Konu Değerlendirmesi:
  • 1 Oy(lar) - 1 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
iyilerin Varacağı Yer Mekan ve Zaman ve Kuranda Cennet Kavramı (24 Ekim 2017 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 
İyilerin Varacağı Yer ve Mekân ve Zaman ve Kur'an'da Cennet Kavramı

(Kar©glan'ın 24 Ekim 2017 Vaazı)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ كِتَابٌ مَّرْقُومٌ يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ يُسْقَوْنَ مِن رَّحِيقٍ مَّخْتُومٍ خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ وَمِزَاجُهُ مِن تَسْنِيمٍ عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kellâ inne kitâbel ebrâri le fî illiyyîn. Ve mâ edrâke mâ illiyyûn. Kitâbun merkûm. Yeşheduhul mukarrabûn. innel ebrâre le fî naîm. Alâl erâiki yanzurûn. Ta'rifu fî vucûhihim nadraten naîm. Yuskavne min rahîkın mahtûm. Hitâmuhu miskun. Ve fî zâlike felyetenâfesil mutenâfisûn. Ve mizâcuhu min tesnîm. Aynen yeşrabu bihâl mukarrabûn. İnnellezîne ecramû kânû minellezîne âmenû yadhakûn.

Meali:

Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (iyilerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette İlliyyîn'dedir. Ve İlliyyîn'in ne olduğunu sen bilir misin? O rakamlandırılmış bir kitaptır, kayıttır; insanların hayat filmidir (İlliyyûn filmi, yani frekansla kaydedilmiş ve yayınlanabilen şimdiki video ve filmlerdir). Ve orada, iyiler, yani muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni'metler içindedir. Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler (Yani tahttan kasıt şimdiki koltuklar, sandalyeler, modern oturulacak düzenekler). Sen, ni'metin pırıltısını (mutluluklarını, sevincini) onların yüzlerinde görüp anlarsın. Onlara, kapakları mühürlenmiş, kapağını sadece kendilerinin açacağı halis şerbetlerden, içeceklerden sunulur (Bu günkü fanta, kola, tamek, meyve suyu, Uludağ gazoz; hatta bira, rakı ve benzeri kapağı mühürlü kapatılmış ve satın alan kimsenin açacağı, daha önce kimsenin onu açmadığı içecek ve şerbetler; ve bal ve reçel gibi konserveler gibi yiyecekler, ve paketinde bisküvitler, paketinde çikolatalar). Onun sonu; yani o vaktin sonuna varanların sonunda bir de kapağı açılmamış parfüm ve miskler de vardır (paketinde ve kabında şahane parfüm ve misk kokusudur). Ve yarışanlar, artık bunda (o vakte erişmek için) yarışsınlar (Ve evet, bizler çok şükürler olsun ki o vakte erişenleriz). Bunun sebebine gelince tesnîmdir; yani sanayileşmedir. Onların tadına ancak işte Allah'a yaklaşanlar bakabilir ve o vakte varabilir (Ve bizler hepimiz seçilmiş kimseleriz; yani öyle alelade değil, eskiden, önceki hayatında kayda değer bir güzellik ve iyilik yapmış kimseleriz demek ki, bu vakte erdik).

Sadakallahul Aziym — MUTAFFİFÎN Suresi 17'den 28. ayete kadar, 28 dahil

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Cennette ağaç yoktur. Tesbih, tahmid, temcid ve tehlil okuyarak — yani (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek — oraya çok ağaç dikiniz."

(Hadis-i Şerif)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Yüz kere tesbih (SÜBHANALLAH), İsmail (a.s.)ın neslinden yüz köle azat etmeye denktir. Yüz kere tahmid (ELHAMDÜLİLLAH), Allah yolunda gazaya çıkarılmak üzere eğerlenmiş, hazırlanmış yüz atı infak etmeye denktir. Yüz kere tekbir (ALLAHUEKBER), kabul edilmiş yüz deveyi kurban etmeye denktir. Yüz kere tehlil (LÂ İLÂHE İLLALLAH), yerle gök arasını sevapla doldurur."

(Hadis-i Şerif; Ümmühânî, Taberânî, Müsned)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"İki kelime vardır. Söylemesi çok kolaydır. Terazide çok ağır gelirler. Allahü teâlâ bu iki kelimeyi çok sever: 'SübhânAllahi ve bi-hamdihi' ve 'SübhânAllahil-azîm'."

(Hadis-i Şerif)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnallâhe yuhıbbut tevvâbîne ve yuhibbul mutetahhirîn.

