Allah Yarattıklarını Eşi ile Birlikte Halketmişse, O Zaman Eşeysiz Yaratık Yok
(Kar©glan'ın 25 Kasım 2016 Vaazı)
(Kar©glan'ın 25 Kasım 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ
Kâle nebbeeniyel alîmul habîr.
Meali:
"Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.
Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 3. ayetten pasaj
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
عَسَى رَبُّهُ إِن طَلَّقَكُنَّ أَن يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِّنكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُّؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا
Sadakallâhül Aziym — Tahrîm Sûresi 5. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
İnnallâhe ye'murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl. İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ.
Sadakallâhül Aziym — Nisâ Sûresi 58. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Fâtırus semâvâti vel ardı, ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en'âmi ezvâcâ, yezraukum fîhi, leyse ke mislihî şey'un, ve huves semîul basîr.
Sadakallâhül Aziym — Şûrâ Sûresi 11. ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Sizin en hayırlınız, ehline — eşine ve çocuklarına — en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım."
(Hadis-i Şerif)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurdular:
"Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız."
(Hadis-i Şerif)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Ümmet — Peygamber — Vahdet-i Vücut ve Sistem ve Kâinat Hikmeti
Bir peygamber, bir ümmetin başı olduğuna göre, bu vahdet-i vücuttaki bir sistemi temsil ediyor; sistem ise kâinattaki bir yıldız sistemini temsil ediyor. Yani öyle olunca "güneşimizin ikincisi kayıp" deniyor. Oysaki Allah, her şeyi zevci ile yarattığını Kur'an'da şu ayetle bildiriyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Ve min kulli şey'in halaknâ zevceyni leallekum tezekkerûn.
Meali:
Ve Biz, her şeyden — zıttıyla kaim kılarak — çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.
Sadakallâhül Aziym — Zâriyât Sûresi 49. ayet
Yani öyle ki her parça güneşin parçası ise, o zaman kâinatın uzandığı her yerde güneşimizin ikincisi de olmalı; yani zevci de olmalı, değil mi? Öyle olunca o nedir? Kara göğcür nedir, bilir misiniz? Buğdayların içinde kara bir göğcür vardır; "fii" derler ona. Ve öyle olunca kara göğcür, kâinatı içine alan karanlık enerji dedikleri yerdir. Ve öyle olunca gök kubbe o siyah ile dolu; çökerse içine hepsini yutacak olan kara güneştir yani işte — her yıldızın en yakınındaki olan karanlık olan kısım. Her şey zıddı ile kaim; öyle olunca karanlığın olması, işte güneşimizi daha görünür ve bariz hâle getiriyor zaten.
---oOo---
Allah evvel midir, âhir mi? Hikmeti: Fâtiha baştadır ama Kulhü sondadır. Büyük Allah mı, yoksa Kulhü — küçücük sure? Allah küçücük mü? Hani o parçacık arayan bilim adamları; Allah küçük mü, ha? Akıllara soru: Allah sonra mı, Kulhü'de mi? Yoksa başta, Fâtiha'da mı? Yoksa Kur'an'ın tamamı gibi bir bütün mü — kocaman koca AM, Rahmân mı, Rahîm mi, Allah? Yoksa Allah 99 esması ile bütün mü? Yoksa Allah'ın daha bilmediğimiz binler ismi de mi var, ha?
Allah, Kulhü'deki gibi küçük; insan bedenine oranla küçük, onun attığı meni daha daha daha çok küçük. Ama marifeti büyük; o küçücük meninin içine Allah bu kâinatın tamamını sığdırmış; küçültüp içine derceder, sonra açar, kâinat eder. Öyleyse bu kudreti görmeyip de Allah'ı o küçücük parçada aramak kadar akılsızlık olamaz. Bavul, dağınık eşyayı toplayıp da kolay taşımak içindir; yoksa dağınık hâlde taşıyamazsın o eşyayı. İşte kâinatı da bavulun içine koyar gibi bir meninin içine derceden Allah, Hz. Âdem'in menisinin içinde bütün insanlığı çıkarıyor; açıldıkça açılıyor hâlâ insanlık, hâlâ ilerliyor. Öyleyse açılacak bir şey kalmayınca, tekrar dürüp büküp taşınır hâle koyacaktır. Allah'a hem dağınık hâlde, hem de toplu hâlde ulaşılır; yani hem Kur'an'ın tamamı gibi, hem de bir Fâtiha, bir Kulhü, bir İnnâ a'taynâ gibi dürülmüş vaziyette de olabilir yani. Allah nerede? Her yerde kuralı; ve yine "size şah damarınızdan yakın" — hem burada, hem şurada, hem orada.
---oOo---
Ölmek, mutu yani mevt; ölü. Ve öyle olunca "Mustafa hoca" diyor ki: "Ölmenin mef'ûlü yoktur" diyor. Öyle mi? "Emevi" demek ne demek peki? Yine öldüren Allah — Yâ Mümît — olduğu gibi, bir de vel-beas eden Allah var; öldükten sonra yeniden dirilten ve diriltecek olan Allah. Yani Hz. İsa sırrı; yani tıbbın babasının hikmeti, onun yaratılma hikmeti.
---oOo---
TRAFİKTE KAYNAK YAPMA SERBESTİSİ
Bir yol düşünün: 10 km ve yolun en başından yola çıkan arabalar kuyruk yapmış olsun; mesela 5 km kuyruk oluşmuş olsun. Ve 10 km'nin sonunda bir işyeri olsun; ve bu işyerine yetişecek insanlar arabayla kuyrukta. Ama bir yandan da 2 km uzaktan da yola çıkanlar olsun. Ve bu kuyruk 5 km yolda, o 2 km kala olan köyün önündeki kavşağa gelse, ve o kuyruk hiç ara vermeden yoluna devam ederse, 2 km'dekiler işe geç kalır. Ve ondan sonra şefe derler ki: "Bak, ben 10 km uzaktaydım ve işe yetiştim; sen 2 km'den gelemedin mi işe, nasıl oluyor bu?" Hâlbuki düşüncesiz, yolu kaplamış, yol vermiyordur; ondan geç kaldık. Ben onların kuyruğu kavşağa gelmeden önceki 20 dakika önce yola çıkmam lazım ki kuyruğa kapılmadan yola ve işe yetişebileyim. Peki benim yakında oturma avantajım nerede kaldı o zaman? Ben eğer 20 dakika daha önce yola, işe çıkacaksam, Allah aşkına, benim yakında oturma avantajım nerede? Biri bana söylesin bunu.
Ve düşüncesizler yolda ara boşluk koymadan sıra yapıyor. "Trafik çok sık olursa" oranın trafik sorumlusu merkeze bildirir ve o kavşağa önce döner kavşak konulur ki diğer kavşaklardan gelenler o kavşağa gelince bütün yollardan o ana yola kaynak yapabilsinler. Daha kalabalık oluyorsa o kavşak, bu sefer lamba konulur; mesela her 30 saniyede bir falan diğer kavşağa hak tanınır ki o kavşak da ana yola kaynak yapabilsin. Yine eğer daha kalabalıksa, lamba süresi daha da kısaltılır ki eşit şekilde dağılım olsun diye. Yani trafikte kaynak yapma serbestisi vardır; tilkiye çalmak helâl olduğu gibi, trafikte de kaynak yapmak helâldir, serbesttir, anladın mı?
"Serbest" dedik diye, bu trafiğin seyrek olduğu saat 10 ya da 3 gibi, herkesin işte olduğu ve trafiğin seyrek olduğu bir saatte, tek bir kamyon bir kavşakta, diğer kavşakta PKV olunca, o PKV kamyonun yolunu kesip geçmesi lazım demedik.
Lamba da öyle zaten; bekleme süresi, trafiğin seyrek olduğu zaman ile sık olduğu zaman aynı olamaz ki. Mesela öğleye doğru kimse geçmez olduğu sırada, kavşağa geleni bir dakika bekletmek yine yanlıştır. Her yerde adalet azizim, adalet. Adaletle hükmedilse sorun olmaz. Şeriat sadece namaz şu kadar rekât, helâl şu, haram bu ile olmaz. Trafik kurallarını düzenlemek ve onlara uymak da şeriattır; yani Allah'ın insanlar üzerine hakkıdır ki can, mal ve hak hukuk çiğnenmemiş olsun.
Trafiğin sık olduğu bir vakitte bir kavşakta kaynak yapanlara düdük çalanları elime geçirirsem ağzını burnunu kırasım var; yetenek meselesi azizim. Herkes sırasına göre. Allah bazılarını gaz formunda yapmış; yani uçucu, uçup öne geçebilir; en arkada olsa da uçar, öne geçer. Bir sınıfta 20 tane öğrenci olsa, sınıf geçme sırası bu sıra, boy sırasına göre değil; sınıf geçmek beceri, yetenek ve bilgi meselesi; yani istidadına göre sınıf geçer ve birinci, ikinci olur. Yani boyu uzun olan, dalyarak önden gidecek diye bir mesele yok. Ama o da boyuna, bosuna göre kendini ayarlayıp ona göre yola çıkacak; burnunu bir yere kaptırmayacak, becerebilirse. Yani TIR'ın normal bir kavşakta kaynak yapması ile PKV'nin kaynak yapması aynı olmaz; boy farkı, hız farkı, kuyruk farkı. Burnunu kısaltırsa bir yere, onun kaptırdığı uç diğerine geçer çünkü. Yani tırnak uzayınca kesme hikmeti; uzadı diye serbest bırakıp da daha da uzatmak olmaz. Struwwelpeter olmaya gerek yok; haftada bir kısaltılır. Yani düşüncesizlerin, zıpçıktıların ucu da öyle serbest bırakılmaz; bir yere kadar onların da sınırı var yani. 21 Aralık'taki gündönümü sınırı boşuna 21 değil yani.
Bu vaazda, erkek-dişi dengesi meselesine örnek olsun, kapak olsun; anlayan anladı. "Pırasa ve pırasayı doğrayan hikmeti" vaazlarımızı takip edenler anladı bile.
---oOo---
Dedik ki bazı surelerin başındaki hurufu mukataalar, o surenin çekirdeği gibidir; yani aynen karpuz çekirdeği gibi dedik. Ve öyle olunca bazı çekirdeklerin kabuğu yenebilecek kalınlıkta, bazısı ise vişne, kayısı gibi yenmeyecek kalınlıkta; bazıları da sadece çekirdek — ay çekirdeği, badem, ceviz gibi. Yani Rabbim diyor ki: "Bak, bunu yeme, çünkü kalın, yenmez; bak, bunu ye." Bazıları karpuz çekirdeği gibi yiyebilirsin, yumuşak ve küçük. Yani işte hurufu mukataaların da hepsi her yerde kullanılmaz; usulü vardır. Bazısını yerseniz şifa yerine öldürücü zehir olur. Nitekim vişne çekirdeğini balık tutmada kullanırlar; balıkları zehirler ama o zehir seni öldürmez; balıkları sarhoş edip öldürürken, sen onları — vişne, kiraz çekirdeği yiyip de ölmüş, ya da daha doğrusu bayılmış balıkları — yiyebilirsin. Ona zehir; sen onu ama çekirdeği değil, balığı yiyince, zehirlenmiş balığı yiyince sana zehir değil. Ve sen çekirdek hâlini yeme, stop var; kalın bir çekirdek yani. Yemeyeceksin, balıklara atacaksın; onlar yiyecek yani. Öyle olunca her hurufu mukata öyle her zaman yenmez; okunmaz yeri ve usulü vardır; ehli, hâl ehli olanlar bilir. Yâsîn'in çekirdeği "ye" ve "sîn" dedik diye 100 tanede Yâsîn çekirdeği yemeyeceksin; o da hasta eder adamı. Her şeyde itidal azizim. Yâsîn'in sınırı 41'dir; ondan fazlası hasta eder. Hatta 40'tır da, bir fazla bir eksik meselesi yüzünden kırk bir. Tolerans... Aynen şehir içinde hız tahdidi 50 km sınır tahdidi iken, radar 59 km hıza kadar tolerans tanıyabilir; 59'da çekmez, 60 dedi mi çeker, ceza verir. Tolerans ve tampon bölge gibi yani.
---oOo---
Allahu Teâlâ Hazretleri kader bahsindeki kuralları ve onlara uyma zorunluluğu koymuş. Ama cüz'i irade ile insan, mesela kırmızıda durmak kanun; ve uyulmaması ceza ve yaptırım gerektirir. Ve yine kırmızıda geçersek canımız tehlikeye girebilir; sağlığımız ve hayatımız söz konusu. Fakat bütün bunlara rağmen, bizdeki cüz'i irade belli durumlarda, stopta da kırmızı lambada da durmayabileceğimizi öne koymuş. Mesela durursak kaza olacak, arkadan gelen bize çarpacak; mesela freni patlamış geliyor; o zaman pas geçebileceğimiz bir durum olabilir. Bunun için işte stop kuralının ucu açık olmasına rağmen, yine orada kurala uymama, yine bizim sağlığımız içinken, insan o kuralı çiğneme hakkını, yine adaletsizce kullanıp, keyfî, ihtiyarî geçme zannetmiş; ve öylece bazıları stopta durmaz, geçer. Ama bu, onların geçiyor, geçebiliyor olması, o kuralın koyucusuna da, o kurala da helâl getirmez. O zaten hesap dahilindeydi; böyle düşüncesizlerin de olabileceği hesap içindeydi zaten.
Bazıları melek tabiatli; itaat ve secde etme yetisinde ve kurallara, emre uyma yetisinde. Bazıları şeytan tabiatında; itiraz ve kurallara ters davranma yetisinde. Öyle olunca iki grup, beyaz ve kara gibi: Melek ahlakında insanlar ve şeytan ahlakında insanlar. Şeytanın şeytanlığı Allah'a bir zarar vermez; şeytanın öyle davranacağı güdüsü zaten şeytanın tabiatındaydı; tabii davranışı o idi çünkü. Ve cins, cinsi ile birlikte haşrolur, toplanır. Öyle olunca karalar kara içinde, aklar ak içinde toplanır, velhasıl kelâm. Burada cüz'i irade, karanın kara olabilmesi için verilmiş müsaade; ama aklar da kara olmayı tercih ederse, o zaman onlar tabiatına uygun hareket etmemekten hesap görürler, cezalandırılırlar. Oysaki şeytan zaten ateşin parçası; onun ateşten bir cezası olmaz ki. O dedi, cehennemin hatibi olduğunu ikrar etti; yani ateşin parçası olduğunu ikrar etti. Ya sen, düşüncesiz, kimdensin? Melekten mi — itaat ehli — yoksa şeytan ehlinden mi?
---oOo---
İşte burada devreye giren dua, kilit ile anahtar gibidir. Doğru anahtar doğru kapıyı açabildiği gibi, doğru kelimelerin doğru dizilimi ile de doğru ve kabul olmuş bir duaya ulaşılır. Ve öyle olunca duanın dizilimi, aynen kilitteki o girinti ve çıkıntılar gibidir. Ve duayı da Kur'an'dan öğreniyoruz; doğru kapıyı açacak anahtar örnekleri Kur'an'da mevcuttur. Öyle olunca yanlış bir dizilim, yanlış kapıyı açar veya kapı hiç açılmaz. Öyle olunca dua da Kur'an'dakiler gibi veya onun gösterdiği örneğe uygun olmalı ki doğru kapıyı açsın. Yani söz, yerli yerinde kullanılmalı ki dua kabul olsun. Duanın kabul şartları arasında en bariz husus da budur.
---oOo---
Kendini dindar addeden bir sanatçı, bir zamanlar kendi sayfasında bir hikâye paylaşmış. Ne mi? Bir adam, boğulmak üzere olan bir akrebi görmüş; el atmış kurtarsın diye, akrep onu zehirlemiş. Sonra bir daha elini uzatmış, yine zehirlemiş. "Ba ba ba! Bak, hikâye: Bir kere zehirlemiş ve gebermemiş de; bir daha elini uzatmış — ne kahraman adammış!" Neyse, sonra yine zehirlemiş, yine uzatmış, yine zehirlemiş. Oradan onlara bakan bir adam demiş: "Bak, zehirliyor işte, hâlâ niye elini uzatıyorsun?" O da demiş ki: "Onun tabiatında zehirleme var; benimkinde yardım etme var." Herkes ahlakını yaşar demiş. Ve ben bunu akılsızlık diye addedip yorum yazınca onun sayfasına, benden şikâyetçi oldu; "seni bilmem polise vercem" falan filan. O zaman "babalarının dirayetli vakti" meğer bu gibilerden biriydi yani.
Çocuk çocuk, sobaya "cıs" dersin, "varma ona, yanaşırsan yanarsın" dersin; anlamaz. Bir dersin, iki dersin, inanmaz, elini sobaya değdirir; soba elini yakınca "cıs" ne demek anlar, bir daha sobaya elini vardırmaz. Sen nasıl bir akılsızsın ki, "onun tabiatında yakmak var" veyahut "zehirlemek var" diye, seninkinde de yanmak var diye elli kere elini yakmak mı lazım, sobanın yakıcı, akrebin öldürücü olduğunu anlamak için? Düşüncesiz, bir kere yaktı, çocuk bile akıllandı; sen niye hâlâ akılsızlık edersin? Yani burada ikinci bir ders: Akrep, dostunu bile zehirler, geçer; dost ile düşman onun için aynı kefede yani. Biz bunu dedik diye bizi şikâyet edecekti; o yüzden sayfamı bir ara kapadım, sonra tekrar açtım; onu sildim, takipden çıkardım, sonra yorumu da sildim. Şimdi benim hakimim Allah; alıp durur.
Akreple oynamak ne demek öğrendinse, elini bir daha uzatmayacağını anlaman gerektiğini anladınsa, haydi şimdi sen de gel, ardımıza takıl; haydi Atta'ya gidiyoruz hep birlikte.
Evet, akrep cibilliyatı ile zehirlidir, zehirleyicidir ama ona düşen işe bak: Mesela odunsan odunsun; illâki odun olup yanmakta diretme. Allah, İsa gibi marangoz göndermişken, seni de yontacak ve masa, sandalye, çerçeve, dolap yapacak biri vardır. Niye odunlukta diretiyorsun bre akılsız? Yine şeytan gibi her şeye itiraz eden akılsızlar, niye şeytanlıkta diretiyorsunuz? Sizi de eğip büken bir Dâvud varken, dedik, burada durduk.
Opel arabasının birisinin ismini Âdem koymuş; görsen cüce bir araba. Akrabası mı, çocuğunun mu, torununun mu ismi Âdem'se — küçük Âdem. Evet, küçük Âdem de vardır, vardır. Sen çocuğunun ismini Âdem koyarsan, 33 metrelik Âdem'in yanında seninki mesela 60 santim bir çocukluktan başlayıp 1,80 cm, 1,90 cm'lere kadar uzayan bir Âdemoğlu olacaktır. Ama herkes zaten ya Âdem ya Âdemoğlu, değil mi? Öyleyse her şey göreceli kardeşim. Dün Âdem 33 metreyken bugün altmış santime düşüyorsa, sen niye zıpçıktılık ediyorsun hâlâ?
---------
"Aleyhisselam" ile "salavat okuma" arasındaki fark: Hz. Ali'ye, Ömer'e, Ebû Bekr'e salavat okuyoruz biz; fakat onlar peygamber değildir, ama onlara "aleyhisselam" denmez. Yani "aleyhisselam" aynen "prof." gibi bir rütbe, peygamber demek gibi mânâsında. Ama Hz. Ali'ye de salavat okumak ise, insan doktordur, birileri de fahri doktordur gibi; yahut tıbbî bilgisi olan vardır ama rütbesi ve eğitimi doktor değildir gibi yani.
------
Dinimizde mest diye bir şey vardır; kişi, kış günü abdest alırken ayakları yıkamak zorunda kalıp da üşütmesin diye. İşte mest, mukim için abdest alıp giyince 24 saat geçerli; yolcu için 48 veya 72 saat geçerli. Öyle olunca mest, su geçirmeyen cinsden çorap veya ayakkabı cinsi bir şey; öyle olunca abdestli giyince 24 saat geçerli ise, oje süren hanımlar da, sanatçılar falan, eğer abdest alıp namaz kılanlardan ise, mesela oje sürmeden önce abdest alıp sürerse, su geçirmeme fonksiyonu, aynı fonksiyon yine geçerli olur. Diyorum, ahir zaman fetvası veriyorum: Kural aynı; su geçirmez mest yerine, su geçirmez oje var burada da. Kıyas yaparsak, ve öyle olunca her akşam silmek ve sabah abdest alıp yeniden sürmek kaydı ile, günlük diğer vakitteki abdestler ojeli olarak alınabilir diyorum.
----
Son bir uyarı daha; kafama yeni dank etti. İnsanların birbirini öldürüp yok olmaları, insan olan bir insanın işine yaramaz. Yine insanların yiyeceklerini bozup, bitkilerin gövdesini bozup onları yiyemez hâle getirip, soyunu bozup kurutmak insanların işine yaramaz. Yine hayvanların türünü bozup, insanların hayvanlardan da faydalanmalarının önüne geçmek yine insanların işine yaramaz. Kimin işine yarar? İnsan olmayan ve dünyamızı istila etmek isteyen uzaylı yaratıkların işine yarar. Öyle olunca ben sonradan söylenti de duydum; bu fikir bende oluştuktan sonra yani. Bu sınırlardan gelenler denenler... Adam diyor ki: "Tekerlekli sandalye ile Avrupa'ya yürüdüm" diyor. Bu mümkün mü? Ben araba ile saatte 120-150 km ile gidip baş edip bitiremiyorum bu yolu; bunlar yürüyerek nasıl geldi? Hem de bir de sakatlar da gelmiş. Bu işin altında bir dalavere var. Uzaylıları bütün devletlere "sınırlardan gelenler" diye soktular, tahminim. Bunlar reptilianlar olabilir; yani sürüngen yaratıklar. Bunlar insan falan değil; her kılığa girebilen, dünyayı istila etmeye çalışan bir tür. Böyle bir tür, bir şey var; ve bu yöneticiler de bunlara dünyayı satıyorlar, tahminim. Ey insanlık, dikkatli olun; bunları dikkatle izleyin. Garip bir hâlleri varsa hemen aramızda yayalım ve bunlara dünyamızı bırakmayalım; yoksa bunlar yavaş yavaş soyumuzu tüketmeye çalışıyorlar. Neymiş, illuminatlar da dünya insan sayısını 500.000'e düşüreceklermiş. Yani insan soyunu kurutup dünyayı istila etmek isteyen birileri var demektir. Dikkatli oluuuuuuuun.
--oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
Amiyn.
Elfâtiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 25 Kasım 2016 Cuma
Original Kar © glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 25 Kasım 2016 Cuma
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


