Konu Değerlendirmesi:
  • 4 Oy(lar) - 3.25 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
iyileri Doğuranda bir Ana Kötüleri Doğuranda Bir Ana (12 Eylül 2017 Vaazi
#1
Raşit Tunca icon-6 
İyileri Doğuran da Bir Ana, Kötüleri Doğuran da Bir Ana — İyileri Doğurtan da Bir Baba, Kötüleri Doğurtan da Bir Baba — O Zaman Hz. Âdem

(Kar©glan'ın 12 Eylül 2017 Vaazı)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ.

Meali:

Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

Sadakallahul Aziym — NİSÂ Suresi 79. ayet


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا وَمَن يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُ كِفْلٌ مِّنْهَا وَكَانَ اللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقِيتًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Men yeşfa' şefâaten haseneten yekun lehû nasîbun minhâ, ve men yeşfa' şefâaten seyyieten yekun lehu kiflun minhâ. Ve kânallâhu alâ kulli şey'in mukîtâ.

Meali:

Esteuzubillah

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.

Sadakallahul Aziym — NİSÂ Suresi 85. ayet

[Resim: dikkat.gif] Dikkat: Helal yiyip helal içen, doğruluktan bir nebze dönmeyen, ve galû'da verdiği sözünden caymamış olan bir hafız varsa, lütfen bu yukarıda yazdığım iki ayet Kur'an'da var mı yok mu bir baksın, ve bize bildirsin. Ben bu iki rivayeti şimdiye kadar hadis olarak biliyordum; amma bu gün Google'da "iyilik ve kötülükle" ilgili ayet, hadis arattım ve bu ikisini "kuranmeali.org" sayfasında ayet olarak verdi. Ya ben yanlış biliyormuşum, bunlar hadis değil ayetmiş; yahut da yoksa birileri yeni bir Kur'an mı yazmaya çalışıyor?

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"İnsan, güzel huyu ve güzel ahlakı ile cennetin en üstün derecelerine kavuşabilir. İbadetlerle ve nafilelerle bu derecelere kavuşamaz. Kötü huy ve kötü ahlak da insanı cehennemin en aşağısına sürükler."

(Hadis-i Şerif; Taberânî)

Yine bu hadiste de bir şüphem var. Ve "İnsan farzlarla Allah'a yaklaşır, sonra nafilelerle daha da yaklaşır ve sonu öyle olur ki Allah onun tutan eli kolu olur, gören gözü olur..." hadisi ile ters. İkinci hadiste nafilelerle yaklaşır derken, orada bu ilk hadiste de nafilelerle yaklaşamaz diyor. Bu ne tezat? Ya hadis yanlış, ya yorum yanlış, ya tercüme yanlış, ya rivayetlerden birisi yanlış.

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm; benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum."

(Hadis-i Şerif; Buhârî, Rikak 38)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza başlıyoruz:

İyileri doğuran da bir ana, kötüleri doğuran da bir ana. İyileri doğurtan da bir baba, kötüleri doğurtan da bir baba. Ve o zaman insanlık Hz. Âdem'den türediyse, ve Hz. Âdem iyiliğin de babası, kötülüğün de babası. Ve insana "Âdemoğlu" deniyorsa, o zaman insan iyiliğin de, kötülüğün de hem mesulü, hem faili. Ve o zaman bütün suçları üstüne yıktığımız şeytan ve cinler kim? Bir tefekkür ediniz.

Ve yukarıdaki ayetin sıhhatini biz, bize verilen cüzi ilimle şöyle kıyas edip bir karara varalım. Ve yukarıda dedik ki: İyileri de doğuran bir ana, yine doğurtan da bir baba; kötüleri de. Ve o zaman iyilik de andan veya rahimden, kötülük de rahimden dersek olur, değil mi? Ve kıyas yapıyoruz; kıyas dinde hüccettir. Ve öyle olunca iyilik de kötülük de yine Âdem'den deyince, iyilik de Rahmân'dan, kötülük de Rahmân'dan demiş olmaz mıyız? Ve toplamı ise "Bismillahirrahmânirrahîm". O zaman Rahmân ve Rahîm'in toplamı Allah ise, Allah Âdem'de tecelli ediyorsa, insan Âdem'den türediyse, ve insan Allah'ın suretinde yaratılan ve yeryüzündeki halifesi ise, iyilik de insandan, kötülük de insandan meydana çıkıyor demek olmaz mı? Veya hayvanlardaki hâli de bir erkek, bir dişi; ve toplamı yine insanın bir sıfatı olan cibilliyat; bir ahlakın gezen, yürüyen hâli.

Öyle olunca Rahmân ile Rahîm'in bütünü, yani Allah bütün; ve Rahmân ve Rahîm onun iki ilk parçası demek olur. Ve iyilik de kötülük de Rahmân'dan ve Rahîm'den, anneden babadan; veya toplamı olan insan ve hayvandan ise, yani öyle olunca insanoğlundan ise, bu da demek olur ki iyilik de Allah'tan, kötülük de Allah'tan. Ve "Âmentü"deki "hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ" dediğimiz iman meselesi... Öyle olunca bu yukarıdaki birinci ayet, imanın esası ile zıt. Ya bu ayetin sıhhati yanlış, yahut bu Kur'an'dan bir ayet değil, yahut yanlış tercüme, ya da birileri Kur'an'ı oynadı! Ve yeni Kur'an yazmaya çalışıyor. Ve biz bir zamanlar Mekke'nin yahut Medine'nin hâdimlerinden birinin gördüğü rüyada, "Kur'an yeryüzünden kalkacak, ve ancak akıllardaki kalacak" diye bir rivayet duyduk. Öyle olunca bu kâfir deccal, artık Kur'an'ı silmeye başlamış veya silmeyi başarmış.

Ve düşünün artık: Atomun parçasına inildi ve elementlere hükmeder hâle geldi insanoğlu. Ve öyle olunca Kur'an ayetlerinin silinmesi ise... Hani zamanda yolculuk filmi vardı ya; araba yapıp zamanda yolculuk yapıyordu. Ve öyle olunca, zamanda bir yeri değiştirince, ilerdeki olmuş olaylar ve çekilmiş resimler falan değişip silinmeye başlıyor, ve yerine yeni hâlleri gözükmeye başlıyordu ya... Yani Hızır kıssası da böyle yani. Hızır olayların akışını değiştiriyor, ve her an o hâlâ görevde ve değişiklik yapabiliyorsa; ve bir gün bu kâfirler de bu Hızır sırrına ereceklerse, o gelecekte bir yerdeyse, onlar o sırrа erince, artık onlar da zamanda yolculuk edebilecek demek olur. Ve zamanda ileri geri gidip onlar da bazı olayları değiştirebilirse, Kur'an'ı silme ihtimalleri de var yani. Ve o rivayet, Mekke'nin hâdiminin gördüğü rüya hak o zaman. Ve kâfir deccal, yeni Kur'an yazmaya çalışıyor o zaman.

Ve dedik ki helal yiyen, içen bir HAFIZ baksın o ayetlere. Ve Tıp'ta keşfedilmiş ki ruhî hastalıkların sebebi bazı yiyecekler ve gazlar sebep oluyor; yahut beyine oksijen gitmemesi sebebi ile... Yahut rüyada işte susadınsa çaylar, çeşmeler, akarsular görüyorsun yani. Ve yine bedeninde bir yerin uykuda büküldü kaldı ve kan gitmiyorsa, rüyada seni boğuyorlar falan gibi rüyalar görüyorsun; ve korku ile uyanırsın ki o bükük kalan yerini açabilesin diye, uyandırılıyorsun yani. Öyle olunca diğer hastalıklar da, yine bazı yiyeceklerin bedendeki ihtiyacının karşılanamaması, veyahut o maddeden fazla alınması sonucu, ihtiyaç fazlası maddelerin bedende hastalıklara yol açtığı aşikâredir. Yahut GDO'su bozuk maddelerde içindekiler ve onların gideceği adres ve harita ve oranlar yanlış olduğu için... Mesela demirin bir kütle ağırlığı var; ve eğer o meyvada yahut yiyecekte, demir diye bize bakırın kodunu değiştirip, bakırı bize demir diye yutturuyorsa, o GDO'lu madde, ve vücudun hassas terazisi demir diye tartacak; fakat demirin kütle ağırlığı fazla olduğu için mesela 1 metreküp demir ile 1 metreküp bakır aynı ağırlıkta değil. Ve demir yerine bakır yutturunca, hem madde yanlış ve hem gramaj olarak az gelecek o bakır; ve hem demirin görevini o bakır göremeyecek. Ve böylece GDO'su, yani "inhalt verzeichnis" yanlış düzenlenmiş, ve prospektüsündeki kullanım kuralları yanlış düzenlenmiş GDO'su bozuk madde, yine bedende bir sürü hasarlara, hastalıklara, arızalara, alarmlara yol açıyor.

Öyle olunca bedende işler yolunda giderse ve yiyecek ve içecekler bio, veya yani asli manası ile orijinal hâlinde ise, o zaman vücut ihtiyaçlarını aldığı müddetçe hasta olmaz. Öyle olunca, yani yiyecekler işte elementlerin vücuda alınması için gerekli maddeler. Yani demir alacak; gidip bir kilo demir alıp yiyemezsin. Amma bazı yiyecekler demir içerir ve demirini onlardan alırsın. Yine alüminyum için aynı; veya moleküller, su gibi bazı bileşikleri alman lazımdır; onlar da yine bazı yemekler pişirilerek bileşik halini almış hâlde vücuda alırız.

Öyle olunca geçen anlattık: Elementler yemez, içmez, cinsi münasebet yapmaz, erkeği dişisi olmaz demek; yani meleklerin sıfatlarını elementlerde de görüyoruz dedik. Ve öyle olunca işte bizler gözümüzün çalışması için gereken meleklerimizi yiyecekler yolu ile almalıyız ki gözümüz iyi görsün. Çünkü deniyor ki havuç yiyenin, turp yiyenin gözleri iyi görür. Peki havuç ne? Bitki havuçta ne maddeleri var? Toprak havucun içine neler katmış, bakınca anlıyoruz. Turp ve havuç gibi bitkilerde bizim gözümüzde çalışacak olan melekler var. Ve öyle olunca, gözde 300 bin meleke var rivayeti ile, gözde çalışacak olan işçi meleklerinden birisi de işte havuç ile vücuda alınır.

Öyle olunca havuçta tavşan maması. Ve sen de havuça karşı bir zaafın varsa, havucu çok seviyorsan, senin cibilliyatın o zaman havuç yiyen bir canlı olabilir. Bu belki de bir tavşan demek olur. Ve senin cibilliyatın o zaman bir tavşan; ve senin ahlakın da havuç yediğin için tavşan gibi ürkek birisi olursun. Yanında seslice "haf" deseler belinler, korkarsın. Çünkü tavşansın, yani ürkek canlısın demek olur. Yine bayır yukarı çok güzel koşabilirsin, amma bayır aşağı zorlanırsın. Yani tavşandaki özellikler sende de vardır.

Yine yumurta ve tavuğu çok seviyorsan, belki de bir de yumurta çalıyorsan, tavuk çalıyorsan, yahut evde başkasının yumurtasını, tavuk hissesini yiyorsan, belki de sen bir tilkisin o zaman. Ve tilkideki ahlak sende tecelli eder; ve çalmak, çırpmak... Yani öyle olunca işte günahlarda, ne yediysen seni ya güzel bir ahlaka götürür, ya da kötü bir sıfata bürünmene sebep olur.

Öyle olunca işte "insan yediğindendir" kuralı ile, insan sadece koyun yiyince koyun gibi uysal olmaz, belki de semiz hayvan; ve hasen bitkiler yiyince işte göcek ahlaklı olur. Ve kötü ve çirkin ve helal olmayan hayvanlar ve gıdalarla beslenirse, işte ahlakında da değişmeler olur. Öyle olunca sen tatlı çok seviyorsan belki bir arısın. Amma sana illa tatlı ye diye aşılamak için senin önüne üç öğün tatlı koymak seni ARI yapmaz. Amma sendeki tabii hâlin, senin yaratılış cibilliyatında arılık varsa, sen doğal olarak tatlıyı, balı çok seversin. Amma bal seven bir arı değil, bal yapmaz, beleşçi kılıç arı. Ve bir de AYI da bal sever; yine ayrı ahlak, ve ayrı bir cibilliyat yine...

Öyle olunca günah ve yanlış eğilimler de helal gıda ile çözülebilecek ve tedavi edilebilecek kötü sıfatlardır yani. Amma mesela adam darda, zorda kaldı; ona çalmak o zaman farz olur. Artık çalacak ve karnını doyurup hayatta kalacak. Yani ona o anda çalmak günah olmaz. Benim bir din dersleri hocam vardı İmam Hatip'teyken, yaşıyorsa kulakları çınlasın, ismi Ali Rıza Erçel'di. Yaşıyor mu, sağ mı, öldü mü bilmiyorum amma; işte o anlattı: Ağzına sinek kurt atmış, ve boğazı kurtlanmış. Ve bu adam sigara içmezken, doktor ona sigara içmesini tavsiye etmiş. O da o kurtları rahatsız edip öldürmek için sigara içtiğini söyledi. Yani sigara kötü ve zararlı diye biliyoruz; amma işte ihtiyaç hâlinde alkol de sigara da sana ilaç olur. Ve içmen, yemen üzerine farz ve vacip hükmünde olur. Yani öyle olunca, yine bedeninde kurt olan insan, yani Eyyûb sıfatında bir insan; o öğretmenin Ali Rıza Hoca yani. Öyle olunca Eyyûb'un şu günümüzdeki tedavisine doktor "sigara içmek" diye karar kılmış. Amma bu boğazdaki kurtlar için. Yani öyle olunca, "Herkes cehennemden geçecek" hadisi ile ve ayeti ile:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ.

Meali:

Esteuzubillah

Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. İçinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

Sadakallahul Aziym — MERYEM Suresi 71. ayet

İsa cehennemini çarmıhta yaşadı o zaman. Yine Eyyûb hasta oldu da yaşadı. Yine İbrahim cehennemini mancınıkta yaşadı, o çile ile yani. Yine Muhammed taşlanarak, başına deve işkembesi dökülerek; yine Uhud'da dişi kırılarak yaşadı. O zaman günahsız kimse yok; oraya herkes uğrayacaksa, yine Muhammed bile cehennemden de geçip de cennete varıyorsa, o zaman geçen hafta dedik: Cennet de bu dünyada, cehennem de bu dünyada; burası hem dünya hem de ahiret. Öyle olunca birileri hesap görürken, birileri hayata yeni başlıyor. Yani öyle olunca işte Amerika ve hurikan, yani kasırga... Ve dedik ya, Kızılderilileri öldürenlerin ceza çekmesi gerektiğinden bahsettik geçen hafta. Ve bu gün ise Amerika'da fırtına kopuyor; ve cennet gibi Amerika, bazılarına cehennem oldu. O zaman cennet de cehennem de sabit bir yerde değil. Allah bir arı ile bile sana cehennemi yaşatır. Nitekim anlatılır: Nemrud'u bir sivrisinek öldürmüş; ve burnundan giren bir sivrisinek beynine zarar vermiş, ve ona sivrisinek cehennem zebanisi olmuş. Öyle olunca:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاء فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Men amile sâlihan fe li nefsihî, ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn.

Meali:

Esteuzubillah

Kim salih bir amel işlerse, kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük yaparsa, kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.

Sadakallahul Aziym — CÂSİYE Suresi 15. ayet

Ve bu ayette işte geçen haftalarda anlattığımız "Kim ne ederse kendine eder, döner yine kendine eder" kuralı yani. Bir iyilik yaptın, ve sonunda bir kaza oldu ve kurtuldun; dediler "Bir iyiliğin el germiş sana" yani. Ve Muhammed dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Sadaka belâyı def eder ve ömrü uzatır."

(Hadis-i Şerif; Heysemî, Mecmaü'z-Zevâid, III/63)

Yani öyle olunca yaptığın iyilik döner yine seni bulur. Yine bir kötülük yaparsan da, geçen anlattığımız gibi, o da döner sana cehennem ve cehennem zebanisi olarak yine seni bulur. Yani öyle olunca peygamberler de günahsız falan değildir yani. Eğer Eyyûb hasta olduysa, bugün rahat içinde yaşayanlar var iken, Eyyûb gibi ulü'l-azm bir peygamber çile çektiyse, o çile onun cehennemi demek olur. Ve öyle olunca yaptığın bir kötülük ve günahın da yine döner seni bulur.

Bu FETÖ olayları yüzünden tarikatten ve hakikatten kaçar oldu insanlar, ve tarikimize girmekten korkuyorlar; "Yanı kendi ne de nereye götürecek milleti?" dercesine yani. İşte Musa olsan, ulü'l-azm Musa peygamber olsan, ardına takılanları götüreceğin yer denizin yanına kadar; orası da kapana kısıldığın yerdir. Ve denizden geçirecek olan ise Allah'tır. Biz tarikimize girecek ve zikrimizi çekecek olanlara ne cennet vaad ediyoruz, ne de şeyhlik, gavslık, kutupluk... Yani denize kadar bizimle gelmek isteyen varsa ardımıza takılsınlar diyoruz yani. Denizden geçirecek olan Allah'tır; cennete, cehenneme koyacak olan yine Allah'tır; yine gavs edecek de, sultan, padişah edecek olan da Allah'tır.

(Müminlerin iman yönünden en faziletlisi ahlakça en iyi olanıdır.) [Tirmizî]
(Şüphesiz güzel ahlak, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir.) [Harâitî]
(Bir Müslüman güzel ahlakı sayesinde, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibadet eden kimselerin derecesine kavuşur.) [İ. Ahmed]
(Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumuşaklık gösterendir.) [İ. Ahmed]
(İbadetlerin en kolayı, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır.) [İbni Ebiddünya]
(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak günahları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktuğu gibi, kötü huylu olmak ibadetleri bozup yok eder.) [Taberânî]
(Yavaş, yumuşak davranmak, Allahü teâlânın kuluna verdiği büyük bir ihsandır. Aceleci olmak, şeytanın yoludur. Allahü teâlânın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) [E. Ya'lâ]
(Müminler, muhakkak kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu içinde kılar, boş ve lüzumsuz şeylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.) [Mü'minûn 1-8]

Geçen hafta dedik ki bizler iyi işler yapınca, mesela dört iyilik yaptık, bir tane de hata yaptık; Allah o iyilikler ile hatamızı siler. Yani "İnnel hasenât yüzhibnes seyyiât" dedik. Ve yine buna hüccet olan ikinci bir ayet de:


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffirenne anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû ya'melûn.

Meali:

Esteuzubillah

İman edip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, biz onların günahlarını ve kötülüklerini mutlaka sileriz, ve onları yaptıklarının en güzeline (sevaplarına) göre mükâfatlandırırız.

Sadakallahul Aziym — ANKEBÛT Suresi 7. ayet

Yine Zümer Suresi'nde aynı hüküm var:
(Allah onların [müminlerin] kötülüklerini örter, onlara işledikleri şeylerin en güzellerinin karşılığını verir.) [Zümer 35]

(Müminin yanına giren, güzel bir bahçeye girmiş gibi ferahlık duyar.) [Deylemî]
(Mümin lanet etmez, kötülemez, müstehcen konuşmaz ve hayasız olmaz.) [Hâkim]
(Mümin arıya benzer; konduğu dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktığı eseri de güzeldir.) [Beyhakî]
(Mümin yumuşaktır, hafiftir. Mûnis bir deve gibi boyun eğer; "Ih" denince, yer sert olsa da çöker.) [Beyhakî]
(Mümin sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemî]
(Mümin geçim ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir. Münafık ise geçimsizdir, arkadaşına sıkıntı verir.) [Dârekutnî]
(Halkın elindekine göz dikmemek, müminin alametlerindendir.) [Dârekutnî]
(Komşusu kötülüğünden emin olmayan, mümin olamaz.) [Buhârî]
(Çevrendekilerle güzel komşuluk et ve kendin için sevdiğini, başkaları için de sev ki Müslüman olasın.) [Harâitî]


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lâ yukellifullâhu nefsen illâ vus'ahâ lehâ mâ kesebet ve aleyhâ mektesebet rabbenâ lâ tuâhıznâ in nesînâ ev ahta'nâ, rabbenâ ve lâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehu alellezîne min kablinâ, rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih(bihî), va'fu annâ, vagfir lenâ, verhamnâ, ente mevlânâ fensurnâ alel kavmil kâfirîn.

Meali:

Esteuzubillah

Allah kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı (dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun üzerindedir). Rabbimiz! Şâyet unuttuysak veya hata yaptıysak bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bizim üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Ve bizi af ve mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gönder). Sen bizim Mevlâmızsın. Artık kâfirler kavmine karşı bize yardım et.

Sadakallahul Aziym — BAKARA Suresi 286. ayet

Ve bu ayette diyor ki: Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez. Ve öyle olunca senin ağaç hâlin mesela, en ağır meyvalardan elma, portakal, ayva ya da nar oldu diyelim. Ve dalın, budağın kırılacak kadar ayva meyvası verirse Allah, dalın budağın kırılır, meyvaların büyüyünce. Ve senin sahibin de bakıp sana acıyıp dalın budağın kırılmasın diye destek vermezse, dalın budağın kırılır. Yine kiraz gevrek bir ağaç; ve meyva verdin, ve çocuklar indirmek için dalına budağına çıktı. Ve amma çatakların gevrek olduğu için, meyvanı toplamak, yemek isterken dalını budağını kırabilirler. Ne oldu o zaman? "Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez" değil de, siz deyin ki diyor Rabbim: "Rabbim Allahım, kaldıramayacağım yük yükleme" diye dua edin diyor. Yani "Allah kaldıramayacağı yük yüklemez" demeyin.

Yani mesela Menzil şeyhi, Nakşi şeyhi Abdülbaki, o kadar ünlü oldu ki gelen gelene, gecede iki bin, üç bin kişi ziyaret etmeye başladı. Amma dalın budağın kırılacak kadar meyva verince... Kiraz meyvası olsan mesela, bazı kirazlara su yetmeyecek ve getiremeyecek; ve bazıları küçük, bazıları iri, büyük olacak; bazılarını kurt yiyecek. Yani gücün yetmez hâle gelecek. Benim mesela fındık ağacım vardı. Bu sene ben biraz yavaş davrandım ve az indirdim, ve yukarılarına uzanamadım; ve geldi göknar kargaları hepsini topladı gitti. Yani gücüm yukarısını toplamaya belki yetmedi, belki vaktim olmadığından yavaş davrandım toplayıp hasat etmekte. Ve Abdülbaki de artık sofilerine yetemez oldu. Ve bizim burada bulunduğumuz yerde, bizim Nakşilere intisab ettiğimiz tekke vardı; işte sonunda orası da kapandı, kaç sene oldu. Çünkü artık Abdülbaki'nin müşterisi çoğalınca, bu kadar çok meyva verince, artık bazı yerlere yetemez oldu. Çünkü demek ki "Çok meyva ver" değil de, "Kaldırabileceğim kadar ver" deyin diyor Rabbim. Ne diyor?


رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ

Rabbenâ ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih.

Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme.

Deyin diyor Rab. Öyle olunca Abdülbaki, bak bu kadar çok meyva ve sofi isteyip durma. Bak dalın budağın kırılmaya başladı da, işte biz buradaki tekkede, sofiler kavga eder olduk da, birbirimizi yemektense tekkeyi kapatalım dediler. Yani öyle olunca çok sofi sahibi olmak da marifet değil yani. Bir ağaç ne kadar meyva kaldırabilir, değil mi? Hele bir de ayva, nar, elma, portakal gibi falan ağır meyvalar ise meyvan yani.

Rabbimiz, takat getiremeyeceğimiz yükü bize yükleme.

---oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

''Allahım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle..!''


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne, Amiyn.

Elfatiha maassalavat.


سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Eylül 2017 Pazar

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca