Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hikmet Nedir? Yaptığımız Her Amelin Bir Hikmeti mi Vardır? (20 Ağustos 2016 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 

Hikmet Nedir? Yaptığımız Her Amel ve Fiilin Bir Hikmeti mi Vardır?

(Kar©glan'ın 20 Ağustos 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِّنكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta'lemûn.

Meali:

Nitekim size, aranızda, sizden bir Resûl gönderdik ki âyetlerimizi size tilâvet etsin, sizi tezkiye etsin, size Kitab'ı ve hikmeti öğretsin ve bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 151. ayet.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يُؤتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاء وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yu'til-hikmete men yeşâ'. Ve men yu'tel-hikmete fekad ûtiye hayran kesîrâ. Ve mâ yezzekkeru illâ ulûl-elbâb.

Meali:

Esteûzü billâh.

Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 269. ayet.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Bir meclise oturup hikmetli söz dinleyip, sonra bunu başka bir mecliste anlatırken işittiği şeylerin sadece kötü kısımlarını anlatan kimsenin misali; bir çobana gelip: 'Ey çoban, süründen bana bir koyun kes!' deyince, çobanın: 'Git, en iyisinin kulağından tut al.' demesine rağmen gidip sürünün köpeğinin kulağından tutan adamın misalidir."

(Hadis-i Şerif, 7233 - Ebu Hureyre)

Hz. Ebu Eyyûb radıyallahu anh anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm'a bir adam gelerek: 'Ey Allah'ın Resûlü! Bana dini öğret; fakat çok özlü olsun, hikmetli olsun.' dedi."

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Namaza kalktığın vakit, dünyaya veda eden kimsenin namazı gibi namaz kıl. Sonradan pişman olup özür dileyeceğin sözü söyleme. İnsanların ellerinde bulunan dünyalıklardan ümidini kesmeye azmet."

(Hadis-i Şerif, 7232 - Ebu Hureyre)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.

Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

Mesela ben gözlük takarım; çünkü gözlerim bozuktur. Bir başkası gözlük takar; yakışıklı görünmek için. Bir başkası güneşin zararlı ışınlarından korunmak için gözlük takar. Bir başkası karın yansımasının gözlerine zarar vermemesi için takar. Bir kaynakçı ise çok yüksek derecedeki ışığın gözlerine zarar vermemesi için koruyucu gözlük kullanır.

Sonuçta kullanılan obje aynıdır: Gözlük.

Fakat herkes o gözlüğü farklı bir maksatla kullanmaktadır.

Benim gözlük takmaktaki maksadım daha iyi görebilmektir. Kaynakçının maksadı ise gözlerini korumaktır.

İşte hikmet de buna benzer. Yapılan bir fiilin hangi maksatla yapıldığı ve sonucunda ne gibi bir fayda meydana getirdiği, o işin hikmetini anlamamıza yardımcı olur.

Ben burada vaaz ediyorum. Maksadım, birkaç mümin kardeşimin anlamadığı veya bilmediği konularda bilgi sahibi olmasıdır. Bu sözleri insanları sadece güldürmek için söylemiyoruz. Vaazı dinleyen insan, ondan bir nasihat almalı ve aldığı nasihati hayatında iyi ve faydalı işlerde kullanmalıdır.

Yoksa vaazdan nasihat çıkarılmayacaksa, hikmetin özü anlaşılmamış olur.

Peygamber Efendimizin buyurduğu hadiste de anlatıldığı gibi, hikmetli bir sözün sadece hoşumuza gitmeyen tarafını alıp gerisini bırakmak, sürünün en güzel koyununu almak yerine köpeğin kulağından tutmaya benzer.

---

Allah Teâlâ aslana rızık olarak eti vermiş ve onun tabiatına avlanma kabiliyeti koymuştur.

Arıya ise çiçeklerin özünü vermiş, o küçücük canlıyı çiçeklerden nektar toplamaya ve onu bal hâline getirmeye vesile kılmıştır.

Bizler arının yaptığı işi kendimiz yapmaya kalksak, bunun ne kadar büyük bir emek ve masraf gerektireceğini düşünelim.

Bir insanın çiçek çiçek dolaşıp nektar toplaması, bunu taşıması ve ardından bal hâline getirmesi ne kadar zor olurdu.

Allah Teâlâ ise bütün bu işi küçücük bir arıya yaptırıyor.

Üstelik arı sadece bal yapmıyor. Çiçekten çiçeğe konarken bitkilerin döllenmesine de vesile oluyor. Yani onun bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok faydası var.

İnsan bütün bunları düşündüğünde, bunun başıboş ve anlamsız olmadığını fark eder.

Küçücük bir canlının yaptığı büyük iş, Allah'ın yaratmasındaki hikmeti gösterir.

İnsan da bütün bunları görüp:

"Ya Rabbi! Sen arıyı yaratmasaydın biz balı nasıl yiyecektik? Bu nimetleri bize nasıl ulaştıracaktın?"

diye düşünmeli ve Rabbine şükretmelidir.

İşte hikmeti görmek budur.

Fakat aslana baktığımızda başka bir özellik görürüz. Aslan avlanmak zorundadır. Eğer avlanmazsa aç kalır.

Arı ile aslanın tabiatları farklıdır.

Bu, aslanın hikmetsiz yaratıldığı anlamına gelmez.

Tam tersine, her varlığın yaratılışında farklı bir görev ve hikmet vardır.

Aslanın avlanması, arının bal yapması, koyunun yün vermesi, köpeğin bekçilik yapması ve tilkinin tabiatındaki kurnazlık; bütün bunlar yaratılıştaki farklı özelliklere örnektir.

Tasavvuf dilinde insanın yaratılıştan gelen bazı özelliklerine "cibilliyet" denir.

Ancak insan, hayvanların özelliklerini olduğu gibi taklit etmek için yaratılmamıştır.

İnsanın asıl imtihanı, kendisine verilen özellikleri nerede ve nasıl kullanacağını bilmektir.

Güçlü olmak gerektiğinde güçlü olmak, fakat zulmetmemek; akıllı ve tedbirli olmak gerektiğinde tedbirli olmak, fakat hilekârlığa düşmemek; yumuşak olmak gerektiğinde yumuşak olmak, fakat hakkını korumaktan vazgeçmemek gerekir.

İşte hikmet biraz da budur.

---

Tilki yaratılmıştır; kurnazlığı ve tedbirliliğiyle bilinir.

Fakat insanın kurnazlığı, başkasının hakkını yemek veya hırsızlık yapmak için kullanılmamalıdır.

İnsan zekâsını hayra kullanmalıdır.

Çünkü bir insan zekâsını kötülük için kullanırsa, kendisine verilen nimeti yanlış yerde kullanmış olur.

Koyun yaratılmıştır; etinden, sütünden ve yününden faydalanırız.

İnsanlar da birbirlerine fayda sağlayabilirler.

Bir anne veya baba çocukları için fedakârlık yapar. Çocuğunun geleceği için kendi rahatından vazgeçer.

İşte böyle insanlar toplumun iyiliğini ayakta tutarlar.

Eğer iyilik azalır, insanlar birbirlerine sadece zarar vermeye başlarsa, toplumun dengesi bozulur.

Bu nedenle insan, kendisine verilen gücü ve kabiliyeti kötülük için değil, iyilik için kullanmalıdır.

Dünya da insanın ebedî mülkü değildir.

İnsan dünyaya gelir, yaşar ve sonra göçüp gider.

Mülk Allah'ındır.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ ۝ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ ۝ فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kullu men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechü rabbike zül-celâli vel-ikrâm. Fe bi-eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân.

Meali:

Esteûzü billâh.

"Yeryüzünde bulunan herkes fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"

Sadakallahul Azîm. Rahmân Suresi, 26-28. ayetler.

---

İşte insan bazen çok yumuşak davranabilir.

Fakat hikmet, nerede yumuşak ve nerede kararlı olunacağını bilmektir.

Örneğin cevizi çok kibar davranarak kıramazsın. Cevizin kabuğunu kırmak için gerektiği kadar kuvvet kullanmak gerekir.

Buradan hareketle şunu anlamalıyız:

Güç kullanılması gereken yerde güçsüzlük göstermek de doğru değildir. Fakat güç kullanmayı zulme dönüştürmek de doğru değildir.

Hikmet, gücün nereye ve ne kadar kullanılacağını bilmektir.

Kurban kesmek de bunun bir başka örneğidir.

Allah Teâlâ:

"فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ"

"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes."

buyurmaktadır.

İnsan burada hayvanı kesmekten ibaret bir anlam görmemelidir. Asıl mesele, Allah'ın emrine itaat etmek ve gerektiğinde nefsinden fedakârlık edebilmektir.

İnsanın güçlü olması, zalim olması anlamına gelmez.

Gerçek güç, gücü olduğu hâlde zulmetmemektir.

---

Bir insan zulme karşı mücadele ettiğini söyleyebilir. Fakat mücadelede de hikmet gerekir.

Yumuşaklık güzeldir; ancak hakkını ve hukukunu koruyamayacak kadar pasif hâle gelmek de doğru değildir.

Hz. Peygamberlerin ve salih insanların hayatlarında da hakkı savunmanın, gerektiğinde kararlı davranmanın örnekleri vardır.

Hikmet, bütün bunların yerini ve zamanını bilmektir.

İnsan bazen hakkını Allah'a bırakır ve sabreder. Bazen de hakkını aramak için gerekli adımları atar.

Bunların her ikisinin de yeri vardır.

---

Bir zamanlar Ankara'da Devlet Planlama'da tanıdığım bir kişi vardı. Bir işim için kendisinden yardım istemek üzere yanına gitmiştim.

O dönem bir parfüm almıştım ve boş gitmemek için hediye olarak götürdüm.

Fakat kendisi odasında yokmuş. Odada bulunan başka bir memura, bunu ona vermesini söyledim.

Sonradan düşündüğümde, yaptığım şeyin yanlış anlaşılabilecek bir davranış olduğunu fark ettim.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz:

İnsan yaptığı işin maksadını ve yöntemini iyi düşünmelidir.

Bir şey hediye mi, yardım mı, teşekkür mü, yoksa bir iş karşılığında menfaat sağlama amacı mı taşıyor?

Hikmet, bunların arasındaki farkı görebilmektir.

Rüşvet ise hakkın ve adaletin bozulmasına sebep olan bir davranıştır ve dinen yasaktır.

Bir insanın emeğinin karşılığını alması başka şeydir; bir işi haksız yere yaptırmak için menfaat sağlamak başka şeydir.

İnsan bunları birbirine karıştırmamalıdır.

Avukatın ücret alması ise yaptığı mesleğin karşılığıdır. Avukatın görevi, hukuku bilerek müvekkilini savunmaktır.

Burada önemli olan, hakkı ve hukuku çiğnemeden hareket etmektir.

Kurnazlık ile hikmet de aynı şey değildir.

Kurnazlık bazen insanı kandırmak için kullanılır.

Hikmet ise doğru olanı bulmak ve doğru yerde kullanmaktır.

---

Velhâsıl, her hayvanın kendine göre bir özelliği vardır.

Ancak insan, bu özelliklerin hepsinden ibret almalıdır.

Aslandan cesaret ve güç, tilkiden tedbir, koyundan fayda ve fedakârlık, arıdan çalışkanlık öğrenilebilir.

Fakat bunların kötü tarafları insana örnek olmamalıdır.

İnsan kendisine verilen özellikleri Allah'ın rızasına uygun şekilde kullanmalıdır.

Güçlüysen mazluma karşı değil, zulme karşı güçlü ol.

Akıllıysan insanları kandırmak için değil, doğruyu bulmak için aklını kullan.

Cesursan haksızlık yapmak için değil, hakkı savunmak için cesur ol.

İşte hikmet budur.

---

İnsanların zayıf olduğu anlar da vardır.

Peygamberlerin hayatlarında bile insanların imtihan edildiğini görüyoruz.

Bir olay karşısında hemen hüküm vermek yerine, Allah'tan gelecek açıklamayı beklemek gerektiği zamanlar olmuştur.

Bu bize şunu öğretir:

İnsan her şeyi aynı anda bilemez.

Bilmediği konuda "Ben her şeyi biliyorum." dememelidir.

Allah'ın bildirdiği kadarını biliriz.

Gerçek hikmet, insanın kendi sınırını da bilmesidir.

---

Hz. Ömer radıyallahu anh'ın hilafeti döneminde anlatılan meşhur bir rivayette, Hz. Ömer'in bir Cuma hutbesi sırasında:

"Yâ Sâriyetu'l-cebele, el-cebele!"

dediği aktarılır.

Sâriye, İran taraflarında görev yapan bir komutandı.

Hz. Ömer'in bu sözünün, Sâriye'nin bulunduğu yerdeki tehlikeye karşı bir uyarı olduğu ve Sâriye'nin de bunu duyup tedbir aldığı rivayet edilir.

Bu tür rivayetler bize keramet ve ilham meselesini düşündürür.

Fakat burada önemli olan şudur:

Keramet varsa, o da Allah'ın izniyledir.

Bir kulun bazı şeyleri bilmesi, onun her şeyi bildiği anlamına gelmez.

Peygamberlik başka, velâyet başka, keramet başka şeydir.

İnsan bunların arasındaki farkı bilmelidir.

Mehdi veya başka bir salih kul hakkında da ölçüsüz beklentilere girmemek gerekir.

Allah dilediği kuluna dilediği bilgiyi ve kabiliyeti verebilir.

Fakat kul yine kuldur.

Her şey Allah'ın dilemesi ve izniyledir.

---

Bir hadiste Kâbe'nin yıkılışıyla ilgili olarak şöyle rivayet edilmiştir:

Ebu Hureyre'nin rivayetine göre Resûlullah şöyle buyurdu:

"Kâbe'yi bacakları sıska, cılız bir Habeşli yıkacaktır."

(Buhârî, Tefsîru Sûreti'l-Mâide, 97)

Burada bizim almamız gereken ders, dünyanın ve dünyanın üzerindeki yapıların ebedî olmadığıdır.

Bugün güçlü görünenler yarın güçsüz kalabilir.

Bugün ayakta duran bir yapı yarın yıkılabilir.

İnsanların makamları, devletleri ve dünyadaki güçleri geçicidir.

Bâki olan yalnızca Allah'tır.

---

Kur'ân-ı Kerîm'de Felak Suresi'nde şöyle buyurulur:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ ۝ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ ۝ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kul eûzü bi-rabbil-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri gâsikın izâ vekab.

Meali:

Esteûzü billâh.

De ki: "Yarattıklarının şerrinden, karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden, sabahın Rabbine sığınırım."

Sadakallahul Azîm. Felak Suresi, 1-3. ayetler.

Burada bize öğretilen en önemli şeylerden biri, karanlığın ve kötülüğün karşısında Allah'a sığınmaktır.

Nas Suresi'nde de insanın Rabbine, Melikine ve İlâhına sığınması emredilir.

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ ۝ مَلِكِ النَّاسِ ۝ إِلَهِ النَّاسِ

"Kul eûzü bi-rabbin-nâs. Melikin-nâs. İlâhin-nâs."

"De ki: İnsanların Rabbine, insanların Melikine, insanların İlâhına sığınırım."

İnsan, nefsin ve şeytanın vesveselerinden korunmak için Rabbine sığınmalıdır.

---

Bütün bunların sonunda insanın anlayacağı gerçek şudur:

Dünya fanidir.

İnsan fanidir.

Makam fanidir.

Güç fanidir.

Servet fanidir.

İnsanların birbirleri üzerindeki üstünlükleri fanidir.

Bâki olan yalnız Allah'tır.

Bu nedenle insan dünyayı kendisinin ebedî mülkü zannetmemelidir.

Dünyaya gelirken hiçbir şey getirmedik.

Giderken de hiçbir şeyi yanımızda götürmeyeceğiz.

Bize verilen nimetleri yerinde kullanmalı ve aldığımızı yerine koymayı öğrenmeliyiz.

İnsan olmak, sadece güçlü olmak değildir.

İnsan olmak; gücünü, aklını, malını, makamını ve bütün imkânlarını doğru yerde kullanabilmektir.

İşte hikmet budur.

---

Allah Teâlâ'nın yaratmış olduğu her şeyde bir hikmet vardır.

Biz o hikmetlerin tamamını bilemeyebiliriz.

Arının neden öyle yaratıldığını, aslanın neden öyle yaratıldığını, insanın neden farklı kabiliyetlerle yaratıldığını düşündüğümüzde, her varlığın kendine göre bir vazifesi olduğunu görürüz.

Fakat insanın görevi, bütün bu yaratılıştan ibret almaktır.

Güçlü ol ama zalim olma.

Akıllı ol ama hilekâr olma.

Tedbirli ol ama insanları kandırma.

Yumuşak ol ama hakkından vazgeçme.

Cesur ol ama ölçüyü kaybetme.

Şefkatli ol ama kötülüğe karşı tedbirsiz olma.

Bütün bunların yerini ve zamanını bil.

Çünkü hikmet, her şeyi aynı şekilde yapmak değil; her şeyi yerli yerinde yapabilmektir.

Hikmet; doğruyu bilmek, doğruyu anlamak ve doğru zamanda doğru şekilde uygulamaktır.

---

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yevme natvis-semâe ke-tayyis-sicilli lil-kutub. Kemâ bede'nâ evvele halkın nuîduhu. Va'den aleynâ. İnnâ kunnâ fâilîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

"O gün göğü, kitapların sayfalarını dürer gibi düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar var ederiz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaattir. Şüphesiz biz bunu yaparız."

Sadakallahul Azîm. Enbiyâ Suresi, 104. ayet.

İşte bütün bunlar bize dünyanın sonlu olduğunu, Allah'ın kudretinin ise sonsuz olduğunu hatırlatmaktadır.

---

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَادْعُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ۝ رَفِيعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ لِيُنذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ ۝ يَوْمَ هُم بَارِزُونَ لَا يَخْفَى عَلَى اللَّهِ مِنْهُمْ شَيْءٌ ۝ لِّمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ۖ لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ۝ الْيَوْمَ تُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ ۚ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَ ۚ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Fed'ûllâhe muhlisîne lehud-dîne ve lev kerihel-kâfirûn. Rafîud-deracâti zûl-arş. Yulkır-rûha min emrihî alâ men yeşâu min ibâdihî li-yunzira yevmet-telâk. Yevme hum bârizûn. Lâ yahfâ alâllâhi minhum şey'. Li-menil mulkul-yevme? Lillâhil-vâhidil-kahhâr. El-yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet. Lâ zulmel-yevme. İnnallâhe serîul-hisâb.

Meali:

Esteûzü billâh.

"O hâlde, kâfirler hoşlanmasa da dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin. O, dereceleri yükselten, Arş'ın sahibidir. Buluşma günüyle uyarmak için kullarından dilediğine emrinden olan ruhu indirir. O gün onlar ortaya çıkarlar ve onlardan hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. O gün mülk kimindir? Tek ve Kahhâr olan Allah'ındır. O gün her nefse kazandığının karşılığı verilir. O gün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir."

Sadakallahul Azîm. Mü'min Suresi, 14-17. ayetler.

Rabbim bizlere, hakikati anlayıp ona tabi olmayı nasip eylesin.

Bize güç, sabır, hikmet ve basiret versin.

Bizleri nefsimizin ve şeytanın aldatmalarından korusun.

İnsanlık için hayırlı işler yapmayı ve Allah'ın yolunda sadakatle yürümeyi hepimize nasip eylesin.

Hikmet sahibi Rabbimiz, bizlere doğruyu doğru olarak görüp ona uymayı; yanlışı da yanlış olarak görüp ondan uzak durmayı nasip eylesin.

--oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhiru da'vâhum enil-hamdü lillâhi Rabbil-âlemîn.

Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ent. Estağfiruke ve etûbü ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 20 Ağustos 2016 Pazar

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca