Konu Değerlendirmesi:
  • 1 Oy(lar) - 4 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Dinimizde "Seyyiat "Kötülükler ve "Müseyyiiyn " (Kar©glanin 8 Ekim 2017 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 
Dinimizde "Seyyiat" Kötülükler ve "Müseyyiiyn" Kötülük Yapan Kimseler — "Cürüm" Günah ve "Mücrimler" Günahkârlar

(Kar©glan'ın 8 Ekim 2017 Vaazı)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَخُونُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُواْ أَمَانَاتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ يِا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إَن تَتَّقُواْ اللّهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn. Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm. Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec'al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm.

Meali:

Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber'e hainlik etmeyin. Bile bile kendi yüklendiğiniz emanetlerinize (eş ve çocuklarınıza) de hainlik etmeyin. Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme, imtihan aracıdır. (O imtihanı başarabilenler için) Allah katında büyük bir mükâfat vardır. Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Sadakallahul Aziym — ENFÂL Suresi 27, 28 ve 29. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Haram maldan verilen sadaka (Allah katında) kabul olmaz. Haram ile beslenen vücudu ancak ateş (cehennem) temizler."

(Hadis-i Şerif)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Seyyiat ve Müseyyiiyn Nedir?

Allahü Teâlâ'nın Peygamberleri ve kitapları vasıtasıyla kullarına yasak ettiği, inananların kullanmasına izin vermediği zararlı, çirkin iş veya davranışlara; veya yapılması ve kullanılması insanlara, hayvanlara, bitkilere, doğaya ve kâinata zararlı olan fiil, davranış ve eylemlere dinimizde "Seyyiat" diyoruz. Bunları yapan kimselere de ism-i mef'ul olarak "Müseyyiiyn" diyoruz. İslâm'da ve halk dilinde bunlara kısaca "Haram" diyoruz. Ve İslam'ın, Allah'ın, Peygamber'in yapılmasında mahsur görmeyip de güzel gördüğü ve izin verdiği iş veya davranışlara; veya yapılması ve kullanılması insanlara, hayvanlara, bitkilere, doğaya ve kâinata faydalı olan fiil, davranış ve eylemlere ve şeylere de "Helâl" denir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Allah-u Teâlâ'nın kulları arasında en çok sevdiği, helâle, harama dikkat ederek çalışıp kazanan kimsedir."

(Hadis-i Şerif)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Bir kimse, hiç haram karıştırmadan kırk gün helâl yerse, Allahü teâlâ onun kalbini nur ile doldurur, kalbine nehirler gibi hikmet (faydalı bilgi) akıtır. Kalbinden dünyâ sevgisini giderir."

(Hadis-i Şerif)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Ümmetim üzerine öyle bir zaman gelecek ki, insanlar yalnız malın, paranın gelmesini düşünüp helâlini, harâmını düşünmeyecekler."

(Hadis-i Şerif)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:

"Bir kimsenin üzerindeki elbisesinde haram bir tel, iplik olsa, o elbise ile kılınan namaz ve yapılan duâ kabul olmaz."

(Hadis-i Şerif)

Dinimizde Seyyiat Cinsinden Olan Fiil ve Davranışlardan Bazıları Şunlardır:

Allah'a şirk (ortak) koşmak, Haksız yere adam öldürmek, Zinâ etmek, Sihir ve Büyü yapmak, Hırsızlık yapmak, Fâiz yemek, Nâmuslu kadına iftirâ etmek, Yetim malı yemek, Harpten kaçmak, Müslüman ana babaya âsî olmak, Harem-i Şerif'te, yani ihram mevkiinde günah işlemek, Gerek sıvı halde olsun, gerekse toz veya hap halinde olsun serhoşluk verici olan maddeleri içmek ve kullanmak veya kullandırmak, Zinayı günah ve suç saymamak, İlaç firmaları ve fabrikaları çok para kazansın diye hastalık ve mikrop üretmek ve bunları topluma yaymak, Evcil veya yaban domuzu eti ve yağını yemek veya yedirmek, eşek etini Müslümanlara dana eti diye yedirmek, Nifak, iki yüzlülük, sözleri ile inançlarının başka olması, Kibir, gurur, büyüklük taslamak, Rüşvetin her türlüsü. Peygamberimiz "Rüşvet alan da veren de Cehennem ateşindedir" buyurmuştur, Din ilimlerini, insanlar kendisi için "Yahu bu ne büyük âlimmiş" desinler diye öğrenip o niyetle ilim okutmak, yahut para kazanmak, zengin olmak için din ilmi okumak ve okutmak, memuriyetleri, makam ve mevkileri, işleri ehliyeti ve liyakati olmayanlara vermek, Zulm etmek. Zulm adaletin ve insafın tersidir. Sokağa çöp atmak, otosunu yanlış yere park ederek trafiği zorlaştırmak, gerekmediği halde zırt vırt korna çalmak bile zulümdür, Aldatmak. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuşlardır. Müslüman, savaş hileleri dışında kimseyi aldatmaz, doğru konuşur, doğru hareket eder, Tecessüs, yani insanların gizli günah, ayıp ve pisliklerini araştırmak, bunları ifşa etmek. Gizli kameralar koymak, gizli mikrofonlar, insanların özel hayatını kaydeden cihazlar. Bazen bunlarla insanlara şantaj yapma, cimrilik, Gıybet etmek. Gıybet, bir kimse hakkında, doğru da olsa, duyduğunda hoşlanmayacağı, üzüleceği bir söz söylemektir, Bala şeker ve glikoz karıştırmak veya pirince taş katmak veya bozuk mal satmak vb. ticaretinde aldatmaya başvurmak, Elinde imkân olduğu halde zulmü, haksızlığı, kötülüğü, fıskı, fücuru protesto etmemek, nehy-i münker yapmamak, Yağcılık, yalakalık, dalkavukluk. Efendimiz "Övücülerin suratlarına toprak saçınız" buyurmuşlardır, Kendisini kurtaracak kadar ilmihalini (inanç, ibadet, temizlik, muamelat, ahlak) bilgilerini öğrenmemek; bu bilgileri çoluk çocuğuna öğretmemek, öğrettirmemek, Parayı, malı, zenginliği ana değer, put haline getirmek, Cinsel veya başka konulardaki şehvetlerine esir olmak, Nefs-i emmâresinin bütün isteklerini yerine getirmek, Mü'minlere düşmanlık etmek, İhalelere fesat karıştırmak, hayvanlara kötü davranmak, fakirlere kötü davranmak, bitkilerin tabiatını bozmak, hayvanların tabiatını bozmak, israf, suyu israf etmek, yakıtları israf etmek, yiyecekleri israf etmek, zamanı israf etmek, sağlığına zararlı maddeler kullanmak sigara gibi, veya vücuduna zararlı olan dövme, piercing gibi şeyler yapmak yaptırmak, izansızlık, yani büyüklerine saygı duymamak; bu evde ana babasına olduğu gibi, veya büyüğün küçüğünü sevip gözetmesi de aynıdır; veya iş yerinde patron, işçibaşı ve işçi sırasında sıraya ve saygıya riayet etmek; veya devlet büyüklerine saygı, Din veya Dünya âlimi olan büyüklerine saygı gibi, trafiği öğrenmeyip de trafiğe ve kurallarına uymamak gibi... Dünyamızda insanların koyduğu kural ve yasalar da olsa onlara da uymak şeriatin dahilindedir. Yine bulunduğu ve gittiği devletin veya bulunduğu apartmanın, sokağın veya memleketin kural ve yasalarına uymak ve anayasaya uymak da yine şeriatin dışında değildir... Bunlara, bunların benzerleri gibi birçok kerih görülmüş ve yasaklanmış fiillerin tamamı seyyiat cinsindendir. Bunları yapanlar da işte müseyyiiyn; veya bunların tamamı birer "cürümdür", yani günah işlerdir ve bunları yapanlara "mücrim" veya "günahkâr" denilir.

Ve biz Râşidî Zikir Evradımızda işte bunlardan da Allah'a sığınırız ve deriz ki:

"Vağfu anna vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ ales seyyietil müseyyiîn."

Manası: "(Rabbimiz) Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kötülük yapanlara karşı bize yardım et."

"Vağfu anna vağfirlenâ verhamnâ ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil mücrimîn."

Manası: "(Rabbimiz) Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Günahkârlara karşı bize yardım et."

Ve yine:

"Allahümme vedfeannâ seyyietil müseyyiîn."

Manası: "Allahım, kötülük yapanların kötülüklerini bizden uzaklaştır."

"Allahümme vedfeannâ cürmel mücrimîn."

Manası: "Allahım, günahkârların günahlarını bizden uzaklaştır."

Ve yine:

"Rabbenâ efriğ aleynâ sabren ve sebbit akdâmenâ vensurnâ alel kavmil mücrimîn."

Manası: "Ey Rabbimiz! Üzerimize bolca yağan yağmur gibi sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu günahkârlar kavmine karşı bize yardım et."

"Rabbenâ efriğ aleynâ sabren ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ales seyyietil müseyyiîn."

Manası: "Ey Rabbimiz! Üzerimize bolca yağan yağmur gibi sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kötülük yapanların kötülüklerine karşı bize yardım et."

Diye zikrederiz.

İctihad ve Müctehid

Dinde içtihad ve müctehid konusunda diyorlar ki: Mesela abdest konusunda nas olarak, delil olarak "kollar yıkanır" var. Ve insanlar ise bunun dirseklere kadar mı, yoksa dirseklerden yukarıya kadar mı diye sormuşlar. Ve bunun hakkında işte bir âlimin, sünnete ve Kur'an'a dayanarak vereceği bir hüküm, yani ya dirseklere kadar, ya da dirseklerden yukarısına kadar diye karar verecek. Ve bu kararına içtihad, ve bu kararı veren adama da müctehid denilir, demişler. Yani bu kadar gaflet olur mu Allah aşkına? Aynen temel ile Hızır'ın hikâyesi gibi... "Tilkinin kuyruğu suya değdi miydi, değmedi miydi?" diye bir karara varamamışlar. Ve bu konuda karara varan müctehid olacakmış. Yani bu kadar asılsız bir meselede karar vermek çok büyük marifet mi oluyor? Yani soran da gafil zaten, cevaplayan da gafil. Buna dinde çok mu ihtiyaç var yani? Ha dirseklerin üstüne kadar olmuş, haaa da dirseklere kadar olmuş, ne fark eder?

Cimri kumaş satan kimse, manifaturacı vardır; her metrede bir iki santim kısa keser, iki santim kâr ettim zanneder. Bir de gönlü bol manifaturacı vardır; o da her sattığındaki kumaşa eksik olmasın diye 5 santim fazla ölçer de keser. Sen şimdi ayırt et, karar ver: Hangisi daha güzel amel işlemiştir? Tabii ki suyun az olduğu yerde, sudan tasarruf için bol bol kullanmak israfıdır. Amma su varken de dirseklerin kuru kalması bence hoş olmaz. Yani ayakkabı ve çizme gibi: Birisi ayak bileklerine kadar, diğeri ise ayak bileklerini biraz geçince çizme deniyor. Yani bunu abartıp da taa kıçına kadar çizme yapan da var. Amma ne için? Hani derin olmayan göle girenler için yapılmış, yani ıslanmamak için, su içinde çalışanlar için... Lazım mı o da? Lazım tabii, yerine göre; çarşıda gezmek için değil. Amma bazı kadın çizmelerini de yine dizlere kadar yapmışlar; neden? Daha güzel görünmek için. Yani kardeşim nereden tırpan vursan farklı bir sonuç çıkıyor yani. Böyle bir konuda "dirseklere kadar yıkanır" demek de yanlış olur, dirsekleri geçerek de yıkamak da yanlış olur. Çünkü ceket yapmışlar belin hafif altına kadar; sonra bir moda daha çıkmış ve "frag" diye bir ceket çıkmış, diz kapaklarına kadar uzun. Dün sırtına giyecek ceket bulamayan insanlık, artık zenginleşince bu sefer frag ceket çıkarmış, kumaştan kısmamış. Dün soğuktan korunmak içindi ceket; bu gün moda diye giyilir olmuşsa, yine varlık, yokluk hepsi ayrı bir hukuk meydana getiriyor. Yani dün ekmeğine katık olarak soğan yeterken, bu gün insanlık zenginleşti ve artık fast food döner kebabın içindeki salatanın parçası oldu soğan. Yani artık soğan ekmek bu insanlığa yavan kaçar azizim.

Ve öyle olunca varlığı varlık bilip, yokluğu yokluk bilmek lazım. Ve dünün âlimi bir karar verdi: "Onlar her şeyi söylemiş, sonrakilere bir şey bırakmamış" lafı çok yanlış. Her gün yeni hukuk ve yeni hükümler lazım. Ve işte:

Zamana ve gidişata uygun hüküm çıkarabilen âlime müctehid denilir.

Yoksa tilkinin kuyruğu suya... içtihadları ile ne dünyada ne de dinde bir yere varabiliriz.

---------

Peygamberimizin vefatından az önce, Ebû Bekir'e namazı kıldırmasını emretmiş, ve o da geçip kıldırmış diye biliniyor. Ve biz de öyle biliyorduk. Rivayetler ne derece sağlıklı ve doğru, Allahu a'lem. Amma bana gelen yeni bir ışık ile bunun öyle olmadığına karar verdim. Ve bana gelen ilhamda ise, Peygamber o ana kadar kimseye imamlık vermemiş. Ve o gün ise Peygamberimiz hasta, namaz kıldırabilecek takati ve dermanı yok. Ve ashab bekliyorlar; ve namaz ise vakti çıkmak üzere. Ve bunun üzerine Ebû Bekir buna el atar ve geçer öne, Peygamberden gördüğü gibi namazı kıldırmaya çalışır. Ve bundan az sonra Peygamber kalkar gelir, bakSA ki ümmeti artık bu işi ele almışlar. Görür ki o olmadan da bu işi, artık bu dini yürütebilecekler ve sevinir. Ve Ebû Bekir onun geldiğini hissedince çekilmek istese de, o "Dur yerinde" der. Ve artık onun, ondan sonraki ümmetin imamı olacağını anlar ve buna müsaade eder. Bizim keşfen bildiğimiz bir husustur. Konu yoruma açık...

--------------------------

Tövbenizin de Tövbeye İhtiyacı Var


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ.

Meali:

Esteuzubillah

Ey iman edenler! Tekrar tekrar iman edin! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.

Sadakallahul Aziym — NİSÂ Suresi 136. ayet

Daha önce sesli sohbetimizde bahsettiğimiz bir meseleyi de yazıya dökelim ve kayıtlı belge olsun inşallah.

Avusturya'da bulunduğum yere bir tane Nakşibendi Tekkesi açıldı. Ve ben tarikatlerden filan korkan, kaçan adam, bunlara baktım, inandım ve Nakşibendi tarikatına intisab ettim. Yaklaşık olarak 1993 senesiydi. Ve Viyana'da, Tekke'den büyük olan Nakşi Camisi var; ve orada Nakşi Vekili Osman Ağabeyimiz var. Ve bir gün bunlar Almanya'daki Nakşi Dergâhına ziyaret düzenlediler. Orada vekil, rahmetli Yarbay Mehmet ILDIRAR var. Ve ben de bu ziyarete kendi arabamla katıldım. Ve onlar grupcak gitti, ve benim kayınpeder rahmetli o zamanlar Almanya'daydı; hem onu ziyaret edelim, hem de oradan dergâha gidelim diye yola çıktık. Oradan kayınpederi de aldık ve Almanya Dortmund'da dergâha vardık ve girdik.

Abdest alacağım, abdesthaneye gittim; sıra var. Ve uzun bir oluk gibi tenekeden, yani sacdan lavabo yapmışlar. Ve fakat herkes tükürmüş, sümkürmüş, kangsırmış ve lavabo tıkanmış. Ve içimden bir ses duydum ve bana dedi ki:

"Ben her gün sizi yıkayıp temizliyorum; sen de beni bir kere temizlesen ne olur." dedi.

Anladım ki Allah'ın rahmeti, lavabadaki su benimle konuşuyor. Allahu a'lem, aynı ses iki defa tekrar etti. Ve ben de baktım lavabo tıkanık; artık pis falan demedim, daldırdım elimi, tıkanık yeri açtım ve lavabo aktı, temizlendi. Ve sonra imtihan bu ya, Allahu a'lem sabun da yoktu orada; sonra ellerimi yıkamak için... Tam iyi hatırlamıyorum amma. Daha sonra Almanya'dan döndük. Ve Viyana'daki vekil Osman Ağabeyimiz de Menzil'e, şeyhi ziyarete gitmiş. O da benden gördüğünü orada tuvaletlerde yapmış. Ve girmiş, bakmış ki tuvalet pis, ve girişmiş temizlemiş. Dışarı çıkmış; ardına birisi girmiş, hemen tekrar pislemiş. O da demiş "Temiz tutun burayı" diye. Amma çıkan adam da:

"Temizledin de marifet mi yaptın? Yapacaksan yap, yapmayacaksan ne konuşuyorsun?" demiş ona.

Yani tuvalet temiz kalmaz ki; biri pislemese, diğeri girip pisler. Binler insan, binler çeşit ahlak sahibi insan var. Öyle deyince o adam, Osman Abi "Bu işin böyle olmadığını anladım" dedi. Yani işte yukarıdaki ayetteki "Ey iman edenler, tekrar iman edin" demek de budur. Yani sen tuvaleti temizledin amma on beş dakika sonra yine kirlendi. O zaman erinip yerinmiyorsan bir daha temizle. Amma deme kimseye "Burayı temiz tut"; illa kirlenecektir. Hiç kirlenmese bir gün sonra yine kirlenir. Yani öyle olunca su ve lavabo seni hep temizliyor; bir gün de sen onları temizle. Yine tuvalet seni her gün temizliyor; bir gün de sen tuvaleti temizle. Onlar da Allah'ın melekleri işte; bizi temizlemekle görevli melekleri. Eğer temizlendiğin su temiz değilse, sen elli kere yıkan dur, temiz olmazsın ki... Yani temizlendiklerini de temizle ki tertemiz olasın.

Bir tenceren var; yemek yaptın ve bir öğün yedin, kirLendi. İkinci öğün yeni yemek yapmak için onu yıkayacan, sonra kullancan; ve yine kirLendi. Bu sefer üçüncü öğün geldi, yine önce tencereyi temizlemen lazım, değil mi? Yani öyle olunca Nakşiler rabıta öncesi ve her namaz öncesi "25 Estağfirullah" çekerler. Ne güzel ahlak! Çünkü sabah kalktın, öğleye kadar, bildiğin bilmediğin ne kadar günah işledin belki; ve namaza duracan, önce temizlendin, tövbe, estağfirullah dedin ve öyle namaza durdun. Sonra ikindi namazı; yine öğleden ikindiye kadar kirlendin ve yine "25 Estağfirullah" ile namaza durdun. Bak ne güzel: Dünyada kirlendiğini hissettikçe, kirlendikçe yıkanıyorsun. Manevi kirlerden de temizlenmek işte tövbe iledir. O yüzden Nakşiler der ki:

"Tövbenizin de tövbeye ihtiyacı var."

Yani su, temizleyici madde bak, amma su da bizim kirlerimiz ile kirlenince, onun da temizlenmeye ihtiyacı varmış. Ve bana dedi: "Ben sizi hep temizliyorum, sen de beni bir kere temizlesen ne olur" dedi. Yani ey iman edenler, bir daha tövbe ediniz, bir daha tövbe ediniz. Yani iman meselesi de böyledir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min (imanlı) olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)."

(Hadis-i Şerif; Ebû Dâvûd, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205))

O hâlde "Ey iman edenler! Tekrar tekrar iman edin!"

Kim yapıyor bu farzı ve görevi bu günümüzde? Nakşiler tabii ki; o "25 Estağfirullah" ile. Ve biz de o yoldan geçtiğimiz için, biz de tarikimize girenlere tavsiye ediyoruz. Fakat bizimki onlardan ayrı ve farklı olsun; ve bizim tarikimize girenler 25 estağfirullah değil de her namaz ve rabıta öncesi "13 Estağfirullah" çeksinler.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"(Mümin arıya benzer; konduğu dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktığı eseri de güzeldir.)"

(Hadis-i Şerif; Beyhakî)

----------------

Ve geldik ara geçiş mevsimi olan sonbahara. Ve Eylül, Ekim derken kışa yaklaştık. Ve dedik ya: Cehennem de bu dünyada kurulmuş, cennet de bu dünyada kurulmuş. Ve anlatılır ki Firavun'un sarayında Musa çocukken Firavun'un sakalından çeker ve Firavun'un canı yanar. Bunun üstüne "Bu çocuk o çocuk olmasın" der; yani Firavun'u yerle bir edecek çocuk der. Musa'nın annesi de sarayda hizmetli; ve o da der ki: "Bu daha çocuk, bilmez ki ne yaptığını" der. Onun üstüne Firavun Musa'yı daha çocukken testten geçirir. Ve eğer aklı eriyorsa onu da diğer çocuklar gibi öldürecek. Ve ateş ve altın koyarlar önüne: "Ateşimi alacak yahut altını mı?" diye. Musa Efendimiz tam altını alacakken melekler ile desteklenir, ve o ateşi eline alır, ve bir de ağzına götürür, ve dili yanar. O yüzden peltek kalmıştır dili. Ve konuşurken onun demek istediklerini kardeşi Harun daha iyi anladığı için, işte onun duası üzerine ona yardımcı olarak Allah Harun aleyhisselamı vermiş. Ve Musa'nın söylediklerini Firavun'a ve diğer kimselere o tercüme ederdi.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي وَاجْعَل لِّي وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِي هَارُونَ أَخِي اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kâle rabbişrah lî sadrî. Ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî. Vec'al lî vezîren min ehlî. Hârûne ahî. Uşdud bihî ezrî.

Meali:

Esteuzubillah

Musa: "Rab'bim!" dedi, "Yüreğime genişlik ver, Ve bana işimi kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar, sözlerimi idrak etsinler. Ve ailemden biri olan kardeşim Harun'u bana yardımcı kıl. Onunla gücümü artır."

Sadakallahul Aziym — TÂHÂ Suresi 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31. ayet

Ve o devirde tercüman mı olur? Ve Allah yaparsa olur. Ve Harun'un lakabı ise işte "Tercümanullah"tır.

"Allahümme salli alâ seyyidinâ Harun Tercümanullah."

İşte Hz. Musa daha bebekken, reşid bile değilken, ona yaptıkları günah yazılmazken... Ne günah işledi de dili yandı? Dili yanmasa kelle gidecek, ve böyle kekeme veya peltek kaldı demek yok mu? Çünkü o ceza önceki versiyonundan kalma cezadır da ondan. Yoksa çocuğun günahı mı olur? Hem de peygamber olacak çocuk... Amma varmış ki ceza olarak dili yanmış; ve hem de pepe kalacak kadar yanmış. Demek ki önceki hayatında dili ile suçlar işledi ki, Allah onun dilini yeni hâlinde daha çocukken yaktı. Yani o da cehennemini yaşadı yine. Ey insanoğlu, sen her türlü melanetliği yapıp da, bir de ceza görmeden kaçıp kurtulacağını mı sanırsın? Ey gafil insan! Vallahi Hz. Musa'nın dilini yakan Allah, sen eğer suç olarak zina ediyorsan, senin de ... yakmayacağından emin misin? Güvende misin?!


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِّيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ. Ve ahracetil ardu eskâlehâ. Ve kâlel insânu mâ lehâ. Yevme izin tuhaddisu ahbârahâ. Bi enne rabbeke evhâ lehâ. Yevme izin yasdurun nâsu eştâten li yurav a'mâlehum. Fe men ya'mel miskâle zerratin hayran yerahu. Ve men ya'mel miskâle zerratin şerran yerahu.

Meali:

Esteuzubillah

Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan "Ona ne oluyor?" dediği zaman, İşte o gün yer, kendi haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

Sadakallahul Aziym — ZİLZÂL Suresi 1 ila 8. ayet

İşte Musa, Firavun'un meyvası; Firavun'un yetiştirdiği tatlı meyva. Veya karpuz gibi yerde yetişen sebze cinsi meyva; ne sebze ne meyva, ara geçiş maddesi. Yani Hz. Nuh'un oğlu Kenan ise Nuh gibi peygamberin bahçesinde yetişen ekşi bir meyva, çünkü iman etmemiş, tatlı değil. Ve meyvalar çoğunlukla dalda yetişirken, tatlı sebzelerden çilek ve karpuz sebze cinsi amma meyva ve yerde yetişiyor. Ve yine avokado sebze olmasına rağmen o da dalda yetişiyor; yani ara geçiş formu. Yani işte yazdan kışa geçerken mevsim sonbahara uğruyor; ve sıcaktan soğuğa doğru, ve tatlıdan ekşi ve acıya doğru. Yani yine ilkbahar ise karanlık ve soğuktan, yani kıştan yaza ve sıcağa doğru. Yani gittikçe tatlanan meyvalar; ve en son ise karpuz var, üzüm var. Sonbahar meyvalarından daha sonra ayva var ki, tatlısı yapılır amma tatlı meyva değil. Yine kabak sebzesi, ve tatlısı yapılır. Ve ilkbahar meyvaları ise erik gibi, vişne, kiraz gibi hafif ekşimsi; ve fakat sonradan gittikçe tatlanan meyvalar. Ve artık kışa geliyoruz; ve ekşi meyva portakal, mandalina, yani ekşi. Ve öyleyse Kenan kış ya da sonbahar çocuğu; ve Musa ise yaz veya ilkbahar çocuğu. Biri tatlı, biri ekşi.

Hz. Hasan ve Hüseyin daha çocukken, Peygamberimizin yanında oynarlarken, Cebrail aleyhisselam cübbinin içinde, cennetten ayva, nar ve üzüm getirir ki, ayvayı Hz. Hüseyin alır, narı Hasan ve üzüm Mehdî'ye kalır. Ve Hasan ile Hüseyin sonbahar çocukları, ekşiler; ve Mehdî ise dünyanın ve kâinatın ömrünün sonuna konmuş olan, kırkta bir sürur rüzgârı olan o sürur vaktinin askeri; kâinatın ömrünün sonuna, son gürlüğü. Ve sonda amma yani sonbahara yakın, yaz meyvası, tatlı meyva: üzüm ve Mehdî.

Rabbim, insanlığa ve Mehdî askerine günahdan sonra tövbe nasip etsin; ömrünüzün hitamına Mehdî ve üzüm gibi son gürlüğü versin.

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.


سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 8 Ekim 2017 Pazar

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca