Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?
Nefs-i mutmainne, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefis" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur’an’da bu mertebeye şöyle hitap edilir:
"Ey huzura ermiş nefis! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu hâlde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!" (Fecr Suresi, 89:27-30)
Özellikleri:
- Tam Teslimiyet: Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hâli) içindedir.
- Dünya Bağlarından Kurtulma: Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.
- Sürekli Zikir Hâli: Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hâl alır.
- Korku ve Ümit Dengesi: Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.
- Manevi Ferahlık: İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.
Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mülhimeyi Aşmak: İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.
- Tevekkül ve Rıza: Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.
- Şükür ve Sabır: Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.
- Mürşid Terbiyesi: Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir hâldir.
- Fenâ Fillah: Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.
Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri
- Dünya Metaına İlgisizlik: Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.
- Ölüm Korkusunun Azalması: Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.
- Gizli ve Açık İbadet Aşkı: Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk hâline gelir.
- İnsanlara Karşı Şefkat: Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.
- Nefs-i Radiye (Razı olmuş nefs)
- Nefs-i Mardiyye (Razı edilmiş nefs)
- Nefs-i Safiyye (Arınmış nefs)
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, nefs-i mutmainne örneklerindendir.
Uyarı: Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.
Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile İman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince
Mürid, hak yolcusu salik, eğer mülhimeden daha da ileriye geçebilirse, artık ilhamdan öteye geçen nefis, artık hücreleri ve atomları ile, yani melekler ile devamlı kontakt hâlindedir. Ve artık atomların nedensiz, niçinsiz Allah’ın emrine itaat hâlinde olduklarını anlayınca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu oldukları gibi, komutan "hücum" diyorsa hücum, "bekle" diyorsa bekle; onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki melekler ordusudur. Ve örneğin bir gözlük, onun sahibi onu taktığı müddetçe, numarası olduğu derece ile göze yardımcı olmakla sorumludur; onun, bunun ilerisine geçme veya gerisine kalma yetkisi yok. Bir adım ileri de atamaz, bir adım geri de kalamaz. İnsan da melekliği öğrenince, onun için artık cennet ümidi, cehennem korkusu bitmiştir. Dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine; önemli olan onun rızasıdır. Yani emre itaat etmek mühim olandır. Emre itaat ettikten sonra, onun sahibi onu istediği her yerde kullanabilir. Ve Allah adildir ki elbet gözüne takılacak gözlüğü afedersin götünde, kiçta tuvalet kâğıdı olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanır. Amma olur ki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanır, olur da şifa olarak kullanır, olur da süs için kullanır. Velhasıl kelam. Ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kırılsa ve "Kolumun birini kırdı da neden kırdı? Niçin kırdı?" olamaz. Kırıldı ise kırılmıştır ve Mehdi dahi bir kolu yerinden çıkıktır, ve nedensizdir; onun nedenini Hak Teâlâ bilir.
Umumi sebepleri ve külli sebepler olarak sebepleri vardır. Sebeb-i kül, hak ilmindedir. İnsanlar ise "düştüm, burkuldu" gibi sebepleri bilir. Düştüm amma neden kırıldı? Amma neden onu Allah bilir. Yani nedensiz, niçinsiz imana "mutmain iman" denilir. Yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş, ölü yıkayıcının elindeki ölü gibi, ne yana çevirirse o yana döner, itiraz edebilecek bir canı olmayan ruh hâlindeki insan yani.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


