Kimler Mehdi'yi Tanıyıp Bilecek, Kimler de Tanıyıp Bilemeyecek
(Kar©glanın 21 Ocak 2017 Vaazı)
مَن يَبْتَغِ غَيْرَ الإِسْلاَمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Ve men yebteği gayral İslâmi dînen fe len yukbele minhu ve huve fil âhireti minel hâsirîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o takdirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsranda olanlardan olur.”
Sadakallâhül-Azîm. Âl-i İmrân Suresi, 85. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ وَيُخَوِّفُونَكَ بِالَّذِينَ مِن دُونِهِ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
E leysallâhu bi kâfin abdehû, ve yuhavvifûneke billezîne min dûnihî, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâdin.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Allah kuluna kâfi değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.”
Sadakallâhül-Azîm. Zümer Suresi, 36. ayet.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
Ve men yettekillâhe yec'al lehu mahracen. Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib. Ve men yetevekkel alâllâhi fe huve hasbuhû. İnnallâhe bâligu emrihî. Kad cealallâhu li kulli şey'in kadrâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”
Yani herkes ve her şey, Allah'ın koyduğu ölçü ve kader içerisinde varlığını sürdürmektedir.
Sadakallâhül-Azîm. Talâk Suresi, 2. ayetten pasaj ve 3. ayet.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Muhakkak ki yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu sırada Allah'ın halifesi Mehdi kıyam edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracak, paylaşmayı öğretecek ve anlaşmazlıklarda çözüm üretecek. Allah onun işini bir gecede düzene koyacak. Zafer onun önünde yürüyecek. Ayağını Peygamber'in ayağının yerine koyacak, yani onun izinde yürüyecek. O Mehdi, yani düzeltici olacaktır. Dağınık din anlayışlarını ve bâtıl inançları ortadan kaldırıp hak dini hâkim kılacaktır.”
(Hadis-i Şerif, Muhyiddin Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye, 366. bab, C. 3, s. 327-328)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mehdi benim çocuklarımdan biridir. Kızım Fatıma'nın neslindendir. Onun babasının ismi de ismine muvafık olacaktır. O, kardeşi az olandır. Mehdi'nin amelinde ve fiillerinde ne zulüm ne de ayıp vardır. Sizden biriniz onun vaktine yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona varsın, ona katılsın. Zira o kurtarıcı olan Mehdi'dir.”
(Hadis-i Şerif, Sünen-i İbn Mâce, 10/348; Risâletü'l-Meşreb, Kıyamet Alametleri; Risâletü'l-Mehdi, s. 161; Kitabü'l-Burhân fî Alamâti'l-Mehdiyy-il-Âhir Zaman, s. 21; İbn Mâce, Fiten, B. 34, H. 4082)
Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Yolculuğumuza başlıyoruz.
Mehdi hakkında sözün özü şudur:
O, ahir zamanda zuhur edecektir. Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolmuşken, o, adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. İslam'ın hükümlerini ortaya koyacak, yıpratılmış olan sünnetleri ihya edip canlandıracaktır.
(El-Akâidü'l-İslâmiyye, s. 250)
---oOo---
Araba ulaşım için keşfedilmiştir. Yola çıktığımız zaman Mercedes de aynı yoldadır, BMW de aynı yoldadır, Fiat da aynı yoldadır. Kamyon da aynı yoldadır, TIR da aynı yoldadır. Araçların şekilleri ve hızları farklı olsa da temel amaç aynıdır: Bir yerden başka bir yere ulaşmak veya bir yükü taşımak.
Bir aracın beş dakika önce, diğerinin yarım saat sonra varması, hedefe ulaşma bakımından asıl gayeyi değiştirmez.
Bugün belli bir hız sınırı içerisinde kullandığımız araçlar vardır. Yarın insanlığın teknoloji ve ilim sayesinde çok daha hızlı ulaşım araçları geliştirmesi de mümkündür.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Kıyamet gününde Cehennem'in üzerine Sırat köprüsü kurulur. Bu köprüde kaypak yerler, ayakların kayıp sabit kalamayacağı kısımlar, kapanlar, demirden kelepçeler ve dikene benzer kılçıklar vardır. İmanlı kişiler, amellerine göre, göz açıp kapayıncaya kadar, ya şimşek gibi, ya hızla uçan bir kuş gibi, ya da iyi koşan asil bir at hızıyla geçip giderler. Böylece bir Müslüman ya hiç zarar görmeden veya yara bere içinde geçip kurtulur. Yahut feci şekilde Cehennem ateşine düşer.”
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Müslim)
Peygamber Efendimiz'in Sırat'tan bazı insanların şimşek gibi geçeceğini bildirmesi üzerinde de düşünmek gerekir.
Şimşek nedir?
Sen daha gürültüsünü duymadan önce ışığını görürsün. Ses sana daha sonra ulaşır. Demek ki tabiatta insanın bugün alıştığı hızların çok üzerinde gerçekleşen olaylar vardır.
Ben buradan şunu anlıyorum: İnsan ilim öğrenmeli, araştırmalı ve çalışmalıdır. Allah'ın ilmi sonsuzdur. İnsan yeter ki ilim talep etsin ve gayret göstersin.
Zaman, aklını kullananların ve ilim peşinde koşanların zamanıdır. Fakat burada akıl kullanmak derken geçmişi küçümsemeyi kastetmiyorum. Asıl mesele, geçmişte öğrendiklerimizi bugünün ihtiyaçlarıyla birleştirerek hakikati aramaktır.
Camiye girdiğimiz zaman makam da, servet de, dünya rütbesi de dışarıda kalır. Zengin ile fakir aynı safta durur. İnsan öldüğü zaman zengin olduğu için farklı bir mezara, fakir olduğu için başka bir toprağa gönderilmez.
Dünyada çok güzel yemekler yiyen insanla sade yaşayan insanın bedensel sonu aynıdır. İnsan ne kadar zengin, güçlü veya makam sahibi olursa olsun, yaratılış bakımından yine Allah'ın kuludur.
İşte insanın asıl değerini belirleyen şey, malı, makamı veya görünüşü değildir. Asıl değer; imanı, ahlakı, adaleti, merhameti ve yaptığı güzel amellerdir.
İnsan kendisini diğerlerinden üstün görmeye başladığında, yaratılışın temel gerçeğini unutmuş olur.
Besmele ve yaratılış üzerinde düşündüğümüzde de insanın ve bütün canlıların nasıl bir düzen içerisinde meydana geldiğini görürüz. Bir canlı neslinin devamı, yaratılışın Allah tarafından konulan kanunları içerisinde gerçekleşir.
Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta şudur: Kur'an'ın surelerinde, yaratılış ve canlılık hakkında üzerinde düşünmemiz gereken çok sayıda işaret bulunmaktadır. Bunları kaba ifadelerle anlatmak yerine, yaratılışın hikmeti üzerinde düşünmek gerekir.
İnsan nasıl meydana geliyor?
Canlılık nasıl devam ediyor?
Bir hücre nasıl çoğalıyor?
Bir canlı türü nasıl kendi neslini sürdürüyor?
Bütün bunlar, Allah'ın yaratma sanatının üzerinde düşünmemiz gereken yönleridir.
CANLILIK HÜCREYLE BAŞLAR
Çevremizdeki varlıklar canlı ve cansız varlıklar olarak iki grupta toplanırlar. Cansız varlıklar katı, sıvı ve gaz hâlindeki maddelerden oluşur.
Canlı varlıklar ise mantarlar, hayvanlar ve bitkiler gibi çeşitli gruplardan meydana gelir.
Tek Hücreli Canlılar
Tek bir hücreden oluşan canlılara tek hücreli canlılar denir. Bakteriler, amip, kamçılı hayvan olarak bilinen öglena, terliksi hayvan yani paramesyum ve bazı algler tek hücreli canlılara örnektir.
Çok Hücreli Canlılar
Çok sayıda hücreden oluşan canlılara çok hücreli canlılar denir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler ve mantarlar çok hücreli canlılara örnektir.
Ben burada yaratılışın başlangıcı üzerine düşünürken, şeytanın yaratılışının insan yaratılışından önce oluşu ile ilgili rivayetleri de bu konu içerisinde değerlendiriyorum.
Yani yaratılışın farklı safhaları, farklı canlılık biçimleri ve farklı varlık türleri üzerinde düşünmek gerekir. Kur'an ve hadislerde bildirilen bilgileri, kendi düşüncelerimizle karıştırmadan fakat üzerinde tefekkür ederek anlamaya çalışmalıyız.
---oOo---
Dünyada namaz kılmayan insanların kıyamet gününde rükû ve secde etmek isteyecekleri, fakat bunu yapamayacaklarıyla ilgili rivayetler vardır.
Buradaki anlam üzerinde düşündüğümüzde, insanın dünyada sahip olduğu yaratılış özelliklerinin aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark ederiz.
Bir bıçak, bıçak olarak yaratılmışsa kesmek için vardır. Bir bardak, bardak olarak yaratılmışsa içine bir şey koymak için vardır. Bir çanak, bir testi veya bir kap da kendi vazifesini görür.
Kâğıt başka türlü kullanılır, lastik başka türlü kullanılır, su ise içine girdiği kabın şeklini alır.
Suya baktığımızda çok güzel bir örnek görürüz: Su hem akar, hem şekil değiştirir, hem bulunduğu kaba uyar. Soğuk olabilir, sıcak olabilir; hayat için gerekli bir nimettir.
İnsan da su gibi, yaratılışındaki özellikleri hayır yönünde kullanmayı öğrenmelidir.
İnsanın üstünlüğü, başkasına hükmetmesinde değil; kendisini terbiye etmesindedir.
İnsan nefsini terbiye etmeden başkasını terbiye etmeye kalkarsa, önce kendi içindeki düzensizliği düzeltmesi gerekir.
---oOo---
Huysuz bir at gördüğünde onu eğitmek ve terbiye etmek sabır ister. İlk defa bir atı eğiten insanın ne kadar sabır gösterdiğini düşün.
İnsan nefsi de böyledir.
Nefsine hükmetmek kolay değildir. Bunun için sabır gerekir, zaman gerekir, emek gerekir.
Mehdi'nin zamanını ve Mehdi'ye tabi olmayı konuşurken de insanın önce kendi nefsini sorgulaması gerekir.
Çünkü insan bir gün “Ben Mehdi'yi tanıdım” diyebilir. Fakat ertesi gün kendi menfaati için ondan uzaklaşırsa, burada asıl imtihan ortaya çıkar.
İnsan bir hakikati gerçekten tanıyorsa, o hakikate bağlılığı yalnızca rahat zamanlarda değil, zor zamanlarda da devam etmelidir.
Mücevher, hazine ve servet sahibi olmak önemli değildir. İnsan ne kadar zengin olursa olsun, hakikati kaybederse elindeki servetin kendisine faydası olmaz.
Benim istediğim insanın dünya zenginliği değil, hakikat zenginliğidir.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat kaçınılmaz olarak zuhur edecek, İslam topraklarına hâkim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve o, Müslümanlar arasında adaletle, hakkaniyetle davranacak, dini sağlamlaştıracaktır. Ondan sonra Deccal ortaya çıkacak ve Mesih Hz. İsa inerek Deccal'i öldürecek veya öldürülmesinde Mehdi'ye yardım edecektir.”
(Et-Tâc'ül-Câmiu li'l-Usûl, C. 5, s. 341)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ashab-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.”
(Kitabü'l-Burhân fî Alamâti'l-Mehdiyy-il-Âhir Zaman, s. 59)
Kur'an'da Ashab-ı Kehf adlı topluluğun sayısı hakkında da insanların farklı görüşler ileri sürdüğü bildirilmiştir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاء ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًا
Se yekûlûne selâsetun râbiuhum kelbuhum, ve yekûlûne hamsetun sâdisuhum kelbuhum racmen bil-gaybi, ve yekûlûne seb'atun ve sâminuhum kelbuhum. Kul rabbî a'lemu bi ıddetihim, mâ ya'lemuhum illâ kalîl. Fe lâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhiren ve lâ testefti fîhim minhum ehadâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Sonra gelenler diyecekler ki: ‘Üçtüler, onların dördüncüsü köpekleridir.’ Ve: ‘Beştiler, onların altıncısı köpekleridir’ diyecekler. Bu, bilinmeyene taş atmaktır. ‘Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir’ diyecekler. De ki: ‘Rabbim onların sayısını daha iyi bilir. Onları pek az kimse dışında kimse bilemez.’”
Sadakallâhül-Azîm. Kehf Suresi, 22. ayet.
Bu ayet ve ilgili rivayetler üzerinde düşündüğümde, ahir zamanda ortaya çıkacak bazı insanların sayılarının ve kimliklerinin herkes tarafından bilinmeyeceği kanaatine varıyorum.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken şey sayıyı bilmekten daha önemlidir: İnsan, hakikati nasıl tanıyacaktır?
Çünkü bir topluluğun sayısının az veya çok olması, onun haklı olduğunu tek başına göstermez. Hakikatin ölçüsü sayı değil; iman, ahlak, adalet ve Allah'ın emirlerine uygunluktur.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Allah onu, yani Mehdi'yi, üç bin melekle destekleyecektir.”
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyy-il-Muntazar, Ahmed İbn Hacer-i Mekkî, s. 41)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Hz. Mehdi'ye, aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.”
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyy-il-Muntazar, s. 25)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ
Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsâbnu Meryeme lil-havâriyyîne men ensârî ilallâh. Kâlel-havâriyyûne nahnu ensârullâh. Fe âmenet tâifetun min benî İsrâîle ve keferet tâifeh. Fe eyyednâllezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, ‘Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?’ demişti. Havariler de, ‘Biz Allah'ın yardımcılarıyız’ demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.”
Sadakallâhül-Azîm. Saff Suresi, 14. ayet.
Bu ayette havarilerden ve Allah'ın yardımcıları olmaktan söz edilmektedir.
Ben burada havarilerden hareketle, Hz. İsa'nın yardımcılarının ve onun yoluna bağlı insanların ahir zamanda ortaya çıkacak hak mücadelesiyle ilişkisi üzerinde de düşünüyorum.
Fakat burada önemli olan sadece bir soy veya isim meselesi değildir. Asıl mesele, insanın hangi ahlakı taşıdığıdır.
İnsan “Ben falanca soyundanım” diyebilir. Fakat eğer adaleti, merhameti, emaneti ve doğruluğu taşımıyorsa, soy iddiası tek başına ona değer kazandırmaz.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygamber'e benzer.”
(Kıyamet Alametleri, Berzencî, s. 163)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mehdi, zamanındaki insanların en hayırlısıdır.”
(Kitabü'l-Burhân fî Alamâti'l-Mehdiyy-il-Âhir Zaman, s. 58)
Burada benim dikkat çekmek istediğim nokta şudur:
Eğer Mehdi, insanların en hayırlısı olarak bildiriliyorsa, onun alametlerinden biri de ahlakı olmalıdır.
İnsan kendisini Mehdi diye tanıtabilir. Başkaları da onu Mehdi olarak ilan edebilir. Fakat asıl mesele, o kişinin gerçekten bildirilen ahlak ve adalet ölçülerini taşıyıp taşımadığıdır.
Bir insan makamı, serveti, çevresi veya taraftarlarının çokluğu ile büyüyebilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına hakikatin ölçüsü değildir.
Gerçek ölçü, insanın amelidir.
Ben Mehdi'yi, peygamberlerin sayfalarında ve kitaplarında şöyle bulurum:
“Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp vardır.”
(Nuaym b. Hammâd, vr. 50b; Ali Bin Hüsameddin el-Muttakî, Celâleddin Suyûtî'nin Tasnifinden Hadisler – Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Kahraman Neşriyat, s. 21)
İşte burada çok önemli bir ölçü ortaya çıkıyor:
Zulüm varsa, adalet yoksa, insanlara haksızlık ediliyorsa, hak yeniyorsa, makam ve menfaat uğruna insanlar eziliyorsa, böyle bir davranışın Mehdi'nin tarif edilen ahlakıyla nasıl bağdaşacağını insanın kendisine sorması gerekir.
Mehdi'nin alametlerini arayan insan önce kendi nefsine bakmalıdır.
Çünkü insan başkasını kolayca suçlar. Fakat kendisinin makam sevgisine, para sevgisine, şöhret sevgisine, intikam duygusuna veya üstünlük arzusuna kapılıp kapılmadığını görmek daha zordur.
Mehdi'nin yolu adalet yoludur.
Mehdi'nin yolu hak yoludur.
Mehdi'nin yolu insanları ezmek değil, insanları hakka çağırmaktır.
Mehdi'nin yolu kendisine kulluk ettirmek değil, insanları Allah'a yöneltmektir.
Mehdi'nin yolu dünya saltanatını büyütmek değil, Allah'ın kullarına adaletle davranmaktır.
Bu sebeple Mehdi iddiasında bulunan herhangi bir insanı değerlendirirken, onun sözünden önce ameline bakmak gerekir.
Bir insan “Ben Mehdi'yim” diyebilir. Fakat onun ameli zulüm, kibir, haksızlık ve menfaat üzerine kurulmuşsa, burada büyük bir çelişki ortaya çıkar.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli, can, mal ve mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Kendilerini terk edenlerin ve muhalefet eden kimselerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez.”
(Râmûzü'l-Ehâdîs, s. 476; İbn Mâce'den; Hz. Muâviye İbni Kurre r.a.)
Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek; o, kendisinden ayrılanlara rağmen yoluna devam edecektir.
(Râmûzü'l-Ehâdîs, s. 487; Taberânî'nin Kebîr'inden)
Demek ki hakikatin yanında bulunan insanların sayısı her zaman çok olmak zorunda değildir.
Bazen hakikat az kişinin elinde bulunabilir.
Fakat burada da yine ölçü sayıya değil, hakikate ve amele bağlanmalıdır.
Bir topluluğun çok kalabalık olması onun haklılığını ispat etmez. Aynı şekilde küçük bir topluluğun içinde bulunmak da tek başına insanı haklı yapmaz.
Ölçümüz Kur'an, sünnet, güzel ahlak, adalet ve doğruluk olmalıdır.
GÖRÜNEN KÖY KILAVUZ İSTEMEZ
Anlayana kimdir Mehdi belli olur.
Anlayana sivrisinek saz olur.
Anlamayana ise davul, zurna, trompet, hatta mehter takımı bile yetmez.
Ben burada şunu söylemek istiyorum:
Hakikati görmek isteyen insan, işaretleri sadece dışarıda aramamalıdır. Önce kendi kalbindeki perdeyi kaldırmalıdır.
Çünkü insanın gözü açık olsa bile kalbi kapalıysa hakikati göremeyebilir.
Bu nedenle biraz da insan kendi nefsini sorgulamalıdır.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ قُل لَّا أَتَّبِعُ أَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
Kul innî nuhîtu en a'budellezîne ted'ûne min dûnillâh. Kul lâ ettebiu ehvâekum. Kad dalaltu izen ve mâ ene minel muhtedîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“De ki: Sizin Allah'tan başka taptıklarınıza tapmaktan men edildim. De ki: Sizin arzularınıza uymam. Eğer uyarsam, o takdirde sapmış olurum ve hidayete erenlerden olamam.”
Sadakallâhül-Azîm. En'âm Suresi, 56. ayet.
İşte burada mesele tekrar aynı noktaya geliyor.
İnsan Allah'ın yerine dünyalık şeyleri koymamalıdır.
Makam sevgisi, para sevgisi, mal, mülk, şöhret ve insanlardan üstün görünme arzusu insanın kalbini esir almamalıdır.
Bir insan hakikati arıyorsa, kendi nefsinin arzularına göre değil, Allah'ın rızasına göre hareket etmelidir.
Mehdilik meselesinde de temel ölçü budur.
İnsan hakikati kendi nefsine uydurmaya çalışırsa, hakikati bulamaz.
Ama kendi nefsini hakikate uydurmaya çalışırsa, o zaman doğru yola yaklaşır.
Öyleyse kimler Mehdi'yi tanıyıp bilecek?
Hakikati arayanlar.
Allah'tan korkanlar.
Zulümden uzak duranlar.
Adaleti sevenler.
Dünyalık makamı Allah'ın rızasının önüne geçirmeyenler.
Peygamber Efendimiz'in ahlakını ölçü alanlar.
Kur'an'a ve sünnete bağlı kalanlar.
Kendi nefsini de sorgulamayı bilenler.
Peki kimler tanıyıp bilemeyecek?
Hakikati kendi menfaatine göre değiştirenler.
Sadece makamına, servetine ve çevresine güvenenler.
Bir insanın haklılığını yalnızca kalabalıkların çokluğuna göre ölçenler.
Kendi nefsini sorgulamadan herkesi suçlayanlar.
Hakikati gördüğü hâlde sırf dünya menfaati için ondan yüz çevirenler.
İşte asıl imtihan budur.
Mehdi'yi tanımak yalnızca bir insanın yüzünü veya ismini bilmek değildir.
Mehdi'yi tanımak, onun getirdiği adaleti tanımaktır.
Onun ahlakını tanımaktır.
Onun hakka çağrısını tanımaktır.
Onun zulümden uzak duruşunu tanımaktır.
Ve en önemlisi, insanın kendi nefsindeki zulmü de görmeye başlamasıdır.
Çünkü insan kendi nefsindeki zalimliği görmeden, dışarıdaki zalimleri teşhis etmeye çalışırsa yanılabilir.
Son söz olarak:
Mehdi'yi arayan önce Allah'ı arasın.
Mehdi'nin ahlakını arayan önce kendi ahlakına baksın.
Adalet isteyen önce kendi yaptığı haksızlıklardan vazgeçsin.
Hakikati görmek isteyen önce kendi nefsinin perdelerini kaldırsın.
Çünkü Allah'ın nuru geldiğinde, hak ile bâtıl birbirinden ayrılır.
Allah bizlere hakkı hak olarak görmeyi ve ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl olarak görmeyi ve ondan uzak durmayı nasip eylesin.
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 21 Ocak 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


