Halime Anne ve Süt Annelerimiz
(Kar©glan'ın 1 Nisan 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُواْ بَقَرَةً قَالُواْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لّنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَّ فَارِضٌ وَلاَ بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُواْ مَا تُؤْمَرونَ قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاء فَاقِعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
Ve iz kâle Mûsâ li-kavmihi innallâhe ye'murukum en tezbehû bakarah. Kâlû e-tettehizunâ huzuvâ. Kâle eûzü billâhi en ekûne minel câhilîn. Kâlû'du lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiye. Kâle innehû yekûlü innehâ bakaratün lâ fâridun ve lâ bikrun avânun beyne zâlik. Fef'alû mâ tu'merûn. Kâlû'du lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ levnuhâ. Kâle innehû yekûlü innehâ bakaratün safrâu fâkiun levnuhâ tesurrun nâzırîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor.” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” demişti.
“Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”
Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de rengi neymiş, açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır.”
Sadakallâhü'l-Azîm — Bakara Sûresi, 67-69. âyetler
---oOo---
Hz. Peygamber, süt annesi Halime annemizin yanında iken birçok mucize meydana gelmiştir. Bunlardan en meşhuru, İslâm tarihinde “Şakku's-Sadr”, yani göğsünün yarılması olarak geçen olaydır.
Olayı Kâinatın Efendisi şöyle anlatıyor:
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Yanıma beyaz elbiseli iki kişi geldi. Birinin elinde içi karla dolu bir tas vardı. Beni tuttular ve göğsümü yardılar. Kalbimi de çıkarıp yardılar. Ondan siyah bir kan pıhtısı çıkarıp bir yana attılar. Göğsümü ve kalbimi o karla temizledikten sonra ayrılıp gittiler.”
(Hadis-i Şerif)
“Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.”
Yolculuğumuza başlıyoruz:
MEALLERDE YUKARIDAKİ BAKARA, YANİ İNEK ÂYETİ BÖYLEDİR:
“Hani Mûsâ kavmine, ‘Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor.’ demişti. Onlar da, ‘Sen bizimle eğleniyor musun?’ demişlerdi. Mûsâ, ‘Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.’ demişti.
‘Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.’ dediler. Mûsâ şöyle dedi: ‘Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.’
Onlar, ‘Bizim için Rabbine dua et de rengi neymiş, açıklasın.’ dediler. Mûsâ şöyle dedi: ‘Rabbim diyor ki: O, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır.’
‘Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz.’ dediler.
Mûsâ şöyle dedi: ‘Rabbim diyor ki: O, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.’ Onlar, ‘İşte şimdi tam doğrusunu bildirdin.’ dediler.
Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı. Hani bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.
‘Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun.’ dedik. Denileni yaptılar ve ölü dirildi. İşte Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.”
﴾Bakara, 2/67-73﴿
Bu âyetlerde İsrâil tarihine ilişkin olaylardan bir sahne anlatılmaktadır. Burada, Hz. Peygamber dönemindeki Yahudilerce bilindiği için, söz konusu ineğin kesilmesini gerektiren olayın ayrıntısı hakkında fazla bilgi verilmemiş, sadece 72. âyette bir adam öldürme olayından söz edilmiştir.
Hz. Peygamber dönemindeki Yahudilerin bu olay hakkında bilgi sahibi oldukları, bazı sahâbîlerin de onlardan edindikleri bilgilerle olayın ayrıntıları hakkında açıklamalar yaptıkları rivayet edilmiştir.
Abdullah b. Abbas, Ubeyde b. Sâmit, Ebü’l-Âliye gibi sahâbîler ve ilk dönem müfessirlerinin birbirine yakın rivayetlerine göre, hayli zengin ve yaşlı bir Yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış; cinayet bir mâsumun üzerine yıkılmak istenmiştir.
Katilin bulunamaması yüzünden toplumda ciddi bir gerginlik meydana gelmiş ve olay Mûsâ Aleyhisselâm'a bildirilerek kendisinden çözüm bulması istenmiştir. O da Allah’tan aldığı vahye uygun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretmiştir. Denilenin yapılması üzerine maktulün dirildiği ve kendisini öldüren kişinin kimliğini açıkladığı rivayet edilmiştir.
Hz. Muhammed'in Süt Anneleri
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in süt annesi olarak genellikle Halime-i Sadiye bilinmesine rağmen, bazı tarihî kayıtlarda kendisine süt annelik yapmış birkaç hanımdan söz edilmektedir.
Bunların başında Süveybe, Halime-i Sadiye ve Ümmü Eymen zikredilir. Bunlar arasında Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e en uzun süre süt annelik yapan kişi Halime-i Sadiye olmuştur.
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, Ümmü Eymen'den bahsederken “Anamdan sonra anamdır.” buyurmuşlardır. Yine bir rivayette Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, Ümmü Eymen ile evlenmek isteyenin onunla evlenmesini tavsiye etmiş, Zeyd bin Hârise onunla evlenmiştir. Bu evlilikten Üsâme bin Zeyd dünyaya gelmiştir.
Süveybe, Ebû Leheb'in cariyesi olup daha önceleri Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in amcası Hz. Hamza'yı da emzirmiştir. Süveybe, Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'i oğlu Mesruh ile beraber emzirmiş ve bu olay Halime-i Sadiye'den önce gerçekleşmiştir.
Peygamberimiz yetim olduğu için bazı Arap kadınları onu almak istememişlerdir. Halime-i Sadiye ise kabilesine götürecek bir çocuk bulamayınca eli boş dönmek istememiş ve Peygamberimizi kabul etmiştir.
Peygamberimizi aldıktan sonra Halime'nin ve ailesinin hayatında büyük bir bereket meydana geldiği rivayet edilir.
Halime annemiz şöyle anlatmıştır:
“İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık yılında hiçbir şeyimiz kalmamıştı.
Ben kır merkebimin üzerinde idim. Yanımızda yaşlı bir devemiz vardı; bize bir damla süt vermiyordu. Üzerinde bulunduğum merkebin ağır yürümesi yol arkadaşlarımı çileden çıkarıyordu.
Nihayet Mekke'ye varıp emzirilecek oğlan çocukları aramaya başladık. İçimizden hiçbir kadın Muhammed'i almak istemiyor, ondan uzak duruyorduk. Çünkü bizler emzireceğimiz çocuğun babasından bir karşılık almayı ve hediyeler görmeyi bekliyorduk.
Bir ara Muhammed'in dedesi Abdülmuttalib ile karşılaştım. Bana, ‘İsmin nedir?’ diye sordu.
‘Halime.’ dedim.
Bana, ‘Ey Halime! Benim yanımda bir yetim çocuğum var. Onu emzirmek için Benî Sa'd kabilesi kadınlarına teklif ettim; öksüz olduğu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin?’ dedi.
Ben, ‘Bana biraz müsaade et de kocama danışayım.’ dedim.
Hemen kocamın yanına döndüm ve ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammed'i aldım.
Muhammed bize gelince evimiz öyle bereketlendi ki kocamla hayretler içinde kaldık. Sütü çekilmiş olan devemizin sütü fazlaca akmaya, zayıf olan merkebimiz yolda diğer binek hayvanlarını geçmeye, davarlarımızın sütü de artmaya başladı.”
Rivayet olunur ki Halime-i Sadiye, Medine'den Mekke'ye kendisine süt evladı bulmak için gelirken altında yaşlı bir merkep vardı. Bu nedenle kafilenin gerisinde kalmış ve şehre en son varmıştı.
Hal böyle olunca, varlıklı ailelerin çocukları çoktan seçilmiş ve kendisine sadece Abdülmuttalib'in yetim torunu kalmıştı.
Abdülmuttalib'in teklifi üzerine Halime-i Sadiye, kocasıyla bir süre konuştuktan sonra Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in süt anneliğini kabul etmiştir.
Halime-i Sadiye ve kocası bu yetim yavruyu alıp, onun vesilesiyle Allah'tan bereket dileyerek evlerine geri dönmüşlerdir.
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, Halime-i Sadiye'nin yanında yaklaşık dört yıl kalmıştır.
Benî Sa'd kabilesine mensup olan Halime-i Sadiye'nin kocasının adı Hâris bin Abdüluzzâ'dır.
Halime annemizin çocukları arasında Şeymâ (Cüdâme), Üneyse ve Abdullah zikredilmektedir. Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in süt kardeşleri arasında Hz. Hamza, Ebû Seleme b. Abdi’l-Esed el-Mahzûmî, Abdullah b. Cahş, Mesruh, Ebû Süfyan, Şeymâ binti Hâris, Abdullah b. Hâris ve Üneyse binti Hâris gibi isimler zikredilmektedir.
Mevzubahis Ebû Süfyan, Hz. Peygamber'in evlendiği Ümmü Habibe'nin babası olan Ebû Süfyan değildir. Buradaki Ebû Süfyan, Hz. Peygamber'in amca oğlu olan Abdülmuttalib'in oğlu Hâris'in oğlu Ebû Süfyan'dır.
Halime annemiz, Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'i oğlu Abdullah ile birlikte emzirmiş, kızları da onun bakımında annelerine yardımcı olmuşlardır.
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in süt annesi Halime-i Sadiye, onu birçok kez ziyaret etmiştir. Bir keresinde Peygamberimiz Hz. Hatice ile evli olduğu dönemde gerçekleşen ziyarette Halime-i Sadiye kuraklık ve sıkıntıdan söz açmış, Hz. Hatice de kendisine koyun ve bir deve bağışlamıştır.
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in süt annesi Halime-i Sadiye'nin kabrinin Medine'deki Baki Kabristanı'nda bulunduğu rivayet edilmektedir.
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem, Süveybe'yi hiçbir zaman unutmamış ve sürekli hâlinden haberdar olmuştur. Süveybe'nin Hayber Savaşı'nın hemen sonrasında vefat ettiği rivayet edilir.
Ümmü Ma'bed ve Süt Mucizesi
Peygamberimiz döneminde Ümmü Ma'bed, akıllı, iffetli ve güçlü bir köylü kadını olarak tanınırdı. Kuraklık ve kıtlık yıllarında Kubeyd mevkiindeki çadırının önünde oturur, gelen geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırdı.
Peygamber Aleyhisselâm ile Ebû Bekir, Âmir b. Füheyre ve Abdullah b. Uraykıt, hicret yolculuğu sırasında onun çadırına uğradılar. Ondan hurma veya et satın almak istediler. Fakat Ümmü Ma'bed'in yanında bunlardan hiçbiri yoktu. Çünkü azığı tükenen veya kıtlığa uğrayan herkes onda bulduklarını satın alıp tüketmişti.
Ümmü Ma'bed Peygamberimize:
“Vallahi, yanımda bir şey bulunsaydı sizin ihtiyacınızı gidermek için ikram ederdim!” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm:
“Ey Ümmü Ma'bed, yanında süt bulunur mu?” diye sordu.
Ümmü Ma'bed:
“Yoktur! Vallahi, davarlar kısırdır.” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm çadırın bir tarafında duran çelimsiz koyunu gördü ve sordu:
“Ey Ümmü Ma'bed, nedir şu koyun?”
Ümmü Ma'bed:
“O, sürüden geri kalmış, dermansız, güçsüz bir hayvandır. Hiçbir işe yaramaz. Orada durur.” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm:
“Onda süt var mı?” diye sordu.
Ümmü Ma'bed:
“O bundan tamamıyla mahrumdur.” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm:
“Benim onu sağmama izin verir misiniz?” diye sordu.
Ümmü Ma'bed:
“Anam babam sana fedâ olsun. Eğer sen onda süt bulabileceğini sanıyorsan sağ!” dedi.
Peygamber Aleyhisselâm koyunu getirtti. Koyunun yanına çömeldi, besmele çekti, memesini eliyle sıvazladı ve:
“Allah'ım! Onun hayvanını bereketli kıl!” diyerek dua etti.
Bu dua ile birlikte hayvanın memeleri sütle dolup taştı.
Peygamber Aleyhisselâm, beş-on kişinin içip doyacağı büyüklükte bir kap getirtti ve sütü içine sağdı. Kabı ağzına kadar doldurdu.
İlk önce Ümmü Ma'bed ondan kana kana içti.
Peygamber Aleyhisselâm'ın yol arkadaşları da ondan kana kana içtiler. Onlardan sonra Peygamber Aleyhisselâm da afiyetle içti.
Peygamber Aleyhisselâm tekrar kabın içine süt sağıp doldurdu ve Ümmü Ma'bed'e bıraktı.
Resûlullah ve arkadaşları ayrılıp gittikten biraz sonra Ümmü Ma'bed'in kocası Ebû Ma'bed geldi. Bir kap dolusu sütü görünce şaşırdı.
“Bu süt bize nereden geldi? Hayvanlar kısır ve uzaktalar. Çadırda süt sağılacak bir hayvan da yok.” dedi.
Ümmü Ma'bed:
“Vallahi, bize mübarek bir zat uğradı. Şöyle şöyle söyledi, şöyle şöyle yaptı.” diyerek yaşananları anlattı.
Ümmü Ma'bed'in anlattığına göre Peygamber Aleyhisselâm tarafından kesilmemesi emredilen bu koyun, bir mucize eseri olarak hicretin on sekizinci yılındaki şiddetli kuraklığa kadar yaşamış ve o zor günlerde ondan sabah akşam süt sağarak ihtiyaçlarını gidermişlerdir.
---oOo---
Süt Anneliği Üzerine Benim Tefekkürüm
Şimdi biz konuya dahil olursak, yani Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in Halime annesi, Ümmü Eymen ve Süveybe gibi süt annelerinin yanında, Ümmü Ma'bed'in o kısır koyunla yaşadığı hadisenin de üzerinde düşünürsek, burada başka bir sembolik anlam görüyorum.
Ümmü Ma'bed'in kısır kabul edilen bir koyundan süt sağması ve bu sütü içmesi, benim tefekkürümde süt anneliği kavramının daha geniş bir sembolik anlam taşımasına vesile oluyor.
Burada “koyun süt annesi oldu” derken bunu biyolojik anlamda değil, bir sembol ve temsil olarak söylüyorum.
Bir insanın hayatında kendisine süt veren anne nasıl bir vesile ise, insanın beslenmesine vesile olan diğer canlılar da bu açıdan düşünülebilir.
İnsan süt içiyorsa, annesinden başka bir süt kaynağı da vardır. Kahve, sütlü kahve veya sütlü kakao içiyorsan; peynir, yoğurt, kaymak veya kremalı bir yiyecek yiyorsan, bunların da bir kaynağı vardır.
İnekten süt içiyorsan, sembolik olarak bir inek süt annen vardır. Koyun sütü içiyorsan bir koyun süt annen vardır. Keçi sütü içiyorsan bir keçi süt annen vardır. Eşek sütü içiyorsan, sembolik düşüncem içerisinde bir eşek süt annen vardır.
Bal yiyorsan, bu defa arıyı ve onun ürettiği balı düşünürsün. Ekmek yiyorsan, buğdayın ve başağın sana nasıl ulaştığını düşünürsün.
Yani burada anlatmak istediğim, insanın beslendiği her nimetin arkasındaki yaratılış zincirini ve Allah'ın nimetini düşünmesidir.
Koyun peyniri seviyorsan, koyun sütünden gelen nimeti düşün. Kaymak seviyorsan, kaymağın hangi nimetten meydana geldiğini düşün.
Buradaki “anne” ve “baba” ifadelerini biyolojik akrabalık anlamında değil, nimetin meydana gelmesine vesile olan unsurları sembolik olarak anlatmak için kullanıyorum.
Peygamberimizin döneminde Serban isimli bir sahabinin, Ashab'ın sığırlarının çobanlığını yaptığına dair benim dinlediğim bir rivayet bulunmaktadır.
Çobanlık belli bir süre yapılır. Sonra çoban yorulur, görev değişebilir veya sona erebilir.
Rivayete göre Serban Radıyallahu Anh'a çobanlığının karşılığında ne istediği sorulmuş, o da sığırların arasında bulunan sarı bir danayı istemiştir.
Kendisine o dana verilmiş ve o da danayı alıp yola çıkmıştır.
Benim burada yaptığım tefekkür, bu tür rivayetleri bir silsile ve nesil sembolü olarak değerlendirmektir.
Bu anlatımı kesin bir tarihî soy bilgisi olarak değil, benim keşfî ve sembolik yorumum olarak anlamak gerekir.
Bakara Sûresi'nde anlatılan sarı sığır meselesi de bana bereket, neslin devamı ve Allah'ın yaratma kudreti üzerine düşünmeyi hatırlatmaktadır.
Mûsâ Aleyhisselâm'a sığırın kesilmesinin emredilmesiyle ilgili olarak, geçmiş toplumların hayat şartlarını da düşünmek gerekir.
Eskiden insanların ateş yakmak için bugün olduğu gibi kibrit ve çakmakları yoktu. Ateşin korunması önemliydi. Bir evde ateş sönerse, komşunun ateşinden kor alınarak yeniden yakılırdı.
Atalarımızın “Komşu komşunun çırasına muhtaçtır.” sözü de bu dayanışmayı anlatır.
Benim tefekkürümde bu ateş, nesiller boyunca aktarılan hayat ve bereket sembolü olarak da düşünülebilir.
Allah'ın bir nimeti bir kişiden diğerine aktarılır; bir yerde azalan şey başka bir yerde devam eder. Böylece hayatın ve nimetin zinciri sürer.
Bu sebeple insan, kendisini meyvesiz ve bereketsiz görmemelidir. Allah, kısır kabul edilenlerden bile nice nimetler çıkaran Rabbimizdir.
Hz. İbrahim'in hanımı Sâre validemize İshak Aleyhisselâm'ın, Hz. Zekeriyyâ Aleyhisselâm'ın hanımına da Yahyâ Aleyhisselâm'ın verilmesi bunun en güzel örneklerindendir.
Buradan benim çıkardığım ders şudur:
Sen yolu bilmiyorsan öğren.
Dünyada bire yedi yüz veren başak ve buğday örneği varken, insan kendisini tamamen bereketsiz görmemelidir.
İnsan Allah'ın rahmetinden ümidini kesmemeli, kendisini geliştirmeli, hayırlı bir nesil ve hayırlı eserler bırakmaya çalışmalıdır.
Bir'e Yedi Yüz Veren Başak Üzerine
Benim tefekkürümde Hz. Yusuf Aleyhisselâm'ın rüyasında geçen yedi semiz inek ve başaklar da bereket konusu ile birlikte düşünülebilir.
Semiz ineklerin yediği başak, yani buğday, insanın rızkına dönüşür.
Buğdayın nasıl işlendiği de önemlidir. Bazı hayvanların doğrudan buğday yemesi onların sağlığına zarar verebilirken, uygun şekilde hazırlanması beslenmeye vesile olabilir.
Bundan hareketle ben “başak”, “inek”, “dana” ve “bereket” kavramlarını birbirine bağlayan sembolik bir tefekkür yapıyorum.
Bunu ilmî veya biyolojik bir yasa olarak değil, benim tasavvufî yorumum olarak anlamak gerekir.
İnsan da kendisine verilen nimeti çoğaltmaya, hayra dönüştürmeye çalışmalıdır.
---oOo---
Büyük Çark ve Küçük Çarklar Üzerine
Dünyada bazı markalar ve büyük ekonomik yapılar vardır. Bunları bir saatin büyük çarkına benzetebiliriz.
Büyük çark dönerse küçük çarklar da hareket eder. Küçük çarkların dönmesi için bazen büyük çarkların hareketi gerekir.
Geçmişte Rockefeller ailesi ve benzeri büyük ekonomik aktörler dünya ekonomisinde önemli bir yere sahip olmuşlardır.
Benim burada anlatmak istediğim şey, ekonomik sistemin bazı büyük aktörler üzerinden birbirine bağlı olmasıdır.
Benim kendi tefekkürümde, Rockefeller'ın vefatı gibi büyük bir ekonomik aktörün sistemden çekilmesini büyük çarklardan birinin değişmesi gibi değerlendirmiştim.
O dönemlerde bunu kendi zikir ve manevî hayatım açısından da farklı şekilde hissettiğimi düşünmüştüm. Birkaç gün zikir konusunda zorlandığım olmuştu.
Bunu kesin olarak “semâ kaosa girdi” şeklinde ilmî bir gerçek olarak değil, o zamanki kişisel tecrübem ve tefekkürüm olarak anlatıyorum.
Çünkü dünya üzerinde büyük ekonomik çarklar değiştiğinde, bunun başka çarklar üzerinde de etkisi olabilir.
Daha önce söylediğimiz gibi, Nutella örneğinde de benzer bir düşünceye dikkat çekmiştik.
Bir ürünün pahalı olması veya belirli bir kesime hitap etmesi, onun değerinin sistem içerisindeki konumuyla bağlantılı olabilir. Bir kişi bir başkasına hediye vermek isterse bunu kendi gönlüyle yapar. Herkese aynı hediyeyi vermek zorunda değildir.
Bir kişi birine hediye verdiğinde, başka birinin “Ona var da bana neden yok?” demesi, gönül işini bir zorunluluğa çevirebilir.
Büyük çarkın küçülmesi veya ürünün çok daha ucuz hâle gelmesi, sistem içerisindeki diğer çarkları da etkileyebilir.
Bunu otomobil markaları, içecekler ve diğer ticari ürünler üzerinden de düşünebiliriz.
Mesela pahalı bir otomobil markası daha geniş kitlelere ulaşırsa, markanın toplumdaki algısı değişebilir. Bir kafede bir bardak içeceğin fiyatı ile markette satılan büyük şişenin fiyatı arasında fark olması da aynı şekilde farklı ticari sistemlerin sonucudur.
Buradaki amacım herhangi bir kişiyi suçlamak değildir.
Benim anlatmak istediğim şudur:
İnsan, dünyadaki ekonomik sistemlerin birbirine bağlı olduğunu ve büyük değişikliklerin küçük sistemleri de etkileyebileceğini düşünmelidir.
Bir insanın ekonomik veya toplumsal konumunu değerlendirirken de sadece dış görünüşe bakmamak gerekir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in fakir ve güçsüz görülen kimselere verdiği değeri de burada hatırlamak gerekir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ أَن جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ
“Surat astı ve yüz çevirdi; çünkü kendisine âmâ geldi.”
Bu olay bize, insanın makamına, servetine veya toplumdaki konumuna göre değil, Allah katındaki değerine göre değerlendirilmesi gerektiğini öğretmektedir.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلَادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا
Vestefziz menisteta'te minhum bi-savtike ve eclib aleyhim bi-haylike ve racilike ve şârikhum fil-emvâli vel-evlâdi veıdhum, ve mâ yaiduhumu'ş-şeytânu illâ gurûrâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatlerde bulun.”
Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez.
Sadakallâhü'l-Azîm — İsrâ Sûresi, 64. âyet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا
Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ. Kâlet innî eûzü bir-Rahmâni minke in kunte takıyyâ. Kâle innemâ ene rasûlu rabbiki li-ehebe leki gulâmen zekiyyâ. Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ. Kâle kezâliki kâle rabbuki huve aleyye heyyinun ve li-nec'alehû âyeten lin-nâsi ve rahmeten minnâ ve kâne emren makdıyyâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Meryem onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.
Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen bana kötülük etme.” dedi.
Ruh, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim.” dedi.
Meryem, “Bana bir beşer dokunmamışken ve ben iffetsiz de değilken nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
Ruh, “İşte böyle. Rabbin, ‘O bana kolaydır. Onu insanlara bir âyet ve bizden bir rahmet kılacağız.’ buyurdu. Bu, hükme bağlanmış bir iştir.” dedi.
Sadakallâhü'l-Azîm — Meryem Sûresi, 17-21. âyetler
Melekler ve Soy Meselesi Üzerine Benim Yorumum
Burada anlatacağım kısım, benim tefekkürüm ve sembolik yorumumdur. Bunu biyolojik bir ırk teorisi veya kesin tarihî bilgi olarak değerlendirmiyorum.
Meryem Sûresi'nde ruhun insan suretinde görünmesi ve Hz. Meryem'e çocuk müjdesinin verilmesi, melekler ve ruh kavramları üzerine düşünmemize vesile olabilir.
Benim eski sohbetlerimde yaptığım yorumlardan biri de, meleklerin insanlarla olan ilişkisini ve isimlerin sembolik anlamlarını düşünmek üzerineydi.
Fakat burada insanların göz rengine, saç rengine, milliyetine veya hangi ülkede yaşadığına bakarak onların herhangi bir meleğin biyolojik soyundan geldiğini kesin olarak söylemek doğru olmaz.
Mavi gözlü insanların mutlaka Münker ve Nekir soyundan geldiği, yeşil gözlü insanların Azazil soyundan geldiği veya belirli isimleri taşıyan herkesin belirli bir meleğin soyundan geldiği şeklindeki ifadeler, benim sembolik tefekkürlerim olarak anlaşılmalıdır.
Bunları dinin kesin hükümleri veya biyolojik gerçekler olarak sunmuyorum.
İnsanların Michael, Michaela, Rafael, Rafaella, Gabriel, Gabriele, Zara ve benzeri isimler taşıması da tek başına onların meleklerle biyolojik bir soy bağlantısı bulunduğunu göstermez.
Benim burada dikkat çekmek istediğim şey, isimlerin ve sembollerin insanın zihninde nasıl anlamlar oluşturabildiğidir.
Bizim zikir anlayışımız içerisinde de bazı isimlere ve salavatlara yer verilmiştir.
Bu bağlamda zikrimize:
Allahümme salli alâ seyyidinâ İrmiyâ,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Râbia,
Allahümme salli alâ seyyidinâ Dânyal,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Mâşite,
şeklindeki salavatları ekledik.
Haftada bir defa, cuma günlerinde de:
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Dânyela,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Gabriela,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Michaela,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Raffaella,
Allahümme salli alâ seyyidetine's-seyyidete Zara,
şeklindeki salavatları zikrimize ekledik.
Ve gelelim haftanın konusu olan Halime annemize.
Halime annemize de Fâtiha ve salavat okuyalım.
Allahümme salli alâ seyyidinâ İmâmü'l-Ebû Bekri Sıddîk,
sonrasına Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'den önce gelecek şekilde:
Allahümme salli alâ seyyidetinâ Halîmetü's-Sa'diyye,
diye salavat getireceğiz.
Sonra yine silsilede Fâtiha ve İhlâs okurken, silsile-i kebirdeki:
21.) Hz. Ebû Bekir — 3 İhlâs, 1 Fâtiha
dan sonra:
22.1.) Hz. Halime-i Sadiye annemize
diye okuyacağız.
Yani Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'den bir önceki sıraya koymuş olduk.
Rabbim bunu kabul buyursun, zikreden cemaatimize hayırlı ve mübarek eylesin. Onların sırrına mazhar olabilmeyi bizlere nasip eylesin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Nisan 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


