Günahlardan Tövbe İstiğfar Kirlendikten Sonra Yıkanmak Gibidir
(Kar©glan'ın 27 Ağustos 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelen ve huvel azîzul gafûr.
Meali:
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır. Ve O, Azîz'dir, Gafûr'dur. (Yüce bir bağışlayıcıdır.)
Sadakallâhul Azîm — Mülk Suresi, 2. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ الْأُولَى
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve lel âhiretu hayrun leke minel ûlâ.
Meali:
Esteûzü billâh.
Ve âhiret hayatı, senin için evvelkinden daha hayırlıdır.
Sadakallâhul Azîm — Duhâ Suresi, 4. Ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Bel tu'sirûnel hayâted-dünyâ. Vel âhiretu hayrun ve ebkâ.
Meali:
Esteûzü billâh.
Siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Sadakallâhul Azîm — A'lâ Suresi, 16-17. Ayetler
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Allah'a ve son güne (âhiret gününe) iman eden, ya hayır söylesin yahut sussun. Allah'a ve son güne iman eden, komşusuna ikram etsin. Allah'a ve son güne iman eden, konuğuna ikram eylesin."
(Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular:
"Yarın ölecekmiş gibi âhirete ve hiç ölmeyecekmiş gibi dünya işlerine çalışınız!"
(Hadis-i Şerif, İbn-i Asâkir)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular:
"Dünya âhiretin tarlasıdır."
(Hadis-i Şerif, Deylemî)
Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümâdan:
"Bir defa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki omuzumu tuttu da:
'Ey Abdullah! Sen dünyada bir garip yahut geçici bir yolcu gibi ol!' buyurdu.
Bu hadisin ravilerinden Leys der ki: İbn-i Ömer bana şöyle derdi:
'Ey Leys! Akşama erişince sabahı gözetleme, sabaha erişince de akşamı bekleme. Sıhhat ve âfiyet zamanından bir kısmını hastalık zamanın için ayır. Hayatından bir kısmını da ölümün için ayır.'"
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Leysel birre en tuvellû vucûhekum kıbelal maşrıkı vel mağribi ve lâkinnel birre men âmene billâhi vel yevmil âhıri vel melâiketi vel kitâbi ven nebiyyîne ve âtel mâle alâ hubbihî zevil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîne vebnes sebîli ves sâilîne ve fir rikâbi ve ekâmes salâte ve âtez zekâte vel mûfûne bi ahdihim izâ âhedû ves sâbirîne fil be'sâi ved darrâi ve hînel be'si ulâikellezîne sadakû ve ulâike humul muttekûn.
Meali:
Esteûzü billâh.
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmenizden ibaret değildir. Asıl iyilik; Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, ihtiyaç sahiplerine ve özgürlükleri için mücadele edenlere verenlerin; namazı dosdoğru kılanların, zekâtı verenlerin, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorlukta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. İşte bunlar Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.
Sadakallâhul Azîm — Bakara Suresi, 177. Ayet
ÂHİRET NEDİR O ZAMAN?
Âhiret nedir?
Âhiret kelimesi, genel olarak ölümden sonraki hayat için kullanılır. Ancak bu vaazdaki yorumumuzda "âhir" kelimesini "sonraki, daha sonra gelen" anlamı üzerinden de ele alabiliriz.
"El-evvel Allah, el-âhir Allah" denildiğinde, başlangıçta da Allah'ın, sonda da Allah'ın var olduğunu ifade ederiz.
Bu açıdan baktığımızda, dünün geleceği bugün, bugünün geleceği ise yarındır. Dün, daha önceki zamanların "âhiri" olmuş olur. Yarın da bugünün ardından gelen zaman, yani onun "âhiri" olur.
İnsanlık tarihine baktığımızda da ilim, teknoloji ve yaşam şartlarının sürekli değiştiğini görüyoruz. Dün kullanılan bazı araçlar bugün eski model hâline geliyor. Mektupların yerini elektronik haberleşme, görüntülü görüşmeler ve videolu mesajlar alıyor. Bugünün teknolojisi de yarının insanı için eski bir teknoloji hâline gelebiliyor.
Bu anlamda insan, sürekli bir sonraki zamana doğru ilerlemektedir.
Rabbimiz buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ellezîne yu'minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn. Vellezîne yu'minûne bimâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablike ve bil âhireti hum yûkınûn.
Meali:
Esteûzü billâh.
Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; âhirete de kesin olarak inanırlar.
Sadakallâhul Azîm — Bakara Suresi, 3-4. Ayetler
Allah'ın var ve bir olması, kötülüğün ve imtihanın var olmasına engel değildir. Kâinatı düşündüğümüzde, karanlık içinde yıldızların birer kandil gibi parladığını görürüz. Yıldızlar bütün karanlığı ortadan kaldırmazlar; fakat bulundukları yeri aydınlatırlar.
İyilik yapan insanlar da buna benzetilebilir. İyiler, bütün dünyadaki kötülükleri bir anda ortadan kaldırmasalar bile, bulundukları çevreyi aydınlatırlar.
Güneşin bulunduğu tarafta gündüzü, dünyanın diğer tarafında ise geceyi görürüz. Bu da bize hayatın içinde aydınlık ve karanlığın, iyilik ve kötülüğün birlikte bulunabildiğini düşündürür.
İşte insanın imtihanı da burada başlar.
Günah işlemekten sonra tövbe etmek ve istiğfar etmek, kirlenen elbiseyi veya bedeni yıkamak gibidir. Elbise hiç kirlenmemişse onu sürekli yıkamaya gerek yoktur. Fakat kirlendiğinde temizlemek gerekir.
Aynı şekilde insan da hata yaptığında tövbe ve istiğfar etmelidir.
Tövbe, yalnızca dil ile "Estağfirullah" demekten ibaret değildir. Yapılan hatadan pişman olmak, Allah'tan bağışlanma dilemek ve mümkün olduğu ölçüde o hatayı düzeltmeye çalışmaktır.
Bir insan başkasının malını almışsa, imkânı ölçüsünde onu sahibine iade etmeli; bir kimseyi incitmişse ondan özür dilemeli ve aynı hatayı tekrarlamamaya gayret etmelidir.
Bazen insanın günahından vazgeçmesi kadar, yaptığı zararı telafi etmesi de önemlidir.
Bu nedenle tövbe ve istiğfar, insanın manevi temizliğinin yollarından biridir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Muhakkak kötü arzular kalbime gelir de bu yüzden günde yetmiş defa istiğfar ederim."
(Hadis-i Şerif, Müslim)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular:
"Vallahi ben Allah'a günde yetmiş defadan çok istiğfar ediyorum."
"Bütün insanlar hatalıdır; hatalı insanların Allah katında en makbul olanları tövbe edenlerdir."
Bu nedenle Ebû Hüreyre radıyallahu anh:
"Peygamberden daha çok istiğfar edeni görmedim." demiştir.
(El-Kurtubî)
Deniz ne kadar büyük olursa, içine düşen bir şey onun tamamını değiştirmeyebilir. Fakat küçük bir kuyuya veya havuza düşen kir, o suyun tamamını kullanılmaz hâle getirebilir.
Buradan hareketle insanın kalbinin de genişlemesi, iyiliklerinin ve güzel amellerinin çoğalması gerekir. Ancak bu, günahın önemsenmemesi anlamına gelmez.
Günahı küçük görmemek, insanın kendisini sürekli hesaba çekmesi gerekir.
Benim kanaatimce insanın zaman zaman kendi hâlini kontrol etmesi gerekir. Acaba dün beni rahatsız eden bir günah bugün beni artık rahatsız etmiyor mu? Acaba kalbimdeki hassasiyet azaldı mı?
Bunları düşünmek bile insanın kendisini sorgulamasıdır.
Bazen insanın çevresindeki olaylar da kalbine tesir eder. İnsan, haberlerden, görüntülerden ve günlük hayatın karmaşasından etkilenebilir. Bu nedenle kalbi korumak, zikre ve istiğfara devam etmek önemlidir.
Asıl mesele, insanın kalbinin kirlenmesini normal kabul etmemesidir.
Her İnsan Yaptığının Karşılığını Bulur
İnsan yaptığı iyiliğin de kötülüğün de karşılığını bulur.
"Her kim ne eder ise, kendine eder; yine kendine eder."
Bu söz, insanın davranışlarının sonuçlarından kaçamayacağını ifade eder.
Bir iyilik yaptığında yalnızca başkasına değil, aslında kendi ruhuna da iyilik etmiş olursun. Bir kötülük yaptığında ise yalnızca karşındaki insana değil, kendi kalbine de zarar verirsin.
Bu sebeple insan, Allah'ın kullarına karşı nasıl davrandığına dikkat etmelidir.
"La mevcûde illâ Hû" anlayışını da bu noktada, Allah'ın yaratmış olduğu kullara yapılan muamelenin insanın kendi manevi hâlini etkilediğini düşünmek açısından ele alabiliriz.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Allah ile kul aynı şey değildir. Kul, Allah'ın yarattığı bir varlıktır. Bu nedenle başka bir insana yapılan kötülüğü Allah'a yapılan bir kötülükle aynı görmek yerine, Allah'ın kuluna karşı sorumluluğumuzu yerine getirip getirmediğimizi düşünmemiz gerekir.
İşte asıl ders budur.
İyilerle Beraber Olmak
İnsanın kimlerle beraber olduğu da çok önemlidir.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e bir sahabi kıyametin ne zaman kopacağını sordu.
Peygamber Efendimiz:
"Kıyamet için ne hazırladın ki onu bekliyorsun?" buyurdu.
Sahabi:
"Ya Rasûlullah! Ben çok namaz kılan, çok oruç tutan ve çok sadaka veren biri değilim. Fakat Allah ve Rasûlünün sevgisi kalbimdedir." dedi.
Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü şöyle buyurdu:
"Kişi sevdiği ile beraberdir."
(Hadis-i Şerif, Buhârî)
İnsanın sevdiği ve beraber bulunduğu kimseler, onun davranışlarını ve karakterini etkiler.
Bu yüzden iyi insanlarla beraber olmak, güzel alışkanlıklar kazanmak ve salih kimselerin sohbetlerinden istifade etmek önemlidir.
"Hubbi fillah ve buğdi fillah", yani Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek anlayışı da burada önem kazanır.
Ancak Allah için sevmek; insanlara karşı kin, düşmanlık ve zulüm üretmek değildir. Aksine hakkı, adaleti ve iyiliği sevmek; kötülükten ve zulümden uzak durmaktır.
Mevsimler ve İnsan Hâli
Sonbahara, ardından kış mevsimine doğru ilerliyoruz.
Yazın sürekli aydınlık, sıcak ve canlı olan tabiatı zamanla değişiyor. Rüzgâr, yağmur, soğuk ve kar hayatımıza giriyor. Ağaçlar yapraklarını döküyor.
İnsan hayatında da buna benzer dönemler vardır.
Bazen insan güçlenir, bazen zayıflar. Bazen gönlü aydınlanır, bazen sıkıntılarla karşılaşır. Bazen de kendi hataları sebebiyle manevi olarak zor bir dönem geçirir.
Fakat hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez.
Sonbaharın ardından kış, kışın ardından ilkbahar ve yaz gelir.
İnsan da kendi manevi hâlini değiştirmek için çalışabilir.
Evliyalardan Allahu âlem Abdurrahman Tâgî Hazretleri'ne ait olduğu rivayet edilen bir sözde, kendisine mesleğinin ne olduğu sorulduğunda:
"Biz bağlayıp çözücüyüz."
dediği anlatılır.
Bizim mesleğimiz de elektrikçilik olduğundan, elektrik hatlarını bağlamak ve çözmek üzerinden buna bir benzetme yapabiliriz.
Maneviyatta da gönülden gönüle giden bağların kurulması, insanların birbirine sevgi, rahmet ve iyilik ulaştırması vardır.
Fakat bunun karşısında insanları birbirinden uzaklaştırmaya, zarar vermeye ve gönüllere kötülük sokmaya çalışan davranışlar da bulunabilir.
Büyü, sihir ve benzeri uygulamalarla insanlara zarar vermeye çalışmak da dinimizde sakınılması gereken işlerdendir.
Bu nedenle Allah'a sığınmak, dua etmek ve O'ndan yardım istemek gerekir.
Kur'an'ın son bölümlerinde de kötülüklerden Allah'a sığınmayı öğreten duaların bulunması, insanın her zaman Rabbine sığınması gerektiğini göstermektedir.
Biz de zikir ve evradımızda Allah'a sığınmayı ve O'ndan yardım dilemeyi önemseriz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَنتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ الْغَافِرِينَ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ente veliyyunâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrul gâfirîn.
Meali:
Esteûzü billâh.
Sen bizim velimiz, dostumuz ve yardımcımızsın. Artık bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.
Sadakallâhul Azîm — A'râf Suresi, 155. Ayetten Pasaj
Allah, karanlığın ve kötülüğün karşısında iyiliği de var etmiştir. İyiler, karanlık içerisinde birer yıldız gibi çevrelerini aydınlatabilirler.
Rabbimiz buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Tûlicul leyle fin nehâri ve tûlicun nehâra fil leyli, ve tuhricul hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayyi ve terzuku men teşâu bi gayri hisâb.
Meali:
Esteûzü billâh.
Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.
Sadakallâhul Azîm — Âl-i İmrân Suresi, 27. Ayet
Yani Rabbimiz geceyi gündüzün, gündüzü de gecenin peşine takmıştır.
Hayat da böyle devam eder. Bir hâl diğerini takip eder. Bir mevsim diğerine dönüşür.
Sonbahara doğru ilerliyoruz. Göçmen kuşların göç mevsimine giriyoruz. Hac ve kurban mevsimi de bu günlere denk geliyor.
Rabbim hac edenlerin haclarını, kurban kesenlerin kurbanlarını, iyiliklerini, sadakalarını, dualarını, zikirlerini, namazlarını ve bütün hayırlı amellerini kabul buyursun.
Bizlerin ve sizlerin ibadetlerini, dualarını ve zikirlerini hayırlısıyla kabul eylesin.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm."
Meali:
Esteûzü billâh.
"Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz Sen işitensin, bilensin."
Sadakallâhul Azîm — Bakara Suresi, 127. Ayetten Pasaj
Zikirlerimizde yer alan bu dua da Hz. İbrahim'in dualarındandır.
Dualarda, vaazlarda, sohbetlerde ve zikirlerde buluşmak dileğiyle.
Esselâmu aleyküm.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقّاً وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
"Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 27 Ağustos 2017 Pazar
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