Meali:

Esteuzubillah

Muhakkak ki Allah, tevvâbîn olanları (tövbe edenleri) sever ve temizlenenleri sever (Yani tövbe edenleri ve abdest ile, banyo ile, vücut bakımı ile sık sık temizlenenleri sever).

Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 222. ayet

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'dan: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:

"Mi'rac gecesinde Hz. İbrahim'i (a.s.) gördüm." Bana şöyle dedi:

"Yâ Muhammed! Ümmetine benden selam söyle ve onlara bildir ki cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! Çünkü cennetin toprağı güzel, suyu tatlı, arzı geniş ve düzlüktür!" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Cennete dikilecek fidan nedir?" diye sordu. Hz. İbrahim aleyhisselam "Cennete dikilecek fidan: 'Sübhanallahi ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah'tır!" dedi.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır."

(Hadis-i Şerif; İbnu Mes'ud)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Her kim günde yüz kere 'Bir ve ortaksız olarak Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Mülk O'nundur, hamd O'nundur, O her şeye kadirdir!' derse, bu dua o kimse için on köle azat etme sevabına denk olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır, yüz günah da silinir. O gün akşamlayana kadar şeytandan korunmuş olur. Ve hiçbir kimse onun yaptığından daha faziletli bir iş yapamaz. Meğer ki ondan daha çok okuyan bir kimse olsun. Ve her kim günde yüz kere 'Subhanallah ve bi-hamdihi' (Allah'ı, O'na hamd ederek tesbih ederim) derse, o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar bile çok olsa dökülür."

(Hadis-i Şerif; Müslim 4857)

Bu zikir işte bizim Râşidî zikir evradımızdaki 55. sıradaki:

"Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü yühyî ve yümîtu ve hüve hayyün lâ yemûtu biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr" zikridir.

Ve yine yaptığımız "58. sıradaki 'Subhanallahi ve bihamdihi, Subhanallahil-azîm, Estağfirullah.'" (33 defa tekrar ettiğimiz zikrimizdir.)

Yine Peygamberimiz "Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır" buyurdu. Ve biz zikir evradımızda yine O'na, zikirimizin 101. sırasında 100 defa "Allâhumme salli alâ Seyyidina Muhammedin ve alâ âli seyyidina Muhammed." diye salavat getiririz.

İbnu Abbas radiyallahu anhuma anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kim bana salâvat okumayı unutursa, cennetin yolunu terketmiş olur."

(Hadis-i Şerif)

Amr İbnu Rabi'a radiyallahu anh anlatıyor: "Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Bana salâvat okuyan bir mü'min yoktur ki ona melekler rahmet duası etmemiş olsun. Bu, bana salâvat okuduğu müddetçe devam eder. Öyleyse kul bunu, ister az ister çok yapsın!"

(Hadis-i Şerif)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Şüphesiz ki doğruluk iyiliğe götürür ve kuşkusuz ki iyilik de cennete götürür. Ve yine şüphesiz ki kişi doğru söyleye söyleye sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Ve şüphesiz ki yalancılık facirliğe (şerre) götürür. Ve kuşkusuz ki facirlik de cehenneme götürür. Ve yine şüphesiz ki kişi yalan söyleye söyleye kezzâb (çok yalancı) diye yazılır" buyurdu.

(Hadis-i Şerif; Müslim 2607/103)

Bunlar gösteriyor ki bizim tarikatimizin zikir evradı olan "Râşidî Zikir Evradı" öyle alelade zikirler değil; Peygamberimizden ve Kur'an'dan tasdikli, ve efdaliyet ve fazileti üstün olan zikirlerin cemiisidir, yani toplamıdır. Yine zikrin önemini belirten ayet:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb.

Meali:

Esteuzubillah

Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir (mutmain olanlardır). Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur (mutmain olur).

Sadakallahul Aziym — RA'D Suresi 28. ayet

Ve ahirzamanda, o altın çağ olan Mehdî vaktindeki insanlar, Allah'ın, onun hürmetine insanlığa verdiği nimetlerin içinde boğulup da Allah'ı unutanlar olması sebebiyle... Suyun içinde olup da sudan habersiz olanlar baksın. Sohbetlerimizde bu nimetlerin neler olduğunu hatırlatıyoruz. Ve zikirimizde de Rabbimize en az günde 100 defa hamdediyoruz ki o nimetler artsın, eksilmesin diye. Ve bu da Kur'an'da yine ayet ile sabit:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَاءكُمْ ذِكْرٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَاذكُرُواْ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاء مِن بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَسْطَةً فَاذْكُرُواْ آلاء اللّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum, vezkurû iz cealekum hulefâe min ba'di kavmi nûhın ve zâdekum fil halkı bastaten, fezkurû âlâallâhi leallekum tuflihûn.

