İki Kere İki 20 Eder
(Kar©glan'ın 28 Ocak 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ
Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. Bütün varlıklar O'na muhtaçtır; O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi ve benzeri yoktur.
Sadakallahul Azîm. İhlâs Suresi 1, 2, 3 ve 4. ayetler.
---oOo---
Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî rivayet etti. Dedi ki: Bana babam rivayet etti. Dedi ki: Bize Müsennâ rivayet etti. H. Band Muhammed b. Hâtim de rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Müsennâ b. Saîd'den, o da Katâde'den, o da Ebû Eyyûb'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
İbnu Hâtim'in hadisinde ise Peygamber Efendimizden naklen şu ifade vardır:
“Biriniz kardeşiyle kavga ederse yüzden kaçınsın! Çünkü Allah Âdem'i kendi suretinde yaratmıştır.”
(Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim / 45- İyilik, Sıla ve Âdâb Bahsi / 32- “Yüze Vurmanın Yasak Edilmesi” Babı-115)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Birisi, “İki kere iki dört eder.” dedi. Ben de itiraz edebilirim ve “Hayır, iki kere iki 20 eder.” diyebilirim.
Peki, hangimiz doğru söylüyoruz?
O, matematikteki iki tane ikiyi alıp topluyor ve “Dört eder.” diyor. Ben ise şöyle cevap veriyorum:
Allah insana iki tane el, iki tane de ayak verdi. İki tane ikili toplam dört eder. Ama Allah tek bir eli de beşe ayırmış; bir elde beş parmak, diğer elde beş parmak vardır. İki elde on parmak eder. Ayaklarda da aynı sistem vardır. Böylece toplam yirmi parmak eder.
Sana göre iki kere iki dört ederken, ben iki kere ikinin 20 eden tarafını da görebiliyorum.
Sen göremiyorsan buna itiraz mı etmelisin?
Yahut ben bunu söylemesem, iki kere iki 20 etmiyor mu olacak?
Yani var olan bir şey, sen bilmiyorsun diye yok mu olacak?
İnsan bazen bir meseleye yalnızca tek bir açıdan bakar. Başka bir açıdan bakıldığında ise aynı şeyin farklı bir yönünün de görülebileceğini düşünmek gerekir.
---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 219. ayet.
Sigara mekruhtur, içki haramdır. Ancak Allah Kur'an'da içkinin bazı faydalarının da bulunduğunu, fakat zararının ve günahının faydasından büyük olduğunu bildiriyor.
Buna göre bazı ilaçlara çok küçük miktarda alkol katılıyor. Burada onun faydalı bir özelliğinden faydalanıldığı söylenebilir. Bu durumda meselenin hükmü ayrıca değerlendirilmelidir.
Yine domuz eti haram olduğu hâlde zaruret hâlinde, insanın hayatını kurtaracak başka bir yiyecek bulunmuyorsa, zaruret miktarınca yenmesine izin verilmiştir.
Mesela insan açlıktan ölmek üzereyse ve önünde yalnızca haram olan bir yiyecek varsa, o yiyecekten hayatını kurtaracak kadar yemesi zaruret hükmüne girer.
Buradan hareketle şunu düşünmek gerekir:
Allah'ın koyduğu her hükmün bir hikmeti vardır. Biz bazen o hikmeti biliriz, bazen de bilemeyiz.
Bu sebeple, “Ben sebebini bilmiyorum, o hâlde bunun hiçbir hikmeti yoktur.” demek doğru bir yaklaşım değildir.
Bu bölümdeki anlatımın maksadı, haramı helal göstermek değil; Allah'ın hükümlerinin hikmetlerini düşünmeye ve meseleleri farklı yönleriyle değerlendirmeye çağırmaktır.
---
Azrail Aleyhisselâm'ın İbrahim Aleyhisselâm'ın canını almaya geldiği vakit, İbrahim Aleyhisselâm'ın canını vermeye yanaşmadığı ve:
“Ben Allahü Teâlâ'nın dostu değil miyim? Dost dostun canını alır mı?”
dediği rivayet edilir.
Azrail Aleyhisselâm bunu Allahü Teâlâ'ya bildirince, Allahü Teâlâ'nın şöyle buyurduğu nakledilir:
“Ben de bir dostun durumuna şaşarım ki dostuna kavuşmak istemiyor.”
Bu anlatım, kulun Allah'a olan sevgisini ve ölümün Allah'a kavuşmaya vesile oluşunu düşünmek açısından ibretli bir rivayet olarak aktarılmıştır.
---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 256. ayet.
Bu meseleye, nasip olursa, bir dahaki sohbetimizde devam edeceğiz.
---
Sırat Köprüsü - Sırat köprüsü denen bir köprünün olmadığını iddia edenler var. Ayet ve hadislerde Sırat Köprüsü hakkında bilgi var mı?
Kar©glan Hoca'nın bu konuyu izahı ve yorumu
Kar©glan'ın Sırat Köprüsü ve Haşr Risalesi
22 Ocak 2017
Sırat kelimesi Kur'an'da “köprü” olarak geçmez; fakat “yol” anlamında kullanılır. Fâtiha Suresi'nde “İhdinâ's-sırâtal müstakîm” denilir. Yani “Bizi dosdoğru yola ilet.” denir.
Daha öncelerdeki sesli vaazlarımızı takip edenler bu konudaki sesli izahımızı hatırlayacaklardır.
Bir ağacın dikilmesindeki bütün gayelerden biri, o ağacın meyve vermesi, meyvesine ulaşılması ve ondan faydalanılmasıdır.
İnsan denilen soy ağacının sonucunda da daha olgun bir insan hâline gelmek, yeni bilgileri sonraki nesillere taşımak ve insan soyunun devam etmesi için çocuk sahibi olmak, bir bakıma onun meyve vermesidir.
Öyleyse insanın öldükten sonra haşrolması da insanı meydana getiren unsurların yeniden toplanması şeklinde düşünülebilir.
Haşr meselesini şöyle bir örnekle anlatabiliriz:
Bir kadın hamile kaldığında, Manavgat'tan mandalina, Malatya'dan kayısı, Diyarbakır'dan karpuz geldiğini ve kadının bunları yediğini düşünelim. Bunlar doğacak çocuğun bedenini meydana getiren unsurların bir kısmına dönüşür.
Malatya'nın toprağı, Diyarbakır'ın toprağı ve başka yerlerin topraklarında yetişen ürünler, meyve ve sebze hâline gelir; insan tarafından yenilir ve bedenin bir parçası hâline gelir.
Amerika'dan fıstık, Amasya'dan elma ve başka yerlerden çeşitli yiyecekler gelir. Bütün bu unsurlar insan bedeninde birleşerek yeni bir insanın oluşumuna katkıda bulunur.
Benim burada anlatmak istediğim haşr düşüncesi de, farklı unsurların bir araya gelerek yeni bir bütün oluşturması üzerinden anlaşılabilir.
Sırat meselesine gelince:
Sıratın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğu ve cehennemin üzerine kurulacağı şeklinde rivayetler vardır. Bazı âlimler, anne rahmindeki ilk hâli ve anne karnını çocuk açısından bir tür cennet olarak değerlendirmişlerdir.
Çünkü çocuk için çalışma derdi, fatura derdi yoktur. Beslenmesi kendisine ulaşır. Anne karnında dış dünyadaki anlamıyla bir kirlenme de söz konusu değildir.
Buradan hareketle şöyle bir tefekkür yapılabilir:
Çocuğun anne rahmine ulaşmasını sağlayan biyolojik sistem de bir çeşit geçiş yoludur. Erkekten gelen üreme hücreleri, kadın rahmine ulaşır ve yeni bir hayatın başlangıcına vesile olur.
Bu sebeple ben Sırat meselesini yalnızca fiziksel bir köprü şeklinde değil, insanın bir hâlden başka bir hâle geçişini ifade eden sembolik bir “yol” olarak da düşünüyorum.
İlk insan Hz. Âdem Aleyhisselâm ile Hz. Havva'nın yaratılışı ve insan neslinin devamı da bu geçişin başlangıç noktalarından biri olarak düşünülebilir.
Burada anlattıklarımın bir kısmı benim tefekkür ve yorumlarımdır. Bunları biyolojik veya ilmî bir açıklama olarak değil, Sırat ve haşr kavramları üzerinde düşünmeye yardımcı olacak bir benzetme olarak değerlendirmek gerekir.
---
Risalenin Sonu
Bazı kimseler, yaratılışta yalnızca bir Âdem ve bir Havva bulunduğunu, bunların çocuklarının ikişer ikişer doğduğunu ve kardeşlerin birbirleriyle evlendirildiğini ileri süren yorumlar bulunduğunu söylerler.
Bu konuya bizim getirdiğimiz açıklama şöyledir:
Tavuğun yumurtlamasını düşünelim. Dokuz yumurtanın dokuzunu da aynı anda yumurtlamaz. Yumurtaların sayısı zaman içerisinde tamamlanır. Daha sonra tavuk kuluçkaya yatar ve civcivler çıkar.
Allah dileseydi elbette farklı bir sistem yaratabilirdi. Ancak tavuğun yumurtlamasına bir sistem ve düzen koymuştur.
Yumurtalar tavuğun içinde sıra hâlindedir. Bir yumurta olgunlaşır ve yumurtlanır; diğerleri sıradadır.
Belli bir zaman sonra yumurtalar tamamlanır ve kuluçka süreci başlar.
Buradan hareketle, insan neslinin yaratılışında da Allah'ın farklı bir düzen ve sistem kurmuş olabileceği üzerinde tefekkür edilebilir.
Aynı şekilde bir çiftlikte bir horozun ve tavukların soyunun nasıl devam ettiğini düşündüğümüzde, hayvanlarda da neslin devamı için belirli bir sistem olduğunu görürüz.
Buradaki benzetmenin maksadı, insan yaratılışı hakkında kesin bir biyolojik hüküm vermek değil; Allah'ın yaratmasında sistem, düzen ve aşamalar bulunduğunu anlatmaktır.
Allah dünyayı bir anda yaratmaya kadirdir. Fakat yaratılışta gördüğümüz düzen ve aşamalar, üzerinde düşünmemiz gereken ilahî bir sistemdir.
---
Hz. Lût'un Kızları ile Ensest İlişki Meselesi
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَجَاءهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُواْ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَا قَوْمِ هَؤُلاء بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَلاَ تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ
Ve câehu kavmuhu yuhraûne ileyhi ve min kablu kânû ya'melûnes seyyiât(seyyiâti), kâle yâ kavmi hâulâi benâtî hunne etharu lekum, fettekullâhe ve lâ tuhzûni fî dayfî, e leyse minkum raculun raşîdun.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
Kavmi, konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût dedi ki:
“Ey kavmim! İşte kızlarım. Onlarla nikâhlanmanız sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?”
Sadakallahul Azîm. Hûd Suresi, 78. ayet.
Ayete böyle bir meal verilmiştir.
Bu konuyu anlamaya çalışırken yalnızca bir kelimeye veya tek bir cümleye bakmak yerine, olayın tamamını ve Kur'an'ın genel hükümlerini değerlendirmek gerekir.
Bir köyde, kentte veya çiftlikte bir damızlık hayvan bulunabilir. Bu hayvanın nesli, yetiştiricilik amacıyla devam ettirilir. Hayvanların soylarının devamı için yapılan uygulamalar, insanlarla ilgili hükümlere doğrudan kıyas edilemez.
Burada önemli olan, Hz. Lût'un kavminin yaptığı çirkin fiiller ile Hz. Lût'un kavmini meşru ve temiz bir yola davet etmesi arasındaki farkı görmektir.
Bu konu hakkında farklı kaynaklarda farklı anlatımlar bulunmaktadır.
ALINTI
Tevrat Yaratılış 19. Bab:
1. İki melek akşamleyin Sodom'a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak,
2. “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.” Melekler, “Olmaz” dediler, “Geceyi kent meydanında geçireceğiz.”
3. Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.
4. Onlar yatmadan, kentin erkekleri -Sodom'un her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler- evi sardı.
5. Lut'a seslenerek, “Bu gece sana gelen adamlar nerede?” diye sordular, “Getir onları da yatalım.”
6. Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı.
7. “Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın” dedi,
8. “Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın. Çünkü onlar konuğumdur, çatımın altına geldiler.”
9. Adamlar, “Çekil önümüzden!” diye karşılık verdiler, “Adam buraya dışarıdan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterini yaparız.” Lût'u ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar.
10. Ama içerideki adamlar uzanıp Lût'u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar.
11. Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki adamlar kapıyı bulamaz oldu.
12. İçerideki iki adam Lût'a, “Senin burada başka kimin var?” diye sordular, “Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar.
13. Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında birçok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.”
14. Lût dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan adamlara, “Hemen buradan uzaklaşın!” dedi, “Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.” Ne var ki damat adayları onun şaka yaptığını sandılar.
15. Tan ağarırken melekler Lût'a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.”
16. Lût ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lût'un, karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar.
17. Kent dışına çıkınca adamlardan biri Lût'a, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.”
18. Lût, “Aman, efendim!” diye karşılık verdi,
19. “Ben kulunuzdan hoşnut kaldınız, canımı kurtarmakla bana büyük iyilik yaptınız. Ama dağa kaçamam. Çünkü felaket bana yetişir, ölürüm.
20. İşte, şurada kaçabileceğim yakın bir kent var, küçücük bir kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük bir kent.”
21. Adamlardan biri, “Peki, dileğini kabul ediyorum” dedi, “O kenti yıkmayacağım.
22. Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.” Bu yüzden o kente Soar adı verildi.
23. Lût Soar'a vardığında güneş doğmuştu.
24. RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı.
25. Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti.
26. Ancak Lût'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.
27. İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti.
28. Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.
29. Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim'i anımsamış ve Lût'un yaşadığı kentleri yok ederken Lût'u bu felaketin dışına çıkarmıştı.
30. Lût Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31. Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.”
33. O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lût yatıp kalktığının farkında değildi.
34. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.”
35. O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lût yatıp kalktığının farkında değildi.
36. Böylece Lût'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.
37. Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlıların atasıdır.
38. Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonluların atasıdır.
ALINTI SONU
Bu alıntı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, Tevrat metni ile Kur'an'ın anlatımının birbirinden ayrılması gerekir. Kur'an'ın verdiği mesajı kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
---
MEHDİ'NİN MEZHEPLERİ, FIRKALARI VE DİNLERİ BİRLEŞTİRMESİ
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Hz. Mehdi geldiğinde dağılmış olan dini toplayacak.”
(Hadis-i Şerif)
Bu anlayışa göre Hanefî, Mâlikî, Hanbelî gibi mezhepler arasındaki ayrılıkların ve farklı dinî grupların dağınıklığının giderilmesi hedeflenmektedir.
Hazret-i Mehdi geldiğinde, doğru İslam bilgilerinin unutulmuş ve ortadan kalkmış olacağı rivayet edilir. Hazret-i Mehdi Ehl-i sünnet bilgilerini tazeleyeceği zaman, İslam âlimlerinin azalmış veya ortadan kalkmış olacağı ifade edilir.
Bu rivayetlerde, Hazret-i Mehdi'nin karşısına çıkacak bazı kişilerin onun getirdiği anlayışa karşı çıkacağı anlatılır.
Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın da Hazret-i Mehdi gibi içtihat edeceği yönünde bazı rivayet ve âlim görüşleri bulunmaktadır.
İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin naklettiği bir görüşte:
“Muhammed Parisa Hazretleri, Fusûl-i Sitte kitabında, İsa Aleyhisselâm gökten inip İmam-ı Âzam Ebû Hanife'nin mezhebine uygun içtihat edecek, onun helal dediğine helal diyecek, haram dediğine haram diyecektir.”
buyurulmaktadır.
Hazret-i Mehdi'nin İslamiyet'i yayacağı ve Resûlullah'ın sünnetlerini ortaya çıkaracağı yönünde de çeşitli rivayetler vardır.
“İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup sakının. Ancak onlar işlerini kendi aralarında farklı kitaplar hâlinde böldüler; her bir grup kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.”
[Mü'minûn Suresi, 52-53]
Bu ayetlerde ümmetin birlik içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilmektedir.
Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
“O, dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti. Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.”
[Şûrâ Suresi, 13]
Mezhepleri birleştirme görevinin Hz. Mehdi'ye ait olduğu yönündeki görüşler, çeşitli eserlerde yer almaktadır.
Muhyiddin Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye isimli eserine atıfla şöyle bir bilgi aktarılmıştır:
“Hz. Mehdi, dini Peygamber'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.”
(Muhammed b. Resûl el-Hüseyn el-Berzencî, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)
Hüseyin Hilmi Işık'ın Saadet-i Ebediyye adlı eserinde de Hz. Mehdi'nin bu özelliği şöyle aktarılmıştır:
“Hazret-i Mehdi (a.s.) ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselâm'la buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak.”
(H. Hilmi Işık, Saadet-i Ebediyye, s. 35)
Hadis ve rivayetlerden hareketle yapılan bu yorumlara göre Hz. Mehdi, Allah'a iman eden, aynı Peygamber'e biat etmiş, aynı Kitap'a inanan ve aynı kıbleye yönelen Müslümanlar arasındaki mezhep çatışmalarını sona erdirmeye vesile olacaktır.
Böylece olayları kör bir kavgaya dönüştüren öfke dolu bir ortam yerine, kardeşliğin ve sevginin hâkim olduğu bir ortamın oluşması hedeflenmektedir.
---
Kişiye Özel Din mi Olur? Diyenlere Cevabım
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e farklı insanlar farklı sorularla geldiklerinde, onların durumlarına göre farklı cevaplar verdiği rivayet edilir.
Bedevi geldiğinde başka, Hz. Ali geldiğinde başka bir cevap vermesi, kişilerin durumlarının farklı olabileceğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.
Her şeye aynı ölçü uygulanmaz.
Mesela her vidaya aynı anahtar uymaz. Bazı vidalar küçük, bazıları daha büyük olabilir. Her vidanın kendisine uygun bir anahtarı vardır.
Dinî hükümlerde de kişinin durumu, şartları ve içinde bulunduğu zaruretler dikkate alınabilir.
Mesela ameliyat yapan bir doktoru düşünelim. Saatler süren bir ameliyatın ortasında bulunan doktorun, ameliyatı yarıda bırakıp bütün şartları değiştirmesi mümkün olmayabilir.
Burada dinin kolaylaştırıcı hükümleri, zaruretler ve kişinin şartları dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekir.
Dolayısıyla “kişiye göre hiçbir farklılık olmaz” şeklindeki genel bir yaklaşım yerine, İslam'ın zaruret, kolaylık ve şartlara göre hüküm verme prensiplerini de dikkate almak gerekir.
---
Şefaat Var mı? Kimler Şefaat Edebilir?
Şöyle bir örnek verelim:
Senin bir amcan var, onun da oğlu var. Sen inşaat malzemesi satıyorsun. Bazı mallara yüzde 40, bazılarına yüzde 50 kâr koymuşsun.
Sana gelen bir adam:
“Ben senin amcanın oğlunun arkadaşıyım. Bana biraz indirim yapabilir misin? İhtiyacım var.”
dese, sen de amcanla iyi olduğunu ve yeğenini sevdiğini düşünerek o kişiye indirim yapabilirsin.
Burada bir yakınlığın ve hatırın etkisiyle yapılan bir kolaylık söz konusu olur.
Benim burada vermek istediğim örnek, şefaat meselesini anlamaya yönelik bir benzetmedir.
Peygamberlerden ve Allah dostlarından bazılarına Allah'ın izniyle şefaat yetkisi verilmiş olması, İslam geleneğinde kabul edilen bir anlayıştır.
Onların hürmetine bazı sıkıntıların kaldırılması, yağmur duası yapılması ve insanların Allah'ın rahmetine vesile olmaları da bu çerçevede düşünülür.
Nitekim Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in yağmur duasına çıktığı ve Allah'tan yağmur istediği rivayet edilmiştir.
Burada esas olan, şefaatin Allah'ın izniyle gerçekleşmesidir.
---
İktisad Meselesinde: Yetiş, Meded Ya Mehdi Vakfı
Allah'ın bir ekmek için çok sayıda buğday tanesi yaratması üzerine tefekkür edelim.
Bir başaktan tek başına bir ekmek çıkmaz. Bir ekmek için birçok buğday tanesi gerekir.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Allah bunu neden daha büyük yaratmadı? Bir buğday tanesinden iki ekmek çıksaydı olmaz mıydı?”
Fakat Allah'ın yaratmasında böyle bir sistem vardır.
Bir ekmek için çok sayıda buğday tanesi gerekir. Her bir buğday tanesi de Allah'ın ilmi ve kudreti dâhilindedir.
Allah her birini özene bezene yaratmış, her birinden haberdar olmuştur.
Bunun üzerinde biraz tefekkür etmek gerekir:
Allah neden her şeyi daha basit ve daha büyük yaratmadı?
Bu sadece buğdayla ilgili midir, yoksa yaratılışta başka hikmetler de var mıdır?
Biraz tefekkür edin ve kendi aranızda bunun cevaplarını düşünün.
---
İktisad Meselesine Gelince:
Bir saat 60 dakikadır. Bir dakika 60 saniyedir.
İnsanda iki el vardır ve her el beş parmağa ayrılmıştır. Böylece iki elde on parmak bulunur.
Saniyeler dakikayı, dakikalar saati, saatler günü, günler ayı, aylar da seneyi oluşturur.
Buradan hareketle benim ekonomik tezimde, herkesin kendi bölgesindeki en küçük para biriminden bir payın ortak bir fonda toplanması düşünülmektedir.
Mesela Almanya'dan 1 cent, Amerika'dan kendi en küçük para birimi, Türkiye'den kuruş gibi her ülkenin en küçük para biriminden sembolik bir miktar alınabilir.
Bu para yalnızca bir ülke için değil, bütün insanlık için kullanılacak bir fon hâline getirilebilir.
En acil ve en önemli ihtiyaç neredeyse para öncelikle oraya harcanır.
Örneğin bir bölgede büyük bir felaket yaşanıyorsa ve başka bir bölgede daha küçük bir ihtiyaç varsa, ortak fon öncelikle büyük felaketin giderilmesine yönlendirilir.
Bu fonun adı benim düşüncemde “Raşidi Fon” olabilir.
Aynı şekilde “Raşid Yetiş Vakfı”, “Meded Vakfı” veya “Meded Ya Raşid Vakfı” gibi isimlerle yardım amaçlı bir yapı düşünülebilir.
“Simurg” burada bizleri temsil eden bir sembol olarak düşünülebilir.
Mehdi'yi bekleyen insanlar, yardım isteyenlere Allah'ın izniyle yetişmeye çalışan bir topluluk hâline gelebilirler.
Mehdi'nin gökten milyonlarca lira getirmesini beklemek yerine, insanların birlikte hareket ederek ihtiyaç sahiplerine yardımcı olması gerekir.
Kar©glan'ın İktisad Tezi — 23.01.2017
---
Diyanet Camisinde Tilavet Secdesi Meselesi
Buradaki bizim gittiğimiz Diyanet camisinde bir zamanlar Kur'an okunuyordu. Ayetlerden biri secde ayetine geldi ve okundu.
Hoca, “Bu ayet secde ayetiydi, haydi kalkın, tilavet secdesi yapılacak.” demedi.
Ben bunu söyledim ve daha sonra secde yaptık.
Ardından Kur'an baştan alındı ve aynı ayet tekrar okundu. Hoca yine ikinci defa secde yapılacağını söylemedi.
Hoca, “Birkaç defa okununca bir defa yapmak yeterlidir.” şeklinde cevap verdi.
Ben ise bu konuda farklı düşündüm ve bu sebeple camiye gitme konusunda soğukluk yaşadım.
Bunu şu misalle izah edelim:
Sen bir işçisin ve gün içinde susadın. Su bulamadın veya o anda su içme imkânın olmadı. Kendini tuttun ve gün geçti, akşam oldu.
İşten çıktın ve artık imkânın var. Bir bardak su içtin ve susuzluğun geçti. İkinci bardağı içmek istemedin.
Ama bilim insanları insan vücudunun gün içerisinde belli miktarda suya ihtiyaç duyduğunu söylüyor.
Burada mesele yalnızca bir bardak su içmek değil, ihtiyaca uygun miktarı almaktır.
Çamaşır makinesinde de benzer bir örnek düşünülebilir. Makine, yükün miktarına göre belli miktarda su kullanır. Çok az su kullanılırsa çamaşırlar yeterince temizlenmeyebilir.
Bu nedenle ibadetlerde de her meselenin kendi şartları ve hükmü içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Tilavet secdesi konusunda da farklı fıkıh mezheplerinin hükümleri bulunmaktadır. Bu sebeple böyle meselelerde farklı görüşleri öğrenmek ve mezheplerin delillerini birlikte değerlendirmek gerekir.
---
Zaman Karanlık Vaktine mi Gidiyor, Aydınlığa mı? Meselesi
Evet, yol kıyametin sabahına doğru gidiyorsa artık gece vakti diyebiliriz.
Fakat karanlık mı, aydınlık mı meselesine kısa ve öz cevap verirsek:
Eğer lamban, elektriğin ve ateşin varsa, gece olsa bile senin için karanlıkta kalmak diye bir şey olmayabilir.
Gece olsa da ışığın varsa aydınlıktasın.
Lamban yoksa karanlıkta kalırsın.
Benim bu konudaki tasavvufi yorumumda, Allah'ın semaya astığı yıldızlar ve ışıklar birer sembol olarak düşünülebilir.
Aziz ve mukarreb kimselerin ruhani aydınlığı da insanlara yol gösteren bir ışık gibi değerlendirilebilir.
Senin bir âlimin, bir mürşidin veya peygamberin varsa ve Allah'a inanıyorsan, hakikati arama yolunda karanlıkta kalmazsın.
Fakat Allah'a, peygamberlere ve hakikate sırtını dönersen, insan kendi tercihleriyle karanlıkta kalabilir.
---
Kader Bahsi
“Allah eğer herkese rolleri dağıttıysa, o zaman onlara bir de ceza verme hakkı yoktur.” diyorsun.
Yani rolleri Allah verdiyse, “Neden suç işledin, neden günah işledin?” diye soramaz diyorsun.
Mesela Allah mıknatısı yarattı ve insanda da çekicilik, cezbedicilik gibi özellikler bulunmaktadır.
Koyunu yarattı. İnsan için de “koyunlaşmak” şeklinde bir benzetme yapılabilir.
Köpeği yarattı. İnsan için de “köpekleşmek” şeklinde bir sıfat kullanılabilir.
Burada asıl mesele, insanın tercih hakkıdır.
İnsan hangi yolu seçeceğine karar verebilir.
İyiliği seçen de vardır, kötülüğü seçen de.
Benim burada yaptığım hayvanlar üzerinden kurduğum benzetmeler, insanın karakter ve davranışlarını anlatmak içindir.
Sonuçta insanın hangi yola tabi olduğuna bakmak gerekir.
Kimin koyunu oldun?
Peygamberin yolunun mu, salihlerin yolunun mu, yoksa seni Allah'tan uzaklaştıran bir yolun mu?
İnsan kime tabi olduğunu ve kimin peşinden gittiğini düşünmelidir.
---
“Allah Yeter” Bahsine Gelince
Cübbeli Ahmet Hoca'nın “Allah ete kemiğe büründü, Mahmut diye göründü” şeklinde söylediği iddia edilen söz üzerine bazı kimselerin ayet ve hadislerle itiraz ettiğini görüyoruz.
Kur'an'da şöyle buyurulur:
“Tuttular, bazı kullarını O'nun bir parçası saydılar. Şüphesiz insan gerçekten apaçık bir nankördür.”
[Zuhruf Suresi, 15]
Yine:
“Allah, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun barınağı ateştir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.”
[Mâide Suresi, 72]
Burada dikkat edilmesi gereken nokta Allah'ın yaratılmışlara benzetilmemesidir.
Biz rızkı verenin Allah olduğuna iman ederiz.
Peki insan rızkını nasıl alır?
Bir öğretmen devletten maaş alabilir. Bir işçi işverenden ücret alabilir.
Fakat bunlar rızkın asıl sahibi değildir. Bunlar rızkın ulaşmasına vesile olan sebeplerdir.
Rızkı veren Allah'tır; patron, işveren veya devlet ise rızkın insana ulaşmasında bir vesile olabilir.
Dolayısıyla sebep ile müsebbibi birbirine karıştırmamak gerekir.
Allah'ın dünyada bazı şeyleri sebepler vasıtasıyla yaratması, o sebeplerin Allah olması anlamına gelmez.
---
Akıl ve Kapasite Meselesi
Microsoft'un yazılım sistemlerini geliştiren insanlar bilgisayar teknolojisinin gelişmesine büyük katkılar sağlamışlardır.
Daha sonra internet ortaya çıktı ve Google gibi sistemler insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırdı.
Sen bilgisayarda yazıyor, çiziyor ve çeşitli işlemler yapıyorsun. Fakat bütün bunları gerçekleştiren yazılım sistemleri vardır.
Buradan hareketle insan aklı ile onu yaratan Allah'ın ilmi arasında bir karşılaştırma yapmanın mümkün olmadığını düşünebiliriz.
İnsan aklının kapasitesi sınırlıdır.
Allah'ın ilmi ise sınırsızdır.
Bunu parmak örneğiyle de anlatabiliriz:
El bir bütündür. Beş parmak eli oluşturur.
El kola bağlıdır. Kol bedenin bir parçasıdır. Beden ise bundan daha büyük bir bütündür.
Her parça kendi içinde bir bütündür fakat daha büyük bir bütünün de parçasıdır.
Kirpiklerde de aynı şekilde her bir kirpik kendi başına bir birimdir. Fakat bütün kirpikler bir araya geldiğinde daha büyük bir bütün oluştururlar.
Dolayısıyla “kapasite” dediğimiz şeyi değerlendirirken, neye göre büyük veya küçük olduğunu düşünmek gerekir.
İnsan kendi kapasitesine bakarak her şeyi anlayabileceğini düşünmemelidir.
---
Mesela bir kuralı koyan kişi, bazı özel durumlarda o kurala istisna getirebilir.
Kırmızı ışıkta durmak bir kuraldır.
Fakat düşün ki arkadan freni kopmuş bir TIR geliyor ve sen orada kalırsan ezileceksin.
O anda canını kurtarmak için kırmızı ışığı geçmek zorunda kalabilirsin.
Bu durumda kuralı bilmediğin için değil, daha büyük bir zarardan korunmak için o anda farklı davranmış olursun.
Günah ve haram meselelerini değerlendirirken de zaruret, niyet, şartlar ve sonuçlar gibi konuların dikkate alınması gerekir.
Tanrı'yı kıyamete veya hata yapmaya zorlama hikâyesi olarak anlattığım mesele de buna benzer bir düşünce üzerinden ele alınabilir.
İlkokuldaki “deve-cüce” oyununu düşünelim.
Öğretmen çocuklara “deve” deyince kalkmalarını, “cüce” deyince oturmalarını söyler.
Çocukların hepsi kuralı bilir.
Fakat hızlı şekilde komutlar değiştirildiğinde, bir çocuk bir an önceki komutta kaldığı için hata yapabilir.
Bu, çocuğun kuralı bilmediği anlamına gelmez.
Sadece reaksiyon hızının yeterli olmaması sebebiyle hata yapmıştır.
Bu örnek üzerinden benim anlatmak istediğim, insanın bazı hatalarının bilgisizlikten değil, şartlardan ve zayıflıklardan kaynaklanabileceğini düşünmektir.
Dolayısıyla günah ve haram meselelerini değerlendirirken insanın niyetini, şartlarını, bilgisini ve içinde bulunduğu durumu da göz önünde bulundurmak gerekir.
---
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 28 Ocak 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 28 Ocak 2017 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ
Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. Bütün varlıklar O'na muhtaçtır; O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. O'nun hiçbir dengi ve benzeri yoktur.
Sadakallahul Azîm. İhlâs Suresi 1, 2, 3 ve 4. ayetler.
---oOo---
Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî rivayet etti. Dedi ki: Bana babam rivayet etti. Dedi ki: Bize Müsennâ rivayet etti. H. Band Muhammed b. Hâtim de rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Müsennâ b. Saîd'den, o da Katâde'den, o da Ebû Eyyûb'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
İbnu Hâtim'in hadisinde ise Peygamber Efendimizden naklen şu ifade vardır:
“Biriniz kardeşiyle kavga ederse yüzden kaçınsın! Çünkü Allah Âdem'i kendi suretinde yaratmıştır.”
(Hadis-i Şerif, Sahih-i Müslim / 45- İyilik, Sıla ve Âdâb Bahsi / 32- “Yüze Vurmanın Yasak Edilmesi” Babı-115)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza başlıyoruz:
Birisi, “İki kere iki dört eder.” dedi. Ben de itiraz edebilirim ve “Hayır, iki kere iki 20 eder.” diyebilirim.
Peki, hangimiz doğru söylüyoruz?
O, matematikteki iki tane ikiyi alıp topluyor ve “Dört eder.” diyor. Ben ise şöyle cevap veriyorum:
Allah insana iki tane el, iki tane de ayak verdi. İki tane ikili toplam dört eder. Ama Allah tek bir eli de beşe ayırmış; bir elde beş parmak, diğer elde beş parmak vardır. İki elde on parmak eder. Ayaklarda da aynı sistem vardır. Böylece toplam yirmi parmak eder.
Sana göre iki kere iki dört ederken, ben iki kere ikinin 20 eden tarafını da görebiliyorum.
Sen göremiyorsan buna itiraz mı etmelisin?
Yahut ben bunu söylemesem, iki kere iki 20 etmiyor mu olacak?
Yani var olan bir şey, sen bilmiyorsun diye yok mu olacak?
İnsan bazen bir meseleye yalnızca tek bir açıdan bakar. Başka bir açıdan bakıldığında ise aynı şeyin farklı bir yönünün de görülebileceğini düşünmek gerekir.
---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size ayetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 219. ayet.
Sigara mekruhtur, içki haramdır. Ancak Allah Kur'an'da içkinin bazı faydalarının da bulunduğunu, fakat zararının ve günahının faydasından büyük olduğunu bildiriyor.
Buna göre bazı ilaçlara çok küçük miktarda alkol katılıyor. Burada onun faydalı bir özelliğinden faydalanıldığı söylenebilir. Bu durumda meselenin hükmü ayrıca değerlendirilmelidir.
Yine domuz eti haram olduğu hâlde zaruret hâlinde, insanın hayatını kurtaracak başka bir yiyecek bulunmuyorsa, zaruret miktarınca yenmesine izin verilmiştir.
Mesela insan açlıktan ölmek üzereyse ve önünde yalnızca haram olan bir yiyecek varsa, o yiyecekten hayatını kurtaracak kadar yemesi zaruret hükmüne girer.
Buradan hareketle şunu düşünmek gerekir:
Allah'ın koyduğu her hükmün bir hikmeti vardır. Biz bazen o hikmeti biliriz, bazen de bilemeyiz.
Bu sebeple, “Ben sebebini bilmiyorum, o hâlde bunun hiçbir hikmeti yoktur.” demek doğru bir yaklaşım değildir.
Bu bölümdeki anlatımın maksadı, haramı helal göstermek değil; Allah'ın hükümlerinin hikmetlerini düşünmeye ve meseleleri farklı yönleriyle değerlendirmeye çağırmaktır.
---
Azrail Aleyhisselâm'ın İbrahim Aleyhisselâm'ın canını almaya geldiği vakit, İbrahim Aleyhisselâm'ın canını vermeye yanaşmadığı ve:
“Ben Allahü Teâlâ'nın dostu değil miyim? Dost dostun canını alır mı?”
dediği rivayet edilir.
Azrail Aleyhisselâm bunu Allahü Teâlâ'ya bildirince, Allahü Teâlâ'nın şöyle buyurduğu nakledilir:
“Ben de bir dostun durumuna şaşarım ki dostuna kavuşmak istemiyor.”
Bu anlatım, kulun Allah'a olan sevgisini ve ölümün Allah'a kavuşmaya vesile oluşunu düşünmek açısından ibretli bir rivayet olarak aktarılmıştır.
---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Sadakallahul Azîm. Bakara Suresi, 256. ayet.
Bu meseleye, nasip olursa, bir dahaki sohbetimizde devam edeceğiz.
---
Sırat Köprüsü - Sırat köprüsü denen bir köprünün olmadığını iddia edenler var. Ayet ve hadislerde Sırat Köprüsü hakkında bilgi var mı?
Kar©glan Hoca'nın bu konuyu izahı ve yorumu
Kar©glan'ın Sırat Köprüsü ve Haşr Risalesi
22 Ocak 2017
Sırat kelimesi Kur'an'da “köprü” olarak geçmez; fakat “yol” anlamında kullanılır. Fâtiha Suresi'nde “İhdinâ's-sırâtal müstakîm” denilir. Yani “Bizi dosdoğru yola ilet.” denir.
Daha öncelerdeki sesli vaazlarımızı takip edenler bu konudaki sesli izahımızı hatırlayacaklardır.
Bir ağacın dikilmesindeki bütün gayelerden biri, o ağacın meyve vermesi, meyvesine ulaşılması ve ondan faydalanılmasıdır.
İnsan denilen soy ağacının sonucunda da daha olgun bir insan hâline gelmek, yeni bilgileri sonraki nesillere taşımak ve insan soyunun devam etmesi için çocuk sahibi olmak, bir bakıma onun meyve vermesidir.
Öyleyse insanın öldükten sonra haşrolması da insanı meydana getiren unsurların yeniden toplanması şeklinde düşünülebilir.
Haşr meselesini şöyle bir örnekle anlatabiliriz:
Bir kadın hamile kaldığında, Manavgat'tan mandalina, Malatya'dan kayısı, Diyarbakır'dan karpuz geldiğini ve kadının bunları yediğini düşünelim. Bunlar doğacak çocuğun bedenini meydana getiren unsurların bir kısmına dönüşür.
Malatya'nın toprağı, Diyarbakır'ın toprağı ve başka yerlerin topraklarında yetişen ürünler, meyve ve sebze hâline gelir; insan tarafından yenilir ve bedenin bir parçası hâline gelir.
Amerika'dan fıstık, Amasya'dan elma ve başka yerlerden çeşitli yiyecekler gelir. Bütün bu unsurlar insan bedeninde birleşerek yeni bir insanın oluşumuna katkıda bulunur.
Benim burada anlatmak istediğim haşr düşüncesi de, farklı unsurların bir araya gelerek yeni bir bütün oluşturması üzerinden anlaşılabilir.
Sırat meselesine gelince:
Sıratın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğu ve cehennemin üzerine kurulacağı şeklinde rivayetler vardır. Bazı âlimler, anne rahmindeki ilk hâli ve anne karnını çocuk açısından bir tür cennet olarak değerlendirmişlerdir.
Çünkü çocuk için çalışma derdi, fatura derdi yoktur. Beslenmesi kendisine ulaşır. Anne karnında dış dünyadaki anlamıyla bir kirlenme de söz konusu değildir.
Buradan hareketle şöyle bir tefekkür yapılabilir:
Çocuğun anne rahmine ulaşmasını sağlayan biyolojik sistem de bir çeşit geçiş yoludur. Erkekten gelen üreme hücreleri, kadın rahmine ulaşır ve yeni bir hayatın başlangıcına vesile olur.
Bu sebeple ben Sırat meselesini yalnızca fiziksel bir köprü şeklinde değil, insanın bir hâlden başka bir hâle geçişini ifade eden sembolik bir “yol” olarak da düşünüyorum.
İlk insan Hz. Âdem Aleyhisselâm ile Hz. Havva'nın yaratılışı ve insan neslinin devamı da bu geçişin başlangıç noktalarından biri olarak düşünülebilir.
Burada anlattıklarımın bir kısmı benim tefekkür ve yorumlarımdır. Bunları biyolojik veya ilmî bir açıklama olarak değil, Sırat ve haşr kavramları üzerinde düşünmeye yardımcı olacak bir benzetme olarak değerlendirmek gerekir.
---
Risalenin Sonu
Bazı kimseler, yaratılışta yalnızca bir Âdem ve bir Havva bulunduğunu, bunların çocuklarının ikişer ikişer doğduğunu ve kardeşlerin birbirleriyle evlendirildiğini ileri süren yorumlar bulunduğunu söylerler.
Bu konuya bizim getirdiğimiz açıklama şöyledir:
Tavuğun yumurtlamasını düşünelim. Dokuz yumurtanın dokuzunu da aynı anda yumurtlamaz. Yumurtaların sayısı zaman içerisinde tamamlanır. Daha sonra tavuk kuluçkaya yatar ve civcivler çıkar.
Allah dileseydi elbette farklı bir sistem yaratabilirdi. Ancak tavuğun yumurtlamasına bir sistem ve düzen koymuştur.
Yumurtalar tavuğun içinde sıra hâlindedir. Bir yumurta olgunlaşır ve yumurtlanır; diğerleri sıradadır.
Belli bir zaman sonra yumurtalar tamamlanır ve kuluçka süreci başlar.
Buradan hareketle, insan neslinin yaratılışında da Allah'ın farklı bir düzen ve sistem kurmuş olabileceği üzerinde tefekkür edilebilir.
Aynı şekilde bir çiftlikte bir horozun ve tavukların soyunun nasıl devam ettiğini düşündüğümüzde, hayvanlarda da neslin devamı için belirli bir sistem olduğunu görürüz.
Buradaki benzetmenin maksadı, insan yaratılışı hakkında kesin bir biyolojik hüküm vermek değil; Allah'ın yaratmasında sistem, düzen ve aşamalar bulunduğunu anlatmaktır.
Allah dünyayı bir anda yaratmaya kadirdir. Fakat yaratılışta gördüğümüz düzen ve aşamalar, üzerinde düşünmemiz gereken ilahî bir sistemdir.
---
Hz. Lût'un Kızları ile Ensest İlişki Meselesi
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَجَاءهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُواْ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَا قَوْمِ هَؤُلاء بَنَاتِي هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَلاَ تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ
Ve câehu kavmuhu yuhraûne ileyhi ve min kablu kânû ya'melûnes seyyiât(seyyiâti), kâle yâ kavmi hâulâi benâtî hunne etharu lekum, fettekullâhe ve lâ tuhzûni fî dayfî, e leyse minkum raculun raşîdun.
Meali:
Eûzü billâhi mine'ş-şeytânirracîm.
Bismillahirrahmânirrahîm.
Kavmi, konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût dedi ki:
“Ey kavmim! İşte kızlarım. Onlarla nikâhlanmanız sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?”
Sadakallahul Azîm. Hûd Suresi, 78. ayet.
Ayete böyle bir meal verilmiştir.
Bu konuyu anlamaya çalışırken yalnızca bir kelimeye veya tek bir cümleye bakmak yerine, olayın tamamını ve Kur'an'ın genel hükümlerini değerlendirmek gerekir.
Bir köyde, kentte veya çiftlikte bir damızlık hayvan bulunabilir. Bu hayvanın nesli, yetiştiricilik amacıyla devam ettirilir. Hayvanların soylarının devamı için yapılan uygulamalar, insanlarla ilgili hükümlere doğrudan kıyas edilemez.
Burada önemli olan, Hz. Lût'un kavminin yaptığı çirkin fiiller ile Hz. Lût'un kavmini meşru ve temiz bir yola davet etmesi arasındaki farkı görmektir.
Bu konu hakkında farklı kaynaklarda farklı anlatımlar bulunmaktadır.
ALINTI
Tevrat Yaratılış 19. Bab:
1. İki melek akşamleyin Sodom'a vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak,
2. “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.” Melekler, “Olmaz” dediler, “Geceyi kent meydanında geçireceğiz.”
3. Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.
4. Onlar yatmadan, kentin erkekleri -Sodom'un her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler- evi sardı.
5. Lut'a seslenerek, “Bu gece sana gelen adamlar nerede?” diye sordular, “Getir onları da yatalım.”
6. Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı.
7. “Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın” dedi,
8. “Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın. Çünkü onlar konuğumdur, çatımın altına geldiler.”
9. Adamlar, “Çekil önümüzden!” diye karşılık verdiler, “Adam buraya dışarıdan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterini yaparız.” Lût'u ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar.
10. Ama içerideki adamlar uzanıp Lût'u evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar.
11. Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki adamlar kapıyı bulamaz oldu.
12. İçerideki iki adam Lût'a, “Senin burada başka kimin var?” diye sordular, “Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar.
13. Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında birçok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.”
14. Lût dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan adamlara, “Hemen buradan uzaklaşın!” dedi, “Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.” Ne var ki damat adayları onun şaka yaptığını sandılar.
15. Tan ağarırken melekler Lût'a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.”
16. Lût ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lût'un, karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar.
17. Kent dışına çıkınca adamlardan biri Lût'a, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.”
18. Lût, “Aman, efendim!” diye karşılık verdi,
19. “Ben kulunuzdan hoşnut kaldınız, canımı kurtarmakla bana büyük iyilik yaptınız. Ama dağa kaçamam. Çünkü felaket bana yetişir, ölürüm.
20. İşte, şurada kaçabileceğim yakın bir kent var, küçücük bir kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük bir kent.”
21. Adamlardan biri, “Peki, dileğini kabul ediyorum” dedi, “O kenti yıkmayacağım.
22. Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.” Bu yüzden o kente Soar adı verildi.
23. Lût Soar'a vardığında güneş doğmuştu.
24. RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı.
25. Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti.
26. Ancak Lût'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.
27. İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti.
28. Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.
29. Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim'i anımsamış ve Lût'un yaşadığı kentleri yok ederken Lût'u bu felaketin dışına çıkarmıştı.
30. Lût Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31. Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.”
33. O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lût yatıp kalktığının farkında değildi.
34. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.”
35. O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lût yatıp kalktığının farkında değildi.
36. Böylece Lût'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar.
37. Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlıların atasıdır.
38. Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonluların atasıdır.
ALINTI SONU
Bu alıntı üzerinden yapılan değerlendirmelerde, Tevrat metni ile Kur'an'ın anlatımının birbirinden ayrılması gerekir. Kur'an'ın verdiği mesajı kendi bütünlüğü içerisinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
---
MEHDİ'NİN MEZHEPLERİ, FIRKALARI VE DİNLERİ BİRLEŞTİRMESİ
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
“Hz. Mehdi geldiğinde dağılmış olan dini toplayacak.”
(Hadis-i Şerif)
Bu anlayışa göre Hanefî, Mâlikî, Hanbelî gibi mezhepler arasındaki ayrılıkların ve farklı dinî grupların dağınıklığının giderilmesi hedeflenmektedir.
Hazret-i Mehdi geldiğinde, doğru İslam bilgilerinin unutulmuş ve ortadan kalkmış olacağı rivayet edilir. Hazret-i Mehdi Ehl-i sünnet bilgilerini tazeleyeceği zaman, İslam âlimlerinin azalmış veya ortadan kalkmış olacağı ifade edilir.
Bu rivayetlerde, Hazret-i Mehdi'nin karşısına çıkacak bazı kişilerin onun getirdiği anlayışa karşı çıkacağı anlatılır.
Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın da Hazret-i Mehdi gibi içtihat edeceği yönünde bazı rivayet ve âlim görüşleri bulunmaktadır.
İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin naklettiği bir görüşte:
“Muhammed Parisa Hazretleri, Fusûl-i Sitte kitabında, İsa Aleyhisselâm gökten inip İmam-ı Âzam Ebû Hanife'nin mezhebine uygun içtihat edecek, onun helal dediğine helal diyecek, haram dediğine haram diyecektir.”
buyurulmaktadır.
Hazret-i Mehdi'nin İslamiyet'i yayacağı ve Resûlullah'ın sünnetlerini ortaya çıkaracağı yönünde de çeşitli rivayetler vardır.
“İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup sakının. Ancak onlar işlerini kendi aralarında farklı kitaplar hâlinde böldüler; her bir grup kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.”
[Mü'minûn Suresi, 52-53]
Bu ayetlerde ümmetin birlik içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilmektedir.
Allah başka bir ayette şöyle buyurur:
“O, dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti. Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.”
[Şûrâ Suresi, 13]
Mezhepleri birleştirme görevinin Hz. Mehdi'ye ait olduğu yönündeki görüşler, çeşitli eserlerde yer almaktadır.
Muhyiddin Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye isimli eserine atıfla şöyle bir bilgi aktarılmıştır:
“Hz. Mehdi, dini Peygamber'in zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.”
(Muhammed b. Resûl el-Hüseyn el-Berzencî, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)
Hüseyin Hilmi Işık'ın Saadet-i Ebediyye adlı eserinde de Hz. Mehdi'nin bu özelliği şöyle aktarılmıştır:
“Hazret-i Mehdi (a.s.) ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.) soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselâm'la buluşacak, mezhepleri kaldıracak, yalnız onun mezhebi kalacak.”
(H. Hilmi Işık, Saadet-i Ebediyye, s. 35)
Hadis ve rivayetlerden hareketle yapılan bu yorumlara göre Hz. Mehdi, Allah'a iman eden, aynı Peygamber'e biat etmiş, aynı Kitap'a inanan ve aynı kıbleye yönelen Müslümanlar arasındaki mezhep çatışmalarını sona erdirmeye vesile olacaktır.
Böylece olayları kör bir kavgaya dönüştüren öfke dolu bir ortam yerine, kardeşliğin ve sevginin hâkim olduğu bir ortamın oluşması hedeflenmektedir.
---
Kişiye Özel Din mi Olur? Diyenlere Cevabım
Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e farklı insanlar farklı sorularla geldiklerinde, onların durumlarına göre farklı cevaplar verdiği rivayet edilir.
Bedevi geldiğinde başka, Hz. Ali geldiğinde başka bir cevap vermesi, kişilerin durumlarının farklı olabileceğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.
Her şeye aynı ölçü uygulanmaz.
Mesela her vidaya aynı anahtar uymaz. Bazı vidalar küçük, bazıları daha büyük olabilir. Her vidanın kendisine uygun bir anahtarı vardır.
Dinî hükümlerde de kişinin durumu, şartları ve içinde bulunduğu zaruretler dikkate alınabilir.
Mesela ameliyat yapan bir doktoru düşünelim. Saatler süren bir ameliyatın ortasında bulunan doktorun, ameliyatı yarıda bırakıp bütün şartları değiştirmesi mümkün olmayabilir.
Burada dinin kolaylaştırıcı hükümleri, zaruretler ve kişinin şartları dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekir.
Dolayısıyla “kişiye göre hiçbir farklılık olmaz” şeklindeki genel bir yaklaşım yerine, İslam'ın zaruret, kolaylık ve şartlara göre hüküm verme prensiplerini de dikkate almak gerekir.
---
Şefaat Var mı? Kimler Şefaat Edebilir?
Şöyle bir örnek verelim:
Senin bir amcan var, onun da oğlu var. Sen inşaat malzemesi satıyorsun. Bazı mallara yüzde 40, bazılarına yüzde 50 kâr koymuşsun.
Sana gelen bir adam:
“Ben senin amcanın oğlunun arkadaşıyım. Bana biraz indirim yapabilir misin? İhtiyacım var.”
dese, sen de amcanla iyi olduğunu ve yeğenini sevdiğini düşünerek o kişiye indirim yapabilirsin.
Burada bir yakınlığın ve hatırın etkisiyle yapılan bir kolaylık söz konusu olur.
Benim burada vermek istediğim örnek, şefaat meselesini anlamaya yönelik bir benzetmedir.
Peygamberlerden ve Allah dostlarından bazılarına Allah'ın izniyle şefaat yetkisi verilmiş olması, İslam geleneğinde kabul edilen bir anlayıştır.
Onların hürmetine bazı sıkıntıların kaldırılması, yağmur duası yapılması ve insanların Allah'ın rahmetine vesile olmaları da bu çerçevede düşünülür.
Nitekim Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'in yağmur duasına çıktığı ve Allah'tan yağmur istediği rivayet edilmiştir.
Burada esas olan, şefaatin Allah'ın izniyle gerçekleşmesidir.
---
İktisad Meselesinde: Yetiş, Meded Ya Mehdi Vakfı
Allah'ın bir ekmek için çok sayıda buğday tanesi yaratması üzerine tefekkür edelim.
Bir başaktan tek başına bir ekmek çıkmaz. Bir ekmek için birçok buğday tanesi gerekir.
İnsan şöyle düşünebilir:
“Allah bunu neden daha büyük yaratmadı? Bir buğday tanesinden iki ekmek çıksaydı olmaz mıydı?”
Fakat Allah'ın yaratmasında böyle bir sistem vardır.
Bir ekmek için çok sayıda buğday tanesi gerekir. Her bir buğday tanesi de Allah'ın ilmi ve kudreti dâhilindedir.
Allah her birini özene bezene yaratmış, her birinden haberdar olmuştur.
Bunun üzerinde biraz tefekkür etmek gerekir:
Allah neden her şeyi daha basit ve daha büyük yaratmadı?
Bu sadece buğdayla ilgili midir, yoksa yaratılışta başka hikmetler de var mıdır?
Biraz tefekkür edin ve kendi aranızda bunun cevaplarını düşünün.
---
İktisad Meselesine Gelince:
Bir saat 60 dakikadır. Bir dakika 60 saniyedir.
İnsanda iki el vardır ve her el beş parmağa ayrılmıştır. Böylece iki elde on parmak bulunur.
Saniyeler dakikayı, dakikalar saati, saatler günü, günler ayı, aylar da seneyi oluşturur.
Buradan hareketle benim ekonomik tezimde, herkesin kendi bölgesindeki en küçük para biriminden bir payın ortak bir fonda toplanması düşünülmektedir.
Mesela Almanya'dan 1 cent, Amerika'dan kendi en küçük para birimi, Türkiye'den kuruş gibi her ülkenin en küçük para biriminden sembolik bir miktar alınabilir.
Bu para yalnızca bir ülke için değil, bütün insanlık için kullanılacak bir fon hâline getirilebilir.
En acil ve en önemli ihtiyaç neredeyse para öncelikle oraya harcanır.
Örneğin bir bölgede büyük bir felaket yaşanıyorsa ve başka bir bölgede daha küçük bir ihtiyaç varsa, ortak fon öncelikle büyük felaketin giderilmesine yönlendirilir.
Bu fonun adı benim düşüncemde “Raşidi Fon” olabilir.
Aynı şekilde “Raşid Yetiş Vakfı”, “Meded Vakfı” veya “Meded Ya Raşid Vakfı” gibi isimlerle yardım amaçlı bir yapı düşünülebilir.
“Simurg” burada bizleri temsil eden bir sembol olarak düşünülebilir.
Mehdi'yi bekleyen insanlar, yardım isteyenlere Allah'ın izniyle yetişmeye çalışan bir topluluk hâline gelebilirler.
Mehdi'nin gökten milyonlarca lira getirmesini beklemek yerine, insanların birlikte hareket ederek ihtiyaç sahiplerine yardımcı olması gerekir.
Kar©glan'ın İktisad Tezi — 23.01.2017
---
Diyanet Camisinde Tilavet Secdesi Meselesi
Buradaki bizim gittiğimiz Diyanet camisinde bir zamanlar Kur'an okunuyordu. Ayetlerden biri secde ayetine geldi ve okundu.
Hoca, “Bu ayet secde ayetiydi, haydi kalkın, tilavet secdesi yapılacak.” demedi.
Ben bunu söyledim ve daha sonra secde yaptık.
Ardından Kur'an baştan alındı ve aynı ayet tekrar okundu. Hoca yine ikinci defa secde yapılacağını söylemedi.
Hoca, “Birkaç defa okununca bir defa yapmak yeterlidir.” şeklinde cevap verdi.
Ben ise bu konuda farklı düşündüm ve bu sebeple camiye gitme konusunda soğukluk yaşadım.
Bunu şu misalle izah edelim:
Sen bir işçisin ve gün içinde susadın. Su bulamadın veya o anda su içme imkânın olmadı. Kendini tuttun ve gün geçti, akşam oldu.
İşten çıktın ve artık imkânın var. Bir bardak su içtin ve susuzluğun geçti. İkinci bardağı içmek istemedin.
Ama bilim insanları insan vücudunun gün içerisinde belli miktarda suya ihtiyaç duyduğunu söylüyor.
Burada mesele yalnızca bir bardak su içmek değil, ihtiyaca uygun miktarı almaktır.
Çamaşır makinesinde de benzer bir örnek düşünülebilir. Makine, yükün miktarına göre belli miktarda su kullanır. Çok az su kullanılırsa çamaşırlar yeterince temizlenmeyebilir.
Bu nedenle ibadetlerde de her meselenin kendi şartları ve hükmü içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Tilavet secdesi konusunda da farklı fıkıh mezheplerinin hükümleri bulunmaktadır. Bu sebeple böyle meselelerde farklı görüşleri öğrenmek ve mezheplerin delillerini birlikte değerlendirmek gerekir.
---
Zaman Karanlık Vaktine mi Gidiyor, Aydınlığa mı? Meselesi
Evet, yol kıyametin sabahına doğru gidiyorsa artık gece vakti diyebiliriz.
Fakat karanlık mı, aydınlık mı meselesine kısa ve öz cevap verirsek:
Eğer lamban, elektriğin ve ateşin varsa, gece olsa bile senin için karanlıkta kalmak diye bir şey olmayabilir.
Gece olsa da ışığın varsa aydınlıktasın.
Lamban yoksa karanlıkta kalırsın.
Benim bu konudaki tasavvufi yorumumda, Allah'ın semaya astığı yıldızlar ve ışıklar birer sembol olarak düşünülebilir.
Aziz ve mukarreb kimselerin ruhani aydınlığı da insanlara yol gösteren bir ışık gibi değerlendirilebilir.
Senin bir âlimin, bir mürşidin veya peygamberin varsa ve Allah'a inanıyorsan, hakikati arama yolunda karanlıkta kalmazsın.
Fakat Allah'a, peygamberlere ve hakikate sırtını dönersen, insan kendi tercihleriyle karanlıkta kalabilir.
---
Kader Bahsi
“Allah eğer herkese rolleri dağıttıysa, o zaman onlara bir de ceza verme hakkı yoktur.” diyorsun.
Yani rolleri Allah verdiyse, “Neden suç işledin, neden günah işledin?” diye soramaz diyorsun.
Mesela Allah mıknatısı yarattı ve insanda da çekicilik, cezbedicilik gibi özellikler bulunmaktadır.
Koyunu yarattı. İnsan için de “koyunlaşmak” şeklinde bir benzetme yapılabilir.
Köpeği yarattı. İnsan için de “köpekleşmek” şeklinde bir sıfat kullanılabilir.
Burada asıl mesele, insanın tercih hakkıdır.
İnsan hangi yolu seçeceğine karar verebilir.
İyiliği seçen de vardır, kötülüğü seçen de.
Benim burada yaptığım hayvanlar üzerinden kurduğum benzetmeler, insanın karakter ve davranışlarını anlatmak içindir.
Sonuçta insanın hangi yola tabi olduğuna bakmak gerekir.
Kimin koyunu oldun?
Peygamberin yolunun mu, salihlerin yolunun mu, yoksa seni Allah'tan uzaklaştıran bir yolun mu?
İnsan kime tabi olduğunu ve kimin peşinden gittiğini düşünmelidir.
---
“Allah Yeter” Bahsine Gelince
Cübbeli Ahmet Hoca'nın “Allah ete kemiğe büründü, Mahmut diye göründü” şeklinde söylediği iddia edilen söz üzerine bazı kimselerin ayet ve hadislerle itiraz ettiğini görüyoruz.
Kur'an'da şöyle buyurulur:
“Tuttular, bazı kullarını O'nun bir parçası saydılar. Şüphesiz insan gerçekten apaçık bir nankördür.”
[Zuhruf Suresi, 15]
Yine:
“Allah, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Benim de sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun barınağı ateştir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.”
[Mâide Suresi, 72]
Burada dikkat edilmesi gereken nokta Allah'ın yaratılmışlara benzetilmemesidir.
Biz rızkı verenin Allah olduğuna iman ederiz.
Peki insan rızkını nasıl alır?
Bir öğretmen devletten maaş alabilir. Bir işçi işverenden ücret alabilir.
Fakat bunlar rızkın asıl sahibi değildir. Bunlar rızkın ulaşmasına vesile olan sebeplerdir.
Rızkı veren Allah'tır; patron, işveren veya devlet ise rızkın insana ulaşmasında bir vesile olabilir.
Dolayısıyla sebep ile müsebbibi birbirine karıştırmamak gerekir.
Allah'ın dünyada bazı şeyleri sebepler vasıtasıyla yaratması, o sebeplerin Allah olması anlamına gelmez.
---
Akıl ve Kapasite Meselesi
Microsoft'un yazılım sistemlerini geliştiren insanlar bilgisayar teknolojisinin gelişmesine büyük katkılar sağlamışlardır.
Daha sonra internet ortaya çıktı ve Google gibi sistemler insanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırdı.
Sen bilgisayarda yazıyor, çiziyor ve çeşitli işlemler yapıyorsun. Fakat bütün bunları gerçekleştiren yazılım sistemleri vardır.
Buradan hareketle insan aklı ile onu yaratan Allah'ın ilmi arasında bir karşılaştırma yapmanın mümkün olmadığını düşünebiliriz.
İnsan aklının kapasitesi sınırlıdır.
Allah'ın ilmi ise sınırsızdır.
Bunu parmak örneğiyle de anlatabiliriz:
El bir bütündür. Beş parmak eli oluşturur.
El kola bağlıdır. Kol bedenin bir parçasıdır. Beden ise bundan daha büyük bir bütündür.
Her parça kendi içinde bir bütündür fakat daha büyük bir bütünün de parçasıdır.
Kirpiklerde de aynı şekilde her bir kirpik kendi başına bir birimdir. Fakat bütün kirpikler bir araya geldiğinde daha büyük bir bütün oluştururlar.
Dolayısıyla “kapasite” dediğimiz şeyi değerlendirirken, neye göre büyük veya küçük olduğunu düşünmek gerekir.
İnsan kendi kapasitesine bakarak her şeyi anlayabileceğini düşünmemelidir.
---
Mesela bir kuralı koyan kişi, bazı özel durumlarda o kurala istisna getirebilir.
Kırmızı ışıkta durmak bir kuraldır.
Fakat düşün ki arkadan freni kopmuş bir TIR geliyor ve sen orada kalırsan ezileceksin.
O anda canını kurtarmak için kırmızı ışığı geçmek zorunda kalabilirsin.
Bu durumda kuralı bilmediğin için değil, daha büyük bir zarardan korunmak için o anda farklı davranmış olursun.
Günah ve haram meselelerini değerlendirirken de zaruret, niyet, şartlar ve sonuçlar gibi konuların dikkate alınması gerekir.
Tanrı'yı kıyamete veya hata yapmaya zorlama hikâyesi olarak anlattığım mesele de buna benzer bir düşünce üzerinden ele alınabilir.
İlkokuldaki “deve-cüce” oyununu düşünelim.
Öğretmen çocuklara “deve” deyince kalkmalarını, “cüce” deyince oturmalarını söyler.
Çocukların hepsi kuralı bilir.
Fakat hızlı şekilde komutlar değiştirildiğinde, bir çocuk bir an önceki komutta kaldığı için hata yapabilir.
Bu, çocuğun kuralı bilmediği anlamına gelmez.
Sadece reaksiyon hızının yeterli olmaması sebebiyle hata yapmıştır.
Bu örnek üzerinden benim anlatmak istediğim, insanın bazı hatalarının bilgisizlikten değil, şartlardan ve zayıflıklardan kaynaklanabileceğini düşünmektir.
Dolayısıyla günah ve haram meselelerini değerlendirirken insanın niyetini, şartlarını, bilgisini ve içinde bulunduğu durumu da göz önünde bulundurmak gerekir.
---
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
“Allah'ım! Bizlere hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!”
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn. Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 28 Ocak 2017 Cumartesi
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


