Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf Sofilerimize Kıyamet Talim Ettirilir
Ve Oraya Çıkan Kimseye Kilit ve Mühür Vurulur — Demiştik
Ve Talim Ettik mi? Ettik.
(Kar©glan'ın 18 Kasım 2016 Vaazı)
Ve Oraya Çıkan Kimseye Kilit ve Mühür Vurulur — Demiştik
Ve Talim Ettik mi? Ettik.
(Kar©glan'ın 18 Kasım 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Ve izâ kuriel kur'ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn.
Meali:
Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki böylece rahmete kavuşturulursunuz.
Sadakallâhül Aziym — A'râf Sûresi 204. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمن يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetihi ulâike yu'minûne bih, ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn.
Meali:
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 121. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Kıyamet gününde Kur'ân-ı Kerîm gelecek ve Allah Teâlâ'ya: 'Yâ Rabbî! Kur'an okuyan kimseyi şeref süsüyle süsle!' diyecek; bunun üzerine Kur'an okuyan kimse şerefle süslenecek. Yine Kur'ân-ı Kerîm: 'Allah'ım! Ona şeref elbisesi giydir!' diyecek; hemen o zâta elbiselerin en değerlisi giydirilecek. Sonra Kur'an: 'Rabb'im! Ona şeref tacı giydir!' diye niyâz edecek; o kimseye şeref tacı giydirilecek. Sonunda Kur'ân-ı Kerîm: 'Yâ Rabbî! O kulundan razı ve hoşnut ol! Senin hoşnutluğundan üstün bir şey yoktur.' diyerek Kur'an okuyan kimseyi mânevî mertebelerin en yükseğine ulaştıracak."
(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 18; Dârimî, Fezâilü'l-Kur'an 1)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:
"Kıyamet gününde, Kur'ân-ı Kerîm ile onun buyruklarını tutup yasaklarından kaçan mü'minler ortaya getirilecekler. Kur'an'ın önünde en uzun iki sûresi, Bakara ile Âl-i İmrân bulunacak. O sırada bu iki sûre, iki bulut gibi görünecek veya aralarında bir nur bulunan iki siyah gölgeliği andıracaklar; yahut bu iki sûre, kıyamet gününde sahiplerini savunmak üzere saf bağlayıp kanat germiş iki kuş sürüsü gibi gelecekler."
(Hadis-i Şerif, Müslim, Müsâfirîn 253; Tirmizî, Fezâilü'l-Kur'an 5)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:
"Kur'ân'ı kendisine zor geldiği halde kekeleyerek okuyan kimseye ise iki kat sevap vardır."
(Hadis-i Şerif, Riyâzü's-Sâlihîn, 991)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Yeni bir buluşa atıf: İnsanoğlu doğal parfümü keşfetmeli artık. Ve Muhammed gül kokardı, deniyor. Ve bunu şöyle keşfedeceksin ey bilim adamı: Büyük bir çanak al ve içine zengin bir humuslu toprak, elenmiş toprak koy. Sonra o çanağa kokulu bir gül dik ve bekle güllerin açmasını, ve onu her an izle. Ve güller açıp da gonca olup kokunca, o çanaktan gülü çıkar ve o toprakta neler eksilmiş, bak. Daha önce gül dikmeden bu toprağın 10 gramında hangi elementler, ne kadar var — ölç, yaz. Sonra bir de gül açınca gülü çanaktan sök ve tekrar o çanağı komple karıştır; ve artık onda neler, ne kadar azalmış, bak. Ve sonra bu çanağa bu sefer reyhan — fesleğen — dik; ve o yaprak açıp koku verince bir 10 gün bekle, sonra onu da sök ve toprakta neler eksilmiş, bak. Sonra o gülün yapraklarının yağını çıkar ve temiz bir cilde sür, ve cildi incele: Bu gül yağını sürünce deride ne alışverişi oluyor ki gül gibi kokuyor? Sonra reyhanın kokusunu yap ve sonra reyhan yağını deriye sür; neler alıp veriyor, bak. Şimdi onun alıp verdiği elementler toprakta ne kadar eksilmiş, ona bak; kaç gram, ne kadar? O elementi deri, nefes alırken nasıl alıp alıp veriyor, incele. Ve buraya kadarı benden; sonrasını sen araştır, bul. Ve deri, kendisi yediğimiz şeftaliden şeftali kokulu ter üretebileceğini, ve yine erik yiyince erik kokusu üretebileceğini, ve yine gül yaprağı yiyince gül kokusu üretebileceğini bul. Ve bu doğal parfümün ilk sürümünü bana hediye et, bana gönder. Hadi, kolay gelsin.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ
Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya'fû an kesîrin.
Meali:
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 30. ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır."
(Hadis-i Şerif, Müslim, İman 231; Tirmizî, Tefsir 75)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Günaha devam edenin zamanla kalbi mühürlenir; o artık sevap işleyemez olur."
(Hadis-i Şerif, Bezzar)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ
Ve zerû zâhirel ismi ve bâtınehu, innellezîne yeksibûnel isme se yuczevne bimâ kânû yakterifûn.
Meali:
Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terk edin. Muhakkak ki günah işleyenler — kazananlar — kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar.
Sadakallâhül Aziym — En'âm Sûresi 120. ayet
Bundan daha öncesi ise: Her günah, kalpte ve de gözde kara bir leke yapar, demişler. Öyle olunca günah, elbisenin kirlenmesine sebep olan şey demektir. Ve öyle olunca, günah ile kirlenmenin alâkasını keşfet ey insanoğlu; ve günahsızlığın güzelliği ve eseri olacak olan, kirlenmeyen elbiseyi keşfet artık. Bu hata yaptırtmayan Allah, doğru olan El-Hâdî olan Allah'a itaat et ki bunu bulabilesin, keşfedebilesin.
------------------
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî, fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmen, fe ehazehumut tûfânu ve hum zâlimûn.
Meali:
Ve andolsun ki Biz, Nuh (a.s.)'ı kavmine resûl olarak gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak — 950 yıl — kaldı. Sonra onları — Nuh (a.s.)'ın kavmini — tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi.
Sadakallâhül Aziym — Ankebût Sûresi 14. ayet
Kur'an'da pi veya rooooo var mıdır?
Vardır. Hani bizim tikimizden bahsederken Kur'an der ki: "Nuh onların aralarında 1000'den biraz eksik kaldı." Tam değil yavrum; küsuratlı. Çingene tiki, piiii ya da karooooooooooo oğlan rooooooosu yavrum. İstersen roooo oluruz, istersek piiii oluruz.
Yatay ve Dikey Nedir, Bilen Var mı?
Bizim köyde sünnet töreninde, herkesin ortasında kesilir ki bakarlar: "Mehdi doğdu mu, dikey mi doğmuş?" Yatay, dikey nedir işte — bilen var mı?
---------------
AHDE VEFA
الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّهِ وَلاَ يِنقُضُونَ الْمِيثَاقَ
Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk.
Meali:
Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 20. ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Dört şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan bir haslet bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet vardır. O hasletler: Kendisine bir şey emanet olunursa hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kavga ederse baştan çıkar — haktan ayrılır."
(Hadis-i Şerif, Buhârî)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Kıyamet gününde sözünde durmayan her hain için bir sancak dikilecek; 'Bu filanın vefasızlığıdır, hıyanetidir' denilecektir."
(Hadis-i Şerif, Buhârî)
"Ahde vefa imandandır" deniyor da, peki yeri gelince bazen eski sözünden cayıp yeni söz bulmak imansızlık mıdır? Eski telefonlarda diretip dursak, bu yeni telefonlar nasıl icat olacaktı? Yemeği, aşı elimizle yersek mi iyi, yoksa ondan geçip kaşık, çatal kullanmak mı iyi? Söyle bana: Eski sapan taşı ile Calut'u öldüren Davud'a uyup "sapan taşı ile savaşmak sünnettir" diye, biz Davud'un sünnetinden caymayız deyip diretmek mi iyidir; yoksa güne ve zamana uygun silahlarla kuşanıp İslâm cephesini en iyi savunmak mı iyidir? Yoksa hâlâ sapan taşı mı? Peki nedir bu densizlik? Birisi bana bir söylesin.
Evet, ahde vefa güzeldir ama alt basamağı inkâr edemeyiz; ona saygı duyarız ama alt basamağı terk etmeyen üst basamağa geçemez. Yine bazen alttakinin üstüne basmak lazımdır. Musa da olsa aynı; yukarı çıkmak için bir öndekinin üstüne çıkmak gerekir. Yani bunun da hikmeti horoz ile başlar; bir horoz üste çıkar, işte o yüzden, ondan sonra bütün sıra dizilir üste. Ve öyle olunca insanlık zinciri bugün ileriye ilerleyebiliyorsa, dün bildiklerini bir daha elden geçirmesi ve ileriye doğru gitmesi iledir. Yoksa diretip "ben sözümden caymam" demek, ne demek? Yani "ahde vefa" o demek değildir.
------------------
Ve Allah insanoğluna öyle bir şey keşfettirmiş ki: Mesela kamyon var; kamyonun dorsesinin hemen arkasında bir tane kepçe veya küçük bir vinç var. Ve o kepçeyle yük de ağır ve kaldırması zor olan, uzun olan, kısa olan, büyük bazı şeyleri kendi kasasına alıp yükler; veya kasasından alıp indirir. "Kendin pişir, kendin ye" insanlar; hem ana, hem baba, veya hem baba hem ana insanlar. Ve bunlara bizim köylücede "arkadan bacaklı" derler; veya benim dilimde ise "arkasından aletli" insanlar — yani yengeç ama... Eğer yengeç olacak çocuğun annesini ulvî bir ruh değil de kötü bir cin tikerse, o ruh bir cinin ruhu ise — hani derler ya, cinin bacakları tersinedir, aynen öyle — bunun bir de arkasında aleti olur; aynen o TIR ve kamyonun dorsesinin ardındaki vinç ve kepçe gibi. Yani arkadan bacaklı, yani cüce veya yengeç burcu ama cin musallat olmuş yengeç demektir. İyi midir? İyidir; öylelerine de ihtiyaç vardır tabii ki. Adam indir bindir için yardımcı adam mı arayacak? Kendi yükler, kendi indirir, geçer yani self-servis kardeşim. Yani kendi kendine yeten adamlar. Var mıdır böyleleri? Evet, vardır ki böyle bir cibilliyatı Hak Teâlâ halketmiş yine yani.
Mustafa ... Hoca yine diyor ki insan duasında: "Sever ve sevdiklerini ister" diyor. Hani elfâtiha duamızda var ya: "Sevenlerimi, sevdiklerimi nasiplendir" diyoruz ya; yani bize taş atıyor yine. Orada bir de ne diyoruz? "Cemaatini de" diyoruz. Cemaat nedir? "Ben de ondanım" diyenler.
Bunu şu misal ile anlatalım: Zamanın birinde evliyanın biri sofileri ile otururken çingenenin biri gelir ve yanında kara bir köpeği vardır. Selamlar ve "Ben Seyyid'im" der. Şeyh hemen ayağa kalkar, "O âlî soydanmış" diye hemen yer verir; "Getirin, köpeğini de yallayın, doyurun" der. Onun ve köpeğinin önüne sofra kurar, yedirir, içirir, yolcu eder; ardına yastık verin falan filan — yani hürmet, taltif. Sonra o gider, sofiler kızar: "Ya sen koskoca şeyhsin; bu adam falan çingenedir. Sen bunun çingene olduğunu bilemedin, ne iş?" derler. Şeyh der ki: "Ben onun o 'Ben Seyyid'im' deyişine yanıldım, yakıldım. O soydan, Ali-Muhammed soyu diye... Taltif, onun 'Seyyid'im' deyişineydi" der.
Sonra yine Kitmîr: "Kitmîr, Kitmîr — onun bendendir" demesi... Biz onu da kabul ettik. Yine "Eşşek lan eşşek, ben Üzeyir'in eşeğiyim" demesi ile onu da kabul ettik biz. Sen bizi ne sanırsın, akılsız? "Ben ondanım" diyen herkes de kabulümüzdür, anladın mı şimdi? İdiyot; bu bir Cemil İpekçi olsa bile anladın mı? İdiyot; Kitmîr misali ile "ben de onlardanım" diyen herkes kabulümüzdür.
---------------
Herkes cibilliyat, cibilliyat kardeşim. Yani bir insan Bakara burcu — yani Kova burcu — ise dana veya inek; yani en verimli hayvan: etinden, sütünden... Eğer süt vermezse ineği satarlar, kasapta keser azizim. Yine dana ise, döl vermiyorsa artık satarlar kasaba; ve kasap da keser azizim. Yine tavuk yumurta vermiyorsa keserler azizim. Yine horoz sabahları ötmez olduysa keserler azizim. Yani akrep, vermemesini bilen; ona "gel, sen de ver" deyince onun da tabiatı bozuluyor. Yani o, vermemeye kurulu. İnek ise et, süt, döl vermeye kurulu cibilliyat azizim. Horoz ötmekle sorumlu; ve bir horoza, bir akrebi reis etmeye kalkarsan, der ki ona: "Ötme gari lan, yeter!" der; yani "Gel, seni keselim, pişirelim, yiyelim" demek gibi bir şey yani. "İyi beslendin, gari etli butlu oldun; tutalım, keselim, pişirelim" demek gibi yani. Horoz öttükçe var. Nitekim beyaz horoz İsrafil, insanlık kurulalıdan beri ötmeye kurulu; o bir an bu görevden daha ihraç edilmedi bile. Sen kimsin, düşüncesiz?
----------------------
"Çökertme" diye bir şey var; yani termometrenin skalası gibi, yahut ses anfilerindeki ses düğmesi gibi yukarı aşağı çekmek işlemi. Yani eski teypli radyoların ses açıp verme düğmesi gibi, ileriye geriye çekme düğmesi. Yani o, onu yukarı çekeceğim diye uğraşır; öbürü de indireceğim diye uğraşır. Denge, denge azizim. Denge nedir? Hz. Ömer'ler, Ebû Bekir'ler de sahâbeye uysaydı, bu din ayakta bu günkü gibi durabilir miydi? "Ben de vermeyeceğim, kimseye de bildiklerimi öğretmeyeceğim, yedirtmeyeceğim" deseydi yani... Her şey sıraya göre; sırasını bilen, sırasına göre ve cibilliyatına göre ahlâkı vardır; ve de ona göre hareket eder zaten.
Yengeç: dar elli, yani ellerinin ayası küçük insanlar; memur, âmir, kimse ise yani zımba ile rakı hikmeti; kâğıt, kürekle uğraşan kimse demek yani.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu'minûn, kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih, lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih, ve kâlû semi'nâ ve ata'nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman ettiler. Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."
Sadakallâhül Aziym — Bakara Sûresi 285. ayet
Peygamberleri ayırmadan sevme hikmeti: Aletin büyüğünü küçüğünü birbirinden ayırmadan; "o peygamber, bu peygamber" ayırmadan sev. Üzeyir'i ve eşeğini seviyorsan, zımbayı, aleti de sev; İsa gibi zımbayı, aleti de sev. Ve yine baldır, but kalınlığı demek yengece doğru gitmek demek; avucumdan su içen kanar hikmeti. Yine ve Salebe... Yine ibre — sadece ibre; ne yana doğru? Senin ibrene bak. Salebe, sadece vermeme ibresinin sonu. Yani sen o yana gideceksen, en son Salebe gibi olman lazım ki seni çeker Yaradan o yana; veremez hâle gelirsin. Yine Salebe gibi olanı da bu yana çeker; hatta onun sınırı, donuna kadar verip de donsuz kalınca küpe giren Ebû Bekir olursun.
-----------------------
Ve bazen dala çıkıp rızkını koparman, alıp gelmen lazımdır; zor ve çile içinde. Bazense olur, sofrana koparılmış elma, armut, biçilmiş buğdaydan olma un, ekmek edilmiş lokma gelir. Yani yön ve ibre yine.
Kader bahsinde bir konu daha var: Bazen insan kaderine gider, alır gelir. Bazen kader gelir, seni bulur. Yani azizim, elma dalında elmalar var; ve sen gittin, en iyilerini toplarsan kırmadan, berelemeden toplarsın. Ama sen "elma gelsin, beni bulsun" diye beklersen, bu sefer elma daldan düşer, kafanı gözünü incitir, bereler; ve sonra kurt kuş da onu didikler, birileri de mincikler pazarda; ve sen bu yenik lokmalara muhtaç olursun. Yani bazen dala çıkıp, el değmeyen hurilere uzanıp, elini uzatıp elmanın da iyisini toplamak lazımdır. Yok yok "gelsin beni bulsun" manyaklığı; sonra "kader beni arasın, bulsun" dersen, bir kamyon senin kaderin olur; gelir, (başlıktaki hâl) vurur, canını alır, geçer; kaderin oluverir. Sen "beni bulsun" diyordun ya; ya kaçarsan o kamyon geliyorken, kurtulursun bazense. Kaderin sana ne yazdığını biliyor musun, düşüncesiz? Akılsız.
İnsan başına öyle hâller gelir ki bazen tabancan olsa bile, tabancayı çıkarıp da birilerine kaptırmaktansa, tabancayı cebinde, belinde bırakıp birkaç yumruk yemekten zarar gelmez. Tabanca giderse durum vahim. Yani o yüzden dedi Muhammed: "Ahir zamanda elinde silahı olan, silahını atsın." dedi. Yani tabancan varsa da hava atma, çıkarma; zaman ahir zaman; olur da olur, kaptırabilirsin yani. Gösterme azizim.
------------------
Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti:
"Benden sonra, nübüvvetten sadece mübeşşirat — müjdeciler — kalacaktır!" Yanındakiler sordu: "Mübeşşirat da nedir?" "Salih rüyadır" diye cevap verdi." Muvatta'nın rivayetinde şu ziyade var: "Salih rüyayı salih kişi görür veya ona gösterilir."
(Buhârî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3, (2, 957); Ebû Dâvud, Edeb 96, 5017).
Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Zaman yaklaşınca, mü'minin rüyası neredeyse yalan söylemeyecek. Esasen mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür." Buhârî'nin rivayetinde şu ziyade var: "Nübüvvetten cüz olan şey yalan olamaz."
(Buhârî, Ta'bir 26; Müslim, Rüya 8, (2263); Tirmizî, Rüya 1, (2271); Ebû Dâvud, Edeb 96, (5019).)
Ebû Said (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."
(Buhârî, Ta'bir 4; Muvatta 1, (2, 956).)
Hani bazıları Mehdi'yi rüyasında görüyor da bir çocuğa hamile kalıyor ya... Gerçek rüya nedir peki? Ne dedi Muhammed? "Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür." O rüya sandığın rüya değil; gerçek, gerçek, düşüncesiz!
Mehdi'yi ne sanırsın? O, bu ahir zamanda peygamberlerin yerinde duran kimse demektir o.
----
Ey sözümden caymaya kalkan, benimle uğraşıp durma artık! Beni yenmek, zaten karşı tarafı da yenmek demektir. Çünkü babanız — kuralı gereği ve yaşlanınca tek siyah sakalı, saçı, kılı kalmayan o kişi — beyaz horoz idi yani; gerçek beyaz horoz. Beyaz horozu yenmek, sizin artık babanızdan bir daha doğmamanız demektir, anladın mı? Sen beni daha besle, büyüt, sev, sevdir, yetiştir; zıbba gibi bir alet yap, tiksin, geçsin herkesi diye. Merak etme, ben sivrildikçe sen de sivrileceksin.
Babanız çünkü beyaz horoz yani; yani yine Hz. Mehdi yani.
Ey kuzey komşumuz, sana sözümüze gelince: Biz bunu dedik diye, karşı tarafı yok etmenin kuralını öğretmedik yani. Yine bana zarar verirsen, sen R'den başlar, A'da bitersin — yani "Rusya" yani; yani benden başlar, onda bitersin. Öyle olunca beni bitirmek, senin kendini yiyip bitirmen demek yine. Mikrop, kendini yiyen mikrop musun sen, düşüncesiz? Kendine gel, bir titre, akıllan artık.
------------------
Azrail ve Cebrail Hikmeti
Hak Teâlâ Âdem'i yaratırken toprak almaya gelen Cebrail'e Dünya, Cebrail'e dedi: "Benden toprak alma, beni cehenneme atacakmış." dedi. O da alamadı. Hadi bakalım, Azrail geldi, aldı, geçti. Peki bizler daldan elmayı koparıp geçiyoruz; o, oradan "Aman beni alma, yiyip tuvalete dökeceksin; aman beni alma!" demediğini biliyor musun ey insan? Bilmiyorsun. Onun sesini duyuyor musun? Duymuyorsun. Ve koparıyorsun. Peki sen Azrail makamında mısın, yoksa Cebrail makamında mı? Şimdi bana söyle. Ve o demişti ki "Beni cehenneme atacakmış" — bu nedir? Lan düşüncesiz, eriği, vişneyi kopardın; bir de reçel yaptın, kaynattın; işte cehenneme soktun, çıkardın. Daha ne? Hangi cehennemi arıyorsun sen? Ve deniyor ki denizlerdeki köpek balığı çok vahşi; keşke yemese... Yemese o aç kalacak. Nereye gitsen bir zeykırlı var. Denizlerin zeykırlısı da o; laf, söz dinlemez. Ama diyorlar ki, o kadar vahşi değil; onun içinde de sevgi var yine. Sen o sevgiyi arayıp bulabilirsen ama işte...
Haydi elmaları yemeyelim, ekmeği yemeyelim — olur mu? Olmaz. Allah böyle koymuş bu düzeni azizim.
---
Kel olmayanın, kellik ilacı ile alâkası ne olaki? Ne ihtiyaç duysun ki kellik ilacına? Ancak belki eczacı ise, satıp para kazanmak için falan filan; yoksa kel olmayan ne yapsın kellik ilacını? Hastasına göre ilaç, vidasına göre somun kardeşim.
---------
Tarikat-ı Raşidî 21. Sınıf sofilerimize kıyamet talim ettirilir ve oraya çıkan kimseye kilit ve mühür vurulur, demiştik. Ve talim ettik mi? Ettik.
İki gündür onu talim ediyorduk. Bizi gören, duyan, bu hikmeti artık anlatmayacak. Mühür demek, susacak demek. Ve sen belki bir ersin ama belki de İslâm kalesinin direği konumundasın; son "Allah" diyecek olan ersin, o gün. O yüzden, ve bazı bilgiler, o talimimizde sadece onların içinden cımbızlanıp bazılarına pas atılacak; gol ediyorsa biliyor; yok bilmiyorsa, daha o hikmete ermemiş demektir. Ve onlara "Sen uyursan herkes uyur" denip onu başlangıca gönderilecek ki o hikmete erebilsin.
--oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 18 Kasım 2016 Cuma
Original Kar © glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 18 Kasım 2016 Cuma
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


