İslamda Şüphenin Hükmü ve Hatırladığı Yerden Devam Etmek
(Kar©glan'ın 26 Kasım 2017 Vaazı)
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
"Ey Rabbimiz! Şâyet unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!"
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 286. ayetten pasaj
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve hatırladığı rekatı esas alarak namazına devam etsin."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Sehv 24; İbn Mâce, İkâme 132)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Dinimizde farzlar bellidir, vacibler de bellidir, sünnetler de bellidir, helaller de bellidir, haramlar da bellidir. Fakat bunların arasında kalan bir de şüpheliler vardır ki; mesela farz mı sünnet mi olduğu belli olmayanlar... Ve bunlara biz Hanefî'de "vacibler" diyoruz. Yine helal mi haram mı belli olmayan şüpheliler vardır ki, onlara dikkat edenler ancak takva ehlidir. Çünkü umumun üstüne farz olanlar belli, sünnet olanlar da belli, ve yine helaller de belli; işte umum onlara dikkat etmekle sorumlu. Ancak işte takva ehli ve ehl-i tarik ve Allah dostu olmaya çalışan kimseler, bu şüphelilerden de sakınırlar.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Bir kul, günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz."
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Kıyâmet 19)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!"
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Kıyâmet 60)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir."
(Hadis-i Şerif; Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 10)
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassalâ(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya'lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn.
Meali:
"Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.
(Sadakallahul Aziym — EN'ÂM Suresi 114. ayet)
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ eyyyuhâllezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba'daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba'dukum ba'dâ(ba'dan), e yuhıbbu ehadukum en ye'kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûhu, vettekullâhe, innallâhe tevvâbun rahîmun.
Meali:
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
(Sadakallahul Aziym — HUCURÂT Suresi 12. ayet)
Yani buradaki zandan kasıt, "O mu, bu mu?" diye zannetmek; yani o da nedir? Şüphe etmek veya şüphelenmek demektir. Yani Allah, şüphelenmekten sakınmak gerektiğini buyuruyor. Öyle olunca zan, yani fikirdeki, düşüncedeki şüpheye verilen isim.
Yine dinin başı taharet ve abdest. Öyle olunca namazın dışındaki farzlarından "Necasetten taharet" ve temizlik konusunda:
Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset gelse, bu yeri bulamasa, zannettiği yeri yıkasa temiz olur. Namazdan sonra necis yer meydana çıksa, namazı iade etmez. Yanlış yerin yıkandığı meydana çıkıp, necis yer belli olduğuna göre, necasetle kılınan namazı niye iade etmiyor? Kasten necis elbiseyle namaz kılmıyor; necaseti temizlediğini zannederek kılıyor. Bu hareketi, namazın iade edilmesini gerektirmiyor. Burada yine şüpheye mahal yoktur.
"Elbisesinde necaset olup da bilmese namaz sahih olur. Necaseti namazdan sonra görse, kaza etmek lâzım gelmez." deniyor. Necaseti gördüğü halde, namazı niye kaza etmiyor?
Resulullah (sav) ashabıyla namaz kılarken aniden nalınlarını çıkarıp sol tarafına koydu. Bunu gören cemaat de derhal nalınlarını attılar. Resulullah (sav) namazı tamamlayınca:
"Nalınlarınızı niye attınız?" diye sordu.
"Seni nalınlarını atarken gördük, biz de kendi nalınlarımızı attık!" cevabını verdiler.
"Cebrail (as) bana gelip pislik olduğunu haber verdi (onun için attım). Öyleyse sizler mescide gelirken dikkat edin; nalınlarınızda bir pislik (kazurat, yani necastar parçası, necaset atığı) görürseniz onu silin, ondan sonra o, ayağınızda olduğu hâlde namazınızı kılın."
(Hadis-i Şerif; Ebû Dâvûd, Salât 89, (660))
**Soru:** Abdestli iken yellenme oluyor, abdestim kaçıyor gibi vesvese geliyorsa ne yapmalı?
Şeytan insanı ibadetten uzaklaştırmak için dübürüne üfürür. İnsan da "Yellendim ve abdestim bozuldu" deyip abdestini tekrar almaya çalışır; oysa abdesti bozulmamıştır. İşte bu duruma mani olmak için hadiste şöyle buyurulmuştur:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sesini veya kokusunu almadığınız şeylerden dolayı abdest almayınız."
(Hadis-i Şerif; Müslim, Hayz 99 (362); bk. Buhârî, Vudû 4, 36)
Ubey bin Kâ'b'ın rivayetine göre:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Abdeste musallat olan bir şeytan vardır ki, ona velehan (şaşkınlık veren) derler. Onun için abdest ve gusülde su vesvesesinden korunun."
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Taharet 43; İbn Mâce, Taharet 48)
Abdestte gelen vesveseyi temelinden halleden ve herkesin rahatça tatbik edebileceği Peygamberimizin bir tavsiyesi de şu şekildedir:
Bedevinin birisi Resulullah'a (a.s.m.) gelerek abdestin nasıl alınacağını sordu. Resulullah (a.s.m.) azalarını üçer defa yıkayarak ona abdest almayı gösterdi. Sonra da:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Şöyle Buyurdular:
"İşte abdest budur. Bundan fazla yapan, sünneti terk ederek hata yaptı, sınırı aştı ve nefsine zulmetti demektir."
(Hadis-i Şerif; İbn Mâce, İkâme 48)
Namazdaki şüpheye vesvese denilir ki; şeytan sana o gün veya önceki günlerde olanlar veya yarın yapacakların hakkında hatırlatmalar yaparak vesvese verir, ve seni namazda gaflette bırakır, ve sen namazını unutursun, kaç kıldım diye bilemezsin. Ve bu durumda ise yapılması gereken, başta yazdığımız hadiste de anlatıldığı gibi:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve hatırladığı rekatı esas alarak namazına devam etsin."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Sehv 24; İbn Mâce, İkâme 132)
Abdullah bin Amr'ın rivayetine göre:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Herhangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek, 'Falan şeyi ve şu şeyi hatırla.' der. Ta ki kul, gafletle namazdan çıkıp gitsin. Ve herhangi biriniz yatağında uzanmış iken şeytan onun yanına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutmaya çalışır."
(Hadis-i Şerif)
Başta abdest ve namaz olmak üzere ibadetlerde unutabiliriz; ne okuduğumuzu, ne kadar okuduğumuzu, kaç rekât kıldığımızı bir an için aklımızda tutamayabiliriz. Böyle durumlarda da hemen telâşa kapılmamalı, çareyi yine ibadetin kendi içinde aramalıyız. Hiçbir insan unutkanlıktan kurtulamadığı gibi, en üstün insan olan Peygamberimiz (a.s.m.) bile çok az da olsa unutkanlığa maruz kalabiliyordu. Çünkü o, ne kadar büyük ve mükemmel bir insan olsa da, insanî halleri itibarıyla bizden birisi gibiydi. Acıktığı, susadığı, hasta olduğu ve sıkıntıya düştüğü gibi, unuttuğu da olurdu. Bu meseleyi hadiste şu şekilde görüyoruz:
Abdullah bin Mes'ud şöyle rivayet eder:
"Resulullah (a.s.m.) namaz kıldırdı. Ya fazla yaptı, ya eksik yaptı. Bunun üzerine, 'Yâ Resulallah! Namaza bir şey mi ilave edildi?' denildi."
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Ben ancak bir insanım. Siz unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Biriniz unuttuğu vakit, oturduğu hâlde iki secde yapı-versin."
(Hadis-i Şerif; İbn Mâce, İkâme 129)
Sonra Resulullah kıbleye dönerek iki secde etti.
Dinde genel kural: **Şüphe, ibadeti ifsad eder.** O yüzden şüpheden kaçınmak için, işte namazda olursa bu, kaldığı yerden devam edip, ardına iki tane daha secde edilir ki, bunun ismine dinimizde "Sehiv Secdesi" — yanılma secdesi, hata secdesi — denilir.
Abdestsiz namaz kılınır mı?
Elbette kılınmaz. Abdest, namazın şartlarındandır. Abdestin farzları, sünnetleri, edepleri ve yasak olan şeyleri vardır. Abdestsiz olduğunu sanarak namaz kılıp, sonra abdestinin olduğunu hatırlayanın namazını tekrar kılması gerekir. Kıbleyi tespit etmeden, vaktin girdiğini bilmeden de namaza durulmaz. Yani dinde çare üstüne çare üretilir. Çünkü abdestin yoksa, yahut abdest alacak su yoksa, o hâlde "Teyemmüm et!" denilmiş. Hatta vücudunun teyemmüm edecek yerlerinde de yara ve bere var ise, o zaman abdestsiz namazını kılar, demiş âlimler.
"Bektaşî namazı" diye bir hüküm vardır. Yani insan kendisini abdestli sansa, halbuki yellenme veya başka bir sebepten abdesti bozulmuş olsa, amma o kimse bunu unutsa ve abdestliyim diye namaz kılsa, bu namaz sahihdir. Hatırlayınca da namazının sıhhatinden şüphe etmezse iade gerekmez. Çünkü başta yazdığımız ayette ne dememiz, ne diye itikad etmemiz emrediliyor; de ki:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
"Ey Rabbimiz! Şâyet unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!"
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 286. ayetten pasaj
O hâlde "Unutursak sorumlu tutma" diye itikadımız yeterliymiş.
"İki elinin ve iki ayağının yıkaması farz olan yerleri kesik olanın, yüzü de yaraysa, teyemmüm edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve namazı iade etmez."
Teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra suyu gören kimse namazını iade etmez, deniyor. Su geldiğine göre mazereti kalmıyor; abdest alıp niye namazı iade etmiyor? O an su bulunmadığı için, dinî bir mazeretle teyemmüm edilerek namaz kılınmış oluyor. Dinimizin bildirdiği sebeplerle şüpheye yer yok ve bir defa kılındığı için tekrar kılınması gerekmiyor.
Kıbleyi araştırır, karar verdiği cihete doğru kılar. Sonradan yanlış olduğunu anlarsa, namazı iade etmez, deniyor. Kıbleye karşı namaz kılmak farz olduğuna göre — İstikbal-i kıble farz — farz terk edilerek kılınan namaz niye iade edilmiyor? Kıbleyi araştırmakla dinin emrine uyulmuş oluyor. Dinin emrine uyulunca, kıbleden başka yöne doğru da kılınmış olsa, namaz sahih oluyor. Yani yine dinde şüpheye yer yok. Ve öyle bir hâlde, eğer kıbleyi tespit edemediysek, niyet olarak denilir ki:
"Döndüm Kıble'ye, yönüm kıble, Kıblem ise Kâbe" diye niyet eder ve kılar.
Hareket hâlinde bulunan vasıtalarda namaz kılarken kıbleye yönelmek mecburiyeti yoktur. Vasıta istikametine doğru kılınır; oturulan yerde îmâ ile kılınır. Ayakta durmak namazın farzlarından biridir ki, buna kıyam diyoruz. Bu nedenle ayakta durmaya gücü yeten birinin ayakta durmadan kıldığı namaz olmaz. Ancak otobüste ayakta duramayan birisi oturarak namazını kılabilir.
Câbir b. Abdillah hadisinde:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Resulüllah (asm) bineği üzerinde iken, kendisini ne tarafa çevirirse o tarafa doğru nafile kılardı. Farz kılmak istediğinde ise bineğinden iner ve kıbleye dönerek kılardı."
(Hadis-i Şerif; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, VNI/385)
Efendimiz (asm) Hazretleri nafileleri deve üzerinde kılmış, farzları da yerde kılmaya dikkat göstermiş; ancak yerde kılmak mümkün olmadığı takdirde deve üzerinde kılınacağına işarette bulunmuştur.
Bu mesele ile onu kıyas edersek, o zaman eğer seferde otobüste giderken, otobüsün yönü kıble oluyorsa, zaruret hâlinde de işte kıbleyi tespit edemediysek, kanaatimiz olan yöne döner ve "Döndüm Kıble'ye, yönüm kıble, Kıblem ise Kâbe" diye niyet eder ve kılarız.
**Binek üzerinde veya vasıtada olan kimse:**
Bir özründen dolayı binekten veya vasıtadan yere inip namaz kılamayan kimse, kıbleye yönelerek namaz kılması şart değildir. Mümkün olduğu şekilde hangi cihet olursa olsun niyet edip namaz kılar.
Kıbleyi belirlemede soracak kimse bulamadığında, içtihad edip bulmaya çalışır. Namaz kıldıktan sonra başka cihete yöneldiğini anlarsa, artık namazı iade etmez.
İmâ, namazda rükû ve secde yerine başla işaret etmektir. Bu şekilde namaz kılan kişi rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer.
Hareket hâlinde bulunan vasıtalarda namaz kılarken kıbleye yönelmek mecburiyeti yoktur. Vasıta istikametine doğru oturulan yerde îmâ ile kılınır. Yani illa secde edeceğim falan diye zerre şüpheye yer yok. Ve rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer; ve itikadı ise tamdır, "Bu secde yerine geçer" diye iman eder.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Gökte iki melek vardır. Biri şiddetle, diğeri yumuşaklıkla emreder. İkisi de isabetli söyler. Biri Cebrail (a.s.), diğeri Mikail (a.s.)dır. Peygamberlerden de iki tane vardır. Onlardan biri yumuşaklıkla, diğeri şiddetle emreder. Biri İbrahim (a.s.), diğeri Musa (a.s.)dır. Benim de iki arkadaşım vardır. Onlardan biri yumuşaklıkla, diğeri şiddetle emreder: Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)."
(Hadis-i Şerif; Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha) — Ramuzu'l-Ehadis)
Ve İslam'da mezhepler vardır ki: Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî ve Ca'ferî gibi. Ve bunlarda bazısı Ömer ve Musa gibi kesin ve kat'î hükümleri ele almış; yine bazısı da Ebû Bekir ve Cebrail gibi halim selim yolu, kolay olanları ele almış. Ve bunların vücubu, dinde genişlik ve kolaylık için şart olanlardır.
Yani mesela Hanefî demiş ki: "Çiziğin üstünü taşan kan abdesti bozar." Şâfiî ise demiş ki: "Çizme, ayağına giydiğin çizme dolusu kan aksa, abdestin bozulmaz." Burada esas olan nedir? Halbuki ikisinde de kan akıyor; nasıl oluyor da birisinde bozuluyor, birisinde bozulmuyor? Burada asıl mesele itikad ve şüphe meselesi. Yani biri diyor ki: "Benim kanım da aksa itikadım bozulmaz." Diğeri de diyor ki: "Kanım aktı mı şuurum kaybolur ve itikadım bozulur."
Yine Mâlikî'de: Gusül ettiğin zaman elinle çıplak olarak avret mahalline dokundun — çamaşır giyerken amma istemeden dokundun — abdest bozulmaz. Amma:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Her kim tenasül uzvuna veya fercine dokunsa, abdest alsın."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Gusl 30)
Yani Şâfiî Mezhebi'ne göre tenasül uzvuna, çıplak el ile avret mahalline dokunmak abdesti bozar. Oysaki Mâlikî'de istemeden dokunursan bozulmaz, isteyerek dokunursa bozulur. Hanefî'de ise ister isteyerek dokunsun, ister istemeden dokunsun, Hanefî Mezhebi'ne göre çıplak el ile avret mahalline dokunmak abdesti bozmaz.
Yani öyle olunca mezhepler, dinde genişlik içindir; yani çare üstüne çareler üretmektir ve şüpheyi ortadan kaldırmak içindir. Dinde şüpheye hiç mahal yok. Ve zandan, şüpheden, düşüncedeki şüpheden sakının, deniyor. Çünkü "Şüphe ibadeti ifsad eder" kuralı yani.
Namazlardaki meydana gelen vesvese sonucu olarak ortaya çıkan, şüphe sonucu kaç kıldığını bilmeyen veya diğer sehiv secdesi gerektiren halleri yapanlar, meselemize bu linkten daha geniş ve tafsilatlı olarak inceleyebilirsiniz.
FIKIH Bölümümüzden "Sehiv Secdesini Gerektiren Haller Nelerdir?" Konusuna Bakabilirsiniz.
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve mâ yettebiu ekseruhum illâ zannâ, innez zanne lâ yugnî minel hakkı şey'ân, innallâhe alîmun bimâ yef'alûn.
Meali:
Onların çoğu ancak zannın (şüphenin) ardından gider. Oysa zan (şüphe ve sanmak), hak indinde çok şeyin yerini tutmaz. Yani çünkü şüphesiz Allah'ın, o konuda ne yapmak istediğini hakkıyla bilemezsiniz. O konuda yapmak istediğinin hepsinin ne olduğunu hakkıyla bilen Allah'tır.
(Sadakallahul Aziym — YÛNUS Suresi 36. ayet)
Âlimler ve Allah dostları (yani Arapçası evliyalar) "Fenâ fillâhtan önce, Bekâ billâhta, yolların birleştiği yerde, bizleri de birleştir." diye dua etmişler. Peki,
Bekâbillâh Neresidir?
Hz. Yusuf vakti, Yusuf şeriati vardı ve Musa bilinmiyordu; Musa şeriati ve sünneti de bilinmiyordu. Daha sonra Hz. Musa geldi; onlar biraz Yusuf'tan biliyorlardı. Ve sonra Musa şeriati indi ve Musa aleyhisselamın bunu tatbik edişi de Musa şeriati ve sünneti oldu. Ve yine Musevîler, İsa'yı ve İsa şeriati ve sünnetini bilmiyorlardı. Ve İsa dünyaya geldi ve İsa sünneti ve şeriati ortaya çıktı. Onlar da Muhammed şeriatini bilmiyorlardı. Ve Hz. Muhammed geldi ve bütün şeriatların içinde derc olduğu bir şeriat... Ve öyle olunca sonunda da bu din mezhepler ile de genişledi.
Ve bugün ise Mehdî dünyaya geldi ve hükmünü sürüyor ki, onun şeriatinde artık bütün yollar bilindi. Ve Google Amca diye bir şey var. Ve yaz: "İsa bu veya şu konuda ne dedi? İsa şeriatinde bu konuda ne vardı? İsa nasıl tatbik etti?" diye Google'a sor; karşına İsa şeriati de sünneti de çıkacaktır. Yine Musa şeriatinin o konudaki tatbikini ara; o da var. Yine "Hanbelî bu konuda ne demiş?" diye sor; o da var. "İmam-ı Rabbânî ne demiş?" O da var. Allah dostlarında mesela Muhammed Raşid Erol bu konuda ne yapmış, o nasıl tatbik etmiş? O bile var.
Ve öyle olunca Mehdî vakti işte, bütün yolların birleştiği bir yer, ve zaman ve mekân. Öyle olunca o:
"Fenâ fillâhtan önce, Bekâ billâhta, yolların birleştiği yerde, bizleri de birleştir" diye dua edenlerden bazısının duası kabul olmuş ve artık Mehdî vaktine ermişler. Artık yollar birleşti: İsa'sı, Musa'sı, İbrahim'i, Âdem'i hepsi burada.
Ve bak, bir Âdem istemeden otomatik pilotta, Âdem sünneti yapıyor. Benim bir Âdem diye arkadaşım vardı, dedi ki: "Ben abdest alınca havlu kullanmam; abdest suyum üstümde kurur." Kim o? Günümüzdeki bir Âdem. Peki Hz. Âdem'in havlusu mu vardı ki, abdestten sonra elini yüzünü kurulasın? Bak, bu adam bugünkü Âdem; amma yaptığı ahlak, o günkü ahlak. Ve yol birleşmiş mi? Birleşmiş.
Yine İbrahim diye bir tanıdığım var; camide dikkat ettim, namaz bitip imam ve müezzin "Âmin" deyince, bu İbrahim ellerini semaya kaldırırken önce sağını kaldırıyor, sonra solunu kaldırıyor. Yani otomatik pilot, yine İbrahim sünneti; yani sağı sola üstün tutmak. Yani yine yollar birleşmiş. Hz. İbrahim binler sene önce yaşadı amma, sünneti bize intikal etti ve yol birleşti. Bak, bir İbrahim'e baktık ve bir İbrahim sünnetini bulduk mu? Bulduk.
Sen de bak; sana da Hz. İbrahim'in veya Musa'nın başka bir tatbiki ve sünneti, günümüzdeki başka bir İbrahim'de ve Musa'da, İsmail'de karşına çıkacaktır. Yani yollar birleşti ve vakit Bekâ billâh vakti; fenâ fillâha varmadan önceki son durak, MHD vakti, ahir zaman. Ey dost, uyan artık.
----------
Zikr-i Râşidî'de üç yeni update geldi. Ve birincisi:
[attachment=38442]
Birinci olarak:
Artık tesbih modelimiz bu şekilde olan abaküs tesbih olacak ve her sınıf bu tesbihten kullanacak. Ve mevsimine göre renk farklı olacak. Fakat bunda siyah ve beyaz tanımlaması daha kolay olduğu için, zemheri tesbihini örnek olarak aldım. Ve zikrimizin sonundaki "100 Elhamdülillah" çekilirken tesbihin yönü vardır: Sağı solu, solundan başlayıp — yani o resimde görülen, 10 tane bir siyah bir beyaz boncuk olan taraf, sağ taraf. Ve diğer düz taraf, sol taraf. Ve soldan sağa doğru çekilmeye başlanır o zikirde. Ve sonunda o on tane bir siyah ve bir beyazlı, on boncuklu, mevsimine göre iki renkli kadranın olduğu yere gelince: Siyah boncukta "Vermediklerine hamdederim Allah'ım."; beyaza gelince "Verdiklerine hamd ederim Allah'ım." diye hamdedilir.
İkinci olarak da:
100 Estağfirullah zikrine gelince, yine soldan sağa çekilir. Ve o son onluya gelince: Siyah boncukta "Gizli günahıma tövbe ya Rabbi" diye tövbe istiğfar edilir. Beyaz boncuğa geçince de "Aşikâra ve açık işlediğim günahıma tövbe ederim ya Rabbi." diye istiğfar edilir. Veya "Bilerek işlediğim günahıma tövbe"; diğerinde de "Bilmeden işlediğim günahıma tövbe ederim ya Rabbi" diye istiğfar edilir.
Üçüncü olarak da:
Mevsim zikiri çekenler, artık zikirlerin yanında bir de silsileye Fatiha ve Kulhü ısmarlar; yani hediye ederler. İşte silsilemizdeki sondan birkaç önce olan Hz. Ebû Bekir'e hediye edildikten sonra da 13 İhlas, 7 Fatiha'yı da "Maddelerden, bitkilerden, hayvanlardan, insanlardan, cinlerden, meleklerden, güneşlerden, aylardan, gezegenlerden ve diğer yarattığın şeylerden, şimdiye kadar Râşidî Tarikatı'na intisab etmiş olanların ruh ve ruhaniyetine, ve şu andan itibaren de kıyamete kadar intisab edecek olanların ruhaniyetine hediye ettim." denilerek bu bereket artan bir şekilde devam ettirilir.
Rabbim, Mehdî ve cemaatini şüpheye düşmekten korusun. Çünkü imanın ilk şartı:
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu
Manası ne demek?
"Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve Peygamberidir."
Daha tafsilatlı mana ile: "Allah'tan başka ilah olmadığına şek ve şüphem yoktur; yine Muhammed (s.a.v.)'in O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna şek ve şüphem yoktur." demektir. Yani iman, şek ve şüphe kabul etmez.
Önümüzdeki Pazartesi gecesi, benim gözlemlerime göre hicrî takvim ile Rebîul Evvel'in 12. gecesi; yani Mevlid-i Şerif'teki Peygamberimizin doğum gecesinin tarifi olan İsneyn gecesi. Ve İsneyn gecesinin ne olduğunu da daha önceki vaazda yazdık. Bu sene ise Pazartesi'ye denk geldi. Yani Mevlüt Kandili'nin, yani Peygamberimizin doğum gününün hicrî takvimdeki sene-i devriyesi İsneyn gecesi. Çünkü ikinci döngü olan kutuplardaki altı ay gecenin başlaması bu sene çakıştı; yani ikinci İsneyn, ikinci kavuşma. Gündüzün gündüze değil de — şems, şumûs değil de — yani gecenin geceye kavuşması. Şems, şumûs 21 Haziran'dı; bu ise karanlığın karanlıkla kavuşması. Aslında 21 Aralık normali amma dünya çok hızlı gittiği için bu sene menzile Pazartesi gecesi varmış olacağız inşallah. Yani kış döngüsü ve kutuplarda altı ay gecenin başlangıcı olan gece.
Şimdiden hicrî takvim ile Mevlüt Kandiliniz mübarek olsun.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Kasım 2017 Pazar
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 26 Kasım 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
"Ey Rabbimiz! Şâyet unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!"
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 286. ayetten pasaj
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve hatırladığı rekatı esas alarak namazına devam etsin."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Sehv 24; İbn Mâce, İkâme 132)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Dinimizde farzlar bellidir, vacibler de bellidir, sünnetler de bellidir, helaller de bellidir, haramlar da bellidir. Fakat bunların arasında kalan bir de şüpheliler vardır ki; mesela farz mı sünnet mi olduğu belli olmayanlar... Ve bunlara biz Hanefî'de "vacibler" diyoruz. Yine helal mi haram mı belli olmayan şüpheliler vardır ki, onlara dikkat edenler ancak takva ehlidir. Çünkü umumun üstüne farz olanlar belli, sünnet olanlar da belli, ve yine helaller de belli; işte umum onlara dikkat etmekle sorumlu. Ancak işte takva ehli ve ehl-i tarik ve Allah dostu olmaya çalışan kimseler, bu şüphelilerden de sakınırlar.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Bir kul, günâha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bâzı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz."
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Kıyâmet 19)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!"
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Kıyâmet 60)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Helâl olan şeyler belli, harâm olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, harâm mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Bunlardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Sakınmayanlar ise zamanla harâma düşerler. Tıpkı, sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Allâh'ın yasak arâzisi de harâm kıldığı şeylerdir."
(Hadis-i Şerif; Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 10)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
أَفَغَيْرَ اللّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنَزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassalâ(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya'lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn.
Meali:
"Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.
(Sadakallahul Aziym — EN'ÂM Suresi 114. ayet)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Yâ eyyyuhâllezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba'daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba'dukum ba'dâ(ba'dan), e yuhıbbu ehadukum en ye'kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûhu, vettekullâhe, innallâhe tevvâbun rahîmun.
Meali:
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
(Sadakallahul Aziym — HUCURÂT Suresi 12. ayet)
Yani buradaki zandan kasıt, "O mu, bu mu?" diye zannetmek; yani o da nedir? Şüphe etmek veya şüphelenmek demektir. Yani Allah, şüphelenmekten sakınmak gerektiğini buyuruyor. Öyle olunca zan, yani fikirdeki, düşüncedeki şüpheye verilen isim.
Yine dinin başı taharet ve abdest. Öyle olunca namazın dışındaki farzlarından "Necasetten taharet" ve temizlik konusunda:
Elbisenin veya vücudun bir yerine necaset gelse, bu yeri bulamasa, zannettiği yeri yıkasa temiz olur. Namazdan sonra necis yer meydana çıksa, namazı iade etmez. Yanlış yerin yıkandığı meydana çıkıp, necis yer belli olduğuna göre, necasetle kılınan namazı niye iade etmiyor? Kasten necis elbiseyle namaz kılmıyor; necaseti temizlediğini zannederek kılıyor. Bu hareketi, namazın iade edilmesini gerektirmiyor. Burada yine şüpheye mahal yoktur.
"Elbisesinde necaset olup da bilmese namaz sahih olur. Necaseti namazdan sonra görse, kaza etmek lâzım gelmez." deniyor. Necaseti gördüğü halde, namazı niye kaza etmiyor?
Resulullah (sav) ashabıyla namaz kılarken aniden nalınlarını çıkarıp sol tarafına koydu. Bunu gören cemaat de derhal nalınlarını attılar. Resulullah (sav) namazı tamamlayınca:
"Nalınlarınızı niye attınız?" diye sordu.
"Seni nalınlarını atarken gördük, biz de kendi nalınlarımızı attık!" cevabını verdiler.
"Cebrail (as) bana gelip pislik olduğunu haber verdi (onun için attım). Öyleyse sizler mescide gelirken dikkat edin; nalınlarınızda bir pislik (kazurat, yani necastar parçası, necaset atığı) görürseniz onu silin, ondan sonra o, ayağınızda olduğu hâlde namazınızı kılın."
(Hadis-i Şerif; Ebû Dâvûd, Salât 89, (660))
**Soru:** Abdestli iken yellenme oluyor, abdestim kaçıyor gibi vesvese geliyorsa ne yapmalı?
Şeytan insanı ibadetten uzaklaştırmak için dübürüne üfürür. İnsan da "Yellendim ve abdestim bozuldu" deyip abdestini tekrar almaya çalışır; oysa abdesti bozulmamıştır. İşte bu duruma mani olmak için hadiste şöyle buyurulmuştur:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sesini veya kokusunu almadığınız şeylerden dolayı abdest almayınız."
(Hadis-i Şerif; Müslim, Hayz 99 (362); bk. Buhârî, Vudû 4, 36)
Ubey bin Kâ'b'ın rivayetine göre:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Abdeste musallat olan bir şeytan vardır ki, ona velehan (şaşkınlık veren) derler. Onun için abdest ve gusülde su vesvesesinden korunun."
(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Taharet 43; İbn Mâce, Taharet 48)
Abdestte gelen vesveseyi temelinden halleden ve herkesin rahatça tatbik edebileceği Peygamberimizin bir tavsiyesi de şu şekildedir:
Bedevinin birisi Resulullah'a (a.s.m.) gelerek abdestin nasıl alınacağını sordu. Resulullah (a.s.m.) azalarını üçer defa yıkayarak ona abdest almayı gösterdi. Sonra da:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Şöyle Buyurdular:
"İşte abdest budur. Bundan fazla yapan, sünneti terk ederek hata yaptı, sınırı aştı ve nefsine zulmetti demektir."
(Hadis-i Şerif; İbn Mâce, İkâme 48)
Namazdaki şüpheye vesvese denilir ki; şeytan sana o gün veya önceki günlerde olanlar veya yarın yapacakların hakkında hatırlatmalar yaparak vesvese verir, ve seni namazda gaflette bırakır, ve sen namazını unutursun, kaç kıldım diye bilemezsin. Ve bu durumda ise yapılması gereken, başta yazdığımız hadiste de anlatıldığı gibi:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Sizden biri namazında şüphe eder de üç mü dört mü kıldığını bilemezse, şüpheyi bıraksın ve hatırladığı rekatı esas alarak namazına devam etsin."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Sehv 24; İbn Mâce, İkâme 132)
Abdullah bin Amr'ın rivayetine göre:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Herhangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek, 'Falan şeyi ve şu şeyi hatırla.' der. Ta ki kul, gafletle namazdan çıkıp gitsin. Ve herhangi biriniz yatağında uzanmış iken şeytan onun yanına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutmaya çalışır."
(Hadis-i Şerif)
Başta abdest ve namaz olmak üzere ibadetlerde unutabiliriz; ne okuduğumuzu, ne kadar okuduğumuzu, kaç rekât kıldığımızı bir an için aklımızda tutamayabiliriz. Böyle durumlarda da hemen telâşa kapılmamalı, çareyi yine ibadetin kendi içinde aramalıyız. Hiçbir insan unutkanlıktan kurtulamadığı gibi, en üstün insan olan Peygamberimiz (a.s.m.) bile çok az da olsa unutkanlığa maruz kalabiliyordu. Çünkü o, ne kadar büyük ve mükemmel bir insan olsa da, insanî halleri itibarıyla bizden birisi gibiydi. Acıktığı, susadığı, hasta olduğu ve sıkıntıya düştüğü gibi, unuttuğu da olurdu. Bu meseleyi hadiste şu şekilde görüyoruz:
Abdullah bin Mes'ud şöyle rivayet eder:
"Resulullah (a.s.m.) namaz kıldırdı. Ya fazla yaptı, ya eksik yaptı. Bunun üzerine, 'Yâ Resulallah! Namaza bir şey mi ilave edildi?' denildi."
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Ben ancak bir insanım. Siz unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Biriniz unuttuğu vakit, oturduğu hâlde iki secde yapı-versin."
(Hadis-i Şerif; İbn Mâce, İkâme 129)
Sonra Resulullah kıbleye dönerek iki secde etti.
Dinde genel kural: **Şüphe, ibadeti ifsad eder.** O yüzden şüpheden kaçınmak için, işte namazda olursa bu, kaldığı yerden devam edip, ardına iki tane daha secde edilir ki, bunun ismine dinimizde "Sehiv Secdesi" — yanılma secdesi, hata secdesi — denilir.
Abdestsiz namaz kılınır mı?
Elbette kılınmaz. Abdest, namazın şartlarındandır. Abdestin farzları, sünnetleri, edepleri ve yasak olan şeyleri vardır. Abdestsiz olduğunu sanarak namaz kılıp, sonra abdestinin olduğunu hatırlayanın namazını tekrar kılması gerekir. Kıbleyi tespit etmeden, vaktin girdiğini bilmeden de namaza durulmaz. Yani dinde çare üstüne çare üretilir. Çünkü abdestin yoksa, yahut abdest alacak su yoksa, o hâlde "Teyemmüm et!" denilmiş. Hatta vücudunun teyemmüm edecek yerlerinde de yara ve bere var ise, o zaman abdestsiz namazını kılar, demiş âlimler.
"Bektaşî namazı" diye bir hüküm vardır. Yani insan kendisini abdestli sansa, halbuki yellenme veya başka bir sebepten abdesti bozulmuş olsa, amma o kimse bunu unutsa ve abdestliyim diye namaz kılsa, bu namaz sahihdir. Hatırlayınca da namazının sıhhatinden şüphe etmezse iade gerekmez. Çünkü başta yazdığımız ayette ne dememiz, ne diye itikad etmemiz emrediliyor; de ki:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ.
Meali:
"Ey Rabbimiz! Şâyet unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma!"
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 286. ayetten pasaj
O hâlde "Unutursak sorumlu tutma" diye itikadımız yeterliymiş.
"İki elinin ve iki ayağının yıkaması farz olan yerleri kesik olanın, yüzü de yaraysa, teyemmüm edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve namazı iade etmez."
Teyemmüm ederek namaz kıldıktan sonra suyu gören kimse namazını iade etmez, deniyor. Su geldiğine göre mazereti kalmıyor; abdest alıp niye namazı iade etmiyor? O an su bulunmadığı için, dinî bir mazeretle teyemmüm edilerek namaz kılınmış oluyor. Dinimizin bildirdiği sebeplerle şüpheye yer yok ve bir defa kılındığı için tekrar kılınması gerekmiyor.
Kıbleyi araştırır, karar verdiği cihete doğru kılar. Sonradan yanlış olduğunu anlarsa, namazı iade etmez, deniyor. Kıbleye karşı namaz kılmak farz olduğuna göre — İstikbal-i kıble farz — farz terk edilerek kılınan namaz niye iade edilmiyor? Kıbleyi araştırmakla dinin emrine uyulmuş oluyor. Dinin emrine uyulunca, kıbleden başka yöne doğru da kılınmış olsa, namaz sahih oluyor. Yani yine dinde şüpheye yer yok. Ve öyle bir hâlde, eğer kıbleyi tespit edemediysek, niyet olarak denilir ki:
"Döndüm Kıble'ye, yönüm kıble, Kıblem ise Kâbe" diye niyet eder ve kılar.
Hareket hâlinde bulunan vasıtalarda namaz kılarken kıbleye yönelmek mecburiyeti yoktur. Vasıta istikametine doğru kılınır; oturulan yerde îmâ ile kılınır. Ayakta durmak namazın farzlarından biridir ki, buna kıyam diyoruz. Bu nedenle ayakta durmaya gücü yeten birinin ayakta durmadan kıldığı namaz olmaz. Ancak otobüste ayakta duramayan birisi oturarak namazını kılabilir.
Câbir b. Abdillah hadisinde:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Resulüllah (asm) bineği üzerinde iken, kendisini ne tarafa çevirirse o tarafa doğru nafile kılardı. Farz kılmak istediğinde ise bineğinden iner ve kıbleye dönerek kılardı."
(Hadis-i Şerif; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, VNI/385)
Efendimiz (asm) Hazretleri nafileleri deve üzerinde kılmış, farzları da yerde kılmaya dikkat göstermiş; ancak yerde kılmak mümkün olmadığı takdirde deve üzerinde kılınacağına işarette bulunmuştur.
Bu mesele ile onu kıyas edersek, o zaman eğer seferde otobüste giderken, otobüsün yönü kıble oluyorsa, zaruret hâlinde de işte kıbleyi tespit edemediysek, kanaatimiz olan yöne döner ve "Döndüm Kıble'ye, yönüm kıble, Kıblem ise Kâbe" diye niyet eder ve kılarız.
**Binek üzerinde veya vasıtada olan kimse:**
Bir özründen dolayı binekten veya vasıtadan yere inip namaz kılamayan kimse, kıbleye yönelerek namaz kılması şart değildir. Mümkün olduğu şekilde hangi cihet olursa olsun niyet edip namaz kılar.
Kıbleyi belirlemede soracak kimse bulamadığında, içtihad edip bulmaya çalışır. Namaz kıldıktan sonra başka cihete yöneldiğini anlarsa, artık namazı iade etmez.
İmâ, namazda rükû ve secde yerine başla işaret etmektir. Bu şekilde namaz kılan kişi rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer.
Hareket hâlinde bulunan vasıtalarda namaz kılarken kıbleye yönelmek mecburiyeti yoktur. Vasıta istikametine doğru oturulan yerde îmâ ile kılınır. Yani illa secde edeceğim falan diye zerre şüpheye yer yok. Ve rükû için başı biraz eğer, secde için ise rükûdan biraz daha fazla eğer; ve itikadı ise tamdır, "Bu secde yerine geçer" diye iman eder.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Gökte iki melek vardır. Biri şiddetle, diğeri yumuşaklıkla emreder. İkisi de isabetli söyler. Biri Cebrail (a.s.), diğeri Mikail (a.s.)dır. Peygamberlerden de iki tane vardır. Onlardan biri yumuşaklıkla, diğeri şiddetle emreder. Biri İbrahim (a.s.), diğeri Musa (a.s.)dır. Benim de iki arkadaşım vardır. Onlardan biri yumuşaklıkla, diğeri şiddetle emreder: Ebû Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.)."
(Hadis-i Şerif; Ravi: Hz. Ümmü Seleme (r.anha) — Ramuzu'l-Ehadis)
Ve İslam'da mezhepler vardır ki: Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî ve Ca'ferî gibi. Ve bunlarda bazısı Ömer ve Musa gibi kesin ve kat'î hükümleri ele almış; yine bazısı da Ebû Bekir ve Cebrail gibi halim selim yolu, kolay olanları ele almış. Ve bunların vücubu, dinde genişlik ve kolaylık için şart olanlardır.
Yani mesela Hanefî demiş ki: "Çiziğin üstünü taşan kan abdesti bozar." Şâfiî ise demiş ki: "Çizme, ayağına giydiğin çizme dolusu kan aksa, abdestin bozulmaz." Burada esas olan nedir? Halbuki ikisinde de kan akıyor; nasıl oluyor da birisinde bozuluyor, birisinde bozulmuyor? Burada asıl mesele itikad ve şüphe meselesi. Yani biri diyor ki: "Benim kanım da aksa itikadım bozulmaz." Diğeri de diyor ki: "Kanım aktı mı şuurum kaybolur ve itikadım bozulur."
Yine Mâlikî'de: Gusül ettiğin zaman elinle çıplak olarak avret mahalline dokundun — çamaşır giyerken amma istemeden dokundun — abdest bozulmaz. Amma:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Her kim tenasül uzvuna veya fercine dokunsa, abdest alsın."
(Hadis-i Şerif; Nesâî, Gusl 30)
Yani Şâfiî Mezhebi'ne göre tenasül uzvuna, çıplak el ile avret mahalline dokunmak abdesti bozar. Oysaki Mâlikî'de istemeden dokunursan bozulmaz, isteyerek dokunursa bozulur. Hanefî'de ise ister isteyerek dokunsun, ister istemeden dokunsun, Hanefî Mezhebi'ne göre çıplak el ile avret mahalline dokunmak abdesti bozmaz.
Yani öyle olunca mezhepler, dinde genişlik içindir; yani çare üstüne çareler üretmektir ve şüpheyi ortadan kaldırmak içindir. Dinde şüpheye hiç mahal yok. Ve zandan, şüpheden, düşüncedeki şüpheden sakının, deniyor. Çünkü "Şüphe ibadeti ifsad eder" kuralı yani.
Namazlardaki meydana gelen vesvese sonucu olarak ortaya çıkan, şüphe sonucu kaç kıldığını bilmeyen veya diğer sehiv secdesi gerektiren halleri yapanlar, meselemize bu linkten daha geniş ve tafsilatlı olarak inceleyebilirsiniz.
FIKIH Bölümümüzden "Sehiv Secdesini Gerektiren Haller Nelerdir?" Konusuna Bakabilirsiniz.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا إِنَّ اللّهَ عَلَيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ve mâ yettebiu ekseruhum illâ zannâ, innez zanne lâ yugnî minel hakkı şey'ân, innallâhe alîmun bimâ yef'alûn.
Meali:
Onların çoğu ancak zannın (şüphenin) ardından gider. Oysa zan (şüphe ve sanmak), hak indinde çok şeyin yerini tutmaz. Yani çünkü şüphesiz Allah'ın, o konuda ne yapmak istediğini hakkıyla bilemezsiniz. O konuda yapmak istediğinin hepsinin ne olduğunu hakkıyla bilen Allah'tır.
(Sadakallahul Aziym — YÛNUS Suresi 36. ayet)
Âlimler ve Allah dostları (yani Arapçası evliyalar) "Fenâ fillâhtan önce, Bekâ billâhta, yolların birleştiği yerde, bizleri de birleştir." diye dua etmişler. Peki,
Bekâbillâh Neresidir?
Hz. Yusuf vakti, Yusuf şeriati vardı ve Musa bilinmiyordu; Musa şeriati ve sünneti de bilinmiyordu. Daha sonra Hz. Musa geldi; onlar biraz Yusuf'tan biliyorlardı. Ve sonra Musa şeriati indi ve Musa aleyhisselamın bunu tatbik edişi de Musa şeriati ve sünneti oldu. Ve yine Musevîler, İsa'yı ve İsa şeriati ve sünnetini bilmiyorlardı. Ve İsa dünyaya geldi ve İsa sünneti ve şeriati ortaya çıktı. Onlar da Muhammed şeriatini bilmiyorlardı. Ve Hz. Muhammed geldi ve bütün şeriatların içinde derc olduğu bir şeriat... Ve öyle olunca sonunda da bu din mezhepler ile de genişledi.
Ve bugün ise Mehdî dünyaya geldi ve hükmünü sürüyor ki, onun şeriatinde artık bütün yollar bilindi. Ve Google Amca diye bir şey var. Ve yaz: "İsa bu veya şu konuda ne dedi? İsa şeriatinde bu konuda ne vardı? İsa nasıl tatbik etti?" diye Google'a sor; karşına İsa şeriati de sünneti de çıkacaktır. Yine Musa şeriatinin o konudaki tatbikini ara; o da var. Yine "Hanbelî bu konuda ne demiş?" diye sor; o da var. "İmam-ı Rabbânî ne demiş?" O da var. Allah dostlarında mesela Muhammed Raşid Erol bu konuda ne yapmış, o nasıl tatbik etmiş? O bile var.
Ve öyle olunca Mehdî vakti işte, bütün yolların birleştiği bir yer, ve zaman ve mekân. Öyle olunca o:
"Fenâ fillâhtan önce, Bekâ billâhta, yolların birleştiği yerde, bizleri de birleştir" diye dua edenlerden bazısının duası kabul olmuş ve artık Mehdî vaktine ermişler. Artık yollar birleşti: İsa'sı, Musa'sı, İbrahim'i, Âdem'i hepsi burada.
Ve bak, bir Âdem istemeden otomatik pilotta, Âdem sünneti yapıyor. Benim bir Âdem diye arkadaşım vardı, dedi ki: "Ben abdest alınca havlu kullanmam; abdest suyum üstümde kurur." Kim o? Günümüzdeki bir Âdem. Peki Hz. Âdem'in havlusu mu vardı ki, abdestten sonra elini yüzünü kurulasın? Bak, bu adam bugünkü Âdem; amma yaptığı ahlak, o günkü ahlak. Ve yol birleşmiş mi? Birleşmiş.
Yine İbrahim diye bir tanıdığım var; camide dikkat ettim, namaz bitip imam ve müezzin "Âmin" deyince, bu İbrahim ellerini semaya kaldırırken önce sağını kaldırıyor, sonra solunu kaldırıyor. Yani otomatik pilot, yine İbrahim sünneti; yani sağı sola üstün tutmak. Yani yine yollar birleşmiş. Hz. İbrahim binler sene önce yaşadı amma, sünneti bize intikal etti ve yol birleşti. Bak, bir İbrahim'e baktık ve bir İbrahim sünnetini bulduk mu? Bulduk.
Sen de bak; sana da Hz. İbrahim'in veya Musa'nın başka bir tatbiki ve sünneti, günümüzdeki başka bir İbrahim'de ve Musa'da, İsmail'de karşına çıkacaktır. Yani yollar birleşti ve vakit Bekâ billâh vakti; fenâ fillâha varmadan önceki son durak, MHD vakti, ahir zaman. Ey dost, uyan artık.
----------
Zikr-i Râşidî'de üç yeni update geldi. Ve birincisi:
[attachment=38442]
Birinci olarak:
Artık tesbih modelimiz bu şekilde olan abaküs tesbih olacak ve her sınıf bu tesbihten kullanacak. Ve mevsimine göre renk farklı olacak. Fakat bunda siyah ve beyaz tanımlaması daha kolay olduğu için, zemheri tesbihini örnek olarak aldım. Ve zikrimizin sonundaki "100 Elhamdülillah" çekilirken tesbihin yönü vardır: Sağı solu, solundan başlayıp — yani o resimde görülen, 10 tane bir siyah bir beyaz boncuk olan taraf, sağ taraf. Ve diğer düz taraf, sol taraf. Ve soldan sağa doğru çekilmeye başlanır o zikirde. Ve sonunda o on tane bir siyah ve bir beyazlı, on boncuklu, mevsimine göre iki renkli kadranın olduğu yere gelince: Siyah boncukta "Vermediklerine hamdederim Allah'ım."; beyaza gelince "Verdiklerine hamd ederim Allah'ım." diye hamdedilir.
İkinci olarak da:
100 Estağfirullah zikrine gelince, yine soldan sağa çekilir. Ve o son onluya gelince: Siyah boncukta "Gizli günahıma tövbe ya Rabbi" diye tövbe istiğfar edilir. Beyaz boncuğa geçince de "Aşikâra ve açık işlediğim günahıma tövbe ederim ya Rabbi." diye istiğfar edilir. Veya "Bilerek işlediğim günahıma tövbe"; diğerinde de "Bilmeden işlediğim günahıma tövbe ederim ya Rabbi" diye istiğfar edilir.
Üçüncü olarak da:
Mevsim zikiri çekenler, artık zikirlerin yanında bir de silsileye Fatiha ve Kulhü ısmarlar; yani hediye ederler. İşte silsilemizdeki sondan birkaç önce olan Hz. Ebû Bekir'e hediye edildikten sonra da 13 İhlas, 7 Fatiha'yı da "Maddelerden, bitkilerden, hayvanlardan, insanlardan, cinlerden, meleklerden, güneşlerden, aylardan, gezegenlerden ve diğer yarattığın şeylerden, şimdiye kadar Râşidî Tarikatı'na intisab etmiş olanların ruh ve ruhaniyetine, ve şu andan itibaren de kıyamete kadar intisab edecek olanların ruhaniyetine hediye ettim." denilerek bu bereket artan bir şekilde devam ettirilir.
Rabbim, Mehdî ve cemaatini şüpheye düşmekten korusun. Çünkü imanın ilk şartı:
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu
Manası ne demek?
"Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed (s.a.v.) O'nun kulu ve Peygamberidir."
Daha tafsilatlı mana ile: "Allah'tan başka ilah olmadığına şek ve şüphem yoktur; yine Muhammed (s.a.v.)'in O'nun kulu ve Peygamberi olduğuna şek ve şüphem yoktur." demektir. Yani iman, şek ve şüphe kabul etmez.
Önümüzdeki Pazartesi gecesi, benim gözlemlerime göre hicrî takvim ile Rebîul Evvel'in 12. gecesi; yani Mevlid-i Şerif'teki Peygamberimizin doğum gecesinin tarifi olan İsneyn gecesi. Ve İsneyn gecesinin ne olduğunu da daha önceki vaazda yazdık. Bu sene ise Pazartesi'ye denk geldi. Yani Mevlüt Kandili'nin, yani Peygamberimizin doğum gününün hicrî takvimdeki sene-i devriyesi İsneyn gecesi. Çünkü ikinci döngü olan kutuplardaki altı ay gecenin başlaması bu sene çakıştı; yani ikinci İsneyn, ikinci kavuşma. Gündüzün gündüze değil de — şems, şumûs değil de — yani gecenin geceye kavuşması. Şems, şumûs 21 Haziran'dı; bu ise karanlığın karanlıkla kavuşması. Aslında 21 Aralık normali amma dünya çok hızlı gittiği için bu sene menzile Pazartesi gecesi varmış olacağız inşallah. Yani kış döngüsü ve kutuplarda altı ay gecenin başlangıcı olan gece.
Şimdiden hicrî takvim ile Mevlüt Kandiliniz mübarek olsun.
---oOo---
أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Kasım 2017 Pazar
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


