Konu Değerlendirmesi:
  • 2 Oy(lar) - 3 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Korkma öyle Mahzunda olma "Elbet Allah Bizimle Beraber" (22 Temmuz 2017 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 

Korkma, Öyle Mahzun da Olma "Elbet Allah Bizimle Beraber"

(Kar©glan'ın 22 Temmuz 2017 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

İllâ tensurûhu fekad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehû aleyhi ve eyyedehû bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm.

Meali:

Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber" diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sadakallahul Azîm — TEVBE Suresi 40. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مُوتُواْ بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Mûtû bi gayzikum.

Meali:

Kininizle kahrolun. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü çok iyi bilendir.

Sadakallahul Azîm — ÂLİ İMRÂN Suresi 119. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَاِذَا تَوَلَّى سَعَى فِى اْلاَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللهُ لاَ يُحِبُّ الْفَسَادَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve izâ tevellâ seâ fîl ardı li yufside fîhâ ve yuhlikel harse ven nesl, vallâhu lâ yuhıbbul fesâd.

Meali:

Esteûzü billâh.

"Bu gibileri, işbaşına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekonomik ve sosyal düzeni ve nesli bozmaya çalışırlar. Ama Allah bozgunculuğu sevmez."

Sadakallahul Azîm — BAKARA Suresi 205. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Her kim, (Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî'ul alîm) duasını sabah üç kere okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar hiçbir bela gelmez."

(Hadis-i Şerif, İbn Mâce)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurannehum fe le yubettikunne âzânel en'âmi, ve le âmurannehum fe le yugayyirunne halkallâh. Ve men yettehıziş şeytâne veliyyen min dûnillâhi fe kad hasira husrânen mubîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

Şeytanın bazı kulları dalalette bırakacağı, onları saptıracağı ve Allah'ın yarattığı düzeni değiştirmeye yönlendireceği bildirilmektedir. Buradaki ifadeleri, hayvanların ve bitkilerin yaratılışındaki düzenin bozulması ve yaratılışın tabiatının değiştirilmesi şeklinde de anlayabiliriz.

Benim bu konudaki yorumuma göre, yaratılışın düzenini bozmak; Allah'ın yarattığı fıtratı değiştirmeye kalkışmak anlamına da gelir. İnsanların çeşitli yollarla yaratılışın tabiatına müdahale etmeleri, bu ayetin üzerinde düşünülmesi gereken yönlerinden biridir.

Daha önce de suyun, toprağın ve yaratılışın çeşitli unsurları üzerinden şeytanın bozucu yönünü anlatmıştık. Bunlar, vaazımızdaki tasavvufî yorum ve temsilî anlatımlardır.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِى لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمْ

Bismillahillezî Duasının Türkçe Okunuşu:

"Bismillâhillezî lâ yedurru ma'asmihî şey'ün fil erdı ve lâ fissemâi ve hüves-semî'ul alîm."

Anlamı:

"Öyle bir Allah vardır ki, O Allah'ın yüce ismine sığınana yerde ve gökte hiçbir şey zarar veremez. O, her şeyi işitir ve her şeyi bilir."

Peki burada ne deniyor? "Lâ yedurru" yani zarar veren hiçbir şey, yerde veya gökte olsun, Allah'ın ismine sığınana zarar veremez. Hastalık da zarar veren şeylerden biri olarak düşünülebilir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve Eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve ente erhamur râhimîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

Ve Hz. Eyyûb Rabbine şöyle nida etmişti:

"Muhakkak ki bana bir zarar isabet etti. Sen ise merhamet edenlerin en merhametlisisin."

Sadakallahul Azîm — ENBİYÂ Suresi 83. ayet

Yani hastalık ve sıkıntı insanın karşısına bir imtihan olarak çıkabilir. Burada önemli olan, kulun Rabbine sığınması ve O'nun rahmetinden ümit kesmemesidir.

Bismillahillezî duasında da Allah'ın ismine sığınmanın ve O'ndan korunma dilemenin hikmeti anlatılmaktadır.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لاَ يَضُرّ ُ معَ اِسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلاَرْدِ وَلاَ فِي السَّمَاءِ

Yerde ve gökte hiçbir şeyin Allah'ın ismine sığınan kimseye zarar veremeyeceği ifade edilmektedir.

---

Gavslık makamına çıkmış bir kimse, yani vahdet-i vücud makamına çıkmış olan kimse gerçekten o makamdaysa, o zaman vahdet-i vücud anlayışına göre bütün kâinatı Allah'ın kudreti ve tecellisi içinde görür.

Öyle olunca insanın kendi hâlini düzeltmesi, kendi nefsini terbiye etmesi ve şifayı Allah'tan istemesi gerekir.

Hz. İbrahim ateşe atılırken Cebrail gelip, "Bir şey istiyor musun?" diye sorduğunda, Hz. İbrahim'in doğrudan Allah'a tevekkül ettiği rivayet edilir. Yani kul, Allah'a güvenmeli ve O'ndan yardım istemelidir.

Aracısız olarak Allah'a yönelmek ve doğrudan O'ndan yardım istemek, Halilullah makamının önemli bir anlamıdır.

Bizim zikirlerimizde de ne çektiğimizi anlatmıştık. En son 21. sınıf sofilerin Halilurrahmanlık makamına yaklaşmak için ne okuduklarını konuşmuştuk. Bir yere gelinir ki zikre ek yapmak gerekir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

İyyâke na'budu ve iyyâke nestaîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

"Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız."

Sadakallahul Azîm — FÂTİHA Suresi 5. ayet

Yani 21 defa okunur, sonra Fâtiha'nın kalan kısmı tamamlanır.

"Cebrail, sen çık aradan. Biz yalnız Allah'a kulluk eder, Allah'tan medet ve yardım bekleriz." demektir bu.

Yani artık vahdete doğru yelken açmak ve Halilurrahman gemisine binmek gibi bir anlam taşır. Kendi nefsinin terbiyesinde insanın kendi sorumluluğunu üstlenmesi, Allah'a güvenmesi ve O'ndan yardım istemesi anlatılır.

Kendi işini kendin görmek, elinden geleni yapmak, farklı meslek ve sanatları öğrenmek; kısacası hayatın çeşitli alanlarında beceri sahibi olmak da bu anlayışın bir yönü olarak düşünülebilir.

Yine "İstiâze Duamızın", "Rabbenâ Efrig" ve "Vedfea" dualarımızın tefsirine gelince, ne diyoruz?

"Va'fu annâ, vağfirlena, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn."

"(Ey Rabbimiz!) Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."

Buradaki kötü kimlikli kimseler kimdir? Kâfirler.

Nereden belli? Çünkü Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor:

Esteûzü billâh.

فَاِنَّ اللهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ

"Allah kâfirleri sevmez."

ÂLİ İMRÂN — 32. ayet

Yine mesela istiâze duamızda münafıklara karşı da Rabbimizden medet ve yardım dileriz.

Nitekim Kur'an'da münafıklar hakkında şöyle buyrulmaktadır:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu'minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya'lemûn.

Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn. Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya'mehûn.

Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn.

Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.

İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler. Allah da onları kendi azgınlıkları içinde bırakır.

İşte onlar, hidayet ile dalâleti satın alan kimselerdir. Fakat onların ticareti kendilerine hiçbir kâr sağlamamış ve hidayete ermiş değillerdir.

Bu ayetler, münafıkların iki yüzlü tavrını ortaya koymaktadır. Müminlerle alay etmeleri ve hakikatten uzaklaşmaları anlatılmaktadır.

Yani duamızın bu kısmı da Kur'an ayetleri ile sabittir. İnsan, kendisini kötülüklerden ve kötü huylardan korumak için Allah'tan yardım istemelidir.

Yine istiâzede şöyle deriz:

"Va'fu annâ, vağfirlena, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil müsrifîn."

"Allah'ım, müsriflere karşı bize yardım et ve bizi onların zararından koru" şeklinde dua ederiz.

Bu yanlış mıdır? Kur'an dışı bir istek midir? Hayır. Çünkü Kur'an'da şöyle buyrulmaktadır:

Allah Teâlâ Müsrifleri Sevmez

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَابَنِى اَدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâ benî âdeme huzû zînetekum inde kulli mescidin ve kulû veşrebû ve lâ tusrifû, innehu lâ yuhıbbul musrifîn.

Meali:

"Ey Âdemoğulları! Allah Teâlâ'ya kulluk olsun diye, yapıp ettiğiniz her işte kendinize çeki düzen verin, yiyip için, fakat saçıp savurmayın; çünkü Allah savurganları sevmez."

A'RÂF Suresi 31. ayet

Ve böyle böyle duamızın her birinin delilleri vardır. Kur'an'da bildirilen bu kötü vasıflardan uzak durmak, bunların zararından korunmak ve Allah'tan yardım dilemek gerekir.

Bu dualarımıza delil olacak ayetlerden oluşan bir konu hazırladık. Onu buraya eklersek konu çok uzun olacağı için, ilgili konuya ayrıca bakılabilir:

Ayetlerde Geçen Allah-u Teâlâ'nın Sevmediği İnsanlar Kimlerdir?

Ve artık 21 Haziran'ı geride bıraktık. Gün döndü ve günlerin kısalması, mevsimin dönmesi başladı.

5. sınıf sofilerimiz, günde iki defa zikir yapanlar olarak, ikindiden sonra uzun zikri ve sabahleyin kısa zikri yapacaklar. Ayrıca Allah zikirimizde artık 21 Aralık'a kadar 66 defa çekilecek.

Yani gündüz kısalacak, geceler ve karanlık yavaş yavaş çoğalacak. Bununla birlikte zikir düzenimizde de mevsimlere göre bazı değişiklikler yapılacaktır.

Yarından itibaren sabah namazını bazen son vaktine bırakmak, gecenin gündüzü itekleyip yerine karanlığı geçirmesini temsil etmek; ikindi namazını ise ilk vaktinde kılmaya çalışmak, geceye yer vermek gibi düşünülmüştür.

Akşamları da ara ara akşam namazından sonra Evvâbin namazı kılınacaktır.

Biz, zikir yolculuğunda bu seyri daha önce başladığımız için mevsimlerin değişimini kendi zikir düzenimiz içerisinde takip ediyoruz. Siyah tesbihe geçtik; bizim gibi aynı burç sistemine göre hareket eden kimselerin de siyah tesbihe geçmesini tavsiye ediyoruz.

Çünkü gezegenlerin seyrinde iç kulvar ve dış kulvar meselesi vardır.

[Resim: 5973578438fb3.png]

Merkür burçlu kimse içten döndüğü için, döndüğü mesafe daha kısadır ve daha çabuk döner. Dışarıdaki gezegenlerin dönüş süreleri ise daha uzundur.

Mesela Plüton'un bir turunu yaklaşık 83 yılda tamamladığı şeklindeki anlatımdan hareketle, gezegenlerin farklı dönüş süreleri ile insanların zaman algıları arasında tasavvufî bir bağlantı kuruyoruz.

Biz dünyalı olarak mevsimleri yaklaşık 365 günlük bir döngü içinde yaşarken, farklı gezegenlerin dönüş süreleri çok daha uzundur. Bu sebeple her burcun ve her insanın mevsim algısının aynı olmayabileceğini düşünüyoruz.

O yüzden siz hangi burçtan iseniz, mevsim tesbihini değiştirme işlemini vücudunuzdaki hassas alametlere bakarak, ayrıca astronomi ve astroloji bilgilerinizi de değerlendirerek yapacaksınız.

Kâbe'de dönerken iç kulvar ve dış kulvar meselesi gibi düşünün. İçten dönen biraz daha ileridedir; dıştan dönen ise onun yanına hemen varamaz. En dıştan dönen, Hacerü'l-Esved'i selamlama yerine daha geç ulaşır.

Bunlar, tarikata mensup kimselerde görülebilecek hassas ayarlar olarak anlatılmaktadır.

Vücudunuzu ve hâlinizi iyi gözlemleyin. Mevsim tesbihinin değişim zamanını anlamaya çalışın. Maksat, insanın kendi hâlini ve kâinatın düzenini anlamaya çalışmasıdır.

Geçenki vaazlarımızda Golden Halime'den ve Bakara Suresi'ne ismini veren inekten bahsetmiştik.

Kur'an'da ineğin kesilmesiyle ilgili kıssa anlatılmaktadır. Bu kıssadan hareketle, farklı toplumların hayvanlara yüklediği anlamlar üzerinde de düşünmek mümkündür.

---

Ali Semerkandî Hazretleri şöyle diyor:

"Ne sen kimseden incin, ne kimse senden incinsin."

Dedik ya geçen vaazımızda: "Allahümmahşurnâ fî zümretissâlihîn."

Yani Allah seni salihlerin arasına katsın. Hatta bir müminin evindeki çaydanlık, yastık veya yorgan gibi, ona fayda veren bir şey olmayı örnek vermiştik.

Öyle bir mümin olmalı ki pamuk gibi olsun. Ne kimseden incinsin, ne de kimse ondan incinsin.

Müminin yastığı olmak o kadar kolay bir iş değildir. Yukarıdaki sözü başarabilecek er gibi adam var mı veya er gibi kadın var mı?

Müminlerle haşrolmayı istemek ve bizim zikirlerimizdeki "ve elhıknî bissâlihîn", yani "beni salihlerin arasına kat" duasını etmek kolaydır. Fakat salihlerin ahlâkına ulaşmak ayrı bir meseledir.

Belki sen bir müminin camisinin önündeki çiçeği, cebindeki kalemi veya evindeki bir eşyayı oldun. Ama bir müminin yastığı olmaya adaysan, senin yapacağın en güzel ahlâklardan biri Ali Semerkandî Hazretleri'nin söylediği gibi:

"Ne sen kimseden incin, ne kimse senden incinsin."

Bunu başarabilirsen, belki de bir müminin evindeki yastığı veya yorganı olmak gibi, ona huzur veren bir hâle erişmiş olursun.

Yumuşak huylu Müslümandan bahsedilir. Sertlikten değil, rahmetten bahsedilir.

İnsanın nefsindeki sertlik ile yumuşaklık arasında da bir terbiye vardır. İnsan, nefsinin sertliğini azaltıp rahmet ve merhameti öğrenmelidir.

Şeytanın secde etmeyi reddetmesi, eğilmeyi ve teslimiyeti kabul etmemesi üzerinden de bu meseleye bakabiliriz. İnsan mümin olduğunda yumuşamalı, Allah'ın kullarına karşı merhametli olmalıdır.

Sertleşmek, insanı günaha ve kibire götürebilir. Bunun karşısında rahmet, tevazu ve teslimiyet vardır.

Hz. Musa'nın kıssasında da kuvvet ve sertlik ile merhamet ve teslimiyet arasındaki dengeyi düşünmek mümkündür.

Firavun karşısında Hz. Musa'nın yaşadığı imtihanlar, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicreti ve peygamberlerin karşılaştıkları zorluklar bize şunu öğretir:

İnsan her zaman sertlik göstermek zorunda değildir. Bazen geri çekilmek, bazen sabretmek, bazen boyun eğmek ve Allah'a tevekkül etmek de bir güçtür.

Allah Teâlâ, Hz. Muhammed hakkında şöyle buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ

Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Lekad câekum resûlun min enfusikum azîzun aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bil mu'minîne raûfun rahîm.

Meali:

Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

Sadakallahul Azîm — TEVBE Suresi 128. ayet

Rabbimiz burada Peygamber Efendimizin rahmet ve merhamet yönünü göstermektedir.

Yani rahmet ve merhameti kazanan insan, yüce bir ahlâka yaklaşmış olur. Bizim zikirlerimizdeki "Rahmânirrahîm" ve "Raûfurrahîm" isimlerinin hikmetlerinden biri de budur.

Rabbim seyri sülûkunuzda, Yüce Rabbimizin bildiğimiz 99 güzel esmasının bütün elbiselerini bir defa giyip çıkarmayı nasip etsin askerime.

--oOo---

أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle."

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmîn.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 22 Temmuz 2017 Cumartesi

Original Kar © glan


Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca