Velbeasü - Öldükten Sonra Dirilmek
(Kar©glan'ın 4 Mart 2017 Vaazı)
وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ إِنَّ اللّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm(alîmun).
Ve doğu da Allah'ındır, batı da. Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah'ın Vechi (Zat'ı) işte oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi'dir (rahmeti ve lütfu geniştir, her şeyi ilmi ile kuşatandır).
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi, 115. ayet
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyil mevtâ kâle e ve lem tu'min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten minet tayri fe surhunne ileyke summec'al alâ kulli cebelin minhunne cuz'en summed'uhunne ye'tîneke sa'yâ(sa'yen), va'lem ennallâhe azîzun hakîm.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Hani İbrahim, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" demişti. "Öyleyse dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi, 260. ayet
أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاء وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Emvâtun gayru ahyâin, ve mâ yeş'urûne eyyâne yub'asûn.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Ölüm ile yaşamak farklı şeyler değildir; ancak ölenler, sadece ne zaman tekrar dirileceklerini bilmezler. (Yaşayanlar da ne zaman öleceklerini bilmezler.)
Sadakallahul Aziym — NAHL Suresi, 21. ayet
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz, nasıl haşrolursanız öyle diriltilirsiniz, o hal üzere cennet veya cehenneme sevkedilirsiniz."
(Hadis-i Şerif — Buharî, "Rikak", 45; Müslim, "Cennet", 55-59; Münâvî, Feyzü'l-Kadîr; Aliyyülkârî, Mirkâtü'l-mefâtîh)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Her kul öldüğü hal (amel) üzere diriltilir."
(Hadis-i Şerif — Müslim, Cennet, 83)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürüp, sonra yeniden diriltecektir. En sonunda O'na döndürüleceksiniz.
Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi, 28. ayet
إِنَّ اللّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
İnnallâhe lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), yuhyî ve yumît(yumîtu), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Göklerin ve yerin mülkü ve hükümranlığı yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
Sadakallahul Aziym — TEVBE Suresi, 116. ayet
Dişi Yıldız ve Erkek Yıldız
Güneş Makamına Çıkan Sofilerimize Özel Ders:
Muhammed için "iki cihanın güneşi" lakabı vardır. Öyle olunca yine Yusuf, 11 yıldız ve güneş ve ayın kendisine secde ettiğini görüyor. Yani öyle bir yıldız ki Yusuf, ona bağlı başka bir yıldız ve 11 tanede gezegenden oluşuyor demek olur. Bu yine yani, bir sistem ve iki yıldız; fakat birisi diğerinin aksesinde dönen yıldız, yani galaksi demek olur. Yani Yusuf bir galaksiyi temsil ediyor. Birden fazla yıldızı olan sistemlere galaksi denilir. Ve o galakside de aynı bizim dünyamız gibi bir dünya var; var 12 gezegenli, ve ayrıca güneş ve ay var. Ay var demek dünyası da var demek olur. Yani yaşanabilen bir dünyası olan bir galaksi sistemi; yani erkek yıldız demek, o çarkı çeviren yıldız demek, yani sistemin ona bağlı olduğu ana yıldız demek olur. Yani Yakub ve çocukları Yusuf'un sistemine bağlı demek olur bu. Yani yine dişi yıldıza gelince, yani aynen Jüpiter gibi etrafında ayları olan gezegen demek olur; yani sönük yıldız demek, yani gezegen demek işte. Dişi yıldız demek olur öyle olunca. Herkesin ya bir yıldızı vardır, ya da gezegeni. Bir yıldız hatta öyle ki, diyor ki bir tane iman etmiş ashabı olmayan peygamberler yıldızlar var; yani imanlı ümmeti olmayan peygamber, yani tek yıldız, gezegeni yok. Yani bunlar da galaksi içindeki tek yıldızlardır.
Mesela Türklerden örnek verirsek: Demet Akalın bir yıldız ve star olunca, onun kocası demek, ona bağlı ay ve hatta bir de ondan olma Hira bebek; yani Demet dişi yıldız olunca, yani bir gezegen demek, tabi olduğu bir yıldız var. Ve onun kocası Okan, o dişi yıldızın etrafında dönen uydusu demek olur. Ve Okan TIR'cı olunca, bunların sistemi Süleyman yıldızına bağlı olduğu görülür. Çünkü atların peygamberi Hz. Süleyman, salma atları olan Hz. Süleyman; yani Köpek Yıldızı'na bağlı, yani Sirius'a bağlı. Ve orada da kocası Okan'dan olma Hira olunca, Hira da Okan'ın etrafındaki, ondan kopan bir dağ veya kaya; ve gezegenin uydusunun da ayrıca uydusu var demek olur. Bunu neden açıkladım? Çünkü bizim zikir tesbihimizde iki tane çark sistemi var, ve bir de sistem içinde onlu gruplara ayırıyoruz. Ve bizim sistemimizde her grup, onlu kümeden oluşmakta. Yani bizim galaksimizde bize tabi olan dişi yıldızlar, bir adet ana yıldıza bağlı, ve onlu küme halinde. Ve tesbihimizin 3 ara müezzini var, ve üç köpek yıldızı var demek olur. Yani Sirius sistemi iki köpek yıldızlı sistem; yani Türklerin kullandığı tesbih sisteminde iki ara müezzini var, onların bağlı olduğu eski sistemde Sirius vardı; iki köpek yıldızlı sistem, Davud ve Süleyman yani. Ve Züleyha hesaba katılmaz idi; dişi köpek yıldızı hesaba katılmaz idi. Ve fakat bizimki ise tesbihimizde üç müezzin var; üç köpek yıldızlı sistem. Ve öyle olunca, bizim sistemimizdekilerin üçer adet köpek dişi var demek olur. Yani dört ön kesici dişlerin yan taraflarında, üçer adet simetrik olarak köpek dişi var demek olur. Öyle olunca toplam alt üst hesap edince, iki sağ alt ve üst, iki de sol; dört tane eder. Yani eski Muhammed sistemi ise iki yıldızlı tek Sirius; bizimki ise iki erkek bir dişi köpek yıldızı olan Siriuslu sistem demek olur. Yani bunun manası da: Her grupta, her yüz kişiden iki tanesi Davud, iki tane Süleyman ve iki tane de Züleyha'yı içine alan grup olan sistem, bir küme demek olur. Yani üst çene ve bir de aynısı alt çene. Ve tesbihimizde bu onlu gruplardan sonra ise, bu onlu ilk grubun başına bağlı olan bir adet onlu çark vardır ve bu da 12 boncuktan oluşur. Ve bu da demek olur: Toplam 100 olunca, 10 tane 10'lu var, ve bu on tane onluyu çeviren tek bir yıldız var; mesela Demet gibi, bilmem Rihanna gibi bir yıldız, yahut Mustafa İslamoğlu, bilmem Mehmet Ali Bulut gibi etrafında 100 kişiyi toplayan kimse; 10 tane 10'luyu çevirebilen tek yıldız. Ve sonra bunlardan ise tam 12 tane var; dört mevsimde de 12 tane çarpı 4 = 48 adet demek olur. Ve bu her 48'i çeviren yıldız da yine tesbihimizin tepesinde imamenin üstünde çarktaki boncuklar da 12 tane. Ve bunlardan birisi ise, bu sistemin tamamını döndüren mevsim rengi sarık sahibi olacak tesbihimizin, sarıklı boncuğunu temsil eden askerimiz demek olur. Ve biz eğer şimdi baharda isek, ve bahardan yaza geçeceğimiz için, sistemin takip edeceği yıldız olarak, mesela yaz burçlu Sibel Can dedim; ve artık sarık Sibel'e verildi demek olur. Ve bahardan yaza kadar, o görev ve kırmızı sarık Sibel'in demek olur. O sene ve o baharda, sadece en çok "Sibel, Sibel, Sibel" denmeli ki, sistem bahardan yaza varsın demek gibi yani...
Kâinata Fatiha Olabilmek
Diyorsun ki:
Ne duamsın ne bedduam.
:Kirmizi-ISIK_S
Ey Yâr!
Ben sana duaya daha yeni başlamışken,
sen ise beni dualarından da mahrum ediyorsun.
Biz seninle ne kadar zıt kutuplardayız ki,
ben yansam sen beni soğut,
sen yansan ben seni soğutayım tarzı.
Sen tam bana göresin amma...
-_Pfeils-Red
Dedim ki artık cemre toprakta,
ve toprak ise bahar yağmurlarına hasret artık.
Ben gök olup üstüne yağayım dedim,
emtarların olup üsten yağayım; sen yemyeşil yeşer ey sevgili.
Bırak duandan çıkarmayı beni, bir an bile unutmana izin yok sana.
Ağla şimdi, ağlaaaa içten içe ağla ki gözlerinden emtarların süzülsün, toprağı ince ince sulasın.
Allah'ım, baharda yağan ve yağacak olan emtarların adedince Muhammed'e ve ehline ve
Mehdi ve ehline salat selam eyle.
Aramayanlar yolda kaldı, sen aramaya devam et.
MECNUNLUĞUN SIRRI: Kaybedince, gerçekte kazanmakta yatıyor ey sevgili.
Gece gündüzü bilesin diye var, kötü iyiyi arayıp bulasın diye var.
Beni bulsan, Yusuf'u bulanlar 15 kuruşa sattılar.
Anla beni sevgili, böyle çok tatlı.
İnan, beni bulsan 15 kuruş değerimiz olmaz,
yemin olsun olmaz.
Ara, çalış işte; bir gün Yüce Rab
Züleyha'yı Yusuf'a yazacaktır,
Elini eline, gönlünü gönlüne verecektir.
İnan bana, bu Yüce Rab öyle zalim değil.
Züleyha'yı Yusuf'a kavuşturana iman et sen,
Leyla'yı Mecnun'dan ayırana değil.
Buradaki tılsımı çözdünse, SIRANI beklemek en büyük nimet, anla.
-_Pfeils-Red
Diyorsun ki ey Yâr:
:Kirmizi-ISIK_S
"Bazen soğuk bir duş gerek,
Kendine gelebilmek için.
Bazen büyük bir ihanet gerek,
Gerçeği görebilmek için.
Bazen de insan dibe vurmalı,
Yukarı çıkabilmek için.
Ey gönlüm, sen inanmasan da;
Bazen bitirmek gerek,
Yeniden başlayabilmek için."
:Kirmizi-ISIK_S
3 Kulhü'den sonra Fatiha'yı okumaktır o.
Her bitişten sonra başa dönebilmektir o, sevgili.
Bil ki sensiz de olmaz, Fatihasız da.
:Kirmizi-ISIK_S
Bu Fatiha nasıl bir delikanlı ki,
ölüye Fatiha, diriye Fatiha;
Sübhaneke'ye Fatiha, Yasin Suresi'ne Fatiha.
Her namaz, her namaz önce Fatiha.
Koskoca Bakara'ya da Fatiha,
En küçük Kevser Suresi'ne de Fatiha.
Bu delikanlı kim ki acaba?
Namazda Rabbin huzurunda duruşta,
Bütün Kur'an'a ve hem kâinata koca olmuş.
Kim ki acep O?
Yukarıdaki ayette diyor ki Hz. İbrahim'e Allah: "Nasıl yeniden dirilteceğimi görmek için, ey İbrahim, bir kuş al, ona kendini tanıt önce, sonra onları istersen parça pincik et, şikir şikir ez, ve dört dağa dağıt, sonra gel dur ve çağır onu; Rabbin onu sana geri döndürecektir, o sana uçup gelecektir" diyor Yüce Rab. Rabbimiz yaratmanın her türlüsünü bilirken, öldükten sonra diriltilemeyeceğimizi mi sanırsınız? Halbuki diyor ki parça pincik olsa bile, zaten onları parçalardan toplayıp meydana getiren, bir daha toplayıp meydana getirmeye kadirdir diyor. Ve kâfir, Tanrı parçacığı arıyor ki, bulsa onu ne yapacak bilir misiniz ki? Rabbinin hükmünü imha edip de kendine yasaksız bir dünya icat etmek için. Halbuki dedik ki: 10 tane aşerei mübeşşere vardır ki, bunlar daha dünyadayken cennetle müjdelenen on gruptur dedik. Ve bunların cibilliyatlarında birisi hıyar ve benzeri; pişirilince bozulup, insana yarar vereceğine zarar veren yiyecek haline döndüklerini anlattık. Ve bundan az bir süre sonra, hıyar pişiren teyzeler türedi. Neden? Yine maksat, gafirin Allah'a isyanına ortak olmak. Lan gafil Müslüman, senin hiç mi bir şeyden haberin yok? Sen Mehdi'den habersiz misin? Bak, Mehdi "bunlar pişmez" diyor. Fakat bunların pişmemesi, Mehdi dediği için değil; Allah'ın onlara ateş ve cehennem görmeyecek bir tabiat koymuşken, sen kime hizmet ediyorsun da hıyar pişiriyorsun, karpuz kavun pişiriyorsun gafil? Kavun, karpuz ve hıyar pişmez; soğuk tabiatlı yiyeceklerdir onlar, serin tabiatlı yiyeceklerdir onlar; serin ve serinletici. Hani Ağustos'un 15'i olunca, ortalık sıcaktan kavrulunca, ortalığı serinletecek karpuz ararsın amma, o olmasaydı, için nasıl serinleyecekti? Yine ayranlı cacık yersin, nasıl da susuzluğunu keser değil mi? Ağustos'un 15'inde bir de pekmez şerbeti iç, bak için nasıl yanacak değil mi? Sana biz sadece yasayı gösteriyoruz gafil; yasayı koyan ben değilim. Bazısı bizimle mehdilik savaşı verdiğinden dediğimize itiraz edip tersini yapıyor; bazısı gafillikten, bazısı da işte Allah'a düşmanlığından. Ya sen ey Müslüman, ya mümin, sen niye yapıyorsun gafil? Sen niye? Bir söyle bana.
Ve Allah işte, öldükten sonra tekrar beas etme kuralı koymuş ki, diyor ki: Parçaların, parça pincik dağılsa, biz onları yine bir araya getiririz.
Bak mesela Ahmet Amca'ya dün Almanya'dan misafir geldi, ve misafir çikolata getirmiş. Çikolatanın maddesi kakao, ta Brezilya'dan Almanya'ya gelmiş, orada sürmelik ya da yemelik çikolata yapılmış. Ve sen de Ahmet Amca'ya gittin; Ahmet Amca sana da ikram olarak o çikolatadan verdi, sen de yedin. Bak, nasip meselesi denen şeye bak: Senin bir parçan ta Brezilya'ya düşmüş, fakat Allah onu Ahmet Amca'nın misafirinin evine vermiş, o da Almanya'dan kalkıp gelip Ahmet Amca'ya misafir gelmiş, ve Ahmet Amca'ya o çikolatayı bırakmış. Ve Ahmet Amca'nın evinde yıllar dursa durur; amma sen gidip onu yiyince, parçan sana haşroldu, sende toplandı. Bak, o parça sende beas oldu, can buldu. Bundan birkaç ay önce, daha Brezilya'da bir çiçekti belki; amma serüveni kemal buldu, ve sende lokma oldu, ve senin bedenin onu senin parçana çevirdi.
Bak, bundaki beas olma, yani yeniden dirilmeyi anladınsa; seni denizlerin dibine atsalar da, Allah seni oradan alıp gelip yeni bir bedende haşredip tekrar beas eder. Hatta olmadı, bu sefer Ahmet yapar, yahut Fatma yapar, can verir; anladın mı güzel kardeşim? Ve Matrix filminde, o hani son bölümde, Neo Tanrı'yla, yazılımı yazanla görüşmeye gidiyor; ve o sıralarda Deccal zıvanadan çıkmıştır, ondan kurtulmak için, ve bütün yaratılanlarla sulh ilan etmek için, işte yazılımı yazan ve sistemin sahibi, veya Tanrı'yla görüşmeye gider Matrix. Ve orada onun askerleri, yani Tanrı parçaları birleşir ve bir baş meydana getirirler; ve o baş ve baştaki dili oluştururlar. Ve o Neo ile Matrix'le konuşur, ve ona Deccal'i öldürme görevini verir. Ve yani parçalar kafayı meydana getirir; kafa yani, hani Rahman Suresi'nde var ya:
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Kullu men aleyhâ fân, Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm.
Meali:
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Bütün kişiler (insanlar ve cinler) yok olsa bile, celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Yüzü veya Kafası) bâki kalacaktır.
Sadakallahul Aziym — RAHMÂN Suresi, 26-27. ayet
Hz. Hüseyin'in başı nerede? Neden bedeninden ayrıldı? Yine Hz. Yahya'nın başı nerede? Neden gövdesinden ayrıldı? Ve kâinatın sureti Hz. Âdem'in suretinde; ve Hz. Âdem'i ise Allahu Teâlâ zâtının suretinde yarattığını buyuruyor bir hadiste. Öyle olunca, bu iki kafa neden saklandı? Neden sadece kafaları kaldı? Yine bazı kimselerin giyotinle başlarının kesilme sebebi ne? Neden yani? Herkes yok olursa, onların başları mı bu kâinatı yeniden var etmek için kullanılacak? Yani o Matrix'teki parçalardan oluşan kafa gibi, Allahu Teâlâ yine hükmetmek için o kafaları kullanabilir. Yani ana motor, hafıza; kâinatın bilgisi beyinde kayıtlı. Ve öyle olunca, ve dedik ki: Allah, Ahmet Amca ile Mehmet Amca'yı doyurur; Mehmet Amca da terzidir, Ahmet Amca'yı giydirir. Ve Allah onunla onu, öbürü ile diğerini besler, giydirir dedik. Ve öyle olunca da kâinatta eğer o kıyamet saati ile yok edilince, bir kafadan bütün kâinata hükmedip tekrar onu, o bilgileri meydana getirir. Haşa, Allah'ın buna ihtiyacı mı var dersek; Allah bazı şeylere yasalar koymuş. Ekmek yememiz için nasıl buğday ekmeye biçmeye ihtiyaç varsa, belki de kâinatın yeniden halk olması için buna ihtiyaç vardır; öyle bir yasası vardır belki de onun da.
---oOo---
Popülasyonu Korumak Bahsi
Tırnak 255 hücreden oluşuyorsa mesela, bu 356 olunca fazla, 355 olunca eksik; öyle olunca, tırnak Hak Teâlâ'nın yarattığı en güzel suretinde, eğer 255 hücreden oluşacaksa oluyorsa, ona bir fazla şapka takalım, yanına don giydirelim olmaz; yok, 255 hücre ve bitti.
Yani Hz. Nuh gemiye aslan, kaplan, kedi, tilki, bilmem tıs tıs aldı; ama bunlar öyle bir halde olacak ki, tilki ne tavuğu ne de yumurtalarını yemeyecek, aslan da geyiği yemeyecek. Çünkü hepsinden ikişer tane var. Peki bunlar altı ay ne yedi? Bunlar ne ile doydu? Hem de gemiden inince de, serbest bırakınca, yine aslan kaplan geyiği, daha üremeden yiyip bitirmeyecek. Yeni gezegende iki tane geyik var; biri dişi, biri erkek.
Peki popülasyon nedir o zaman? Anladınız mı? Yani Nuh ilmi, ne yüce bir ilimdir ki dünyada Hristiyan'ını, Yahudi'sini, bilmem Mecusi'sini, Kürt'ü, Türk'ü kavga ettirmeden idare edebilmek. Haydi Nuh'a gidiyoruz çocuklar; Nuh Dede'ye yalvaralım da bu ilmi bize öğretsin. Vallahi o ilim yalnızca onda saklı; ben de hiç bilmiyorum, meğer Nuh'un melekeleri bana söylerse, ben de size öğretirim. Herkes bu geceler, gündüzlerde Nuh Dede'den istesin, yalvarsın: "Ey Nuh Dede, sen bu işi nasıl yaptın, başardın? Ya bana ya da Mehdi askerine göster ki bilelim" diye.
---oOo---
Bizim geçen yazdığımız, bazılarının "cennetin her kapısından çağrılacak" hikmeti gereği, Mehdi'nin, cennetin dünya şubesi olan bütün kadınların rahminden çağrılıp, o dilediğinden girebilir ve çocuk olarak doğar deyince, bizim bu sözümüzün yanlış olduğunu anlatmak için M. Hoca diyor ki:
"Bir hırsız senelerce çalsa çırpsa, bunu meslek edinse bile, bir gün ona 'senin yaptığını sana yapsalar, ne dersin?' dese, o ondan çalınmasını istemeyecektir" diyor M. Hoca. Yani "senin o yaptığını sana veya seninkilere yapsalar razı gelir misin?" diyor.
Ben de şöyle cevap veren: Sen et yiyorsun, kesip tavuk yiyorsun, kesip koyun yiyorsun. Peki yarın dersek ki sana: "Sen çok yedin, artık bizler şimdi seni kesip yiyeceğiz" dersek, sen razı gelir misin? Sen de razı gelmezsin. Benim yaptığım kötü ise, sen niye biberi koparıp yiyorsun? Bunun adalet neresinde, Allah aşkına? Allah madem adil, peki koyun demeyecek mi: "Ya Rabbi, sen beni bunlar diri diri kessin yesin diye mi yarattın? Bu nasıl adalet ki, onun diri diri kesilmesine müsaade ediyor?" Peki buradaki adaleti al, benim yaptığımla kıyas et.
Peki her şey çok adil mi olmalı sanıyorsun? Adil olacaksa, bütün kozlar açık oynanacaksa, o zaman sen et yeme; sonra hiçbir daldan elma koparma, elma da canlı; yumurta yeme, yumurtalar tavuğun malı, sen niye onun malını alıyorsun? Adalet neresinde bunun? İneğin sütünü içme, adalet nerede burada? İnek seni yesin içsin diye yapmadı. Arıların balı senin için yaptığını mı sandın sen amca? Peki benim yaptığımı sen adaletle ölçersen yanılırsın; onun ölçüsünü ne kilo ne metre ölçemez; onun ölçeni farklı Hoca.
Ve bir tez ve öneri olarak, zamandan kazanmak için, marketler mal listesi yapsınlar:
Günümüzde herkesin zamana ihtiyacı var. Ne kadar zamandan kazanabilirse, onun dinlenmek ve ailesine ayıracağı o kadar zamanı var demek olur. Öyle olunca, alışverişte geçen zamanda da zamandan kaybetmemek için, lütfen marketler, amma internete PDF doküman olarak yazsınlar, amma reyonlarının başlarına liste halinde kâğıt bıraksınlar. Ve bu kâğıt ve listelere, 1. reyonda şu mallar var yazsınlar, ve her bir ürünün kenarına kutucuk koysunlar; yine 2. reyonda da şunlar var... Ve alışveriş yapacak kimse, ya bu kâğıtlardan alıp evine götürsün, yahut da sadece internet sayfasında bir adet PDF olarak bulunsun, ve isteyen indirip yazıcıda bassın, veya kendisi liste tutarken notuna yazsın: "1. reyondan şunlar alınacak, ikinciden şunlar" diye. Böylece hem alışverişte alınması gerekenler unutulmamış olur, hem zamandan tasarruf olur, hem de markete lüzumsuz kalabalığın önüne geçilmiş olur. Umarım bunu duyan bir marketçi amca başlatır, ve sonra herkes yapar bunu.
Buradan aşağıda da, önemli gördüğüm hadis ve ayetleri aldım; ahiret ve yeniden dirilme hususunda, ve diğer bazı hususlarda dikkatinizi celbedecek hadisler burada:
"Yedi şey gelip çatmadan önce amellere koşun. Her şeyi unutturan fakirliği mi bekliyorsunuz? Yahut insanı taşkınlığa sevk eden zenginliği mi? Yahut akli melekeyi bozan hastalığı mı? Yahut insanı bunaklaştıran yaşlılığı mı? Yahut insanı bitiren ölümü mü? Yahut Deccal'i mi ki görünmeyen ve beklenen en büyük şerdir? Yoksa kıyameti mi bekliyorsunuz ki o, en büyük ve en acı beladır." (Tirmîzî)
"Ölüyü üç şey takip eder; ikisi geri döner, birisi kalır. Ailesi ve malı geri döner, ameli ise kalır." (Buhâri, Müslim)
"Her nefis ameline karşılık rehindir." (Müddessir: 74/38)
"Asra yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna." (Asr: 103/1-3)
"Beş şeyden önce beş şeyi ganimet (fırsat) bil; ihtiyarlığından önce gençliğini, hastalığından önce sağlığını, fakirliğinden önce zenginliğini, meşguliyetten önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını." (Hâkim)
"Kıyamet gününde cehennemliklerin en hafif azap göreni şudur: Adamın ayaklarının altına iki kor parçası konur; bunlardan beyni kaynar. O da cehennem halkının en şiddetli azap göreni olduğunu zanneder. Hâlbuki o en hafif azaptır." (Buhârî)
"Ancak Müslümanlar olarak can verin." (Âl-i İmrân: 3/102)
"Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân: 3/185)
"Lezzetleri yenen ölümü çokça anın." (Tirmîzî, İbn Mâce)
"Bu dünyada bir garip yahut bir yolcu gibi ol." (Buhari)
"Bilin ki; âhiret kazancına yer vermeyen dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür ve aranızda bir öğünüştür. Mallar da, evlatlar da bir çoğalıştır." (Hadid: 57/20)
"Her nerede olursan ol Allah'tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâk ile muâmele et!" (Tirmizî, Birr, 55/1987)
"Ey îmân edenler! Allah'tan, nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin!" (Âl-i İmrân, 102) âyetinde emredilen hakîkî takvâdır.
"İnsanlardan bana en yakın olanlar, kim ve nerede olursa olsun Allah'a karşı takvâ sâhibi olan müttakîlerdir." buyurdu. (Ahmed, V, 235; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1988, IX, 22.) Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz:
"Şüphesiz benim dostlarım müttakîlerdir." buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Fiten, 1/4242)
"Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluğa devâm et!" (el-Hicr, 99)
"Allah Onları Sever, Onlar da Allah'ı Severler." (Mâide: 54)
"Resul'üm! Onlara Söyle: Eğer Allah'ı Seviyorsanız Bana Tâbi Olun ki, Allah da Sizi Sevsin ve Günahlarınızı Bağışlasın." (Âl-i İmrân: 31)
"Beni Seven Cennette Benimle Beraber Olur." (Tirmizî)
"Sizin dostunuz ancak Allah'tır, O'nun Peygamber'idir ve Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren müminlerdir. Kim Allah'ı, O'nun Peygamber'ini ve müminleri dost edinirse bilsin ki galip gelecek olanlar Allah'tan yana olanlardır." (Mâide: 55-56)
"Allah güzeldir, güzeli ve güzelliği sever." buyuruluyor. (Müslim)
"Allah'ın boyası (ile boyanın)!" (Bakara: 138)
"Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir?" (Bakara: 138)
"O gün ki, ne mal fayda verir ne de oğullar... Meğer ki Allah'a tamamen salim ve temiz bir kalp ile gelenler ola." (Şuarâ: 88-89)
"Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir." (Ebu Dâvud)
"Ben her mümine kendisinden daha evlâyım." (Müslim)
"Hiçbir kimse ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili oluncaya kadar kâmil mümin olamaz." (Buharî)
"Şu üç haslet kimde bulunursa imanın tadını tatmıştır: Allah'ı ve O'nun Peygamber'ini herkesten ve her şeyden fazla sevmek. Sevdiğini ancak Allah için sevmek. İman ettikten sonra, ateşe atılmaktan nefret eder gibi küfre dönmekten nefret etmek." (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 16)
"O müminler ki, Allah zikredildiği zaman KALPLERİ TİTRER, âyetleri okununca imanları artar, onlar ancak Allah'a tevekkül ederler." (Enfâl: 2)
"Allah bir kimsenin sinesini Müslümanlık için açarsa, o Rabb'inden verilen bir nur üzerindedir. Kalpleri Allah'ı zikretmeye kaskatı olan kimselere ise yazıklar olsun. Onlar apaçık dalâlet içindedirler." (Zümer: 22)
"O kullarım ki, sözü işitip de onun en güzeline uyarlar." Âyet-i kerime'sinde bu mana vardır. (Zümer: 18)
"Vallahi ben, vefatımdan sonra Allah'a şirk koşmanızdan korkmuyorum, fakat nefislerinize uymanızdan korkuyorum." (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 661)
"Kendi yaratılışını unutup, 'bu çürümüş kemikleri kim diriltecek?' diyerek bize misal getirene de ki: 'Onu birinci defa kim yoktan vâr etti ise, işte yine O diriltecektir.'" (Yâ-sîn, 78-79)
Bu âyet, dirilmenin mümkün, hattâ ilk yaratılışa göre daha kolay olduğunu anlatmaktadır. Şu âyetler de aynı mânâyı te'yid etmektedir:
"Biz ilk yaratışta acz mi gösterdik ki, ikinci yaratışta acze düşelim? Hayır, onlar yeni yaratılıştan şübhe içindedirler."
"Bir de şöyle dediler: 'Biz, kemik ve toz yığını olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz.' (Ey Resûlüm onlara) söyle; 'İster taş, ister demir olsun, yahut gönlünüzde büyüyen (dağlar ve gökler gibi kuvvetli) herhangi bir yaratık olsun, muhakkak öldürülecek ve dirileceksiniz.' Onlar şöyle diyeceklerdir: 'O halde, öldükten sonra bizi kim diriltip geri çevirecek?' Sen de ki: 'Sizi ilk defa yaratmış olan kudret sâhibi Allah diriltecek...'" (el-İsrâ, 49-51)
"Onlar: 'Allah ölen kimseyi diriltemez' diye en kuvvetli yeminlerle Allah'a yemîn ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek Allah üzerine gerçekleşen bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler." (en-Nahl, 38)
"Yağmur rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen O Allah'tır. Nihayet bu rüzgârlar buhar ile yüklü, ağır ağır bulutları yüklendiği zaman, bakarsın ki biz, onları ölmüş (kurumuş) memleketlere sevketmişizdir. Böylece o bulutla, o yere su indiririz de o su ile her çeşit meyveleri çıkarırız. İşte bu ölü araziden bitkileri (nebatatı) çıkardığımız gibi, ölüleri de böyle çıkaracağız (dirilteceğiz). Gerektir ki, düşünür ve ibret alırsınız." (el-A'râf, 57)
Dediler ki: "Biz yer (toprağın için) de yok olup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?" Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız." (Secde Suresi, 10-11)
Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kâfirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler. "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)." Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 2-4)
Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" De ki: "İster taş olun, ister demir." "Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." "Bizi kim (hayata) geri çevirebilir?" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında." (İsra Suresi, 49-51)
Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkâr etmelerine ve "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır. Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkârda ayak direttiler. (İsra Suresi, 98-99)
Hz. Peygamber de çeşitli hadislerinde, öldükten sonra tekrar diriltme konusunda bilgi vermiştir. O bir hadiste şöyle buyurmuştur: "İnsanın kuyruk sokumu kemiği dışındaki her şeyi, ölümünden sonra çürüyüp yok olacaktır. Kıyamet günü tekrar diriltme bu çürümeyen parçadan olacaktır." (Buharî, "Tefsîr", 39/3; Müslim, "Fiten", 141, 142)
Yine bu konudaki hadislerde kıyamet gününde bütün insanların diriltileceği, kabirden de ilk defa Hz. Muhammed'in kalkacağı bildirilmektedir. (Buharî, "Tefsîr", 39/3; İbn Mace, "Cenaiz", 58)
--oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
"Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Âmiyn.
Elfatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 4 Mart 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


