Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mutmain makamina, allahi zikir ile cikabilir insan (Kar©glanin 30 Aralık 2016 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 
Eğer Kalpler Ancak Zikir ile Tatmin Oluyorsa...

Mutmain Nefis Makamına Ancak Allah'ı Zikir ile Çıkılır

(Kar©glan'ın 30 Aralık 2016 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb

"Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur."

Sadakallâhül Aziym — Ra'd Sûresi 28. ayetten pasaj

---oOo---

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Elâ bi zikrillâhi tatmainnül kulûb — Kalpler ancak ALLAH'ı zikir ile mutmain olur.

Eğer kalpler ancak zikir ile tatmin oluyorsa, o zaman mutmain — yani tatmin olmuş, doygun — nefis makamına ancak zikir ile, Allah'ı zikir ile çıkabilir insan demektir.

Muhammed kelimesinde ses yükseltilmez; yükseltilemez.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

Yâ eyyühâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba'dıkum li ba'dın en tahbeta a'mâlukum ve entum lâ teş'urûn.

Meali:

Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.

Sadakallâhül Aziym — Hucurât Sûresi 2. ayet

Allah, "Muhammed" kelimesine öyle bir sır koymuş ki; "Muuuuuu" diye okusan sesi yükseltemezsin, "muhaaaaa" diye okusan yine olmaz, yükselmez. "Muhammmmmm" desen yine yükselmez, "muhammeeeeee" desen yine olmaz, "muhammeddddd" desen yine yükselmez. Piramitteki üst-alt ilişkisi gibidir: Allah en üstte, Muhammed ondan altta ve o her zaman bir alt perdeden okunur. Öyle olunca bizler — Muhammed ümmeti isek — onun da altında olanlarız ve bizlerin, Muhammed'in tonunu geçmemiz yasaklanmıştır; nerede Muhammed'in olduğu yerde. Peki bu bir ayet ise, bu sadece onun vaktindeki insanlar için olan bir ayet olamaz; ayetler evrenseldir. Öyle olunca Muhammed kelimesi geçen yerlerde onun tonunun üstüne çıkmak yasaktır gibi bir durum ortaya çıkar. Yani perde farkı; onun perdesini koyup geçmemek — tıpkı Pascal Piramidi'nde olduğu gibi.

---

Bugün, internetin altı yaşındaki çocuğun eline kadar düştüğü bir çağda; resim ararken, bilmem şarkı ararken, komik video ararken birden çıplak bir resme, sonra onu açınca binlerce çıplak resme, videoya varan bir sistem var iken... Dün bir dergiyi alıp da bir kadının mayolu resmine bakmak bile bir bütçe gerektirirken, bugün çoğunun elindeki cep internetinde bile her an bedava hizmet hâlinde duruyor bunlar. Ve buna rastlamamak mümkün değilken; herkesin o tür görüntüleri gördüğü, "nedir, ne değildir"i canlı canlı gördüğü bir çağda, hâlâ milleti leylek masalları ile kandırmak akılsızlıktır. Evet, edep — edep biraz ama... Âliminden câhiline herkesin evine giren bu internette o tür görüntüleri seyretmeyen kalmamışken, beni "bakmış" diye günah keçisi ilan eden düşüncesizin ta...

Daha dün "âlim" diyen biri vaaz ediyordu; Nakşî bir âlim. Rüyasında gördüklerine inanıp da "ben gazete okudum da, bilmem her gün girdiğim kapılarım vardı; gazete okumam yüzünden bugün yok" diye, rüyasındaki kapılara inanan âlimlerin babaları; TV kanalı, internet sayfası açmışken; dün "TV, gazete memnu, yasak" derken, bugün bu mecraya şeyhleri, babaları bile girmişken... Bu kanalların ve sayfaların admini olan bu adamlar hiç mi Google'da resim aramadı? Resim sayfasında ilgi çekici bir görüntü hep çıkıyor. Öyle olunca şeytan da dürterse, fıstıklarsa, oradan oraya, oradan binlercesinin olduğu sayfaya varmak mümkün. Dün paralı, açık saçık dansöz karıların göbek dansına gitmek için para ödeyen — hem de ne için? Kadın mayolu dans edecek de ona bakacağız diye para öderken... Asker olup da aç açık bakmayan var mı? Yine dün para ile iken, hem bedava hem de bugün sadece baldırına bacağına değil, girip çıkışına bakabiliyor kardeşim.

Öyle olunca herkes bu hâle bulaşmışken, beni günah keçisi ilan edecek ve eden "âlim"in aklına sıçan ben. Tamam, siz gözlerinizi yumun, kafanızı kuma gömün — onları görmemek için kardeşim. Ben yummuyorum; görünce, ihtiyaç olunca bazen açıp bakıyorum bile.

Herkes bamya, sümüklü bamya sevecek diye bir şey yok; bazısı sevmeyebilir. Sen sevmiyorsun diye sümüklü bamyayı inkâr edemezsin, anladın mı düşüncesiz? Sen seyretmiyorsun diye bu filmleri internete silemezsin. Hatta ben, şu, bu, o, biz sadece seyrederken, bazıları bunları, bu fiilleri yapıyor; ve filmini çeken, yapan birileri bile var. Bir dükkânda, markette olmaz ki; her şey vardır ama sen senin ihtiyacın olanı alırsın, ve parana göre alırsın. Bu dükkân — ahir zaman dükkânında — iyisi de var, senin kötü sandıkların da var. İstersen alırsın, istemezsen gözünü yumarsın. Kafanı kuma gömmekle bir şey olmaz, sorun çözülmez; sadece sen görmezsin etrafını. Hâlbuki altı yaşındaki çocuk da gördü bunları artık — anladın mı?

Allah elmayı bir kerede yaratmış; yani "vay, yanlış olmuş, silende kanadını düzelten, bilmem sapı olmamış, yeniden düzelten" diye bir şey yok. Yani keçi bir kerede, koyun öyle, armut öyle, dünya öyle, Jüpiter öyle... Ama düşüncesizler diyor ki: "Anunnakiler" denen tanrılar uzaydan dünyaya geldiler ve insanı yaratmadan önce geni hayvanla karıştırmışlar da at-insan, balık-insan falan filan meydana gelmiş; ve en son denemede insanı bulup Âdem'i onlar yaratmış diye, şeytan aklıyla fikir üretiyorlar. Lan düşüncesiz, at-insanı insanla karıştırdı diyelim; yani bir at varmış, bir de insan varmış da, bu akılsızlar karıştırıp genle oynamış demek olur o sadece; o yüzden de helâk olmuşlar demek olur. O kıtanın helâk oluşu yani. Karıştırdı derken — atı yaratan kim? At orijinal değil mi, düşüncesiz? Atı kim yarattı, elmayı kim yarattı? Elmada bir yanlışlık var mı; sapı eksik, çekirdeği eksik diye bir şey var mı? Deneme-yanılma var mı? Yine atın yaratılışında bir bozukluk var mı, bir eksiklik var mı, düşüncesiz? Zaten o batan ümmetlerin batma sebeplerinden biri de bu sapıtmalar işte: Allah'tan başkalarına tapınma ve o düşüncesizlerin tanrılık ve Allahlık iddiaları yüzünden. Herhalde bu yüzyılda yine başımıza gelecekler var ki, yine bu düşüncesiz varlıklar, bazılarına öyle fıstıklar sokuyor, tanrı icat ettiriyor bunlara.

---

NOEL KUTLAMAK CAİZ MİDİR?

Noel meselesi... "Noel kutlanmaz" diyen câhil dinci, câhil sofu; sen Muhammed'in doğum gününü kutluyorsun, oluyor da İsa da bunların peygamberi, onlar da Noel'de onun doğum gününü kutlarlar. Onların bayramı Aralık'ın 24 veya 27'sidir — iki ayrı görüşe göre. Kadınlar günü, köpekler günü, sakatlar günü varken... Bugün Hz. Âdem'in doğumunu bilsek, onu da kutlarız. Bilmem ne günleri kutlanıyor da Hz. Âdem'inki, Hz. İsa'nınki niye kutlanmasın, değil mi câhil sofi? İşte bilgisiz akılsız, bunu bilmediğinden "gâvurlara uymak olmaz" diye fetva verir. İsa kim? Ulu'l-azm peygamber değil mi? Niye kutlanmasın onun doğumu? Gâvur kim? İsa'nın doğum gününü bilip de onu kutlayan mı gâvur oldu? Bizler ise, bizim görüşlerimize göre İsa'nın doğumu yine 1 Ocak'tır; milâdî takvimin başı İsa'nın doğumunu ele almış diye biliriz hepimiz. O rivayet İsevîlerde zayıf kalmış ama hâlâ yine "Silvester" diye kutlarlar. Sen bilmiyorsan, onlar biliyorsa, kutlamak nasıl caiz olmaz, ey akılsız câhil? Bizler ise "yeni yıl" diye kutlarız. Hâlbuki aynen Yahudilerin Cumartesi'yi tatil etmeyi becerememelerine rağmen, Musa'dan binler sene sonra Cumartesi'de doğal tatil, Pazar'da tatil yapıldı; başardılar mı artık onlar da tatil yapmayı? Başardılar, hem de Allah sadece onlara yasak koymamış, bizlere de tatil vermiş. Ve yeni yılda İsa'nın doğumu da doğal bir seleksiyonla herkese kutlatılır; çünkü Allah onu kutluyor, Kur'an'da da bunu söylüyor, ve o kutlayınca herkes de kutlamış oluyor.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا

Ve's-selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub'asu hayyâ.

İsa dedi ki: "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm — esenlik — verilmiştir."

Meryem Sûresi 33. ayet

Cumartesi yasağı ile sana "5 gün çalış, iki gün de tatil yap, dinlen" diyor Allah. Kötü mü diyor? Bunu o gün anlamadılar; bugün hafta sonu dört gözle bekleniyor mu, bekleniyor. Allah'ın muradı buydu zaten; bunu yapsınlar istedi. Ama o gün bu, tam mânâsı ile anlaşılmadı. Bugün Mehdi vakti ve her şey artık kazanılmış vaziyette.

Yine zekât nedir? Zekât demek, devlette vergilendirme yasasının konulmasını istedi Allah; yoksa bunun başka bir mânâsı yok. O gün bunu başaramayan sahâbeden Muhammed ne istedi? "Gidin öşür alın, gelin" dedi. Yani vergi, vergi, vergi kardeşim. Ve bugün bu zekât, bütün dünyaca işletilen bir sistem; yani vergilendirme sistemi. Peki bu kötü mü yani? Allah bunu murad etti, yoksa zenginin fakirin sırtına yük yüklemesi değil. Ve zekât ve vergi ile işte o gün Hz. Ömer'in maaşı, bugün bütün devletlerde evvela o devletin yönetimindeki meclisin maaşı çıkıyor. Yine o para yer geliyor yol oluyor, yer geliyor köprü oluyor. Yani vergilendirmenin faydası bunlar. Yani zekât işte bu; bundan başka zekât arayan akılsızdır zaten. Daha ne? Ama işte devletin o vergiler ile yine fakiri, fukarayı da gözetmesi şarttır; o verginin nerelerde harcanacağı Kur'an'da bildirilmiştir.

---

Çam ağacına gelince... Noel baba hikâyesi — o, Noel baba falan değildir. Aslı ise şudur: Sen "İsa Şam'a inecek" diye rivayet duymuşsun; onlar da bunu "sağır anlamaz" yakıştırması hesabı ile "Şam"ı "Çam" sanmışlar. Ve İsa Çam'a inecek diye evlerine çam ağacı diker olmuşlar. İsa inecektir hâlbuki. Bunun, Ege'de "bük"ün kulaktan kulağa oyunu gibi, buradan kalem deyip sınıfın sonunda elma çıktığı gibi, onlardaki rivayet de öyle olmuş. Ve İsa yerine, hediye getiren Noel Baba olmuş. Hâlbuki onlar yıllardır İsa'yı beklerler; inecek olan, gökten inecek olan İsa'dır. Noel Baba neden bacadan iner? Bunu, bizim uydurma hadislerle dini bozmak isteyen şeytan uşakları gibi, onlarınkini de bozan şeytan böyle yapmış işte: "Bacadan Noel Baba inecek, hediye getirecek" diye bozmuş. Hâlbuki yıllardır "İsa gökten inecek" diye biz de onlar da inanırız. O yüzden Noel Baba kapıdan değil de gökten geyiklerle gelip bacadan iner; hâlbuki o İsa olacaktı işte. Yani inecek bir tek kimse var, o da İsa; yıllardır beklenen İsa. O da işte yine çok bozulmuş, Noel Baba olmuş. O zeytin dalına veya zeytin dağına inecek diye rivayet varken — çünkü Nuh'un gemisine uçarak gökten inip binen bir tek zeytin var ve zeytin, İsa'yı, ölümsüzlüğü temsil eder; ve ömrü uzun tek ağaçtır. Öyleyse İsa zeytin olur da dünyaya inerken, bunu alıp eğip büküp zeytin ağacı ve İsrail'deki ağaç — orada çam yok ki fazla — onu Avrupa'ya ihraç edince, Amerika'ya ihraç edince olmuş mu sana çam ağacı? Ve Türkler de yine "sağır anlamaz" yolu ile Çam'ı Şam yapmışlar. Hâlbuki işte zeytini yiyince bizlerde de İsa tecelli eder; yani Omega gezegeninden olan İsa, bizde de ondan bir parça meydana gelir. Yani onun ana maddesi Omega vitamini ve İsa içimizde olmuş olur; ve ondan meydana gelen can İsa olur. O hep içimizde, aramızdadır zaten; ölümsüzlük gezegeninin padişahı, Omega'nın padişahı.

---

BAZEN SÖZÜNDEN CAYMAK DA İBADETTİR

Bir nükte ile anlatalım olayı: Sen bir bilet aldın ve bir sözleşmen var; ona yetişeceksin, mesela Viyana'da buluşacaksın birileri ile ve seni bekliyorlar. Ama tam uçağa binmeden haber aldın: Uçak kaçırılacak ya da uçak düşürülecek. Hâlâ "benim sözüm var, ben bu uçağa bineceğim" diye diretip de binip gebermek mi istersin; yoksa ölümden kıl payı kurtulmak için akıllılık edip o bileti iptal mi edersin, sözünden cayar mısın? Orada bekleyenlere "ben gelemiyorum" mu dersin? Yine atam, ceddim Hz. Hüseyin'e yapılanlar varken — yani hem çağırıp hem de ona ihanet eden alçak düşman varken — yiğitlik sökmez.

"Düşman alçak ve kancık ise, senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürüp geçerler azizim."

Yine Hz. Muhammed, tam 70 tane yetişmiş öğretmen askeri, istek üzerine yolladığı bir memleketin yolunda pusuya düşürüp öldürdüler. Muhammed haberini alsaydı bu suikastin, yollar mıydı onları ölüme? Ha, ne sözü, ne sözünden dönen? Yiğitlik, mertlik lafları! Şimdi ben öyle söze ne diyeyim?

"Düşman alçak ve kancık ise senin yiğitliğin, mertliğin sökmez; Hz. Hüseyin gibi seni öldürür geçerler azizim."

Soğuğa, ateşe, bir de alçak düşmana yiğitlik, mertlik sökmez.

Atam, ceddim Hüseyin sözünden dönmedi de ne oldu? Kendinin şehit olduğu yetmedi; kendi ile birlikte neredeyse Muhammed'in tüm soyunu kurutturacaktı. Muhammed soyu diye bir soy kalmayacaktı. Neden? Mertlik taslamaktan. Yani tarih, ders almamız için ibretlikler verir. Sen ibret almazsan, elini elli kere sobaya değdiren, yakan, anlamayan, ders almayan akılsız çocuk olursun. Ve Muhammed dedi: "Müslüman bir delikten iki kere sokulmaz." Yani bazen caymak da ibadettir azizim.

Allah kanununda "ateşe yakar" kuralı koymuş; fakat İbrahim'in inadı yüzünden ne yapmış, sözünden caymış: "Ey ateş, İbrahim'i yakma" demiş. Sözünden caymış işte. Ateş yakar mı? Yakar. Elini sok bak, ateşe. Ama işte Allah, İbrahim için sözünden caymak durumunda kalmış mı, kalmış. Buna senelerdir "mucize" diyen akılsız, meseleyi anlamaz da anlatır durur. Lan düşüncesiz, uyanık ol; sen de Allah'a yardımcı ol. Başını belaya sokup da sonra "yetiş Rabbim" deyip mucize bekleme. İleriye bak: Çukur mu var, tuzak mı var, suikast mı var? Tedbirini al, düşüncesiz.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular:

"İlk peygamberlerden itibaren halkın hatırında kalan bir söz vardır: Hayâ etmedikten sonra istediğini yap!"

(Buhârî, Enbiyâ 54, Edeb 78)

Muhammed ne dedi? "Utanmıyorsan istediğini yap" dedi. Ve o tür görüntüleri çekenler utanmıyor, resmen teşhir ediyor. Biz de bakıyorsak ve yazıyorsak, bu utanç meselesi ile değil be azizim. O zaman "utanmıyorsan" kelimesi öyle alelade seçilmiş bir kelime değil azizim. Onlar utanmadığı için yapabiliyor. Utanan birisi yapabilir mi? Ve kendi arzu, isteği ile veriyorsa, "İkramı geri çevirmeyin" dedi Muhammed. Çam sakızı, çoban armağanı; bu da o tür bir armağan. Ben aldım azizim, utanmadım ve yazdım. Sen utaaaaan dur daha — anladın mı? Ömer'e birisi zehir ikram etmiş, o da bile bile yutmuş azizim. Neden? Kapı gibi Muhammed'in hadisi var önünde; biliyor çünkü. İkramın iyisi kötüsü... Ha ha ha. Ve eğer bir hırsızın sofrasına rast geldinse ve bilmiyorsan onun hırsız olduğunu — hatta bilsen bile — sana ikram ede ede, çaldığından ikram edecektir azizim. Sen bu fıkhı bir daha gözden geçir bakayım; az çalışmışsın dersine. Uyanık bir tilki, aslanın etrafında dolaşırsa, hiç katil olmadan, hazır öldürülmüş aslan artıklarını, katil sıfatına girmeden yer, beslenir. Yani nemalanmak ustalık; kimin etrafındasın, dikkat et. Aslan payı mı, tilki payı mı, kurt payı mı, sen düşün — yoksa akbaba leşi mi? Nice lokma yiyen cibilliyatlar var; akbaba leş yiyor, leş... O da canlı, o da ruh taşır; onu da yaratan Allah. Unutma, hoş karşıla bizi de azizim, hoş karşıla.

Birisi demiş ki:

"Sen gidersin, ben giderim; makam gider, ün gider; geriye hatırda bırakılan intiba kalır. Kaç gönül kazandıysan, o kadar ağlayanın kalır. O sebepledir ki, gösterdiğin nezaket kadar itibarın, kazandığın gönül kadar insanlığın vardır."

Katılıyorum sana. Bazen kırdıkların, bağırdıkların, sövdüklerin, dövdüklerin, daha çok senindir. Onlar bir de kinli kişilerse seni asla unutmazlar; ve hep senindir onlar. Sen unutsan bile onlar seni unutmazlar. Ha ha ha.

Dur orada; her hâlin bir kehr werti, gecenin gündüzü, akın karası vardır. Sen daha bu ayetininkini bilememişsin hoca. İsa'yı doğurtan kim? Ve Meryem'in kocası değil, babası değil, nikâhlısı değil; ona bir ruh üfledi diyor. O zaman İsa piç kurusu mu, zina çocuğu mu, düşüncesiz? İsa nasıl doğdu bilmeyen akılsız, zina nedir, ne mânâdadır, o ayeti anlamaz. Akılsız, hangi zina, kime göre zina? Lan düşüncesiz, bana mı bu lafın? İsa Ruhullah diyorsun da o nasıl doğdu bilmiyor musun, düşüncesiz?

Eyyûb'un karısına yüz buğday sapı vurmasının sebebi ne? Kim öğretti ona? Neden yüz? Çünkü bir şeytan veya şeytan askeri ile zina etti de ondan. Ama Allah, günahından dönenleri sever; Allah Tevvâb'dır çünkü azizim. Senin onu yüz değnekle öldürmene isterse müsaade etmez — Eyyûb'un karısında olduğu gibi yani.

Ey Âdemoğlu, tuvalette Kâbe'ye ve güneşe doğru, aya doğru dönmek günah. Yönünü Allah'a doğru tutulmayan yerlerin başında gelir. Bazı zaman da Allah'a doğru dönmemek lazımmış, değil mi güzel kardeşim? Bazı işlerini kendin yap; hep Allah'tan mucize bekleme azizim. Bazılarını da yapan birilerine bırak; onlar senin için yapsınlar. Berbere o yüzden gideriz; herkes kendi kafasını tıraş edemez, değil mi azizim? Allah onlarda da tecelli eder zaten; sen bilmezsin sadece. Onların içinde de Allah olduğunu anladın mı güzel kardeşim?

Birisi de diyor ki:

Lan düşüncesiz, apandisit olunca kendini kendin mi ameliyat edeceksin? İnşallah olursun da "aman doktor, canım doktor" dersin; bu tükürdüğünü yalayıp yutarsın. Başkasından medet umulur mu, umulmaz mı, canlı canlı yaşarsın akılsız. Daha kendi başını tıraş edemezsin; bir berbere muhtaçsın akılsız. Berbere bir de para verirsin "aman tıraş et" diye.

---

ALLAH İLE ARAMIZDA ARACILAR OLUR MU? — ARACISIZ ALLAH BİLMEK OLUR MU?

Elektrik kablosunu pensésiz, izolesiz tut da ben bakayım bir sana, Hoca. Kızarmış tavuk olacak mısın, yoksa aracısız Allah bilmek var mıdır, anlayacağız. Hadi gel, birlikte televizyonda deneyelim: Sen çıplak elektrik kablosunu elinle tutacaksın, ben ise elektrik pensési ile tutacağım; bakalım oluyor mu? Benim pense kullanmam, elektriği elleyecek yüzümün olmadığından mı, yoksa akıllı olduğumdan mı? Ve senin pense kullanmaman, senin yüzünün olduğundan mı, akılsızlıktan mı? Haydi, herkesin önünde ölçelim. Sen Muhammedsiz Allah'ı kimden duyacaktın? Gâvurun birisi olurdun be adam. Allah ile aramızdaki aracı değil mi Muhammed, onu bilmemizde? Dün o idi; bugün bazen sen, bazen ben, bazen o aracı — O'nu tam mânâsı ile bilemeyen bazıları için değil mi?

Her yıldız bir başka yıldızın çekimindedir; Hz. Âdem müstesna. İbrahim de ondan önceki peygamberin ümmetiydi zaten; o çünkü bir tohumdu. Ama Allah buğday tanesine harman, çam kozalağına orman saklamış; ve İbrahim'in içinden çıkan İsmail ve İshak ümmetini de İbrahim'in içine dürmüş de saklamış. O da tek başına bir ümmetti. Evet, yanılgı değil bu, yalan da değil; haktır o söz. Hem içte ümmet, hem de dışta bir ümmet.

O'nun hürmetine yaratıldı da benim hürmetime yaratılmadı mı peki? Ya senin hürmetine yaratılmadı mı? Koşacak güneş — dün ya da bugün — bir senin için, bir de benim için doğdu; yarın da öyle. Mesela farz-ı muhal, Manavgat'ta senin için iki kilo mandalina yarattı Allah. Peki kimin için yaratıldı bu âlem? Hadi sor bakalım kendine: Onun için mi, bunun için mi, benim için mi, senin için mi, yoksa bizim için mi?

Hz. Ali'den sonrası değişti be usta. Bizler görüp de sevenler olduk; artık görücü usulü ile görmeden evlilik bitti. Çünkü Ali, "Görmediğim Allah'a tapman veya secde etmen" dediydi ya, unuttunuz mu? Görmediğine tapmayanlar bile var artık.

Çay şekerli güzel ki, Allah çayı şekere âşık etmiş; ve onu buluşturmak da bize kalıyor. Yine biber, domates, yumurta birbirine ne de yakışıyor. Ve seven sevgiyle birleşince ne güzel menemen olur, değil mi? O zaman sevdiklerinle beraber olunca, biraz senden biraz da benden menemen oluruz be azizim. Neden İsa ümmeti İsa'nın yanında olmasın? Biber, o tadı bilenlerin evinde her bahar, her yaz menemen olurken, İsa ümmeti mi sevip de garip kalacak? Onların yaradanı kim ki? Onlara İsa sevgisi koymuş; sana çay-şeker aşkı, bana kahve aşkı koyan Allah, onlara da İsa aşkı koymuş. Sen çay aşkından her sabah çay ile şekeri buluştururken, yüce Yaradan mı İsa ile ümmetini birleştiremeyecek? Düşüncesiz olmamak lazım be usta.

Birisi diyor ki:

Cibilliyat diye bir şey duydun mu sen azizim? At teper, güvercin uçar, ördek yüzer, eşek de anırır. Sen hangisini sorduydun, ben unuttum. Ha, uçanı mı? Sen düşün: Kim uçuyor, kim uçmuyor? Mirac'da göklere uçan babam mıydı, Muhammed miydi, Sevr'deki güvercin miydi acaba? Cibilliyat, cibilliyat — anladın mı azizim? Güvercinden anırmasını beklemek tabii ki akılsızlıktır.

---

KULHÜ YASİN OKUYUP KUR'AN SEVABI BAĞIŞLAMA HURAFESİ

"Bağışlayacaksan malından bağışla" diyor birisi. Tüm malı emanet edildi yetmedi de, daha elindekini de mi istiyorsunuz, düşüncesiz? Evet, istedi; markları, dolarları bozdurun dedi, elindeki dövizleri de aldı enayilerin elinden. Şimdi sap gibi kaldı enayiler. Bir şey olsa rayiç fiyattan bozduracaksınız artık o doları, euroyu.

Mal bağışlamanın sevap olduğu, şefaat artıracağı nereden çıktı be adam? Öyle olsa ağaçlar uçar, melek olurdu. O sizin yediğiniz, içtiğiniz meyveleri, meyve sularını ağaçlar her sene malından bağışlıyor; ama ne melek oldular ne zengin, ne altına su döküldü — belki su döken bile yok. E, hani maldan vermek iyiydi? Lan, sen o meyveleri sattın da o paran oldu, zekât verecek paraya ulaştın. Peki ağaç ne oldu? Kışın yaprak döktü, en fakir oldu.

Yine Kur'an okumak sevap mıdır'a gelince: Gülben Ergen şarkı okudu, zengin oldu; Demet Akalın okudu, zengin oldu. Şarkı bile adamı zengin ederken — ve hatta dedi ki biri "Bu şarkı teyzeme gelsin, bu şarkı amcama gelsin" dedi; radyodan amca da duydu, hem sevdi hem dinledi, oldu da — peki Kur'an mı okununca zengin etmedi, sevap olmadı? Gülben şarkı okumakla vergi verecek zenginliğe ulaştı mı? Peki o zaman Allah'ın kitabı niye adamı zengin etmesin, düşüncesiz? Niye ölünün ruhuna okunmasın? Tabii olmaz, memnuuu! Ölünün ruhuna şarap içelim o zaman, Kur'an okumayalım, değil mi? Sen söyle: Ölünün ruhuna da sövelim mi? Ne yapalım, hangisi sevap o zaman?

Mutmainne nefse zikirle çıkılır konusuna gelince: Ayette "Kalpler ancak zikir ile doyar, tatmin olur" demiyor mu? O zaman daha ne? Hani zikir okumak, Kur'an okumak önemli değil, hatta ibadet bile değildi? Sen Kur'an'ı mı yalanlıyorsun, düşüncesiz? Eğer kalpler zikir ile doyuyorsa, o zaman mutmain nefis demek, doymuş nefis demektir. Demek ki mutmain nefis makamına çıkmanın tek yolu da ancak kalbini doyurmakla mümkün; o da ancak zikirle. Ve biz boşuna Raşidî Tarikatı'nın yolunu çizmedik; yani sebebi işte insanlar doymuş nefis makamına ulaşabilsin diye. Ve ondaki zikirler uyduruk değil; bizzat Rabbimizin öğrettiği zikirlerden müteşekkil. Anlayan alır, bize yoldaş olur; düşüncesizler anlamaz zaten. Bizim öyle düşüncesizlere de ihtiyacımız yok zaten.

Rabbim, ahir zaman ümmeti, Mehdi sevenlerine, zikrin kıymetini bilmeyi nasip etsin.

---oOo---

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.

Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 30 Aralık 2016 Cuma

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca