Allah’ın İpine Sımsıkı Tutunun, Fırkalara Ayrılmayın
Kar©glanın 14 Ocak 2017 Vaazı
Kar©glan J2017-KW-2-3 Sohbeti
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ
Ve kuntum ezvâcen selâseten. Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneti. Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş'emeti. Ves sâbikûnes sâbikûn. Ulâikel mukarrabûn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve o gün siz üç sınıfa ayrılmış olursunuz. Sağ taraf ehli; ne mutlu sağ taraf ehline! Sol taraf ehli; ne mutsuzdur sol taraf ehli! Öne geçenler ise öne geçenlerdir. İşte onlar Allah’a yaklaştırılmış olanlardır.
Sadakallahül Azîm. Vâkıa Suresi, 7-11. ayetler.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
Huzeyfe bin Yemân'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Ahir zamanda cehennem kapılarına çağıran davetçiler olacaktır. Kim onların çağrısına uyarsa onu cehenneme atarlar.”
Ben, “Yâ Resûlallah! Onları bize tarif eder misin?” diye sordum.
Buyurdu ki:
“Onlar bizim derimizden olan ve bizim dilimizle konuşan kimselerdir.”
“Yâ Resûlallah! Ben o zamana yetişirsem ne yapayım?” diye sordum.
Buyurdu ki:
“Müslümanların cemaatine ve imamına sarıl. Eğer onların bir cemaati ve imamı yoksa bütün fırkalardan uzak dur. Ölüm sana gelinceye kadar bu hâl üzere devam et.”
(Hadis-i Şerif. İbn Mâce; ayrıca Müslim, Ebû Dâvûd ve Ahmed tarafından farklı lafızlarla rivayet edilmiştir.)
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Allah Resûlü'nden sonra Mekke'de Kur'ân-ı Kerîm'i yüksek sesle okuyan ilk sahabîlerden biri Abdullah bin Mesud hazretleridir.
Rahmân sûresi nâzil olduğunda Müslümanlar bu sûreyi Kureyşlilere okumak istemişler ve bu görevi, kabilesinin güçlü desteğine sahip olmayan Abdullah bin Mesud hazretleri üstlenmiştir.
Bir gün Eshâb-ı Kirâm oturup sohbet ederken içlerinden biri:
“Resûlullah'tan başka hiç kimse Kur'ân-ı Kerîm'i müşriklere karşı açıktan okuyamadı. Bunu yapacak kimse yok mu?” dedi.
İbn Mesud hazretleri hemen:
“Ben okurum.” dedi.
Ona:
“Biz, sana zarar vermelerinden korkuyoruz. Kendi kabilesinden çekinecekleri güçlü bir kimse okusun.” dediler.
Fakat Abdullah bin Mesud:
“Bırakın gideyim. Siz dua edin. Allah Teâlâ beni korur.” dedi.
Ertesi gün Makâm-ı İbrahim'e gitti. Müşrikler orada toplanmışlardı. Besmele-i şerîfeyi çekerek Rahmân sûresini okumaya başladı.
Müşrikler üzerine yürüdüler ve onu dövdüler. Yüzü ve gözü yara bere içinde kaldı. Fakat Abdullah bin Mesud hazretleri, bütün bunlara rağmen Kur'ân okumaya devam etti.
Okumasını tamamladıktan sonra Eshâb-ı Kirâmın yanına döndüğünde ona:
“Korktuğumuz başımıza geldi. Bir daha onların yanında Kur'ân okuma.” dediler.
O ise:
“Hayır, yine gidip okuyacağım. Onları daha önce hiç bu kadar âciz görmemiştim. Bana yaptıkları eziyetlerden dolayı üzülmüyorum.” dedi.
Ve ertesi gün yine gitti, yine Kur'ân okudu.
Buradan şunu anlamamız gerekir:
Hakkı söylemek kolay olduğu zaman değil, zor olduğu zaman da hakka bağlı kalabilmek önemlidir.
Fakat hakkı savunmak demek insanlara hakaret etmek, kalpleri kırmak veya insanları birbirine düşürmek değildir. Müminin görevi, hakkı güzel sözle anlatmak, adaletten ayrılmamak ve kendi nefsini de hesaba çekmektir.
Abdullah bin Mesud hazretlerinin cesareti, insanlara düşmanlık etmekten değil, Kur'ân'a bağlılığından geliyordu.
Bugün bizim de ihtiyacımız olan şey budur.
Birbirimizi kırmadan, birbirimizi küçümsemeden, fakat doğru bildiğimiz hakikati de terk etmeden yürümek.
Çünkü Allah'ın ipine sarılmak, sadece bir söz söylemek değildir. Allah'ın kitabına, Resûlullah'ın sünnetine, adalete, merhamete, doğruluğa ve kardeşliğe sımsıkı bağlanmaktır.
---oOo---
Allah’ın İpine Sımsıkı Sarılmak Ne Demektir?
Allah Teâlâ buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ
Va'tasımû bihablillâhi cemîan ve lâ teferrakû.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Ve hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı tutunun ve fırkalara ayrılmayın.”
Sadakallahül Azîm. Âl-i İmrân Suresi, 103. ayetten pasaj.
Bu ayet üzerinde biraz düşünelim.
Allah'ın ipi nedir?
Kur'ân'dır.
Resûlullah'ın gösterdiği hakikattir.
Adalettir.
Doğruluktur.
Kardeşliktir.
Merhamettir.
İman ve güzel ahlâktır.
İnsanların farklı düşünmesi, farklı anlayışlara sahip olması mümkündür. Fakat farklı düşünmek başka, birbirine düşman olmak başkadır.
Bir insanın bir meselede benim gibi düşünmemesi, onun bütün iyiliklerini yok saymamı gerektirmez.
Benim gördüğüm doğruyu başkasının da görmesini istemem tabiidir. Fakat bunu zorla kabul ettirmeye çalışmak, insanları küçümsemek veya kendi grubunu hakikatin tamamı zannetmek doğru değildir.
Çünkü hakikat Allah'ındır.
Bizler ise hakikati anlamaya çalışan kullarız.
Bu sebeple insan kendi nefsine şu soruyu sormalıdır:
“Ben gerçekten Allah'ın ipine mi sarılıyorum, yoksa kendi nefsimin düşüncesine mi sarılıyorum?”
İşte asıl mesele budur.
Bir insanın kendi fikrine değil, hakikate teslim olması gerekir.
---oOo---
“River” Nehir ile Yarışma
“River” yani nehir ile yarışma.
Nehir ile birlikte koşamazsın. Çünkü sen yorulursun, nehir ise akmaya devam eder.
(Kar©glan sözü, 05.09.2016)
Bu sözün benim açımdan şöyle bir anlamı vardır:
Büyük bir düşünce, büyük bir hizmet veya büyük bir dava, tek kişinin omzunda taşınamayacak kadar geniş olabilir.
Bir insan tek başına çok şey yapabilir. Fakat insanların hayırlı bir maksat etrafında birleşmesi, dayanışma içinde olması ve birbirine destek vermesi daha büyük işler yapabilmelerini sağlar.
Bir kişi tek başına yürüyen bir yolcu gibidir.
Bir cemaat ise aynı hedefe doğru yürüyen yolcular gibidir.
Fakat burada çok önemli bir nokta vardır:
Cemaat olmak, başkasını dışlamak değildir.
Tarikat veya cemaat sahibi olmak, diğer bütün insanları kötü görmek değildir.
Asıl cemaat; Allah'ın rızasını, güzel ahlâkı, kardeşliği ve hizmeti hedefleyen insanların bir araya gelmesidir.
Ben de Raşidi Tarikatı anlayışında insanlara birlik, zikir, güzel ahlâk ve hakikate yönelme yolunu anlatmaya çalışıyorum.
Bu yolun amacı insanları birbirine düşürmek değil; dağınık gönülleri bir araya getirerek Allah'a yönelmelerine vesile olmaktır.