Meali:

Esteuzubillah

Ve sizi uyarması için sizden (içinizden biri gibi olan Mehdî'ye) bir adama Rabbinizden bir zikir gelmesine mi şaşırdınız? (Mehdî'nin zikir evradına mı şaşırdınız?) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını (onların yerine sizi getirdiğini) ve yaratılışta sizin gücünüzü arttırdığını (bedeninizi büyük ve kuvvetli yarattığını) hatırlayın. Artık Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini zikredin ki böylece kurtuluşa erersiniz.

Sadakallahul Aziym — A'RÂF Suresi 69. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:

"Ben salih kullarım için ahiret azığı olarak hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın aklına gelmedik bir takım nimetler hazırladım. Allah'ın sizleri bu sözlerle muttali kıldığı şeyleri bir yana bırak. Bir de bunlardan başka O'nun sizleri muttali kılmadığı bir şey vardır ki, o en büyüktür" buyurdu.

(Hadis-i Şerif; Müslim 2824/3, Buhârî 3053)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

Allah cenneti yarattığı vakit Cebrail'e şöyle dedi:

"Git cennete bak."

Cebrail gidip cennete baktı.

Sonra geldi ve:

"Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun ki, cenneti kim işitirse muhakkak ona girer" dedi.

Sonra Allah onu zorluklarla donatıp:

"Ey Cibrîl! Git cennete bak" buyurdu. Cibrîl gitti ve cennete baktı.

Sonra geldi ve:

"Ey Rabbim! İzzetine yemin olsun ki, ona kimsenin girememesinden korktum" dedi...

(Hadis-i Şerif; Ebû Dâvûd 4744, Tirmizî 2685)

Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Cennet nefse hoş gelmeyen şeylerle kuşatılmış. Cehennem de nefsin arzularıyla kuşatılmıştır" buyurdu.

(Hadis-i Şerif; Tirmizî, Menâkıp 69)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Cennete giren, nimetlere erişir, darlık çekmez, elbisesi eskimez, gençliği yıpranmaz. Ve cennette gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ve hatıra gelmeyen nimetler vardır."

(Hadis-i Şerif; İhyâ C. 4 S. 976)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Sen cennette kuşlara bakarsın. Birini arzu edince hemen pişmiş ve kızarmış olarak gelir." (Bu günkü gril tavuklar, hindiler, ördekler; ister marketten al gel pişir ye, istersen adam senin için pişirip gril etmiş vaziyette de satıyor zaten. Tutcan derdi yok, tüyünü yolcan derdi yok... Yani bugünümüz yine.)

(Hadis-i Şerif; İhyâ C. 4 S. 979)

Abdullah bin Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Cennet ehli cennete vardığı, cehennem ehli de cehenneme vardığında ölüm, alacalı bir koç suretinde getirilir. Cennetle cehennem arasında yatırılıp kesilir.

Sonra bir münadi:

'Ey cennet ahalisi! Artık ölüm yoktur. Ey cehennem ahalisi! Artık ölüm yoktur' diye nida eder. Bu hâdise sebebiyle cennet ehlinin ferahı bir kat daha artar, cehennem ehlinin hüzün ve kederi ise bir kat daha artar" buyurdu.

(Hadis-i Şerif; Müslim 2850/43, Buhârî 6457, İbn Mâce 4327, Tirmizî 2682)

Yani ölümsüzlük ilerde keşfedilecek bir durum demektir. Yani öyle olunca artık insanlar öyle bir vakte erecekler ki, genç kalmanın sırrı çözülecek, ve yine ölümün sırrı çözülecek, yine hastalıklar olmayacak.

Ve bizim zikirimizde bulunan zikirler; ya hadis, ya ayet, ya da korktuğumuz şeylerden Allah'a sığınma, Allah'a dayanma dualarıdır.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve kâle rabbukumud'ûnî estecib lekum, innellezîne yestekbirûne an ibâdetî se yedhulûne cehenneme dâhırîn.

Meali:

Esteuzubillah

Ve Rabbimiz şöyle buyurdu: "Bana dua ediniz ki size icabet edeyim, duânıza cevap vereyim. Allah'a kul olmaktan kibirlenenler, Allah'a kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler, muhakkak ki hakir ve zelil olarak cehenneme girecekler."

Sadakallahul Aziym — MÜ'MİN 60. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِمَاتِ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَالْقَانِتِينَ وَالْقَانِتَاتِ وَالصَّادِقِينَ وَالصَّادِقَاتِ وَالصَّابِرِينَ وَالصَّابِرَاتِ وَالْخَاشِعِينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّائِمِينَ وَالصَّائِمَاتِ وَالْحَافِظِينَ فُرُوجَهُمْ وَالْحَافِظَاتِ وَالذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnel muslimîne vel muslimâti vel mu'minîne vel mu'minâti vel kânitîne vel kânitâti ves sâdikîne ves sâdikâti ves sâbirîne ves sâbirâti vel hâşiîne vel hâşiâti vel mutesaddikîne vel mutesaddikâti ves sâimîne ves sâimâti vel hâfızîne furûcehum vel hâfızâti vez zâkirînallâhe kesîran vez zâkirâti eaddallâhu lehum magfiraten ve ecran azîmâ.

Meali:

Esteuzubillah

Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkekler, Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan (zikreden) erkeklerle çokça anan kadınlar var ya; işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Sadakallahul Aziym — AHZÂB Suresi 35. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn.

Meali:

Esteuzubillah

Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim; Beni anın ki Ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.

Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 152. ayet

Ve yine zikrin en büyük ibadet ve kulluk olduğunu, bakın Kur'an'da Rabbimiz nasıl bildiriyor:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salâte, innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya'lemu mâ tasneûn.

Meali:

Esteuzubillah

Kulluk olarak sana vahyedilen kitabı oku (Kur'an oku), Namazını kıl. Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (Yani namaz günaha girmekten korur). Ve kulluğun en yüksek olanı da Allah'ı zikretmektir. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.

Sadakallahul Aziym — ANKEBÛT Suresi 45. ayet

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Rabbini zikredenle etmeyenin hâli, diri ile ölünün hâli gibidir."

(Hadis-i Şerif; Buhârî, Daavât 66.)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkurûllâhe zikran kesîrân.

Meali:

Esteuzubillah

Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin.

Sadakallahul Aziym — AHZÂB Suresi 41. ayet

Zikir Nedir ve Nasıl Yapılır?

Zikir, hatırlamak, anmak demektir.

Şimdi üç türlü zikir bilinmektedir:
1. Dille, söylemekle yapılan zikirdir. Söylerken kalb birlikte hatırlamaz. Yalnız dille söylenen zikrin, kalbi temizlemekte faydası pek az olur. İbadet sevabı hâsıl olur. Aşağıdaki âyet-i kerime kalben zikretmeyenler içindir:
(Kalbleri Allahü teâlâyı zikretmeyenlere azap vardır.) [Zümer 22]

2. Yalnız kalble yapılan zikirdir. Dil söylemez. Üç ayet meali şöyledir:
(Rabbinizi, yalvararak ve gizli ve sessiz çağırınız!) [A'râf 55]
(Kalbler, ancak Allah'ı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur.) [Ra'd 28]
(Rabbini, içinden zikret!) [A'râf 205]

3. Dille kalbin birlikte yaptığı zikirdir.

Zikir, Allahü teâlâyı hatırlamak, O'nun ismini söylemekle veya çok sevdiği bir velisini görmekle olur. Çünkü hadis-i şerifte, (Onlar görüldüğü vakit, Allah hatırlanır) buyuruldu. İsmini işitirken, söylerken başka şey düşünülebilir. Onu hatırlamak şüpheli olur. Onu devamlı hatırlamak için her gün binlerce söylemek lazım olur. Evliyayı severek, inanarak görünce muhakkak hatırlanacağı müjdelendi. Görmek gözle olduğu gibi, velinin şeklini, suretini kalbine, hayaline getirmekle de görmüş gibi olup, Allahü teâlâyı hatırlamaya sebep olur. Böyle, kalble görmeye rabıta denir ki, kalbi Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekten, onları düşünmekten kurtaran vasıta ve temiz kalbe, ihlâsa kavuşturan yoldur.

Vird Ne Demektir?

Allah'a vuslat yolunda vird, günlük ders olarak yapılan zikirdir. Yani her gün yapılan zikirlere vird denir. Ve bu vird ve zikirlerin toplamına evrad denilir. Bu ders ve zikir ve vird, müridin kalbindeki manevi hastalıkları yok etmesi için verilir. Vird dersine, sofiler arasında "tesbih çekmek" adı da verilir. Vird ve varidat, aynı kökten türetilmiş Arapça iki kelimedir. Varidat, kalbe gelen ilham ve manevi feyizler demektir. Virde devam ettikçe, zamanla zikir torban, yani kalbin o zikir ile dolduğunda, o vird ve zikrin hâdimi olan melekler, o tesbihin hassas hususlarında sana ilham edip bilgi verirler ve o konularda sana yardımcı olurlar.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Ümmetimin en hayırlıları, görüldüklerinde Allah hatırlanan kimselerdir. En şerlileri ise, söz götürüp getiren, birbirini seven insanların arasını açan, suçsuz ve masumlara sıkıntı vermeyi meslek edinen kimselerdir."

(Hadis-i Şerif; Müsned, IV/277)

"Allah'ın veli kulları kimlerdir?" diye sorulduğunda:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhü Hazretleri hatıra gelir."

(Hadis-i Şerif; Taberî, 4/2731)

(Hep sadıklarla birlikte bulunun!) [Tevbe 119]
(Rablerini isteyenlerle beraber olmaya çalış!) [En'âm 52]

Bu iki âyet-i kerime ve yukarıdaki hadis meali, büyüklere rabıtayı bildiriyor. Bu rabıtayı yapmak, (Allahü teâlânın sevdiklerini hatırlamak, Allahu Teâlâ'nın rahmet etmesine sebep olur).

Zikir, dil ve beden ile yapılan kalbî bir uyanıklık içinde gerçekleştirilmelidir. Zira zikir, gaflet ve nisyanın, yani unutmanın, gafletin zıddı demektir. Bu anlamda zikir, Allah'ı unutmamak; yani hiçbir hal ve şartta O'ndan gafil olmamaktır. Dolayısıyla gafleti gidermeyen zikir, hakikatte zikir değildir.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnemâl mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn.

Meali:

Esteuzubillah

Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.

Sadakallahul Aziym — ENFÂL Suresi 2. ayet

Yine zikirimizin 10.1. sırasında "Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr" (10 defa zikrederiz) ki bu dahi Kur'an'dan, zikrin ve zikredenlerin önemini belirten Kur'an ayetidir.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr.

Meali:

Esteuzubillah

Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, hatırlarlar (daima Allah'ı zikrederler). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.

Sadakallahul Aziym — ÂLİ İMRÂN Suresi 191. ayet

Yine zikirimizdeki "Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l-azim." Zikri

Hz. Âdem (a.s.) yaratıldıktan sonra aksırdı. ALLAHU TEALA ona "Elhamdülillah" demesini ilham etti. Hamd edince, ALLAHU TEALA ona şöyle buyurdu: "YERHAMUKELLAH: Rabbin sana merhamet eder. Seni bunun için yarattım." Hz. Âdem'in cümlesini duyan melekler dediler ki: "Bu bizim için ikinci güzel ve şerefli kelimedir. Onu bırakmamız doğru olmaz." Bundan sonra "Sübhanallah, Elhamdülillah" demeye başladılar.

ALLAHU TEALA, Hz. Nuh (a.s.)'a halkına anlatmak üzere "Lâ ilâhe illallah" Kelime-i Tevhidini söylemelerini vahyetti. Ancak bu şekilde onlardan razı olabileceğini anlattı. Bunu duyan melekler dediler ki: "Bu da güzel ve şerefli bir kelime; bunu bırakmak da bize yakışmaz." Ve dualarına bunu da eklediler. Senelerce hep "Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilahe illallah..." dediler.

Hz. İbrahim (a.s.)'e ALLAHU TEALA kurban emrini verdi. Kurban için kendisine bir koç gönderildi. Koçu görünce sevindi; "Allahu Ekber" dedi. Melekler bunu duyunca: "Bu dördüncü güzel kelimedir" dediler ve dualarına eklediler. Bundan sonra hep şöyle dediler: "Sübhanallahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber." Cebrail (a.s.) bunu hikâye edince Rasulüllah (s.a.v.)'ın hoşuna gitti. "Lâ havle vela kuvvete illa billahil-aliyyi'l-azim." dedi. Bunu duyan Cebrail (a.s.) şöyle dedi: "Bu cümleyi de öbürlerine ekle." İsrafil (a.s.) Peygamber Efendimize (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi: "Yâ Muhammed (s.a.v.), bir kimse:

Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l-azim.

tesbihini bin defa okursa ALLAHU TEALA ona beş haslet ihsan eyler:

1. ALLAH (c.c.) onu çok zikreden zümre arasına yazar.
2. Gece ve gündüzde kendisini zikredenlerin en faziletlisi eyler.
3. Bu tesbihler, onun için Cennette dikili ağaçlar olur.
4. Bu tesbihler, o kimsenin günahlarını döker. Tıpkı bir ağacın kuru yapraklarını döktüğü gibi.
5. ALLAHU TEALA onu gözetir. ALLAHU TEALA bir kimseyi gözetirse ona azab etmez.

Ebû Zer radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Her birinizin her bir eklemi için günde bir sadaka vermesi gerekir. İşte bu sebeple her tesbih bir sadaka, her hamd bir sadaka, her tehlîl (lâ ilâhe illallah demek) bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, iyiliği tavsiye etmek sadaka, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kuşluk vakti kılınan iki rek'at namaz bunların yerini tutar."

(Hadis-i Şerif; Müslim, Müsâfirîn 84, Zekât 56. Ayrıca bk. Buhârî, Sulh 11, Cihâd 72, 128; Ebû Dâvûd, Tatavvu 12, Edeb 160)

"Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vallahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahi'l-aliyyi'l-azim" Zikri:

Hem tesbih: SübhanAllah
Hem tekbir: Allahüekber
Hem tahmid: Hamd
Hem tehlil: Lâ ilâhe illAllah.
Hem temcid: Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyül azim.

Söylemiş olmakla, en kıymetli tesbihi okumuş olur. Hem de sadaka vermiş olur.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Sübhânallâhi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallâhü ekber demek, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha kıymetlidir."

(Hadis-i Şerif; Müslim, "Zikir" 32)

Ve diyoruz ki: Dünyayı cennete çevirmek varken, dünyayı cehenneme çevirmeye çalışanlara ne diyelim ki... Ve:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Allah, dünyayı isteyene dünyayı verir, ahireti isteyene de ahireti verir; ikisini birden isteyen ikisinden de mahrum kalır."

(Hadis-i Şerif)

Eğer bu hadis sahih ise, o zaman Kur'an'daki:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وِمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ وَلَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve minhum men yekûlu rabbenâ âtinâ fîd dunyâ haseneten ve fîl âhirati haseneten ve kınâ azâben nâr. Ulâike lehum nasîbun mimmâ kesebû vallâhu serîul hısâb.

Meali:

Esteuzubillah

Ve onlardan (insanlardan) kim: "Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru." derse, işte onlara ancak kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.

Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 201 ve 202. ayet

Ve yine:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا كُلاًّ نُّمِدُّ هَؤُلاء وَهَؤُلاء مِنْ عَطَاء رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاء رَبِّكَ مَحْظُورًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ. Ve men erâdel âhırate ve seâ lehâ sa'yehâ ve huve mu'minun fe ulâike kâne sa'yuhum meşkûrâ, Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbike, ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ.

Meali:

Esteuzubillah

Kim isteklerinin acele bu dünyada acil olarak verilsin olarak isterse, Allah istediği kimseye, dilediği şeyi ona orada acele verir. Sonra onu ahiretinde ise, gelecek hayatında ise onu cehennem ehli kıldık; zemmedilmiş, ayıplanmış ve rahmetten kovulmuş olarak ona cehenneme atılır. Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir. Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da verir (dünyayı isteyene de ahireti isteyene de verir. Rabbinin lütfu hiç kimseden yasaklanmış değildir, esirgenmez).

Sadakallahul Aziym — İSRÂ Suresi 18, 19, 20. ayet

Yani ahireti için isteyen demek ise, bugün kazandın ve yarının için biriktirmek; veya oğlun evlenecek, kızın gelin olacak, yine masraf ve para lazım; yahut yarının için başını sokacak bir ev almak istedin; yine hacca gitmek için para biriktirdin. Yani ahiretin için, yani gelecek planların için, ve geleceğin için istedin demek. Yoksa ahiret için istemek, öyle anlaşıldığı gibi öldükten sonrası için değil; yani yarınını düşündün demek yani. Allah: "Bu günü için isteyene de, yarını için isteyene de bolca verilir" diye buyuruyor; yani kimseden esirgenmez diyor Rabbim. Öyle olunca o hadisin sıhhati biraz doğru olmaz. Ve öyle olunca, yani ahiret yarınlar ve gelecek demektir. Yani öyle olunca kimi hemen olsun ister, kimi de geleceği için ister; yani işte durum budur.

Her namazın son oturuşu tahiyyatta "Rabbenâ dualarını" okumak sünnettir. Öyle olunca, yani Peygamberimiz ve Kur'an:

"Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver." diye dua etmemizi tavsiye ederken, o zaman nereden çıktı bu "sadece ahiret için istemek"? Yani bugünü olmayanın yarını olur mu? Bugün sürünen birisi nasıl yarınını kazanacak? Bugün açlıktan çalan, çırpınan birisi nasıl yarınını kazanacak, değil mi? Öyleyse hem bu gün için, hem de yarın için; hem çalışıp hem de Allah'tan dua edip istemek lazım. Allah da diyor ki: Eğer yarının için çalışıp çabaladıysan, sana yarının, yani ahiretin de o var diyor. Güzel şeyler yapıp çalıştınsa, sana o var. Eeeee cennet neresi o zaman? Yani öldükten sonra mı? Yani hani ahiret ve ahiret yurdu ne o zaman yani?


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Tilked dârul âhıratu nec'aluhâ lillezîne lâ yurîdûne uluvven fîl ardı ve lâ fesâdâ(fesâden), vel âkıbetu lil muttakîn.

Meali:

Esteuzubillah

İşte bu ahiret yurdu ki (Cennet veya gelecek zamanı) onu, yeryüzünde fesat çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Akıbet (güzel sonuç) muttekîlerindir (takva sahiplerinindir); yani dünyası ve ahireti için çalışıp çabalayanlarındır.

Sadakallahul Aziym — KASAS Suresi 83. ayet

O zaman bugün çalışıp çabalayanlar kimler? Müminler kavgada ve sadece namaz, oruç diye yatıp kalkmayı iyi kulluk sananlar. Ve oysaki adam dün televizyonu buldu, bugün bilgisayarı buldu, yarın daha neler bulup keşfedecek. Yatanlardan bir ses var mı? Yok. O yapmış, hazır al kullan; bu yapmış al kullan. Sonra da "Bu Yahudi de, bu gâvur" de... Gâvurun yaptığı lambayı kullan, gâvurun icad ettiği arabayı kullan, uçağı kullan, bilmem süpürgeyi kullan, fotoğraf makinesini, kamerayı kullan, interneti kullan, Face'i kullan, Tweet'i kullan; sonra da Twitter'dan, Facebook'tan "Allah yolunda cihad, gâvurları öldürmek farz" de. Bu ne acayip iştir! Onlara cennet yok de... Halbuki asıl cenneti onlar kazanmış; ve onlar bu dünyayı cennete çevirme yolunda neler icad etmiş! Cumartesi tatil yapmasını bile gâvur dediklerimizden öğrendik be gülüm; vergi sistemini gâvurdan öğrendik; yıllardır İslam'ın zekât sisteminin vergilendirme sistemi olduğunu daha kavrayamadık. Medeni hukuku gâvur dediklerimizden öğrendik. Ee bize ne kaldı? Yatıp kalk, namaz kıl, Allah'a kul olursun, cennet senin. Peki "Cennete ne hazırladın?" demek yok mu? Adam cennetine koltuk icad etmiş; ve bundan sonraki herkesin, artık cennet gibi bu gelecek zamanda, ahirzamanda herkesin koltuğu var artık. Bak cennetine koltuk ve taht hazırlamış. Birisi lavabo keşfetmiş, sifon, musluk keşfetmiş; bak içinde sıcak soğuk su akan saraylar hazırlamış cennetine. Peki sen ne hazırladın? "Oruç tuttum ya işte, ben de oruç hazırladım." İyi canım, iyi. Bunlar ile onlar... Fark nerede? Allah "Akıbet, çalışıp çabalayanların" diyor. Peki sen kavgayı mı hazırladın? "Mehdî gelecek, kâfirlerin boynunu vuracak." Peki kâfir kim lan? Bak senin lamban, araban, Face'in, internetin, cep telefonun hepsi o gâvurların sayesinde var. Bu dünya onların sayesinde cennete dönmüşken, sen ne hazırladın? Muhammed dedi mi ki "Gâvurların başını vuracaz"? Gafil işte, iyi vurmalar sana! Sen Muhammed'in onun vaktinde başka yerle savaş açarken duydun mu? Öyle olsa Bizans'a mektup yollamazdı da, Osmanlı gibi "Müslüman olun, yahut oraya gelir boynunuzu vururum" derdi. Yoksa gülüm, iyi vurmalar sana! Yani düşüncesiz işte, düşüncesiz!

Ve ne diyor yukarıdaki ayette? "Ahiret yurdunu dünyada fesat çıkarmayanlara vereceğiz" diyor. Öyleyse sen hâlâ ahiret yurdunda, yani gelecekte ve Mehdî zamanında fesat, kavga, savaş çıkarıyorsan, bil ki senin sonran yok. Çünkü sen bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya; yahut cehennem çile yurduna atılacaksın, gelsen bile. Öyle olunca iyiler nerede olacak? Fesat çıkarmayanların yurdunda olacak. Ve sen Suriyelileri kaldır, kavgaya ettir, yurdundan et, evleri damları yık yum; Iraklıları kaldır, İran'a savaş açmaya kalk; olmadı yetmedi, şimdi de İspanya'da Karabağ çıkar. Ve sonra da ahiretin senin olacağını san. Sanma, umma! Allah'ın emri var; senin sonun cehennem.

Ve "Gâvurlara cennet yok" de... Bir de bak len, bak adamlara gâvur diyoruz; rahat onlarda idi, medeniyet onlarda idi. Atatürk bile gitti Avrupa'dan medeniyet aldı geldi; ve kadına saygı duyan Muhammed gibi kadına bile seçme, seçilme hakkı tanıdı. Senin ardından gittiğin Osmanlı, daha kadına seçme hakkı tanımayan düşüncesizler sürüsü, kadını cariye ilan eden gafiller sürüsü. Ve öyle olunca "Gâvura merhamet dilenmez, dua edilmez" denir. Peki bak, sen onun duasına ve ameline nasıl dua etmeyeceksin? Bu kadarına da nankörsün! Bak onun icadı olan cep telefonu elinden düşmüyor artık. Amma onun yaptığını kullan, ve ona bir teşekkürü çok gör. Seni karanlıktan kurtaran lambayı icad edene bir Fatiha'yı çok gör. Yaya, at, eşek sırtında iken motoru icad edip araba, uçak yapanı unut; sen ona bir Fatiha'yı çok gör. Çok nankörsün insanoğlu! Bak onlar senin de benim de onun da cennetine uçak hazırlamış; cennet gibi bu altın çağda uçak var, hızlı tren var, arabalar var, neler neler var! Ya sen ne hazırladın cennetine?

Kahvede siyaset yapıp, kâğıt oynamayı, yani argo ağzıyla sigara, içki ve fayans dizmeyi mi hazırladın? Tesbih diye bir zikirmatik icad edilmiş; sen onu da stres oyuncağı ve kabadayılık gösterisi olarak sallamayı icad ettin. Senin icadın tesbihi, zikri için değil de sallamayı icad ettin; icadın bu yani. O gâvur dediklerin tesbihten yola çıktı ve bilgisayar icad ettiler. Bilgisayarın ilk modeli hafızalı abaküs tesbih; ve sonunda vardığı nokta bugünkü ceplere inmiş bilgisayarlar. Yani öyle olunca "Âlâ, ağam, senin gelecekte işte çile" diyor Müslümanlar; "Neden fakir, neden çile içinde? Her Müslüman memleket fakir" deniyor. Çünkü hazırladıkları bunlar iken... El bak, yumuşak yataklar, yatlar, katlar hazırlamış. Ya sen? Ya sen, ey gafil Müslüman!


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.

Meali:

Esteuzubillah

Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur. (Çalışıp çabaladığı, kazandığından başka bir şey yoktur.)

Sadakallahul Aziym — NECM Suresi 39. ayet

Ve felsefeyi kötü gören gafillere... Yani felsefe demek, bir konuda akıl yürütme demektir; yani aklını çalıştırmak demektir. Peki tefekkür ne demek o zaman? Bir konuda fikir ibraz etmek demek. Fikir ne? Bir konuda düşünmek, ve "Bu budur, şu şudur" diye akıl yürütmek demektir. Ve Allah:

"Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard, rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ, subhâneke fekınâ azâben nâr"

"Onlar etraflarına bakıp (kâinattaki yaratılan ayetlere bakıp) tefekkür ederler, ve bunların, yani bunca şeyin öyle boş yere, lüzumsuzca yaratılmadığının farkına varırlar" buyuruyor Rabbimiz bu ayette. Kim onlar? Müminler. Peki kim bakdı da keşfetti? Mesela yusufçuk böceğine bakıp iki pervaneli helikopter icad eden babam mı, yoksa o gâvur sandıkların mı? Kim o ayetlerden ibret almış? Sen "Gâvur" diyon; oysaki Rab onları mümin diyor.

Ebû'd-Derdâ -radıyallâhu anh- dan:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Bir saat tefekkür, kırk gece nâfile ibâdetten üstündür."

(Hadis-i Şerif; Deylemî, II, 70-71, no: 2397, 2400)

Aynı rivayetin "bin yıllık ibadete denk olduğu" hadisi de vardır.

Rabbim, Mehdî ve cemaatini, bugünü içinde, yarını, yani ahireti ve geleceği içinde çalışıp çabalayan, ve güzel şeyler hazırlayanlardan etsin. Âmin.

---oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Amiyn.

Elfatiha maassalavat.


سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 24 Ekim 2017 Salı

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca