Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle nefis demek, vücut denilen araba veya motoru süren sürücü, şoför manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilecek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiye edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gerekir. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İşte oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan bir şeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğrenilir. Bunu öğrenince, artık insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?
Nefs-i levvame, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefis" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur’an’da bu duruma şöyle işaret edilir:
"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim." (Kıyâme Suresi, 75:2)
Özellikleri:
- Vicdan Muhasebesi Yapar: Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.
- Pişmanlık Duyar: İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.
- İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar: Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.
- Allah’ın Gazabından Korkar: Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.
- Tövbe ve İstiğfar: Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.
- Salih Ameller: İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.
- Sabır ve Şükür: Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.
- Zikir ve Tefekkür: Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir dönüm noktasıdır. Kişi burada:
- Kendini tanır,
- Hatalarından ders alır,
- Manen yükselmek için çaba gösterir.
Örnek:
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu nefs-i levvame halidir.
Nefs-i Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?
(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıp da Kendini Levm Eden Nefs)
İkinci nefis makamı Nefs-i Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptığı bir yanlışın ardına, kendini levmedip "Tüüüh, keşke yapmasaydım, yanlış bir şey yaptım ben" diyebilen nefis derecesidir.
Bu dereceye ulaşan nefsin, vicdan melekesi çalışır hâldedir ve vicdan denilen meleke ona hep yanlışlarının zıddı olan iyi ile, yaptığı fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yanlış, bu doğru diye bir kıyas yapma hâlini kazanır. Ve yanlışlar: Amma Allah’ın kitabında bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kuralları olsun, bu kurallara uymamak hepsi yanlış şeylerdir. Ve şeriat sadece İslam’ın bildirdiği kurallar olmayıp, insanlığın hayrı için olan kurallar da buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeyler de bu kurallardandır. Hak gözlüğü ile bakınca, şeriata aykırı olmayan hususlarda da onlara uymak, şeriata uymaktır. Hâl böyle olunca trafik kuralları, her ne kadar Kur’an’da geçmese de, ehliyet alacak olana önce kurallar öğretilir: İlk başta durmak ve geçmek vardır, ve bir de beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhası gelir; illa durulması gereken yer, yani ister gelen olsun ister gelen olmasın, buraya varınca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kuralı gibi. İşte levmedici nefsin vicdan melekeleri çalışır, ve insan vicdanının sesini duyabilecek safiyete ulaşınca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hâle gelince, belki her zaman doğru olanları yapamaz ama, işte en azından yanlış yaptığını bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adamı dövdükten sonra "Özür dilerim" demek ne abes iş ise de, o adama "Ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptım" derse cezasında hafifletici sebeplerden dolayı düşme olur yani. Ve işte Hz. Adem olmanın ilk basamağı, yanlış yapan Hz. Adem ile Havva en aşağıya dünyaya indirilince "Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim. Sümme redednahü esfele safilin." Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz. Adem ve Havva, dünyada yaptıklarından pişman oldular. Çünkü cennette her şey hazır, ellerinin ayaklarının önündeyken, dünyada ise yemek için gayret, içmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladılar ki, "Biz yanlış yapmışız, ve kolaylık yerine zorluğu seçmişiz" deyip pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapınca başa gelen belanın birisi olan, bir de eşinden ayrı düşme belası üzerlerinden kalktı, ve Arafat denilen dağda buluştular. Ağlayıp tövbe edip Yaradan’dan özür dilediler. Amma artık dönülmeyen yola girilmişti; artık o cennete tekrar ulaşmak için bütün katları geçmek gerekiyordu, ve akı karanın içinden seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanın sesini duyunca Adem ve Havva olur, yani insan olur; şeytan ve ordusu olmaktan kurtulur, cehennem ehli olmaktan kurtulur. Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardır. Ne zaman vicdanın sesi duyulmaz oldu, kalp karardı ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine "emmare bissûî nefs"e düştü demektir. Yani yaptığı hatadan dönmeyen, tövbe etmeyen, hatasından pişman olmayan nefs, meleklerin ve vicdanının sesini duyamayan nefis derecesine.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi
Original Kar©glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