Tarikatın Özelliği:
Mevsim Tarikatı; günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ışığın ve mevsimlerin deveranını tefekkür ederek Allah'ın yaratışındaki düzeni anlamaya çalışan bir yol, tarik ve usuldür.
---oOo---
Cemaatin Önemi
Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“İki kişi bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi iki kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır. Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki Allah'ın yardım eli cemaatle beraberdir.”
(Kenzü'l-Ummâl, c. 1, hadis no: 1025)
Muâz radıyallâhu anh'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Muhakkak ki şeytan insanın kurdudur. Tıpkı tek kalan, sürüden uzaklaşan koyunu alıp götüren kurt gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin ve umumun yanında olun.”
(Kenzü'l-Ummâl, c. 1, hadis no: 1026-1027)
Bir sahabeden Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Ey insanlar! Cemaatin yanında olun! Sakın bölünmeyin!”
(Kenzü'l-Ummâl, c. 1, hadis no: 1028)
İbn Ömer radıyallâhu anh'dan Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Ümmetim dalâlet üzerinde birleşmez. Öyleyse cemaatin yanında olun. Muhakkak ki Allah'ın yardım eli cemaatle beraberdir.”
(Kenzü'l-Ummâl, c. 1, hadis no: 1029)
Yine İbn Ömer radıyallâhu anh'dan rivayet edilmiştir:
“Kim cemaatten ayrı bir hâlde iken ölürse câhiliye ölümü ile ölür.”
(Ahmed, c. 2, s. 70; Kenzü'l-Ummâl, c. 1, hadis no: 14862)
---oOo---
Sağdan Gelenler Kuralı
Vâkıa sûresindeki “sağ taraf ehli” ve “sol taraf ehli” ifadelerini anlamaya çalışırken yalnızca yön olarak sağa veya sola bakmamak gerekir.
Çünkü Allah Teâlâ aynı sûrede üç sınıftan bahsediyor:
Sağ taraf ehli.
Sol taraf ehli.
Ve öne geçenler.
Burada önemli olan, insanın hangi tarafa ait olduğunu sadece dış görünüşle belirlemek değildir.
İnsanın asıl yönü kalbindedir.
Bir insan kendisini sağda görebilir; fakat davranışları yanlış olabilir.
Bir başkası farklı düşünebilir; fakat Allah'a samimiyetle kulluk ediyor olabilir.
Önemli olan insanları hemen damgalamak değil, kendi nefsimizi düzeltmektir.
Geceyi yaratan da Allah'tır, gündüzü yaratan da.
Yazı yaratan da Allah'tır, kışı yaratan da.
Sağ elimizi yaratan da Allah'tır, sol elimizi yaratan da.
Bedenimizde sağ ve sol nasıl birbirini tamamlıyorsa, toplum içerisinde de farklılıklar her zaman düşmanlık anlamına gelmez.
Allah'ın yarattığı farklılıkları düşmanlık sebebi hâline getirmemek gerekir.
Bir insanın farklı olması, onun değersiz olduğu anlamına gelmez.
Asıl üstünlük takvadadır.
Bu yüzden kendisini hakikatin tek sahibi zanneden insan, önce kendi nefsini sorgulamalıdır.
“Ben haklıyım, öyleyse herkes yanlıştır.” demek kolaydır.
Fakat:
“Acaba benim de düzelteceğim bir tarafım var mı?”
diye sorabilmek gerçek olgunluktur.
---oOo---
İnsanın Vazifesi: Hakkı Korumak ve Birliği Bozmamak
İnsan, inandığı hakikati anlatabilir.
Düşüncesini açıklayabilir.
Yanlış gördüğü bir davranışı eleştirebilir.
Fakat bunu yaparken dilini temiz tutmalıdır.
Çünkü haklı bir söz, kötü bir üslupla söylendiğinde insanları hakikatten uzaklaştırabilir.
Bizim maksadımız insanları yenmek değil, hakikati anlatmaktır.
Bizim maksadımız bir insanı küçük düşürmek değil, yanlışın doğrusunu göstermektir.
Bizim maksadımız ayrılık çıkarmak değil, Allah'ın ipine sarılmaktır.
Bu sebeple insan hem hakkını bilmeli hem de başkasının hakkına riayet etmelidir.
Özgür irade de büyük bir emanettir.
İnsan tercih eder, düşünür, inanır veya inkâr eder. Fakat yaptığı tercihlerden de sorumludur.
İslam'ın güzelliklerinden biri de insanı düşünmeye, aklını kullanmaya ve kendi iradesiyle hakikati aramaya davet etmesidir.
Dinde zorlama yoktur.
Fakat özgür irade, sorumluluktan kurtulmak anlamına da gelmez.
İnsan seçer ve seçtiğinin sonucuyla karşılaşır.
Bu nedenle bizim görevimiz insanları zorlamak değil, doğru bildiğimiz hakikati güzel bir şekilde anlatmaktır.
---oOo---
İlim Nerede Olursa Olsun Arayın
“İlim Çin'de de olsa onu arayın.”
şeklinde meşhur olan bu sözün ifade ettiği hikmet, ilmin peşinden gitmenin önemidir.
İlim bir yerde bulunuyorsa, insan onu araştırmalıdır.
Bugün dünyanın farklı bölgelerinde farklı ilimler gelişmiştir.
Bir yerde teknoloji ilerlemiştir, başka bir yerde tıp gelişmiştir, başka bir yerde mühendislik veya başka bir bilim dalı ilerlemiştir.
Mümin, hakikati arayan insandır.
Bu nedenle öğrenmekten korkmamalıdır.
Bilmediği şeyi öğrenmeli, öğrendiği şey üzerinde düşünmeli ve elde ettiği bilgiyi hayra kullanmalıdır.
Çalışana Allah ilim kapıları açar; fakat insanın önce istemesi, araştırması ve gayret etmesi gerekir.
---oOo---
Yaratılış Üzerine Bir Tefekkür
Canlılık hücreyle başlar.
Çevremizdeki varlıklar canlı ve cansız varlıklar olarak iki grupta ele alınabilir.
Tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılar vardır.
Bakteriler, amip, öglena ve paramesyum gibi tek hücreli canlılar; insan, hayvan, bitki ve mantarlar gibi çok hücreli canlılar yaratılışın farklı örnekleridir.
Buradan hareketle insanın yaratılışı üzerinde düşünmek mümkündür.
Bir çocuğun dünyaya gelmesi, Allah'ın yaratma düzeni içerisinde erkek ve dişi arasındaki biyolojik birliktelik, hücrelerin birleşmesi, gelişmesi ve yeni bir canlının meydana gelmesi gibi aşamalardan geçer.
Fakat bütün bu sebeplerin üzerinde Allah'ın yaratması vardır.
Kur'ân'da Allah'ın Rahmân ve Rahîm isimlerinin sürekli hatırlatılması da bize rahmet, merhamet ve yaratılışın ilahî düzenini düşündürür.
Ben burada insanın yaratılışındaki erkek ve dişi unsurunu, Rahmân ve Rahîm isimlerinin anlam dünyasıyla birlikte tefekkür ediyorum.
Bu, yaratılışın bütün sırlarını yalnızca bu benzetmeyle açıklamak değildir.
Çünkü Allah'ın yaratması bizim kavrayışımızdan çok daha geniştir.
İnsan sebepleri görür; fakat sebepleri yaratanı da unutmamalıdır.
---oOo---
Maddi Şekiller ve Yaratılıştaki Hikmet
Dünyadaki her varlığın kendisine göre bir şekli ve vazifesi vardır.
Bir bıçak kesmek için yaratılmıştır.
Bir bardak su içmek içindir.
Bir kap başka bir işe yarar.
Kâğıt farklı bir işe yarar.
Lastik esnekliğiyle işe yarar.
Su ise girdiği kabın şeklini alır.
Bunların her biri yaratılışın farklı özelliklerini gösterir.
İnsanın da farklı özellikleri vardır.
Kimisi güçlüdür, kimisi zayıftır.
Kimisi hızlı öğrenir, kimisi yavaş öğrenir.
Kimisi sabırlıdır, kimisi sabrı öğrenmek zorundadır.
Kimisi ilimle hizmet eder, kimisi güzel ahlâkla.
Bunların hepsi insanın imtihanının farklı yönleridir.
Bu nedenle insan başkasının yaratılışına bakıp onu küçümsememelidir.
Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmaz.
Bize düşen, bize verilen kabiliyetleri hayır yolunda kullanmaktır.
---oOo---
Mehdi ve Hakikate Bağlılık
İnsanlar bir önderin, bir mürşidin veya bir hakikat yolunun peşinden giderken en önemli ölçüyü kaybetmemelidir:
Ölçü Allah'ın kitabı ve Resûlullah'ın sünnetidir.
Bir kimse kendisini büyük bir makama layık görse bile, onun sözleri ve davranışları adalet, merhamet ve güzel ahlâk ile ölçülmelidir.
Mehdi hakkında rivayet edilen haberlerde de onun adaletle hareket edeceği, zulümden uzak olacağı ve insanları hakka yönelteceği anlatılmaktadır.
Bu sebeple Mehdi'yi tanımanın ölçüsü yalnızca bir isim, bir kıyafet, bir makam veya bir iddia değildir.
Asıl ölçü adalet, ahlâk, ilim, hikmet ve Allah'a kulluktur.
İnsan kendisini bir makama yakıştırabilir.
Fakat makam insanı büyütmez.
İnsanı büyüten, o makamı hak edecek ahlâka sahip olmaktır.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ehl-i Beyt'ten Mehdi adında bir zat zuhur edecek, İslam topraklarına hâkim olacak, Müslümanlar kendisini izleyecek ve o, Müslümanlar arasında adalet ve hakkaniyetle davranacaktır. Dini sağlamlaştıracaktır.”
(Et-Tâc'ül-Câmiu li'l-Usûl, c. 5, s. 341)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Ashâb-ı Kehf, Mehdi'nin yardımcıları olacaktır.”
(Kitab-ül Burhan fî Alâmât-il Mehdiyy-il Âhir Zaman, s. 59)
Kur'ân-ı Kerîm'de Ashâb-ı Kehf hakkında şöyle buyurulmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
سَيَقُولُونَ ثَلَاثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُل رَّبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَاء ظَاهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًا
Se yekûlûne selâsetun râbiuhum kelbuhum, ve yekûlûne hamsetun sâdisuhum kelbuhum racmen bil-gaybi, ve yekûlûne seb'atun ve sâminuhum kelbuhum. Kul rabbî a'lemu bi ıddetihim mâ ya'lemuhum illâ kalîl. Fe lâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhiren ve lâ testefti fîhim minhum ehadâ.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Sonra gelenler diyecekler ki: ‘Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleridir.’ Yine diyecekler ki: ‘Beş kişiydiler, altıncıları köpekleridir.’ Bu, bilinmeyen hakkında tahminde bulunmaktır. Yine diyecekler ki: ‘Yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleridir.’ De ki: ‘Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları pek az kimse bilir.’”
Sadakallahül Azîm. Kehf Suresi, 22. ayet.
Bu ayetten bizim almamız gereken derslerden biri de şudur:
Gaybın bütün bilgisi Allah'a aittir.
İnsan bazı şeyleri araştırabilir, bazı rivayetleri okuyabilir ve bazı işaretler üzerinde tefekkür edebilir.
Fakat kendi yorumunu kesin gayb bilgisi gibi görmemelidir.
Bu yüzden Mehdi, Ashâb-ı Kehf ve ahir zaman meselelerinde konuşurken hem araştırmak hem de haddimizi bilmek gerekir.
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Allah onu, yani Mehdi'yi üç bin melekle destekleyecektir.”
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmât-il Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn Hacer-i Mekkî, s. 41)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Hz. Mehdi'ye, aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.”
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmât-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 25)
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُونوا أَنصَارَ اللَّهِ كَمَا قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ لِلْحَوَارِيِّينَ مَنْ أَنصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ اللَّهِ فَآَمَنَت طَّائِفَةٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ وَكَفَرَت طَّائِفَةٌ فَأَيَّدْنَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَى عَدُوِّهِمْ فَأَصْبَحُوا ظَاهِرِينَ
Yâ eyyühellezîne âmenû kûnû ensârallâhi kemâ kâle îsâbnu meryeme lil-havâriyyîne men ensârî ilallâh. Kâlel-havâriyyûne nahnu ensârullâh. Fe âmenet tâifetun min benî İsrâîle ve keferet tâifetun. Fe eyyednâllezîne âmenû alâ aduvvihim fe asbehû zâhirîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
“Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nasıl ki Meryem oğlu İsa da havarilere, ‘Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimdir?’ demişti. Havariler de, ‘Biz Allah'ın yardımcılarıyız.’ demişlerdi. Bunun üzerine İsrailoğullarından bir kesim inanmış, bir kesim de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları düşmanlarına karşı destekledik ve böylece üstün geldiler.”
Sadakallahül Azîm. Saff Suresi, 14. ayet.
Burada “Allah'ın yardımcıları olun” ifadesi üzerinde düşünmek gerekir.
Allah'ın bizim yardımımıza ihtiyacı yoktur.
Bizim Allah'ın dinine yardımcı olmamız, Allah'ın emrettiği hakikati yaşamaya ve güzel ahlâkla temsil etmeye çalışmamız demektir.
Havariler nasıl Hz. İsa'nın yanında hakikate hizmet ettilerse, biz de kendi zamanımızda hakka, adalete, merhamete ve güzel ahlâka hizmet etmeye çalışmalıyız.
Hakikatin yardımcısı olmak, insanlara hükmetmek değil; insanlara hayır ulaştırmaktır.
---oOo---
Mehdi'yi Tanımanın Ölçüsü
Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin ahlakının Resûlullah'ın ahlakına benzeyeceği belirtilmiştir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlâk bakımından Peygamber'e benzer.”
(Kıyamet Alametleri, Berzencî, s. 163)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Mehdi, insanların en hayırlısıdır.”
(Kitab-ül Burhan fî Alâmât-il Mehdiyy-il Âhir Zaman, s. 58)
Burada benim üzerinde durduğum nokta şudur:
Bir insanın “Ben Mehdi'yim” demesi onu Mehdi yapmaz.
Bir insanın etrafında kalabalık bulunması da tek başına ölçü değildir.
Bir insanın zenginliği, makamı veya şöhreti de ölçü değildir.
Ölçü; adalet, güzel ahlâk, ilim, hikmet, merhamet ve Allah'a kulluktur.
Hz. Hüseyin radıyallâhu anh'a nispet edilen bir rivayette şöyle sorulmuştur:
“İmam Mehdi hangi alametlerle bilinir?”
Şöyle cevap verdiği nakledilmiştir:
“Gönül rahatlığı ve vakar sahibi oluşu ile, helâl ve haramı çok iyi bilmesi ile tanınır.”
(Mer'iy b. Yusuf b. Ebî Bekir b. Ahmed b. Yusuf el-Makdisî, Feraidu Fevâidi'l-Fikr fî'l-İmam el-Mehdî el-Muntazar)
Buradaki vakar, sadece dışarıdan görünen bir dik duruş değildir.
Vakar; insanın nefsine hâkim olmasıdır.
Öfkelendiğinde kendisini tutabilmesidir.
Gücü varken adaletli davranmasıdır.
İmkânı varken başkasının hakkını yememesidir.
Kendisine karşı yapılan kötülüğe rağmen ölçüyü kaybetmemesidir.
Gerçek vakar, insanları ezmek değil; nefsini ezebilmektir.
---oOo---
Mehdi Cemaatinden Ayrılanlar
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli, can, mal ve mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Kendilerini terk edenlerin ve muhalefet eden kimselerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez.”
(Ramûzü'l-Ehâdîs, s. 476; İbn Mâce'den)
Ayrılanlar da muhalifler de ona zarar veremeyecek; o, kendisinden ayrılanlara rağmen yoluna devam edecektir.
(Ramûzü'l-Ehâdîs, s. 487; Taberânî'nin el-Kebîr'inden)
Buradan çıkarılacak ders, insanların sayısına bakarak hakikati ölçmemektir.
Bazen hakikat kalabalıklarla birlikte görünür.
Bazen az sayıda insan tarafından savunulur.
Fakat hakikatin ölçüsü kalabalık değildir.
Ölçü Allah'ın rızasıdır.
Bu nedenle insan:
“Benim arkamda kaç kişi var?”
diye sormadan önce:
“Ben hakikatin neresindeyim?”
diye sormalıdır.
---oOo---
Görünen Köy Kılavuz İstemez
Görünen köy kılavuz istemez.
Anlayana kimi zaman bir işaret yeter.
Anlamayana ise uzun uzun anlatmak gerekir.
Fakat burada “anlamayan” insanı aşağılamak değil, ona sabırla anlatmak gerekir.
Çünkü herkes aynı anda aynı şeyi anlayamaz.
Bir insanın bugün anlamadığı bir hakikati yarın anlaması mümkündür.
Bu yüzden davet ederken üslubumuzu kaybetmemeliyiz.
Anlatmak bizim görevimizdir; hidayet vermek Allah'ın işidir.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ
Kul innî nuhîtu en a'budellezîne ted'ûne min dûnillâhi, kul lâ ettebiu ehvâekum, kad daleltu izen ve mâ ene minel muhtedîn.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
De ki:
“Sizin Allah'tan başka yalvardıklarınıza kulluk etmekten men edildim. De ki: ‘Sizin arzularınıza uymam. Aksi hâlde sapmış olurum ve hidayete erenlerden olamam.’”
Sadakallahül Azîm. En'âm Suresi, 56. ayet.
Bu ayet bize önemli bir ölçü vermektedir:
İnsan, insanların arzularına göre değil, Allah'ın hakikatine göre yaşamalıdır.
Makam, para, şöhret, mevki veya insanların övgüsü insanı yönlendirmemelidir.
Müminin asıl hedefi Allah'ın rızasıdır.
Bir insan makam sahibi olabilir.
Zengin olabilir.
Fakir olabilir.
Meşhur olabilir.
Kimsenin tanımadığı bir insan da olabilir.
Fakat ölüm geldiğinde bütün bu sıfatlar geride kalır.
İnsan Rabbine ameliyle gider.
Bu nedenle dünyadaki makamları büyütüp ahireti unutmamak gerekir.
İnsanın değeri, sahip olduklarıyla değil; Allah katındaki hâliyle ölçülür.
---oOo---
Allah'ın İpine Sarılmanın Son Sözü
İnsanlar farklı olabilir.
Düşünceler farklı olabilir.
Meşrepler farklı olabilir.
Tarikatlar farklı olabilir.
Coğrafyalar farklı olabilir.
Fakat bütün müminlerin üzerinde birleşmesi gereken temel hakikat Allah'ın birliği, Resûlullah'ın peygamberliği, Kur'ân'ın rehberliği ve güzel ahlâktır.
Birbirimizi tekfir etmek, aşağılamak, hakaret etmek ve birbirimize düşman olmak yerine; Kur'ân'ın emrettiği şekilde Allah'ın ipine sımsıkı sarılmamız gerekir.
Çünkü bölünürsek gücümüz azalır.
Kardeşliğimizi korursak birbirimize destek oluruz.
Fakat birlik adına hakikatten de vazgeçmemeliyiz.
Birlik, yanlışta birleşmek değildir.
Birlik, hakikatte birleşmektir.
Allah'ın ipine sımsıkı sarılalım. Fırkalara ayrılmayalım. Hakkı söyleyelim, fakat hakkı söylerken güzel ahlâktan ayrılmayalım.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdülillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfirullâhe ve etûbü ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 14 Ocak 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


