Tasavvufda Nefsin Marifet Makamı Nedir? – Marifetullah Nedir?
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ
Sadakallahul Azim. Âdiyât Suresi, 9-11. ayetler.
Meali: Kabirlerde olanların diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde olanların ortaya konduğu zaman, Rableri o gün onlardan kesinlikle haberdardır. (Rabbinizin izniyle, bilmenize izin verilen kadarını bilebilirsiniz.)
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim teslîmen, vet-tebiîne lehum ilâ yevmil kıyâmeh.
Yolculuğumuza Başlıyoruz
Öncelikle nefis, vücut denilen arabayı veya motoru süren sürücü manasındadır. Bu motor ve araba yaptıklarından hesaba çekileceği için, onu yabani bir at misali terbiye edip güzel işler yaptırabilmek gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek şarttır. Burada İslam’ın şartları olan namaz ve oruç devreye girer. İnsan oruç ile önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atını kontrol etmeyi, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile helal olan bir şeye bile gem vurulur, ardından nefsin diğer arzularına fren yapması öğretilir. Bunu öğrenince, insan İslam’ın haram ve yasak dediği durumlarda frene basıp nefis atının gemini çekerek gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiye ehli olur.
—oOo—
Berat gecesini geride bıraktık. Bu sene berat gecesiyle ilgili farklı takvim hesaplamaları oldu. Ayın görülmesiyle ilgili hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: “Hilali görün oruca başlayın, hilali görün iftar edin veya bayram edin.” Bu sebeple bazı aylarda takvim farklılıkları meydana gelebilmektedir.
Berat, “baree” kelimesinden türemiştir. “El-Bâriu” Allah’ın isimlerindendir. Berat gecesi, önceden kalmış takvim sapmalarının da düzeltildiği, eski hesapların affedildiği, davaların berat ettiği gecedir. Hadis-i şerifte bildirildiği üzere, bu gece Allah, Mudar kabilesinin koyunlarının yünleri sayısınca insanı bağışlar.
—oOo—
Geçen vaazlarımızda Hz. Zekeriya’nın (a.s) bir çocuğu olacağını Cebrail’in müjdelediğini yazmıştık. Hz. Zekeriya’nın hanımının isminin Elizabeth olduğu bilgisi bize ulaşmıştır. Bu vesileyle marifetin nerede saklı olduğu bir kez daha tezahür etmiştir.
—oOo—
Geçen hafta anlattığımız insanın yaratılışı ve fıtratının korunması bahsine biraz daha değinmek istiyoruz. Allah Teâlâ buyuruyor:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Sadakallahul Azim. Tîn Suresi, 4-6. ayetler.
Meali: Gerçekten de biz, insanı en güzel bir surette yarattık. Sonra onu esfel-i sâfilîne (aşağıların aşağısına) indirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başkadır. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır.
Allah, insanı en güzel surette yaratmışken, onun fıtratını bozmaya çalışmak, insanı insanlıktan çıkarır. Rabbim insanı muhafaza etsin.
—oOo—
Türklerde bir deyim vardır: “Elimle koymuş gibi buldum.” Evimizde eşyalarımızı koyduğumuz bir odamız vardır. Her aletin bir yeri vardır. Fakat çocuklar oraya girip aletleri aldıktan sonra yerine koymayı unuturlar. Alınan aynen yerine konmazsa, tekrar arandığında yerinde bulunamaz.
Nasreddin Hoca’ya bir adam gelir, para ister. Hoca der ki: “Rafta tencere var, onun içinde, git al istediğin kadar.” Adam gider, bir miktar alır, gider. Zaman geçer, adam yine gelir, yine para ister. Hoca yine “Rafta tencerede var, git onun içinden al” der. Adam almaya gider ve döner: “Hoca, içinde para yok” der. Hoca kızar ve der: “Bre adam, sen aldıklarını geri yerine koydun mu ki, tekrar isteyince yerinde para olsun?”
İşte insanın fıtratı da böyledir. Yaratılışta en güzel şekilde var edilmiş olan insan, kendisine verilen emanetleri yerine koyup muhafaza ettiği sürece, o güzelliğini korur.
—oOo—
Marifet nedir konusuna gelince:
Hepimizin malumu olan anâsır-ı erbaa, dört ana element vardır: Toprak, hava, su, ateş.
Bir çekirdek toprağa dikildiğinde, kökü toprağa doğru, filizleri havaya doğru, damarları ve kökleri ile suya doğru, yaprakları ile de güneşe doğru uzanır. Ağaç olunca gayesi, yeniden hayata gelebilmek ve soyunu muhafaza için tohum vermek, meyve vermektir. Meyve ile insan bedenine yolculuk eder, tohumu ile de geleceğe yolculuk eder. Dal ve budak vermek gaye değil, gaye meyve vermektir. Meyve verince insanoğluna yolculuk eder. İnsan meyvesini yiyince onun çekirdeğini dikmeyi öğrenir ve böylece ağaç, insan vasıtasıyla yeniden doğar.
Kendini yeniden dikmek, yeniden doğmak isteyen ağaç bile kokulu, tatlı, lezzetli meyveler verirken, ey insanoğlu! Sen niye yeniden dünyaya gelmek için elzem olan yaratılışını bozarsın? Bir ağaç kadar aklın yok mu?
İşte marifet meyve vermektir. Bütün dinlerin gayesi, peygamberlerin gayesi, bu insan denen varlığın yaratılış gayesini korumak ve soyunun muhafazası içindir. Din nedir diye sorulduğunda, eğer sen bundan başka bir şey anlıyorsan, savaş, cihat anlıyorsan, bil ki cihat da insanın korunması, öz soyun, pak soyun korunması içindir. Yoksa din neye gerekli olsun?
İnsan bozulunca, kıyametin kopma vakti gelmiş olur. Tıpkı Nuh Tufanı gibi bir tufan kopar veya büyük kıyamet kopar. Yani insan gidince, insan fıtratı bozulunca, dünyanın da bir önemi kalmaz.
Rabbim, mehdi ve cemaatine insan kalmayı nasip etsin. İçindeki marifet tohumunu bulup, onu muhafaza etmeyi nasip etsin ki, o tohum, elma ise elma, at ise at, sinek ise sinek olarak kalabilsin.
—oOo—
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Âmin.
El-Fatiha maassalavat.
Sübhâneke Allâhümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullâhe ve etûbu ileyk.
—OoO—
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 26 Mayıs 2015 Salı
SON YENi KONULAR
FORUMA GiR
FORUMDA ARA
SUPPORT 

