Mevsim Geçişi, Sonbahara Giriş ve Yavaş Yavaş Ziya ve Alfa Hareketinin Terk Edilmesi
(Kar©glan'ın 21 Eylül 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Meali:
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden bir lütuf olarak size musahhar, yani emrinize amade kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler ve ibretler vardır.
Câsiye Suresi 13. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.
Meali:
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. Melekler de: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin de: “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.
Ve muhakkak ki “Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim musahhar, yani emre amade kıldı?” diye sorarsam mutlaka “Allah” derler. O hâlde, size yüklenen bu misyonun ve sorumluluğun kıymetini bilip ona sahip çıkın ve onu yüklenin. Yani yeryüzünde size verilen emaneti ve sorumluluğu yerine getirmeye çalışın.
Ankebût Suresi 61. ayet
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz
İman nurdur; yani bir ışık kaynağıdır. Akıl, kalp ve ruh onunla görür ve aydınlanır. Ziya ve güneşimizin ışığı ise gözümüzün görmesi için gerekli olan ışık kaynağıdır.
Öyleyse temsili bir misalle küfür ve imanı açıklayalım.
Deney:
Gece bir vakit lambayı yakalım ve karşımıza bir yere su dolu bir bardak koyalım. İşte ziya ve ışık, gözümüzün o bardağı görmesini sağlar.
Önce bardağın ve suyun orada olduğunu ilmen biliriz. Sonra bakarak aynel yakin görürüz. Daha sonra bardaktaki sudan biraz içip ona dokunarak hakkal yakin derecesinde tecrübe ederiz.
Sonra oradaki bir arkadaşımız veya eşimiz dostumuz lambayı bir müddet kapatsın ve tekrar açsın. Lamba kapanınca oradaki bardak ve su yok oluyor mu? Hayır. Lambanın kapanması ve ortamın karanlık olması, orada bulunan bardağın varlığını ortadan kaldırmaz.
Eğer biz o sudan içmiş ve bardağa dokunmuşsak, artık karanlık olduğunda orada bardağın olmadığını kimse bize inandıramaz.
İman da buna benzer. Hakkal yakin ile kalben inanmış olan kişi, görünürdeki şartlar değişse bile hakikatin varlığını inkâr etmez. Küfür ve inkâr ise, karanlıkta bardağı göremeyince “Bardak yok.” demeye benzetilebilir. Hâlbuki “Bardak yok.” demekle bardak yok olmaz. Lamba iki dakika sonra tekrar yakıldığında bardak yine orada hazır ve nazırdır.
Bu açıdan tevhidi temsilen şöyle düşünebiliriz: Lambayı söndürmek ve “Burada hiçbir şey yok.” demek “Lâ ilâhe” kısmını temsil eder. Lambayı yakıp “Evet, var ve burada.” demek ise “İllallah” anlayışını temsil eder.
Dolayısıyla inkâr ve küfür, bazen gözün görememesinden, bazen de aklın hakikati idrak edememesinden kaynaklanabilir. Bunlar birbirinden farklı meselelerdir.
Vaaz sohbetlerimizin birinde şöyle demiştik:
“Ey insanlık, görmez misiniz? Güneşin feri azalmış gibi görünüyor. Bu sene neredeyse bizde yaz bile olmadı.”
Güneş ışığına Arapçada “ziya” denilir. Buradaki “ziya” kavramını, güneş ışığının ve parıltısının yansıması anlamında ele alıyoruz.
Bu vaazımızın konusu da alfa, beta ve gama ışımaları, radyoaktivite ve ziya kavramları üzerinden yaptığımız tasavvufî yorumlardır.
Daha önceki sohbetlerimizde, burçlar ve insan nesli üzerinden de bazı sembolik yorumlar yapmıştık. İkizler burcu, güneşin çocukları, ziya ve diğer burçlarla ilgili anlattıklarımızı da bu sembolik sistem içerisinde değerlendirmek gerekir.
Kendi anlayışımıza göre, kâinattaki her unsurun bir denge içerisinde bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Nasıl ki çimentonun azlığı veya fazlalığı harcın dengesini bozabiliyorsa, kâinattaki unsurların da dengeli olması gerektiğini ifade ediyoruz.
Bu nedenle insanlar arasında konuşmayı, kaynaşmayı, aile kurmayı ve neslin devamını önemsemek gerektiğini söylüyoruz.
Muhammed Mustafa’nın “iki cihanın güneşi” şeklinde ifade edilmesi de bizim bu anlatımımızdaki sembolik anlayışlardan biridir. Bizler de bu anlayış içinde “güneşin çocukları” ve onun nurundan nasiplenen insanlar olarak kendimizi değerlendiriyoruz.
Güneş sistemimizin içerisindeki her özelliğin sistemin işleyişi açısından bir anlamı olduğunu ve her cibilliyetin bir peygamber grubunu temsil ettiğini daha önce de ifade etmiştik.
Örneğin keçiler ve oğlaklar üzerinden Şuayb ve Yakup aleyhisselamla ilgili sembolik bağlantılar kurmuş; bunların azalması veya çoğalması üzerinden çeşitli yorumlar yapmıştık.
Burada asıl anlatmak istediğimiz şudur: Her şeyin fazlası da azı da dengeyi bozabilir.
Radyoaktivite ve Alfa Işınımı
α (Alfa) ışıması; iki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeğinin yayılmasıdır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları ikişer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik etkileşimlere maruz kalabilirler. Alfa ışımalarının durdurulması diğer bazı ışımalarla karşılaştırıldığında daha kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile alfa parçacıklarını durdurabilir.
Bizim vaazımızdaki sembolik anlayışa göre, Peygamberimizin ziyasının devamını anlatmak için güneşimizin alfa ışınımı yapması gerektiği düşünülmektedir.
Alfa simgesi şöyledir:
α
Bizler, Muhammed Mustafa’nın Ehl-i Beyti ve onun yolunun takipçileri olarak, bu sembolik anlayış içerisinde “alfa hareketi” yapmamız gerektiğini ifade ediyoruz.
Bunun bazı örneklerini resimlerimizde gösteriyorum.
[attachment=31769]
[attachment=31770]
Bu, vaazımızdaki ifadeyle “alfa oturuşu”, yani “Mehdi oturuşu” olarak adlandırılmıştır.
Ayak ayak üstüne atıldığında bunun alfa oturuşu olmadığı ve bu oturuşun farklı olduğu ifade edilmektedir.
Fırçayı tutarken serçe parmağın arasından geçirmek veya misvak kullanımı da bu anlayış içerisinde alfa yansıması olarak değerlendirilmiştir. Misvak kullanımının Peygamberimizin sünnetiyle sabit olduğunu ifade ediyoruz.
[attachment=31771]
[attachment=31772]
Daha önceki sohbetlerimizde, bu oturuş ve hareketlerle ilgili yorumlarımızı aktarmıştık.
Bu uygulamaları benimseyen insanların çoğaldığını ve günlük hayatlarında uygulamaya başladıklarını da ifade etmiştik.
Bu sene sıcak bir yaz geçirdiğimizi düşünerek, artık sonbahara geldiğimizi ve yaprakların sararması, havaların serinlemesi gibi mevsimsel değişimlerin başlaması gerektiğini söyledik.
Bu nedenle kendi aileme ve çocuklarıma da sonbaharın geldiğini, artık “ziya hareketi” olarak ifade ettiğimiz alfa oturuşu ve diğer alfa hareketlerini bir süre terk etmelerini söyledim.
İslam ve tasavvuf anlayışımızda “terki terk” diye ifade edilen bir kavram vardır.
Tasavvufta Terki Terk Nedir?
Geçen senelerde, güneşimizin ziyasının azaldığını ve güneşimizin iki cihanın güneşi olan Muhammed Mustafa’nın ziya yaymasıyla ilgili sembolik bir anlatım yapmıştık.
Ayrıca ikizler burcunda doğan çocukların azalması, ziya hareketleri ve alfa hareketleri arasında da sembolik bağlantılar kurmuştuk.
Sizlere alfa oturuşu ve alfa hareketlerinden örnekler vermiştik.
Bu uygulamaların yaygınlaşmasını, bizim anlayışımıza göre ziyanın kuvvetlenmesiyle ilişkilendirmiştik.
Şimdi ise “terki terk etme” zamanının geldiğini söylüyoruz.
Her evden en az bir kişinin alfa hareketlerini ve oturuşunu bırakması gerektiğini, nasıl ki bazı davranışların yapılması belirli dönemlerde uygun görülüyorsa, gerektiğinde terk edilmesinin de bir anlamı olduğunu ifade ediyoruz.
Artık bu kadar sıcaklık ve ziyanın yeterli olduğunu düşünerek, biraz biraz terk edelim; fakat tamamen terk etmeyelim. Havaların da yavaş yavaş serinlemesini bekleyelim.
Tasavvufta Terki Terk Etmek Nedir?
Terk etmek, mesela Peygamberimizin abdestli gezme sünnetini öğrenip uygulamak ve abdestsiz dolaşmayı terk etmek gibidir.
İnsan bir noktaya gelir ve abdestsiz adım atmamaya başlar. Fakat sonunda, daha önce terk ettiği abdestsiz dolaşma hâline tekrar dönmesi, bir bakıma daha önceki terki de terk etmesi anlamına gelir.
Önce abdestsizliği terk etmiştik. Bu birinci terkti. İkinci terk ise o terk ettiğimiz şeyi de terk etmektir.
Bunun sebebini mevsimler üzerinden sembolik olarak açıklayabiliriz.
Mevsimler ilkbaharla başlar. İlkbaharda tabiat yeniden canlanır. Yeşil renk hâkim olur ve tabiat yeniden hayat bulur.
Daha sonra ilkbahar biterken yeşil buğdayın sararıp olgunlaşması, yeşil eriğin olgunlaşması ve karpuzun yetişmesi gibi değişimler meydana gelir. Yaz mevsimiyle birlikte kırmızı, sarı, turuncu ve aydınlık renkler daha belirgin hâle gelir.
Yaz bitince sararma, solma ve toprağa dönüş süreci başlar. Kahverengi ve toprak tonları öne çıkar.
Sonbahardan kışa geçerken ise gri, siyah ve daha koyu tonlar hâkim olur. Tabiat adeta kendisini gece ve karanlık renklerine bırakır.
Bunu daha önceki sohbetlerde de sembolik olarak açıklamıştık.
Kışın gelmesiyle gecelerin uzaması, yazın ise gündüzlerin uzun olması gibi tabiat olaylarını da bu sembolik sistem içerisinde değerlendirmiştik.
Burada anlatmak istediğimiz, iyilik ve kötülüğün, gece ve gündüzün, yaz ve kışın birbirini tamamlayan zıtlıklar olduğudur.
Gece hiç olmasa ve hep gündüz yaşansaydı ne zaman dinlenecektik? Hep yaz olsaydı dağlara kar nasıl yağacak, su kaynakları nasıl beslenecekti?
Dünyanın düzeni bu karşıtlıklarla devam etmektedir.
Bu nedenle insanın hayatında da her zaman aynı hâlde kalmaması, farklı hâlleri ve şartları anlayabilmesi gerekir.
Hz. Yunus kıssasını da bu açıdan sembolik olarak ele alabiliriz. İnsan bazen sıkıntı ve çilelerle karşılaştığında, “Ben de artık kötü olayım.” diye sitem edebilir. Fakat insanın asıl vazifesi, bu sitem hâlini aşarak yeniden hakikate dönmektir.
Yunus aleyhisselamın kıssasından alınabilecek derslerden biri de budur.
Yani mesele sadece iyi olmak veya kötü olmak değildir. Bazen karanlığın varlığı, aydınlığın kıymetini anlamamızı sağlar. Gece olmasa gündüzün, kış olmasa yazın kıymeti bilinmez.
Aynı şekilde insanların da iyiliğin değerini anlayabilmeleri için iyiliğin nasıl güzel bir sonuç meydana getirdiğini yaşayarak öğrenmeleri gerekir.
Ve Artık Ziyayı Terk Edip Yavaş Yavaş Karanlık Dönemine Geçiş
Bu dönemlerde önce bazı sünnetler kaçmaya başlayabilir. Burada sözünü ettiğimiz sünnet, namazın sünnetlerinden farklı olarak, bizim mevsimsel ve tasavvufî uygulamalarımıza ilişkin bir sünnet anlayışıdır.
Sonra bir vakit farzın kaçması, ardından iki vakit ve derken birkaç günlük namazın kaçırılması gibi durumlar meydana gelebilir.
Ancak namaz kaçırıldığında onu terk etmek değil, mutlaka kaza etmek gerekir.
Bu nedenle “eksi 31” şeklinde ifade ettiğimiz sembolik dönem, 31 vakit namazın kaçırılması anlamına geldiğinde bile bunun telafi edilmesi gerektiğini söylüyoruz.
Böylece, önceki sohbetlerimizde yeryüzünden gökyüzüne ve mevsimlere dair yaptığımız sembolik açıklamalardan birini daha aktarmış oluyoruz.
Sonbaharda gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması gerektiğini ifade etmiş ve bununla ilgili olarak şu ayeti zikretmiştik:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.
Sadakallâhü'l-Azîm — Hûd Suresi 114. ayet
Karanlığı ve geceyi ileriye almak, gecelerin uzamasını sağlamak veya gündüzü ve aydınlığı ileriye almak, gündüzlerin uzamasını sağlamak konusundaki uygulamalarımızı, bu vaazda tarikata mensup belirli bir makamda bulunan kişilere mahsus bir tasavvufî uygulama ve keşfî bilgi olarak anlatıyoruz.
Günler dönünce, yani 21 Haziran'dan sonra, bazı saliklerin kendilerine ilham geldiğini düşündükleri dönemlerde sabah namazlarını vaktin sonuna doğru kılmaları gerektiği ifade edilmektedir.
Buradaki anlayışa göre sabah namazı gecenin sınırını, işrak vakti ise gündüzün başlangıcını temsil etmektedir.
Yine günlerin uzaması gerektiği düşünülen dönemde, 21 Aralık'tan itibaren akşam tarafındaki namazların vaktin sonuna doğru bırakılması gerektiği yönünde bir uygulama anlatılmaktadır.
Bu anlatımın dinî hüküm olarak değil, vaazda aktarılan özel bir tasavvufî yorum ve uygulama olarak anlaşılması gerekir.
Bunun delili olarak da Zikri Raşidi Evradı içerisinde yer alan şu ayet zikredilmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyli, ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayyi, ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.
Meali:
Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.
Âl-i İmrân Suresi 27. ayet
Bu ayette bunları Allah'ın yaptığı açıkça belirtilmektedir.
Hz. İsa'nın da Allah'ın izniyle bazı mucizeler gösterdiği Kur'an'da anlatılmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي
Ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîle, ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî.
Mâide Suresi 110. ayetten pasaj
Buradan hareketle vaazımızdaki sembolik anlayışta, Allah'ın izniyle bazı kulların olağanüstü işlere vesile olabileceği ifade edilmektedir. Ancak bunların Allah'ın kudretinden bağımsız olmadığı özellikle vurgulanmaktadır.
---oOo---
Dünyaya gelmek şerefine erdiğimize göre, bu “teppich”te, yani bu desen ve dokuda bizim de bir desen oluşturmamız gerektiğini düşünüyoruz.
İsteriz ki bu desen diğerlerine örnek olsun ve yukarılarda tekrar edilecek bir model hâline gelsin.
Bunun için daha önce şöyle demiştik:
“River, nehir ile yarışma. Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener; çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.”
(Kar©glan sözü, 05.09.2016)
Yukarıdaki Sözün Açıklaması:
Muhammed misyonu, İbrahim misyonu ve benzeri büyük hareketler, akıp gelen bir nehir gibidir. Bunların çok sayıda takipçisi ve destekçisi vardır.
Tek başına bunlarla yarışmak mümkün değildir. Bir topluluk ve yol arkadaşlarıyla hareket etmek gerekir.
Tek bir insan, tek atlı bir araba gibidir. On kişi ise on atlı araba gibidir.
Bu anlayıştan hareketle Raşidi Tarikatı'nı kurma düşüncesini ifade ediyoruz.
طَرِيقَاتِ رَاشِدِي — Raşidi Tarikatı — Raşidin Yolu — Raşidin Çizdiği Yol Nedir? Kurucusu Kimdir? Edeb ve Adapları Nelerdir?
Raşidi Tarikatı Kurucusu Kimdir?
Başağaçlı Raşit Tunca — Kar©glan Hoca
Kurucunun Kısa Biyografisi:
Başağaçlı Raşit Tunca — Kar©glan Hoca Kimdir? Biyografisi
İsim: Raşit Tunca
Göbek İsmi: Selim
Soy Lakabı: Haceliler
Nickname: Kar©glan veya Karoglan ve Imageman
Baba İsmi: Mustafa
Anne İsmi: Rabia
Doğum: 1970, Başağaç
Eğitim:
İlkokul: 1976–1981, Başağaç
Ortaokul ve Lise: 1981–1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi
13.06.1988 tarihinde 8,25 diploma notu ile iyi dereceyle mezun oldu.
Yüksekokul/Üniversite: 1988–1989, AÜHF–AYO
1989 yılında üniversiteyi ikinci dönem sonunda yarım bırakıp terk etti ve 1989 yazında Avusturya'ya seyahat etti.
Mesleki Eğitim:
Elektrik Teknisyenliği, EBT ve EIT, Sigmundsherberg, Avusturya
Lehrabschlussprüfung:
Elektrobetriebstechniker, 25.01.2006 tarihinde başarıyla tamamlandı. Landesberufsschule Wiener Neustadt.
Lehrabschlussprüfung:
Elektroinstallationstechniker, 24.06.2006 tarihinde başarıyla tamamlandı. Landesberufsschule Stockerau für Elektrotechnik.
Öksüz:
1988 yılında babasının vefatı.
Ankara:
Yüksekokul eğitimi için Ankara'ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında, Keçiören Gazino Durağı ile Şose Durağı arasında bir apartmanda yaklaşık 3–4 hafta kaldı.
Sonra ücretli özel RESA yurdunda, Ulus'ta kaldı.
Daha sonra Balgat'taki devlet yurdunda kaldı.
Aile:
1990 yılı sonunda evlendi.
İki çocuğu vardır; biri oğlan, biri kız.
HAC VE UMRE:
1997 yılında annesiyle birlikte hac ve umre ziyaretini yaptı.
Dini ve Tasavvufi Hayat:
1991 yılında Burhamiye Tarikatı'na intisap etti.
1992 yılında Nakşibendî Tarikatı'na intisap etti.
2003–2004 yılları arasında Dusûkiye Tarikatı'na intisap etti.
Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol ve tarikat olmanın, yol çizmenin önemini fark etti. Kendi gittiği ve çizdiği yol olan Raşidin Yolunu, Raşidi Tarikatı'nı kurmaya karar verdi.
Yıl 2016, ay Ağustos.
Avusturya:
1989 yılında Avusturya'da taş ocağında işçi olarak çalıştı (Wiener Baustoff Werke).
Daha sonra firma iki defa el değiştirdi ve Poschacher Natursteinwerk oldu.
Daha sonra taş ocağından ayrıldı.
İki defa, yaklaşık altışar ay Büyük Kasap “Gresinger”de çalıştı.
Mesleki eğitim yaptı (Ausbildung Elektrobetriebstechniker), mezun oldu. Daha sonra “Installationstechniker” sınavına girdi, kazandı ve mezun oldu.
Liesing'deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.
Tarikatın Özelliği:
Mevsim Tarikatı; günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesine ilişkin talim, yol, tarik ve usul olarak tanımlanmaktadır.
Kuruluş Sebebi ve Prensibi:
“River, nehir ile yarışma. Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener; çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.”
(Kar©glan sözü, 05.09.2016)
Yukarıdaki sözün açıklaması:
Muhammed misyonu, İbrahim misyonu ve benzeri büyük hareketler, akıp gelen bir nehir gibidir. Bunların çok sayıda takipçisi vardır. Tek başına bunlarla yarışmak mümkün değildir.
Bu nedenle bir grup, cemaat veya tarikat içerisinde yol arkadaşlarıyla birlikte hareket etmenin daha güçlü olacağı düşünülmektedir.
Bu anlayıştan hareketle Raşidi Tarikatı'nın kurulduğu ifade edilmektedir.
Raşit – Raşid – RÂŞİD – رَاشِدٌ İsminin Anlamı:
Anlamları:
1. Doğru yola giden.
2. Akıllı.
3. İrşad edip öğreten.
4. Öğretmen.
5. Başöğretmen.
6. Öğreten ve eğiten Allah.
7. Öğretmen olan Allah.
8. Olgun, kemaline ermiş, yetişkin, genç ve delikanlı.
MÜRŞİD: Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.
Raşidi Tarikatının Amacı ve Gayesi:
Başağaçlı Raşit Tunca – Kar©glan Hoca'nın hakkalyakin veya keşfen bilip yaşadığını düşündüğü bilgileri bir cemaate ve gruba öğretmek ve bu misyonun devam ettirilmesini sağlamak.
Estaûzübillah
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Meali:
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden bir lütuf olarak size musahhar, yani emre amade kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler ve ibretler vardır.
Câsiye Suresi 13. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.
Meali:
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. Melekler de: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin de: “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
Başağaçlı Raşit Tunca – Kar©glan Hoca'nın hakkalyakin veya keşfen, insanoğlunun yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahip olduğunu düşündüğü ve bu konuda bazı tatbikler yaptığını ifade ettiği anlatımın devamında, bu bilgileri ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları ve tarikat mensupları aradığı belirtilmektedir.
Bu anlayışın amacı, insanın yeryüzünde ve kâinatta Allah'ın halifesi olduğu düşüncesini hakkalyakin olarak insanlara öğretmektir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.
Ve muhakkak ki “Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim musahhar, yani emre amade kıldı?” diye sorarsam mutlaka “Allah” derler.
Bu ayetten hareketle vaazımızda, insanın kendisine yüklenen sorumluluğun kıymetini bilmesi ve yeryüzündeki görevini yerine getirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Ankebût Suresi 61. ayet
![[Resim: 14729536866241.png]](https://image.1trk.net/uploads/14729536866241.png)
Zikir Nedir? Zikir Çeşitleri, Zikir Hakkında Ayetler ve Hadisler, Tasavvufta Zikir ve Adabı, Kur'an ile Zikretmek ve Zikri Raşidi Evradı
Sözlük Anlamı İtibariyle Zikir:
Zikir, hatırlamak ve anmak demektir. Bir şeyi telaffuz etmek, istenilen şeyi zihne döndürmek ve bildiğimiz şeyleri akılda sürekli tutmaya zikir denir.
Bir başka ifadeyle, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması veya hafızadakinin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulmasına zikir denilir.
İslami literatürde ise kavram olarak zikir; Allah'ı anmak üzere söylenmesi ve yapılması tavsiye edilen sözlü ve ameli davranışların tümünü kapsar.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh, e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb.
Meali:
Öyle ki iman edenler, gönülleri Allah'ın zikriyle huzura ve sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
Ra'd Suresi 28. ayet
Zikir, şükür kavramında olduğu gibi hem dil ile, hem kalp ile hem de beden ile, yani amellerle olmalıdır.
1- Dil ile Zikir:
Allah'ı isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih etmek, Kur'an okumak, Kur'an'ı dinlemek ve dua etmektir.
Dil ile yapılan zikir, kalbi zikre yol açmalıdır.
2- Kalp ile Zikir:
Kalbi zikir, bedenin zikrine, yani ameli zikre zemin hazırlamalıdır.
Ameli zikirden kastımız, Allah'ın yapmamızı istediği kulluk vazifeleri, başka bir ifadeyle ibadetlerdir.
Kalp ile zikir, Allah'ı gönülden anmaktır. Bu da üç çeşittir:
a) Allah'ın varlığına delalet eden delilleri düşünmek, O'nun isim ve sıfatlarını tefekkür etmektir. Allah'ın varlığına delalet eden delillerin başında Kur'an ayetleri ve kâinat gelir. Kur'an'da ve kâinatta yer alan ayetlerin tümünde, Yüce Yaratıcı'ya götüren, O'nun varlık ve birliğini gösteren, kuvvet ve kudretini gözler önüne seren sayısız alamet ve deliller bulunduğu ifade edilmektedir.
b) İlahi hükümleri, yani Allah'ın emir ve yasaklarını, kulluk görevlerimizi ve bunlarla ilgili delilleri düşünmek. Yani bir gönül ve vicdan muhasebesi yapmak gerekir. Ne ile mükellefim? Neyi ne kadar yapmam gerekir? İlahi teklifler benim için ne ifade ediyor? Bu soruların cevapları üzerinde düşünmek gerekir.
c) Benliğimizdeki ve evrendeki varlıkları ve bunların sırlarını tefekkür ederek her zerrenin, “yücelikler âlemi”ne ve Allah'ı gereği gibi bilmeye götüren birer ayna olduğunu görmek ve idrak etmektir.
Böyle bir zikirden alınacak zevkin bir göz açıp kapamak kadar kısa bir zamanı bile cihanlar değerindedir.
İşte bu noktada insan kendinden ve âlemden geçer.
3- Bedeni Zikir:
Salat, yani namaz, bedeni zikirdir.
Namazda ayakta durmak, eğilmek, secde etmek ve sonunda oturmak gibi hareketler talim ettirilmektedir.
Öyleyse Allah için ayakta durulursa bu da bir zikirdir. Allah için eğilinirse bu da zikirdir. Secde etmek de aynı şekilde bedeni zikrin bir parçasıdır.
Arapça, Ebced ve Frekans Üzerine Vaazdaki Yorumlar
Kur'an Arapçadır. Arapça, birçok kelimenin bağlama göre farklı anlamlar kazanabildiği zengin bir dildir.
Mesela:
Fetaha: Açmak.
Miftah: Anahtar.
Fâtih: Fetheden.
Bir kelimenin kökünden farklı kalıplar ve türevler meydana gelmesi, Arapçanın önemli özelliklerinden biridir.
Vaazımızda bundan hareketle Arapçanın şiir, musiki ve aruz vezniyle de bağlantısı kurulmaktadır.
Aruz veznindeki “fâilâtün, fâilâtün” gibi kalıpların ritim ve ses düzeniyle bağlantısı üzerinde durulmaktadır.
Ayrıca ebced hesabı üzerinden harflerin sayısal değerleri ile frekans kavramı arasında bir bağlantı kurulmaktadır.
Bu bölüm, vaazın keşfî ve kişisel yorumlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Vaazda, kelimelerin ebced değerlerinin belirli frekansları temsil ettiği ve zikrin tekrar edilmesiyle bazı enerji ve elektriksel etkilerin meydana gelebileceği şeklinde bir düşünce ortaya konulmaktadır.
Hz. Ali'ye nispet edilen, “Ben Allah'ı, her istediğimi vermemesinde bildim.” şeklindeki söz de bu bağlamda tefekkür edilmektedir.
Burada asıl soru şudur: Bir duanın kabul edilmemesi nasıl anlaşılmalıdır? İnsan bazen bunun ardındaki hikmeti bilemeyebilir. Bu nedenle dua, kader, imtihan ve ilahi hikmet arasındaki ilişki üzerinde düşünmek gerekir.
Vaazın bu bölümünde ayrıca ses, elektrik, frekans, ebced ve zikir arasında bağlantılar kurulmakta ve gelecekte bu ilişkilerin daha iyi anlaşılabileceği ifade edilmektedir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ulûl elbâb.
Meali:
“Bu, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”
Sâd Suresi 29. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.
Sadakallâhü'l-Azîm — Hûd Suresi 114. ayet
Raşidi Tarikatının Zikir ve Evradı Var mıdır? Nereden Temin Edebiliriz?
RAŞİD'İN ZİKİR EVRADI PRO8-4 KİTABINI İNDİR
PRO8-5 çıktı fakat henüz ekleyemedik.
Güncel yeni versiyonlar için “Download” bölümümüzü arada sırada ziyaret edin. Oradan hem okuyabilir hem de indirebilirsiniz.
https://rasittuncakitaplari.com/
Evradımızdaki duaların okuma süresini 2 saat ile 1,5 saat arasına düşürebilenler, her gün “Silsile-i Kasr”a Fatiha ısmarlarlar.
Silsile-i Kasr Budur:
1.) 7 Fatiha, 13 İhlas okunur ve Mehdi'ye, ehline, ashabına, cemaatine, sevdiklerine ve sevenlerine hediye edilir.
2.) Bu tarikatın pirinin ruhaniyetine 3 İhlas, 1 Fatiha.
3.) Okuyan kimse kendi ruhaniyetine 13 İhlas, 7 Fatiha.
4.) Evliysek ve çocuklarımız varsa, her birine küçükten büyüğe doğru 3 İhlas, 1 Fatiha.
5.) Eşimize, hanımımıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
6.) Küçükten büyüğe doğru kardeşlerimize 3 İhlas, 1 Fatiha. Sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur.
7.) Annemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
8.) Babamıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
9.) Babaannemize 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
10.) Babamızın babasına 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
11.) Anneannemize 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
12.) Annemizin babasına 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
13.) Hz. Hüseyin Efendimize 3 İhlas, 1 Fatiha.
14.) Hz. Ali Efendimize 3 İhlas, 1 Fatiha.
15.) Peygamberimiz Muhammed Mustafa için 13 İhlas, 7 Fatiha.
Bu duaların okuma süresini 1,5 saat ile 1 saat arasına düşürebilenler her gün “Silsile-i Kasr” okumayı bırakır ve “Silsile-i Kebir”e Fatiha ısmarlarlar.
Silsile-i Kebir Budur:
1.) 7 Fatiha, 13 İhlas okunur ve Mehdi'ye, ehline, ashabına, cemaatine, sevdiklerine ve sevenlerine hediye edilir.
2.) Bu tarikatın pirinin ruhaniyetine 3 İhlas, 1 Fatiha.
3.) Okuyan kimse kendi ruhaniyetine 13 İhlas, 7 Fatiha.
4.) Evliysek ve çocuklarımız varsa, her birine küçükten büyüğe doğru 3 İhlas, 1 Fatiha.
5.) Eşimize, hanımımıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
6.) Küçükten büyüğe doğru kardeşlerimize 3 İhlas, 1 Fatiha. Sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur.
7.) Annemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
8.) Babamıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
9.) Babaannemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
10.) Babamızın babasına 3 İhlas, 1 Fatiha.
11.) Anneannemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
12.) Annemizin babasına 3 İhlas, 1 Fatiha.
13.) Ali Zeynel Abidin'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
14.) Seyyidatına Zeynep'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
15.) Hz. Hüseyin'e 13 İhlas, 7 Fatiha.
16.) Hz. Hasan'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
17.) Hz. Fatımatü'z-Zehra'ya 3 İhlas, 1 Fatiha.
18.) Hz. Ali Efendimize 13 İhlas, 7 Fatiha.
19.) Hz. Osman'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
20.) Hz. Ömer'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
21.) Hz. Ebu Bekir'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
22.) Peygamberimiz Muhammed Mustafa için 13 İhlas, 7 Fatiha.
23.) Hz. Süleyman'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
24.) Hz. Hacer'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
25.) Hz. Yahya'ya 3 İhlas, 1 Fatiha.
26.) Hz. Yunus'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
27.) Hz. Mikail'e 13 İhlas, 7 Fatiha.
Dikkat: 25., 26. ve 27. maddeler sadece cumaları okunur.
Senede bir defa da “Silsile-i Ülâ”ya Fatiha ısmarlanır.
“Silsile-i Ülâ”yı Tespit Etmek İçin:
“Silsile-i Ülâ”yı tespit etmek için ailecek bir yerde toplanılır.
Kalem ve kâğıt alınıp yazmaya başlanır.
Evimizin sağ tarafına doğru gidince en yakındaki “Hasan” veya “Hüseyin” isminde kim varsa o tespit edilir. Hasan ise üst kolumuzun Peygamberimizin “şerifler” kolundan olduğu, Hüseyin ise seyyidlerden olduğu şeklinde bir bağlantı kurulmaktadır.
Sonra sağa veya sola doğru Hüseyin aranır. En yakın Hüseyin'in sağda mı, solda mı olduğu ve akrabalık dereceleri tespit edilir.
Anne tarafındansa anne tarafından o kola, baba tarafından akrabamız iseler baba tarafından o kola bağlı olduğumuz şeklinde değerlendirilir.
Sonra evimizin arka tarafına doğru ilk peygamber isimli kimse kimdir, hangi peygamberin kolundan olduğumuz düşünülüyorsa o tespit edilir ve isim yazılır.
Liste bu şekilde oluşturulur.
Evimizin sol tarafına doğru annemiz tarafından akraba olan en yakın evden başlanarak uzaklara doğru devam edilir. Bu başka bir şehre kadar uzanabilir.
“Hasan, Hüseyin, Fatma, Ali, Osman, Ömer, Bekir, Ayşe, Hatice, Zeynep” gibi isimler aranır. Ashabın isimlerinden olan kimseler de olabilir.
Daha sonra sağ tarafa doğru aynı işlem baba tarafından akrabalar için yapılır.
Sonra evimizin arkasındaki komşularımızdan başlayıp arkadan sağdan sola doğru giderek tekrar bize dönecek bir daire oluşturulur. Akraba olan veya olmayan, peygamber isimleri taşıyan tanıdıkların isimleri not edilir.
Bu çalışma, vaazda anlatıldığı şekliyle yaşanılan köy veya şehir sınırları içerisinde yapılır.
Not edilen çift isimler, en yakın komşu esas alınarak düzenlenir.
Bunun “Silsile-i Ülâ” olduğu ifade edilir.
Vaktin müsait olduğu bir zamanda, senede bir defa bu silsileye 3 İhlas, 1 Fatiha veya 3 Fatiha, 7 İhlas hediye edilir.
5. SINIF SOFİLER
“Hizbül Kebir”i yaz ve ilkbahar mevsiminde sabahleyin ikindiye kadar okur. İkindiden sonra “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur.
Kış ve sonbahar mevsiminde tersini yapar. Sabah “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur, ikindiden sonra da “Hizbül Kebir”i okur.
Hizbül Kebir Nedir?
Yukarıda yazdığımız, 1 ile 112 arasındaki bütün duaların tamamıdır.
Hizbül Kasr Nedir?
1 ile 16 arasındaki duaların tamamı ve sonuna 111 ve 112 numaralı duaların eklenmesidir.
Hizbül S-Kasr Nedir?
Hizbül Kasr okuyanlarda zamandan tasarruf etmek için, istiaze duası dışındaki bütün zikirler gerektiğinde onar defa okunur. Onar defa okunanlar ise ayrıca üç defa tekrar edilerek Hizbül S-Kasr oluşturulur.
Mevsim tesbihi çekme makamına çıkarılmış sofilerin bu makamı manen, ilham yoluyla bildikleri ifade edilir.
Günlük zikrini baştan 17 ve 18'e kadar, yani “Es'elüke” duasına kadar, 17 ve 18 dahil olmak üzere okuduktan hemen sonra bazı mevsimsel uygulamalar yapılır.
Yağmur veya kar yağması için:
Ağzının genişliği dibinin derinliğinden daha geniş olan bir tastan, yazları, ilkbaharları ve sonbaharları saf ve berrak soğuk sudan üç yudum içilir.
Sonbahar ve kışları süt içilir.
Her gün değil, sadece içmesi için ilham geldiği düşünülen günlerde içilir.
Tasın ağzında her zaman bir parmak boşluk bırakılır.
Su içerken dörtte dört saf ve sade memba suyu kullanılır.
Süt içerken dörtte üç süt, dörtte bir soğuk saf su ve yeterince şeker ile bir mini damla misk katılır.
Güneş doğması için:
İlham geldiği günlerde zikrin tamamı okunup bitirilinceye ve zikir bittikten 45 dakika sonrasına kadar, mecbur olmadıkça su, süt, çay ve benzeri içecekler içilmez.
Bu uygulamada zikrin hararetiyle insanın içinde ve çevresinde bir ısınma meydana geldiği ve bunun güneşin doğuşuyla sembolik olarak ilişkilendirildiği ifade edilmektedir.
Tas: Küçük komposto veya sütlaç tası ya da Ayetel Kürsi yazılı zemzem tası.
Su veya Süt: Vücut sıcaklığından daha soğuk olacak.
TESBİH ADABI
Açıklama:
Sofinin, aynen hat yazmaya başlayan birisinin önce hat kalemini açmasını ve kullanmasını öğrenmesi gibi, kendi zikir tesbihini kendisinin yapması gerektiği ifade edilmektedir.
Üç çeşit tesbih modeli vardır:
1. Sınıflar ve acemiler için kolay tesbih.
2. Sınıf ve üstü için çift kadranlı tesbih.
3. Sınıf ve üstü için, mevsimin ve havanın durumuna uygun renkte, renkli çift kadranlı mevsim tesbihi.
Renkler; siyah, kar beyazı, yeşil, bordo kırmızı, kahve veya sarı, saydam su rengi ve çamur rengi gibi çeşitlere ayrılmaktadır.
ZİKİR TESBİHİ RESİMLERİ
[attachment=31764]
[attachment=31765]
[attachment=31766]
[attachment=31767]
[attachment=31768]
Yaz mevsimi için bordo kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı, beyaz ve sarı sarıklı tesbih.
Sonbahar için koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzerine beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı tesbih.
İlkbahar için yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.
Kış için siyah üzerine bordo kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı tesbih.
Zemheri için beyaz üzerine türkis ayraçlı veya Karayip mavisi ve Karayip mavisi sarıklı tesbih.
Yağmur için saydam üzerine kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı tesbih.
9. SINIF SOFİLER
Allah zikri günde bir defa olmak üzere 6666 defa yapılır.
Burası “Güneş Makamı” olarak ifade edilmektedir. İzinsiz çekilmemesi gerektiği belirtilmektedir.
Günde sadece “Hizbül Kasr” ve 6666 Allah zikri çekilir.
10. ve 11. SINIF SOFİLER
Mevsim tesbihi talim edilir ve “muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar ve valiler” olarak adlandırılan manevi makamların tayin edildiği ifade edilir.
Daha sonra “onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” şeklindeki anlayış üzerinde, mutmain oluncaya kadar talim yapılır ve denemeler yaptırılır.
Bu sofilerin, manevi olarak hangi makamda olduklarını ilham yoluyla bildikleri ifade edilmektedir.
13. SINIF SOFİLER
Her bölgede bir kişi güneş makamına tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı ve Mikail ilminin birinci bölümü talim ettirilir.
Bir de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hastalandığında diğeri görevi devam ettirsin.
15. SINIF SOFİLER
Zamanın hâkimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye ve nasıl ileriye alınacağı üzerinde talim yapılır.
16. SINIF SOFİLER
Muhammed Mustafa'nın, “İki günü birbirine eş olan zarardadır.” şeklindeki sözü aktarılır.
Şeytan ve Deccal anlayışı üzerinden, insanın her gün yeni imtihanlarla karşılaştığı ifade edilmektedir.
Allah'ın o gün hangi imkânı ve hangi manevi silahı ikram ederse onu alıp zikir anlayışımıza katmak gerektiği söylenmektedir.
Vaazda ayrıca bazı duaların ters anlamlarının ortaya çıkabileceği şeklinde bir frekans anlayışı ileri sürülmektedir.
Örneğin “Onlar namazlarını muhafaza ederler.” şeklindeki bir ifadenin, tersine çevrildiğinde “Onlar namazlarını kaçırırlar.” şeklinde sonuç doğurabileceği ve bu nedenle bazı ibadetlerde sıkıntılar yaşanabileceği düşüncesi aktarılmaktadır.
Aynı şekilde “Ya Halîm, Ya Selîm” zikriyle sakinlik aranırken bunun tersine çevrilerek öfke ve hiddet meydana getirebileceği şeklinde bir yorum yapılmaktadır.
Bu bölüm, vaazın keşfî ve sembolik anlatım biçimlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Daha sonra şu dua aktarılmaktadır:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”
“Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O'nun katındadır.’”
(Hadis-i Şerif olarak aktarılmıştır.)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbitu, ve indehu ummul kitâb.
Meali:
Allah, dilediği şeyi siler, yok eder ve dilediğini sabit kılar. Ümmü'l-Kitâb O'nun katındadır.
Sadakallâhü'l-Azîm — Ra'd Suresi 39. ayet
Saliklerin, yani tarikata tabi olan yol arkadaşlarımızın, bu yolda belirli bir makama geldiklerinde çeşitli belalar ve musibetlerle karşılaşabilecekleri ifade edilmektedir.
Vaazda, insanın kendi yaptığı bazı uygulamaların ve karşılaştığı olayların kendisine geri dönebileceği şeklinde bir anlayış anlatılmaktadır.
Bu makamda kullanılmak üzere şu duanın tekrarlanması tavsiye edilmektedir:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”
Bu duanın 41 defa okunması önerilmekte, ancak sayının henüz kesin olarak belirlenmediği ve uygulamanın test edilmekte olduğu belirtilmektedir.
Dua:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”
(41 defa haricen okunacak.)
17. SINIF SOFİLER
Deprem konusu öğretilir ve Mikail aleyhisselamın ikinci kısım görevleri talim edilir.
19. SINIF SOFİLERE
Hızır makamı öğretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku bulunca araması öğretilir.
Bizatihi onunla, yani tarikatın pirinin ruhaniyetiyle kelam etmesi gerektiği ifade edilir ve Hızırlık makamına seçilenlerin listesi tutulur.
21. SINIF SOFİLER
Kıyamet konusu talim ettirilir ve bu makama çıkan kimseye kilit ve mühür vurulduğu ifade edilir.
23. SINIF SOFİLER
Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir.
Bu kâinatın yalnızca otomatik bir sistem olarak çalışmadığı, bazı manevi görevlerin insanlara da verildiği yönündeki anlayış, yaşatarak öğretilir.
Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir.
(Veliaht halife.)
24. SINIF SOFİLER
Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.
27. SINIF SOFİLER
Kader bahsi ve Sırat Köprüsü talim edilir. Telepati olarak ifade edilen manevi iletişim yöntemlerinin kullanılması üzerinde de talim yapılır.
28. SINIF
Mevlid sırrı talim ettirilir.
---oOo---
Vaazımızı, dün keşfettiğim bir hikmet ve komik bir nükte ile sonlandıralım.
Mevlânâ için, Şeb-i Arûs yani ölümüne giderken düğüne gider gibi gittiği söylenir. Bu nedenle insanların da böyle bir hâl ile dua ettikleri olur.
Benim çocukluğumda PTT, yukarıdaki anlayışla bağlantılı olduğunu düşündüğüm bir pul çıkarmıştı. O zaman anlamamıştım. Çocukken pul koleksiyoncusuydum.
Şimdi bu konuyu daha farklı anlıyorum.
Buradan çıkarılacak nükte şudur: İnsan, yaptığı duanın ne anlama geldiğini iyi düşünmelidir.
Ey yolcu, ne istediğini ve ne için dua ettiğini iyi bil.
Etmen gereken duaların Kur'an'da ve sünnette karşılıkları vardır. Bu nedenle ölçüsüz ve ne anlama geldiği düşünülmeden dualar uydurmak yerine, Kur'an ve sünnette bulunan dualara yönelmek daha doğru olacaktır.
Velhasıl kelam:
---oOo---
Rabbim, yolumuzdan gidecek olan Raşidi Tarikatı mensuplarına bu tariki, bu yolu ve zikrimizi, Raşidi zikrini, erbabına ve müntesiplerimize hayırlı ve mübarek kılsın.
“Cenneti Adn”i de menzil eylesin, varılacak yer eylesin.
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 21 Eylül Çarşamba
Original Kar © glan
(Kar©glan'ın 21 Eylül 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Meali:
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden bir lütuf olarak size musahhar, yani emrinize amade kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler ve ibretler vardır.
Câsiye Suresi 13. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.
Meali:
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. Melekler de: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin de: “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.
Ve muhakkak ki “Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim musahhar, yani emre amade kıldı?” diye sorarsam mutlaka “Allah” derler. O hâlde, size yüklenen bu misyonun ve sorumluluğun kıymetini bilip ona sahip çıkın ve onu yüklenin. Yani yeryüzünde size verilen emaneti ve sorumluluğu yerine getirmeye çalışın.
Ankebût Suresi 61. ayet
“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.”
Yolculuğumuza Başlıyoruz
İman nurdur; yani bir ışık kaynağıdır. Akıl, kalp ve ruh onunla görür ve aydınlanır. Ziya ve güneşimizin ışığı ise gözümüzün görmesi için gerekli olan ışık kaynağıdır.
Öyleyse temsili bir misalle küfür ve imanı açıklayalım.
Deney:
Gece bir vakit lambayı yakalım ve karşımıza bir yere su dolu bir bardak koyalım. İşte ziya ve ışık, gözümüzün o bardağı görmesini sağlar.
Önce bardağın ve suyun orada olduğunu ilmen biliriz. Sonra bakarak aynel yakin görürüz. Daha sonra bardaktaki sudan biraz içip ona dokunarak hakkal yakin derecesinde tecrübe ederiz.
Sonra oradaki bir arkadaşımız veya eşimiz dostumuz lambayı bir müddet kapatsın ve tekrar açsın. Lamba kapanınca oradaki bardak ve su yok oluyor mu? Hayır. Lambanın kapanması ve ortamın karanlık olması, orada bulunan bardağın varlığını ortadan kaldırmaz.
Eğer biz o sudan içmiş ve bardağa dokunmuşsak, artık karanlık olduğunda orada bardağın olmadığını kimse bize inandıramaz.
İman da buna benzer. Hakkal yakin ile kalben inanmış olan kişi, görünürdeki şartlar değişse bile hakikatin varlığını inkâr etmez. Küfür ve inkâr ise, karanlıkta bardağı göremeyince “Bardak yok.” demeye benzetilebilir. Hâlbuki “Bardak yok.” demekle bardak yok olmaz. Lamba iki dakika sonra tekrar yakıldığında bardak yine orada hazır ve nazırdır.
Bu açıdan tevhidi temsilen şöyle düşünebiliriz: Lambayı söndürmek ve “Burada hiçbir şey yok.” demek “Lâ ilâhe” kısmını temsil eder. Lambayı yakıp “Evet, var ve burada.” demek ise “İllallah” anlayışını temsil eder.
Dolayısıyla inkâr ve küfür, bazen gözün görememesinden, bazen de aklın hakikati idrak edememesinden kaynaklanabilir. Bunlar birbirinden farklı meselelerdir.
Vaaz sohbetlerimizin birinde şöyle demiştik:
“Ey insanlık, görmez misiniz? Güneşin feri azalmış gibi görünüyor. Bu sene neredeyse bizde yaz bile olmadı.”
Güneş ışığına Arapçada “ziya” denilir. Buradaki “ziya” kavramını, güneş ışığının ve parıltısının yansıması anlamında ele alıyoruz.
Bu vaazımızın konusu da alfa, beta ve gama ışımaları, radyoaktivite ve ziya kavramları üzerinden yaptığımız tasavvufî yorumlardır.
Daha önceki sohbetlerimizde, burçlar ve insan nesli üzerinden de bazı sembolik yorumlar yapmıştık. İkizler burcu, güneşin çocukları, ziya ve diğer burçlarla ilgili anlattıklarımızı da bu sembolik sistem içerisinde değerlendirmek gerekir.
Kendi anlayışımıza göre, kâinattaki her unsurun bir denge içerisinde bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Nasıl ki çimentonun azlığı veya fazlalığı harcın dengesini bozabiliyorsa, kâinattaki unsurların da dengeli olması gerektiğini ifade ediyoruz.
Bu nedenle insanlar arasında konuşmayı, kaynaşmayı, aile kurmayı ve neslin devamını önemsemek gerektiğini söylüyoruz.
Muhammed Mustafa’nın “iki cihanın güneşi” şeklinde ifade edilmesi de bizim bu anlatımımızdaki sembolik anlayışlardan biridir. Bizler de bu anlayış içinde “güneşin çocukları” ve onun nurundan nasiplenen insanlar olarak kendimizi değerlendiriyoruz.
Güneş sistemimizin içerisindeki her özelliğin sistemin işleyişi açısından bir anlamı olduğunu ve her cibilliyetin bir peygamber grubunu temsil ettiğini daha önce de ifade etmiştik.
Örneğin keçiler ve oğlaklar üzerinden Şuayb ve Yakup aleyhisselamla ilgili sembolik bağlantılar kurmuş; bunların azalması veya çoğalması üzerinden çeşitli yorumlar yapmıştık.
Burada asıl anlatmak istediğimiz şudur: Her şeyin fazlası da azı da dengeyi bozabilir.
Radyoaktivite ve Alfa Işınımı
α (Alfa) ışıması; iki nötron ve iki protondan meydana gelen, +2 yüklü bir helyum çekirdeğinin yayılmasıdır. Bu ışıma sonucunda proton ve nötron sayıları ikişer birim azalır. Bu tanecikler +2 yüklü oldukları için elektromanyetik etkileşimlere maruz kalabilirler. Alfa ışımalarının durdurulması diğer bazı ışımalarla karşılaştırıldığında daha kolaydır. Örneğin bir kâğıt yaprak bile alfa parçacıklarını durdurabilir.
Bizim vaazımızdaki sembolik anlayışa göre, Peygamberimizin ziyasının devamını anlatmak için güneşimizin alfa ışınımı yapması gerektiği düşünülmektedir.
Alfa simgesi şöyledir:
α
Bizler, Muhammed Mustafa’nın Ehl-i Beyti ve onun yolunun takipçileri olarak, bu sembolik anlayış içerisinde “alfa hareketi” yapmamız gerektiğini ifade ediyoruz.
Bunun bazı örneklerini resimlerimizde gösteriyorum.
[attachment=31769]
[attachment=31770]
Bu, vaazımızdaki ifadeyle “alfa oturuşu”, yani “Mehdi oturuşu” olarak adlandırılmıştır.
Ayak ayak üstüne atıldığında bunun alfa oturuşu olmadığı ve bu oturuşun farklı olduğu ifade edilmektedir.
Fırçayı tutarken serçe parmağın arasından geçirmek veya misvak kullanımı da bu anlayış içerisinde alfa yansıması olarak değerlendirilmiştir. Misvak kullanımının Peygamberimizin sünnetiyle sabit olduğunu ifade ediyoruz.
[attachment=31771]
[attachment=31772]
Daha önceki sohbetlerimizde, bu oturuş ve hareketlerle ilgili yorumlarımızı aktarmıştık.
Bu uygulamaları benimseyen insanların çoğaldığını ve günlük hayatlarında uygulamaya başladıklarını da ifade etmiştik.
Bu sene sıcak bir yaz geçirdiğimizi düşünerek, artık sonbahara geldiğimizi ve yaprakların sararması, havaların serinlemesi gibi mevsimsel değişimlerin başlaması gerektiğini söyledik.
Bu nedenle kendi aileme ve çocuklarıma da sonbaharın geldiğini, artık “ziya hareketi” olarak ifade ettiğimiz alfa oturuşu ve diğer alfa hareketlerini bir süre terk etmelerini söyledim.
İslam ve tasavvuf anlayışımızda “terki terk” diye ifade edilen bir kavram vardır.
Tasavvufta Terki Terk Nedir?
Geçen senelerde, güneşimizin ziyasının azaldığını ve güneşimizin iki cihanın güneşi olan Muhammed Mustafa’nın ziya yaymasıyla ilgili sembolik bir anlatım yapmıştık.
Ayrıca ikizler burcunda doğan çocukların azalması, ziya hareketleri ve alfa hareketleri arasında da sembolik bağlantılar kurmuştuk.
Sizlere alfa oturuşu ve alfa hareketlerinden örnekler vermiştik.
Bu uygulamaların yaygınlaşmasını, bizim anlayışımıza göre ziyanın kuvvetlenmesiyle ilişkilendirmiştik.
Şimdi ise “terki terk etme” zamanının geldiğini söylüyoruz.
Her evden en az bir kişinin alfa hareketlerini ve oturuşunu bırakması gerektiğini, nasıl ki bazı davranışların yapılması belirli dönemlerde uygun görülüyorsa, gerektiğinde terk edilmesinin de bir anlamı olduğunu ifade ediyoruz.
Artık bu kadar sıcaklık ve ziyanın yeterli olduğunu düşünerek, biraz biraz terk edelim; fakat tamamen terk etmeyelim. Havaların da yavaş yavaş serinlemesini bekleyelim.
Tasavvufta Terki Terk Etmek Nedir?
Terk etmek, mesela Peygamberimizin abdestli gezme sünnetini öğrenip uygulamak ve abdestsiz dolaşmayı terk etmek gibidir.
İnsan bir noktaya gelir ve abdestsiz adım atmamaya başlar. Fakat sonunda, daha önce terk ettiği abdestsiz dolaşma hâline tekrar dönmesi, bir bakıma daha önceki terki de terk etmesi anlamına gelir.
Önce abdestsizliği terk etmiştik. Bu birinci terkti. İkinci terk ise o terk ettiğimiz şeyi de terk etmektir.
Bunun sebebini mevsimler üzerinden sembolik olarak açıklayabiliriz.
Mevsimler ilkbaharla başlar. İlkbaharda tabiat yeniden canlanır. Yeşil renk hâkim olur ve tabiat yeniden hayat bulur.
Daha sonra ilkbahar biterken yeşil buğdayın sararıp olgunlaşması, yeşil eriğin olgunlaşması ve karpuzun yetişmesi gibi değişimler meydana gelir. Yaz mevsimiyle birlikte kırmızı, sarı, turuncu ve aydınlık renkler daha belirgin hâle gelir.
Yaz bitince sararma, solma ve toprağa dönüş süreci başlar. Kahverengi ve toprak tonları öne çıkar.
Sonbahardan kışa geçerken ise gri, siyah ve daha koyu tonlar hâkim olur. Tabiat adeta kendisini gece ve karanlık renklerine bırakır.
Bunu daha önceki sohbetlerde de sembolik olarak açıklamıştık.
Kışın gelmesiyle gecelerin uzaması, yazın ise gündüzlerin uzun olması gibi tabiat olaylarını da bu sembolik sistem içerisinde değerlendirmiştik.
Burada anlatmak istediğimiz, iyilik ve kötülüğün, gece ve gündüzün, yaz ve kışın birbirini tamamlayan zıtlıklar olduğudur.
Gece hiç olmasa ve hep gündüz yaşansaydı ne zaman dinlenecektik? Hep yaz olsaydı dağlara kar nasıl yağacak, su kaynakları nasıl beslenecekti?
Dünyanın düzeni bu karşıtlıklarla devam etmektedir.
Bu nedenle insanın hayatında da her zaman aynı hâlde kalmaması, farklı hâlleri ve şartları anlayabilmesi gerekir.
Hz. Yunus kıssasını da bu açıdan sembolik olarak ele alabiliriz. İnsan bazen sıkıntı ve çilelerle karşılaştığında, “Ben de artık kötü olayım.” diye sitem edebilir. Fakat insanın asıl vazifesi, bu sitem hâlini aşarak yeniden hakikate dönmektir.
Yunus aleyhisselamın kıssasından alınabilecek derslerden biri de budur.
Yani mesele sadece iyi olmak veya kötü olmak değildir. Bazen karanlığın varlığı, aydınlığın kıymetini anlamamızı sağlar. Gece olmasa gündüzün, kış olmasa yazın kıymeti bilinmez.
Aynı şekilde insanların da iyiliğin değerini anlayabilmeleri için iyiliğin nasıl güzel bir sonuç meydana getirdiğini yaşayarak öğrenmeleri gerekir.
Ve Artık Ziyayı Terk Edip Yavaş Yavaş Karanlık Dönemine Geçiş
Bu dönemlerde önce bazı sünnetler kaçmaya başlayabilir. Burada sözünü ettiğimiz sünnet, namazın sünnetlerinden farklı olarak, bizim mevsimsel ve tasavvufî uygulamalarımıza ilişkin bir sünnet anlayışıdır.
Sonra bir vakit farzın kaçması, ardından iki vakit ve derken birkaç günlük namazın kaçırılması gibi durumlar meydana gelebilir.
Ancak namaz kaçırıldığında onu terk etmek değil, mutlaka kaza etmek gerekir.
Bu nedenle “eksi 31” şeklinde ifade ettiğimiz sembolik dönem, 31 vakit namazın kaçırılması anlamına geldiğinde bile bunun telafi edilmesi gerektiğini söylüyoruz.
Böylece, önceki sohbetlerimizde yeryüzünden gökyüzüne ve mevsimlere dair yaptığımız sembolik açıklamalardan birini daha aktarmış oluyoruz.
Sonbaharda gündüzlerin kısalması ve gecelerin uzaması gerektiğini ifade etmiş ve bununla ilgili olarak şu ayeti zikretmiştik:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.
Sadakallâhü'l-Azîm — Hûd Suresi 114. ayet
Karanlığı ve geceyi ileriye almak, gecelerin uzamasını sağlamak veya gündüzü ve aydınlığı ileriye almak, gündüzlerin uzamasını sağlamak konusundaki uygulamalarımızı, bu vaazda tarikata mensup belirli bir makamda bulunan kişilere mahsus bir tasavvufî uygulama ve keşfî bilgi olarak anlatıyoruz.
Günler dönünce, yani 21 Haziran'dan sonra, bazı saliklerin kendilerine ilham geldiğini düşündükleri dönemlerde sabah namazlarını vaktin sonuna doğru kılmaları gerektiği ifade edilmektedir.
Buradaki anlayışa göre sabah namazı gecenin sınırını, işrak vakti ise gündüzün başlangıcını temsil etmektedir.
Yine günlerin uzaması gerektiği düşünülen dönemde, 21 Aralık'tan itibaren akşam tarafındaki namazların vaktin sonuna doğru bırakılması gerektiği yönünde bir uygulama anlatılmaktadır.
Bu anlatımın dinî hüküm olarak değil, vaazda aktarılan özel bir tasavvufî yorum ve uygulama olarak anlaşılması gerekir.
Bunun delili olarak da Zikri Raşidi Evradı içerisinde yer alan şu ayet zikredilmektedir:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
تُولِجُ اللَّيْلَ فِي الْنَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الَمَيَّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَن تَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyli, ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayyi, ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb.
Meali:
Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğini hesapsız rızıklandırırsın.
Âl-i İmrân Suresi 27. ayet
Bu ayette bunları Allah'ın yaptığı açıkça belirtilmektedir.
Hz. İsa'nın da Allah'ın izniyle bazı mucizeler gösterdiği Kur'an'da anlatılmaktadır:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الأَكْمَهَ وَالأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوتَى بِإِذْنِي
Ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîle, ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî.
Mâide Suresi 110. ayetten pasaj
Buradan hareketle vaazımızdaki sembolik anlayışta, Allah'ın izniyle bazı kulların olağanüstü işlere vesile olabileceği ifade edilmektedir. Ancak bunların Allah'ın kudretinden bağımsız olmadığı özellikle vurgulanmaktadır.
---oOo---
Dünyaya gelmek şerefine erdiğimize göre, bu “teppich”te, yani bu desen ve dokuda bizim de bir desen oluşturmamız gerektiğini düşünüyoruz.
İsteriz ki bu desen diğerlerine örnek olsun ve yukarılarda tekrar edilecek bir model hâline gelsin.
Bunun için daha önce şöyle demiştik:
“River, nehir ile yarışma. Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener; çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.”
(Kar©glan sözü, 05.09.2016)
Yukarıdaki Sözün Açıklaması:
Muhammed misyonu, İbrahim misyonu ve benzeri büyük hareketler, akıp gelen bir nehir gibidir. Bunların çok sayıda takipçisi ve destekçisi vardır.
Tek başına bunlarla yarışmak mümkün değildir. Bir topluluk ve yol arkadaşlarıyla hareket etmek gerekir.
Tek bir insan, tek atlı bir araba gibidir. On kişi ise on atlı araba gibidir.
Bu anlayıştan hareketle Raşidi Tarikatı'nı kurma düşüncesini ifade ediyoruz.
طَرِيقَاتِ رَاشِدِي — Raşidi Tarikatı — Raşidin Yolu — Raşidin Çizdiği Yol Nedir? Kurucusu Kimdir? Edeb ve Adapları Nelerdir?
Raşidi Tarikatı Kurucusu Kimdir?
Başağaçlı Raşit Tunca — Kar©glan Hoca
Kurucunun Kısa Biyografisi:
Başağaçlı Raşit Tunca — Kar©glan Hoca Kimdir? Biyografisi
İsim: Raşit Tunca
Göbek İsmi: Selim
Soy Lakabı: Haceliler
Nickname: Kar©glan veya Karoglan ve Imageman
Baba İsmi: Mustafa
Anne İsmi: Rabia
Doğum: 1970, Başağaç
Eğitim:
İlkokul: 1976–1981, Başağaç
Ortaokul ve Lise: 1981–1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi
13.06.1988 tarihinde 8,25 diploma notu ile iyi dereceyle mezun oldu.
Yüksekokul/Üniversite: 1988–1989, AÜHF–AYO
1989 yılında üniversiteyi ikinci dönem sonunda yarım bırakıp terk etti ve 1989 yazında Avusturya'ya seyahat etti.
Mesleki Eğitim:
Elektrik Teknisyenliği, EBT ve EIT, Sigmundsherberg, Avusturya
Lehrabschlussprüfung:
Elektrobetriebstechniker, 25.01.2006 tarihinde başarıyla tamamlandı. Landesberufsschule Wiener Neustadt.
Lehrabschlussprüfung:
Elektroinstallationstechniker, 24.06.2006 tarihinde başarıyla tamamlandı. Landesberufsschule Stockerau für Elektrotechnik.
Öksüz:
1988 yılında babasının vefatı.
Ankara:
Yüksekokul eğitimi için Ankara'ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında, Keçiören Gazino Durağı ile Şose Durağı arasında bir apartmanda yaklaşık 3–4 hafta kaldı.
Sonra ücretli özel RESA yurdunda, Ulus'ta kaldı.
Daha sonra Balgat'taki devlet yurdunda kaldı.
Aile:
1990 yılı sonunda evlendi.
İki çocuğu vardır; biri oğlan, biri kız.
HAC VE UMRE:
1997 yılında annesiyle birlikte hac ve umre ziyaretini yaptı.
Dini ve Tasavvufi Hayat:
1991 yılında Burhamiye Tarikatı'na intisap etti.
1992 yılında Nakşibendî Tarikatı'na intisap etti.
2003–2004 yılları arasında Dusûkiye Tarikatı'na intisap etti.
Tasavvuf yolunda devam ederken, bir yol ve tarikat olmanın, yol çizmenin önemini fark etti. Kendi gittiği ve çizdiği yol olan Raşidin Yolunu, Raşidi Tarikatı'nı kurmaya karar verdi.
Yıl 2016, ay Ağustos.
Avusturya:
1989 yılında Avusturya'da taş ocağında işçi olarak çalıştı (Wiener Baustoff Werke).
Daha sonra firma iki defa el değiştirdi ve Poschacher Natursteinwerk oldu.
Daha sonra taş ocağından ayrıldı.
İki defa, yaklaşık altışar ay Büyük Kasap “Gresinger”de çalıştı.
Mesleki eğitim yaptı (Ausbildung Elektrobetriebstechniker), mezun oldu. Daha sonra “Installationstechniker” sınavına girdi, kazandı ve mezun oldu.
Liesing'deki firmalarda elektrik teknisyeni olarak çalıştı.
Tarikatın Özelliği:
Mevsim Tarikatı; günlerin, ayların, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ziyanın ve mevsimlerin devam ettirilmesine ilişkin talim, yol, tarik ve usul olarak tanımlanmaktadır.
Kuruluş Sebebi ve Prensibi:
“River, nehir ile yarışma. Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener; çünkü sen yorulursun, ama o yorulmaz.”
(Kar©glan sözü, 05.09.2016)
Yukarıdaki sözün açıklaması:
Muhammed misyonu, İbrahim misyonu ve benzeri büyük hareketler, akıp gelen bir nehir gibidir. Bunların çok sayıda takipçisi vardır. Tek başına bunlarla yarışmak mümkün değildir.
Bu nedenle bir grup, cemaat veya tarikat içerisinde yol arkadaşlarıyla birlikte hareket etmenin daha güçlü olacağı düşünülmektedir.
Bu anlayıştan hareketle Raşidi Tarikatı'nın kurulduğu ifade edilmektedir.
Raşit – Raşid – RÂŞİD – رَاشِدٌ İsminin Anlamı:
Anlamları:
1. Doğru yola giden.
2. Akıllı.
3. İrşad edip öğreten.
4. Öğretmen.
5. Başöğretmen.
6. Öğreten ve eğiten Allah.
7. Öğretmen olan Allah.
8. Olgun, kemaline ermiş, yetişkin, genç ve delikanlı.
MÜRŞİD: Eğitici, şeyh, mürebbi, terbiye edici, öğretici, öğretmen, başöğretmen.
Raşidi Tarikatının Amacı ve Gayesi:
Başağaçlı Raşit Tunca – Kar©glan Hoca'nın hakkalyakin veya keşfen bilip yaşadığını düşündüğü bilgileri bir cemaate ve gruba öğretmek ve bu misyonun devam ettirilmesini sağlamak.
Estaûzübillah
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn.
Meali:
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden bir lütuf olarak size musahhar, yani emre amade kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler ve ibretler vardır.
Câsiye Suresi 13. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeten, kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâe, ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek, kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn.
Meali:
Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. Melekler de: “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin de: “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu.
Başağaçlı Raşit Tunca – Kar©glan Hoca'nın hakkalyakin veya keşfen, insanoğlunun yeryüzünden kâinatı idare edebilecek bir güce sahip olduğunu düşündüğü ve bu konuda bazı tatbikler yaptığını ifade ettiği anlatımın devamında, bu bilgileri ileride daha da geliştirebilecek yol arkadaşları ve tarikat mensupları aradığı belirtilmektedir.
Bu anlayışın amacı, insanın yeryüzünde ve kâinatta Allah'ın halifesi olduğu düşüncesini hakkalyakin olarak insanlara öğretmektir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda ve sehharaş şemse vel kamere le yekûlunnallâhu, fe ennâ yu’fekûn.
Ve muhakkak ki “Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay’ı kim musahhar, yani emre amade kıldı?” diye sorarsam mutlaka “Allah” derler.
Bu ayetten hareketle vaazımızda, insanın kendisine yüklenen sorumluluğun kıymetini bilmesi ve yeryüzündeki görevini yerine getirmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Ankebût Suresi 61. ayet
![[Resim: 14729536866241.png]](https://image.1trk.net/uploads/14729536866241.png)
Zikir Nedir? Zikir Çeşitleri, Zikir Hakkında Ayetler ve Hadisler, Tasavvufta Zikir ve Adabı, Kur'an ile Zikretmek ve Zikri Raşidi Evradı
Sözlük Anlamı İtibariyle Zikir:
Zikir, hatırlamak ve anmak demektir. Bir şeyi telaffuz etmek, istenilen şeyi zihne döndürmek ve bildiğimiz şeyleri akılda sürekli tutmaya zikir denir.
Bir başka ifadeyle, unutulmuş bir şeyin yeniden hatırlanması veya hafızadakinin unutulmamak üzere sürekli canlı tutulmasına zikir denilir.
İslami literatürde ise kavram olarak zikir; Allah'ı anmak üzere söylenmesi ve yapılması tavsiye edilen sözlü ve ameli davranışların tümünü kapsar.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh, e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb.
Meali:
Öyle ki iman edenler, gönülleri Allah'ın zikriyle huzura ve sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
Ra'd Suresi 28. ayet
Zikir, şükür kavramında olduğu gibi hem dil ile, hem kalp ile hem de beden ile, yani amellerle olmalıdır.
1- Dil ile Zikir:
Allah'ı isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih etmek, Kur'an okumak, Kur'an'ı dinlemek ve dua etmektir.
Dil ile yapılan zikir, kalbi zikre yol açmalıdır.
2- Kalp ile Zikir:
Kalbi zikir, bedenin zikrine, yani ameli zikre zemin hazırlamalıdır.
Ameli zikirden kastımız, Allah'ın yapmamızı istediği kulluk vazifeleri, başka bir ifadeyle ibadetlerdir.
Kalp ile zikir, Allah'ı gönülden anmaktır. Bu da üç çeşittir:
a) Allah'ın varlığına delalet eden delilleri düşünmek, O'nun isim ve sıfatlarını tefekkür etmektir. Allah'ın varlığına delalet eden delillerin başında Kur'an ayetleri ve kâinat gelir. Kur'an'da ve kâinatta yer alan ayetlerin tümünde, Yüce Yaratıcı'ya götüren, O'nun varlık ve birliğini gösteren, kuvvet ve kudretini gözler önüne seren sayısız alamet ve deliller bulunduğu ifade edilmektedir.
b) İlahi hükümleri, yani Allah'ın emir ve yasaklarını, kulluk görevlerimizi ve bunlarla ilgili delilleri düşünmek. Yani bir gönül ve vicdan muhasebesi yapmak gerekir. Ne ile mükellefim? Neyi ne kadar yapmam gerekir? İlahi teklifler benim için ne ifade ediyor? Bu soruların cevapları üzerinde düşünmek gerekir.
c) Benliğimizdeki ve evrendeki varlıkları ve bunların sırlarını tefekkür ederek her zerrenin, “yücelikler âlemi”ne ve Allah'ı gereği gibi bilmeye götüren birer ayna olduğunu görmek ve idrak etmektir.
Böyle bir zikirden alınacak zevkin bir göz açıp kapamak kadar kısa bir zamanı bile cihanlar değerindedir.
İşte bu noktada insan kendinden ve âlemden geçer.
3- Bedeni Zikir:
Salat, yani namaz, bedeni zikirdir.
Namazda ayakta durmak, eğilmek, secde etmek ve sonunda oturmak gibi hareketler talim ettirilmektedir.
Öyleyse Allah için ayakta durulursa bu da bir zikirdir. Allah için eğilinirse bu da zikirdir. Secde etmek de aynı şekilde bedeni zikrin bir parçasıdır.
Arapça, Ebced ve Frekans Üzerine Vaazdaki Yorumlar
Kur'an Arapçadır. Arapça, birçok kelimenin bağlama göre farklı anlamlar kazanabildiği zengin bir dildir.
Mesela:
Fetaha: Açmak.
Miftah: Anahtar.
Fâtih: Fetheden.
Bir kelimenin kökünden farklı kalıplar ve türevler meydana gelmesi, Arapçanın önemli özelliklerinden biridir.
Vaazımızda bundan hareketle Arapçanın şiir, musiki ve aruz vezniyle de bağlantısı kurulmaktadır.
Aruz veznindeki “fâilâtün, fâilâtün” gibi kalıpların ritim ve ses düzeniyle bağlantısı üzerinde durulmaktadır.
Ayrıca ebced hesabı üzerinden harflerin sayısal değerleri ile frekans kavramı arasında bir bağlantı kurulmaktadır.
Bu bölüm, vaazın keşfî ve kişisel yorumlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Vaazda, kelimelerin ebced değerlerinin belirli frekansları temsil ettiği ve zikrin tekrar edilmesiyle bazı enerji ve elektriksel etkilerin meydana gelebileceği şeklinde bir düşünce ortaya konulmaktadır.
Hz. Ali'ye nispet edilen, “Ben Allah'ı, her istediğimi vermemesinde bildim.” şeklindeki söz de bu bağlamda tefekkür edilmektedir.
Burada asıl soru şudur: Bir duanın kabul edilmemesi nasıl anlaşılmalıdır? İnsan bazen bunun ardındaki hikmeti bilemeyebilir. Bu nedenle dua, kader, imtihan ve ilahi hikmet arasındaki ilişki üzerinde düşünmek gerekir.
Vaazın bu bölümünde ayrıca ses, elektrik, frekans, ebced ve zikir arasında bağlantılar kurulmakta ve gelecekte bu ilişkilerin daha iyi anlaşılabileceği ifade edilmektedir.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ulûl elbâb.
Meali:
“Bu, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.”
Sâd Suresi 29. ayet
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiât, zâlike zikre liz zâkirîn.
Meali:
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, zikredenler için bir öğüttür.
Sadakallâhü'l-Azîm — Hûd Suresi 114. ayet
Raşidi Tarikatının Zikir ve Evradı Var mıdır? Nereden Temin Edebiliriz?
RAŞİD'İN ZİKİR EVRADI PRO8-4 KİTABINI İNDİR
PRO8-5 çıktı fakat henüz ekleyemedik.
Güncel yeni versiyonlar için “Download” bölümümüzü arada sırada ziyaret edin. Oradan hem okuyabilir hem de indirebilirsiniz.
https://rasittuncakitaplari.com/
Evradımızdaki duaların okuma süresini 2 saat ile 1,5 saat arasına düşürebilenler, her gün “Silsile-i Kasr”a Fatiha ısmarlarlar.
Silsile-i Kasr Budur:
1.) 7 Fatiha, 13 İhlas okunur ve Mehdi'ye, ehline, ashabına, cemaatine, sevdiklerine ve sevenlerine hediye edilir.
2.) Bu tarikatın pirinin ruhaniyetine 3 İhlas, 1 Fatiha.
3.) Okuyan kimse kendi ruhaniyetine 13 İhlas, 7 Fatiha.
4.) Evliysek ve çocuklarımız varsa, her birine küçükten büyüğe doğru 3 İhlas, 1 Fatiha.
5.) Eşimize, hanımımıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
6.) Küçükten büyüğe doğru kardeşlerimize 3 İhlas, 1 Fatiha. Sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur.
7.) Annemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
8.) Babamıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
9.) Babaannemize 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
10.) Babamızın babasına 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
11.) Anneannemize 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
12.) Annemizin babasına 3 İhlas, 1 Fatiha. Zamanımız yoksa okunmaz.
13.) Hz. Hüseyin Efendimize 3 İhlas, 1 Fatiha.
14.) Hz. Ali Efendimize 3 İhlas, 1 Fatiha.
15.) Peygamberimiz Muhammed Mustafa için 13 İhlas, 7 Fatiha.
Bu duaların okuma süresini 1,5 saat ile 1 saat arasına düşürebilenler her gün “Silsile-i Kasr” okumayı bırakır ve “Silsile-i Kebir”e Fatiha ısmarlarlar.
Silsile-i Kebir Budur:
1.) 7 Fatiha, 13 İhlas okunur ve Mehdi'ye, ehline, ashabına, cemaatine, sevdiklerine ve sevenlerine hediye edilir.
2.) Bu tarikatın pirinin ruhaniyetine 3 İhlas, 1 Fatiha.
3.) Okuyan kimse kendi ruhaniyetine 13 İhlas, 7 Fatiha.
4.) Evliysek ve çocuklarımız varsa, her birine küçükten büyüğe doğru 3 İhlas, 1 Fatiha.
5.) Eşimize, hanımımıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
6.) Küçükten büyüğe doğru kardeşlerimize 3 İhlas, 1 Fatiha. Sadece hayatta olan kardeşlerimize okunur.
7.) Annemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
8.) Babamıza 3 İhlas, 1 Fatiha.
9.) Babaannemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
10.) Babamızın babasına 3 İhlas, 1 Fatiha.
11.) Anneannemize 3 İhlas, 1 Fatiha.
12.) Annemizin babasına 3 İhlas, 1 Fatiha.
13.) Ali Zeynel Abidin'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
14.) Seyyidatına Zeynep'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
15.) Hz. Hüseyin'e 13 İhlas, 7 Fatiha.
16.) Hz. Hasan'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
17.) Hz. Fatımatü'z-Zehra'ya 3 İhlas, 1 Fatiha.
18.) Hz. Ali Efendimize 13 İhlas, 7 Fatiha.
19.) Hz. Osman'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
20.) Hz. Ömer'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
21.) Hz. Ebu Bekir'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
22.) Peygamberimiz Muhammed Mustafa için 13 İhlas, 7 Fatiha.
23.) Hz. Süleyman'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
24.) Hz. Hacer'e 3 İhlas, 1 Fatiha.
25.) Hz. Yahya'ya 3 İhlas, 1 Fatiha.
26.) Hz. Yunus'a 3 İhlas, 1 Fatiha.
27.) Hz. Mikail'e 13 İhlas, 7 Fatiha.
Dikkat: 25., 26. ve 27. maddeler sadece cumaları okunur.
Senede bir defa da “Silsile-i Ülâ”ya Fatiha ısmarlanır.
“Silsile-i Ülâ”yı Tespit Etmek İçin:
“Silsile-i Ülâ”yı tespit etmek için ailecek bir yerde toplanılır.
Kalem ve kâğıt alınıp yazmaya başlanır.
Evimizin sağ tarafına doğru gidince en yakındaki “Hasan” veya “Hüseyin” isminde kim varsa o tespit edilir. Hasan ise üst kolumuzun Peygamberimizin “şerifler” kolundan olduğu, Hüseyin ise seyyidlerden olduğu şeklinde bir bağlantı kurulmaktadır.
Sonra sağa veya sola doğru Hüseyin aranır. En yakın Hüseyin'in sağda mı, solda mı olduğu ve akrabalık dereceleri tespit edilir.
Anne tarafındansa anne tarafından o kola, baba tarafından akrabamız iseler baba tarafından o kola bağlı olduğumuz şeklinde değerlendirilir.
Sonra evimizin arka tarafına doğru ilk peygamber isimli kimse kimdir, hangi peygamberin kolundan olduğumuz düşünülüyorsa o tespit edilir ve isim yazılır.
Liste bu şekilde oluşturulur.
Evimizin sol tarafına doğru annemiz tarafından akraba olan en yakın evden başlanarak uzaklara doğru devam edilir. Bu başka bir şehre kadar uzanabilir.
“Hasan, Hüseyin, Fatma, Ali, Osman, Ömer, Bekir, Ayşe, Hatice, Zeynep” gibi isimler aranır. Ashabın isimlerinden olan kimseler de olabilir.
Daha sonra sağ tarafa doğru aynı işlem baba tarafından akrabalar için yapılır.
Sonra evimizin arkasındaki komşularımızdan başlayıp arkadan sağdan sola doğru giderek tekrar bize dönecek bir daire oluşturulur. Akraba olan veya olmayan, peygamber isimleri taşıyan tanıdıkların isimleri not edilir.
Bu çalışma, vaazda anlatıldığı şekliyle yaşanılan köy veya şehir sınırları içerisinde yapılır.
Not edilen çift isimler, en yakın komşu esas alınarak düzenlenir.
Bunun “Silsile-i Ülâ” olduğu ifade edilir.
Vaktin müsait olduğu bir zamanda, senede bir defa bu silsileye 3 İhlas, 1 Fatiha veya 3 Fatiha, 7 İhlas hediye edilir.
5. SINIF SOFİLER
“Hizbül Kebir”i yaz ve ilkbahar mevsiminde sabahleyin ikindiye kadar okur. İkindiden sonra “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur.
Kış ve sonbahar mevsiminde tersini yapar. Sabah “Hizbül Kasr” veya “Hizbül S-Kasr” okur, ikindiden sonra da “Hizbül Kebir”i okur.
Hizbül Kebir Nedir?
Yukarıda yazdığımız, 1 ile 112 arasındaki bütün duaların tamamıdır.
Hizbül Kasr Nedir?
1 ile 16 arasındaki duaların tamamı ve sonuna 111 ve 112 numaralı duaların eklenmesidir.
Hizbül S-Kasr Nedir?
Hizbül Kasr okuyanlarda zamandan tasarruf etmek için, istiaze duası dışındaki bütün zikirler gerektiğinde onar defa okunur. Onar defa okunanlar ise ayrıca üç defa tekrar edilerek Hizbül S-Kasr oluşturulur.
Mevsim tesbihi çekme makamına çıkarılmış sofilerin bu makamı manen, ilham yoluyla bildikleri ifade edilir.
Günlük zikrini baştan 17 ve 18'e kadar, yani “Es'elüke” duasına kadar, 17 ve 18 dahil olmak üzere okuduktan hemen sonra bazı mevsimsel uygulamalar yapılır.
Yağmur veya kar yağması için:
Ağzının genişliği dibinin derinliğinden daha geniş olan bir tastan, yazları, ilkbaharları ve sonbaharları saf ve berrak soğuk sudan üç yudum içilir.
Sonbahar ve kışları süt içilir.
Her gün değil, sadece içmesi için ilham geldiği düşünülen günlerde içilir.
Tasın ağzında her zaman bir parmak boşluk bırakılır.
Su içerken dörtte dört saf ve sade memba suyu kullanılır.
Süt içerken dörtte üç süt, dörtte bir soğuk saf su ve yeterince şeker ile bir mini damla misk katılır.
Güneş doğması için:
İlham geldiği günlerde zikrin tamamı okunup bitirilinceye ve zikir bittikten 45 dakika sonrasına kadar, mecbur olmadıkça su, süt, çay ve benzeri içecekler içilmez.
Bu uygulamada zikrin hararetiyle insanın içinde ve çevresinde bir ısınma meydana geldiği ve bunun güneşin doğuşuyla sembolik olarak ilişkilendirildiği ifade edilmektedir.
Tas: Küçük komposto veya sütlaç tası ya da Ayetel Kürsi yazılı zemzem tası.
Su veya Süt: Vücut sıcaklığından daha soğuk olacak.
TESBİH ADABI
Açıklama:
Sofinin, aynen hat yazmaya başlayan birisinin önce hat kalemini açmasını ve kullanmasını öğrenmesi gibi, kendi zikir tesbihini kendisinin yapması gerektiği ifade edilmektedir.
Üç çeşit tesbih modeli vardır:
1. Sınıflar ve acemiler için kolay tesbih.
2. Sınıf ve üstü için çift kadranlı tesbih.
3. Sınıf ve üstü için, mevsimin ve havanın durumuna uygun renkte, renkli çift kadranlı mevsim tesbihi.
Renkler; siyah, kar beyazı, yeşil, bordo kırmızı, kahve veya sarı, saydam su rengi ve çamur rengi gibi çeşitlere ayrılmaktadır.
ZİKİR TESBİHİ RESİMLERİ
[attachment=31764]
[attachment=31765]
[attachment=31766]
[attachment=31767]
[attachment=31768]
Yaz mevsimi için bordo kırmızı ve beyaz ayraçlı veya koyu kırmızı, beyaz ve sarı sarıklı tesbih.
Sonbahar için koyu sarı, turuncu veya kahverengi üzerine beyaz ayraçlı ve beyaz sarıklı tesbih.
İlkbahar için yeşil, beyaz ve kırmızı sarıklı tesbih.
Kış için siyah üzerine bordo kırmızı ayraçlı ve yeşil sarıklı tesbih.
Zemheri için beyaz üzerine türkis ayraçlı veya Karayip mavisi ve Karayip mavisi sarıklı tesbih.
Yağmur için saydam üzerine kırmızı ayraçlı, koyu mavi sarıklı tesbih.
9. SINIF SOFİLER
Allah zikri günde bir defa olmak üzere 6666 defa yapılır.
Burası “Güneş Makamı” olarak ifade edilmektedir. İzinsiz çekilmemesi gerektiği belirtilmektedir.
Günde sadece “Hizbül Kasr” ve 6666 Allah zikri çekilir.
10. ve 11. SINIF SOFİLER
Mevsim tesbihi talim edilir ve “muhtarlar, başkanlar, kaymakamlar ve valiler” olarak adlandırılan manevi makamların tayin edildiği ifade edilir.
Daha sonra “onların hatırına güneş doğar, yağmur yağar, kar yağar” şeklindeki anlayış üzerinde, mutmain oluncaya kadar talim yapılır ve denemeler yaptırılır.
Bu sofilerin, manevi olarak hangi makamda olduklarını ilham yoluyla bildikleri ifade edilmektedir.
13. SINIF SOFİLER
Her bölgede bir kişi güneş makamına tayin edilir. Onlara güneşin nasıl doğduğu, yağmurun nasıl yağdığı ve Mikail ilminin birinci bölümü talim ettirilir.
Bir de yardımcı tayin edilir ki, asıl görevli hastalandığında diğeri görevi devam ettirsin.
15. SINIF SOFİLER
Zamanın hâkimi olmak öğretilir. Zamanın nasıl geriye ve nasıl ileriye alınacağı üzerinde talim yapılır.
16. SINIF SOFİLER
Muhammed Mustafa'nın, “İki günü birbirine eş olan zarardadır.” şeklindeki sözü aktarılır.
Şeytan ve Deccal anlayışı üzerinden, insanın her gün yeni imtihanlarla karşılaştığı ifade edilmektedir.
Allah'ın o gün hangi imkânı ve hangi manevi silahı ikram ederse onu alıp zikir anlayışımıza katmak gerektiği söylenmektedir.
Vaazda ayrıca bazı duaların ters anlamlarının ortaya çıkabileceği şeklinde bir frekans anlayışı ileri sürülmektedir.
Örneğin “Onlar namazlarını muhafaza ederler.” şeklindeki bir ifadenin, tersine çevrildiğinde “Onlar namazlarını kaçırırlar.” şeklinde sonuç doğurabileceği ve bu nedenle bazı ibadetlerde sıkıntılar yaşanabileceği düşüncesi aktarılmaktadır.
Aynı şekilde “Ya Halîm, Ya Selîm” zikriyle sakinlik aranırken bunun tersine çevrilerek öfke ve hiddet meydana getirebileceği şeklinde bir yorum yapılmaktadır.
Bu bölüm, vaazın keşfî ve sembolik anlatım biçimlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Daha sonra şu dua aktarılmaktadır:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.”
“Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki: ‘Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır. Levh-i Mahfuz O'nun katındadır.’”
(Hadis-i Şerif olarak aktarılmıştır.)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ ﷲِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbitu, ve indehu ummul kitâb.
Meali:
Allah, dilediği şeyi siler, yok eder ve dilediğini sabit kılar. Ümmü'l-Kitâb O'nun katındadır.
Sadakallâhü'l-Azîm — Ra'd Suresi 39. ayet
Saliklerin, yani tarikata tabi olan yol arkadaşlarımızın, bu yolda belirli bir makama geldiklerinde çeşitli belalar ve musibetlerle karşılaşabilecekleri ifade edilmektedir.
Vaazda, insanın kendi yaptığı bazı uygulamaların ve karşılaştığı olayların kendisine geri dönebileceği şeklinde bir anlayış anlatılmaktadır.
Bu makamda kullanılmak üzere şu duanın tekrarlanması tavsiye edilmektedir:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”
Bu duanın 41 defa okunması önerilmekte, ancak sayının henüz kesin olarak belirlenmediği ve uygulamanın test edilmekte olduğu belirtilmektedir.
Dua:
“Allahım, azabından affına, gazabından mağfiretine sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim.”
(41 defa haricen okunacak.)
17. SINIF SOFİLER
Deprem konusu öğretilir ve Mikail aleyhisselamın ikinci kısım görevleri talim edilir.
19. SINIF SOFİLERE
Hızır makamı öğretilip talim ettirilir ve tarikatin pirini, olay vuku bulunca araması öğretilir.
Bizatihi onunla, yani tarikatın pirinin ruhaniyetiyle kelam etmesi gerektiği ifade edilir ve Hızırlık makamına seçilenlerin listesi tutulur.
21. SINIF SOFİLER
Kıyamet konusu talim ettirilir ve bu makama çıkan kimseye kilit ve mühür vurulduğu ifade edilir.
23. SINIF SOFİLER
Mevsimleri ayarlama görevi talim edilir.
Bu kâinatın yalnızca otomatik bir sistem olarak çalışmadığı, bazı manevi görevlerin insanlara da verildiği yönündeki anlayış, yaşatarak öğretilir.
Bu görevi hak eden tek bir kimseye bu sır verilir.
(Veliaht halife.)
24. SINIF SOFİLER
Güneşin çırasının tutuşturulması öğretilir.
27. SINIF SOFİLER
Kader bahsi ve Sırat Köprüsü talim edilir. Telepati olarak ifade edilen manevi iletişim yöntemlerinin kullanılması üzerinde de talim yapılır.
28. SINIF
Mevlid sırrı talim ettirilir.
---oOo---
Vaazımızı, dün keşfettiğim bir hikmet ve komik bir nükte ile sonlandıralım.
Mevlânâ için, Şeb-i Arûs yani ölümüne giderken düğüne gider gibi gittiği söylenir. Bu nedenle insanların da böyle bir hâl ile dua ettikleri olur.
Benim çocukluğumda PTT, yukarıdaki anlayışla bağlantılı olduğunu düşündüğüm bir pul çıkarmıştı. O zaman anlamamıştım. Çocukken pul koleksiyoncusuydum.
Şimdi bu konuyu daha farklı anlıyorum.
Buradan çıkarılacak nükte şudur: İnsan, yaptığı duanın ne anlama geldiğini iyi düşünmelidir.
Ey yolcu, ne istediğini ve ne için dua ettiğini iyi bil.
Etmen gereken duaların Kur'an'da ve sünnette karşılıkları vardır. Bu nedenle ölçüsüz ve ne anlama geldiği düşünülmeden dualar uydurmak yerine, Kur'an ve sünnette bulunan dualara yönelmek daha doğru olacaktır.
Velhasıl kelam:
---oOo---
Rabbim, yolumuzdan gidecek olan Raşidi Tarikatı mensuplarına bu tariki, bu yolu ve zikrimizi, Raşidi zikrini, erbabına ve müntesiplerimize hayırlı ve mübarek kılsın.
“Cenneti Adn”i de menzil eylesin, varılacak yer eylesin.
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fatiha maassalavat.
سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 21 Eylül Çarşamba
Original Kar © glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


