Konu Değerlendirmesi:
  • 0 Oy(lar) - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ey Mehdi Askeri! Zikirden Kesilenlerden olmayin (Kar©glanin 15 Temmuz 2017 Vaazi)
#1
Raşit Tunca icon-6 

Ey Mehdi Askeri! Zikirden Kesilenlerden Olmayın. Şeytanın, Allah’ı Anmayı Unutturduğu Kimseler Gibi Olmayın

(Kar©glan'ın 15 Temmuz 2017 Vaazı)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Fe sübhânellezî bi yedihî melekûtu kulli şey’in ve ileyhi turceûn.

Meali:

İşte O, Sübhan'dır. Her şeyin melekûtu (mülkü ve hükümdarlığı) O'nun elindedir. Ve her şey O'ndan çıkıp yine O'na dönücüdür.

Sadakallahul Azîm — Yâsîn Suresi, 83. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

İyi arkadaş, güzel koku satan kimse gibidir. Sana koku sürmese bile, yanında bulunduğun müddetçe güzel kokusundan faydalanırsın.

Kötü arkadaş ise demirci körüğü gibidir. Üflendiği zaman ateş kıvılcımları seni yakmasa bile kokusu seni rahatsız eder.

(Hadis-i Şerif, Müslim ve Buhârî)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."

Yolculuğumuza Başlıyoruz:

İyi insanlarla gezmek ve iyilerden bahsetmek de nimettir. Çünkü hadis-i şerifte, "Salihler, iyiler anıldığı zaman rahmet nazil olur." buyuruldu. (İ. Ahmed)

Rahmetin sebebi iyi işlerdir. İyi işlerin sebebi de onlara heves etmektir. Onlara heves etmenin âmili de sâlihleri iyi hâlleri ile anmak ve hatırlamaktır.

Kötüler anıldığında ise lânetin inmesidir. Çünkü kötüleri ve kötülükleri çokça anmak, insana kötülük yapmayı kolaylaştırır. Bu da lâneti gerektirir. Lânet ise Allah'tan uzak kalmak demektir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنسَاهُمْ ذِكْرَ اللَّهِ أُوْلَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ نَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ فِي الأَذَلِّينَ كَتَبَ اللَّهُ لَأَغْلِبَنَّ أَنَا وَرُسُلِي إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

İstahveze aleyhimuş şeytânu fe ensâhum zikrallâh, ulâike hizbuş şeytâni, e lâ inne hizbeş şeytâni humul hâsirûn. İnnellezîne yuhâddûnallâhe ve resûlehû ulâike fîl ezellîn. Keteballâhu le aglibenne ene ve rusulî, innallâhe kaviyyun azîz.

Meali:

Esteûzü billâh.

Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp Allah'ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki şeytanın hizbi, yani şeytanın tarafında olanlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Allah'a ve Peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.

Allah, kâinatın programına, "Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz." diye yazmıştır. Muhakkak ki Allah Kavî'dir; şüphe yok ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

Sadakallahul Azîm — Mücâdele Suresi, 19, 20 ve 21. ayetler

Bizim "Salavât-ı Kebîre" ve "Salavât-ı Kasr"da okuduğumuz salavatın sebebi ve hikmeti bunlara binaendir. Yani iyileri anıp onların güzelliklerine ve iyiliklerine talip ve sahip olabilmek için; yine zikir ile Allah'ı, peygamberlerini ve meleklerini anıp, onlardan manevî olarak fayda görmek içindir.

Ruh için uzaklık ve yakınlık sorun değildir. İyi ruhlar anıldıkları yerde oluverirler. Kötü ruhlar da böyledir; kötülükleri ile beraber kötü olanların yanında bulunurlar. Yani Deccal ve hizbi, şeytan ve hizbi gibi.

Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

"İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık da kötü arkadaştan hayırlıdır. İyilerle dost olan, misk satanla beraber olan gibidir. Onun güzel kokusu diğerine bulaşır.

Kötülerle beraber olan da demirci çırağı ile beraber olan gibidir. Onun kiri de diğerine yansır."

(Buhârî, Zebâih, 31; Buyû', 38; Müslim, Birr, 146; Ebû Dâvûd, Edeb, 16)

"Kişi dostunun dini üzeredir. O hâlde kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."

(Tirmizî, Zühd, 45)

"Kişi sevdikleriyle beraberdir."

(Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165; Tirmizî, Zühd, 50, Da'avat, 98)

"Mümin, müminin aynasıdır."

(Ebû Dâvûd, Edeb, 49)

"Müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler."

(Buhârî, Mezâlim, 5; Salât, 88; Tirmizî, Birr, 18)

"Uçurumun kenarında dolaşan, uçuruma yuvarlanabilir."

(Buhârî)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Tekâdu temeyyezu minel gayz, kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye'tikum nezîr.

Meali:

Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar.

Onlar da şöyle derler: "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve 'Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz.' demiştik."

Sadakallahul Azîm — Mülk Suresi, 8 ve 9. ayetler

Zikir çeken sofilerimizde su gibi olma özelliği meydana gelir. Neyin yanına varsa, neye değse, ondan ve onun renginden, kokusundan, şeklinden ve kabından oluvermek gibi bir hâl, yani hâl sektesi denen bir durum vuku bulur.

Öyle olunca, ne ile, kim ile dostluk kurup ne ile meşgul olduğunuza dikkat edin. Yoksa zikirden kesiliverirsiniz ve Allah'ı unutanlardan oluverirsiniz. Çünkü hâl geçmesi diye bir durum vardır. O yüzden dikkat etmek gerekir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. O hâlde kiminle arkadaşlık edeceğinize çok dikkat edin."

(Hadis-i Şerif, Hâkim)

Kötü arkadaşları terk et. Onlara sevgi duyma, salihleri sev. Yakının bile olsa kötü arkadaştan uzak dur. Uzak bile olsa iyi arkadaşlarla beraber ol.

Kimi seversen, seninle onun arasında bir yakınlık hâsıl olur. Bu bakımdan, sevgi beslediğin kimsenin kim olduğuna iyi bak.

Bir sepet sağlam meyvenin içine bir adet çürük meyve koysanız hepsini bozabilir. Bir sepet sağlam meyve, o bir çürük meyveyi sağlam yapamaz. Hatta bir sepet çürük meyvenin içine bir adet iyi meyve koysanız, o iyi meyve çürükleri iyi yapamaz.

Mehdi'nin görevi de bundan daha zordur. Kötüleri iyi yapmak ancak Allah'ın işidir. Ancak iyi bir meyve bozulmadıysa ve bir de iyi bir tohum ve çekirdek verdiyse, yine o çekirdekten dikdikçe, ektikçe bir orman kadar, bir harman kadar iyi şeyler meydana gelebilir, değil mi?

O yüzden Muhammed Aleyhisselâm yine dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kıyametin kopacağını bilseniz, kıyameti kopuyor da görseniz, elinizdeki hurma çekirdeğini, yani fidanı dikiniz."

(Hadis-i Şerif, Riyâzü's-Sâlihîn)

Salihlerle beraber olan, onlardan hiçbir şey öğrenemese bile yedi ikrama kavuşur:

1- İlim talebesinin faziletine kavuşur.
2- Onlarla beraber iken günahtan uzak olur.
3- Evinden çıkışından itibaren rahmete girer.
4- Onlara inen rahmetten o da faydalanır.
5- Onları dinlerken kendine sevap yazılır.
6- Melekler ondan memnun olup dua eder.
7- Attığı her adım günahına kefaret olur.

Allahü Teâlâ da ona altı ikramda bulunur:

1- İlim ehliyle bulunmayı ona sevdirir.
2- Âlime uyanlar gibi sevaba kavuşur.
3- O salihlerden birinin şefaatine kavuşur.
4- Günahkârların gittiği yerlerden soğur.
5- O da salihlerin yoluna girmiş olur.
6- Dinimizin emirlerine uymuş olur.

Bir kimse Peygamber Efendimize, "Kıyamet ne zaman kopacaktır?" diye sordu. Ona cevaben, "Kıyamet için ne hazırladın?" buyurdu.

O kimse, "Fazla ibadetim yok. Fakat Allah ve Resulünü seviyorum." dedi.

O kimseye, "Herkes sevdiği ile beraber olacaktır. Sen de ahirette sevdiğinle beraber olacaksın." buyurdu.

(Buhârî)

Hikmet ehli buyuruyor ki:

1- Âlimlerle beraber olanın ilmi artar.
2- Salihlerle beraber olanın ibadete rağbeti ve günahlardan kaçma arzusu artar.
3- Fâsıklarla, yani açıktan günah işleyenlerle düşüp kalkanın günah işleme cüreti artar.
4- Zenginlerle düşüp kalkanın dünya sevgisi artar.
5- Fakirlerle beraber olanın şükrü artar.

Bir kimse bir âlimle dünyayı dolaşsa, âlimden dinine ait bir mesele öğrense, birlikte yaptıkları seyahati boşa gitmiş olmaz.

Bir kimse de âlimlerle, salihlerle beraber olsa, hiçbir şey istifade edemese bile onların yüzüne bakması onun için büyük bir nimettir. Çünkü salih Müslümanın yüzüne bakmak ibadettir.

Kötü arkadaş bir tane olsa da çoktur. İyi arkadaş bin tane olsa da azdır. İyilerle dost olmalı ve sayısını çoğaltmaya çalışmalıdır!

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

"Çok dostunuz olsun; çünkü Rabbiniz kerimdir. Kıyamette dostları arasında bulunan kuluna azap etmekten haya eder."

[Şir'a]

"Çok tanıdığınız olsun! Kıyamette hepsi de şefaat eder."

[Şir'a]

"Allahü Teâlâ, rıza-i ilahi için bir din kardeşi edinenin Cennetteki derecesini yükseltir."

[İ. Ebiddünya]

"Allah için ahiret kardeşliği yapan, ahirette öz kardeşinden daha faydalı yardımları o ahiret kardeşinden görür. Allahü Teâlâ, ahiret kardeşini çok seveni o nispette çok sever."

[Ey Oğul İlm.]

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yâ eyyühellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn.

Meali:

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla, iyilerle beraber olun.

Sadakallahul Azîm — Tevbe Suresi, 119. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الَّذِينَ يَتَّخِذُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ الْعِزَّةَ فَإِنَّ العِزَّةَ لِلّهِ جَمِيعًا

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ellezîne yettehızûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu'minîn. E yebtegûne indehumul izzete fe innel izzete lillâhi cemîâ.

Meali:

Esteûzü billâh.

Müminlere düşmanlık etmek için kâfirleri dost edinenler var ya, izzeti ve şerefi onların yanında mı arıyorlar? Oysa muhakkak ki izzet ve şeref tamamen Allah'a aittir.

Sadakallahul Azîm — Nisâ Suresi, 139. ayet

İyilerle beraber olacağız. Fakat iyi olsan, en iyi olsan, senin de bir zayıf ve kötü tarafın olabilir. Gülün bile dikeni olur, değil mi?

Öyle olunca, sevdiğini gereğince sev. Yani ne demektir bu? Seviyorsun, tamam; ama sevdiğinin her şeyini alma. Sadece iyi ve güzel huylarını al. Kötü ve çirkin olan bazı hâlleri olabilir; onları es geç.

Bin iyiliğin yanındaki bir kötü hâlini ele alıp da onu yerme. Gül dikensiz olmaz, mümin hatasız olmaz. Beşer şaşar, değil mi?

Günah, bizlerin ders alıp iyiliği seçmemiz için konmuş sınır taşlarıdır. Sınır taşlarını gördükçe yolumuza devam etmeye çalışmak müminin alametidir.

İşte mesela kiraz seviyorsan, tamam, kirazı sev ve ye; ama Allah kirazın içine çekirdek, ucuna da sap koymuş. Sapını ve çekirdeğini ayırıp kenara koy. Çekirdeğini de yeme. Bazen çekirdeği de yenebilenler vardır elbet; kılçıksız hamsi gibi...

Yani öyle olunca herkes kılçıksız hamsi arıyor. Ama hatasız kul olmaz, dikensiz gül olmaz.

O yüzden sen arı gibi ol. Arı çiçeğe konar; ne yaprağını koparıp yer, ne sapını. O çiçeğin özü olan balını alır.

Ey mümin, ey Mehdi askeri! Sen de bizi severken gereğince sev. Bazı kötü huylarımız ve kötü hâllerimiz olabilir. Sen onları örnek alma. Onlar bizim dikenimiz gibidir. Boynumuzu eğmemizi sağlayan kusurlarımızdır.

Yoksa günahsız olsak, Allah muhafaza, Firavun gibi tanrılığa kalkar insan, değil mi? O yüzden günahımız boynumuzu eğdiren yerimizdir.

Sen onu alma. Elbette senin de boynunu eğdiren başka bir hâlin sende mevcuttur. Sen seninki ile boynunu eğ ve Firavun gibi olma.

Altın çamura düştüyse, sen onu çamurlu çamurlu alıp cebine koyma. Yıka, sonra cebine koy ki cebin batmasın.

Bizi de öyle hatalarımızla alma. Sen iyi olan yönlerimizi örnek al. Biz bazen çamura batsak da Allah gayret verir, sonra yine yüz düzlüğe çıkarız.

Sen de gayret et. Âdem gibi günahtan sonra tevbe etmesini öğren. Onlar dediler ki:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

"Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."

Sadakallahul Azîm — A'râf Suresi, 23. ayet

Tevbenin ikinci makbul ve elzem olan yeri günahtan sonra, aklımız başımıza geldiği ilk anda hemen tevbe edivermektir.

Yani acı yemek yerken ardından yoğurt yemek ve onun acısını izale etmek gibi. Yoksa su içmek onun acısını ve hararetini kesmez. Yani rahmetin söndüremediği yangın var mıdır?

Evet, rahmet yani su biber acısını dindiremez, söndüremez; sadece bir an keser ama acı ve hararet sönmez. Hâlbuki yoğurt onun acısını keser.

Yani öyle günahlar vardır ki onları tevbe bile kurtarmaz; ancak nur-u ilahî lazımdır ki onu, yani o günahkârı, tekrar eski hâline getirsin, alevini söndürsün.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnned dîne indâllâhil islâm, ve mâhtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba'di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb.

Meali:

Esteûzü billâh.

Muhakkak ki Allah'ın indinde din ve deyn, yani dünya, İslâm'dır. Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki haset sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse, yani inkâr ederse, o takdirde muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.

Sadakallahul Azîm — Âl-i İmrân Suresi, 19. ayet

Deniyor ki bu ayete meal verirken, "Allah katında din yalnızca İslâm'dır, gayrisi yok." manası veriliyor.

Fakat benim kanaatimce ayetin üzerinde daha dikkatli tefekkür etmek gerekir. Eğer din bir İslâm olacaksa, İsa'yı peygamber yapıp gönderen kimdir? Yine İncil'de gönderdiği ayetler ve onların hükmü olan dini kim göndermiştir?

Aynı şekilde Musa'ya inen Tevrat'ı kim göndermiştir?

O hâlde "Din bir İslâm'dır." denilirken, İsa'nın dini kimin dini, Musa'nın dini kimin dini demek yok mudur?

Onlar farklı zamanlarda ve farklı topluluklara gönderilmiş peygamberlerdir. Benim anlayışıma göre dinin özü Allah'a teslimiyet olmakla birlikte, farklı ümmetlere farklı hüküm ve hukuklar verilmiştir.

Mesela buğday ekimi ile domates fidesinin dikimi aynı değildir. Buğdayın bakımı başka, domatesin sulaması başka, meyvesi ve yetişme şartları başkadır. Fakat hepsi Allah'ın yaratması içerisindedir.

İnsandaki görev ve sorumluluklar da buna benzer şekilde farklı olabilir.

İsa ümmeti de bir grup ve ümmettir. Onların içinde farklı cibilliyet ve yaratılış özelliklerinde olanlar bulunabilir. Kitmir de İsa askeriydi, yani Ashab-ı Kehf'in köpeği olan sadık bir varlıktı.

Öyle olunca kimler hangi gruptan ise, onlara inen kurallar da onların hâllerine göre olabilir. Köpeğe verilen kediye verilmez, kediye verilen ineğe verilmez. İneğe ot, kediye ve köpeğe et verilir, değil mi?

Köpeğin dışkısı gübre yerine geçmezken, ineğin dışkısı gübre olarak kullanılabilir. Yani faydalı varlıkların faydası da derecelerine göre değişebilir.

Müminlik ve iman dereceleri de insanın ne kadar fayda verdiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Sadece yanına gelene kokusu faydalı olan mümin vardır. Hâlbuki bazı müminler vardır ki birbirlerinden binlerce kilometre veya zaman aralığı ile fersah fersah uzak olsalar da biri diğerine hâlâ fayda verebilir.

Nitekim Muhammed Aleyhisselâm'ın bekâya göçeli binlerce sene olmuş gibi düşünsek bile, hâlâ insanlığa ve müminlere fayda vermektedir.

Yani imanın derecesi, senin hangi cibilliyatta olduğunu tespit etmemize yarar.

Bir dahaki haftalara tefekkür sorusu:

"İsa'ya İsa ismini kim verdi? İsa demek ne demek?"

Biraz tefekkür ediniz.

Hani ölüme çok yaklaşanlar, "Bir ışık gördüm." diyorlar ya... Yine hani bir laf vardır, yeni doğan çocuklar için, "Işığı gören geliyor." denir.

Yani iki ışık... Biri ölürken ışık görüyor, biri doğarken ışık görüyor.

O zaman bu ışık, hamile kadında rahmin suyunu bırakıp açıldığı anda rahimden içeri giren ışık mı?

Bir dünyadan bir dünyaya, yine anneden başka bir anneye geçiş mi acaba, demek yok mu?

---

Ahmet Hulusi amca ve Hulusi Tarikatı'nı sevenler ve bir de Adnancılar, dünya hologram dünya diyorlar. Yani demek istiyorlar ki dünya diye bir yer yok, sadece beynin senin öyle sanıyor; Matrix filmindeki Matrix denen yer gibi, diyorlar. Öyle mi?

ELCEVAP:

Hani biz diyoruz ki: Her şeyin bir frekansı var. Kur'an'ın, duanın, ayetin, yaptığın işin, müziğin, fiziğin bir frekansı var.

İşte bilgisayarda bunları göstermek veya müzik çalmak veya video göstermek için bir ve sıfırların yan yana gelmesinden oluşuyor dedik.

Deccal'ın da bunları ters çevirip, yani kehrwertini alarak iyiyi kötüye çevirdiğini yazdık, söyledik.

Bizde de bir frekans sistemi var; matematiksel veyahut metriksel bir dünya var. Fakat eğer dünya gerçekte olmasa idi, sadece beynimiz öyle algılıyor olsa idi, beyin ne o zaman?

Beynin çalışması için enerjiye, enerji için şekere, şeker için pancara, bala, böreğe ihtiyaç var. O zaman beynin bir sinyali algılaması için karpuz lazım, domates lazım. Eğer dünya gerçekte yoksa domates nereden gelecek, karpuz nereden gelecek?

Beyin algılayacak demek yok mu?

O sadece insanın boyutlarından birisi; algı boyutu, beynin algı mekanizması, yani kodu ve programı. Sadece metriksel çalışıyor. Ciğer öyle mi? Değil. Yine böbrek öyle değil.

Sadece beyin metriksel çalışıyor. Yine mesela burun koku ile algı yapıyor. Yani Kitmir sistemi, köpek sistemi.

Yani dünya öyle Hulusi Baba'nın dediği gibi hologram falan değildir.

Şeriat, "Oruç tut, zekât ver." diyor. Eğer oruç tutmak için yememek, sonra iftar için akşam yemek lazım ise yemek nedir? Hologram olur mu?

Şeriat dünyanın maddî tarafıyla alakalıdır; metriksel değildir. Fakat sevap ve günah nedir? Onlar ancak metriksel kod ile algılanabilir.

Yine cibilliyet nedir? Bizim cibilliyetimiz olan hayvan ile bağımız hangi bağ ile bağlı? Biz yerken o ne yapıyor?

Çünkü bir kedinin ömrü belki 20-25 sene, ama o 25 senede bütün ömrünü tamam ediyor. İnsan ömrü misal olarak 90 sene olabilir.

Cibilliyeti kedi olan birisinin kedisi 23 senede belki bu 90 seneyi tamam ediyor. Yani Muhammed'e peygamberlik geldikten sonraki 23 sene gibi.

Ama bir bağ var. Onun cibilliyeti olan ruh ile bir bağı var. Fakat hangi sistem ile?

İşte Allah çeşitli sinyal sistemleri, algılama metodları halketmiş. Farklı farklı boyut ve emmareler...

O yüzden 124 bin âlemden bahsedilir ve denir ki: "124 bin âlemin Muhammedî."

"Sen hangi âlemdeki Raşid'i soruyorsun?" demek lazım.

Bitki olan Raşid mi, hayvan olan Raşid mi, kuş olan Raşid mi, çiçek olan Raşid mi, bebek olan Raşid mi, baba olan Raşid mi? Belki başka bir hâl, anne olan da olabilir, değil mi?

Her hâlden biraz biraz tadıyorsa insan, tekâmül içinde rahim ismini atmak olmaz, değil mi?

Yani isimlerde, esmalarda seyahat böyle işte.

Berber olan Raşid, tırcı olan Raşid, kadastro tapucusu Raşid, hâkim olan Raşid...

Ve biz işte bu levellingimizde, yani bu seferki misyonumuzda Adalet Yüksekokulunda bir sene okuduk.

Allah Mehdi'ye her meslekten öğrettiği için, "Damdan düşenin hâlinden damdan düşen bilir." hikmeti gereği bize Allah; hâkimlik, savcılık, avukatlık, noterlik, ateşelik ve maliye derslerini bu bir senenin içinde paketleyip bir nebze sundu, gereğince yetecek kadar öğretti.

Çünkü bu okul hızlandırılmış bir eğitimdi. Hukuk fakültesinde dört senede görülen dersler, işte toplam bir senenin içinde görülüyordu.

Mesela medeni hukuk dersi, hukuk fakültesinin dördüncü sınıfında görülürken, biz birinci sınıftaki iki dönemde onu okuyup bitiriyorduk.

Yine ceza hukuku üçüncü ve dördüncü sınıfın dersleri iken, biz ceza hukukunu ikinci semesterde okuyup bitirdik.

Yine hukukun ekstra olan noterlik dersini okuduk bitirdik. Yine kâtiplik dersi, daktiloyu okuduk. Yine maliye dersi...

Yani hızlı eğitim işte.

Öyle olunca aynen Mehdi'nin bir kedinin 90 senelik veya 63 senelik bir insan ömrünü 23 senede tamam etmesi gibi, Mehdi'nin de bütün ilimleri bu ömrüne sığdırması zorunda.

Çünkü eğer sona kalacak ve Fâtır-üs-Semâvât yapılacağı, kâinatın yok edildikten sonra tekrar açılacağı zaman bütün kâinatın içinde olması gereken asıl meyve ve çekirdek, yaratılışın gayesi o ise, kâinatın meyvesi o ise, o zaman onun içine aynı Nuh'un gemisi gibi bütün ilimler, dinler ve cibilliyetler sığmak zorunda değil mi?

Son asker, son iyi asker: "The Last Man."

Deccal da son kötüleri barındıran çekirdektir, yani.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ.

Meali:

Esteûzü billâh.

Onlara, anne ve babana, merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki:

"Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi Sen de onlara acı, ikisine de merhamet et."

Sadakallahul Azîm — İsrâ Suresi, 24. ayet

Bu ayette deniyor ki: "De ki, o ikisine acı, merhamet et."

Yani eğer Allah acıyıp merhamet edecekse, o zaman bizim dememizin anlamı ne?

Yine ayetin baş tarafında ise onlara yardım ve tevazu kanatlarını indir deniyor. Yani bizim hem fiilî hem de kavlî olarak yapmamız gereken bir dua ve fiilmiş.

Peki bizim dememizin ne gibi bir yaptırımı var?

Mehmet Okuyan Hoca, zikir ve tesbih çekmekle falan bir şey olmaz, fiilî olacak, dua ve zikir fiilî olacak, diyor. Bunun manası nedir?

Allah eğer bizden sadece fiilen gidip anne babamıza merhamet edip, yardım edip, onlar yaşlanınca onların bakımını yapmamızı emredip isteseydi, bunu açıkça demez miydi?

"O halde gidin ve annenize babanıza yardım edin, bakın." demez miydi?

Oysa diyor ki: "Rabbim, o ikisine merhamet et." deyin, diyor.

"De" demek, zikredin demektir ve biz Raşidi Tarikatı zikrimize bunu aldık.

Demin dedik ya: Senin 124 bin, yani binlerce versiyonun var; "Sen hangi Raşid'i soruyorsun?" dedik.

Yani sen belki anana babana bakacaksın. Ama annenin ve babanın yeni versiyonu var. Onlar o ışığı görüp yeniden doğdularsa, eğer tekâmüllerini daha hayattayken tamamladılarsa, bir defa daha doğmuşlar demektir.

Öyle olunca, "O ikisine merhamet et." demek sadece o ikisine değil, belki senin babanın ismi Ahmet'ti ve senin çocuğun oldu, ismini yine sen Ahmet koydun. Yani baban yeniden doğdu demek olmaz mı?

Allah o ayetteki "hüma" zamirini sadece ikisi demek için kullanmamış, yani "o ikiliye acı, merhamet et" demektir.

Öyle olunca "tevazu kanadını indir" demek; işte o anne ve baban eğer vefat ettiyse ve sen sonra onların ismini çocuğuna koyduysan, artık onlara merhamet edip acıyıp koruyup gözetmek...

Onlar sana çocukken baktı, büyüttü. Şimdi sen onlara, onların çocukluk hâllerine merhamet et, bak, demek yani bu.

Yine onların bir de hayvan olan cibilliyetleri var. Onların ve senin cibilliyetin olan hayvanın sahibi olan kimseyi sen tanıyor musun?

Kimin evindeler, kimin ahırındalar veya kimin ormanındalar, demek yok mu?

Onları sen bilip bulup onlara merhamet edebilir misin?

Ancak onların nerede, sahibinin kim olduğunu Allah bilir. Sana düşen görev ise:

"Ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ."

demek kalır.

Çünkü Allah onların sahibi olan kimseye merhamet ve vicdan verirse, Allah ancak o zaman, işte o bir köpekse, merhametli ve muvafık iyi bir sahip ise ona iyi bakıp merhamet eder.

Yoksa sen ne bileceksin nerede ve ne hâldeler, değil mi?

Yine kuş hâli, kurt hâli, böcek hâli, balık hâli...

Yani bir insandan 124 bin tane var demektir bu. Sen onların sadece bir kendini ve anne-baba olanını biliyorsun. Gerisini biliyor musun?

Peki hangi çiçek onlar, hangi ağaç onlar, biliyor musun?

Bilmiyorsun.

Ne yapacaksın o zaman?

"Ve kul rabbirhamhumâ" diye zikredeceksin.

Allah acıyacak onlara.

Hangi Allah? O sahibin olan Allah'ın.

Ve bizim zikrimizde "es'elüke" duamızda ne deriz işte:

"Ve sâhiben muvâfikan..."

Yani vefalı bir sahip nasip et. Kitmir'in sahipleri gibi vefalı.

Yahut sen Kitmir isen, bu sefer yine sen vefalı ol sahiplerine.

Yedi uyuyanları bekle ki Allah sana da cennet nasip etsin. Çünkü Kitmir'in sadıklığı ve o güzel ahlâkı, onu cennete dâhil edecek olan yüce bir ahlâktır.

Cennete girmenin tek yolu güzel ahlâk, güzel ahlâktır.

Ve Muhammed Aleyhisselâm dedi:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim."

(Hadis-i Şerif, Muvatta, Hüsnü'l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/381, Mâlik)

Yani öyle olunca:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Kişi sevdiğiyle beraberdir!.."

(Hadis-i Şerif)

Enes bin Mâlik (r.a.) der ki:

Bir adam geldi ve Resûl-i Ekrem Efendimiz'e (a.s.m.):

"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye sordu.

Peygamberimiz de:

"Kıyamet için ne hazırladın ki onu bekliyorsun?" deyince, o sahabi dedi ki:

"Ya Rasûlullah! Ben çok namaz kılan, çok oruç tutan ve çok çok sadaka veren biri değilim. Fakat Allah ve Rasûlünün sevgisi kalbimdedir."

Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü şöyle buyurdu:

"Kişi sevdiği ile haşrolunacaktır. Kişi kimi severse kıyamette onunla beraber olacaktır."

Hz. Enes (r.a.) diyor ki:

"Bu sözden sahabe-i kiram o kadar çok hoşlandılar ki hiçbir sözden bu kadar hoşlanmamışlardı."

Nasıl hoşlanmasınlar ki, Peygamber sevgisi onların damarlarına, kanına girmişti.

Hz. Ali'ye, "Siz Rasûlullah'ı (s.a.s.) ne kadar seviyordunuz?" diye sorulduğunda, o şu cevabı vermişti:

"Rasûlullah bize malımız, mülkümüz, çoluk çocuğumuzdan, anamız ve babamızdan daha sevgili idi. O'na çölde susadığımızda soğuk suya duyduğumuz arzudan daha çok arzu duyar, daha çok severdik."

Öyle olunca seven, sevdiğini çokça anar, zikreder, telaffuz eder. İki lafından biri o olur, değil mi?

Evde, çarşıda, yatakta, yorganda, işte, aşta, her yerde Ayten vardır. Saatler "Ayten'i beş geçiyor." olur, değil mi?

Öyle olunca ben şaşarım ki Allah'ı çok sevdiğini söyleyip de Allah'ın güzel isimlerini, fiillerini günde çokça anmayan, zikretmeyene...

Yine Muhammed'i sevdiğini söyleyip de onu her gün çokça anmayana...

Yine İsa'yı sevip de bir defa İsa'ya salavat getirmeyene...

Yine Mehdi'yi arayıp da Mehdi'ye salavat getirmeyene şaşarım.

Ve biz işte yine zikrimizde:

"Onlar ayakta, otururken ve yanları üstü yatarken Allah'ı anıp zikrederler."

ayetini okuruz.

Yan gelip de zikir değil de fiil mi olur? Yatığı yerden iş tutan dam mı olur, ey Mehmet Okuyan Hoca? Nasıl fiil olacak bu?

Ve yine bu güzel ahlâka ulaşmak için Allah'ı anmak demek, "Allah" zikri çekmek demektir.

Yine biz zikrimizde Esma'yı ve Allah zikrini çekeriz.

Yine Muhammed'i anmak, Muhammed'e salavat getirmektir.

Yine İsa'yı sevmek, İsa'ya salavat getirmektir.

Öyle olunca bizler neden çokça salavat ederiz?

Onların manevî gücü ve güzel ahlâkları bizimle olsun diye.

Seven sevdiği ile beraberse, onları çokça anar isek, Kitmir gibi, onlar cennete girecekse, belki bizi de onların yanında bir Kitmir olarak halketse Allah...

Onların evinin köpeği bile olsak...

Yani başka bir cibilliyetimiz, onların belki köpeği, belki caminin önündeki saksısındaki çiçeği, belki bahçesindeki armut ağacı oluveririz inşallah.

Yine Mehdi hayatta ise onun tarağı olmak, taşı olmak, arabasının kapısı olmak gibi; yine yemek yediği tabağı, çatalı olmak, kahve fincanı gibi yakınında olmak...

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ الرَّحِيم

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالْآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.

Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te'vîlil ehâdîs, fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ vel âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn.

Meali:

Esteûzü billâh.

Bir nevi bu ayetteki:

وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

ayetin anlamı, yani:

"Allahümmahşurna fî zümretissâlihîn."

"Allah'ım! Bizleri salihlerin grubuyla haşret." anlamına gelir.

Yukarıdaki ayet bizim tarikatımızın zikirlerindendir.

Yani öyle demek olur ki yeniden toplanıp doğacağımız zaman, mesela Müslüman bir devlette doğarsak, en azından Müslümanlar arasında haşretmiş oluruz.

Yine eğer Mehdi hayatta ise onunla aynı vakitte yaşamak, bir de mümin veya Müslüman olmak, bir de onu bilmek... Ne büyük bahtiyarlık, değil mi?

İşte eğer siz bu duayı önceki versiyonunuzda, ışığı görmeden önce çok okuduysanız, Mehdi vaktinde belki onun çaydanlığı, bahçesindeki gül, yatağındaki yastığı oldunuz demektir.

Çünkü "Salihlerle haşret" dediğiniz için Allah size son gemide yer verdi.

Kıyametten önceki son gemiye bir bilet...

Ve Peygamber'in sözü ile:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:

"Ehl-i Beytim Nuh'un gemisi gibidir, ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur."

(Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No: 2636-2638)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem yine Buyurdular:

"Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinde kim Allah'ın birliğini ve benim peygamberliğimi kabul ederse ona azap etmeyeceğini vaadetti."

(Hâkim, Müstedrek, III, 150)

Rabbim Mehdi askerine, son gemiye, Mehdi gemisine binip kıyamete kadar ondan ayrılmamayı nasip etsin.

--oOo---

للَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

"Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!."

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne.

Âmin.

El-Fâtiha maassalavât.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 15 Temmuz 2017 Cumartesi

Original Kar © glan


Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca
Smileys-2
Yanıtla


Hızlı Erişim:


Bu Konuya Göz Atan Kullanıcılar: 1 Ziyaretçi(ler)
TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca