Takvâ Allah’a Yaklaşmayı Dilemektir - Takvâ Doğrularla Beraber Olmaktır
(Kar©glan'ın 30 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
Ve huvallâhu fîs semâvâti ve fîl ard, ya'lemu sırrakum ve cehrekum ve ya'lemu mâ teksibûn.
Sadakallahul Azîm - EN'ÂM Suresi, 3. ayet
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ
Yâ eyyuhellezîne âmenû ittekullâhe ve kûnû meas sâdikîn.
Sadakallahul Azîm - TEVBE Suresi, 119. ayet
---
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Ve'mur ehleke bis-salâti vastabir aleyhâ, lâ nes'eluke rızkan, nahnu nerzukuke, vel âkıbetu lit-takvâ.
Sadakallahul Azîm - TÂHÂ Suresi, 132. ayet
Mealleri:
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
O, göklerdeki ve yerdeki Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.
Sadakallahul Azîm - EN'ÂM Suresi, 3. ayet
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Sadakallahul Azîm - TEVBE Suresi, 119. ayet
Yakınlarına namazı emret ve kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz; seni de rızıklandıran Biziz. Güzel sonuç takvâ sahiplerinindir.
Sadakallahul Azîm - TÂHÂ Suresi, 132. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Başınıza şu yedi şey gelmeden güzel işler yapmakta acele ediniz: Kişiyi unutturucu kılan fakirlik, azdıran zenginlik, bozan hastalık, bunaklık derecesinde yaşlılık, âniden gelen ölüm, beklenenlerin en kötüsü Deccâl ve hepsinden daha şiddetli ve acı olan kıyamet."
(Hadis-i Şerif, Ebû Hureyre radıyallahu anh'dan, Tirmizî)
---
فَالأَوَّلُ : عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي اللَّهُ عنه قال : قِيلَ : يا رسولَ اللَّهِ مَن أَكْرَمُ النَّاسِ ؟ قال : « أَتْقَاهُمْ »
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
"Ya Resûlallah! İnsanların en hayırlısı ve değerlisi kimdir?" dediler.
Peygamber Aleyhisselâm:
"Allah'a karşı en çok takvâ sahibi olanlardır." buyurdu.
Bu ifadeyi vaazımızdaki anlayışla, Allah'a yönelmeyi ve O'na yaklaşmayı dileyenler şeklinde de anlayabiliriz.
(Hadis-i Şerif, Buhârî ve Müslim)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Allah Kur'an'da, Allah'a yönelmenin ve takvâ sahibi olmanın yollarını çeşitli ayetlerle bizlere izah ediyor.
1. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun."
TEVBE Suresi, 119. ayet
2. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve Müslümanlar olarak ölün."
ÂL-İ İMRÂN Suresi, 102. ayet
3. "Allah'a itaat edin, dinleyin ve infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
TEGÂBÜN Suresi, 16. ayet
4. "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğru söz söyleyin."
AHZÂB Suresi, 70. ayet
5. "Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder."
TALÂK Suresi, 2. ayet
6. "Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız, O size hakkı bâtıldan ayıracak bir anlayış verir; kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir."
ENFÂL Suresi, 29. ayet
İmam Ali'nin Takvâ Tavsiyesi
Emîrü'l-Mü'minîn İmam Ali'nin, İbn-i Mülcem tarafından yaralanmasından sonra oğulları Hasan ve Hüseyin'e yaptığı tavsiyeler arasında takvâ da vardır.
Şöyle buyurduğu aktarılır:
"Size takvâyı, dünyaya karşı ölçülü olmayı, hak üzere konuşmayı, mükâfat için amel etmeyi, zalime karşı durmayı ve mazluma yardımcı olmayı tavsiye ediyorum."
(Nehcü'l-Belâğa, 47. Mektup)
---oOo---
[attachment=38465]
Manyetiklik ve İnsanların Birbirinden Etkilenmesi
Mikro elektronikte kullanılan "manyetikleyici - manyetikliğini yok edici" cihazlar vardır. Örneğin bir tornavidanın ucunu manyetik hâle getirerek küçük vidaların tornavidaya tutunmasını sağlamak mümkündür. Aynı şekilde daha önce manyetikleşmiş bir metalin manyetikliğini azaltan veya ortadan kaldıran cihazlar da vardır.
Bu örneği burada yalnızca bir temsil olarak kullanıyorum.
Kur'an'daki:
"وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ"
"Doğrularla beraber olun."
emrini düşündüğümüzde, insanın beraber bulunduğu kişilerden ahlâk ve davranış bakımından etkilenebileceğini görebiliriz.
Meali:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun."
(TEVBE Suresi, 119. ayet)
İnsan, çevresindeki insanların davranışlarından etkilenebilir. Güzel ahlâklı insanlarla beraber olan kimse, onların güzel davranışlarını görerek ve yaşayarak kendi ahlâkını da güzelleştirebilir. Bunun tersi de mümkündür.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kişi arkadaşının dini ve ahlâkı üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."
(Ebû Dâvûd, 4833; Tirmizî, 2379)
Ben bunu kendi hayatımdan da örnek verebilirim. Eskiden sigara içiyordum ve sigara içen bir çevrenin etkisiyle sigaraya başlamıştım. Bazı alışkanlıkların insanlara arkadaş çevresinden geçtiği açıkça görülmektedir.
Aynı şekilde güzel ahlâklı kimseler de çevrelerine olumlu yönde tesir edebilirler. Namaz kılan bir insanı gören başka bir kimsenin namaza karşı ilgisinin artması, dua eden birini gören kimsenin dua etmeye yönelmesi mümkündür.
Tasavvufî anlayışta buna, güzel hâlin güzel hâli doğurması şeklinde bakılır.
İnsan öğrenirken yalnızca okuyarak değil, görerek ve yaşayarak da öğrenir. Bazı kimseler güzel ahlâkı yaşayarak çevrelerine örnek olurlar. Onlarla beraber olanlar da bu güzelliklerden istifade ederler.
Bu sebeple güzel ahlâklı insanların bulunduğu bir çevrede bulunmak, insanın kendi ahlâkını güzelleştirmesine vesile olabilir. Kötü alışkanlıkları ve kötü çevreleri terk etmek de insanın kendisini korumasına yardımcı olur.
Atalarımızın güzel bir sözü vardır:
"Sarı öküzün yanında duran; ya huyundan ya tüyünden kapar."
Öyleyse ey insanoğlu!
Ey takvâ isteyenler!
Ey iman edip Allah'a yönelenler!
"Ey Allah'a yaklaşmayı dileyenler, doğrularla beraber olun."
TEVBE Suresi, 119. ayet
Cemaatle namaz kılmanın faziletlerinden biri de budur. İnsan, güzel bir topluluk içerisinde ibadet ederek ve kardeşleriyle beraber olarak ibadet hayatını güçlendirebilir.
Cuma namazında Müslümanların bir araya gelmesinde de bu birlik ve beraberliğin önemli bir yeri vardır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cemaatten ayrılmayın, ayrılıktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanlarla birliktedir. İki kişiden ise uzaktır. Kim cennetin ortasını isterse cemaate yapışsın."
(Tirmizî, Fiten, 7; ayrıca bk. Nesâî, Tahrîmü'd-dem, 6)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Cemaatten ayrılmayın; zira sürüden ayrılanı kurt kapar."
(Ebû Dâvûd, Salât, 46)
Fırka-i Nâciye Meselesi
Ümmetin çeşitli fırkalara ayrılacağına dair rivayetler bulunmaktadır. Vaazda bu konu "Fırka-i Nâciye" kavramı üzerinden ele alınmaktadır.
Rivayette, kurtuluşa eren topluluğun Peygamber Efendimizin sünnetine bağlı olanlar olduğu ifade edilir.
(Tirmizî, Îmân, 18; İbn Mâce, Fiten, 17)
Burada önemli olan, sadece bir cemaatin veya bir tarikatın ismini söylemek değildir. Asıl mesele, Kur'an'a ve Sünnet'e uygun yaşamaktır.
Tarikatlar ve cemaatler, eğer hak yolda iseler, sünnetlerin yaşanmasına vesile olan topluluklar olabilirler. İnsan da böyle bir ortamda güzel davranışları görerek ve yaşayarak öğrenebilir.
Ancak herhangi bir topluluğa mensup olmak, insanı otomatik olarak hatadan uzak hâle getirmez.
Burada Enfâl Suresi'nin 29. ayeti tekrar karşımıza çıkar:
"Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız, O size hakkı bâtıldan ayıracak bir anlayış verir."
ENFÂL Suresi, 29. ayet
Demek ki insanın görevi, yalnızca "Benim cemaatim en üstün" demek değildir. Kendi bulunduğu toplulukta da yanlışlar olabileceğini görebilecek bir basirete sahip olması gerekir.
Şeyhler, âlimler, cemaatler ve tarikatlar insanlardan oluşur. İnsan ise hata edebilir. Bu sebeple ölçümüz şahıslar değil, Kur'an ve Sünnet olmalıdır.
Bir kimse kendi şeyhini veya herhangi bir şahsı hatadan tamamen uzak görmemelidir. Saygı başka şeydir, ölçüyü kaybetmek başka şeydir.
Takvâ, insanın hem nefsini hem de bağlı bulunduğu çevreyi Allah'ın ölçüleriyle değerlendirmesidir.
---oOo---
İnsanın İçindeki Bilgi ve Çekirdek Temsili
Ağaç dalında meyve verir ve meyvenin içinde yeni bir ağacın bütün temel özelliklerini taşıyan bir çekirdek bulunur.
Vaazımızdaki işarî temsilde bu çekirdek, insanın içinde bulunan kabiliyetlere ve Allah'ın insana verdiği potansiyele benzetilmektedir.
Buradan hareketle, ahir zaman ve Mehdi ile ilgili bazı rivayetler de vaazda sembolik olarak yorumlanmaktadır.
Buradaki "Mehdi çocukları" ifadesini, belirli bir soy veya biyolojik özellik iddiası olarak değil, bir anlayışın ve güzel bir neslin yetişmesi şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Çocuğa temel olarak sevgi, eğitim, güzel ahlâk ve doğru bir çevre vermek gerekir. İnsanın içinde bulunan kabiliyetler ise zamanla eğitim ve tecrübe ile inkişaf eder.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ sümme aradahum ale'l-melâiketi fekâle enbiûnî bi-esmâi hâulâi in küntüm sâdikîn.
"Ve Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek, 'Eğer sadıklardan iseniz, bunların isimlerini bana haber verin.' dedi."
BAKARA Suresi, 31. ayet
Bu ayet, insanın öğrenme, anlama ve isimlendirme kabiliyetlerine dikkat çekmektedir.
Buradaki "çekirdek" benzetmesini de bu açıdan anlayabiliriz. İnsan doğuştan çeşitli kabiliyetlerle dünyaya gelir. Eğitim, tecrübe ve gayret ile bu kabiliyetler zaman içerisinde gelişir.
Bilgisayar örneğiyle anlatırsak, bir yazıcıyı bilgisayara bağladığımızda onun çalışabilmesi için gerekli sürücü ve programlama altyapısı bulunur. Fakat cihazın nasıl kullanılacağını öğrenmek yine kullanıcıya bağlıdır.
Aynı şekilde insanın yaratılışında bulunan kabiliyetler de zamanla eğitim ve tecrübe ile ortaya çıkar.
Hz. Âdem'e öğretilen isimler meselesini de insanın düşünme, öğrenme, karar verme ve konuşma gibi kabiliyetleriyle birlikte değerlendirebiliriz.
İnsanlık nesiller boyunca bilgi birikimini geliştirmiş, yeni şeyler öğrenmiş, yeni araçlar ve kavramlar ortaya çıkarmıştır.
Bu sebeple insanın yaratılışındaki kabiliyetleri bir "çekirdek" gibi düşünmek, vaazımız açısından güzel bir temsil olabilir.
---oOo---
Mehdi ve Ahir Zamanla İlgili İşarî Yorumlar
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e Nispet Edilen Rivayet:
"Mehdi, tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir."
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar, s. 29)
Vaazımızda bu rivayet, Mehdi'nin bütün dünyayı etkileyen bir adalet ve düzen anlayışını temsil edeceği şeklinde yorumlanmaktadır.
Burada anlatılan "çark" ve "sistem" ifadelerini de sembolik anlamda değerlendirmek gerekir. Yani bütün sistemi döndüren bir düzen, adalet ve idare anlayışından söz edilmektedir.
Hz. Süleyman ile ilgili anlatımlarda geçen geniş imkânlar da vaazda bu sembolizm içerisinde ele alınmıştır.
Ancak bu tür anlatımları doğrudan tarihî veya bilimsel gerçekler şeklinde değil, vaazın işarî yorumları olarak değerlendirmek gerekir.
KIYAMETE YAKIN ALAMETLERDEN:
"İlmin azalması, bilgisizliğin çoğalması, fuhşun ortaya çıkması, kadınların çoğalması, elli kadına bir erkek düşecek kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir."
(Buhârî, Tecrîd-i Sarîh, 72)
"Devlet malının belirli çevrelerin menfaatine kullanılması, emanetin ganimet sayılması, zekâtın ağır bir yük olarak görülmesi, ilmin din dışında başka amaçlar için öğrenilmesi, kişinin karısına itaat edip annesine asi olması, dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırması, mescitlerde gürültülerin artması, fâsık kimsenin toplumun başına geçmesi ve değersiz kimselerin öne çıkarılması gibi durumlar ortaya çıktığında çeşitli fitnelerin ve alametlerin meydana geleceği rivayet edilmiştir."
(Tirmizî)
Bu rivayetleri değerlendirirken asıl dikkat edilmesi gereken, toplumdaki bozulmalara karşı insanın kendi nefsini ve ahlâkını korumasıdır.
Ahir zamanla ilgili meselelerde kesin hüküm vermek yerine, rivayetleri Kur'an ve sahih sünnet ölçüleri içerisinde değerlendirmek gerekir.
Rabbim, ahir zaman insanlarına hakikati araştırmayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı ve dinî meseleleri hikmetle anlamayı nasip etsin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
"Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 30 Mart 2016 Çarşamba
Original Kar©glan
(Kar©glan'ın 30 Mart 2016 Vaazı)
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
Ve huvallâhu fîs semâvâti ve fîl ard, ya'lemu sırrakum ve cehrekum ve ya'lemu mâ teksibûn.
Sadakallahul Azîm - EN'ÂM Suresi, 3. ayet
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ وَكُونُواْ مَعَ الصَّادِقِينَ
Yâ eyyuhellezîne âmenû ittekullâhe ve kûnû meas sâdikîn.
Sadakallahul Azîm - TEVBE Suresi, 119. ayet
---
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
Ve'mur ehleke bis-salâti vastabir aleyhâ, lâ nes'eluke rızkan, nahnu nerzukuke, vel âkıbetu lit-takvâ.
Sadakallahul Azîm - TÂHÂ Suresi, 132. ayet
Mealleri:
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
O, göklerdeki ve yerdeki Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.
Sadakallahul Azîm - EN'ÂM Suresi, 3. ayet
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Sadakallahul Azîm - TEVBE Suresi, 119. ayet
Yakınlarına namazı emret ve kendin de onda devamlı ol. Biz senden rızık istemiyoruz; seni de rızıklandıran Biziz. Güzel sonuç takvâ sahiplerinindir.
Sadakallahul Azîm - TÂHÂ Suresi, 132. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Başınıza şu yedi şey gelmeden güzel işler yapmakta acele ediniz: Kişiyi unutturucu kılan fakirlik, azdıran zenginlik, bozan hastalık, bunaklık derecesinde yaşlılık, âniden gelen ölüm, beklenenlerin en kötüsü Deccâl ve hepsinden daha şiddetli ve acı olan kıyamet."
(Hadis-i Şerif, Ebû Hureyre radıyallahu anh'dan, Tirmizî)
---
فَالأَوَّلُ : عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي اللَّهُ عنه قال : قِيلَ : يا رسولَ اللَّهِ مَن أَكْرَمُ النَّاسِ ؟ قال : « أَتْقَاهُمْ »
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
"Ya Resûlallah! İnsanların en hayırlısı ve değerlisi kimdir?" dediler.
Peygamber Aleyhisselâm:
"Allah'a karşı en çok takvâ sahibi olanlardır." buyurdu.
Bu ifadeyi vaazımızdaki anlayışla, Allah'a yönelmeyi ve O'na yaklaşmayı dileyenler şeklinde de anlayabiliriz.
(Hadis-i Şerif, Buhârî ve Müslim)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd.
Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdun mecîd."
Yolculuğumuza Başlıyoruz:
Allah Kur'an'da, Allah'a yönelmenin ve takvâ sahibi olmanın yollarını çeşitli ayetlerle bizlere izah ediyor.
1. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun."
TEVBE Suresi, 119. ayet
2. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve Müslümanlar olarak ölün."
ÂL-İ İMRÂN Suresi, 102. ayet
3. "Allah'a itaat edin, dinleyin ve infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir."
TEGÂBÜN Suresi, 16. ayet
4. "Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve doğru söz söyleyin."
AHZÂB Suresi, 70. ayet
5. "Kim Allah'a karşı takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder."
TALÂK Suresi, 2. ayet
6. "Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız, O size hakkı bâtıldan ayıracak bir anlayış verir; kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir."
ENFÂL Suresi, 29. ayet
İmam Ali'nin Takvâ Tavsiyesi
Emîrü'l-Mü'minîn İmam Ali'nin, İbn-i Mülcem tarafından yaralanmasından sonra oğulları Hasan ve Hüseyin'e yaptığı tavsiyeler arasında takvâ da vardır.
Şöyle buyurduğu aktarılır:
"Size takvâyı, dünyaya karşı ölçülü olmayı, hak üzere konuşmayı, mükâfat için amel etmeyi, zalime karşı durmayı ve mazluma yardımcı olmayı tavsiye ediyorum."
(Nehcü'l-Belâğa, 47. Mektup)
---oOo---
[attachment=38465]
Manyetiklik ve İnsanların Birbirinden Etkilenmesi
Mikro elektronikte kullanılan "manyetikleyici - manyetikliğini yok edici" cihazlar vardır. Örneğin bir tornavidanın ucunu manyetik hâle getirerek küçük vidaların tornavidaya tutunmasını sağlamak mümkündür. Aynı şekilde daha önce manyetikleşmiş bir metalin manyetikliğini azaltan veya ortadan kaldıran cihazlar da vardır.
Bu örneği burada yalnızca bir temsil olarak kullanıyorum.
Kur'an'daki:
"وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ"
"Doğrularla beraber olun."
emrini düşündüğümüzde, insanın beraber bulunduğu kişilerden ahlâk ve davranış bakımından etkilenebileceğini görebiliriz.
Meali:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun."
(TEVBE Suresi, 119. ayet)
İnsan, çevresindeki insanların davranışlarından etkilenebilir. Güzel ahlâklı insanlarla beraber olan kimse, onların güzel davranışlarını görerek ve yaşayarak kendi ahlâkını da güzelleştirebilir. Bunun tersi de mümkündür.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Kişi arkadaşının dini ve ahlâkı üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin."
(Ebû Dâvûd, 4833; Tirmizî, 2379)
Ben bunu kendi hayatımdan da örnek verebilirim. Eskiden sigara içiyordum ve sigara içen bir çevrenin etkisiyle sigaraya başlamıştım. Bazı alışkanlıkların insanlara arkadaş çevresinden geçtiği açıkça görülmektedir.
Aynı şekilde güzel ahlâklı kimseler de çevrelerine olumlu yönde tesir edebilirler. Namaz kılan bir insanı gören başka bir kimsenin namaza karşı ilgisinin artması, dua eden birini gören kimsenin dua etmeye yönelmesi mümkündür.
Tasavvufî anlayışta buna, güzel hâlin güzel hâli doğurması şeklinde bakılır.
İnsan öğrenirken yalnızca okuyarak değil, görerek ve yaşayarak da öğrenir. Bazı kimseler güzel ahlâkı yaşayarak çevrelerine örnek olurlar. Onlarla beraber olanlar da bu güzelliklerden istifade ederler.
Bu sebeple güzel ahlâklı insanların bulunduğu bir çevrede bulunmak, insanın kendi ahlâkını güzelleştirmesine vesile olabilir. Kötü alışkanlıkları ve kötü çevreleri terk etmek de insanın kendisini korumasına yardımcı olur.
Atalarımızın güzel bir sözü vardır:
"Sarı öküzün yanında duran; ya huyundan ya tüyünden kapar."
Öyleyse ey insanoğlu!
Ey takvâ isteyenler!
Ey iman edip Allah'a yönelenler!
"Ey Allah'a yaklaşmayı dileyenler, doğrularla beraber olun."
TEVBE Suresi, 119. ayet
Cemaatle namaz kılmanın faziletlerinden biri de budur. İnsan, güzel bir topluluk içerisinde ibadet ederek ve kardeşleriyle beraber olarak ibadet hayatını güçlendirebilir.
Cuma namazında Müslümanların bir araya gelmesinde de bu birlik ve beraberliğin önemli bir yeri vardır.
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular:
"Cemaatten ayrılmayın, ayrılıktan sakının. Şüphesiz şeytan tek başına kalanlarla birliktedir. İki kişiden ise uzaktır. Kim cennetin ortasını isterse cemaate yapışsın."
(Tirmizî, Fiten, 7; ayrıca bk. Nesâî, Tahrîmü'd-dem, 6)
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Yine Buyurdular:
"Cemaatten ayrılmayın; zira sürüden ayrılanı kurt kapar."
(Ebû Dâvûd, Salât, 46)
Fırka-i Nâciye Meselesi
Ümmetin çeşitli fırkalara ayrılacağına dair rivayetler bulunmaktadır. Vaazda bu konu "Fırka-i Nâciye" kavramı üzerinden ele alınmaktadır.
Rivayette, kurtuluşa eren topluluğun Peygamber Efendimizin sünnetine bağlı olanlar olduğu ifade edilir.
(Tirmizî, Îmân, 18; İbn Mâce, Fiten, 17)
Burada önemli olan, sadece bir cemaatin veya bir tarikatın ismini söylemek değildir. Asıl mesele, Kur'an'a ve Sünnet'e uygun yaşamaktır.
Tarikatlar ve cemaatler, eğer hak yolda iseler, sünnetlerin yaşanmasına vesile olan topluluklar olabilirler. İnsan da böyle bir ortamda güzel davranışları görerek ve yaşayarak öğrenebilir.
Ancak herhangi bir topluluğa mensup olmak, insanı otomatik olarak hatadan uzak hâle getirmez.
Burada Enfâl Suresi'nin 29. ayeti tekrar karşımıza çıkar:
"Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız, O size hakkı bâtıldan ayıracak bir anlayış verir."
ENFÂL Suresi, 29. ayet
Demek ki insanın görevi, yalnızca "Benim cemaatim en üstün" demek değildir. Kendi bulunduğu toplulukta da yanlışlar olabileceğini görebilecek bir basirete sahip olması gerekir.
Şeyhler, âlimler, cemaatler ve tarikatlar insanlardan oluşur. İnsan ise hata edebilir. Bu sebeple ölçümüz şahıslar değil, Kur'an ve Sünnet olmalıdır.
Bir kimse kendi şeyhini veya herhangi bir şahsı hatadan tamamen uzak görmemelidir. Saygı başka şeydir, ölçüyü kaybetmek başka şeydir.
Takvâ, insanın hem nefsini hem de bağlı bulunduğu çevreyi Allah'ın ölçüleriyle değerlendirmesidir.
---oOo---
İnsanın İçindeki Bilgi ve Çekirdek Temsili
Ağaç dalında meyve verir ve meyvenin içinde yeni bir ağacın bütün temel özelliklerini taşıyan bir çekirdek bulunur.
Vaazımızdaki işarî temsilde bu çekirdek, insanın içinde bulunan kabiliyetlere ve Allah'ın insana verdiği potansiyele benzetilmektedir.
Buradan hareketle, ahir zaman ve Mehdi ile ilgili bazı rivayetler de vaazda sembolik olarak yorumlanmaktadır.
Buradaki "Mehdi çocukları" ifadesini, belirli bir soy veya biyolojik özellik iddiası olarak değil, bir anlayışın ve güzel bir neslin yetişmesi şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Çocuğa temel olarak sevgi, eğitim, güzel ahlâk ve doğru bir çevre vermek gerekir. İnsanın içinde bulunan kabiliyetler ise zamanla eğitim ve tecrübe ile inkişaf eder.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve alleme Âdeme'l-esmâe küllehâ sümme aradahum ale'l-melâiketi fekâle enbiûnî bi-esmâi hâulâi in küntüm sâdikîn.
"Ve Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek, 'Eğer sadıklardan iseniz, bunların isimlerini bana haber verin.' dedi."
BAKARA Suresi, 31. ayet
Bu ayet, insanın öğrenme, anlama ve isimlendirme kabiliyetlerine dikkat çekmektedir.
Buradaki "çekirdek" benzetmesini de bu açıdan anlayabiliriz. İnsan doğuştan çeşitli kabiliyetlerle dünyaya gelir. Eğitim, tecrübe ve gayret ile bu kabiliyetler zaman içerisinde gelişir.
Bilgisayar örneğiyle anlatırsak, bir yazıcıyı bilgisayara bağladığımızda onun çalışabilmesi için gerekli sürücü ve programlama altyapısı bulunur. Fakat cihazın nasıl kullanılacağını öğrenmek yine kullanıcıya bağlıdır.
Aynı şekilde insanın yaratılışında bulunan kabiliyetler de zamanla eğitim ve tecrübe ile ortaya çıkar.
Hz. Âdem'e öğretilen isimler meselesini de insanın düşünme, öğrenme, karar verme ve konuşma gibi kabiliyetleriyle birlikte değerlendirebiliriz.
İnsanlık nesiller boyunca bilgi birikimini geliştirmiş, yeni şeyler öğrenmiş, yeni araçlar ve kavramlar ortaya çıkarmıştır.
Bu sebeple insanın yaratılışındaki kabiliyetleri bir "çekirdek" gibi düşünmek, vaazımız açısından güzel bir temsil olabilir.
---oOo---
Mehdi ve Ahir Zamanla İlgili İşarî Yorumlar
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem'e Nispet Edilen Rivayet:
"Mehdi, tıpkı Zülkarneyn ve Süleyman gibi dünyaya hükmedecektir."
(El-Kavlü'l-Muhtasar fî Alâmâti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar, s. 29)
Vaazımızda bu rivayet, Mehdi'nin bütün dünyayı etkileyen bir adalet ve düzen anlayışını temsil edeceği şeklinde yorumlanmaktadır.
Burada anlatılan "çark" ve "sistem" ifadelerini de sembolik anlamda değerlendirmek gerekir. Yani bütün sistemi döndüren bir düzen, adalet ve idare anlayışından söz edilmektedir.
Hz. Süleyman ile ilgili anlatımlarda geçen geniş imkânlar da vaazda bu sembolizm içerisinde ele alınmıştır.
Ancak bu tür anlatımları doğrudan tarihî veya bilimsel gerçekler şeklinde değil, vaazın işarî yorumları olarak değerlendirmek gerekir.
KIYAMETE YAKIN ALAMETLERDEN:
"İlmin azalması, bilgisizliğin çoğalması, fuhşun ortaya çıkması, kadınların çoğalması, elli kadına bir erkek düşecek kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir."
(Buhârî, Tecrîd-i Sarîh, 72)
"Devlet malının belirli çevrelerin menfaatine kullanılması, emanetin ganimet sayılması, zekâtın ağır bir yük olarak görülmesi, ilmin din dışında başka amaçlar için öğrenilmesi, kişinin karısına itaat edip annesine asi olması, dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırması, mescitlerde gürültülerin artması, fâsık kimsenin toplumun başına geçmesi ve değersiz kimselerin öne çıkarılması gibi durumlar ortaya çıktığında çeşitli fitnelerin ve alametlerin meydana geleceği rivayet edilmiştir."
(Tirmizî)
Bu rivayetleri değerlendirirken asıl dikkat edilmesi gereken, toplumdaki bozulmalara karşı insanın kendi nefsini ve ahlâkını korumasıdır.
Ahir zamanla ilgili meselelerde kesin hüküm vermek yerine, rivayetleri Kur'an ve sahih sünnet ölçüleri içerisinde değerlendirmek gerekir.
Rabbim, ahir zaman insanlarına hakikati araştırmayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı ve dinî meseleleri hikmetle anlamayı nasip etsin.
---oOo---
أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ
"Allah'ım! Bizlere hakkı hak gösterip ona tâbi olmayı, bâtılı da bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasip eyle!"
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhiru da'vâhum enil hamdu lillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fâtiha maassalavât.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfiruke ve etûbü ileyk.
--OoO--
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 30 Mart 2016 Çarşamba
Original Kar©glan
Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca


