İstiaze ve Besmele Zikiri
(Kar©glan'ın 25 Mart 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
Fe izâ kara'tel kur'âne festeız billâhi mineş şeytânir racîm.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Kur'an okuduğun zaman, o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın."
Sadakallahul Aziym. NAHL Suresi 98. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Ve immâ yenzeganneke mineş şeytâni nezgun festeiz billâh, innehu semîun alîm.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse veya sana bir dürtü gelirse, hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, işitendir, bilendir."
Sadakallahul Aziym. A'RÂF Suresi 200. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّهُ فَكُلُواْ مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُواْ اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Yes'elûneke mâzâ uhılle lehum kul uhılle lekumut (:::)âtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmallâhi aleyhi vettekûllâh, innallâhe serîul hısâb.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hâle getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın (besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın hesabı pek çabuktur."
Sadakallahul Aziym. MAİDE Suresi 4. ayet.
---oOo---
Hz. Âişe (r.a.) Anlatıyor:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sizden kim bir şey yerse 'Bismillah (Allah'ın adıyla)' desin. Başlangıçta söylemeyi unutmuşsa, sonunda şöyle söylesin: 'Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî' (Başında da sonunda da Bismillah)."
(Hadis-i Şerif 3842)
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bir defasında Ashabından altı kişiyle beraber yemek yiyordu. Bir bedevi geldi ve hazır yemeği iki lokmada yiyip bitirdi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
'Eğer bu misafir Bismillah deseydi, yemek hepinize yeterdi. Öyleyse biriniz yemek yediği vakit Bismillah desin. Yemeğin başında Bismillah demeyi unutacak olursa, hatırlayınca Bismillâhi fî evvelihî ve âhirihî (başında da sonunda da Bismillah) desin!' buyurdular."
(Hadis-i Şerif 6922)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Ey salik, ey sofi!
Bizi sevmek öyledir ki... Bak gülüm, kızma. Fenerbahçe'yi herkes sever. "Fenerbahçe'yi yalnız ben seveceğim, benim olacak" denmez.
Yine hayvan seven ve kedi seven birisi bütün kedileri sever. Çiçek seven, bütün çiçekleri ve gülleri sever, değil mi?
Beni de öyle say; bir bahçıvan gibi düşün. Her çiçeğini ayrı ayrı sevip sulayan bir bahçıvan... Ya da Ali'nin çiftliği ve Ali Baba'yı düşün. Her hayvanını ayrı ayrı seven; birinin yemini, diğerinin suyunu veren, diğerinin yavrusunu koruyup sevip gözeten bir sahip gibi düşün.
Gülüm, anla beni. Kırılma, darılma; sevmeye devam et.
Güzelim, "Her vardığımda beni geri itiyorsun" diyorsan, "Neden acaba?" diye düşünmek gerekmez mi?
Mıknatıs gibiyiz. Aynı yüzler birbirini iter. Aynı yüzler birbirine yapışmaz. Ne kadar yaklaşsan, o kadar ileri iter. Bizi de böyle bir kader birbirimizden uzaklaştırıyor.
İnsana nefes alıp vermeyi, nefesin ne olduğunu, burun ve ağızdan nefes almanın nasıl olduğunu anlatmayınca, insan nefes aldığını ve verdiğini bile fark etmez. Hâlbuki her an hem nefes almakta hem de vermektedir. "Kaç defa nefes aldım, kaç defa verdim?" diye saymazsın bile.
Ama heyecanlanınca veya kendisine nefes alması hatırlatılınca birden hızlı hızlı nefes almaya başlar. Çünkü burada farkındalık vardır.
Hani namazda Allah'ı ve kitabı unutup tarla, takla ve dünya derdine düşersin de birden uyanıp "Namazdayım!" dersin. Fakat hangi rekâtta olduğunu unutmuşsundur. İşte bu da farkındalıktır.
Zaman yolculuğu konusunun da benim düşünceme göre farkındalık teorisi üzerinden anlaşılabilecek bir yönü vardır.
Mesela göz sola bakarken, sen "Sağındayım" veya "Ardındayım" demeden "Merhaba Ahmet!" desen, Ahmet bir bakar ama senin sağında mı, solunda mı olduğunu bilemez. Her tarafını kontrol etmeye çalışır.
Ahmet'in nerede olduğunu anlamaya çalışırken, eğer onun arkasındaysan her tarafa baksa bile seni göremez. Sonra sana doğru döner. Eğer gerçekten "Hangi Ahmet?" diye merak ederse, arkasına da bakar ve seni orada bulabilir.
Yani zamanda yolculukta da gideceğin yer, bulunduğun yerin ardında mı, önünde mi, bunu nasıl bileceksin? Önce bunu keşfetmek gerekir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ
Ve men nuammirhu nunekkishu fîl halkı, e fe lâ ya'kılûn. Ve mâ allemnâhuş şi're ve mâ yenbagî lehu, in huve illâ zikrun ve kur'ânun mubîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Biz kimin ömrünü uzatırsak, onun yaratılışını güçten düşürürüz. Hâlâ akletmezler mi? Biz ona şiir öğretmedik; bu ona yaraşmaz da. O, sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır."
Sadakallahul Aziym. YASİN Suresi 68 ve 69. ayetler.
Bir insanı büyütmek için onun sadece bir yerine bakmak yeter. Yine bir insanı küçültmek için de onun sadece bir yerine bakmak yeter.
Peki, nasıl?
Mesela insan kocaman bir varlık olduğu hâlde onun gözü veya gözünü koruyan kirpiği çok küçüktür. Fakat yaptığı görevi, vücutta hareket ettirilmesini ve bir çöp göze doğru geldiğinde anında reaksiyon göstererek gözü korumasını düşündüğümüzde, bunun ne kadar karmaşık ve büyük bir sistem olduğunu görürüz.
O kirpiğin hareketini sağlayacak enerjinin, ekilip biçilen ürünlerden başlayarak vücudun o bölgesine kadar taşınması ve o anda gereken gücün kullanılması... Bütün bu sistemi yaratan Mühendis ne büyük bir Mühendis'dir!
Hâlbuki semaya başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz kocaman güneşlerin ve gezegenlerin de aynı şekilde karmaşık sistemler içerisinde hareket ettiğini fark ederiz.
Koca koca gezegenleri ve yıldızları birbirine çarpmadan hareket ettirmek mi daha zor, yoksa bir kirpiği hareket ettirmek mi?
Bunu düşündüğümüzde yine işin içinden çıkamayız.
O zaman senin küçük gördüğün bir sistemin, bir böceğin, hatta bir çöpün bile bu âlemde başıboş şekilde hareket etmediğini; hepsinin karmaşık bir sistematik içerisinde bulunduğunu düşünürüz.
Öyle olunca senin gözün binlerce parçadan meydana geliyor. O gözün meydana gelmesi için gereken maddeler belki dünyanın dört bir yanına dağılmış vaziyetteyken, onları toplayıp bir araya getiren bir Zât vardır ki, O Allah'tır.
Allah Teâlâ bize, hepimizin O'na muhtaç olduğunu; fakat O'nun hiçbirimize muhtaç olmadığını bildirir. İhlâs Suresi'nde O'nun Ehad ve Samed olduğunu bildirir.
Bu sıfatların bazı tecellilerini yarattıkları üzerinde cüz'î miktarda gösterir ki bizler bunun manasını anlayabilelim.
"Ehad" ismi, birlik ve teklik manasına gelir.
Benim bu vaazdaki yorumumda Avrupa'daki çam ağaçları da bu manaya bir örnek olarak düşünülmektedir. Kış geldiğinde diğer ağaçlar yapraklarını döküp uykuya varırken, sararıp solarken, bir nevi ölürken çam ağacı yeşil kalmaya devam eder.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ
Lâ te'huzuhu sinetun ve lâ nevm.
"O'nu ne bir uyuklama ne de bir uyku hâli tutar."
(BAKARA Suresi 255. ayetten pasaj)
O'nu uyku tutmaz. Bu ayet ile birlikte, benim yorumumda Ehad isminin bir tecellisi düşünülür. Herkes ölürken, O diri kalan, yek kalan, tek kalan ve daimî olandır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm.
"Allah ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyûm'dur; daima diri ve her şeyi ayakta tutandır."
(BAKARA Suresi 255. ayetten pasaj)
Bunun gibi bir mana yine çam ağaçlarında düşünülebilir. Rabbimizin Ehad, yani tek ve bir olan; uyumayan ve ölmeyen isimlerinin tecelli göstermesi, bizim bu isimlerin nasıl bir keyfiyette olduğunu anlamamız içindir.
Yoksa Allah, çamlar kesilince ölmez; onlar uyutulunca uyumaz. Bunlar sadece bir mühendisin bir problemi öğrencisine anlatırken, çözümü tahtaya yazıp göstermesi gibidir. Yani bir örnekleme ve izah içindir.
Allah'ın o isminin asıl tecellisini Allah bilir. Kudretini ve gücünü de yine Allah bilir.
Raşid Teorisi - Raşid Yasası - Raşid Kanunu
Burada anlatacağım husus, benim 25 Mart 2017 tarihinde ortaya koyduğum kişisel bir teorik düşüncedir. Bunu ilmî olarak ispatlanmış bir kanun şeklinde değil, kendi gözlem ve düşüncelerimden doğan bir teori olarak ifade ediyorum.
Benim düşünceme göre dünya sadece sağdan sola dönen ve 23 derece eğik bir küre olarak değil, aynı zamanda bir tesbih tanesinin tesbih ipi üzerindeki hareketine benzer şekilde, yukarıdan aşağıya veya aşağıdan yukarıya doğru da hareket ediyor olabilir.
İkinci hareket, yine tesbihin ip üzerinde dizili olduğu gibi, kendi etrafında dönüş hareketidir.
Üçüncü hareket ise kutuplarda yaz ve kışın oluşmasıyla ilgilidir. Bunu, tesbihi iki elimizle tutup çekmemize benzetiyorum.
Bu teorimi inşallah en yakın zamanda çizimlerle ve anlatımla Almancaya çevirip yayımlamak istiyorum. Bu düşünceyi ilk ortaya atan kişinin ben olduğuna inanıyor ve adına "Raşid Teorisi - Raşid Yasası - Raşid Kanunu" diyorum.
Bu fikir bugün, 25 Mart 2017'den yaklaşık iki hafta önce aklıma geldi.
Dünyanın tesbih tanesinin tesbih ipindeki dönüş hareketine benzer şekilde yukarı-aşağı hareket ettiğini düşünürsek, güneşi önce doğuda ufukta, sonra tepede görmemizi de farklı bir hareketin sonucu olarak yorumlayabiliriz.
Yani dünya güneşin altına geldiğinde güneşin tepemize geldiğini düşünüyor olabiliriz. Tesbih tanesinin ipin üzerinde ilerlemesi gibi, dünyanın da farklı hareketleri olduğunu düşünmek mümkündür.
Yaz ve kışın kutuplarda oluşmasını da tesbihi iki elimizle tutarak çekme örneğiyle açıklıyorum. Tesbihin bir tarafı karanlık ve kış, diğer tarafı aydınlık ve yaz gibi düşünülebilir.
Tesbih tanesi diğer tarafa ilerledikçe bu durum tersine döner.
İnşallah en kısa zamanda bu düşüncelerimin çizimlerini yapıp yayımlayacağım.
Basit çizimim ile anlatım, aşağıdaki iki çizimde görülmektedir.
---
Kutupların yukarıda veya aşağıda değil, sağda ve solda olduğunu düşünüyorum. Bunun mümkün olmadığını söyleyenlere karşı, mıknatıs örneğini veriyorum.
Bir mıknatısı masaya koyduğumuzda artı ve eksi kutuplar sağ ve solda bulunabilir. Onu dikey olarak koymadığımız sürece artı ve eksiyi yukarı-aşağı şeklinde düşünmeyiz.
Buradaki magnetizma düşüncesi de benim teorimin bir parçasıdır.
Sağ ve solda neden sağ ve sol diye bir şey olduğunu düşündüğümüzde, burada kutuplar devreye giriyor.
Ters ve düz etkisi arka ve ön tarafta düşünülebilir. Yukarı-aşağı ise baş ve ayak yönleri olarak düşünülebilir.
Not: Aşağıdaki Hitler ve benzeri tarihî-siyasi anlatım, vaazın bütünlüğüne katkı sağlamadığı için çıkarılmıştır.
Kafanın üstünden içeri giren bir şey var mı? Kafanın üstü açık mı? Delik var mı?
Kafalar genel olarak aynıdır. Bir insanın veya hayvanın kafasında doğal olarak açık bir delik görmezsin. Ancak ağız, burun ve kulaklarda delikler vardır.
Peki mescidi Aksa ağız olabilir mi? Gözler neresi? Dünyanın gözü neresi?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
Yâ ma'şeral cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuzû, lâ tenfuzûne illâ bi sultân.
"Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Fakat bir güç ve imkân olmadan geçemezsiniz."
RAHMAN Suresi 33. ayet.
Buradaki "tenfuz" kelimesini Serat kardeş "füze" şeklinde yorumluyor.
Ben ise bunun füze olarak yorumlanmasının yeterli olmadığını düşünüyorum. Çünkü füze dikey giden bir araçtır; sağa ve sola hareket edebilen bir araç değildir. Her şeyin döndüğünü düşündüğümüzde, dikey giden bir nesnenin uzayı yakalaması da ayrı bir meseledir.
İki boyutlu hareketten çıkıp üç boyutlu hareketi düşünmek gerekir.
UFO gibi bir şey olması gerekmez; fakat benim düşünceme göre sağa-sola, yukarı-aşağı ve farklı yönlere hareket edebilen bir sistem üzerinde düşünmek gerekir.
Yaşayan canlıların bazıları bâtınî, yani gözle görünmeyen yapılara sahip olabilir. Kalsiyum ve oksijende olduğu gibi, gözle göremediğimiz hâlde hareket eden ve işleyen yapılar vardır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ
Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"(Kıyametin kopacağına dair) o söz başlarına gelince, onlar için yerden kendilerine bir dâbbe çıkarırız. O, insanlara âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler."
Sadakallahul Aziym. NEML Suresi 82. ayet.
"Dâbbe" kelimesi hareket eden, yürüyen canlı anlamıyla ilişkilidir. Ben burada "dab daba" şeklindeki ses ve hareket çağrışımından da hareket ederek, konuşan ve hareket eden bir canlı düşüncesi üzerinde duruyorum.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلالُهُم بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Ve lillâhi yescudu men fîs semâvâti vel ardı tav'an ve kerhen ve zilâluhum bil guduvvi vel âsâli.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a boyun eğer ve yalnız Allah'a secde ederler."
Sadakallahul Aziym. RA'D Suresi 15. ayet.
Her birimizin bir yıldızı, yani yıldızımız var dediğim meseleyi açıklayan ayet ve onların gölgeleriyle ilgili bu anlatımı şöyle yorumluyorum:
Biz yerdeki gerçek varlık isek, semadaki yıldızımız bizim gölgemiz olabilir. Yahut tam tersine, gerçek olan o yıldız ise biz yerdeki gölgeleri olabiliriz.
Yani yıldız ve yerde gezen insan arasında böyle bir gölge ilişkisi düşünülebilir. Buradaki anlatım benim kişisel tefekkür ve yorumumdur.
Bütün bunların dışında bir yer daha düşünüyorum. Küpler fonksiyonu gibi farklı boyutları düşünmek mümkündür.
Kutup yıldızını bir radyasyon sistemi olarak düşünüyorum. Bu, benim cinlerin maddesi ve cinlerin bulunduğu sistem hakkındaki kişisel yorumlarımdan biridir.
Benim bu yorumumda cin taifesi bize doğrudan fiziksel olarak yaklaşamıyor; aramızda bir tür magnetizma veya frekans farkı bulunuyor. Bu nedenle bizimle bağlantıları fiziksel temasla değil, vesvese gibi farklı bir etkiyle gerçekleşiyor olabilir.
Yanına gelen bir insan sana elini vurabilir, dokunabilir, konuşabilir, seni sevebilir veya sana zarar verebilir. Fakat benim bu yorumuma göre cinlerin etkisi daha çok vesvese ve frekans yoluyla düşünülmelidir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا
Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
"(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir."
Sadakallahul Aziym. MERYEM Suresi 71. ayet.
Cehennemi alıp cennete yol etmek budur güzelim.
Yani senin günah sandıklarını sevaba çevirebilmek, senin şer sandıklarını hayra çevirebilmek, onları ilme çevirebilmektir.
---
Çiftlikte horozun tavukların yemini ve suyunu verdiği nerede görülmüş?
Tavuğun da horozun da yemini ve suyunu sahipleri verir. Horozluk görevi horozundur, tavukluk da tavuğundur.
Sen kime hüküm biçiyorsun?
Senin rızkını da benim rızkımı da veren Allah'tır. Sahibimiz O'dur.
Kimse kimsenin rızkını kendi başına kesemez veya veremez. Ancak Allah, bazı kullarının rızkını bazı kullarına sebep kılmıştır. Verirken onun eli verir; fakat veren yine Allah'tır.
Ve lekad yessernel Kur'âne...
Bu ayetteki mana, Kur'an'ın anlaşılabilmesi için kolaylaştırılmasıdır. Yani Kur'an karmaşık olmaktan çıkarılıp insanın anlayabileceği şekilde açıklanmıştır demektir.
Fakat bu, "Kur'an'ı okuyan herkes her şeyi aynı seviyede anlayacaktır" demek değildir.
Doktorun yazdığı reçeteden eczacı anlar. Sen ve ben aynı reçeteye baktığımızda her şeyi anlayamayabiliriz.
Eczacının bildiği farklıdır, mühendisinki farklıdır. Çünkü her insanın bilgi ve uzmanlık alanı farklıdır.
Kur'an sadece doktorlara inmedi; mühendise de, çiftçiye de, astronota da, her insana hitap eder.
Fakat astronotluk ilmiyle ilgili bir ayeti köyde tavuk besleyen Mehmet amca okuduğunda, onun bütün teknik ayrıntılarını bir anda anlaması beklenmez. O kendi seviyesine hitap eden kısmı alır ve uygular. Mühendis kendi alanında, doktor kendi alanında, çiftçi kendi alanında düşünür.
Dolayısıyla Kur'an'ın kolaylaştırılmış olması, herkesin bütün ilimleri aynı seviyede bilmesi anlamına gelmez.
Raşidi Tarikatındaki paralel evrenler konusunun devamı:
Muhammed Mehdi zamanına çıkınca, ona Mehdi vakti bir cennet gibi görünebilir. Çünkü onun zamanında bizim bugün sahip olduğumuz bazı imkânlar bulunmayabilir.
Mesela kâğıt bile olmayabilir; ayetleri unutmamak için yazabilecek imkânlar olmayabilir. Evinde tuvaleti olmayabilir, tuvalet için dışarı çıkmak zorunda kalabilir. Evinde sıcak su olmayabilir, hatta bir yorganı bile olmayabilir.
Bizler ona göre cennette yaşıyor gibi görünebiliriz.
Hristiyanlar cennet için "Himmel" derler. Himmel gök ve sema anlamında kullanılır. Biz de cennet için yukarıya alınmış ruh gibi ifadeler kullanırız.
Benim paralel evrenler hakkındaki yorumumda ise "yukarı" kavramı, ileri bir zamanın bulunduğu başka bir boyut olarak düşünülebilir.
Tesbihin bir tanesinin bir ileriye vardığı yerde başka bir zaman dilimi varmış gibi düşünülebilir. Biz burada bulunurken, diğer tesbih tanesi ileride başka bir noktadadır. Tesbih çekildikçe o da bizim daha önce geçtiğimiz yere gelecektir.
Bizim bulunduğumuz zaman dilimi, daha sonraki bir zamana göre cennet gibi düşünülebilir.
Yani paralel evrenler, bizim evrenimizin üst modelleri veya bir üst zaman boyutu gibi düşünülebilir. Bu benim kişisel teorik yorumumdur.
---
Galatasaray ve Fenerbahçe'nin aynı evde yaşaması gibi düşünelim.
Bir evde biri Fenerbahçeli, biri Galatasaraylı olunca renkler üzerinden bir sevgi çatışması oluşabilir.
Ben sarı ve kırmızıyı seviyorsam, karşımdaki sarı ve maviyi seviyor olabilir. Ben kırmızı ve sarıyı severken, o sarı ve maviyi seviyorsa, ortak olan renk sarı olsa bile diğer renkler farklıdır.
Burada anlatmak istediğim, sevgi ve aidiyetlerin farklı olması hâlinde insanların aynı ortamda birbirlerini anlamakta zorlanabilecekleridir.
Kader meselesinde ve yaratma hususunda Caner Hoca, Darwin'in görüşlerini ele alan bir adama atfen satranç modelini öne sürüyor.
Diyor ki: Satranç oyununu icat eden kişi, karşısındakiyle oynarken onun taşlarını almak için kurallar koymuştur. Taşları kurallara uygun şekilde almak veya oyunun dışında fiziksel olarak yok etmek arasında büyük fark vardır.
İnsanın aklına hemen gelen, tabii ki kurallara bağlı kalarak oynamanın daha güzel olduğudur.
Burada Caner Hoca'nın satranç örneğiyle anlatmak istediği şudur:
Allah, kendi koyduğu kurallar çerçevesinde bu kâinatın oluşumunu yaratmıştır.
Fakat benim itirazım şu noktadadır:
Satranç oyununu yapan kişi, benim seninle oynarken hangi stratejiyi kullanacağımı, senin beni nasıl yeneceğini veya benim seni nasıl yeneceğimi tek tek belirlemez. Sadece kuralları koyar ve oyun bu kurallar içerisinde oynanır.
Allah'ın yaratmasında ise mesele bundan daha farklıdır.
Allah yaratır ve her kul için binlerce seçenek ve kapı bulunur. Hangi kapının açılması hâlinde nelerin gerçekleşeceği de O'nun ilmindedir.
Ben bu binlerce ihtimal içerisinden bir kapıyı cüz'î irademle kendim açsam bile, yine de Allah'ın ilmi ve iradesi içerisindeki bir senaryoyu yaşamış olurum.
İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kün fe yekûn.
O irade ettiği için olay gerçekleşir.
Allah benim ne yapacağımı bilmiyor olsaydı, kader ve ilim meselesini açıklamak çok daha farklı olurdu.
Mesela bir insan hile yaparak bütün oyuncuları yenebilir, sahtekârlıkla para kazanabilir, insanları aldatabilir ve daha büyük ölçekte çeşitli olaylara sebep olabilir.
Peki bütün bunlarda Allah'ın rolü nerededir?
Allah kuralları koymuş ve kainatı bu kurallar içerisinde yaratmıştır. Fakat aynı zamanda bütün ihtimalleri ve sonuçları bilen O'dur.
Allah sayıları yaratmış, sayılara aritmetik sistem koymuştur. Bütün aritmetik de bu kurallar içerisindedir.
Aritmetik mühendislikte kullanılırsa bu sayılardan bir köprü veya bina meydana gelir.
Bilgisayar mühendisi kullanırsa aynı matematikten bilgisayar ve program meydana gelir.
Gemi mühendisi kullanırsa sayılarla geminin uzunluğu, genişliği, parçaları ve vidalarının ölçüleri hesaplanır.
Ben Kur'an'da da bir aritmetik ve metrik sistem bulunduğunu ve bunun ebced ile ilişkilendirilebileceğini düşünüyorum.
Fakat ebced sabit ve tek bir sistem olarak her şeyi belirleseydi, o zaman her şey satranç gibi önceden tek biçimde belirlenmiş olurdu.
Oysa hayat böyle değildir.
Matrix filmindeki rakamların ekrandan akması gibi düşünürsek, insanlar aynı görünür, fakat kaderleri aynı olmak zorunda değildir.
Sözler de böyledir. Bazen aynı söz farklı anlamlarda kullanılabilir.
Mesela Almancada "muss" kelimesi Türkçedeki "muz" kelimesine benzer şekilde duyulabilir. Sen onu muz zannedebilirsin; hâlbuki Almancada "muss", "mecburum/mecbursun" anlamında kullanılır.
Yani sözler aynı veya benzer duyulsa bile manaları farklı olabilir.
Aynı sözü söyleyen insanlar bile farklı anlamlar taşıyabilir.
Herkese bu kadar kader yazmak, her an bunları gözetlemek ve sonuçlarını bilmek bize çok zor görünebilir.
Fakat şöyle bir örnek düşünelim:
Ben göle bir taş attığım zaman göldeki balıklar etrafa kaçar. Sonra ördekler uçar. Oradaki kurbağa korkup göle atlar. Geyik su içmeye gelmişse ürküp kaçabilir. Taş gölde dalgalar oluşturur, dibe hava kabarcıkları gönderir.
Yani tek bir taş, binlerce sonuca sebep olabilir.
Fakat bunu yapan benim elim ve kolumdur. Bir çakıl taşını göle atmak benim için ne kadar zor olabilir? Çok kolaydır.
İşte Allah'ın bütün kainatı aynı anda sevk ve idare etmesi de bize zor görünse bile, Allah'ın kudreti karşısında bunun zor olmadığını ifade etmek gerekir.
Her olayın ayrı sebepleri ve sonuçları vardır; buna rağmen Allah'ın ilmi ve kudreti hepsini kuşatır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Men lâ yerham, lâ yurham."
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
(Hadis-i Şerif)
Ey Rabbim!
"Kozumu çekince araya girenler var. Sen hayırlısını biliyorsun; ben ise sonucu bilmiyorum. Sonucun ne olacağını Sen bilirsin."
Mor koyunlar, mor bulutlar, Lût askerleri, kara lahana...
Hande, Hande... Er-Rahmân... Hızır, İlyas...
Burç, doğum tarihi, yani bahar doğumlu...
Kesin bir zaman veremem; fakat doğumun baharı gösterdiğini düşünüyorum.
Bu konu kişiye özel bir cevap olup herkesi ilgilendirmez.
Raşidi Tarikatında "Eûzü Besmele" Zikrinin Sebebi ve Hikmetleri Nelerdir?
"Allah adın zikredelim evvelâ
Vâcib oldur cümle işde her kula
Allah adın her kim ol evvel ana
Her işi âsân ider Allah ana
Allah adı olsa her işin önü
Hergiz ebter olmaya anın sonu
Her nefeste Allah adın di müdâm
Allah adıyle olur her iş tamam
Bir kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür cümle günah misl-i hazan
İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen
Her murada erişir Allah diyen
Aşk ile gel imdi Allah diyelim
Dert ile göz yaş ile âh edelim
Ola kim rahmet kıla ol padişah
Ol Kerîm-ü ol Rahîm-ü ol İlâh
Birdir O, birliğine şek yoktur."
(Mevlid-i Şerif'ten pasaj. Müellifi merhum Süleyman Çelebi)
Raşidi Tarikatında "Eûzü Besmele" zikri, 5. sınıftan 10. sınıf sofilere kadar günde 100 defa zikredilir.
10. sınıftan sonra zikirlerini ezberleyen ve artık mevsim zikri çekmeye hak kazanan sofiler ise günde 200 defa "Eûzü Besmele" zikri çekerler.
Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inde ifade ettiği gibi, eğer bir işe besmele ile başlanırsa o işin sonunun kolay ve güzel olması temenni edilir. Besmele ile başlanmayan işin sonu ise kesik, yani ebter olabilir.
Bu yüzden bizim tarikimize giren en acemi sofimiz dahi günde 5, 10 veya 100 defa Eûzü Besmele çeker.
Çünkü insan bazı işlerinde besmele çekmeyi unutabilir. Yahut bir işe başlarken besmele çekmek henüz ahlak hâline gelmemiş olabilir.
İşte çektiğimiz "Eûzü Besmele" zikirleri, besmele çekmeyi unuttuğumuz işlerin başında besmele bulunması niyetiyle okunur.
Böylece en zayıf sofi bile günde yüz işinde, amelinde besmele çekmiş gibi bir niyet taşımış olur.
10. sınıf sofiler ise günde en az 200 işinin başında besmele çekmiş olma niyetiyle bu zikri yaparlar.
Velhâsıl-ı kelâm, niyetinizi böyle tutarak bu "Eûzü Besmele" zikrinize gayret gösteriniz.
En son gözlemlerime göre, 29 Mart Çarşamba Recep ayının 1'i demek oluyor. Salı gecesi oruca niyet edecekler, sahura kalkacaklar. 30 Mart Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece de Regaip Kandili'dir.
Regaibiniz ve üç aylarınız hayırlara ve sevaplara vesile olsun inşallah, ey Mehdi askeri.
"Allahümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa'bâne ve belliğnâ Ramazân."
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 25 Mart 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


