Âlimin Günahı Avamın Sevabıdır
(Kar©glan'ın 3 Aralık 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَحَآجَّهُ قَوْمُهُ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللّهِ وَقَدْ هَدَانِ وَلاَ أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلاَّ أَن يَشَاء رَبِّي شَيْئًا وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا أَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnî veccehtü vechiye lillezî fataras semâvâti vel arda hanîfen ve mâ ene minel müşrikîn. Ve hâccehu kavmuhu, kâle e tuhâccûnnî fîllâhi ve kad hedâni, ve lâ ehâfu mâ tuşrikûne bihî illâ en yeşâe rabbî şey'en, vesi'a rabbî kulle şey'in ilmen, e fe lâ tetezekkerûn.
Meali:
“Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
Kavmi onunla tartışmaya girişti. Dedi ki:
“Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Hem sizin O’na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması başka. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ O’nu hatırlamayacak mısınız, zikretmeyecek misiniz?”
Sadakallahul Azîm. En'âm Suresi, 79. ve 80. ayetler.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mü’minin üç kalesi vardır. Birisi zikrullah, birisi Kur’an okumak, diğeri de namazdır.”
(Hadis-i Şerif)
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza başlıyoruz:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ آنَاء اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ قُلْ يَا عِبَادِ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌ وَأَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُم بِغَيْرِ حِسَابٍ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Em men hüve kânitün ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhirete ve yercû rahmete rabbihî. Kul hel yestevîllezîne ya'lemûne vellezîne lâ ya'lemûn. İnnemâ yetezekkeru ulûl elbâb.
Kul yâ ibâdillezîne âmenûttekû rabbekum. Lillezîne ahsenû fî hâzihid dünyâ hasenetün. Ve ardullâhi vâsiatün. İnnemâ yuveffes sâbirûne ecrahum bi gayri hisâb.
Meali:
“Rasûlüm! Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.
Gece boyunca secde ederek ve kıyamda, yani ayakta durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse, inkârcı gibi midir?
Rasûlüm! De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür, Rabbini anar ve zikreder.”
(Sadakallahul Azîm. Zümer Suresi, 9. ve 10. ayetler.)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
“Size amellerinizin en hayırlısını, sevap bakımından en temiz olanını, derecelerinizi yükseltenini, altın ve gümüş infak etmekten ve düşmanlarınızla karşılaşmaktan daha hayırlı olan bir ameli haber vereyim mi?”
Ashab:
“Evet, ya Rasûlallah.” dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.):
“Allah Teâlâ Hazretlerini zikretmektir.” buyurdular.
(Hadis-i Şerif)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Kalpler demirin paslandığı gibi paslanır. Onun cilası Kur’an okumak ve Allah’ı çokça zikretmektir.”
(Hadis-i Şerif)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Bir şeyi çok seven, onu çok anar.”
(Hadis-i Şerif)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Allah şöyle buyurmuştur:
‘Ben kulumun Beni sandığı gibiyim ve Bana dua ettiği, Beni zikrettiği zaman onunla beraberim. Kim Beni kendi nefsinde zikrederse, Ben de onu kendi nefsimde zikrederim. Kim Beni kalabalıkta, bir cemaat içinde zikrederse, Ben de onu, ondan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim.
O, Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.
Kim Bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, Ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.’”
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tevhid 15, 35, 50; Müslim, Zikir 2, hadis no: 2675; Tirmizî, Deavât 142, hadis no: 3598.)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Allah’ı unutarak lüzumsuz konuşmalara dalmayın. Çünkü Allah hatırlanıp zikredilmeden yapılan uzunca konuşmalar, kalbi katılaştırır. Allah’tan en uzak olan kimse, kalbi katı olandır.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Zühd, 62)
Ebu Tâlib’in kızı şöyle anlatır:
Peygamber Efendimiz bir gün evime geldi. Ben:
“Ey Allah’ın elçisi! Artık yaşlandım, zayıfladım. Bana oturduğum yerden yapabileceğim bir amel tavsiye etseniz.” dedim.
Şöyle buyurdu:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“100 kere Sübhanallah, 100 kere Elhamdülillah, 100 kere Lâ ilâhe illallah de.”
(Hadis-i Şerif, Müsned, 6/344)
Ve konuya girersek; bizler çocukluktan beri namaz kılacağız, doğruları yapacağız diye uğraşırken, halktan bazı kimseler daha namazı ve niyazı bilmezlerdi. Sadece bayramda, kandilde veya cuma namazına gittiklerinde bunu yeterli görürlerdi.
Oysaki biz, bir vakit namaz kazaya kaldığında:
“Tüh, namazı kaçırdım, kılamadım.” diye üzülenleriz.
Yani bir insan, ayda yılda bir kıldığı ibadetle övünürken kendisini iyi ve örnek bir Müslüman sanabilir. Hâlbuki insanın ibadetine bakması, kendi kusurlarını görmesi ve daha iyisini yapmaya çalışması gerekir.
Diğer hususları da artık siz tefekkür ediniz.
Ulema şöyle demiştir:
“Âlimin Günahı Avamın Sevabıdır.”
Evet, Allah’a inanmak, zikretmek, Kur’an okumak ve namaz kılmak için sebepler çoktur. İnanmayanlar için ise bahaneler çoktur.
Namaz kılmayana zor gelir. Abdest almak istemeyene su soğuk gelir. Oruç tutmayana zor gelir. Zekât ve sadaka vermek istemeyene zor gelir. Hac ibadeti de nefsine ağır gelebilir.
Mümin ise bunların hepsini Allah’ın emri olduğu için severek yapmaya çalışır.
Soğukta da olsa abdestini alır. Gerektiğinde tedbirini alır ve ibadetini yerine getirir. Yaz da olsa, kış da olsa orucunu tutar. Zekâtını verir, sadakasını verir.
Çünkü mümin, Allah’ın emrini yerine getirmenin huzurunu bilir.
Zekâtın da asıl gayesi, toplumda ihtiyaç sahiplerinin korunması, fakirlerin gözetilmesi ve malın bereketlendirilmesidir. Zekât ve sadakanın hak sahiplerine ulaştırılması, toplumdaki dayanışmayı ve kardeşliği güçlendirir.
İnsanlar birbirlerinin hakkını gözetir, fakirin ve muhtacın ihtiyacını görürse, toplumda huzur ve bereket artar.
Bu sebeple zekât yalnızca maldan ayrılan bir miktar değildir. Aynı zamanda insanın malına karşı olan bağlılığını azaltan, gönlünü temizleyen ve ihtiyaç sahiplerine karşı sorumluluğunu hatırlatan bir ibadettir.
Abdest dualarında kulakları yıkarken okunacak bir dua ve ayet:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُوْلَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُوْلَئِكَ هُمْ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehû. Ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb.
Meali:
“Onlar sözü işitirler, böylece onun en güzeline tâbi olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. İşte onlar akıl sahipleridir.”
(Sadakallahul Azîm. Zümer Suresi, 18. ayet.)
Ve Allah buyuruyor ki:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiran ve immâ kefûran.
Meali:
“Şüphesiz biz ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör.”
(Sadakallahul Azîm. İnsan (Dehr) Suresi, 3. ayet.)
Yani Allah insana doğru yolu göstermiştir. Kimileri buna uyar ve iman ederek doğruyu bulur, kimileri ise inkâr ederek yanılır.
Burada insanın düşünmesi gereken önemli bir husus vardır:
Allah insana akıl vermiştir, doğruyu yanlıştan ayırabilmesi için ona imkânlar vermiştir. İnsan, duyduğu her sözü körü körüne kabul etmek yerine, dinlemeli, düşünmeli, tefekkür etmeli ve doğrunun peşinden gitmelidir.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Onlar sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar.”
İşte ilim ve hikmet burada önem kazanır.
İnsan kendisini geliştirmeli, dününden daha iyi olmaya çalışmalı ve her gün yeni bir şey öğrenmelidir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır.”
(Hadis-i Şerif)
Hz. Muhammed (s.a.v.) ile ilgili anlatılan bir kıssada şöyle ifade edilir:
Bir gün Peygamber Efendimiz, mescidin kapısında şeytanın beklediğini görür ve ona:
“Ey mel’un, burada ne bekliyorsun?” diye sorar.
Şeytan:
“Mescitte namaz kılan biri var. Onun namazını bozdurmak için ona vesvese vermek istiyorum. Fakat orada uyuyan birisi var, ondan korkuyorum.” der.
Peygamber Efendimiz:
“Allah’a ibadet eden bir adamdan değil de neden uyuyan birinden korkuyorsun?” diye sorar.
Şeytan:
“Namaz kılan adam cahil biridir. Onu kandırmak kolaydır. Fakat uyuyan adam âlimdir. Namaz kılanın namazını boşa götürmek kolaydır. Ancak uyuyan kişi uyanırsa, diğerinin namazını düzeltir ve daha güzel kılmasına yardımcı olabilir. Korkum ondandır.” der.
Bu kıssadan alınacak ders şudur:
İlim sahibi insanın uyanıklığı, sadece gözlerin açık olması değildir. Asıl uyanıklık, gönlün ve aklın açık olmasıdır.
Bu sebeple insan, gafletten uyanmalı, kendisini ilim ve irfan ile geliştirmeli, duyduğu her şeyi düşünerek değerlendirmeli ve hakikatin peşinden gitmelidir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Beytullah’a bakmak ibadettir, anne-babanın yüzüne bakmak ibadettir, Allah’ın kitabına bakmak ibadettir, âlimle oturmak ve onun yüzüne bakmak ibadettir.”
(Hadis-i Şerif, Deylemî, 4/293, h. no: 6864; Beyhakî, Şuabu’l-İman, 10/265-266; Hâkim)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âlimin nefesi zikir ve tesbihtir.”
(Hadis-i Şerif, Deylemî)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Allahü Teâlâ, cahilin bir günahını affetmeden önce, âlimin kırk günahını affeder.”
(Hadis-i Şerif, Ebu Nuaym, Hatib)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âlimin iki rekât namazı, cahilin bin rekâtından daha hayırlıdır.”
(Hadis-i Şerif, Şirâzî)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Âlimlerin uykusu ibadettir.”
(Hadis-i Şerif, İmam Gazâlî, İmam Rabbânî, Tefsîr-i Kurtubî muhtasarı)
Âlimin sohbetinde bulunmak, bin rekât nafile namazdan üstündür.
(İmam Gazâlî)
O yüzden âlimlerle oturup kalkmanın ne derece önemli ve sevap olduğu, bu rivayetlerle ifade edilmiştir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Kiminle dostluk ettiğinize dikkat edin!”
(Hadis-i Şerif, Hâkim)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yâ eyyühellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.
Meali:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.”
(Sadakallahul Azîm. Tevbe Suresi, 119. ayet.)
İnsanın karşısındaki kimseye karşı ihtiyatlı ve ölçülü davranması da aklın gereğidir. Mümin, herkese karşı güzel ahlaklı olmalı; fakat dostluklarında ve ilişkilerinde ölçülü davranmalıdır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Akıllı, diline sahip olur, zamanını iyi kullanır, işine yönelir ve en sağlam dostuna karşı da ihtiyatlı olur.”
(Hadis-i Şerif, Deylemî)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Sevdiğini ölçülü sev; belki bir gün düşmanın olabilir. Kızdığına da ölçülü kız; belki bir gün dostun olabilir.”
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Birr ve’s-Sıla, 60)
Bu sebeple Peygamber Efendimizin ihtiyatlı ve ölçülü davranmayı tavsiye etmesi, insanın ilişkilerinde dengeyi koruması gerektiğini gösterir.
Gelelim ilim ve çalışmaya.
Nasıl derslerine çalışmayan öğrenciler sınıfta kalmaya mahkûm olursa, aklını ve imkânlarını kullanmayan insanlar da hayatın gerisinde kalabilirler.
İnsan geçmişten ders almalı; fakat geçmişte takılıp kalmamalıdır. Her gün kendisini geliştirmeli, daha iyiye ve daha güzele doğru yürümelidir.
Nitekim şöyle rivayet edilmiştir:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“İki günü eşit olan zarardadır.”
(Hadis-i Şerif, Deylemî, Hz. Ali’den rivayetle)
İnsan her gün yeni bir şey öğrenmeli, yeni bir güzelliğe ulaşmalı ve Rabbine biraz daha yaklaşmaya çalışmalıdır.
Yüce Allah’ın her an ayrı bir tecelli ve yaratışta oluşuna da dikkat etmek gerekir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yes'elühû men fis semâvâti vel ard. Kulle yevmin hüve fî şe'n.
Meali:
“Göklerde ve yerde olanlar O’ndan isterler. O, her an ayrı bir tecellidedir; her an bir yaratma hâlindedir.”
(Sadakallahul Azîm. Rahmân Suresi, 29. ayet.)
Öyleyse insan da kendisini yenilemeli, bilgisini artırmalı, aklını kullanmalı ve Rabbine karşı sorumluluklarını daha güzel yerine getirmelidir.
Yönetilen de yöneten de kendi davranışlarını ve değerlerini sorgulamak zorundadır. İnsan kendisini kontrol etmezse, sahip olduğu güç ve imkânlar onu doğru yoldan uzaklaştırabilir.
Hz. Ömer’in hutbe irad ederken cemaate:
“Eğer ben yanılıp yanlış yaparsam ne yaparsınız?” diye sorduğu rivayet edilir.
Cemaat:
“Seni doğrultmasını biliriz.” diye cevap vermiştir.
Buradaki asıl ders, yöneticinin veya ilim sahibi kişinin de hata yapabileceğini kabul etmek ve yanlış görüldüğünde güzel bir şekilde uyarmaktan çekinmemektir.
İnsan kendisini de başkasını da hakikatin ölçüsüne göre değerlendirmelidir.
Rabbim Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri, bizlere hakkı hak olarak görüp ona tâbi olmayı, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan uzak durmayı ve yanlış gördüğümüz şeyleri hikmet, adalet ve güzel ahlakla düzeltebilmeyi nasip eylesin.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah’ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 3 Aralık 2017 Pazar
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


