Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Herşey Aslına Rucu Eder " ve ileyhi türceuun" (Kar©glanin 30 Temmuz 2017 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 

Herşey Aslına Rücu Eder “Ve İleyhi Türceûn”

(Kar©glan'ın 30 Temmuz 2017 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kun fe yekûn. Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey'in ve ileyhi turceûn.

Meali:

Bir şey yaratmak istediği zaman O'nun yaptığı, “Ol!” demekten ibarettir; hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz. Ondan geldik, O'nun yaratmasıyla var olduk ve yine O'na dönüşümüz olacaktır. Her şey aslına rücu eder.

Sadakallahul Azîm — YÂSÎN Suresi, 82-83. ayetler

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Kuvvetli mümin, zayıf ve güçsüz müminden daha iyi, daha üstün ve Allah'a daha sevimlidir.”

(Hadis-i Şerif, Müslim, Kader, 34; İbn Mâce, Zühd, 4168)

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”

Yolculuğumuza başlıyoruz:

İncil, Tevrat ve Zebur'da geçen yaratılış bahsinin ilgili bölümünde şöyle geçmektedir:

RAB Tanrı'nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.

Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı. “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.”

Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi. “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyi ve kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”

Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.

Derken günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı'nın sesini duydular. O'ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem'e, “Neredesin?” diye seslendi.

Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.

RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu. “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”

Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.

RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.

Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.

Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, “Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın” dedi. “Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.”

RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim” dedi. “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.”

RAB Tanrı Adem'e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, ‘Meyvesini yeme’ dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi. “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.”

Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi.

RAB Tanrı Adem'le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Sonra, “Adem iyiyi ve kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi. “Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.”

Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Adem'i Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.

---

İsevî gelenekte cenaze törenlerinde söylenen Almanca bir ifade şöyledir:

“Erde zu Erde, Asche zu Asche, Staub zu Staub.”

Türkçesi ise: “Toprak toprağa, küller küllere, tozlar tozlara karışsın.” demektir.

Bizde ise Yâsîn Suresi'nin son iki ayetinde şöyle buyurulmaktadır:

“İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kun fe yekûn. Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey'in ve ileyhi turceûn.”

Yani yaratılış ve geri dönüşün hakikati burada anlatılmaktadır. Beden topraktan geldi ve toprağa dönecektir. Ruh ise Rabbimizin emrindendir ve nihayetinde Rabbimize dönecektir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn.

Meali:

Artık onu dizayn edip içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

Burada insanın yaratılışına dair büyük bir hakikat anlatılmaktadır. Allah'ın emriyle varlıklar insana hizmet edecek şekilde yaratılmıştır.

Sadakallahul Azîm — HİCR Suresi, 29. ayet

O yüzden Rabbimiz, “Ve ileyhi turceûn” buyuruyor. Yani her şey O'na döndürülecektir.

Biz de zikrimizde bu ayeti alıyoruz. On defa:

“İnnemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kun fe yekûn.”

Bir defa da:

“Fe subhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey'in ve ileyhi turceûn.”

Bu ayetler, insanın elindeki ve bedenindeki kuvvetlerin de Allah'ın yaratmasıyla meydana geldiğini hatırlatmaktadır.

Nitekim Kur'an'da bunu açıklayan başka bir ayet şöyledir:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَمَا أَصَابَكُم مِّن مُّصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bimâ kesebet eydîkum ve ya'fû an kesîrin.

Meali:

Başınıza her ne musibet gelirse gelsin, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.

Sadakallahul Azîm — ŞÛRÂ Suresi, 30. ayet

O yüzden insan eliyle, koluyla, ayağıyla hareket eden; iş ve güç tutabilen bir varlıktır. Onun amelleri elleriyle yaptıkları, aklıyla düşündükleri, diliyle söyledikleri, ayaklarıyla ve gücüyle taşıdıklarıdır.

Bu ayetin manasını yine başka bir ayetle açıklarsak:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.

Meali:

Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka hiçbir şey yoktur.

Sadakallahul Azîm — NECM Suresi, 39. ayet

Ve bizler her gün namazlarımızın oturuşlarında, yani Tahiyyat'ta, şöyle deriz:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلتَّحِيَّاتُ ِللهِ، وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّـبَاتُ، اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ. أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

Okunuşu:

Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh. Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh.

Anlamı:

Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah'a aittir. Ey Peygamber! Allah'ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah'ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve Peygamberidir.

Peygamberimiz Mirac'da Rabbimizin huzuruna vardığında O'na selam vermiştir. İnsan eğer Rabbimizin halifesi ise, yeryüzünde Allah'ın temsilcisi ise, o zaman onun yapıp ettiklerinin tümü Allah'ın emrine uygun olmalıdır.

İnsan eliyle, koluyla, diliyle, bedeniyle ve malıyla yaptığı bütün işleri Allah'ın rızasına uygun hâle getirmelidir.

Bunun böyle olduğunu ilk idrak edenlerden biri Hz. Muhammed'dir. Bu hakikat Mirac'da ona gösterilmiş ve o da idrak ederek Tahiyyat'ı öğretmiştir.

“Ettehıyyât” insanın yapıp ettiği fiillerle ve amellerle ilgili bir hakikati hatırlatır. Ellerimizle yaptıklarımız, dilimizle söylediklerimiz, malımızla ve gücümüzle sarf ettiklerimiz Allah'ın huzurunda hesaba konu olacaktır.

İnsan bedenini yöneten bir komutan gibidir. Mesela bardağı almak istediğinde eline emir verir ve eli uzanıp bardağı alır. Yüzünü yıkamak istediğinde eli suya gider ve yüzünü yıkar. Yürümek istediğinde ayağına emir verir ve ayağı yürür. Gözüne “önüne bak” der, gözü önüne bakar.

Sen koluna, “Bardağı al!” diye ayrıca yüksek sesle söylüyor musun? Hayır. İçinden gelen emirle el hareket eder.

İşte insan bedenindeki bu düzen, Allah'ın yaratışındaki kudreti düşünmemiz için bir ibret vesilesidir.

Namazda secdeye varmak da kulun Rabbine teslimiyetini gösteren en önemli hâllerden biridir. Mirac hadisesi de kulun Allah'a yönelişini ve kulluğun hakikatini anlamamız açısından büyük bir ibrettir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: Âdemoğlu dehre, yani zamana söverek bana eziyet verir. Hâlbuki ben dehrim. Her şey benim elimdedir. Geceyi ve gündüzü ben idare ederim.”

(Hadis-i Şerif, Buhârî, Tefsir, 45)

Allah'ın güzel isimlerinden dört tanesi de şunlardır:

“El-Evvel Allah, El-Âhir Allah, Ez-Zâhir Allah, El-Bâtın Allah.”

Biz Raşidi Tarikatı zikrimizde bunu da zikrederiz.

El-Evvel, Allah'ın başlangıcı olmayan oluşunu; El-Âhir, sonu olmayan oluşunu hatırlatır. Zamanın başlangıcı ve sonu hakkında düşünürken insan, Allah'ın kudretini ve yaratılmış olanların O'na muhtaçlığını idrak etmelidir.

“Feleğin çarkı” veya “(:::) felek” gibi ifadelerde geçen felekler, göklerdeki hareketleri ve zamanın dönüşlerini hatırlatan bir anlatım olarak düşünülebilir.

Her sene dünya Güneş'in etrafındaki hareketiyle farklı mevsimlerden geçer. İnsan da doğar, yaşar, yaşlanır ve ölür. Hayatın bu döngüsü, insanı yaratılışın ve dönüşün hakikatini düşünmeye sevk eder.

Bu döngünün dışına çıkabilen ve Allah'ın kendisine gösterdiği hakikati idrak eden kimseye Hızır denilmesi de tasavvufi bir anlayış içerisinde ele alınabilir.

Kâinat bir bütün ise beden de onun küçük bir örneği gibidir. Bedenin giriş ve çıkış yolları, organları ve sistemleri vardır. Ağız, burun, göz, kulak ve deri gibi yaratılıştan gelen yollar vardır.

Beden içerisinde her şeyin bir yeri ve düzeni vardır. Kan damarları, sinirler ve diğer sistemler kendi yolları üzerinde hareket eder.

İnsanın bedeni büyük bir âlem gibidir. Bu âlemin içinde her şeyin bir adresi ve düzeni vardır. Tıpkı bir yıldızın ve gezegenin büyük sistem içerisindeki yeri gibi, beden içerisindeki organların da kendi düzenleri bulunmaktadır.

Güneşimiz, gezegenlerimiz ve galaksilerimiz de Allah'ın koyduğu düzen içerisinde hareket etmektedir. Bu büyük düzeni hesap edip kuran, her şeye gücü yeten Rabbimizdir.

İnsan bu düzeni düşündükçe Allah'ın kudretini daha iyi anlayabilir.

Cin, şeytan ve görünmeyen varlıklarla ilgili anlatımlarda da insanın dikkatli olması gerekir. İnsan bedenini Allah'ın kendisine emanet ettiği bir emanet olarak görmeli, kendisini zararlı etkilerden korumaya çalışmalıdır.

Hipnoz ve benzeri konularda da insanın kendi iradesine ve bedenine sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Kişinin kendi iradesini başkasına teslim etmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

“Her şeyin bir kalbi vardır. Kur'ân'ın kalbi de Yâsin'dir. Kim Yâsin'i okursa, Allah onun okumasına Kur'ân'ı on kere okumuş gibi sevap yazar.”

(Hadis-i Şerif, Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân, 7; Dârimî, Fedâilu'l-Kur'ân, 21)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular:

“Yâsin, Kur'ân'ın kalbidir. Allah'ı ve ahiret gününü arzu ederek Yâsin okuyan kimsenin geçmiş günahı affedilir. Onu ölülerinize okuyunuz.”

(Hadis-i Şerif, Ebû Dâvud, Cenâiz, 20; İbn Mâce, Cenâiz, 4; İbn Hanbel, Müsned, V, 26-27)

Kâinat bir bütün ise ve Kur'an da kâinatın hakikatlerini insana bildiren ilahi bir kitap ise, Yâsin'in kalp ile ilişkilendirilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken bir hakikattir.

Kalp, bedenin bütün yollarını ve merkezlerini birbirine bağlayan önemli bir merkezdir. Kan yoluyla bedenin her tarafına hayatın devamı için gerekli olan şeyler taşınır.

Bu sebeple Yâsin'in kalp olarak anılması, insanın hakikate ve Allah'a dönüş yolunu düşünmesi bakımından önemli bir işarettir.

Müminin tarifi Kur'an'da şöyle bildirilmektedir:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Vellezîne yu'minûne bimâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablike ve bil âhireti hum yûkınûn. Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn.

Meali:

Mümin; sana ve sana indirilene iman eden, senden öncekilere indirilene de iman eden ve ahirete kesin olarak inanan kimsedir. İşte onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erecek olanlar da onlardır.

Sadakallahul Azîm — BAKARA Suresi, 3-4. ayetler

Sırat-ı müstakim, yani dosdoğru yol, insanın Allah'a doğru olan yolculuğudur.

Güneşimizin, gezegenlerimizin ve diğer gök cisimlerinin de Allah'ın koyduğu düzen içerisinde takip ettikleri yollar vardır. Kur'an şöyle buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Veş şemsu tecrî li mustekarrin lehâ, zâlike takdîrul azîzil alîm. Vel kamera kaddernâhu menâzile hattâ âdekel urcûnil kadîm. Lâş şemsu yenbegî lehâ en tudrikel kamer, ve lel leylu sâbikun nehâr. Ve kullun fî felekin yesbehûn.

Meali:

Güneş de kendisi için belirlenen yerde ve yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.

Ay için de birtakım menziller tayin ettik. Sonunda o, eski hurma dalı gibi olur.

Güneş'in Ay'a yetişmesi mümkün değildir. Gece de gündüzü geçemez. Her biri kendi yörüngesinde yüzmektedir.

Sadakallahul Azîm — YÂSÎN Suresi, 38-40. ayetler

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالطُّورِ وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ مَا لَهُ مِن دَافِعٍ يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاء مَوْرًا وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا هَذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Vet-tûri. Ve kitâbin mestûrin. Fî rakkın menşûrin. Vel beyt-il ma'mûri. Ves sakfil merfûi. Vel bahril mescûri. İnne azâbe rabbike le vâkı'un. Mâ lehu min dâfiin. Yevme temûrus semâu mevran ve tesîrul cibâlu seyrâ. Fe veylun yevme izin lil mukezzibîn. Ellezîne hum fî havdın yel'abûn. Yevme yuda'ûne ilâ nâri cehenneme de'â. Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn.

Meali:

“Ve't-Tûr” ifadesi üzerine düşünürken uçmak, hareket etmek ve seyretmek kavramları da insanın dikkatini çeker. “Seyr” hareket ederek gitmek, “tayy-i mekân” mekânda bir anda yolculuk etmek, “tayy-i zaman” ise zamanda yolculuk etmek şeklinde tasavvufi ve sembolik anlatımlarda kullanılmıştır.

Bu ayetlerde Allah'ın kudreti, gökyüzünün hareketleri ve yaratılış düzeni üzerine dikkat çekilmektedir.

Ve o gün gökyüzü hareket eder, dağlar yürür ve Allah'ın kudreti karşısında hiçbir şey O'nun hükmünün dışında kalamaz.

Sadakallahul Azîm — TÛR Suresi, 1-15. ayetler

İslâm'da gözlere sürme çekme sünneti

Kâinatımızdaki Güneş ve Güneşimizin içinde bulunduğu galaksinin sarmal şeklini düşündüğümüzde, insan bedenindeki bazı simetrik hareketleri de bununla ilişkilendiren tasavvufi yorumlar yapılabilir.

Sağ ve sol tarafın simetrisi, ellerin ve gözlerin birbirine karşılıklı hareketleri, insanın yaratılışındaki düzeni düşündürür.

Safa ile Merve arasında yapılan sa'y da insanın hareket hâlinde Allah'ı zikretmesini ve kulluk yolculuğunu hatırlatmaktadır.

Kâinatın hareketleri içerisinde Allah'ın zikrini ve tesbihini görmek mümkündür. Nitekim Kur'an şöyle buyuruyor:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ. Yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard. Ve huvel azîzul hakîm.

Meali:

O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. Güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde bulunan her şey O'nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Sadakallahul Azîm — HAŞR Suresi, 24. ayet

İnsan, Allah'ın kudretini ve isimlerinin tecellilerini düşündükçe imanını kuvvetlendirebilir.

Allah'ın ulûhiyyeti bölünmez. Allah birdir ve bütün varlıkların Rabbidir. İyilerin Allah'ı ayrı, kötülerin Allah'ı ayrı değildir. Allah bütün âlemlerin Rabbidir.

Ateş, su, hava, radyasyon ve diğer sebeplerin tamamı Allah'ın yaratmasıyla meydana gelir. Bir sebebin etkili olması da yine Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir.

Allah dilerse ateş yakar, dilerse ateşin yakıcılığını kaldırır. Nitekim Hz. İbrahim'in ateşe atılması kıssasında ateşin yakıcı özelliğinin Allah'ın emriyle etkisiz hâle geldiği anlatılır.

Su da Allah'ın yaratmış olduğu bir nimettir. Fakat her şeyde olduğu gibi suyun özellikleri de Allah'ın koyduğu kanunlara bağlıdır.

Allah Samed'dir. Kendinden başkasına muhtaç değildir. O'nun gücü her şeye yeter.

Şeytanın insana düşmanlığı da Kur'an'da açıkça anlatılmıştır:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِي إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إِلَّا قَلِيلًا قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَاؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُورًا وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلَّا غُرُورًا إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلًا

Eûzü billâhi mineş-şeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kâle e raeyteke hâzâllezî kerremte aleyye, le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ. Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ. Vestefziz menisteta'te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve racilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum. Ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ. İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun ve kefâ bi rabbike vekîlâ.

Meali:

İblis dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime benden daha şerefli kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun zürriyetinden pek azı hariç, mutlaka bana tâbi kılacağım.”

Allah şöyle buyurdu: “Git! Artık onlardan kim sana tâbi olursa, muhakkak ki sizin cezanız eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir. Onlardan gücünün yettiğini sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları yönlendir. Mallarında ve evlatlarında onlara ortak ol. Onlara vaatte bulun. Şeytanın vaat ettikleri aldatmadan başka bir şey değildir. Muhakkak ki benim kullarımın üzerinde senin bir sultanlığın yoktur. Rabbin vekil olarak yeter.”

Sadakallahul Azîm — İSRÂ Suresi, 62-65. ayetler

Şeytanın görevi insanı hak yoldan uzaklaştırmaya çalışmaktır. Fakat Allah'ın samimi kulları üzerinde onun mutlak bir hâkimiyeti yoktur.

Bu sebeple insan, şeytanın vesvesesine karşı uyanık olmalı ve Allah'a sığınmalıdır.

Kâinatta farklı yönlerde hareket eden sistemler bulunması da Allah'ın yaratışındaki çeşitliliği ve düzeni düşünmemize vesile olabilir.

Biz zikirlerimizde de farklı yönlerde yapılan bazı hareketleri ve tekrarları, kâinatın düzeni üzerine düşünmeye vesile olacak şekilde ele alırız.

Allah'ım, müntesiplerimize merhamet et. Onlara doğruyu doğru olarak görmeyi, hakikati idrak etmeyi ve dosdoğru yolda yürümeyi nasip eyle.

Rabbim müntesiplerimize bu konuda merhamet etsin inşallah.

--oOo---

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.

Âmin. El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, estağfiruke ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Not: Metnin başında vaaz tarihi 30 Temmuz 2017 olarak belirtilmiş, sonunda ise “Schrems, 2 Ocak 2016 Cumartesi” tarihi yer almaktadır. Kaynak metindeki bu tarih farklılığı düzeltilmeden korunmuştur.

Original Kar © glan

Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca