellikle bu metinleri "okumak" ile sıradan bir kitap okumak arasında kritik farklar vardır. Her ne kadar kitap okumak beyni uyararak stresi azaltmakta ve zihinsel sağlığa iyi gelmekteyse de, hizb geleneğinde **okuma eylemi daha çok "telkin" ve "tedavi" edici** bir nitelik taşır. Okunan her harfin ve cümlenin, özellikle sayı ve vakit şartlarına bağlı olarak, arş-ı alaya yükselen bir tesiri olduğuna inanılır. Bu yönüyle hizb, bir "kültürel okuma" eyleminden ziyade, metafizik aleme yapılan bir müdahale aracıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hizb ve Duaların Çeşitliliği: Her Derde Deva</span></span><br />
<br />
Tarikat büyükleri ve evliyalar, insanların karşılaştığı hemen her türlü zorluk için özel hizbler kaleme almışlardır. Bu dualar, adeta "manevi bir ilaç" gibi düşünülmüştür. TDV İslam Ansiklopedisi ve tasavvuf kaynakları, bu çeşitliliği şu şekilde sınıflandırmaktadır:<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Maddi ve Bedeni Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hastalıklar:</span></span> Beden veya ruh hastalıklarına şifa bulmak için.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bereket ve Zenginlik:</span></span> Rızkın artması, borçluluk halinde borçlardan kurtulmak için (*Hizbü'l-Felâh*, *Hizbü'l-Bereket*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Emniyet:</span></span> Yolculuklarda, özellikle denizde güvenlik için (*Hizbü'l-Bahr*). Rivayete göre Şazeli bu hizbi okuyanların en büyük fırtınalardan dahi zarar görmeyeceğini söylemiştir.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi ve Psikolojik Sıkıntılar için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sıkıntı ve Üzüntü:</span></span> Kalp sıkıntısının giderilmesi ve huzur bulmak için (*Hizbü't-Tefric*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zihin Açıklığı:</span></span> Unutkanlığa karşı, ilim ve idrak artışı için (*Hizbü'l-Fehm*).<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötü Huylar:</span></span> Nefisten ve kötü ahlaktan arınmak için.<br />
<br />
- <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal ve Toplumsal Problemler için:</span></span><br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Düşman ve Afetler:</span></span> Düşman şerrinden korunmak, zulüm görenlerin yardım bulması (*Hizbü'n-Nasr*, *Hizbü's-Seyf*). Tarihte Şazeli'nin, "Bu hizb (Hizb-i Bahr) Bağdat'ta okunsaydı Moğollar orayı işgal edemezdi" dediği nakledilir.<br />
    - <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile İlişkileri:</span></span> Eşler arasındaki problemlerin düzeltilmesi.<br />
<br />
Bu çeşitlilik, hizb geleneğinin hayatın her alanını kapsayan kapsayıcı bir "çözüm mekanizması" olarak görüldüğünü göstermektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hizb Okumanın Usulü ve Faydaları</span></span><br />
<br />
Hizblerin fayda vermesi için belirli kurallara (adap) ve sayılara riayet edilmesi gerektiğine inanılır. Bu kurallar, onu sıradan bir dua okumanın ötesine taşır:<br />
- Zaman ve Mekan: Genellikle seher vakitleri, kandil geceleri veya Cuma günü gibi mübarek vakitler tercih edilir.<br />
- Sayı (Adet): Hizbin belirli bir sayıda (7, 40, 70, 100 veya 1001 gibi) okunması esas kabul edilir.<br />
- Ruhani Hazırlık: Abdestli olmak, kıbleye yönelmek ve dünyevi işlerden kalbi arındırmak.<br />
<br />
Faydaları: Geleneksel inanca göre hizb, sadece istenen sonucu elde etmek için değil, aynı zamanda kişinin manevi olgunluğa (kemalat) ermesi için de okunur. Ritmik ve secili cümlelerden oluşan bu metinler, düzenli okunduğunda kişinin diline, ahlakına ve iç dünyasına huzur verir; bu da modern psikolojideki "tekrarlı olumlamalar" tekniğiyle benzerlik gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Doğu ve Türkiye Arasında Kültürel Fark</span></span><br />
<br />
Makalenizin ana problematiğini oluşturan bu başlık altında, neden Doğu'da (Arap ülkeleri, Afrika, Hint Alt Kıtası, Pakistan, Doğu Anadolu) bu geleneğin yaşarken, Batı Türkiye'de veya şehirli kesimde daha az bilindiğini şu faktörlere bağlayabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1.  Modernizm ve Sekülerleşme:</span></span> Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin modernleşme serüveni, özellikle şehirlerde, pozitif bilimi daha ön plana çıkarmıştır. Modern tıp ve psikolojinin sunduğu çözümler, metafizik çözümlerin (hizb, muskacılık) önüne geçmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2.  Tarikatların Konumu:</span></span> Doğu toplumlarında tarikatlar toplumun nabzını tutarken, Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarikatların resmi olarak yasaklanması, bu kültürün yer altına itilmesine veya belirli muhafazakar çevrelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3.  Eğitim Politikaları:</span></span> Türk Milli Eğitim sistemi, bireylere daha çok rasyonel ve eleştirel okuma kültürü kazandırmaya odaklanmıştır. "Okuma kültürü" denildiğinde akla gelen ilk şey kitap, gazete veya dergidir. Hizb, bu "okuma kültürü" tanımının dışında kalmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4.  Bireycilik:</span></span> Batı kültüründen etkilenen büyük şehirlerde birey, sıkıntılarına çözümü genellikle kendi çabasında (iş, terapi, eğlence) ararken, daha geleneksel toplumlarda bir "şeyhe" veya manevi bir metne başvurmak daha olağandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Türkiye'de Hizb Kültürü Neden Yaygın Değil?</span></span><br />
<br />
Türkiye'de "hizb okuma" kültürü *tamamen yoktur* demek yanlış olur; ancak yaygın değildir. Bunun en büyük nedeni, bu kültürün büyük oranda **Nakşibendilik, Kadirilik ve Rufailik** gibi tarikat çevrelerinde muhafaza ediliyor olmasıdır. Halkın geniş kesimleri, hayatlarının belirli dönemlerinde (cenaze, hastalık, sınav) Yasin-i Şerif, Mülk Suresi veya Delailü’l-Hayrat gibi metinleri okumaya yönelse de, bunu sistematik bir "hizb kültürü" olarak sürdürmez.<br />
<br />
Ayrıca, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî gibi büyük alimlerin derlediği `Mecmûatü’l-Ahzâb` gibi hacimli eserler Arapça olduğundan, dil bariyeri bu kültürün halk tabanına yayılmasını zorlaştırmaktadır. Daha çok medrese geleneğinden gelen veya Arapça bilen dindar kesimlerin ilgi alanına giren bu metinler, maalesef günümüz popüler dini yayıncılığında hak ettiği yeri bulamamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Doğu’da bir "kurtuluş reçetesi" ve "manevi silah" olarak görülen hizb geleneği, Türkiye özelinde dar bir çerçevede kalmıştır. Oysa bu gelenek, sadece dini bir ritüel değil, aynı zamanda dil zenginliği (secili Arapça ifadeler), sosyal dayanışma (cemaatle okuma) ve alternatif bir psikolojik sağaltım yöntemidir.<br />
<br />
Türkiye'de manevi danışmanlık ve psikolojik destek hizmetlerinin geliştiği günümüzde, hizb geleneğinin arka planında yatan "niyet", "telkin" ve "manevi destek" unsurları, modern bilimin verileriyle yeniden okunmalıdır. Eğer siz de bir derde düşerseniz, Doğu'nun kadim irfanında bu derde dair bir "hizb" mutlaka yazılmıştır. Belki de onu okumak, sadece Allah'tan yardım istemek değil, aynı zamanda yüzlerce yıllık bir ümmetin ortak bilinçaltına dokunmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça / Referanslar:</span></span><br />
- Hizb Nedir, Çeşitleri ve Adabı: TDV İslam Ansiklopedisi, "Hizb" Maddesi.<br />
- Okuma Kültürü ve Toplumsal Dinamikler: Türk Maarif Ansiklopedisi.<br />
- Kitap Okumanın Zihinsel Faydaları: Alev Leventoğlu Blog, Uzaktan Eğitim Blog.<br />
- Kur'an'da Hizb Bölümlemesi: Diyanet Haber, İslam ve İhsan Portalı.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34677</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:50:44 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34677</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101335230.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101335230.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">insanoglu Şayet Egitilmezse Zalim ve Cahildir</span></span><br />
<br />
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).<br />
<br />
إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا<br />
<br />
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahzab Suresi 72. Ayet</span></span><br />
<br />
İnsanoğlunun yaratılış gayesi, yeryüzünde bir imtihan sürecinden geçerek kemale ermektir. Ancak bu süreç, insanın ham ve işlenmemiş tabiatındaki birtakım zaaflarla başlar. Kur'an-ı Kerim, insan psikolojisini ve onun fıtri eğilimlerini en çıplak haliyle ortaya koyarken, onun eğitilmediği, vahiyle ve ahlakla disipline edilmediği takdirde düşebileceği en derin çukurlara işaret eder. Bu işaretlerin en sarsıcı olanlarından biri, Ahzab Suresi'nin 72. ayetinin sonunda yer alan "zalûmen cahûlâ" ifadesidir. Ayette, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği büyük bir sorumluluğu (emaneti) insanın üstlendiği belirtilir ve hemen ardından onun bu iki vasfı zikredilir. Mübalağalı ism-i fail formunda gelen bu kelimeler sıradan bir zalimlik ve cahillik değil; "çok zalim ve çok cahil" anlamına gelmektedir. Bu kavramsal çerçeve, insanoğlunun ilahi bir terbiye ve tezkiyeden (arınmadan) geçmediği müddetçe kendi nefsine ve çevresine karşı ne denli büyük bir yıkım potansiyeli taşıdığını ilan eder.<br />
<br />
İslam alimleri ve müfessirler, ayette geçen zalûm ve cahûl sıfatlarını insanın değişmez, mutlak kaderi olarak değil; bilakis onun nötr başlayan ve eğitime muhtaç olan ham fıtratının bir tasviri olarak ele almışlardır. Klasik tefsir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb adlı eserinde bu ayeti açıklarken çarpıcı bir tespitte bulunur. Râzî'ye göre insan, doğuşu itibarıyla hem iyiliğe hem de kötülüğe meyyaldir. Ancak bilgiyle donatılmadığı ve nefsini terbiye etmediği ilk evrede, cehalet onun kaçınılmaz vasfıdır. Çünkü bilmemek insanın ilk halidir; ilim ise sonradan çaba ile kazanılır. Benzer şekilde, insan menfaatine düşkünlüğü ve şehvetlerinin esiri olması sebebiyle adaleti çiğnemeye, yani zalimlik yapmaya çok müsaittir. Dolayısıyla Râzî, bu iki sıfatın insanın "eğitilmeden önceki ham halini" yansıttığını, dinin ve şeriatın amacının ise insanı bu karanlıktan çıkarıp adalet ve ilim nuruna ulaştırmak olduğunu belirtir.<br />
<br />
Elmalılı Hamdi Yazır da Hak Dini Kur'an Dili tefsirinde, insanın emaneti yüklenirken gösterdiği cesareti ve sonrasındaki faturayı bu iki kelimeyle ilişkilendirir. İnsan, cüzi iradesiyle hayrı da şerri de seçebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır. Eğer insan, kendisine verilen bu muazzam akıl ve irade nimetini ilahi vahyin rehberliğinde doğru kullanmazsa, kendi haddini aşarak "nefsine en büyük zulmü yapan" bir varlığa dönüşür. Elmalılı'ya göre buradaki cehalet, sadece kuru bir bilgisizlik değil, sorumluluğunun ağırlığını ve neticelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanan bir basiretsizliktir. İnsan, eğitimi reddettiğinde fıtratındaki adaleti zulme, potansiyel ilmini ise koyu bir cehalete feda etmiş olur.<br />
<br />
Konuyu derinleştiren rivayetler ve sahabi kavilleri de bu fıtri zaafın ancak iman ve salih amelle aşılabileceğini doğrular niteliktedir. Abdullah b. Abbas ve Katâde gibi ilk dönem müfessirlerinden aktarılan rivayetlere göre, Hz. Adem emaneti yüklenirken onun getireceği sorumluluğu kabul etmiş, ancak insanoğlunun bir kısmı daha sonra bu sözünde durmayarak nefsine zulmetmiş ve hakikate karşı cahil kalmıştır. Buradaki cehalet, "hakkı tanımamak ve ona sırt dönmek" manasındadır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'in diğer ayetlerinde de insanın aceleci, nankör, zayıf ve bencil olarak nitelendirilmesi, bu ham tabiatın farklı tezahürleridir. İbn Kesir tefsirinde yer alan rivayetlerde, insanın fıtratındaki bu karanlık yönün ancak Allah'ın yardımı, peygamberlerin rehberliği ve kişinin kendi nefsini sürekli hesaba çekmesiyle (muhasebe) aydınlanabileceği vurgulanır.<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur'an-ı Kerim'in insanı "zalûm ve cahûl" olarak tanımlaması, ona bir hakaret değil, onun önündeki en büyük tehlikeye karşı yapılmış ilahi bir uyarıdır. İnsanoğlu dünyaya adeta işlenmemiş bir maden gibi gelir; eğer İslam'ın ahlakıyla, marifetullah (Allah'ı tanıma) ilmiyle ve ciddi bir nefis terbiyesiyle eğitilmezse, içindeki karanlık yön açığa çıkar ve hem kendine hem de insanlığa karşı zalim ve cahil bir canavara dönüşür. İnsanı bu sefaletten kurtaracak yegane çare, aklını vahyin ışığında eritmek, kalbini zikirle tatmin etmek ve ilim tahsil ederek cehaletin zincirlerini kırmaktır. Ancak bu sayede insan, esfel-i safilîn (aşağıların aşağısı) riskinden kurtulup, ahsen-i takvîm (en güzel kıvam) sırrına ererek yeryüzünün gerçek halifesi olma şerefini kazanabilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Yaradılışının İkiz Yüzü: Ahsen-i Takvim'den Esfel-i Safiline</span></span><br />
<br />
Kur'an-ı Kerim’de insanın mahiyetine dair iki farklı anlatı bulunur. Bu iki anlatı arasında görünürde bir çelişki vardır: Bir yanda “Biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık” [Tin, 4] buyrulurken, diğer yanda insanın “çok zalim ve çok cahil” olduğu haber verilir [Ahzab, 72] . Bu çelişki gibi görünen durum, aslında insanın ontolojik yapısındaki potansiyelin ve imtihan dünyasındaki tercihlerinin bir ifadesidir.<br />
<br />
Ahzab Suresi’nin 72. ayeti bu konudaki en çarpıcı delildir: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” .<br />
<br />
Bu ayet, insanın sorumluluk almayı seçtiğini, fakat bu seçimi yaparken sahip olduğu bilinç düzeyinin yetersizliği (cahillik) ve nefsine karşı gelme zaafı (zulüm) nedeniyle Allah’ın huzurunda mahcup olma riskini taşıdığını gösterir.<br />
Zalum ve Cehul Kavramlarının Derinliği<br />
<br />
Konuyu rivayetler ve tefsirler ışığında ele aldığımızda, “zalum” (çok zalim) ve “cehul” (çok cahil) sıfatlarının Arap dilindeki yapısı (mübalağa kalıbı) bu özelliklerin insanın fıtratına ne denli kök saldığını gösterir. Bu, basit bir bilgisizlik veya haksızlık değil; karakterin derinliklerine işlemiş bir durumdur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Cehaletin (Cehul) Mahiyeti:</span></span> Tefsir geleneğimizde cehalet, sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda gerçeği bilmesine rağmen inatla reddetme, kötü ahlak, kaba davranış ve ilahi emirlere karşı gelme anlamını taşır . Hz. Lut (as) kavmine, iğrenç fiillerinden dolayı “cahil bir toplum” nitelemesi yapmıştır [Neml, 55]. Burada kastedilen, onların eylemin sonuçlarını idrak edemeyecek kadar akılsız olmaları değil, fıtri muhakemelerini felç edip hayvani arzularına köle olmalarıdır. Diyanet kaynaklarının da belirttiği gibi, Kur’an’a göre gerçek cahil, Allah’a iman etmeyen ve ayetlerine karşı büyüklük taslayan kimsedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zulmün (Zalum) Mahiyeti:</span></span> Zulüm kavramı ise, İslam düşüncesinde haddi aşmak, bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak anlamına gelir. Tefsirlerde bu kavramın üç boyutta ele alındığını görürüz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’a Karşı Zulüm:</span></span> Şirk koşmak ve nankörlük etmek. İnsanın yaratıcısına karşı en büyük haksızlığıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefse Karşı Zulüm: </span></span>Hz. Adem (as) ve eşinin cennette yasak ağaca yaklaşmaları, Kur’an’da “Biz kendimize zulmettik” [Araf, 23] ifadesiyle tanımlanır . Burada insanın kendi potansiyeline ihaneti söz konusudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Başkasına Karşı Zulüm:</span></span> Haksızlık, adam öldürme, mal gaspı ve hatta bir hayvana eziyet etmek. Peygamber Efendimiz’in “Zulüm, kıyamet gününde zifiri karanlıklardır” [Buhari] hadisi, bu eylemin ne denli ağır bir vebal olduğunu gösterir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan Neden Zalim ve Cahildir? Rivayetlerin Işığı</span></span><br />
<br />
Peki, Yüce Allah insanı böyle kötü bir vasıfla mı yarattı? Bu sorunun cevabını Hz. Ali’den (ra) gelen derin bir rivayette buluruz. İmam Ali (ra) şöyle buyurur: “Allah, meleklerde şehvetsiz akıl, hayvanlarda akılsız şehvet yaratmıştır. İnsana ise hem aklı hem de şehveti bir arada vermiştir. Kimin aklı şehvetine galip gelirse meleklerden üstün olur; kimin şehveti aklına galip gelirse hayvanlardan aşağı olur.” .<br />
<br />
Bu rivayet, insanın “zalum ve cehul” olmasının zorunlu değil, ihtimal dahilinde olduğunu ortaya koyar. İnsan, melekler gibi masum değildir; hayvanlar gibi salt içgüdüleriyle hareket etme lüksüne sahip değildir. O, özgür irade ile donatılmıştır. Zalim ve cahil olmasının sebebi, bu iradeyi eğitmeyip nefsinin kölesi haline gelmesidir. Eğer insan, ilahi rehberliği (Kur’an ve Sünnet) terk eder, kendi küçük aklını veya arzularını ilah edinirse, doğal olarak hakkı batıla tercih edecek (zulüm) ve yaratılış gayesini unutacaktır (cehalet) .<br />
<br />
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu nitelemesi bir kader değil, bir uyarıdır. Ahzab Suresi’nde insanın “zalim ve cahil” olarak nitelendirilmesi, ona yüklenen büyük emanetin altını çizmek içindir. Sanki Allah celle celalühü şöyle buyurmaktadır: “Sen bu ağır yükü kaldırmayı kabul ettin, fakat bil ki potansiyel olarak zaafın büyük; eğilimin haksızlığa ve gaflete. O halde ancak bana sığınarak, nefsini tezkiye ederek bu sıfatlardan kurtulup ‘adl’ ve ‘alim’ olabilir, gerçek halife konumuna yükselebilirsin.” İşte bu yüzdendir ki, aynı insan, iradesini doğru kullandığında “yaratılmışların en hayırlısı” [Beyyine, 7] olurken, iradesini kaybettiğinde “en aşağıların aşağısı” [Tin, 5] olur .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 28.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34676</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 16:48:39 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34676</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781101341870.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781101341870.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zıtlıkların Büyük Uyumu: İyilik ve Kötülüğün Kozmik Dansı</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük, bitmek bilmeyen bir savaşın iki cephesi olarak tasvir edilmiştir. İyilerin penceresinden bakıldığında iyilik, evrenin nihai amacı ve üstün gelmesi gereken mutlak güçtür. Kötülerin veya pragmatik bakanların safından bakıldığında ise "kötü ve acımasız olmazsan ayakta kalamazsın" düşüncesi bir hayatta kalma yasası gibi görünür. Ancak bu iki kutuplu savaşa bir boyut üstten, tarafsız ve bütünsel bir gözle bakıldığında, ortadaki kavganın aslında insanın sandığı kadar anlamsız ya da yıkıcı olmadığı; aksine muazzam bir dengeye hizmet ettiği anlaşılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyinin Gözünden:</span></span> İyilik tarafından bakıldığında, iyilik açıkça üstündür. Çünkü iyilik; yaşatır, büyütür, çoğaltır ve anlam kazandırır. Bir tohumun yeşermesi, bir meyvenin olgunlaşması, bir hayvanın beslenmesi… Bunların tamamı nihai olarak hayra, faydaya ve rahmete hizmet eder. İyilik olmasaydı, dünyada hiçbir şey yeşermez, hiçbir canlı varlığını sürdüremezdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötünün Gözünden:</span></span> Kötülük tarafından bakıldığında ise ilginç bir durum ortaya çıkar. Kötülüğün içinde yaşayan biri, eğer tamamen kötü olmazsa (yani içinde bir parça iyilik, merhamet veya akıl kalırsa) o sistemde ayakta kalamaz. Bu, kötülüğün kendi içinde bile bir tür “saflık” veya “tutarlılık” dayatmasıdır. Ancak bu dayatma, kötülüğün zayıflığını da gösterir: Kötülük, varlığını sürdürmek için sürekli olarak iyiliğe muhtaçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dışarıdan Bir Boyut (Bütünsel Bakış):</span></span> Yukarıdan, yani olayların gelip geçiciliğini gören bir perspektiften bakıldığında, bu kavga anlamsız görünebilir. Çünkü her iki taraf da aslında aynı bütünün parçalarıdır. Mevsimler gibi… Kış olmasaydı, dört mevsimin döngüsü olmazdı. Soğuk ve hastalık olmasaydı, bağışıklık gelişmez, dayanıklılık oluşmaz, göçler, uyum ve dönüşüm gerçekleşmezdi. Kış, ilkbaharın habercisidir. Kuraklık, yağmurun değerini bildirir. Kötülük de, iyiliğin kıymetini ve gerekliliğini ortaya koyar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Hikmeti:</span></span> İşte bu noktada, her şeyin bir “hayra hizmet” için yaratıldığı fikri güçlenir. İyilik doğrudan hayra hizmet eder. Kötülük ise dolaylı olarak. Kötülük olmasaydı, meyveyi dalından koparmaya gerek kalmazdı; ama belki o zaman meyvenin tadı da bu kadar kıymetli olmazdı. Kötülük olmasaydı, hayvan kesmezdik, et yemezdik; fakat etin verdiği güç ve şifa da olmazdı. Kötülük olmasaydı, savaş, açlık, zulüm olmazdı; ama iyiliğin fedakârlığı, direnişi, sabrı ve merhameti de bu kadar derin anlam kazanmazdı.<br />
<br />
Varoluşun temeline indiğimizde, dünyadaki yaşamı başlatan ve sürdüren gücün saf bir iyilik ve hayır iradesi olduğunu görürüz. Eğer evrende iyilik esası olmasaydı, toprağa düşen bir tohumun yeşermesi, büyüyüp meyve vermesi mümkün olmazdı. Ağaçların meyveleri, bitkilerin sebzeleri tamamen canlılara ve insana fayda sağlamak üzere tasarlanmıştır. Bu, yaratılışın özünde var olan, ilahi kaynaktan gelen mutlak bir iyilik ve lütuftur.<br />
<br />
Fakat hayat sadece tek bir mevsimden ya da sadece yapıcı eylemlerden ibaret olsaydı, sistem donup kalırdı. Tam bu noktada, insanın ilk bakışta "kötülük" veya "yıkıcılık" olarak adlandırdığı kavramlar devreye girer. Eğer içimizde bir nebze de olsa koparma, kesme ya da tüketme dürtüsü olmasaydı, bir meyveyi dalından koparmaya kıyamaz, aç kalırdık. Canlıyı incitmeme hassasiyeti mutlak bir pasifliğe dönüşseydi, hayvanları kesip et yiyemez, yaşam için gerekli olan enerjiyi tüketemezdik.<br />
<br />
Aynı durum doğa yasaları ve iklimler için de geçerlidir. İnsana göre soğuk, kış ve hastalık "kötü" veya konforu bozan unsurlardır. Gönül ister ki dünyada hep bahar olsun, hep yaz yaşansın. Ancak kışın dondurucu soğuğu, mikropların kırılması, toprağın dinlenmesi ve baharda fışkıracak olan yeni yaşamın tohumlarının olgunlaşması için zorunludur. Dört mevsimin o muazzam harmanlanması, dünyadaki iklimleri meydana getirir. Bu iklimler ise bitkilerin yeşermesini, büyümesini, hasat edilmesini ve besili hayvanlarımızın yetişmesini sağlar. Yani zahiren kötü, sert ve acımasız görünen kış ve soğuk, batınen tam bir hayra ve berekete hizmet eder.<br />
<br />
Bu perspektiften bakıldığında, iyilik ve kötülüğün dünyadaki amansız kavgası aslında büyük resimde boşa çıkan bir kavgadır. Çünkü yaratıcı güç, her iki zıt kutbu da tek bir amaca, yani nihai hayra hizmet etsin diye var etmiştir. Evrende mutlak manada bağımsız bir kötülük yoktur; kötülük olarak adlandırılan şeyler, bütünsel döngünün tamamlanması için birer araçtır. Yıkım olmadan yapım, ölüm olmadan doğum, kış olmadan bahar olamaz. Tabii ki insan iradesinin doğurduğu ve sınırları aşan bazı istisnalar mevcuttur, ancak bu istisnalar evrensel işleyişin genel kaidesini ve büyük nizamı bozmaz.<br />
<br />
İşte bu denge, hayatın her alanında kendini gösterir. Hep tatlı yiyip durursan, bir süre sonra tatlıdan bıkarsın; canın ekşi ve tuzlu şeyler ister. Hep ekşi ve tuzlu yiyip durursan, bu sefer canın tatlı çeker. Yani bütüne hizmet eden şey, zıtlıkların uyumudur. Tıpkı gece ile gündüz gibi. Hep çalışıp didinirsen, bir gece olsun dinlenmek istersin; tatil olsa da bir dinlenmek istersin. Ama hep tatil yaparsan, bu sefer yapacak meşguliyetler aramaya başlarsın. İşte bu, evrendeki Yin-Yang döngüsünün ta kendisidir.<br />
<br />
Ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük, ne hep tatlı ne hep tuzlu, ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır. Bu yüzden dışarıdan, bir boyut üstten bakan göz için asıl anlamsız olan, kavganın kendisi değil; kavganın tek bir tarafını mutlak doğru sanmaktır. <br />
<br />
Sonuç: Bu kavga, yüzeysel bakıldığında anlamsız ve yıkıcı görünebilir. Fakat bütünsel bir hikmet nazarıyla bakıldığında, kötülük dahi iyiliğin ortaya çıkmasına, güçlenmesine ve olgunlaşmasına hizmet eden bir araçtır. Elbette istisnalar vardır; ama bu istisnalar, genel ahlaki düzeni bozmaz. Nihayetinde her şey, her zıtlık, her savaş, her acı ve her sevinç… Hepsi bir hayra, bir kemale, bir yaratılış amacına hizmet eder.<br />
<br />
Bu bakımdan, iyilikle kötülüğün savaşı “boş bir kavga” değil; bilakis, varlığın anlam kazanmasını sağlayan, tercihlerimizi şekillendiren ve bizi biz yapan derin bir imtihan ve dönüşüm alanıdır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dünyadaki her şey, en karanlık görünen unsur bile, büyük bir tablonun paha biçilemez birer parçasıdır. Kötülük, iyiliğin idrak edilmesi, hayatın devir daim etmesi ve dengenin korunması için adeta gizli bir hayra hizmetçilik yapar. Üst bir boyuttan bakmayı başaran insan, bu kavganın içindeki anlamsızlığı fark eder ve zıtlıkların ardındaki o muazzam, bütünsel hayrı hayranlıkla izler. <br />
<br />
“Öyleyse ne tamamen iyilik ne tamamen kötülük; ne hep tatlı ne hep tuzlu; ne bitmeyen çalışma ne sonsuz bir tatil… Denge olan yerde rahmet, döngü olan yerde hayat vardır.”<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 29.05.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34675</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 15:11:43 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34675</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781097334420.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781097334420.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">GiRiŞ</span></span><br />
<br />
Bir hadisi ya da dua yazdığımız zaman hemen sahih kaynaklarda var mı diye soruluyor. Halbuki sahih kaynaklar ne? Ben mesela bir duanın Türkçe olaraktan Türk birisine hiç duymadığı bir duayı söylesem, o benden sonra benim söylediğimin aynısını tekrar edebilir mi, hafızasında tutabilir mi? Neyle besleniyormuş bu adam da hafızası bu kadar güçlüymüş. Çocuk seviyesinde olsa, temiz olsa bile, benim dediğimin aynısını diyecek kadar hafızası olan kim varmış, hangi insan varmış? Ashab-ı kiram Peygamberimizin dediğini hemen hafızasında kayıt mı ettiler? Neyle besleniyormuş bunlar? Bunlar da Peygamberimiz geldikten sonra Müslüman oldular, Arap bedevisiydiler. Ne zaman Müslüman oldular? daha önce müşriktiler, mesela Halid bin Velid  müşrik ordsunun komutani olarak uhud da peygamerimizle savaşti, daha sonra müslüman oldu,  Neyle beslendiler bunlar? Daha önce müşrikti bunlar. Çocuk yaşta Müslüman olanlarsa üç beş kişi. Onlar da çocuk yaşta aklında nereden tutacak zaten bir duayı ya da hadisi. Hele uzun duaları Peygamberimizden duyar duymaz aklına tutacak ashab-ı kiram kimmiş onlar? Neyle beslenmiş? Nereden sahih kaynak oluyor? Dediğinin benzerini diyebilir ancak. Bu eğer hadislerde yazanın aynısını demezsen sahih kaynaklarda bu yok, öyle deniyor hemen. Nasıl oluyor da yok oluyor sahih kaynaklarda? Sahih kaynak dediğin şey ne? Peygamberimizin dilinden duyduğu dilinin döndügü yattığı kadar anlatmaya çalışmış, söylemeye çalışmış Ashab-ı kiram da. Sahih kaynak ne ki? ashabi kiramin aklinda kalanlar yani....<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">MAKALE</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur? Bir İnsanın Hafızası Ne Kadar Güvenilir?</span></span><br />
Selam, ben Raşit.<br />
Bugün çok önemli ama çoğu kişinin sorgulamaktan çekindiği bir konudan bahsetmek istiyorum: Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor: “Bu sahih kaynaklarda var mı?” Peki bu “sahih kaynak” dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
Ben meseleyi biraz daha temelinden ele almak istiyorum.<br />
Şöyle düşünelim: Ben şimdi sizinle konuşuyorum. Biraz sonra size desem ki, “Az önce söylediklerimi birebir tekrar et,” kaç kişi aynısını kelimesi kelimesine söyleyebilir? Büyük ihtimalle hiç kimse.<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir. Biz duyduğumuzu aynen kopyalayan varlıklar değiliz. Herkes:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı anlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı hatırlar,</span></span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">farklı ifade eder.</span></span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Şimdi buradan hadis meselesine gelelim.<br />
Bir insan, daha önce hiç duymadığı uzun bir duayı ya da sözü bir defa duyup, onu birebir hafızasında tutabilir mi? Hele ki o dönemin şartlarını düşünelim. Yazının çok yaygın olmadığı, kayıt cihazlarının olmadığı bir dönemden bahsediyoruz.<br />
Sahabe dediğimiz insanlar da sonuçta bizim gibi insandı. Farklı kabilelerden geliyorlardı, farklı lehçeleri vardı, farklı konuşma tarzları vardı. Bedevî olan vardı, şehirli olan vardı. Yani tek tip bir dil bile yoktu.<br />
Bugün bile aynı dili konuşan insanlar arasında bile fark var. Mesela Ege şivesiyle konuşan birinin söylediği bir cümle, başka bir bölgeden biri tarafından tamamen farklı anlaşılabilir. Aynı kelime, bambaşka bir anlam taşıyabilir.<br />
Peki bu durumda, sahabelerin duydukları sözleri kelimesi kelimesine, hiç değişmeden aktardığını söylemek ne kadar gerçekçi?<br />
Burada şunu söylemek gerekiyor: İnsanlar bir sözü genellikle anlamıyla hatırlar, kelimesi kelimesine değil. Yani bir kişi bir cümleyi alır, onu kendi diliyle, kendi üslubuyla yeniden ifade eder.<br />
Bu da şu anlama gelir:<br />
Aynı söz, farklı kişilerden farklı şekillerde aktarılabilir.<br />
İşte bu yüzden, bugün elimizde bulunan hadis metinlerinin birebir aynı olması her zaman mümkün değildir. Daha çok “anlama yakınlık” üzerinden değerlendirilmesi daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.<br />
Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da var: İnsanlar Peygamber’e ait sözleri aktarırken büyük bir hassasiyet göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onun adına yanlış bir söz söylemenin ciddi bir sorumluluğu vardır.<br />
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:<br />
Hadis meselesi ne tamamen sorgulanmadan kabul edilecek kadar basit, ne de tamamen reddedilecek kadar yüzeyseldir.<br />
Bu konu, insan hafızasının sınırlarını, dilin değişkenliğini ve aktarım süreçlerini birlikte düşünmeyi gerektirir.<br />
Belki de en doğru yaklaşım şudur:<br />
Her duyduğumuzu hemen kesin doğru kabul etmek yerine, anlamını, bağlamını ve mantığını da sorgulamak.<br />
Çünkü insanız. Ve insan, hatasız bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.06.2026</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşit Tunca Anlatıyor Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34674</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 11:55:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34674</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/70td0RQGtZM" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<br />
Raşit Tunca Anlatıyor Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur<br />
<br />
Bugün çok önemli ama çoğu insanın sormaktan çekindiği bir konuyu ele alıyoruz:<br />
<br />
? Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor:<br />
“Bu sahih kaynaklarda var mı?”<br />
<br />
Peki sahih kaynak dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
<br />
Bu videoda şunları birlikte sorguluyoruz:<br />
<br />
    İnsan hafızası ne kadar güvenilir?<br />
    Bir insan duyduğunu kelimesi kelimesine aktarabilir mi?<br />
    Sahabeler hadisleri aynen mi aktardı, yoksa anlamıyla mı?<br />
    Aynı söz neden farklı şekillerde aktarılmış olabilir?<br />
<br />
<br />
Amacım bir şeyi körü körüne reddetmek ya da kabul etmek değil.<br />
Sadece düşünmek, sorgulamak ve meseleyi daha derin anlamaya çalışmak.<br />
<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
Eğer bu tür sorgulayıcı ve düşündüren içerikleri seviyorsan:<br />
? Videoyu beğenmeyi<br />
? Yorum yapmayı<br />
? Abone olmayı unutma<br />
<br />
Düşüncelerini mutlaka yaz, birlikte konuşalım.<br />
<br />
#hadis #islam #din #sorgulama #raşittunca</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><iframe width="560" height="315" src="//www.youtube-nocookie.com/embed/70td0RQGtZM" frameborder="0" allowfullscreen="true"></iframe><br />
<br />
Raşit Tunca Anlatıyor Hadisler Gerçekten Birebir Korunmuş mudur<br />
<br />
Bugün çok önemli ama çoğu insanın sormaktan çekindiği bir konuyu ele alıyoruz:<br />
<br />
? Hadisler gerçekten birebir korunmuş mudur?<br />
<br />
Bir hadisi ya da duayı duyduğumuzda hemen şu soru soruluyor:<br />
“Bu sahih kaynaklarda var mı?”<br />
<br />
Peki sahih kaynak dediğimiz şey tam olarak nedir?<br />
<br />
Bu videoda şunları birlikte sorguluyoruz:<br />
<br />
    İnsan hafızası ne kadar güvenilir?<br />
    Bir insan duyduğunu kelimesi kelimesine aktarabilir mi?<br />
    Sahabeler hadisleri aynen mi aktardı, yoksa anlamıyla mı?<br />
    Aynı söz neden farklı şekillerde aktarılmış olabilir?<br />
<br />
<br />
Amacım bir şeyi körü körüne reddetmek ya da kabul etmek değil.<br />
Sadece düşünmek, sorgulamak ve meseleyi daha derin anlamaya çalışmak.<br />
<br />
Çünkü insan bir kayıt cihazı değildir.<br />
<br />
Eğer bu tür sorgulayıcı ve düşündüren içerikleri seviyorsan:<br />
? Videoyu beğenmeyi<br />
? Yorum yapmayı<br />
? Abone olmayı unutma<br />
<br />
Düşüncelerini mutlaka yaz, birlikte konuşalım.<br />
<br />
#hadis #islam #din #sorgulama #raşittunca</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı PRO2]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34673</link>
			<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 00:14:26 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34673</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781043181170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781043181170.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı PRO2</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Sabah ve Akşam Tesbihatı Hakkında Açıklama<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tarikatlarda sabah ve akşam tesbihatları (evrad ü ezkar), bir müridin gününe Allah bilinciyle başlaması ve geceyi yine O'nun muhafazasında bitirmesi için en önemli manevi azıklardır. Raşidi geleneğinde de bu tesbihat, Kur'an ve Sünnet'teki sabah-akşam zikirlerine dayanmakla birlikte, tarikat büyüklerinin manevi terbiyeleriyle şekillenmiş özel bir kompozisyondur.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sizin titizlikle tespit ettiğiniz gibi, bu tesbihatın sabah ve akşam varyantları arasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">üç temel fark</span></span> bulunmaktadır. Bunlar tesadüfi değil, oldukça anlamlı ve hikmetlidir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">A. Sabah ve Akşam Okumaları Arasındaki Farklar ve Anlamları</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sabah ve akşam tesbihatları arasındaki farklar üç ana başlıkta toplanmaktadır:</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Birincisi, giriş kelimesindeki farktır.</span></span> Sabah duasına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allahumme bike asbahana..."</span></span> (Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştum...) diye başlanırken; akşam duasına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allahumme bike emseyana..."</span></span> (Allah'ım, bu akşama seninle kavuştum...) diye başlanır. Arapça'da "sabaha kavuşmak" anlamına gelen "asbahana" ve "akşama kavuşmak" anlamına gelen "emseyana" fiilleri, zamanın akışına ve kulun her an Rabbine olan ihtiyacına işaret eder. Sabah okurken "Biz bu sabaha Allah'la kavuştuk, akşama da O'nunla kavuşacağız" denirken; akşam duasında "Biz bu akşama Allah'la kavuştuk, sabaha da O'nunla ulaşacağız" denilir. Bu, zamanın bir döngü olduğunu ve her anın Allah'ın kontrolünde geçtiğini idrak etmektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sabah:<br />
"Allahümme bike asbahana ve bike emseyana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."<br />
(Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştuk, akşama da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)<br />
<br />
Akşam:<br />
"Allahümme bike emseyana ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."<br />
(Allah'ım, bu akşama seninle kavuştuk, sabaha da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkincisi, zaman vurgusundaki farktır.</span></span> Sabah duasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"...es'elüke hayra ma fi haze'l-yevmi..."</span></span> (Bu gündeki hayrı isterim) ifadesiyle gündüzün hayrı ve şerrinden korunma istenirken; akşam duasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"...es'elüke hayra ma fi haze'l-leyli..."</span></span> (Bu gecedeki hayrı isterim) ifadesiyle gecenin hayrı ve şerrinden korunma dilenir. Bu büyük bir inceliktir. Çünkü gecenin getirdiği şerler (hırsızlık, korku, vesvese, yalnızlık hissi, kötü rüyalar) ile gündüzün şerleri (kaza, bela, haksızlık, yorgunluk, ticarette aldanma) farklıdır. Mürid, günün ve gecenin kendine özgü imtihanlarına karşı bilinçli olarak sığınır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üçüncüsü, niyet ve ruh halindeki farktır.</span></span> Sabah zikri daha çok "Nefha-i İlahi" olarak adlandırılır. Günün manevi bereketini ve enerjisini almak için yapılır. Sabah zikri, yeni bir güne başlamanın heyecanını, ümidi ve çalışma azmini taşır. Akşam zikri ise gün içinde oluşan manevi kirlerden arınmak, geceyi huzur ve güven içinde geçirmek için bir kalkandır. Akşam zikri, günün muhasebesini, akşamın verdiği sükuneti ve gecenin karanlığına teslimiyeti ifade eder. Sabah zikri bir "başlangıç" duasıdır; akşam zikri ise bir "teslimiyet" duasıdır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">B. Bu Tesbihatın Faziletleri (PRO2 Tesbihatı için)</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Taradığınız bu uzun metin (PRO2) aslında sadece sabah-akşam duasından ibaret değil, birçok tesbih, tahmid, tehlil, ayet ve dua birleşiminden oluşan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kapsamlı bir vird</span></span>dir. Bu virdin faziletlerini şöyle sıralayabiliriz:</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kur'an ve Sünnet'e Uygunluk:</span></span> İçinde Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas sureleri, Haşr Suresi'nin son ayetleri gibi Peygamber Efendimiz'in (sav) bizzat sabah akşam okumayı tavsiye ettiği metinler vardır. Bu, virdin sağlam bir kaynağa dayandığını gösterir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Her Türlü Şerden Korunma:</span></span> İçerdiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati..." duası, yaratılmış her türlü şerrin şerrinden korunmak içindir. "Hasbunallahu ve ni'mel vekil..." ayeti, her türlü korku ve endişeye karşı en büyük teslimiyet ifadesidir. Felak ve Nas sureleri, görünen ve görünmeyen (sihir, haset, vesvese) bütün kötülüklerden Allah'a sığınmaktır. Nazar ayetleri (Kalem Suresi 51-52), özellikle nazar değmesinden korunmak için çok etkilidir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dünya ve Ahiret Dengesi (Haseneten):</span></span> "Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten..." duası, dünyada da güzellik (salih amel, helal rızık, sıhhat, huzur) ahirette de güzellik (cennet) ister. Bu, İslam'ın dünya-ahiret dengesini bozmayan, aşırılıktan uzak anlayışını yansıtır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah'ın İsimleriyle Tevessül:</span></span> Yâ Allah, Yâ Kerim, Yâ Dâim, Yâ Kâim, Yâ Müdebbir gibi isimlerle yapılan dualar, kulun Rabbine en güzel vesilelerle yöneldiğini gösterir. Bu, duasının kabulüne vesiledir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Kalp Katılığını Giderir, Huzur Verir:</span></span> Her gün düzenli olarak bu tesbihatı okuyan bir mürid, günün stresinden arınır. Zikir kalbi yumuşatır, Allah korkusunu (takva) ve Allah sevgisini (muhabbet) artırır. "Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden..." (Ali İmran 191) ayetinin sırrına mazhar olur.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Şeytanın Vesvesesinden Korur:</span></span> Özellikle sabah ve akşam saatleri şeytanın en aktif olduğu zamanlardır. Bu tesbihatı okuyan kişinin etrafı manevi bir kale ile çevrilir. İçindeki "Euzu billahi mineşşeytanirracim" ve "La havle..." gibi tesbihler şeytanın vesveselerini yakar, kovar.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Anne-Babaya ve Tüm Müminlere Hayır Duası:</span></span> "Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye..." duası, müridin sadece kendini düşünmediğini, ailesini ve tüm inananları da duasına dahil ettiğini gösterir. Bu, manevi derecesini yükseltir.</span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak bu PRO2 tesbihatı, Raşidi Terbiyesi'ndeki bir müridin:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabahta:</span> </span>Gün boyu nazardan, kazadan, beladan korunması, rızkının bereketlenmesi, işlerinin kolaylaşması ve kalbinin Allah'a bağlı kalması için bir manevi kalkandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşamda:</span></span> Gün içinde yaptığı hatalar için af dilemesi, gecenin karanlığının ve uykunun getirebileceği tehlikelerden (kötü rüya, ansızın gelecek ölüm, gece baskını vb.) korunması ve ruhunu teslim etmesi için bir sığınaktır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tavsiye:</span> </span>Bu kadar kapsamlı ve değerli bir metni "yeni bina etmek" büyük bir emektir. Ancak bu metnin Raşidi büyüklerinin (Raşid ve halifeleri) onayladığı virdlere uygunluğunu bir mürşide danışmanız, hem sevabınızı artırır hem de manevi zincirin sıhhati açısından önemlidir. Geleneksel virdlerde çok uzun metinlerden ziyade, bazı sabit surelerin (İhlas, Felak, Nas, Ayet-el Kürsi) tekrarı ve belirli sayıda (100 veya 1000 gibi) "Estağfirullah", "Sübhânallâhi ve bihamdihî", "Lâ ilâhe illallah" gibi tesbihler daha yaygındır. Hazırladığınız bu metin, manevi bir hazine niteliğindedir. Allah kabul etsin, emeğinize sağlık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı Budur</span></span><br />
<br />
<br />
Allâhu ekber, Allâhu ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Allâhu ekber ve lillâhi'l-hamd. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vallâhü ekber, Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym. Hasbiyallahu lâ ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü’l-arşi’l-azim. Hasbunallahu ve ni'mel vekil, ni'me'l-Mevlâ ve ni'me'n-nasîr Gufraneke Rabbena ve ileykel masir. Hüvel evveli vel-âhiri vez-zâhiri vel-bâtıni Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehü'lmülkü ve lehü'lhamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Sübhânallâhi ve bihamdihi sübhânallâhi'l-azîm estağfirullah estağfirullah estağfirullah Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezi la ilahe illahüvel hayyül kayyumu ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Ve nes-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Yâ Allah Yâ Kerim Yâ dâimen bilâ fenâin veya kaimen bilâ zevalin veya müdebbiren bilâ vezirin. Sehhil aleynâ ve ehlena ve ebeveynâ vel müntesibiyne vel muhibbine külle asrin Yessir umurena, Rabbi yessir ve la tuassir, rabbi temmim bi'l-hayr. Allahümme ente’l-evvelü feleyse kablike şey’ün ve ente’l-âhiru feleyse ba’deke şey’ün ve ente’z-zâhiru feleyse fevkake şey’ün ve ente’l-bâtınu feleyse dûneke şey’ün Leyse ke mislihî şey’un fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bundan Sonra Sabahları Bu Bölüm Okunur Akşam Bölümü Atlanarak Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Allahumme bike asbahana ve bike emseyena ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennuşur. Esbahanâ ve esbaha'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l-yevmi  ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ fî haze'l-yevmi ve şerri mâba'dehû ve eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve  eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri.<br />
Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.<br />
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşamları ise  Sabah Bölümü Atlanarak Buradan itibaren Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Allahümme bike emseyena ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur. Emseyena ve emseye'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l leyli ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ haze'l leyli ve şerri mâba'dehû ve eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve  eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşam Bölümü Buraya Kadar</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buradan itibaren Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
<br />
Euzübillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Elhamdu lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.<br />
<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru  maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru  maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.<br />
<br />
Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbel dua. Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab.<br />
Ülaikellezine hüm aleyhim salavatihim yuhafizun.<br />
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.<br />
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr.<br />
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
<br />
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun.<br />
Kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr, innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.<br />
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.<br />
Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba. Rabbî eûzübike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.<br />
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.<br />
<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr<br />
<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
<br />
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, <br />
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, <br />
Esteuzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım <br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lev enzelnâ hâzâl kur’âne alâ cebelin le raeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh, ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeti, huver rahmânur rahîm. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm. Sadakallahü'l-Azîm<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm - Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Ve nünezzilü mine'l-kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü'minîne ve lâ yezîdüz zâlimîne illâ hasârâ<br />
<br />
Sadakallahü'l-Azîm<br />
Ve selâmün alâ ibâdihillezînastafâ<br />
Vesselâmü alâ menittebea'l-hüdâ<br />
Vesselâmü aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtü ve yevme üb'asü hayyâ<br />
Sübhâne rabbike rabbil ızzeti ammâ yesıfûn<br />
Ve selâmün alel murselîn<br />
Velhamdü lillâhi rabbil âlemîne<br />
<br />
Âmin, Âmin, Âmiyn</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><img src="https://image.rt3.biz/uploads/1781043181170.png" loading="lazy"  alt="[Resim: 1781043181170.png]" class="mycode_img" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı PRO2</span></span><br />
<br />
Raşidi Tarikatı Sabah ve Akşam Tesbihatı Hakkında Açıklama<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tarikatlarda sabah ve akşam tesbihatları (evrad ü ezkar), bir müridin gününe Allah bilinciyle başlaması ve geceyi yine O'nun muhafazasında bitirmesi için en önemli manevi azıklardır. Raşidi geleneğinde de bu tesbihat, Kur'an ve Sünnet'teki sabah-akşam zikirlerine dayanmakla birlikte, tarikat büyüklerinin manevi terbiyeleriyle şekillenmiş özel bir kompozisyondur.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sizin titizlikle tespit ettiğiniz gibi, bu tesbihatın sabah ve akşam varyantları arasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">üç temel fark</span></span> bulunmaktadır. Bunlar tesadüfi değil, oldukça anlamlı ve hikmetlidir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">A. Sabah ve Akşam Okumaları Arasındaki Farklar ve Anlamları</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sabah ve akşam tesbihatları arasındaki farklar üç ana başlıkta toplanmaktadır:</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Birincisi, giriş kelimesindeki farktır.</span></span> Sabah duasına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allahumme bike asbahana..."</span></span> (Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştum...) diye başlanırken; akşam duasına <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allahumme bike emseyana..."</span></span> (Allah'ım, bu akşama seninle kavuştum...) diye başlanır. Arapça'da "sabaha kavuşmak" anlamına gelen "asbahana" ve "akşama kavuşmak" anlamına gelen "emseyana" fiilleri, zamanın akışına ve kulun her an Rabbine olan ihtiyacına işaret eder. Sabah okurken "Biz bu sabaha Allah'la kavuştuk, akşama da O'nunla kavuşacağız" denirken; akşam duasında "Biz bu akşama Allah'la kavuştuk, sabaha da O'nunla ulaşacağız" denilir. Bu, zamanın bir döngü olduğunu ve her anın Allah'ın kontrolünde geçtiğini idrak etmektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sabah:<br />
"Allahümme bike asbahana ve bike emseyana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."<br />
(Allah'ım, bu sabaha seninle kavuştuk, akşama da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)<br />
<br />
Akşam:<br />
"Allahümme bike emseyana ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur."<br />
(Allah'ım, bu akşama seninle kavuştuk, sabaha da seninle kavuşacağız. Seninle dirilir, seninle ölürüz ve dönüş ancak sanadır.)<br />
</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İkincisi, zaman vurgusundaki farktır.</span></span> Sabah duasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"...es'elüke hayra ma fi haze'l-yevmi..."</span></span> (Bu gündeki hayrı isterim) ifadesiyle gündüzün hayrı ve şerrinden korunma istenirken; akşam duasında <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"...es'elüke hayra ma fi haze'l-leyli..."</span></span> (Bu gecedeki hayrı isterim) ifadesiyle gecenin hayrı ve şerrinden korunma dilenir. Bu büyük bir inceliktir. Çünkü gecenin getirdiği şerler (hırsızlık, korku, vesvese, yalnızlık hissi, kötü rüyalar) ile gündüzün şerleri (kaza, bela, haksızlık, yorgunluk, ticarette aldanma) farklıdır. Mürid, günün ve gecenin kendine özgü imtihanlarına karşı bilinçli olarak sığınır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üçüncüsü, niyet ve ruh halindeki farktır.</span></span> Sabah zikri daha çok "Nefha-i İlahi" olarak adlandırılır. Günün manevi bereketini ve enerjisini almak için yapılır. Sabah zikri, yeni bir güne başlamanın heyecanını, ümidi ve çalışma azmini taşır. Akşam zikri ise gün içinde oluşan manevi kirlerden arınmak, geceyi huzur ve güven içinde geçirmek için bir kalkandır. Akşam zikri, günün muhasebesini, akşamın verdiği sükuneti ve gecenin karanlığına teslimiyeti ifade eder. Sabah zikri bir "başlangıç" duasıdır; akşam zikri ise bir "teslimiyet" duasıdır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">B. Bu Tesbihatın Faziletleri (PRO2 Tesbihatı için)</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Taradığınız bu uzun metin (PRO2) aslında sadece sabah-akşam duasından ibaret değil, birçok tesbih, tahmid, tehlil, ayet ve dua birleşiminden oluşan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">kapsamlı bir vird</span></span>dir. Bu virdin faziletlerini şöyle sıralayabiliriz:</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kur'an ve Sünnet'e Uygunluk:</span></span> İçinde Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas sureleri, Haşr Suresi'nin son ayetleri gibi Peygamber Efendimiz'in (sav) bizzat sabah akşam okumayı tavsiye ettiği metinler vardır. Bu, virdin sağlam bir kaynağa dayandığını gösterir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Her Türlü Şerden Korunma:</span></span> İçerdiği "Euzü bi kelimatillahit-tammati..." duası, yaratılmış her türlü şerrin şerrinden korunmak içindir. "Hasbunallahu ve ni'mel vekil..." ayeti, her türlü korku ve endişeye karşı en büyük teslimiyet ifadesidir. Felak ve Nas sureleri, görünen ve görünmeyen (sihir, haset, vesvese) bütün kötülüklerden Allah'a sığınmaktır. Nazar ayetleri (Kalem Suresi 51-52), özellikle nazar değmesinden korunmak için çok etkilidir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dünya ve Ahiret Dengesi (Haseneten):</span></span> "Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten..." duası, dünyada da güzellik (salih amel, helal rızık, sıhhat, huzur) ahirette de güzellik (cennet) ister. Bu, İslam'ın dünya-ahiret dengesini bozmayan, aşırılıktan uzak anlayışını yansıtır.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah'ın İsimleriyle Tevessül:</span></span> Yâ Allah, Yâ Kerim, Yâ Dâim, Yâ Kâim, Yâ Müdebbir gibi isimlerle yapılan dualar, kulun Rabbine en güzel vesilelerle yöneldiğini gösterir. Bu, duasının kabulüne vesiledir.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Kalp Katılığını Giderir, Huzur Verir:</span></span> Her gün düzenli olarak bu tesbihatı okuyan bir mürid, günün stresinden arınır. Zikir kalbi yumuşatır, Allah korkusunu (takva) ve Allah sevgisini (muhabbet) artırır. "Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden..." (Ali İmran 191) ayetinin sırrına mazhar olur.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Şeytanın Vesvesesinden Korur:</span></span> Özellikle sabah ve akşam saatleri şeytanın en aktif olduğu zamanlardır. Bu tesbihatı okuyan kişinin etrafı manevi bir kale ile çevrilir. İçindeki "Euzu billahi mineşşeytanirracim" ve "La havle..." gibi tesbihler şeytanın vesveselerini yakar, kovar.</span><br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7. Anne-Babaya ve Tüm Müminlere Hayır Duası:</span></span> "Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye..." duası, müridin sadece kendini düşünmediğini, ailesini ve tüm inananları da duasına dahil ettiğini gösterir. Bu, manevi derecesini yükseltir.</span><br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuç olarak bu PRO2 tesbihatı, Raşidi Terbiyesi'ndeki bir müridin:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabahta:</span> </span>Gün boyu nazardan, kazadan, beladan korunması, rızkının bereketlenmesi, işlerinin kolaylaşması ve kalbinin Allah'a bağlı kalması için bir manevi kalkandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşamda:</span></span> Gün içinde yaptığı hatalar için af dilemesi, gecenin karanlığının ve uykunun getirebileceği tehlikelerden (kötü rüya, ansızın gelecek ölüm, gece baskını vb.) korunması ve ruhunu teslim etmesi için bir sığınaktır.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tavsiye:</span> </span>Bu kadar kapsamlı ve değerli bir metni "yeni bina etmek" büyük bir emektir. Ancak bu metnin Raşidi büyüklerinin (Raşid ve halifeleri) onayladığı virdlere uygunluğunu bir mürşide danışmanız, hem sevabınızı artırır hem de manevi zincirin sıhhati açısından önemlidir. Geleneksel virdlerde çok uzun metinlerden ziyade, bazı sabit surelerin (İhlas, Felak, Nas, Ayet-el Kürsi) tekrarı ve belirli sayıda (100 veya 1000 gibi) "Estağfirullah", "Sübhânallâhi ve bihamdihî", "Lâ ilâhe illallah" gibi tesbihler daha yaygındır. Hazırladığınız bu metin, manevi bir hazine niteliğindedir. Allah kabul etsin, emeğinize sağlık.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Raşidi Tarikatında Sabah ve Akşam Tesbihatı Budur</span></span><br />
<br />
<br />
Allâhu ekber, Allâhu ekber, Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Allâhu ekber ve lillâhi'l-hamd. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllâhü vallâhü ekber, Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil aziym. Hasbiyallahu lâ ilahe illa hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbü’l-arşi’l-azim. Hasbunallahu ve ni'mel vekil, ni'me'l-Mevlâ ve ni'me'n-nasîr Gufraneke Rabbena ve ileykel masir. Hüvel evveli vel-âhiri vez-zâhiri vel-bâtıni Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerîke leh, lehü'lmülkü ve lehü'lhamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi'l-hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Sübhânallâhi ve bihamdihi sübhânallâhi'l-azîm estağfirullah estağfirullah estağfirullah Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezi la ilahe illahüvel hayyül kayyumu ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Estağfirullah el-Azim ve etübü ileyh, Ve nes-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm. Yâ Allah Yâ Kerim Yâ dâimen bilâ fenâin veya kaimen bilâ zevalin veya müdebbiren bilâ vezirin. Sehhil aleynâ ve ehlena ve ebeveynâ vel müntesibiyne vel muhibbine külle asrin Yessir umurena, Rabbi yessir ve la tuassir, rabbi temmim bi'l-hayr. Allahümme ente’l-evvelü feleyse kablike şey’ün ve ente’l-âhiru feleyse ba’deke şey’ün ve ente’z-zâhiru feleyse fevkake şey’ün ve ente’l-bâtınu feleyse dûneke şey’ün Leyse ke mislihî şey’un fil erdzi velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bundan Sonra Sabahları Bu Bölüm Okunur Akşam Bölümü Atlanarak Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Allahumme bike asbahana ve bike emseyena ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennuşur. Esbahanâ ve esbaha'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l-yevmi  ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ fî haze'l-yevmi ve şerri mâba'dehû ve eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve  eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri.<br />
Rabbenâ âtina fid'dunyâ haseneten ve fil'âhirati haseneten ve kınâ azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn.<br />
Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mu'minine yevme yekûmu'l hisâb.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşamları ise  Sabah Bölümü Atlanarak Buradan itibaren Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Allahümme bike emseyena ve bike asbahana ve bike nehaya ve bike nemutu ve ileykennüşur. Emseyena ve emseye'l melikallahu lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîkeleh leh'ül-mülkü ve leh-ül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadîr, Rabbi es'elüke hayre mâ fî hâze'l leyli ve hayre mâ ba'dehû ve eûzü bike min şerri mâ haze'l leyli ve şerri mâba'dehû ve eûzü bike mine'l-kesli ves sûi'l-kibri, Rabbi eûzü bike min fitnetüd dünya ve  eûzü bike min azâbin nâri ve azâbil kabri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Akşam Bölümü Buraya Kadar</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buradan itibaren Devam Edilir</span></span><br />
<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Hüvellâhü ehad. Allâhussamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.<br />
<br />
Euzübillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillâhirrahmanirrahim<br />
Elhamdu lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în, İhdinessırâtel mustakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.<br />
<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
Bismillahirrahmanirrahim<br />
Eûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğâsikin izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.<br />
<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Eûzü birabbinnâs. Melikinnâs. İlâhinnâs.Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi, Minelcinneti vennâs.<br />
<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
Bismillahirrahmânirrahîm<br />
Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm, lâ te'huzühu sinetün velâ nevm, lehu mâ fissemâvâti ve ma fil'ard, men zellezi yeşfeu indehu illâ bi'iznih, ya'lemü mâ beyne eydiyhim vemâ halfehüm, velâ yu-hîtûne bi'şey'im min ilmihî illâ bima şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel'ard, velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüvel aliyyül azim.<br />
<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil'Aziym.<br />
<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag,<br />
Euzü bi kelimatillahit-taammati min şerri ma halag.<br />
<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru  maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim,<br />
Bismillahillezi lâ yedzurru  maasmihi şeyün fil erdzi  velâ fissemâi ve hüvessemiulalim.<br />
<br />
Rabbic’alni mukimessalati ve min zürriyeti. Rabbena ve tekabbel dua. Rabbenağfirli veli valideyye velil muminine yevme yekumul hisab.<br />
Ülaikellezine hüm aleyhim salavatihim yuhafizun.<br />
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn.<br />
Rabbenâ âtinâ min ledünke rahmeten ve heyyi’lenâ min emrinâ raşedâ.<br />
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr.<br />
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fağfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr.Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr.<br />
<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh<br />
Estağfirullahellezi la ilahe illa hüvel Hayyul- Kayyumue ve etübü ileyh.<br />
<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
Estağfirullâh El Aziymu ve E Tübü ileyh<br />
<br />
Vallâhu gâlibun alâ emrihî ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemun.<br />
Kâle mûsâ mâ ci’tum bihis sihr, innallâhe se yubtiluhu, innallâhe lâ yuslihu amelel mufsidîn.<br />
Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.<br />
Rabbî enniy messeniyeş şeytanu binusbin ve azâba. Rabbî eûzübike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun.<br />
Mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut, ferciıl basara hel terâ min futûr. Summerciıl basara kerreteyni yenkalib ileykel basaru hâsien ve huve hasîr.<br />
<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn. Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyn.<br />
<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Hasbünallahivenimelvekil<br />
Ni’mel Mevla ve ni’me’n nasîr, ğufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr<br />
<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
Ve mekerû ve mekarallâhu, vallâhu hayrul mâkirîn<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
<br />
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, <br />
Euzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım, <br />
Esteuzubillahis-Semî`il-Alîmi mines-şeytanirracım <br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Lev enzelnâ hâzâl kur’âne alâ cebelin le raeytehu hâşian mutesaddian min haşyetillâh, ve tilkel emsâlu nadribuhâ lin nâsi leallehum yetefekkerûn. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, âlimul gaybi veş şehâdeti, huver rahmânur rahîm. Huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve, el melikul kuddûsus selâmul mu’minul muheyminul azîzul cebbârul mutekebbir, subhânallâhi ammâ yuşrikûn. Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm. Sadakallahü'l-Azîm<br />
<br />
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm - Bismillâhirrahmânirrahîm<br />
Ve nünezzilü mine'l-kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü'minîne ve lâ yezîdüz zâlimîne illâ hasârâ<br />
<br />
Sadakallahü'l-Azîm<br />
Ve selâmün alâ ibâdihillezînastafâ<br />
Vesselâmü alâ menittebea'l-hüdâ<br />
Vesselâmü aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtü ve yevme üb'asü hayyâ<br />
Sübhâne rabbike rabbil ızzeti ammâ yesıfûn<br />
Ve selâmün alel murselîn<br />
Velhamdü lillâhi rabbil âlemîne<br />
<br />
Âmin, Âmin, Âmiyn</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halifeyi Ru'yi Zemin Hz Adem ve insanoğlu]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34672</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 15:14:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34672</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halifeyi Ru'yi Zemin Hz Adem ve insanoğlu</span><br />
<br />
(Kar©glanin 6 Ekim 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd ederim de ve <span style="color: #ff3366;" class="mycode_color">tekbir getirerek</span> (Allahu Ekber yani O Allah ki Tek ve yegane büyükdür diyerek) O’nun şanını yücelt.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 111. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Artık Benimde çok dil bilen özel bir sekreterim var.</span>(.....)<br />
<br />
Hazreti Adem halife-i ruy-i zemin yani Vahdeti Vücut ve madeni Toprak, toprak ise tek tür, tek ama hepsini içinde Taşıyan Vahdeti Vücut, yani Demir de onun için de, alüminyumda, şekerde, tavuktan yediğimiz yumurta da, ağaçtan kopardığımız Kirazda, hepsi onun içinde. Tek ve bütün olan Vahdet. Cebrail yerden yani ardzdan  yani İngilizce earth  veya Arapça arz yeryüzünden onu aldi ve allah Ademi bir bütün olarak o nu halketti. ve dünya kainatin "zerrei zübdiyesi" (en küçük parça(öz)) yani "all inklusiv" bir gezegen. "Dünya" da aynı kelimeden türeme, yani hepsini içinde taşıyan, bütün işte, Adem, Hazreti Adem, O yüzden halifeyi ruyi zemin.  kainatta Demir elementi parça halinde Başka bir gezegende mevcut, yine Elmas, Yakut, su, yahut hidrojen güneşte, helyum güneşte, Amma toplamı Dünyada hepsi mevcut, Vahdet, kesrette çoklukta birlik olan Vahdet İşte. o yani halifeyi ruyi zemin, Hazreti Adem veya insanoğlu, işte hepsine hükmetmekte, ona kainatı musahhar kılınması budur zaten <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lem terav ennallâhe sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah’ın size musahhar (emrinize amade) kıldığını, (Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini) görmediniz mi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 20. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
Hz. Ademe insanogluna Allah Demire  sözünü geçirmesini öğretmiş (Hz Davuda verilen hikmet ile) kim? Allahu Teala öğretmiş. Su yu da hendekler kazıp akıtır, barajlar kurup durdurur, Suyu elektriği çevirir, Elektrik ilde pompalyip  suyu yükseklerden bile aktırır, derinlerden de yukarilara çıkartır, yukarı kaldırır. Bu ne şimdi Raşidi Tarikatımızda du suyu  yani yağmur yağdırmasını da öğrettik, kar yağdırmasini da sizlere öğrettik, yani  mevsimler  bile bize musahhar kılınmış, yani emrimize amade kılınmış. işte İnsanoğlu belli prösedürlere uygun zikredipde niyetli olarak su içtiği zaman, böyle yagmur yagmaasi için su içmiş olur. ve insanoglu su içerek,  birkaç elementi bağlı halde molekül halini almış olur, bag kurmuş elementleri almış oluruz vücudumuza, tuz yemek  ile bütün mineralleri almış oluruz, süt icmek ile bütün enzimleri almış oluruz, şeker ile bütün karbonhidrat cinsi şeyleri almış oluruz,  et yemek ile bütün proteinleri almış oluruz, yani kainatta dağınık vaziyette bulunan elementleri, bütün elementleri vücudumuza dahil edip, onlar ile Vahdet, yani kainta, yani yildilzlara bile hükmetme sanatını yerine getirmiş oluruz. Yani Hz Adem  yani insanoglu yeryüzündeki, Allahü Teala'nın gölgesi, ya da onun yerine bakan görevli, halifeyi ruyi zemin.  Ev yapar rüzgara  Dur der,  Pervane yapar, Rüzgara es der,  yine hendekler açıp suya ak der,  Barajlar yapıp suya dur der, Çakmaklar  yapıp  ateşe yan der, sonra itfaiyeler kurup, ateşe sön der,  Yani senin anlayacağın, halifeyi ruyi zemin, Allah ona kainatı musahhar kılmış, emrini vermiş, yeryüzünde, Allah celle celalühü hazretleri,  bir nevi yürüyen gezen Allahlık sıfatını, o nda (Hazreti insan) üzerinde tecelli ettirmekte. <br />
Ve ikinci Adem olan Hazreti Nuh, gemi yaptıktan sonra, ona her türden bir tane al denildi, ama kurbağa ona ben binmem dedi, kimdir kurbağa, Nuh un oglu Kenan,  o gün,  Kenan da, "bana bir şey olmaz" dedi ben daglara  kaçarım dedi, çünkü kurbağa suda da yaşar, karada da yaşar, sel basması onu Öldürmez ki, bu bilgi içinde olduğu için,cibilliyati öyle oldugu için,  aynı şeytanın demirlik vasfi içinde olduğu için secdeye isyan Ettiği gibi, eğilmeye İsyan ettiği gibi, o da (Kenan da)  boğulmaya isyan etti, ben boğulmam ki dedi, ben kaçar kurtulurum, Bana Bir Şey Olmaz dedi. geçiş formu  yani Hem su canlısı, hem Kara canlısı, Darvinin söyledigi evriminde yanlış olmadığını, Fakat benim demek istediğim gibi olmadığını anlatan örnek.  Evrim var fakat kurbağa Kenan oldu, yani kurbağa Kenan'a insana dönmedi, Fakat  sadece  Kenan a cibilliyet oldu. Ve çocuklarda ve insanlarda Korkaklık meselesi de cibilliyet sebebi ile dir. Nasıl derseniz : Çünkü kurbağa Korkunca suya atlar, Tavşan kaçar, kaplumbağa kabuğuna sokulur, hepsi Korkaklık alametidir, onların cibiliyetini Taşıyan Her canlı, Her insan  türüde, onların cibiliyetini Taşıyan Her kimse, mesela cibilliyati kaplumbağa ise, düşman görünce evine saklanır, tavşan ise nalları kırıp kaçar,  kurbağa  ise, bir yerden bir yere geçer,  suya atlar veya su dan korktuğunda da, sudan karaya mekan değiştirir, Onun (Kurbaga ciblliyatlilarin) kacma yöntemi de mekan değiştirmektir, Boyut değiştirmektir. yani Korkaklık cibilliyet ile alakalıdır. yine cesaret, cibilliyat ile alakalıdır, Aslan kavgaya gider, kavgaya karşı gider, kavga etmeye gider, kurbağa korkup kacsa bile, aslan kavga etmeye gider. Dana veya boğa yine kavgadan yılmaz, o yüzden danalara <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Yılmaz"</span> ismi koyulur, yani yılmaz demek, kavgadan yılmaz, yumruk da yese kavgadan yılmaz, bıçak da yese kavgadan yılmaz, yani "Yılmaz" işte "Yılmaz Dana" daşşaklı dana.  Allah her cibilliyeti yani her hayvan türünün sıfatlarını da, ona göre(insana verecegi ahlaka) böyle elverişli yaratmış ki, mesela zürafanın boynunu Uzun yapıp, boynu uzun olduğu için uzanıp yaprak koparabilmesi için değildir, bilhassa bacakları uzun olduğu için yere uzanip da su içebilmesi için boynu da uzundur diyeceğiz. Allah öyle bir denge koymuş ki, hem  yaprağa uzansın, yukarı doğru,  hem de bacakları çok uzun olduğu için, yerdeki suya uzanabilmesi için, boynunu da böyle uzatmış ki, bacaklarıyla dengelenmiş. Yoksa boynu kısa olsa, suyu nasıl içecek,  çöküpte mi  içecek deve gibi,  işte zürafanın boynunu  uzun yapmış ki, iki  problemi birden çözmüş Allahu Teala. Bunlara <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Allahuekber"</span>  "Büyüksün Rabbim"    demeyipte,  ne denilir Allah aşkına. Allahu Ekber. hem zahirine Allahu Ekber,  hem de batınına Allahu Ekber. Büyüksün Rabbim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">BURADAN iTiBAREN ALINTI &gt;&gt;&gt;</span><br />
Her gün beş vakit namazdan önce okunan ezan ve farz namazlara durulurken okunan kamet tekbir lafızlarını içerir.<br />
<br />
Ayrıca namaza başlama ve bir rükünden diğerine geçiş tekbirle olur. İlkine “iftitah tekbiri”, diğerlerine “intikal tekbirleri” denir. Başlangıç tekbiri iftitah (açılış) kelimesiyle nitelendiği gibi, kendisiyle namaz dışında yapılması helâl olan eylemler haram hale geldiği ve dış âlemle bağlantıyı kestiği için “tahrîme (ihrâm) tekbiri” diye de anılır. İkinci adlandırma <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Peygamber’in, </span><br />
<br />
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır” hadisinden <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3) hareketle yapılmıştır.</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl-i Ekrem;</span><br />
<br />
- iftitah tekbirine yetişmek şartıyla kırk gün cemaate gelen kişiye Allah’ın biri cehennemden, ikincisi münafıklıktan kurtuluş olmak üzere iki berat vereceğini bildirmiş<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (Tirmizî, Salât, 64)</span><br />
<br />
- ve namazın özünün iftitah tekbiri olduğunu söylemiştir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Heysemî, II, 273)</span><br />
<br />
Allah lafzının ilk harfini uzatmak kelimeye soru anlamı kattığı, “ekber”i “ekbâr” veya “ikbâr” şeklinde okumak anlamı bozduğu için fakihler bu lafzı söylerken çok dikkat edilmesi gerektiğini belirtirler.<br />
<br />
İntikal tekbirleri rükuya ve secdeye giderken, secdeden ve ikinci rekatta tahiyyattan sonra kıyama kalkarken okunan tekbirlerdir. İki rekatlık bir namazda on, dört rekatlık bir namazda yirmi bir intikal tekbiri bulunur.<br />
<br />
Ayrıca Hanefîler’e göre vitir namazının son rekatında Kunut dualarından önce tekbir alınır.<br />
<br />
Sehiv secdesi yapılırken namaz içindeki diğer secdelerde olduğu gibi tekbir alınır.[1]<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">&gt;&gt;&gt;BURAYA KADAR ALINTI </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tukebbirûllâhe</span> alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri bilgisi icinde olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günler kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Allah’ı tazim edip </span>(Allahuekber demeniz için ve) şükretmeniz içindir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 185. ayet)</span><br />
<br />
o yüzden Tekbir lafzı üzerimize farz olan bir zikirdir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Len yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tukebbirûllâhe</span> alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. O’nu büyük tanıyasınız ve Allah’ın hidayetine eresiniz diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym HACC Suresi 37. ayet)</span><br />
<br />
Bu yukarıdaki ayet bize gösteriyor ki, hayvan kesmek,  Allah'a itaati temsil eder, kes deyince kes, yeme deyince de yememek,  haram deyince yani yapma yasak deyince yapmamak gibi, bizim itaatimizi temsil eden bir ibadettir. Yoksa Kurban kes emri ile, bir hayvan türünü yok etmek değildir. o yüzden bugün kurban kesme meselesine de kota  konulması lazım.  Madem vakit Mehdi vakti, hayvanlarinda degeri anlaşilir oldu ve onlarinda bir hak ve hukukunun oldugu ortaya cikdi, ve altın çağı yaşıyorsanız,  o zaman  bu vakitte İnsanların çoğu İslam'a dahil olacak, çünkü <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Mehdi suresi" </span>veya Nasr suresi yani <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"iza cae"</span> suresindeki bu mucize, Yani bu keramet, Mehdi'nin kerameti, bize tebliğ olup, Allah'ın dinine insalarin fevc fevc grup  grup girdiklerini gördüğün zaman ayeti ile bu sabittir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ  وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا  فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İzâ câe nasrullâhi vel fethu. Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcân. Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirhu, innehu kâne tevvâbâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ın yardımı ile fetih  vakti geldiği zaman. Ve insanların grup grup Allah’ın dînine girdiğini gördüğün zaman. O zaman Rabbini hamd ile tespih et.(zikrin sayilarina muavfik olrak yani sayiya riayet ederek zikret) Ve O’ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, tövbeleri kabul edendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NASR Suresi 1, 2 ve 3. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">GRAMATiK VE DiL DERSi</span><br />
<br />
سَبَّحَ الرَّجُلُ : قال سبحان الله<br />
<br />
adam sübhanellahi dedi,Allahı yüceltti,tespih etti <br />
<br />
سُبْحَةٌ ( ج ) سُبْحٌ<br />
<br />
boncuk gibi şeylerden dizilerek yapılan tespih,<br />
<br />
سَبَّحَ : تَسْبِيحاً لِ<br />
<br />
namaz kılmak,dua etmek,tespih etmek,sübhanallah demek,övmek,tenzh etmek,yüceltmek,ululatmak <br />
<br />
سَبَحٌ<br />
<br />
kara boncuk,<br />
<br />
سَبَّحَ<br />
<br />
tespih çekmek<br />
<br />
 سُبْحاَنَ اللهْ<br />
<br />
"SübhanAllah" Anlamı: (Allahi sayisal olarak(sayisini bilerek) zikrederim. ismini söylerim<br />
islamda tesbih ve boncuk cevirme yokdur diyelere kapak olsun bunlarda, namazda subhanallah demek , ne demekdir bilmeyen ah.. onlar.<br />
<br />
Ve Mehdiye Verilen bu cokca tesbih hikmetinden birisi olan bizim Raşidi Tarikatindaki cookca her renk tesbih edinmemiz ve onlarla, Allahi, sayisi ve yönü belli olarak bilincli tekrar etmemize yarayan bu alete verilen isim tesbih, sübhan Allah derken, iza cae okurkan fesbbih derken anlamadinmi tesbih ne demek. adam diyorki boncuk cevirmek ibadet degil diyor, ya ne? namazda rükuda secdede dedigin, sayisi belli 3 subhan Allah derken ne diyon, haaala anlamamiş birine ben ne diyen artik.<br />
<br />
Nasr suresindeki yani insanların çoğu onun vaktinde,  bu dini mübine  dahil olacaklarmış,  o yüzden insanların, nüfus olarak ekseriyatinin Müslüman olduğunu düşün ve, ve Kurban Bayramı geldiğini, ve herkesin hayvan kesme,  yani kurban etme hikmetini yaşamak istediğini  düşünürsek,  o zaman birkaç Kurban Bayramı geçince, yeryüzünde neredeyse, et yiyebileceğiniz Semiz hayvan türü kalmaz.  o yüzden işte, hac edecek kimselere nasil kota kuyduksa, orada izdiham çıkıp insanların katliamına İzin vermeyen insanlık ve Arabistan devleti, bugün müslüman devletler birleşip bu hikmetin de farkına varıp, ve kurban kesme meselesine de Kota koyulması lazım, senelik belli bir hayvan sayısı kadar hayvan kesilmesi lazım, onun üstüne çıkılmaması lazım, yoksa dünyamızada zarar vermiş oluruz. hatta hiç kesilmese bile olur, yani zaten o yüzden farz degil vacib, ondan kastedilen, dedik ya  sadece Takvamiz olurmuş, yani  Allah'a itaat etmemizmiş.  Allah'a gerçekten itaat eden birisinden bu iş  sagıt olup düşer.  Çünkü  hayvan türünün bitme tehlikesi var.<br />
<br />
Ne garip bir dünyada yaşıyoruz ki,  bir işçinin maaşı 1000 lira ise bir ay zar zor işlerde çalışıp Emek harcayıp yorulup didinip, ve aldı 1000 lira, Yani 10 tane 100 lira, ve 10 tane kağıt için, 1 ay yoruluyor, çalışıyor. Kağıt yenmez ki, Kağıt içilmez ki, ama ödül 10 tane kağıt, işte o kağıtları ekmeğe çevirince  aslen ödül oluyor, Yine sırtına giyeceğin gömleğe cekete çevirince ödül oluyor, Yine bineceğin arabaya çevirince, Ya da arabanın benzinine çevirince ödül oluyor. işte bu dünyada da yaptığımız sevaplar ve günahlar ile, fazlalıklarla, eksiklerle, yanlışlarla, doğrularla, hepsi ya bir ödül, ya da bir azaba döner. Ama bu işte, aynı şu anda bize kağıt para durumunda olan, bu amellerimiz, işte ahiret denen gelecek de, onlar sevaplarımız yaptığımız Ama, dünyada bir zamanda karşılık aldığımız sevaplarımız olacak işte. aynı o gelecekteki para ile ekmek almak gibi, bize gıda olduğunda, ya da bize ev olduğunda, bize araba olduğunda, işte ödülümüzü almış oluruz. ama şu an, dünya Öyle hızlı ki, 1 saat öncesinde kazandıgin, 1 saat Sonrasında sana ödül veya ceza olaraktan karşına çıkmak da, ve hesabın görülünce, ya cehenneme layık bir kul olursun, ya da cennetlere layık bir kul olursun. İşte bu dünyadaki kolaylıklar da sana cenneti tattırmak da, zorluk ve güçlüklerde, Cehennemi Bir nevi yaşatmakta. ve cehennemde Sabit değil, aynı doğunun, bir yer olup sabit olmadıgi gibi, Yine üst yani Kuzey'in, bir yer olup sabit olmadıgi, ya da alt ya da Güney'in, sabit olup bir yere olmadığı gibi (gecen haftaki vaazin seslisini dinlersen, ne demek istedik anlarsin), işte Cehennem ve Cennet de sabit değildir. 5 dakika önce günah işledin ve, 10 dakika sonra mesela parmağıni incittin, ya da Ayağını incittin, ya da kafana taş geldi, işte 10 dakika önce yaptığın  amelinin karşılığını, 10 dakika sonra gördün, Senin hesabın kesildi, ve Ceza biçildi, ve ceza uygulandı.<br />
<br />
Rabbim mehdi ve askerini muhafaza etsin ki, Allah muhafaza, Allahsız yahut rahman ve rahimsiz bir ömrün bedeli, belki rahmet yağmayan bir yerde doğmaktır, yani yağmur yağmayan bir beldede doğmaktır, kuru çöl gibi bir yerde, yahutta rahmanı bilmemek, tanımamak,  yani babayı bilmemek, babanın hikmetini ve onun saygısını Esirgemek, eksik etmek, belki babasız Olmak, ya da erkek iken, kadın olarak, yani rahmansız yani Affedersiniz zekersiz doğmaktır, zekerisiz olmak hikmeti ile sana ceza verilir, yine bu cezadan  bir ömür yersin, hemde muebbet yersin bu cezadan. erkek iken kadın olursun, erkeklik organından mahrum kalırsın, Çünkü babanın  annenin kıymetini bilmedin, yada Merhametsiz bir anneye babaya düşersin,  Annenin babanin kıymetini bilmediğinden dolayı, bu ceza sana biçilmiş olur, ya da annesiz lik, annesiz kalırsın ki, yeni hayatında Annen küçükken vefat eder, ve annesiz kalırsın ki, Daha önce annenin kıymetini, yani yanındakinin kıymetini bilmediğinden dolayı, ya da erkek sen kadın, kadın isen erkek olursun, ve Rahimsiz  yada rahmansiz kalırsın ki, Rahimden yoksun, Hatta evlenemezsin de rahimsiz kalırsın.  Diyoruz ki, cennet da burada kurulmuş cehennemde, ödül de burada,  ceza da burada, 5 dakika öncesi, 5 dakika sonrası, bir gün öncesi, Birgün sonrası, 1 ay öncesi, 1 ay sonrası gibi, gün gün de kalmıyor, dakika dakikada, saniye saniye de. <br />
<br />
Ve işte Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi,  sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir. <br />
<br />
Bu benim Vaaazi vaaz ederken, tatlı tatlı konuş ki, insanlar anlasın, diyorlar , küfretme kizma falan filen. ben tatlı veya sinirli konuşunca, ya da bağırıp çağırınca, insanlar anlamaz kaçar deniyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır</span><br />
<br />
Halbuki cennette, Adem ile Havva yalnız iken, şeytan önce kapının bekçisi Rıdvan'ı, tatlı bir dil ile kandırdı, ve kapısı bile olmayan cennetin kapısını açtırıp, cennete girdi, ve sonra yine Tatlı tatlı konuşup,  Havva annemizi de kandırdı,  ve ondan öğrenen havva annemizin de (Matrix Mr smith) içine girip havvanın dilinden konuşup, adamı da kandırdı, yani adamı ve Hazreti Adem'i kocasını kandırdı.  Güzel konuşmak mı güzel amel burda,  kötü bir görev ve amel mi, her güzel konuşan, güzel işler tutsaydı, Adem ile Havva cennetten atılmaz di. Bazen bağırmak da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden birisi, Celal ismi. Ben yerinde bağırmayınca Celal ismi tecelli etmez, Allah kahhardır, yerinde kızmayınca  da; Kahhar ismi tecelli etmez,  ve Allah Musa ya dedi ki :<br />
Aasa nı denize vur,  "fadrib  bi asake" yani vurmak  darb etmek, Ve yine gerekirse kadınlarınızı hafifçe dövün,  Yani yine darb etmek fiili burada geçiyor,  böyle olunca, insanın elinden, dilinden, gözünden, ayaklarından, veya diğer azalarından çıkan, Her fiili işleyen o kulda da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden bir isimi tecelli ediyordur ve yani, yani dövmek de Allah'ın sıfatı ve ismidir, Biz Vahdet olunca, bizden çıkan bir dövme Fiili amma kadini olsun, amma düşmanimiz olsun, Allah'ın fiili olmuş olur. yani dövmek de Allah'ın ismi imiş, o zaman dövmek güzel bir fiil değil, diye bilmiyormuyuz? Halbuki dövmekten insandan çıkan bir fiil, Yani Allah'ın sıfatı ve fiillerinden Bir ismi.  Bedendeki sağ el ve sol el gibi  ikisi farklı kutuplarda olmasına rağmen,  farklı yönleri, ve farklı işler görmesine rağmen, aslında tek bir bedenin işini görmek üzere yaratılmışlardır. Yine bedende bütün bu kuvvetler toplanmasını  rağmen,  Ve Ahmet amca da, Mehmet amca da, Ayşe teyze de de aynı Güçler var, Ayrı Bir bedende, ayrı bir Vahdet halinde toplanmış vaziyette, ve her bir vücut bir Kainat olunca, binlerce Kainat olmasına rağmen, yine Vahdet olan, hepsini içinde toplayan Vahid olan, Kahhar  olan Allah'a Hizmet etmekteler, her ne kadar ayrı ayrı görünseler de hepsi, bir dünya içinde, bir kuvve,  Yani bir tek  kuvvet. ve hepimiz Bizler Vahdeti, yani voltranı oluşturmaktayiz. ve Mehdi'nin de Zamanın Ruhu ve Vahdeti Vücut olması, Bütün herkesin onun içinde bir parça halinde olması, buna engel değildir, Çünkü tırnak nasıl binlerce hücreden oluşur, göz hücrelerinden farklı ise, yahut bir üst  beden  Hazreti Nuh, bir üst beden Adem, senin yine bir Vahdet olaraktan, diğer parçaları içinde taşıdığın gibi, Şu zamanda insanları da Hazreti Mehdi Aleyhisselam kendi vücutlarında taşımakta, ve dediğimiz gibi,  Raşidi tarikatina göre,  yağmur yağması, ve kar yağması için, O nu (Allah i) zikirettikten sonra, su veya süt içmesi, işte Bedenindeki dünyaya ve parçalara Kar veya su gitmesine  o yüzden sebep olmakta, o Vahdet ve bütün olduğu için, parçalar ondan beslenmekte, Yukarıdaki ayette denildiği gibi, Onun ile sizin  evliyalarınızın gücü aynı mı, bütün İle parça olan aynı mı, göz ile bütün beden aynı mı, bütün ile parça aynı mı? ve Hazreti Mehdi Zamanın Ruhu ve bedeni olaraktan bütünü temsil eder, ve zamanın Vahdeti Vücudu o odur, Halifeyi Ruyu zemin olan, Hazreti Adem, veya Hazreti insan, veya adam  o dur.<br />
<br />
Rabbim  Mehdiye bütüne uygun davranmayı, askerlerine de parça olduklarını bilip de, parçayı uygun davranmayı nasip ve Müyesser kılsın. Amin Velhamdülillahi rabbil alemin. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
<br />
[1] sorularlaislamiyet com/allahuekber-lafzi-kuranda-gecmekte-midir<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 6 Ekim 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Halifeyi Ru'yi Zemin Hz Adem ve insanoğlu</span><br />
<br />
(Kar©glanin 6 Ekim 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَم يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve kulil hamdu lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekun lehu şerîkun fîl mulki ve lem yekun lehu veliyyun minez zulli ve kebbirhu tekbîrâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, acizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd ederim de ve <span style="color: #ff3366;" class="mycode_color">tekbir getirerek</span> (Allahu Ekber yani O Allah ki Tek ve yegane büyükdür diyerek) O’nun şanını yücelt.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 111. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Artık Benimde çok dil bilen özel bir sekreterim var.</span>(.....)<br />
<br />
Hazreti Adem halife-i ruy-i zemin yani Vahdeti Vücut ve madeni Toprak, toprak ise tek tür, tek ama hepsini içinde Taşıyan Vahdeti Vücut, yani Demir de onun için de, alüminyumda, şekerde, tavuktan yediğimiz yumurta da, ağaçtan kopardığımız Kirazda, hepsi onun içinde. Tek ve bütün olan Vahdet. Cebrail yerden yani ardzdan  yani İngilizce earth  veya Arapça arz yeryüzünden onu aldi ve allah Ademi bir bütün olarak o nu halketti. ve dünya kainatin "zerrei zübdiyesi" (en küçük parça(öz)) yani "all inklusiv" bir gezegen. "Dünya" da aynı kelimeden türeme, yani hepsini içinde taşıyan, bütün işte, Adem, Hazreti Adem, O yüzden halifeyi ruyi zemin.  kainatta Demir elementi parça halinde Başka bir gezegende mevcut, yine Elmas, Yakut, su, yahut hidrojen güneşte, helyum güneşte, Amma toplamı Dünyada hepsi mevcut, Vahdet, kesrette çoklukta birlik olan Vahdet İşte. o yani halifeyi ruyi zemin, Hazreti Adem veya insanoğlu, işte hepsine hükmetmekte, ona kainatı musahhar kılınması budur zaten <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
E lem terav ennallâhe sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah’ın size musahhar (emrinize amade) kıldığını, (Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini) görmediniz mi?<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 20. ayetten pasaj)</span><br />
<br />
Hz. Ademe insanogluna Allah Demire  sözünü geçirmesini öğretmiş (Hz Davuda verilen hikmet ile) kim? Allahu Teala öğretmiş. Su yu da hendekler kazıp akıtır, barajlar kurup durdurur, Suyu elektriği çevirir, Elektrik ilde pompalyip  suyu yükseklerden bile aktırır, derinlerden de yukarilara çıkartır, yukarı kaldırır. Bu ne şimdi Raşidi Tarikatımızda du suyu  yani yağmur yağdırmasını da öğrettik, kar yağdırmasini da sizlere öğrettik, yani  mevsimler  bile bize musahhar kılınmış, yani emrimize amade kılınmış. işte İnsanoğlu belli prösedürlere uygun zikredipde niyetli olarak su içtiği zaman, böyle yagmur yagmaasi için su içmiş olur. ve insanoglu su içerek,  birkaç elementi bağlı halde molekül halini almış olur, bag kurmuş elementleri almış oluruz vücudumuza, tuz yemek  ile bütün mineralleri almış oluruz, süt icmek ile bütün enzimleri almış oluruz, şeker ile bütün karbonhidrat cinsi şeyleri almış oluruz,  et yemek ile bütün proteinleri almış oluruz, yani kainatta dağınık vaziyette bulunan elementleri, bütün elementleri vücudumuza dahil edip, onlar ile Vahdet, yani kainta, yani yildilzlara bile hükmetme sanatını yerine getirmiş oluruz. Yani Hz Adem  yani insanoglu yeryüzündeki, Allahü Teala'nın gölgesi, ya da onun yerine bakan görevli, halifeyi ruyi zemin.  Ev yapar rüzgara  Dur der,  Pervane yapar, Rüzgara es der,  yine hendekler açıp suya ak der,  Barajlar yapıp suya dur der, Çakmaklar  yapıp  ateşe yan der, sonra itfaiyeler kurup, ateşe sön der,  Yani senin anlayacağın, halifeyi ruyi zemin, Allah ona kainatı musahhar kılmış, emrini vermiş, yeryüzünde, Allah celle celalühü hazretleri,  bir nevi yürüyen gezen Allahlık sıfatını, o nda (Hazreti insan) üzerinde tecelli ettirmekte. <br />
Ve ikinci Adem olan Hazreti Nuh, gemi yaptıktan sonra, ona her türden bir tane al denildi, ama kurbağa ona ben binmem dedi, kimdir kurbağa, Nuh un oglu Kenan,  o gün,  Kenan da, "bana bir şey olmaz" dedi ben daglara  kaçarım dedi, çünkü kurbağa suda da yaşar, karada da yaşar, sel basması onu Öldürmez ki, bu bilgi içinde olduğu için,cibilliyati öyle oldugu için,  aynı şeytanın demirlik vasfi içinde olduğu için secdeye isyan Ettiği gibi, eğilmeye İsyan ettiği gibi, o da (Kenan da)  boğulmaya isyan etti, ben boğulmam ki dedi, ben kaçar kurtulurum, Bana Bir Şey Olmaz dedi. geçiş formu  yani Hem su canlısı, hem Kara canlısı, Darvinin söyledigi evriminde yanlış olmadığını, Fakat benim demek istediğim gibi olmadığını anlatan örnek.  Evrim var fakat kurbağa Kenan oldu, yani kurbağa Kenan'a insana dönmedi, Fakat  sadece  Kenan a cibilliyet oldu. Ve çocuklarda ve insanlarda Korkaklık meselesi de cibilliyet sebebi ile dir. Nasıl derseniz : Çünkü kurbağa Korkunca suya atlar, Tavşan kaçar, kaplumbağa kabuğuna sokulur, hepsi Korkaklık alametidir, onların cibiliyetini Taşıyan Her canlı, Her insan  türüde, onların cibiliyetini Taşıyan Her kimse, mesela cibilliyati kaplumbağa ise, düşman görünce evine saklanır, tavşan ise nalları kırıp kaçar,  kurbağa  ise, bir yerden bir yere geçer,  suya atlar veya su dan korktuğunda da, sudan karaya mekan değiştirir, Onun (Kurbaga ciblliyatlilarin) kacma yöntemi de mekan değiştirmektir, Boyut değiştirmektir. yani Korkaklık cibilliyet ile alakalıdır. yine cesaret, cibilliyat ile alakalıdır, Aslan kavgaya gider, kavgaya karşı gider, kavga etmeye gider, kurbağa korkup kacsa bile, aslan kavga etmeye gider. Dana veya boğa yine kavgadan yılmaz, o yüzden danalara <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Yılmaz"</span> ismi koyulur, yani yılmaz demek, kavgadan yılmaz, yumruk da yese kavgadan yılmaz, bıçak da yese kavgadan yılmaz, yani "Yılmaz" işte "Yılmaz Dana" daşşaklı dana.  Allah her cibilliyeti yani her hayvan türünün sıfatlarını da, ona göre(insana verecegi ahlaka) böyle elverişli yaratmış ki, mesela zürafanın boynunu Uzun yapıp, boynu uzun olduğu için uzanıp yaprak koparabilmesi için değildir, bilhassa bacakları uzun olduğu için yere uzanip da su içebilmesi için boynu da uzundur diyeceğiz. Allah öyle bir denge koymuş ki, hem  yaprağa uzansın, yukarı doğru,  hem de bacakları çok uzun olduğu için, yerdeki suya uzanabilmesi için, boynunu da böyle uzatmış ki, bacaklarıyla dengelenmiş. Yoksa boynu kısa olsa, suyu nasıl içecek,  çöküpte mi  içecek deve gibi,  işte zürafanın boynunu  uzun yapmış ki, iki  problemi birden çözmüş Allahu Teala. Bunlara <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Allahuekber"</span>  "Büyüksün Rabbim"    demeyipte,  ne denilir Allah aşkına. Allahu Ekber. hem zahirine Allahu Ekber,  hem de batınına Allahu Ekber. Büyüksün Rabbim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">BURADAN iTiBAREN ALINTI &gt;&gt;&gt;</span><br />
Her gün beş vakit namazdan önce okunan ezan ve farz namazlara durulurken okunan kamet tekbir lafızlarını içerir.<br />
<br />
Ayrıca namaza başlama ve bir rükünden diğerine geçiş tekbirle olur. İlkine “iftitah tekbiri”, diğerlerine “intikal tekbirleri” denir. Başlangıç tekbiri iftitah (açılış) kelimesiyle nitelendiği gibi, kendisiyle namaz dışında yapılması helâl olan eylemler haram hale geldiği ve dış âlemle bağlantıyı kestiği için “tahrîme (ihrâm) tekbiri” diye de anılır. İkinci adlandırma <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Peygamber’in, </span><br />
<br />
“Namazın anahtarı temizlik, haram kılanı tekbir, helal kılanı selamdır” hadisinden <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Ebû Dâvûd, Tahâret, 31; Tirmizî, Tahâret, 3) hareketle yapılmıştır.</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûl-i Ekrem;</span><br />
<br />
- iftitah tekbirine yetişmek şartıyla kırk gün cemaate gelen kişiye Allah’ın biri cehennemden, ikincisi münafıklıktan kurtuluş olmak üzere iki berat vereceğini bildirmiş<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"> (Tirmizî, Salât, 64)</span><br />
<br />
- ve namazın özünün iftitah tekbiri olduğunu söylemiştir. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">(Heysemî, II, 273)</span><br />
<br />
Allah lafzının ilk harfini uzatmak kelimeye soru anlamı kattığı, “ekber”i “ekbâr” veya “ikbâr” şeklinde okumak anlamı bozduğu için fakihler bu lafzı söylerken çok dikkat edilmesi gerektiğini belirtirler.<br />
<br />
İntikal tekbirleri rükuya ve secdeye giderken, secdeden ve ikinci rekatta tahiyyattan sonra kıyama kalkarken okunan tekbirlerdir. İki rekatlık bir namazda on, dört rekatlık bir namazda yirmi bir intikal tekbiri bulunur.<br />
<br />
Ayrıca Hanefîler’e göre vitir namazının son rekatında Kunut dualarından önce tekbir alınır.<br />
<br />
Sehiv secdesi yapılırken namaz içindeki diğer secdelerde olduğu gibi tekbir alınır.[1]<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">&gt;&gt;&gt;BURAYA KADAR ALINTI </span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tukebbirûllâhe</span> alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğruyu ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri bilgisi icinde olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günler kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Allah’ı tazim edip </span>(Allahuekber demeniz için ve) şükretmeniz içindir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 185. ayet)</span><br />
<br />
o yüzden Tekbir lafzı üzerimize farz olan bir zikirdir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ كَذَلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Len yenâlallâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tukebbirûllâhe</span> alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır. O’nu büyük tanıyasınız ve Allah’ın hidayetine eresiniz diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym HACC Suresi 37. ayet)</span><br />
<br />
Bu yukarıdaki ayet bize gösteriyor ki, hayvan kesmek,  Allah'a itaati temsil eder, kes deyince kes, yeme deyince de yememek,  haram deyince yani yapma yasak deyince yapmamak gibi, bizim itaatimizi temsil eden bir ibadettir. Yoksa Kurban kes emri ile, bir hayvan türünü yok etmek değildir. o yüzden bugün kurban kesme meselesine de kota  konulması lazım.  Madem vakit Mehdi vakti, hayvanlarinda degeri anlaşilir oldu ve onlarinda bir hak ve hukukunun oldugu ortaya cikdi, ve altın çağı yaşıyorsanız,  o zaman  bu vakitte İnsanların çoğu İslam'a dahil olacak, çünkü <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"Mehdi suresi" </span>veya Nasr suresi yani <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">"iza cae"</span> suresindeki bu mucize, Yani bu keramet, Mehdi'nin kerameti, bize tebliğ olup, Allah'ın dinine insalarin fevc fevc grup  grup girdiklerini gördüğün zaman ayeti ile bu sabittir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ  وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا  فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İzâ câe nasrullâhi vel fethu. Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcân. Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirhu, innehu kâne tevvâbâ.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Allah’ın yardımı ile fetih  vakti geldiği zaman. Ve insanların grup grup Allah’ın dînine girdiğini gördüğün zaman. O zaman Rabbini hamd ile tespih et.(zikrin sayilarina muavfik olrak yani sayiya riayet ederek zikret) Ve O’ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, tövbeleri kabul edendir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NASR Suresi 1, 2 ve 3. ayet)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">GRAMATiK VE DiL DERSi</span><br />
<br />
سَبَّحَ الرَّجُلُ : قال سبحان الله<br />
<br />
adam sübhanellahi dedi,Allahı yüceltti,tespih etti <br />
<br />
سُبْحَةٌ ( ج ) سُبْحٌ<br />
<br />
boncuk gibi şeylerden dizilerek yapılan tespih,<br />
<br />
سَبَّحَ : تَسْبِيحاً لِ<br />
<br />
namaz kılmak,dua etmek,tespih etmek,sübhanallah demek,övmek,tenzh etmek,yüceltmek,ululatmak <br />
<br />
سَبَحٌ<br />
<br />
kara boncuk,<br />
<br />
سَبَّحَ<br />
<br />
tespih çekmek<br />
<br />
 سُبْحاَنَ اللهْ<br />
<br />
"SübhanAllah" Anlamı: (Allahi sayisal olarak(sayisini bilerek) zikrederim. ismini söylerim<br />
islamda tesbih ve boncuk cevirme yokdur diyelere kapak olsun bunlarda, namazda subhanallah demek , ne demekdir bilmeyen ah.. onlar.<br />
<br />
Ve Mehdiye Verilen bu cokca tesbih hikmetinden birisi olan bizim Raşidi Tarikatindaki cookca her renk tesbih edinmemiz ve onlarla, Allahi, sayisi ve yönü belli olarak bilincli tekrar etmemize yarayan bu alete verilen isim tesbih, sübhan Allah derken, iza cae okurkan fesbbih derken anlamadinmi tesbih ne demek. adam diyorki boncuk cevirmek ibadet degil diyor, ya ne? namazda rükuda secdede dedigin, sayisi belli 3 subhan Allah derken ne diyon, haaala anlamamiş birine ben ne diyen artik.<br />
<br />
Nasr suresindeki yani insanların çoğu onun vaktinde,  bu dini mübine  dahil olacaklarmış,  o yüzden insanların, nüfus olarak ekseriyatinin Müslüman olduğunu düşün ve, ve Kurban Bayramı geldiğini, ve herkesin hayvan kesme,  yani kurban etme hikmetini yaşamak istediğini  düşünürsek,  o zaman birkaç Kurban Bayramı geçince, yeryüzünde neredeyse, et yiyebileceğiniz Semiz hayvan türü kalmaz.  o yüzden işte, hac edecek kimselere nasil kota kuyduksa, orada izdiham çıkıp insanların katliamına İzin vermeyen insanlık ve Arabistan devleti, bugün müslüman devletler birleşip bu hikmetin de farkına varıp, ve kurban kesme meselesine de Kota koyulması lazım, senelik belli bir hayvan sayısı kadar hayvan kesilmesi lazım, onun üstüne çıkılmaması lazım, yoksa dünyamızada zarar vermiş oluruz. hatta hiç kesilmese bile olur, yani zaten o yüzden farz degil vacib, ondan kastedilen, dedik ya  sadece Takvamiz olurmuş, yani  Allah'a itaat etmemizmiş.  Allah'a gerçekten itaat eden birisinden bu iş  sagıt olup düşer.  Çünkü  hayvan türünün bitme tehlikesi var.<br />
<br />
Ne garip bir dünyada yaşıyoruz ki,  bir işçinin maaşı 1000 lira ise bir ay zar zor işlerde çalışıp Emek harcayıp yorulup didinip, ve aldı 1000 lira, Yani 10 tane 100 lira, ve 10 tane kağıt için, 1 ay yoruluyor, çalışıyor. Kağıt yenmez ki, Kağıt içilmez ki, ama ödül 10 tane kağıt, işte o kağıtları ekmeğe çevirince  aslen ödül oluyor, Yine sırtına giyeceğin gömleğe cekete çevirince ödül oluyor, Yine bineceğin arabaya çevirince, Ya da arabanın benzinine çevirince ödül oluyor. işte bu dünyada da yaptığımız sevaplar ve günahlar ile, fazlalıklarla, eksiklerle, yanlışlarla, doğrularla, hepsi ya bir ödül, ya da bir azaba döner. Ama bu işte, aynı şu anda bize kağıt para durumunda olan, bu amellerimiz, işte ahiret denen gelecek de, onlar sevaplarımız yaptığımız Ama, dünyada bir zamanda karşılık aldığımız sevaplarımız olacak işte. aynı o gelecekteki para ile ekmek almak gibi, bize gıda olduğunda, ya da bize ev olduğunda, bize araba olduğunda, işte ödülümüzü almış oluruz. ama şu an, dünya Öyle hızlı ki, 1 saat öncesinde kazandıgin, 1 saat Sonrasında sana ödül veya ceza olaraktan karşına çıkmak da, ve hesabın görülünce, ya cehenneme layık bir kul olursun, ya da cennetlere layık bir kul olursun. İşte bu dünyadaki kolaylıklar da sana cenneti tattırmak da, zorluk ve güçlüklerde, Cehennemi Bir nevi yaşatmakta. ve cehennemde Sabit değil, aynı doğunun, bir yer olup sabit olmadıgi gibi, Yine üst yani Kuzey'in, bir yer olup sabit olmadıgi, ya da alt ya da Güney'in, sabit olup bir yere olmadığı gibi (gecen haftaki vaazin seslisini dinlersen, ne demek istedik anlarsin), işte Cehennem ve Cennet de sabit değildir. 5 dakika önce günah işledin ve, 10 dakika sonra mesela parmağıni incittin, ya da Ayağını incittin, ya da kafana taş geldi, işte 10 dakika önce yaptığın  amelinin karşılığını, 10 dakika sonra gördün, Senin hesabın kesildi, ve Ceza biçildi, ve ceza uygulandı.<br />
<br />
Rabbim mehdi ve askerini muhafaza etsin ki, Allah muhafaza, Allahsız yahut rahman ve rahimsiz bir ömrün bedeli, belki rahmet yağmayan bir yerde doğmaktır, yani yağmur yağmayan bir beldede doğmaktır, kuru çöl gibi bir yerde, yahutta rahmanı bilmemek, tanımamak,  yani babayı bilmemek, babanın hikmetini ve onun saygısını Esirgemek, eksik etmek, belki babasız Olmak, ya da erkek iken, kadın olarak, yani rahmansız yani Affedersiniz zekersiz doğmaktır, zekerisiz olmak hikmeti ile sana ceza verilir, yine bu cezadan  bir ömür yersin, hemde muebbet yersin bu cezadan. erkek iken kadın olursun, erkeklik organından mahrum kalırsın, Çünkü babanın  annenin kıymetini bilmedin, yada Merhametsiz bir anneye babaya düşersin,  Annenin babanin kıymetini bilmediğinden dolayı, bu ceza sana biçilmiş olur, ya da annesiz lik, annesiz kalırsın ki, yeni hayatında Annen küçükken vefat eder, ve annesiz kalırsın ki, Daha önce annenin kıymetini, yani yanındakinin kıymetini bilmediğinden dolayı, ya da erkek sen kadın, kadın isen erkek olursun, ve Rahimsiz  yada rahmansiz kalırsın ki, Rahimden yoksun, Hatta evlenemezsin de rahimsiz kalırsın.  Diyoruz ki, cennet da burada kurulmuş cehennemde, ödül de burada,  ceza da burada, 5 dakika öncesi, 5 dakika sonrası, bir gün öncesi, Birgün sonrası, 1 ay öncesi, 1 ay sonrası gibi, gün gün de kalmıyor, dakika dakikada, saniye saniye de. <br />
<br />
Ve işte Bitcoin veya sanal  para meselesi de bununla kıyas edilince, para Aslında emeğin karşılığı, 8 saat çalışılmış, 10 saat çalışılmış, bir mal üretilmiş, sonra o malın karşılığı, önce işçiliğin karşılığı idi, sonra o malın ve üretilen mamulun karşılığı, sonra, oradan sonra marketin geliri, kişinin geliri şeklinde, bir emeğin karşılığı para. ama Bitcoin bilgi ile üretiliyor, Sanal Para bilgi ile üretiliyor, yazılım ile üretiliyor deniyor. Çok para basmak marifet değil, Nasıl Merkez Bankası Bir ülkenin bankası ise, en çok parayı devlet basıyorsa, yine devlet 10 katlı bir apartman kurrup, apartmanın içinde Bitcoin üreten binlerce bilgisayar olabilir, ve en iyi üretenler yine ülkeler olur, öylece devletler zengin olur olsa idi, bitcoin üretmekle falan zengin olunsa. Bitcoin üretmekde para basmak gibi yani,  Bitcoin yine aynı, sadece paranın sanal hale gelmesi. En azından kağıt para ve demir para vaktinde, emeğinizin karşılığı olarak, elimizde bir  bir madde vardı, ama bu noktada elimizden alınıncak, kağıt veya metal olsun bu da elimizden alınınca, artık sermayenin kullanımı tek kişiye bindi demektir.  zengin olmak  Bitcoin üretmekle değil,  çok para basaraktan zengin olunmaz, hiç kimsede para basaraktan zengin olmaz, bu para emeğin karşılığıdır işte, burada Bitcoin Sanal Para dijital para dijital sistemi elinde tutan  Deccal in elinde olunca,  ve elektrik kesildi ya da fişi çekince, istediğinin elindeki parayı iptal edince, bütün sermaye onun elinde oluyor, yani tek kişi elinde oluyor, Deccal sistemi.  senin paranı iptal etti, Artık ne ekmek alabilirsin ne benzin bittin, yani tek zengin Deccal olur. Deccal  hakimiyeti sistemi,  sistemi yavaş yavaş yapılandırıyorlar, sonunda kim olacak  Bütün parayı elinde tutan kimse,  Decal olacak, bir de bütün tekniği elinde tutan kimse, hepsini enerjiye bağımlı yaptimi, enerjiyi de kestimi, hepsi bitti, ve şu anda arabaları da petrolden elektirige dönüştürmek yine bu yüzden, enerjiye bagimli kilma meselesi, petrol ve diger hayvan sistemlerinide gözden cikarma meselesi var, güya neymiş havanlarda atigindan gaz cikiyormuş, dogamazi isitiyormuş kürsel isinma o yüzdenmiş, ve bu yüzden hayvanlarda yok edilmeliymiş, yani yavaş yavaş deccala bagimli olmak zorunda birakiliyorsunuz, uyan insan. hepsini devreden çıkarıp enerjiye bindirmek sistemleri, yine Elektrik enerjisinide kesti miydi, artık bir yerden bir yere gitmen de mümkün değil, yani Deccal sistemi, tek Hakimiyet,  Haşa Allahlık.  Ey Mehdi askeri uyan Emeğin karşılığını dijitala  çevirme,  yoksa  bittigin dünden bellidir. para Tek kişinin yanında olamaz, enerji tek kişinin yanında olamaz. güc tek kişinin yanında olamaz, Allah bunların hepsini dağıtmış, bak dedik ya Hazreti insan ve dünya bütün elementleri içinde topluyor ama, kainatTa ise yildizlar halinde dağınık vaziyette, Yıldızlar halinde, vahdette kesret, kesrette de  Vahdet.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ sâhibeyis sicni e erbâbun muteferrikûne hayrun emillâhul vâhıdul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab'ler mi daha hayırlı Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı? Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 39. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ  يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Rafîud deracâti zûl arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk. Yevme hum bârizûne lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevme, lillâhil vâhidil kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
iinsanlığı derece derece yükselten, Arş'ın sahibi Allah, karşılaşma gününde (seçilip ayrılma Allaha kavuşma Günü yevmül ahiret te gelcekte bir zamanda, yani o bu günümüz, ve mehdi ve altınçağ da) onları uyarmak için, kendi emrinden olan kutsal ruhu (Yani Hırıstiyan teslis inancında geçen, Kutsal Ruh olan, Hz Mehdi yi) onlara gönderir, ve herşey belli olupta, apaçık ortaya çıktığı  vakit, o der ki : Allah dan gayri kimden korkuyorsunuz, görmüyormusunuz  bugün mülk (hükümranlık) kimindir? (Maliki yevmiddin ayetine atıf var  burada, ve din gününün sahibi kim? deyyan olan kim? ) Tabiki de Tek olan (o zamanda Vahdeti vücud olan kimse), her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah’ındır. (Vahidul kahhar olan Allah ın)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym MU'MİN Suresi 15 ve 16. ayet)</span><br />
<br />
Ve  işte hakimiyetin Mehdi de olması, hakimiyetin Deccal da olması gibi değil. Çünkü mehdi, ne dünyanın tüm ekonomisini, ve ne de dünyanın tüm Siyasetini, veya tüm enerjisini  Elinde tutmamakta, sınırlar belli olmuş,  sınırları koruyan bekçilerde tayin olmuş,  Onları yönetenler detaylı ve belli olmuş, o yani mehdi bunlara karışmamak da, sadece ve sadece iyi ile kötünün farkına varmanızı sağlamakta,  yoksa mehdilik bütün Hakimiyet ve gücü elinde tutmak değildir. Elektrik lamba düğmesi gibi, ben buradan lambanın düğmesine basıp, lambayi söndürünce, bütün Işıklar, bütün enerjiler, bütün Hayatlar sönecek gibi bir sistem yani ekonomi enerji güc para tek kimsede ve ,  Demek ki  Allah da Buna müsaade etmez, kulların akıllıları da buna müsade etmemesi lazım, ve bu sistem  Deccaliyet sistemi yıkılmak zorundadır.  Yoksa dünyamızı mahveder. ve işte insan Günah işlemek ile ya ruhu  hasta olur ya da  fiziki bedeni hasta olur. Onun çaresi olan ilaçlar ise kişiye özel olmalıdır yoksa mesela Devenin su içmesi ile zürafa nın su içmesi aynı değildir, yine Devenin yediği ile, atların yediği, yahut  köpeklerin yediği ile Aynı değildir.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
O dedi ki :“Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”  onlar da dediler “Allah’tır”. (Hz Mehdi de onlara Dedi ki: “O'nu (beni yani Hz Mehdi yi) bırakıp da kendilerine gelen bir zarara veya faydaya bile bir hükmü olmayan dostlar mı ediniyorsunuz,  (Dünyamizi ve kainati zulumetten aydinlığa çevirp nimetlerle dolmasıina sebeb olan,  O nun Gücü (Mehdi nin gücü ile onların ki aynımı bir mi)  vallahi değil, ya onunla da (mehdi ile de) herşeyi hakkıyla yaratan ve vâhidul kahhâr olan Allah ın ki aynımı bir mi?(Degil).<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 16. ayet)</span><br />
<br />
Temsili misal çocuğu olmayan birisi dua etti ve dedi ki," Allah'ım bana bir çocuk ver" dedi ve Bunu duyan ve Allahlık taslayan birisi çaputtan bir bebek yapıp geldi verdi, al sana bebek.  bu adam dedi Hayır, benim istediğim bebek bu değil . Başka bir adam naylon bir bebek getirdi bumu  istediğin bebek dedi.  adam yine hayır dedi. Adamın birisi de kedi yavrusu  getirdi, bu muydu istediğin bebek dedi, adam yine hayır dedi.  Adamın biri Biyolojici ve kimyacı, O da bir klon çocuk yapıp getirdi.  Al sana bebek dedi.  adam yine Hayır bu değil dedi, Ve sonunda gerçek bilgiyi bilen bir adam dedi ki, senin çocuk sahibi olman için, bir bayanla evlenmem lazım, Halvet edip şöyle şöyle yapman lazım diye tarif etti. adam gitti evlendi çocuğu oldu, ya da olmadı da diyebiliriz, hala serüven devam ediyor, Ne yaptımsa olmadı dedi,  yani çareler tükenmez, hastalığın çaresi kişiye Özeldir dedik ya, Öyle olunca ya erkek kısır, ya da kadın kısır olabilir, eşlerden birinin kısır olmayan biriyle evlenmesi, Derdine derman olur, ya da ikinci, bir anne yada baba alması Derdine derman olur, işte hastalıklar da böyle kişiye özel olduğu gibi, çareside kişiye Özeldir, günahlarda kişiye özeldir, tek tövbeyle Hepsi asla  affolmaz, çeşidine göre, çareside  gizli günaha gizli, âşikâre günahı aşikar tövbe etmesi lazım geldiği gibi,  işte Ruhi hastalıkların, yani manevi hastalıkların, günahların çaresi de böyle onlara karşilik gelen iyiliklerimiz ve sevaplarımız, sevabin  zıttı da Günah lardır. Ve burada anlatmak istediğimiz, Allah Kainata ve dünyamıza kuvvetler ayrılığı sistemi koymuş, ve bir beden, sen, ben, o, Ahmet, Mehmet, Fatma, Fadime, hepsi Vahdeti Vücut,  her biri ayrı Vahdeti Vücut, ve benim elim, Benim kolum, Benim ayağım, bana hizmet etmek üzere yapılandırılmış.  ve Allah dirseklere sinir koymuş, dirsek ters dönmez, içe doğru döner, bana hizmet etsin diye, ama robotlar da kuvvet Ayrılık sistemine terstir, onların kolu, içe ve dışa hareket edebilir,  yani sanada hizmet eder bana da, yani, bizim sistemimizden farklı. microsoftun Babasi Bill amca da,  yeni yazilim yapacak adamlarda bunuda  planlarda göz önüne almali. Yani Sınır koy, ve Allah dirsekler ile sınır koymuş,  ve boynunada sınır koymuş, ve Allah yeryüzünde ve gökyüzünde tek Allah olmasına rağmen, kuvvetler ayrılığı koymuş, sen seninlesin, ben benimle, Benimki bana, seninki sana, Sen çalıştın, Senin için, ben çalıştım, benim için, sermaye Tek elde toplanmıyor, Benim karnım acıkdımi onu ben doyuruyorum, sen acıkdımi onu sen duruyorsun, ben sırtıma ayrı giyiyorum, Sen ayrı giyiyorsun, ben ayrı yoruluyorum, Sen ayrı yoruluyorsun, Öyle olunca, ben de ki güç, Sendeki ile aynı değil, Sen belki şişmansın, Ya da ben şişmanım, belki sen sağırsın, ben degil, yada benim kaldırma kuvvetim mesela 10 kilo ise, Seninki 5 kilo, yani kuvvetler ayrılığı, Allah bunlara rağmen tek beden gibi parclardan oluşan bütün gibi, o bile her şey bitti gibi hükmetmemesini rağmen, ama vahdette kesret, kesrette Vahdet, Öyle olunca, Güç Allah da olmasına rağmen, Allah gücünün tahakkuklarini kişiler üzerinden tezahür ettirmekte, Ahmet amca ile, Fatma Bacı ile, öyle olunca tek güç, sistemi ise, bütün gücü kendinde toplamak üzere yapılandırılmış sistem.  Türkiyedeki yönetim sistemi ile başkanlık sistemiylede burya dogru gidiliyor yoksa Allah birdir, Allah gücünü ve sifatlarini, misal ile Bakkal amca terzi teyze ile....  tezahür ettirmek de  dedik, böyle olunca kuvvetler ayrılığı. Allah'ın Yönetim sistemi kuvvetler ayrılığı sistemi.  Güc tek kişinin yanında toplanamaz buna yeltenipde  Dünyada Tek Tanriliga kalkanlari Allah helak etmiştir, ve yine edecekdir de .Akilli bir patron, hic bir zaman iyi giden bir fabrikanin bütün hissellerini elinden cikarmaz, Allah bu uyanik patron kadardami akilli degilki, saltanatinin hepsini birine versin, ahmak olmak lazim böyle düşünmek için. <br />
<br />
Elektrikte "Euro Bus" (Elektroinstallation mit Bussystemen) diye Merkezi bir tesisat sistemi ile, gerektiğinde  bütün bir gökdelen binanin elektrigini suyunu isitma sistemeni tek dügme ile kesersin kapatabilirsin.  Eğer güç Allah dan başka  bir kimsenin yanında olsa işte böyle olur ve Yaşami Öldürür, bize kalk der kaldırır, yat der yatariz, ye der yeriz, Bu derecede yani,  Afedersin köpek oluruz köpek.  Allah ise bunu yasaklar ve herkese özgürlük yazmış,  kendisine isyan eden birine bile hak tanımış. sistem kuvvetler ayrılığı. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Namazda kelime-i şahadet ile Allah'ın Vahdet ini birliğini birlemek</span><br />
<br />
Buna evliya İzam demişler ki, namazda lisanını teke indir.  kalbin ayrı elin ayrı konuşmasin, gözün ayrı olmasın. Aynen bu durum tören geçidinde trampet çalan gruptaki bir adamın, aynı anda trampet çalması, notaya uyması,  grupla birlikte düzgün şekilde yürümesi, ve selam geçidi alanına Gelince, selam vermesi gibi, veya başka bir  temsili misal ile,  Sen araba sürerken ellerin direksiyonda, Gözün yolda,  ayakların  2 ayrı kuvvette, fren ve gaz da,  ve öyle olunca araba sürmekte bile  kuvvetler ayrılığı var, her birisi ayrı bir konumda ya da ayrı bir işte, ayrı bir yönde, ayrı bir harekette olmasına rağmen bile, Vahdet olan vücuttaki bir görevi ifa etmektedir şoförlük görevini, hepsinin görevi ne kadar ayrı, hepsinin görevi birbirinden binlerce farklı, ama aklin yeri olan beyin ile, hepsi toplanıp ayrı ayrı  işleri görmesine rağmen, Aslında tek olan Vahit olan, bir bedene hizmet etmekte ve tek fili meydana getirmekde.  Vahdet ve kuvvetler ayrılığı  bu demektir.  Allah'ın Rezzak olması,  Settar olması, mümin olması, halık olması,...  yani bu kadar ayrı sıfatlarını aynı anda yeryüzünde tecelli  ettirmesi,  binlerce insanın üzerinden olur, ya da hayvan üzerinden, ya da  bitkiler üzerinden, ya da maddeler elementler üzerinden  olmasına rağmen, Allah tektir,  ve bunların hepsi tek bir güce hizmet eder.  Ahmet amcanin Ankara'da olması, Fatma teyzenin İzmir de dolması,  George Bush un Amerika'da olması da, bu gücün böyle yerli yerince olmasına engel değildir. <br />
<br />
Bu benim Vaaazi vaaz ederken, tatlı tatlı konuş ki, insanlar anlasın, diyorlar , küfretme kizma falan filen. ben tatlı veya sinirli konuşunca, ya da bağırıp çağırınca, insanlar anlamaz kaçar deniyor. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır</span><br />
<br />
Halbuki cennette, Adem ile Havva yalnız iken, şeytan önce kapının bekçisi Rıdvan'ı, tatlı bir dil ile kandırdı, ve kapısı bile olmayan cennetin kapısını açtırıp, cennete girdi, ve sonra yine Tatlı tatlı konuşup,  Havva annemizi de kandırdı,  ve ondan öğrenen havva annemizin de (Matrix Mr smith) içine girip havvanın dilinden konuşup, adamı da kandırdı, yani adamı ve Hazreti Adem'i kocasını kandırdı.  Güzel konuşmak mı güzel amel burda,  kötü bir görev ve amel mi, her güzel konuşan, güzel işler tutsaydı, Adem ile Havva cennetten atılmaz di. Bazen bağırmak da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden birisi, Celal ismi. Ben yerinde bağırmayınca Celal ismi tecelli etmez, Allah kahhardır, yerinde kızmayınca  da; Kahhar ismi tecelli etmez,  ve Allah Musa ya dedi ki :<br />
Aasa nı denize vur,  "fadrib  bi asake" yani vurmak  darb etmek, Ve yine gerekirse kadınlarınızı hafifçe dövün,  Yani yine darb etmek fiili burada geçiyor,  böyle olunca, insanın elinden, dilinden, gözünden, ayaklarından, veya diğer azalarından çıkan, Her fiili işleyen o kulda da Allah'ın sıfatlarından isimlerinden bir isimi tecelli ediyordur ve yani, yani dövmek de Allah'ın sıfatı ve ismidir, Biz Vahdet olunca, bizden çıkan bir dövme Fiili amma kadini olsun, amma düşmanimiz olsun, Allah'ın fiili olmuş olur. yani dövmek de Allah'ın ismi imiş, o zaman dövmek güzel bir fiil değil, diye bilmiyormuyuz? Halbuki dövmekten insandan çıkan bir fiil, Yani Allah'ın sıfatı ve fiillerinden Bir ismi.  Bedendeki sağ el ve sol el gibi  ikisi farklı kutuplarda olmasına rağmen,  farklı yönleri, ve farklı işler görmesine rağmen, aslında tek bir bedenin işini görmek üzere yaratılmışlardır. Yine bedende bütün bu kuvvetler toplanmasını  rağmen,  Ve Ahmet amca da, Mehmet amca da, Ayşe teyze de de aynı Güçler var, Ayrı Bir bedende, ayrı bir Vahdet halinde toplanmış vaziyette, ve her bir vücut bir Kainat olunca, binlerce Kainat olmasına rağmen, yine Vahdet olan, hepsini içinde toplayan Vahid olan, Kahhar  olan Allah'a Hizmet etmekteler, her ne kadar ayrı ayrı görünseler de hepsi, bir dünya içinde, bir kuvve,  Yani bir tek  kuvvet. ve hepimiz Bizler Vahdeti, yani voltranı oluşturmaktayiz. ve Mehdi'nin de Zamanın Ruhu ve Vahdeti Vücut olması, Bütün herkesin onun içinde bir parça halinde olması, buna engel değildir, Çünkü tırnak nasıl binlerce hücreden oluşur, göz hücrelerinden farklı ise, yahut bir üst  beden  Hazreti Nuh, bir üst beden Adem, senin yine bir Vahdet olaraktan, diğer parçaları içinde taşıdığın gibi, Şu zamanda insanları da Hazreti Mehdi Aleyhisselam kendi vücutlarında taşımakta, ve dediğimiz gibi,  Raşidi tarikatina göre,  yağmur yağması, ve kar yağması için, O nu (Allah i) zikirettikten sonra, su veya süt içmesi, işte Bedenindeki dünyaya ve parçalara Kar veya su gitmesine  o yüzden sebep olmakta, o Vahdet ve bütün olduğu için, parçalar ondan beslenmekte, Yukarıdaki ayette denildiği gibi, Onun ile sizin  evliyalarınızın gücü aynı mı, bütün İle parça olan aynı mı, göz ile bütün beden aynı mı, bütün ile parça aynı mı? ve Hazreti Mehdi Zamanın Ruhu ve bedeni olaraktan bütünü temsil eder, ve zamanın Vahdeti Vücudu o odur, Halifeyi Ruyu zemin olan, Hazreti Adem, veya Hazreti insan, veya adam  o dur.<br />
<br />
Rabbim  Mehdiye bütüne uygun davranmayı, askerlerine de parça olduklarını bilip de, parçayı uygun davranmayı nasip ve Müyesser kılsın. Amin Velhamdülillahi rabbil alemin. <br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">DiPNOTLAR :</span><br />
<br />
[1] sorularlaislamiyet com/allahuekber-lafzi-kuranda-gecmekte-midir<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 6 Ekim 2018 Cumartesi<br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HüdHüdler yani Çift HD Kamera Ve Dronlar Vakti]]></title>
			<link>https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34671</link>
			<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 15:12:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://tuncarasit.com/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://tuncarasit.com/showthread.php?tid=34671</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HüdHüdler yani Çift HD Kamera Ve Dronlar Vakti</span></span><br />
<br />
(Kar©glanin 11 Kasım 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ erâl hudhude em kâne minel gâibîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NEML Suresi 20. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Yâ Ebâ Zer! Yedi kat gök ile yedi kat yerin Kürsî yanında büyüklükleri, ancak bir çölün ortasına atılmış bir kapı veya bir yüzük halkası gibidir. Arş-ı alâ’nın da Kürsî’ye göre büyüklüğü, o çölün o halkaya nazaran büyüklüğü derecesindedir.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn Hibbân, Sahîh, thk. Şuayb Arnavut, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 1993, c. I, s. 76, nr. 79; Taberî, Kurtubî, İbn Kesir, Ayete’l-Kürsî  tefsiri; Beyhaki, Esma ve’s-Sıfat, h. no:861, 862; Kenzu’l-Ummal, h. no:44158)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<br />
Bizim eski risalelerimizden biriside "zenginlik, Başkalarını da zengin edebilene  denilir."  vardı.<br />
şimdi gündeme bu gelmiş, ve bize sen yapıyor musun gibi atıf var.  Halbuki okula giden birisi bilir ki ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar matematik var Edebiyat var coğrafya var coğrafyanın içinde tarih var Türkçe var azıcık çıktı mı, fizik var, kimya var biyoloji var, ingilizce var, şimdi her dersin bir de 1. sınıf 2. sınıf 3. sınıf üniversiteye kadar sınıfları var, hani Hukuk Fakültesi'nde matematik olmasa da, ama matematik fakültesinde matematik var, yani matematiğinde da üniversite  sınıfları var,  Öyle olunca ben de çokça konu anlattım sizlere, fizik kimya biyoloji tasavvuf  fıkıh ve bunları hepsini benim yaşamam mümkün değil, yani şimdi Fizik öğretmeni fizikte, atomun parçalanması konusunu işleyince, öğretmen Albert Einstein olmak zorunda mı, yine peygamber, Süleyman Peygamberi anlattığında, Süleyman gibi zengin olmak zorunda mı, kendi çapında onu Yaşar, kendi çapında bir Süleyman lık yapar, yine Fizik öğretmeni de o konuyu, kendi çapında bir yaşadığı bir hikmet vardır, geçen ki anlattığımız  Terki  dünya    meselesi ile, malı mülkü bırakıp Allah'a yönelmek, hacca gidiyorsun, parayı kızı Çoluğu çocuğu borcu derdi bırakman lazım, yani Hani işkolik bu adamlarda eşi erkekse veya de kadınsa da, eve iş getirme derler, sen de Hacca giderken arkandakileri bırakacaksın Muhammed en son giderken, Hatta en son kurşunu da veripte gidiyor. Öyle olunca yani ben de anlattıklarimi kendi çapında yaşamışımdır. Herkes Daha doğrusu kendi çapında yaşar, şimdi karınca illaki halterci bir adam gibi 120 kilo kaldırmak zorunda mı, karınca kendi boyunca ağır bir şey bir buğday tanesini kaldırdığı zaman, zaten  O Onun için 120 kiloyu aşar, Belki daha fazladır, yine  pire kendi boyunun  120  ya da 500 katı  zıplayabilir. peki Bit ne yapacak, adım adım  yürürken, Bit adimi olacak. şimdi internetdeki bir yazinin  bir Dosyanın  boyutu 1 bitten başlıyor bit, 1 bit, ondan sonra bayt, oluyor sonra kilobayt, megabayt, yani Öyle olunca, herkes cüssesine göre kaldırır, ya da yaşar hayatında, herkes aynısını yapacak diye bir şey yok, o yüzden Efendimiz Muhammed'in sünnetlerininde  aynısını yapacakmışiz diye kural yok,  yapmazsa bilmem bir kere terkederse Muhammed'in ümmeti Tam değilmiş. yani öyle şey olmaz farz degil sünnet, bu sünnet, bazen farz bile kifayet babinda, biri yapinca, digerinin yapmasi gerekmez,  herkes cüssesine göre, sen de o nasıl tecelli etti, benim evimin penceresi, eski evin penceresi 120'ye 90 dı o pencereden  bakan adam ile, 2 metreye 1 metre bir buçuk metre pencereden bakan aynımi görüp bakar? 360 derece cam döşeme olan yerden bakan bir adam, aynımı bakar  aynımı görür, o yüzden zenginlik te başkalarına da zengin edebilendir, yani Sen eğer mal mülke sahipsin, elinin değdiği yeride Zengin edebilmektir, Yoksa hep Bana deyip Fabrikalar atlar yatlar hepsi sana olursa,  bu zenginlik değildir. Bu cimriliktir cimrilik. Davut as. neden oruc tuttu, yedigine ictigine karışmışar ondan, yoksa cimrilikten degil, yoksa zenginlik  kanaattir dedi Peygamber Efendimiz. Biz de Diyoruz ki. zenginlik başkasını zengin edebilen, tuttuğu yeride zengin edendir. bazı insanlar temizlik hastasi, mesela adam yada kadinin biri film çekiyor, sanatçılardan birisi varmış, film çektiği yerdeki tozları alıyormuş,  ahlak işte, pinarlarin içindeki, içindeki  yada üstündeki temizlikci böcegi vardır. bacakları böyle sivrisinek bacagı gibi bir şeydir, o temizlik böcüsü, Suyun pınarların üstünde olur, suyun üstünü temizler durur, benim burada yolun üstünde işe giderken, bir tane gölet var,  görmüştüm  gölün  üstü  yosun kaplı,  eger bunu temizlemezsen, o gölü kullanamazsın ki,  işte temizlikçi Balıklar akvaryumlari temizler, akvaryuma temizlikçi balık atar, akvaryumun içine temizlesin diye, suyun üstünde de vardır Aynı böcük vardır temizlikçi Böcük suyun üstüne  temizler durur. işte Temiz insanlar da bu böcük ve akvaryum temizlik işçisi gibi, temizlik hastası, gördüğü pisligi temizlemek, içinden gelen bir şey. zenginlikte hakiki zenginler de işte böyle, nerede fakir gördü, üstünü giydirir, nerede aç gördü Karnını doyurur, budur zengin, yoksa bilmem ben Oraya gidip marka elbiseler giyipde, bir de fakirlere hava atmak değil, bilmem bossadan bilmem  gucciden giyinip de, fakirler yanında Caka satmak değil, zenginlik mi  bu, yoksa ahmaklığın daniskası.<br />
<br />
<br />
Daha önceki yazılarımda hurilerden bahsettim, ve hurilerin, yapay zeka yani robotlar olduğunu ileri sürmüştüm.  cennettekilere 400-500 Huri verilmesi meselesinin bu robotlar olduğunu ve, hiç İsyan etmeyen, hep itaat eden, ister sevişmek için, ister hizmet için, erkek veya dişi robotlar olduğunu söylemiştim, ve bunun üzerine insanlık, Yapay Zeka üzerine biraz daha fazla gitmeye başladı. fakat kötüler boş durmuyor ki, biz her ne kadar dünyayı imar edip cennete çevirmeye çalışmak  istesekte, kötülerde dünyayı yakıp yıkmak derdinde. ve Bugün haberlerde duydum ki, savaşçı robotlar yapıyorlarmış. Hani Cennet ve huriler var da, cehennemde Zebaniler de  var.  Ve işte bu yapacakları savaşçı robotlar, Bir nevi  zebanileri  temsil eder.  çünkü ayette <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar o hallerinden dönmezler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 18. ayet)</span><br />
<br />
onlar sağırdır duymazlar, Kördür  görmezler  ve geri Dönmezler yaptıklarından da, yani acimazlar, merhamet etmezler, Yani aynı işte,  böyle olunca robotlar savaşçı robotlar zebaniler olur o zaman, Bizler cenneti oluşturacaktık, cehennem ehlide Cehennemi oluşturmaya çalışıyor o zaman. <br />
<br />
<br />
Yine buna yakın bir meselede,  rivayete göre söyleniyor ki,  Amerika sattığı silahların, içine bir kodla kilit koyduğu, ve bu yüzden uçak ve füze satıyorsa, onun istemediği bir yere Sen bu silahı kullanamazsin,  Çünkü kod onun elinde,  ve ancak o sana müsaade ederse onunla düşmanına karşı savaşa bilirsin. kurşunun olsa bile,  Kurşun atamayacaksın,  füzelerin olsa bile düşmanına karşı füzelerini kullanamayacaksın.  neden dersiniz,  Çünkü Amerika haklı,  sana bu  silahları sattı da,  sen adamı kafir ve gavur diye tanıyorsun,  ve senin yarın Bunlar kafir diye bu adama Savaş açmayacaginin garantisi var mı,  yarın cihad mihad diyerekten adamı öldürmeye kalkarsın.  adamın kendi  silahlari ile adamı vurmaya kalkarsın.  Amerika bu yüzden kilit Koymak'ta haklı.  ama işin ilginç tarafı Amerikalilar bunu akıl etmişler fakat, Amerika'daki örgüt İlluminati ve diğerleri veya  Mason örgütü,  bunu Allah'ın da bildiğini bilmiyorlar. Allah size her türlü silahı bilgiyi verecek de, o üstüne kilit  koymayı unutacak. Ve insanoğlu küçücük beyni ile silah yapıp, Allah'ın silahı ile Allah'ın vuracak öldürecek, bu imkan dahilinde mi? yoksa ahmaklık mı? ve yine büyücü ve sihirbazlar Allah'ın Kur'an'ı ile ayetleri ile bunu yapip Allah'ın kullarına Yani Allah'a karşı savaş açıyorlar. ahmaklık değil mi, ceza gerektirmez mı bu, Cehennem  gerekmez mi bunlara.  yani  Amerika'da haklı, Allah da haklı, Allah de her şeye kod koymuş, yani frekans koymuş, bir de frekansı 2 boyutlu, yani dualite yapmiş. ve suyu ateş ile durduruyor,  ateşide su ile,  kötüleri İyiler ile,  iyi kimseleride kötüler ile, durduruyor terbiyet ediyor. Peki bu hususta Allah mı daha akıllıdır? yoksa Amerika mı daha akıllı?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bankacılık Sistemi</span><br />
<br />
Dün 10 Kasım Atatürk'ü anma günüydü, ve bugünlerde İş Bankası'nın  devlete  devir  Taksim edilmesi meselesi gündemde.  ve Ben araştırdım Osmanlı Devleti'nde Türk Bankası yokmuş, 1800 lerde ilk defa banka kurulmuş, fakat Osmanlı Bankası diye bir banka kurulduğu söyleniyor, Bırak bu Osmanlı Bankası bile Türklere ait değilmiş, ecnebiler, dıştan gelen ecnebiler, kendi paralarını tekrar yurtlarına aktarmak için o bankayı kurmuşlar, ve diğer Osmanlı'daki bankaların hepsiden ecnebilere ait bankalar, yoksa Osmanlı banka yapmamiş.<br />
 ve Mustafa Kemal Atatürk ilk defa  bir Türk Bankası kuraraktan, amma o günkü masonlarin eli ve fikri ile amma,  onların eliyle  ama, Atatürk kendisi bunu düşünmüş ve, Türkiye İş Bankası'nı  kurumuş.  Eğer bugün senin maaşın bankaya yatıyorsa, yine faturalarını bankadan ödeyebiliyorsan,  yine  kredi kartı yerine kullanıp, para olmadığı halde, paran daha hesaba gelmediği halde, Sen gelecek parayla, alışveriş yapabiliyorsan, bu bankalar sayesinde, ve bunun kurucusu, Türkiye'yi böyle bu sisteme geçiren yine Atatürk olmuş. Senelerdir bu sistemde işliyor.  ve Atatürk'e Bu sebeple de teşekkür etmemiz lazım.<br />
Atatürk'ün gayesini anlamayan ,  Onu değiştirmeye,  tekelleştirmeye çalışıyor. dedik ki Allah'ın  cumartesiye yasak koymasının sebebi, Yahudilerin cumartesi günü çalışmamasından gaye, Şu an ki hafta sonu tatili idi,  yine öyle dedik zekattan gaye, şu anki vergilendirme sisteminin gelmeseydi dünyaya, yani Allah Dünyayı insanların imar etmesinde yardımcı oluyordu. Atatürk İş Bankası'nın kurarak tan da, Türk milletinin medeni Milletler seviyesine gelmesiydi gayesi. bankaları bir kaldıralım bakalım ne olacak,  yani büyük nimet. Faiz maiz hepsi fasa fiso  bak, bankalar olmasın her şey durur, işler durur,  mesela  Ulaştırma şirketi  mersin'den, İskenderun'dan portakal alıp İstanbul'a getirecek, Ama şirket İstanbul'da, ve  bu Transport için Mersinli şirket ya da Çiftçi Amca, Bir kaporta vermesi lazım ki, adam güvensinde  kamyonlarını yollasın da,  malları İstanbul'a getirsin.  işte bu işlem için en kolay sistem bankaya havale yöntemi,  eğer biz hala Osmanlıcılık Bilmem  faizcilik meselesine girersek,  bankalari da kapatırsak,  bu işler nasıl yürüyecek, tefecilere mı kalacağız.  yani ey Mehdi askeri,  para alıp satan  bankalar sistemi ile, yine banka cennetindesiniz.  Osmanlı'da böyle bir sistem var mıydı, atına binecekde, istanbul'dan Mersin'e gidecek de, parayı tahsil edecek de, Ölme eşeğim ölme……….. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ali Baba ve Kırk Haramiler</span><br />
<br />
 Ortaçağda ya da Osmanlı döneminde olan bir olay, ya da anlatılan bir hikaye ya da kıssa,<br />
 Ali Baba ve Kırk Haramiler ve <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Açıl susam açıl"</span> deyince, Açılan Kapı.<br />
<br />
Peki bu hikaye edildiğine göre, bu hikaye mi, uyduruk mu, masal mı?<br />
Halbuki bu olay öyle Ortaçağda filan olan bir hikaye değil, masal değil, ve eski bir hikaye ve dedik ki işte, Hz Nuh vakti  Neptün deydik, oradan buraya alındık,  yine Geçen anlattım, eski ümmetlerde bizim ciktığımız bilgisayar ve teknoloji devrine ulaşmışlar, Hatta eskişehirli amcanın dediğini söylemiştim,  Arap cahiliye dönemi ataları, yada tanrilari Lat uzza ve menat,  bundan kasıt, Menatin monitör olduğunu,  ve bizlerin de şimdi de monitöre yani bilgisayara tapar hale geldiğimizi söylemiştim, yani ekrana, bilgisayar  ekranı, telefon ekranı,  Menat veya monitör. <br />
<br />
 işte Kırk Haramiler vakti, o insanlar çaldıkları malları saklamak için, mağara şeklinde  evler oymuşlar,  ve kapısını da yine Kaya gibi yapmışlar, ve kapının acma sensorunu da, Ses sensörlü yapmışlar.  Ben bugün, Hatta bundan birkaç sene önce bile, ilk Sony Ericsson T10  larda bu sistem var dı,  Mesela her numara bir ses frekansına kayıtlı, ve sen bir numarayi  Annem diye kaydettinmi, ve bu numarayı yazdığın zaman, belli bir frekans ve nota oluşturmuş oluyoruz,  ve bunu da ses frekansı ile annem diye kaydediyorsun,  ve tekrar araman  gerektiği zaman,  mikrofon ile annem dediğin zaman, bu telefon Annenin numarasını ariyordu  . Şimdi Bu sistemler daha da gelişti, ve televizyonu kumanda edebiliyorsun, arabayı kumanda edebiliyorsun, evinde uzaktan kaloriferleri yakabiliyorsun, kahve  hazırlatabiliyorsun.  işte o Kırk Haramiler hikayesi de ayni yani, masal falan değil, eskilerden bize kadar naklolmuş, ve eskilerin bu teknolojiye ulaştıklarını gösteren bir kıssa, Yani ses frekansı ile, Ses sensörü ile açılan kapılar zamanı, Bu nasıl bir zaman, kim istemez, hatta daha öte bir zamana ulaşmışlar demek ki…. Bunu da Arap  hikayeleri olaraktan anlatılır.<br />
Ve bunları sihir ve Tılsım ile yapılan bir şeyler değil,  Halbuki ilim ve bilim ile yapılan şeyler.<br />
Ve bu taa parapsikolojiye kadar gider. parapsikoloji nedir bilir misiniz, beyin gücüyle kumanda etmek, Ama bu televizyon ama araba, ama bilgisayar, ama bir fotoğraf makinesini beyin gücüyle kumanda etme derecesine kadar gider, yani onlar Eğer böyle bir teknolojiye ulaştıysa, onların en ileri noktası parapsikoloji ile konuşma iletişim ve kumanda sistemine kadar ulaşmış olmalılar. <br />
<br />
<br />
insanlığın daha keşfedecek çok şeyleri var  mesela maddeler ile konuşmayı öğrenemediler, hayvanların dilini öğrenemediler.  telepati ile iletişim daha henüz tam anlaşılmadı. Mevleviler anlatır ki Mevlana, alırken besmele ile, koyarken Besmeleyle koyarmış aldığı her şeyi, onlara sevgi ile muamele edermiş, her şeyin dili ve cani olduğunu ifade edermiş. Evet öyle her şeyin cani var bedeni var, ve aklı var. dedik ki elementler Aynen bir melek gibi,  onlar erkek veya dişi olmazlar, maddelerin erkek dişisi olmaz, demirin erkeği dişisi diye bir şey var mı, ve yine onlar evlenmez cinsi münasebette bulunmaz, yemez içmez, demirin su icdigi görülmüş mü,  acıktığı görülmüş mu. Öyle olunca Melek statüsünde ler melekler akıllı varlıklar olduğu için, onlar hepsi akillı  Düşünen ve hatta aralarında konuşan varlıklar. Öyle olunca, ben bir zamanlar ufkum açıkken, eve mesela 2 kilo mandalina aldım ise, yada karpuz kavun aldim ise, ama Yemedi mi,  tam çürümeden önce, mandalina beni çağırıyor telepati yöntemiyle, mandalina, mandalina, mandalina ye diye çağırıyor, veya karpuzu kes karpuzu kes ye diye, ve sen bunu hissedip ve duyduğun zamann gidiyorsun bakıyorsun ki çürümeye az kalmış, diyor ki mandalin Ben Ölmeden Ben i ye diyor. Ama bu belli bir  nefs katmanina çıktıktan sonra olan bir his ve kuvvet, belli süre sonra sen buna dikkat etmediğin zaman bu sefer melekler küsüyor ve seninle konuşmuyorlar bir daha, Nefsin bu katmanına çıktığın zaman  bu hislere dikkat edersen, o derecede kalıyorsun, Eğer anlamamaya başlarsan, onlar da seninle konuşmamaya başlıyorlar, bu derecede aşağı düşme riski var. ya ileri ya da geri 1 derece kazanırsan. ve ben size bunu direk ögreterek bir sinif daha atlattim sizleri.<br />
<br />
<br />
Neml suresinde  Süleyman Aleyhisselam kuşları yoklama yapıp  yoklamada Hüdhüdün Orada olmadığını fark ediyor, ve diyor  HÜDHÜD nerede,  yoksa kayıplara mı karıştı diyor.<br />
 Halbuki bu Ayeti incelediğimizde HÜDHÜD kelimesinde,  Aslı harfler H ve D ve yine ikinci defa H ve D<br />
<br />
ve bunlara Diyebiliriz ki  <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">çift HD kamera</span> Şu an baktıgimizda tek HD kameralar var ve ilerki zamanda çift HD kameralar bulancak ve Hüdhüd denen kuşlarda  Aslında kuş değil, Dronn, çift HD kameralı drone,  Süleyman Aleyhisselam  Dronn göndererek ten  Belkıs annemizden haber alıyor, Yoksa bu kuş falan değil yani, çift HD kameralı drone. alıcı ve verici sadece kaydedici değil çift HD demek Hem alıcı, hem verici şeklinde, hem de HD Verici Şeklinde. Öyle olunca yine Süleyman Vakti de teknoloji yüksek dereceye, Hem de çift HD li drone üretecek derece yükselmişlermiş.<br />
<br />
<br />
Allah bilgi ve ilmin Eğer taşlara yazıp da saklasaydı, 10 milyar senede, taşlar erirdi, Toprak olurdu, kağıda yazsa, kağıtlar eskir toz olurdu. ama Allah kainatın ilmini ve bilgisini, dünyamızda hayvanlara paket paket yazmış, her bir hayvanda ayrı bir RAR paketi gibi,  bir teknoloji ve ilim gizli, ve bunu böylece doğal Seleksiyon da  üreme ve çiftleşme sistemi ile taaaa günümüze kadar ulaştırmış, Yoksa bu bilgiler çok kolay yok olur giderdi.  ve bizden ve vaaazlarımız dan ibret alan bilim ve ilim adamları ve Amerika ve İsrail, işte hayvanları incelerken, karıncanın gözünü keşfettiler, karınca ne kadar büyüklükte, ve karıncanın Kafası ne kadar büyüklükte, ve karıncanın kafasındaki gözü ne kadar büyüklükte, ve gözünden beyne giden sinyali götüren Sinir ve damar ne kadar büyüklükte…..<br />
 ve işte insanoğlu karınca gözü kamerasını yapmayı da başardı mucit macit amcalar.  karınca gözü kadar kamera icat ettiler, ve onun sarf edeceği enerji ne ola ki, çok cüzi bir miktar, ve onun pili ona normal bir pil senelerce yeter, Böyle olunca artık ben izlenmiyorum, Beni kimse dinleyemez izleyemez, Ben Başbakanım, cumhurbaşkanıyım, Bilmem kimin başkanıyım, falan işlemez, herkesi bir tane karınca gözüyle izeleyebilirler dinliyebilirler, aldığın sigaranın paketine bile  gömerler bu karınca gözü kamerayı,  artık herkesin ayıpları saklı ve gizli şeyleri, ve yeri diye bir şey yok. yani izleniyoruz dinleniyoruz. Ve bu çektiği videoları kaydedici ekran boyutu 1 milimetreye 1 milimetre bile değil, Öyle olunca o videonun boyutu da çok küçük, ve onu kaydedeceği bir Festpalttede,  bu video ne kadar yer kaplıyor olur ki 30 gigabayt lik bir USB  gibi bir  hafıza belleği ne,  ne kadar çok film sığar. Ve böyle olunca bize Yaşanacak bir yer kalmadı gibi, artık herkes kıyameti bile  ister hale gelecek.. kıyametin alametlerinden olan<br />
 bir kafirin Mezarın yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim demesi, herhalde bu sebepten olacak ki, bu ayet:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
نَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yanzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Bir kafir Mezarın (Mezarlığın) yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim diyecek. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NEBE Suresi 40. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<br />
Ve yarın Kıyamet kopmazsa işte ileride 4 boyutlu kamera var, Ve bunun ile kokuları da alıp verebileceğiz,  yine 5. boyut ise 5 boyutlu kamera ile hisleri de hissedebileceğiniz, çünkü Eğer  Huri ve gılmanlar robot ise,  o zaman onlar bize hizmet edecekse, hisleriyle hissedecek, gözleri ve duyuları olması lazım, ve o da 5 boyutlu kamera, ve alıcı vericiler keşf olduğu zaman, bu  huriler ve gılmanlarin  hissetmelerini de mucid Amcalar yapabilir. Yarın çok işimiz var çok, çok çalışmamız lazım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir."<br />
<br />
"Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; başlarındaki yetkili 'Dönün, onu inşallah yarın delersiniz.' diyerek, 'inşallah' kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar. Bütün suları içerler. İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar, oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanları da mağlup ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler."<br />
<br />
Rasûlullah (asm) şöyle devam etti:<br />
<br />
"Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, O kırılıp yok olan Ye’cüc ve Me’cüc’un leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn Mâce, Fiten 27)</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ ma'şeral cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuzû, lâ tenfuzûne illâ bi sultân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey cin ve insan toplulukları! Yeri ve gokleri aşıp gidebiliyorsaniz haydi aşıpda gidin bakalım, YILLARDIR MEALLERDEKI YAZAN : aşıpda gidemezseniz sizi orlara aşıpda götürcek bir güc vardir. DEMEK DEGILDIR; KI ONUN MANASI SIZ TEK BIR SULTANI YANI MEHDIYI BILE GECEMEZSINIZ DEMEKDIR, MEYDAN OKUMADIR KI, ALLAHA VARIPDA, ZARAR VERMEYI HESAP EDEN KIT AKILLILAR!!!!<br />
FARZI MAHAL Hadi Hz Ademe kadar vardiniz diyelim, ondan ötede ne var kim biliyor, kim gördü, kimin haberi var, muhamed bende bilmiyon dedi, ve vardigi yer, daha benim  oturduğum yer ise, mirac ettigi yer bu zaman ve hatta benim evimin yakini ise, ondanda ötede ne var,  neler var, hz adem ve ademde burda, o fitneci yecüc mecüc. Ademe kadar varsaniz, ondan ötede ne var, ademin ötesini kim biliyor, sonrasi ne? neresi? kim, Kim Allah? Allah Nerde, Allah, god demiyorum haa, cünkü onlar kafirler god isminin koyuyorlar Gott  demiyon almanca, amma Allah kim? Allah diyorum, INRI yada isa da demiyorum, ALLAH Kim? Kim Allah, nerede Allah? rahman demiyorum, rahim demiyorum, rezzak demiyorum, kim Allah diyorum, nerdeeeeeeeee, INRI RA da demiyorum, ALLAH kim ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 33. ayet)</span><br />
<br />
ve Allah ise kendini şöyle tarif ediyor <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  اللَّهُ الصَّمَدُ  لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ  وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).” Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir).O, doğurmadı ve doğurulmadı da. Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ihals suresi</span><br />
<br />
<br />
Bu hafta yine Bilim adamlarına Işık tutacağız ve patenti bize ait bir bilgi vereceğiz, henüz patentini almadım, dedim ya. ve ışınlanma meselesini açıklayacağız, ve fotoğraf makinesi ve Gözde saklı, gözdeki mercek de saklı, bir fotoğraf makinesi görüntüyü ilk mercekte ters alıyor, mercekten geçince, görüntü ters, ve o görüntü bir aynaya verilince,  Aynada 2. bir  marcege yansıtaraktan  ters görüntüyü düz hale çeviriyor.  Yine çocuk doğumunda insan tohumu erkekte düz, ve  annenin rahmine girdikten sonra  Gelişip Çocuk olunca, doğma vakti gelince Rahim merceği de onu ters olarak da dünyaya getiriyor, sisteme bak farkettin mi ikisi de mercekmiş,Anne dünyaya çocuğu ters doğuruyor, Bu size bir şey ifade etti mi, birinci mercek Fotoğraf makinesindeki görüntüyü ters çeviren mercek, dünyaya geldikten sonra bir hemşire onun ayaklarının üstüne çeviri işte. işte ışınlanma da böyle bir şey, Yani 1. evrede ters halde,  sen onu bir yansıtıcıya vereceksin ki, Ve o yansıtıcı ikinci mercege verince  1. evrede yaptığıni  tekrar yapacaksın ki, düz hale gelsin, çözemediğiniz problemin, doğru yeri burasıydı.<br />
<br />
<br />
Başka bilim adamlarını yine göreve çagirip, Hani demiştik ya, ölümün çaresi bulunmadan önce, gençliğin Sırrı bulunsun demiştik,  hadislerde rivayet oluyor ki cennettekiler 30 veya 33 yaşında olurlar, Öyle olunca sadece gençliğin Sırrı, Genç kalmanın sırrı değil, ihtiyarları da gençleştirmenin sırrını da arayacaksınız, Çünkü artık ihtiyar diye bir şey olmayacak cennette, ve şu anki cennetlikler den, ihtiyar olanlarda cennetimiz de 33 yaş derecesinde bulunacaklar, O yüzden iki kanatlı olaraktan araştıracaksiniz bu gençlik sırrını, Tek Kanatlı değil,  Hem Genç kalmanın sırrını, hem de yaşlıları gençleştirmenin sırıni  cözeceksiniz.<br />
<br />
Rabbim, Ahirzman ümmeti Mehdi Cematine, bildigi ile amel edipde, daha bilmedigi nicelerine nail olmayi nasip eylesin.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Kasım 2018 Pazar <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HüdHüdler yani Çift HD Kamera Ve Dronlar Vakti</span></span><br />
<br />
(Kar©glanin 11 Kasım 2018 Vaazi)<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Ve tefekkadat tayra fe kâle mâliye lâ erâl hudhude em kâne minel gâibîn.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Sadakallahul Aziym NEML Suresi 20. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
“Yâ Ebâ Zer! Yedi kat gök ile yedi kat yerin Kürsî yanında büyüklükleri, ancak bir çölün ortasına atılmış bir kapı veya bir yüzük halkası gibidir. Arş-ı alâ’nın da Kürsî’ye göre büyüklüğü, o çölün o halkaya nazaran büyüklüğü derecesindedir.” <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn Hibbân, Sahîh, thk. Şuayb Arnavut, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut, 1993, c. I, s. 76, nr. 79; Taberî, Kurtubî, İbn Kesir, Ayete’l-Kürsî  tefsiri; Beyhaki, Esma ve’s-Sıfat, h. no:861, 862; Kenzu’l-Ummal, h. no:44158)</span><br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Yolculugumuza başliyoruz :</span><br />
<br />
<br />
Bizim eski risalelerimizden biriside "zenginlik, Başkalarını da zengin edebilene  denilir."  vardı.<br />
şimdi gündeme bu gelmiş, ve bize sen yapıyor musun gibi atıf var.  Halbuki okula giden birisi bilir ki ilkokuldan başlayıp üniversiteye kadar matematik var Edebiyat var coğrafya var coğrafyanın içinde tarih var Türkçe var azıcık çıktı mı, fizik var, kimya var biyoloji var, ingilizce var, şimdi her dersin bir de 1. sınıf 2. sınıf 3. sınıf üniversiteye kadar sınıfları var, hani Hukuk Fakültesi'nde matematik olmasa da, ama matematik fakültesinde matematik var, yani matematiğinde da üniversite  sınıfları var,  Öyle olunca ben de çokça konu anlattım sizlere, fizik kimya biyoloji tasavvuf  fıkıh ve bunları hepsini benim yaşamam mümkün değil, yani şimdi Fizik öğretmeni fizikte, atomun parçalanması konusunu işleyince, öğretmen Albert Einstein olmak zorunda mı, yine peygamber, Süleyman Peygamberi anlattığında, Süleyman gibi zengin olmak zorunda mı, kendi çapında onu Yaşar, kendi çapında bir Süleyman lık yapar, yine Fizik öğretmeni de o konuyu, kendi çapında bir yaşadığı bir hikmet vardır, geçen ki anlattığımız  Terki  dünya    meselesi ile, malı mülkü bırakıp Allah'a yönelmek, hacca gidiyorsun, parayı kızı Çoluğu çocuğu borcu derdi bırakman lazım, yani Hani işkolik bu adamlarda eşi erkekse veya de kadınsa da, eve iş getirme derler, sen de Hacca giderken arkandakileri bırakacaksın Muhammed en son giderken, Hatta en son kurşunu da veripte gidiyor. Öyle olunca yani ben de anlattıklarimi kendi çapında yaşamışımdır. Herkes Daha doğrusu kendi çapında yaşar, şimdi karınca illaki halterci bir adam gibi 120 kilo kaldırmak zorunda mı, karınca kendi boyunca ağır bir şey bir buğday tanesini kaldırdığı zaman, zaten  O Onun için 120 kiloyu aşar, Belki daha fazladır, yine  pire kendi boyunun  120  ya da 500 katı  zıplayabilir. peki Bit ne yapacak, adım adım  yürürken, Bit adimi olacak. şimdi internetdeki bir yazinin  bir Dosyanın  boyutu 1 bitten başlıyor bit, 1 bit, ondan sonra bayt, oluyor sonra kilobayt, megabayt, yani Öyle olunca, herkes cüssesine göre kaldırır, ya da yaşar hayatında, herkes aynısını yapacak diye bir şey yok, o yüzden Efendimiz Muhammed'in sünnetlerininde  aynısını yapacakmışiz diye kural yok,  yapmazsa bilmem bir kere terkederse Muhammed'in ümmeti Tam değilmiş. yani öyle şey olmaz farz degil sünnet, bu sünnet, bazen farz bile kifayet babinda, biri yapinca, digerinin yapmasi gerekmez,  herkes cüssesine göre, sen de o nasıl tecelli etti, benim evimin penceresi, eski evin penceresi 120'ye 90 dı o pencereden  bakan adam ile, 2 metreye 1 metre bir buçuk metre pencereden bakan aynımi görüp bakar? 360 derece cam döşeme olan yerden bakan bir adam, aynımı bakar  aynımı görür, o yüzden zenginlik te başkalarına da zengin edebilendir, yani Sen eğer mal mülke sahipsin, elinin değdiği yeride Zengin edebilmektir, Yoksa hep Bana deyip Fabrikalar atlar yatlar hepsi sana olursa,  bu zenginlik değildir. Bu cimriliktir cimrilik. Davut as. neden oruc tuttu, yedigine ictigine karışmışar ondan, yoksa cimrilikten degil, yoksa zenginlik  kanaattir dedi Peygamber Efendimiz. Biz de Diyoruz ki. zenginlik başkasını zengin edebilen, tuttuğu yeride zengin edendir. bazı insanlar temizlik hastasi, mesela adam yada kadinin biri film çekiyor, sanatçılardan birisi varmış, film çektiği yerdeki tozları alıyormuş,  ahlak işte, pinarlarin içindeki, içindeki  yada üstündeki temizlikci böcegi vardır. bacakları böyle sivrisinek bacagı gibi bir şeydir, o temizlik böcüsü, Suyun pınarların üstünde olur, suyun üstünü temizler durur, benim burada yolun üstünde işe giderken, bir tane gölet var,  görmüştüm  gölün  üstü  yosun kaplı,  eger bunu temizlemezsen, o gölü kullanamazsın ki,  işte temizlikçi Balıklar akvaryumlari temizler, akvaryuma temizlikçi balık atar, akvaryumun içine temizlesin diye, suyun üstünde de vardır Aynı böcük vardır temizlikçi Böcük suyun üstüne  temizler durur. işte Temiz insanlar da bu böcük ve akvaryum temizlik işçisi gibi, temizlik hastası, gördüğü pisligi temizlemek, içinden gelen bir şey. zenginlikte hakiki zenginler de işte böyle, nerede fakir gördü, üstünü giydirir, nerede aç gördü Karnını doyurur, budur zengin, yoksa bilmem ben Oraya gidip marka elbiseler giyipde, bir de fakirlere hava atmak değil, bilmem bossadan bilmem  gucciden giyinip de, fakirler yanında Caka satmak değil, zenginlik mi  bu, yoksa ahmaklığın daniskası.<br />
<br />
<br />
Daha önceki yazılarımda hurilerden bahsettim, ve hurilerin, yapay zeka yani robotlar olduğunu ileri sürmüştüm.  cennettekilere 400-500 Huri verilmesi meselesinin bu robotlar olduğunu ve, hiç İsyan etmeyen, hep itaat eden, ister sevişmek için, ister hizmet için, erkek veya dişi robotlar olduğunu söylemiştim, ve bunun üzerine insanlık, Yapay Zeka üzerine biraz daha fazla gitmeye başladı. fakat kötüler boş durmuyor ki, biz her ne kadar dünyayı imar edip cennete çevirmeye çalışmak  istesekte, kötülerde dünyayı yakıp yıkmak derdinde. ve Bugün haberlerde duydum ki, savaşçı robotlar yapıyorlarmış. Hani Cennet ve huriler var da, cehennemde Zebaniler de  var.  Ve işte bu yapacakları savaşçı robotlar, Bir nevi  zebanileri  temsil eder.  çünkü ayette <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık onlar o hallerinden dönmezler.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 18. ayet)</span><br />
<br />
onlar sağırdır duymazlar, Kördür  görmezler  ve geri Dönmezler yaptıklarından da, yani acimazlar, merhamet etmezler, Yani aynı işte,  böyle olunca robotlar savaşçı robotlar zebaniler olur o zaman, Bizler cenneti oluşturacaktık, cehennem ehlide Cehennemi oluşturmaya çalışıyor o zaman. <br />
<br />
<br />
Yine buna yakın bir meselede,  rivayete göre söyleniyor ki,  Amerika sattığı silahların, içine bir kodla kilit koyduğu, ve bu yüzden uçak ve füze satıyorsa, onun istemediği bir yere Sen bu silahı kullanamazsin,  Çünkü kod onun elinde,  ve ancak o sana müsaade ederse onunla düşmanına karşı savaşa bilirsin. kurşunun olsa bile,  Kurşun atamayacaksın,  füzelerin olsa bile düşmanına karşı füzelerini kullanamayacaksın.  neden dersiniz,  Çünkü Amerika haklı,  sana bu  silahları sattı da,  sen adamı kafir ve gavur diye tanıyorsun,  ve senin yarın Bunlar kafir diye bu adama Savaş açmayacaginin garantisi var mı,  yarın cihad mihad diyerekten adamı öldürmeye kalkarsın.  adamın kendi  silahlari ile adamı vurmaya kalkarsın.  Amerika bu yüzden kilit Koymak'ta haklı.  ama işin ilginç tarafı Amerikalilar bunu akıl etmişler fakat, Amerika'daki örgüt İlluminati ve diğerleri veya  Mason örgütü,  bunu Allah'ın da bildiğini bilmiyorlar. Allah size her türlü silahı bilgiyi verecek de, o üstüne kilit  koymayı unutacak. Ve insanoğlu küçücük beyni ile silah yapıp, Allah'ın silahı ile Allah'ın vuracak öldürecek, bu imkan dahilinde mi? yoksa ahmaklık mı? ve yine büyücü ve sihirbazlar Allah'ın Kur'an'ı ile ayetleri ile bunu yapip Allah'ın kullarına Yani Allah'a karşı savaş açıyorlar. ahmaklık değil mi, ceza gerektirmez mı bu, Cehennem  gerekmez mi bunlara.  yani  Amerika'da haklı, Allah da haklı, Allah de her şeye kod koymuş, yani frekans koymuş, bir de frekansı 2 boyutlu, yani dualite yapmiş. ve suyu ateş ile durduruyor,  ateşide su ile,  kötüleri İyiler ile,  iyi kimseleride kötüler ile, durduruyor terbiyet ediyor. Peki bu hususta Allah mı daha akıllıdır? yoksa Amerika mı daha akıllı?<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bankacılık Sistemi</span><br />
<br />
Dün 10 Kasım Atatürk'ü anma günüydü, ve bugünlerde İş Bankası'nın  devlete  devir  Taksim edilmesi meselesi gündemde.  ve Ben araştırdım Osmanlı Devleti'nde Türk Bankası yokmuş, 1800 lerde ilk defa banka kurulmuş, fakat Osmanlı Bankası diye bir banka kurulduğu söyleniyor, Bırak bu Osmanlı Bankası bile Türklere ait değilmiş, ecnebiler, dıştan gelen ecnebiler, kendi paralarını tekrar yurtlarına aktarmak için o bankayı kurmuşlar, ve diğer Osmanlı'daki bankaların hepsiden ecnebilere ait bankalar, yoksa Osmanlı banka yapmamiş.<br />
 ve Mustafa Kemal Atatürk ilk defa  bir Türk Bankası kuraraktan, amma o günkü masonlarin eli ve fikri ile amma,  onların eliyle  ama, Atatürk kendisi bunu düşünmüş ve, Türkiye İş Bankası'nı  kurumuş.  Eğer bugün senin maaşın bankaya yatıyorsa, yine faturalarını bankadan ödeyebiliyorsan,  yine  kredi kartı yerine kullanıp, para olmadığı halde, paran daha hesaba gelmediği halde, Sen gelecek parayla, alışveriş yapabiliyorsan, bu bankalar sayesinde, ve bunun kurucusu, Türkiye'yi böyle bu sisteme geçiren yine Atatürk olmuş. Senelerdir bu sistemde işliyor.  ve Atatürk'e Bu sebeple de teşekkür etmemiz lazım.<br />
Atatürk'ün gayesini anlamayan ,  Onu değiştirmeye,  tekelleştirmeye çalışıyor. dedik ki Allah'ın  cumartesiye yasak koymasının sebebi, Yahudilerin cumartesi günü çalışmamasından gaye, Şu an ki hafta sonu tatili idi,  yine öyle dedik zekattan gaye, şu anki vergilendirme sisteminin gelmeseydi dünyaya, yani Allah Dünyayı insanların imar etmesinde yardımcı oluyordu. Atatürk İş Bankası'nın kurarak tan da, Türk milletinin medeni Milletler seviyesine gelmesiydi gayesi. bankaları bir kaldıralım bakalım ne olacak,  yani büyük nimet. Faiz maiz hepsi fasa fiso  bak, bankalar olmasın her şey durur, işler durur,  mesela  Ulaştırma şirketi  mersin'den, İskenderun'dan portakal alıp İstanbul'a getirecek, Ama şirket İstanbul'da, ve  bu Transport için Mersinli şirket ya da Çiftçi Amca, Bir kaporta vermesi lazım ki, adam güvensinde  kamyonlarını yollasın da,  malları İstanbul'a getirsin.  işte bu işlem için en kolay sistem bankaya havale yöntemi,  eğer biz hala Osmanlıcılık Bilmem  faizcilik meselesine girersek,  bankalari da kapatırsak,  bu işler nasıl yürüyecek, tefecilere mı kalacağız.  yani ey Mehdi askeri,  para alıp satan  bankalar sistemi ile, yine banka cennetindesiniz.  Osmanlı'da böyle bir sistem var mıydı, atına binecekde, istanbul'dan Mersin'e gidecek de, parayı tahsil edecek de, Ölme eşeğim ölme……….. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Ali Baba ve Kırk Haramiler</span><br />
<br />
 Ortaçağda ya da Osmanlı döneminde olan bir olay, ya da anlatılan bir hikaye ya da kıssa,<br />
 Ali Baba ve Kırk Haramiler ve <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">"Açıl susam açıl"</span> deyince, Açılan Kapı.<br />
<br />
Peki bu hikaye edildiğine göre, bu hikaye mi, uyduruk mu, masal mı?<br />
Halbuki bu olay öyle Ortaçağda filan olan bir hikaye değil, masal değil, ve eski bir hikaye ve dedik ki işte, Hz Nuh vakti  Neptün deydik, oradan buraya alındık,  yine Geçen anlattım, eski ümmetlerde bizim ciktığımız bilgisayar ve teknoloji devrine ulaşmışlar, Hatta eskişehirli amcanın dediğini söylemiştim,  Arap cahiliye dönemi ataları, yada tanrilari Lat uzza ve menat,  bundan kasıt, Menatin monitör olduğunu,  ve bizlerin de şimdi de monitöre yani bilgisayara tapar hale geldiğimizi söylemiştim, yani ekrana, bilgisayar  ekranı, telefon ekranı,  Menat veya monitör. <br />
<br />
 işte Kırk Haramiler vakti, o insanlar çaldıkları malları saklamak için, mağara şeklinde  evler oymuşlar,  ve kapısını da yine Kaya gibi yapmışlar, ve kapının acma sensorunu da, Ses sensörlü yapmışlar.  Ben bugün, Hatta bundan birkaç sene önce bile, ilk Sony Ericsson T10  larda bu sistem var dı,  Mesela her numara bir ses frekansına kayıtlı, ve sen bir numarayi  Annem diye kaydettinmi, ve bu numarayı yazdığın zaman, belli bir frekans ve nota oluşturmuş oluyoruz,  ve bunu da ses frekansı ile annem diye kaydediyorsun,  ve tekrar araman  gerektiği zaman,  mikrofon ile annem dediğin zaman, bu telefon Annenin numarasını ariyordu  . Şimdi Bu sistemler daha da gelişti, ve televizyonu kumanda edebiliyorsun, arabayı kumanda edebiliyorsun, evinde uzaktan kaloriferleri yakabiliyorsun, kahve  hazırlatabiliyorsun.  işte o Kırk Haramiler hikayesi de ayni yani, masal falan değil, eskilerden bize kadar naklolmuş, ve eskilerin bu teknolojiye ulaştıklarını gösteren bir kıssa, Yani ses frekansı ile, Ses sensörü ile açılan kapılar zamanı, Bu nasıl bir zaman, kim istemez, hatta daha öte bir zamana ulaşmışlar demek ki…. Bunu da Arap  hikayeleri olaraktan anlatılır.<br />
Ve bunları sihir ve Tılsım ile yapılan bir şeyler değil,  Halbuki ilim ve bilim ile yapılan şeyler.<br />
Ve bu taa parapsikolojiye kadar gider. parapsikoloji nedir bilir misiniz, beyin gücüyle kumanda etmek, Ama bu televizyon ama araba, ama bilgisayar, ama bir fotoğraf makinesini beyin gücüyle kumanda etme derecesine kadar gider, yani onlar Eğer böyle bir teknolojiye ulaştıysa, onların en ileri noktası parapsikoloji ile konuşma iletişim ve kumanda sistemine kadar ulaşmış olmalılar. <br />
<br />
<br />
insanlığın daha keşfedecek çok şeyleri var  mesela maddeler ile konuşmayı öğrenemediler, hayvanların dilini öğrenemediler.  telepati ile iletişim daha henüz tam anlaşılmadı. Mevleviler anlatır ki Mevlana, alırken besmele ile, koyarken Besmeleyle koyarmış aldığı her şeyi, onlara sevgi ile muamele edermiş, her şeyin dili ve cani olduğunu ifade edermiş. Evet öyle her şeyin cani var bedeni var, ve aklı var. dedik ki elementler Aynen bir melek gibi,  onlar erkek veya dişi olmazlar, maddelerin erkek dişisi olmaz, demirin erkeği dişisi diye bir şey var mı, ve yine onlar evlenmez cinsi münasebette bulunmaz, yemez içmez, demirin su icdigi görülmüş mü,  acıktığı görülmüş mu. Öyle olunca Melek statüsünde ler melekler akıllı varlıklar olduğu için, onlar hepsi akillı  Düşünen ve hatta aralarında konuşan varlıklar. Öyle olunca, ben bir zamanlar ufkum açıkken, eve mesela 2 kilo mandalina aldım ise, yada karpuz kavun aldim ise, ama Yemedi mi,  tam çürümeden önce, mandalina beni çağırıyor telepati yöntemiyle, mandalina, mandalina, mandalina ye diye çağırıyor, veya karpuzu kes karpuzu kes ye diye, ve sen bunu hissedip ve duyduğun zamann gidiyorsun bakıyorsun ki çürümeye az kalmış, diyor ki mandalin Ben Ölmeden Ben i ye diyor. Ama bu belli bir  nefs katmanina çıktıktan sonra olan bir his ve kuvvet, belli süre sonra sen buna dikkat etmediğin zaman bu sefer melekler küsüyor ve seninle konuşmuyorlar bir daha, Nefsin bu katmanına çıktığın zaman  bu hislere dikkat edersen, o derecede kalıyorsun, Eğer anlamamaya başlarsan, onlar da seninle konuşmamaya başlıyorlar, bu derecede aşağı düşme riski var. ya ileri ya da geri 1 derece kazanırsan. ve ben size bunu direk ögreterek bir sinif daha atlattim sizleri.<br />
<br />
<br />
Neml suresinde  Süleyman Aleyhisselam kuşları yoklama yapıp  yoklamada Hüdhüdün Orada olmadığını fark ediyor, ve diyor  HÜDHÜD nerede,  yoksa kayıplara mı karıştı diyor.<br />
 Halbuki bu Ayeti incelediğimizde HÜDHÜD kelimesinde,  Aslı harfler H ve D ve yine ikinci defa H ve D<br />
<br />
ve bunlara Diyebiliriz ki  <span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">çift HD kamera</span> Şu an baktıgimizda tek HD kameralar var ve ilerki zamanda çift HD kameralar bulancak ve Hüdhüd denen kuşlarda  Aslında kuş değil, Dronn, çift HD kameralı drone,  Süleyman Aleyhisselam  Dronn göndererek ten  Belkıs annemizden haber alıyor, Yoksa bu kuş falan değil yani, çift HD kameralı drone. alıcı ve verici sadece kaydedici değil çift HD demek Hem alıcı, hem verici şeklinde, hem de HD Verici Şeklinde. Öyle olunca yine Süleyman Vakti de teknoloji yüksek dereceye, Hem de çift HD li drone üretecek derece yükselmişlermiş.<br />
<br />
<br />
Allah bilgi ve ilmin Eğer taşlara yazıp da saklasaydı, 10 milyar senede, taşlar erirdi, Toprak olurdu, kağıda yazsa, kağıtlar eskir toz olurdu. ama Allah kainatın ilmini ve bilgisini, dünyamızda hayvanlara paket paket yazmış, her bir hayvanda ayrı bir RAR paketi gibi,  bir teknoloji ve ilim gizli, ve bunu böylece doğal Seleksiyon da  üreme ve çiftleşme sistemi ile taaaa günümüze kadar ulaştırmış, Yoksa bu bilgiler çok kolay yok olur giderdi.  ve bizden ve vaaazlarımız dan ibret alan bilim ve ilim adamları ve Amerika ve İsrail, işte hayvanları incelerken, karıncanın gözünü keşfettiler, karınca ne kadar büyüklükte, ve karıncanın Kafası ne kadar büyüklükte, ve karıncanın kafasındaki gözü ne kadar büyüklükte, ve gözünden beyne giden sinyali götüren Sinir ve damar ne kadar büyüklükte…..<br />
 ve işte insanoğlu karınca gözü kamerasını yapmayı da başardı mucit macit amcalar.  karınca gözü kadar kamera icat ettiler, ve onun sarf edeceği enerji ne ola ki, çok cüzi bir miktar, ve onun pili ona normal bir pil senelerce yeter, Böyle olunca artık ben izlenmiyorum, Beni kimse dinleyemez izleyemez, Ben Başbakanım, cumhurbaşkanıyım, Bilmem kimin başkanıyım, falan işlemez, herkesi bir tane karınca gözüyle izeleyebilirler dinliyebilirler, aldığın sigaranın paketine bile  gömerler bu karınca gözü kamerayı,  artık herkesin ayıpları saklı ve gizli şeyleri, ve yeri diye bir şey yok. yani izleniyoruz dinleniyoruz. Ve bu çektiği videoları kaydedici ekran boyutu 1 milimetreye 1 milimetre bile değil, Öyle olunca o videonun boyutu da çok küçük, ve onu kaydedeceği bir Festpalttede,  bu video ne kadar yer kaplıyor olur ki 30 gigabayt lik bir USB  gibi bir  hafıza belleği ne,  ne kadar çok film sığar. Ve böyle olunca bize Yaşanacak bir yer kalmadı gibi, artık herkes kıyameti bile  ister hale gelecek.. kıyametin alametlerinden olan<br />
 bir kafirin Mezarın yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim demesi, herhalde bu sebepten olacak ki, bu ayet:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
نَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yanzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Bir kafir Mezarın (Mezarlığın) yanından geçerken, Keşke Toprak olsaydım da bunları görmeseydim diyecek. <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym NEBE Suresi 40. ayet)</span><br />
<br />
<br />
<br />
Ve yarın Kıyamet kopmazsa işte ileride 4 boyutlu kamera var, Ve bunun ile kokuları da alıp verebileceğiz,  yine 5. boyut ise 5 boyutlu kamera ile hisleri de hissedebileceğiniz, çünkü Eğer  Huri ve gılmanlar robot ise,  o zaman onlar bize hizmet edecekse, hisleriyle hissedecek, gözleri ve duyuları olması lazım, ve o da 5 boyutlu kamera, ve alıcı vericiler keşf olduğu zaman, bu  huriler ve gılmanlarin  hissetmelerini de mucid Amcalar yapabilir. Yarın çok işimiz var çok, çok çalışmamız lazım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular</span><br />
<br />
"Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir."<br />
<br />
"Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; başlarındaki yetkili 'Dönün, onu inşallah yarın delersiniz.' diyerek, 'inşallah' kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar. Bütün suları içerler. İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar, oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanları da mağlup ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler."<br />
<br />
Rasûlullah (asm) şöyle devam etti:<br />
<br />
"Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, O kırılıp yok olan Ye’cüc ve Me’cüc’un leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır." <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">( Hadis-i Şerif , İbn Mâce, Fiten 27)</span><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ<br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Yâ ma'şeral cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuzû, lâ tenfuzûne illâ bi sultân.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
Ey cin ve insan toplulukları! Yeri ve gokleri aşıp gidebiliyorsaniz haydi aşıpda gidin bakalım, YILLARDIR MEALLERDEKI YAZAN : aşıpda gidemezseniz sizi orlara aşıpda götürcek bir güc vardir. DEMEK DEGILDIR; KI ONUN MANASI SIZ TEK BIR SULTANI YANI MEHDIYI BILE GECEMEZSINIZ DEMEKDIR, MEYDAN OKUMADIR KI, ALLAHA VARIPDA, ZARAR VERMEYI HESAP EDEN KIT AKILLILAR!!!!<br />
FARZI MAHAL Hadi Hz Ademe kadar vardiniz diyelim, ondan ötede ne var kim biliyor, kim gördü, kimin haberi var, muhamed bende bilmiyon dedi, ve vardigi yer, daha benim  oturduğum yer ise, mirac ettigi yer bu zaman ve hatta benim evimin yakini ise, ondanda ötede ne var,  neler var, hz adem ve ademde burda, o fitneci yecüc mecüc. Ademe kadar varsaniz, ondan ötede ne var, ademin ötesini kim biliyor, sonrasi ne? neresi? kim, Kim Allah? Allah Nerde, Allah, god demiyorum haa, cünkü onlar kafirler god isminin koyuyorlar Gott  demiyon almanca, amma Allah kim? Allah diyorum, INRI yada isa da demiyorum, ALLAH Kim? Kim Allah, nerede Allah? rahman demiyorum, rahim demiyorum, rezzak demiyorum, kim Allah diyorum, nerdeeeeeeeee, INRI RA da demiyorum, ALLAH kim ki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 33. ayet)</span><br />
<br />
ve Allah ise kendini şöyle tarif ediyor <br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  اللَّهُ الصَّمَدُ  لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ  وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ <br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Meali :</span><br />
<br />
De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).” Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir).O, doğurmadı ve doğurulmadı da. Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz).<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">(Sadakallahul Aziym ihals suresi</span><br />
<br />
<br />
Bu hafta yine Bilim adamlarına Işık tutacağız ve patenti bize ait bir bilgi vereceğiz, henüz patentini almadım, dedim ya. ve ışınlanma meselesini açıklayacağız, ve fotoğraf makinesi ve Gözde saklı, gözdeki mercek de saklı, bir fotoğraf makinesi görüntüyü ilk mercekte ters alıyor, mercekten geçince, görüntü ters, ve o görüntü bir aynaya verilince,  Aynada 2. bir  marcege yansıtaraktan  ters görüntüyü düz hale çeviriyor.  Yine çocuk doğumunda insan tohumu erkekte düz, ve  annenin rahmine girdikten sonra  Gelişip Çocuk olunca, doğma vakti gelince Rahim merceği de onu ters olarak da dünyaya getiriyor, sisteme bak farkettin mi ikisi de mercekmiş,Anne dünyaya çocuğu ters doğuruyor, Bu size bir şey ifade etti mi, birinci mercek Fotoğraf makinesindeki görüntüyü ters çeviren mercek, dünyaya geldikten sonra bir hemşire onun ayaklarının üstüne çeviri işte. işte ışınlanma da böyle bir şey, Yani 1. evrede ters halde,  sen onu bir yansıtıcıya vereceksin ki, Ve o yansıtıcı ikinci mercege verince  1. evrede yaptığıni  tekrar yapacaksın ki, düz hale gelsin, çözemediğiniz problemin, doğru yeri burasıydı.<br />
<br />
<br />
Başka bilim adamlarını yine göreve çagirip, Hani demiştik ya, ölümün çaresi bulunmadan önce, gençliğin Sırrı bulunsun demiştik,  hadislerde rivayet oluyor ki cennettekiler 30 veya 33 yaşında olurlar, Öyle olunca sadece gençliğin Sırrı, Genç kalmanın sırrı değil, ihtiyarları da gençleştirmenin sırrını da arayacaksınız, Çünkü artık ihtiyar diye bir şey olmayacak cennette, ve şu anki cennetlikler den, ihtiyar olanlarda cennetimiz de 33 yaş derecesinde bulunacaklar, O yüzden iki kanatlı olaraktan araştıracaksiniz bu gençlik sırrını, Tek Kanatlı değil,  Hem Genç kalmanın sırrını, hem de yaşlıları gençleştirmenin sırıni  cözeceksiniz.<br />
<br />
Rabbim, Ahirzman ümmeti Mehdi Cematine, bildigi ile amel edipde, daha bilmedigi nicelerine nail olmayi nasip eylesin.<br />
<br />
--oOo---<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ</span><br />
<br />
<br />
''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ</span><br />
<br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn. <br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ</span><br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve <br />
<br />
etûbu ileyk.<br />
<br />
--OoO--<br />
<br />
<br />
Kar©glan<br />
<br />
Başağaçlı Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 11 Kasım 2018 Pazar <br />
<br />
Original Kar © glan<br />
<br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>