Deyyan Ne Demektir? (Din Gününün Sahibi) Demek Nedir?
(Kar©glan'ın 2 Aralık 2016 Cuma Vaazı)
(Kar©glan'ın 2 Aralık 2016 Cuma Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَلاَ تَتَمَنَّوْاْ مَا فَضَّلَ اللّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبُواْ وَلِلنِّسَاء نَصِيبٌ مِّمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُواْ اللّهَ مِن فَضْلِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا
Ve lâ tetemennev mâ faddalallâhü bihî ba'dakum alâ ba'd. Lir ricâli nasîbun mimmâktesebû ve lin nisâi nasîbun mimmâktesebn. Ves'elûllâhe min fadlihî. İnnallâhe kâne bi kulli şey'in alîmâ.
Meali:
Allah'ın, kiminizi kiminize üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri — haset ederek — arzu edip durmayın. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır; kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan, O'nun lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 32. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"İsra gecesi, nura gark olmuş bir zat gördüm. 'Bu kim?' dedim. Cebrail aleyhisselam, 'Dünyada iken Allahü teâlâyı devamlı anan, kalbi camiye bağlı ve ana-babasına asi olmayan bir zattır' dedi."
(Hadis-i Şerif, İ. Ebiddünya)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
HURUFU MUKATAALAR HAKKINDA EK BİLGİ
Geçen hafta "Yâsîn'den 100 tane yemeyeceksiniz" konusu vardı; yani 100 misal için olan rakam. Bu 1000 de olabilir. Mesela bir adam padişah olsa, onun önüne 100 kap aynı yemekten, en sevdiği yemekten koysak, bu 100 kabın 30'undan birer kaşık alsa, 30 kaşık yemek eder; 30 kaşık da karnı doyacaktır. 100 kaptan birer kaşık bile yiyemez. 30 kaşık, hadi 40 kaşık olsun; doydu mu, doydu. Yani ondan sonra yedikleri nimet değil, zulmet olur onun için, değil mi? Karnını ağrıtır, hasta eder.
Öyle olunca hurufu mukataalarda da "öyle elli tane, yüz tane yenmez" dedik. İşte bu sebeple yine hurufu mukataalar sadece bir surede değil, birçok surede var. Öyle olunca, yine o padişahın önüne 100 ayrı çeşit yemek de koysalar, 100'ünden birer kaşık yine yiyemez, değil mi? 30 kaptan birer kaşık yerse karnı doyar; kalan 60 kabın tadına bile bakamaz. Öyle olunca Allah'ın bilmediğimiz binler ismi var; herkes her ismini bilip, yiyip, tadına bakacak, bilecek diye bir durum yok. Ona eli kap, berikine yüz kap. Mesela fil ile bir böceğin, ya da karıncanın yiyeceği lokma bir olmaz. Yine bir balinanın yediği, karnını doyuracak olan lokma ile bir sineğin yiyeceği lokma bir olmaz, değil mi? Yani cüsse meselesi; yine cibilliyat meselesi ayrıca.
YA DEYYAN İSMİNİN MÂNÂSI NEDİR?
"Deyyan ismi nedir?" denince, Kur'an'da:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ
Mâliki yevmid dîn.
Meali:
O Deyyan'dır; yani O, Din gününün sahibidir.
"Mâliki yevmiddîn"de geçen "deyn"dir. "Deyn"i "Deyyan" diye okursan, o, fiilin faili demek olur; yani "Deyyan" demek, din gününün sahibi demektir. Allah Kur'an'da buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba'diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn.
Meali:
Andolsun ki; zikirden — Tevrat'tan — sonra Zebur'da, yeryüzüne salih kullarımızın varis olacağını yazdık.
Sadakallâhül Aziym — Enbiyâ Sûresi 105
Yeryüzüne salih kullar hâkim olacak; ve öyle olunca din günü o günlere denilir. O salih kulların hâkim olduğu gündeki sahibimize, yani o zamanın sahibi olan, kimseye, o halifeye verilen isim: "Mâliki yevmiddîn" — din gününün sahibi, mâliki, hükümdarı olan halife demek; yani DEYYAN demektir.
Beyt-ül Ma'mûr (بَيْتُ الْمَعْمُور, Bayındır Ev), İslâm inancına göre yedinci kat semâda bulunan ve Kâbe'nin üzerinde gelen, meleklere kıble ve tavaf mekânı olan kutsal bir binâdır. Kur'ân-ı Kerîm'de Beyt-ül Ma'mûr'a işaret eden bir ayet vardır.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَالطُّورِ وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ مَّا لَهُ مِن دَافِعٍ
Vet tûri. Ve kitâbin mestûrin. Fî rakkın menşûrin. Vel beytil ma'mûri. Ves sakfil merfûi. Vel bahril mescûri. İnne azâbe rabbike le vâkı'un. Mâ lehu min dâfiin.
Meali:
Tûr Dağı'na yemin olsun. Yayılmış açık kâğıt ve deriler üzerine satır satır yazılmış Kitab'a andolsun. Beyt-i Ma'mûr'a — Ma'mur Ev'e — andolsun. Yükseltilmiş tavana andolsun. Doldurulmuş denize andolsun ki Rabbinin azabı, mutlaka vuku bulacaktır. Onu — azabı — defedecek yoktur.
Sadakallâhül Aziym — Tûr Sûresi 1-8. ayetler
Beyt-i Ma'mûr, Beyt-i Harâm'ın — Kâbe'nin — üst tarafına düşmektedir. Yere düşecek olsa, onun üstüne düşer.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Beyt-i Ma'mûr'u her gün yetmiş bin melek tavaf eder ve orada namaz kılar. Bir kere tavaf eden meleğe Kıyâmet'e kadar bir daha sıra gelmez."
(Hadis-i Şerif, Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6)
Yani öyle olunca, hani Allah meleklere "secde edin" dedi ve secdeye başladılar. Ve o Kâbe'nin aslı olan "kabe kavseyn"de, Kâbe'nin çekirdeğinde diyor; Kâbe'yi tavafa melekler başladı. Bir tavaf edene bir daha sıra gelemeyecek.
Öyle olunca işte secde emrinde — yani kâinatın ve meleklerin, tüm yaratılanların secdesi ile Beyt-ül Ma'mûr; kâinatın meyvesi olan insanların secdesi Kâbe; ve "kabe kavseyn" ise en yüksek Kâbe. Ve en yüksekteki Âdem'in, daha doğrusu Âdemoğlu'nun yaratıldığı yer ve zaman ile, Büyük Âdem babamız olan Hz. Âdem'den binlerce sene sonra gelecek ve zamanının halifesi, rûy-i zeminin ve din gününün sahibi olacak olan Deyyan — yani Hz. Mehdi'nin; din gününün mâliki, hükümdarı olacak Mehdi'nin durduğu sema katı, yer ve zaman, ve o zamandaki yer ve Kâbe işte "Kabe Kavseyn"i temsil eder. Yani Beyt-ül Ma'mûr'un çekirdeği olan Kâbe; yani kavseyn Kâbe.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr.
Meali:
Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram'dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüten Allah, Sübhan'dır — bütün noksanlıklardan münezzehtir. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.
Sadakallâhül Aziym — İsrâ Sûresi 1. ayet
Peki Muhammed Mirac'da nereye çıktı?
Ondan binler sonra gelecek olan Mehdi'ye, ve onun semasına, onun vaktine, geleceğe gitti; ve gelecekte onun bulunduğu mekâna çıktı, Mehdi'yi gördü, geri gitti. Yani "ev ednâ"ya kadar, kıyametten, bozuluştan hemen öncesine kadar gitti.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى
Ven necmi izâ hevâ...
Meali:
Havadaki — gelecekteki — yüksekteki o yıldıza andolsun ki: O yıldızın Sahibi dalâlete düşmedi ve azmadı da. Ve o, hevasından — kendiliğinden — konuşmaz. Onun söyledikleri, sadece O'na vahyolunan vahiydir. O'na çok şiddetli ve kudretli olan Allah öğretti. O — Muhammed — O'na, Mehdi'nin vaktine defalarca gitti geldi. Ve o, ufkun en yüksek yerindeydi; en uzak gelecekteydi. Sonra O — Muhammed — onun gökyüzünün semasına indi; ta ki kâbesine kadar, yani evinin tavanına kadar indi. Ev ednâsına kadar, önüne kadar vardı.
Sadakallâhül Aziym — Necm Sûresi 1-9. ayetler
Yani işte ağacın gayesi meyve vermektir. Öyle olunca İslâm ve din ağacının, peygamberler dalının gayesi olan "Deyyan olan Mehdi"dir. Yani öyle olunca Deyyan, Mehdi'nin bir ismi, lakabı, sıfatıdır. Ve yani merkez güneş ise, onun parçası ise bütün kâinat, onun etrafında dönecek olanlar demek; ve ona secde edecek olanlar demek. Öyleyse Hz. Âdem kim? Muhammed kim? Mehdi kim? Ve en son meyve Mehdi ise, ve son uç nokta ona ulaşınca, işte vücutta kafa misali; öyle olunca her şey onun etrafında bir defa dönecek, kıyam edecek demek olur. Yani gelmiş geçmiş herkes, bir defa onun vaktinde kalkıp ona secde — veya secdeden kasıt, onu görecek, onun yanına varıp gelecek — yani tavafın maksadı, haccın gayesi, tatbik edilme sırrı açığa çıkacak demek olur. Yani ona ashab olması lazım ki, onun etrafında dönüyor olabilsin, değil mi? Yani Kabe Kavseyn hikmeti de budur; Mirac yine budur yani.
---------
Balık suda güzel; sudan çıkınca canilerin eline geçti demektir. Artık sevmek için değil, yemek için, vahşice yemek için o balık demektir. Her söz, her fiil, her insan, her şey yerinde güzel. Yerinden ettin mi, onu kolu kesip bacağa takmak gibi... Kol yerinde güzel, parmak yerinde, tırnak yine yerinde güzel ve faaliyetini devam ettirebilir. Öyleyse eğer Kur'an'ı bu kâfir Deccal, şeytanla birlikte değiştirebiliyorsa, ayetlerin yerini yerinden ediyorsa, o zaman kafada kalak, kalağın altında kulak gibi bir şeyler; yani yaratık olur bu. İnsanlar ve hayvanlar yaratık olur; yani geyikliğin başı da bu demek. Yani kafada kalak, kalağın altında kulak diye süreç devam edip gidiyor; bozulmada, ileri, aşırı ileri gitmede. Onda da Allah var mıdır? Geyiği yaratıp kafasına kocaman kalak takanda Allah iken, Allah'ın olmadığı bir köy mü, kent mi, dünya mı, gezegen mi, güneş mi var sanırsın sen, akılsız Deccal ve avanesi?
------------
MEVLİD KANDİLİ HAKKINDA
Muhammed demek vahdet; ve vahdet-i vücut ise, onun parçaları ümmet-i Muhammed. Ümmet-i Muhammed'den biri, her gün, her saat, her an doğmakta. Ve Muhammed için "iki cihanın güneşi" lakabı duyulmuş; ve güneş burada doğmasa bile, başka bir yerde her an doğmakta. Öyleyse Muhammed'in doğumunu öyle bir güne, bir saate hapsetmek yanlıştır, dedik kardeşim. Anlayan anladı bile. O, Hz. Âdem gibidir; hani Âdem demek, Âdemoğlu da demek olur. Âdemoğlu her an, her saat doğduğu gibi, Hz. Âdem'in doğumu da her an, her saat olduğu gibi, Muhammed'in de doğumu her an, her saat olabilir; ve de olmakta zaten. Ama belli bir günde onu yâd etmek güzeldir. Herkesin, her şeyin bir günü, gecesi olduğu bu ahir zamanda, Muhammed'in Mevlid'inde bir gün ve gece ayrılmış ve kutlanmış; çok mu? Teşekkürler bu soru için.
-----------------
Vâdin bin Atâ (ra) rivayet ediyor. Resulullah (asm) şöyle buyurdular:
"Ağızlarınızı tertemiz tutunuz. Çünkü ağızlarınız Kur'an'ın yollarıdır."
(Camiüssağir, 5319)
Neyzen Tevfik demiş ki:
"Öleceğiz bir gün, gömecekler. Birkaç gün övecekler, sonra kalan malını bölecekler; hatta memnun kalmayıp üstüne bir de sövecekler."
İşte öldün; birkaç gün övdüler, sonra malını, devletini, kurduğun devleti paylaşamayanlar çıktı. Orayı alıp, burayı parselleyip satanlar çıktı. Vakit geldi, şimdi de ardından sövenler vaktine geldik; şimdi de ardından sövenler çıktı. Nitekim Muhammed demedi mi: "Ahir zamanda bir vakit gelecek, büyüklerine söver olacaklar."
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine buyurdular:
"Âhir zamanda Ehl-i Beyt'i sevdiğini iddia ederek Ali'yi kendisinde bulunmayan — ilahlık yâhut peygamberlik veya Ebû Bekr ile Ömer'den üstünlük gibi — vasıflarla metheden Râfizîler olacak; onlar Ebû Bekr ve Ömer'e sövecekler." diye haber vermiştir.
(Ahmed ibni Hanbel, no: 1377; Ebû Nu'aym, 4/95-96)
Onlara sövebilenler çıktığı gibi, büyüklerine söven akılsızlar yeryüzünde şimdi. Her şey tersine döner oldu. "Ya Muhammed, sen daha gelmeyecek misin? Ey Mehdi, bu ümmetin başına geçmeyecek misin? Hâlâ nerede bu Mehdi?" Ben isem de, sen isen de, o ise de — nerede bu Mehdi?
Nerede Muhammed? Dünya ters takla atar oldu, salto yapıyor artık. Saltoyu ben hiç yapamadım, biliyor musunuz arkadaşlar? Ama tek beceremediğim, cimnastik dersinde ters saltoydu. Yani ben Mehdi olsam, öyle bir anda dosdoğru ediverecek kadar yetenekli değilim demek istiyorum; yok öyle ters salto. Yani ey Muhammed, neredesin?
Ve Mirac'da bu dünyanın sonu, kıyamet ona gösterildi; sondan öncesine alındı yani, o ayette geçtiği gibi. Ve ona Hızırlık öğretildi: "Bak, burası gelecek; ve geleceğin oluşması için, sen kek yapanın fırına bakıp durduğu gibi git gel, sona bak; ve ona Hızır gibi ol ve değişmesi gereken yerleri değiştir" denildi. Ve ona oyuncak gibi eline verildi. Ve o ölü değildir; nitekim o surede öyle deniyor. Defalarca onun semasına istiva etti; defalarca Mehdi'ye gitti geldi; yani Mehdi vaktine, sondan bir öncesine gitti gitti geldi.
---------------------
VAHİY — KULAK ÇINLAMASI VE TELEPATİ TELEFONUNU KULLANMAK
Yine Muhammed dedi: "Nerede olursanız olun, bana salavat getirin; çünkü melekler sizin salavatınızı bana getirirler" dedi.
Microsoft şimdi yeni Windows 7 ve 10 ile bütün dünya milletini duymaya çalışıyor; ne yapıyor, ne düşünüyorlar, haberdar olmaya çalışıyor. Yani Muhammed'e verilen, bu meleklerin salavatı ona getirmesi hikmetini çözmeye çalışıyor; belki de çözdü ve herkesten haberdar oluyor. Windows'un içine "telemetry" diye bir plugin gömmüş; ve senin o anki yazdığını, çizdiğini ve ruh hâlini, sevdiğini, sevmediğini, aldığını, sattığını, bilgisayarında yaptığın her şeyini hemen Microsoft'un deposuna haberdar ediyor. Meğer o plugini durdurasınız ki haber vermesin; yoksa bilgisayar başlıyor vurul vurul sizin bilgilerinizi ispiyonlamaya. Yani işte biz de sizden gelene, sorulardan haberdar oluruz; aynen Muhammed'in salavatları duyması hikmeti gibi. Biz de ondaki gibi olmasa da aynen vardır. Ve nitekim telepati kuvveti budur zaten. Hani "yerin kulağı var" derler ya; işte o.
Bu yüzden biz bazen işte konudan konuya atlarız ki, işte sizlerin soruları, kendi yanınızda bizim vaaza getirdiğiniz sorular, itirazlar bize ulaşır ve onlar cevapsız kalmasın diye; sorularınızı cevaplamak için, bazı düşüncesizlerin akılsızlığı ile ortalığı bulandırmasının önüne geçmek için işte bazen hiddetleniriz, bağırır, çağırırız; işte bu sebeple dir yani. Nitekim kulak çınlaması, bunun her insanda mevcut olan bir cihaz olduğunu gösterir. Ve kulak çınlayınca atalar demiş: "Biri senin hakkında konuşuyor da ondan kulağın çınlıyor" demişler. Peki nereden öğrenmişler böyle olduğunu? Tabii ki Muhammed'den; yani kafadan sallama, atmasyon değil yani.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Birinizin kulağı çınladığı zaman bana salavat getirsin. Beni hayırla ananı Allah da hayırla ansın."
ALINTI
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavât getirsin ve 'zekerallâhü men zekeranî bi-hayrin' desin."
Resûlullâh, "Muhammedün Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem" ve bunun benzeri salavat-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır.
Mü'minin kulağı çınladığı esnada Resûlullah (s.a.v.) onu Cenâb-ı Hak katında anmış, ona duâ etmiştir. Mü'minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar. Bunun için salavât-ı şerîfe okuması tavsiye buyurulmuştur.
Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da salavât getirmek tavsiye edilmiştir.
Kaynak: Fazilet Takvimi — ALINTI SONU
Bu yani kulak çınlaması: Nitekim vahiy yöntemlerinden biridir; çünkü vahiy çan sesi şeklinde gelir denilmiş. Çan sesi ne peki? İşte çınlama; çınlama. Yıllardır bunu anlamadın mı? Bunun bir üst boyutu, bizimki gibi sadece kulak çınlamakla kalmayıp, o bizim hakkımızda konuşan ne dedi, ne sordu veya ne diye sövdü — kelimesi kelimesine duymak ve bilmek gibi yani.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 2 Aralık 2016 Cuma
Original Kar © glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 2 Aralık 2016 Cuma
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


