MUHAMMED
Muhammed

BAYRAK
TC.Bayrak

Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemize gönderi yapmadan önce kayıt olmanız gerekmektedir.

Kullanıcı Adı
  

Şifre
  





Forum İstatistikleri
» Toplam Üye: 7
» En Son Üye: Fatma
» Toplam Konular: 650
» Toplam Yorumlar: 991

Ayrıntılı İstatistikler

DOWNLOADEN


"Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri, E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz"
(Raşit Tunca)




AYET
"Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır"
ENBİYA Suresi 105

FELSEFEMiZ
"iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR,
Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir.
islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip,
Onunla Yaşayabilmekdir"

(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

Raşit Tunca Sözü
"Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun."
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ
"Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır."
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Allah, Her An, Yeni Cennetler (Geleceği-Ahireti) Yaratma işi Üzerinde

(Kar©glanin 16 Temmuz 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍۚ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’eluhu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.

Meali :

Göklerde ve yerde olanlar, O’ndan isterler (dua edip dilerler). O da hergün her an ayrı bir şe’n  de, yani ayrı bir isteği tecelli ve oluşturma işi üzerindedir.

Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 29. ayet



---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Ey Allah’ım! Kendini isimlendirdiğin, Kitabı’nda indirdiğin veya katındaki (bizce bilinmeyen) gayb ilminde kendine sakladığın Sana ait tüm isimlerle Senden istiyorum. Kur’an’ı gönlümün baharı, kalbimin cilası yap, O’nunla hüznümü, gam ve kederimi gider.”

( Hadis-i Şerif , Ahmed 1/391-3712-4318, Hakim 1/509, Mucemu’l-Kebir 10352, Ebu Ya’la 5297, İbni Ebi Şeybe Musannef 29309, İbni Hibban İhsan 972, Bezzar Keşfu’l-Estar 3122, Albani Sahiha 199)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Allah-u Teâlâ’nın isimleri, kendisi için özel alametlerdir. Bu isimlerden her biri, bir veya daha fazla sıfata delalet edebilir. Mesela Alim ismi, ilim sıfatına, Kadir ismi kudret sıfatına, Rahman ismi rahmet sıfatına delalet etmektedir. İsim ve sıfatların tamamının manalarını ise ‘Allah’ ismi kapsamaktadır.

Allah’ı isimlerinde birlemek, O’nun her ismine ve o ismin delalet ettiği manaya inanmayı gerektirir.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Allah’ın yüzden bir eksik, doksan dokuz ismi vardır. Herkim onları sayarsa cennete girer. Allah tektir ve teki sever.”

(Hadis-i Şerif , Buhari 6348, Müslim 2677/5)

Allahu Tealanın sıfatlarından biriside yukardaki ayette gecen şe'n sıfatıdır, ki o inşa etmek  o kelimeden türemiş bir sıfatdır, yani öyle olunca Allahu Teala, yukardaki ayette zatının buyurduğu üzre, her an kainatı  inşa etme işi üzerindedir.


Allah, Her An, Yeni Cennetler (Geleceği-Ahireti) Yaratma işi Üzerinde :

Kuranı Kerim'de Rahman suresinde geçen ayetteki her an ayrı yaratılışta ayeti üzerine, Allah, her an, cennetin  yada ahiretin, yeni bir katmanını yaratma işi üzerinde. Mesela bugün vaktimiz, nimetler vakti ve Diyar'ın dayız.

Misal :


Ben 1998,.. yada 2000 ler gibi, buranın eyalet başkentine gittim. o zaman cep telefonları yeni çıktı daha, cep telefonlari henüz küçük halini  almadı  daha, Longa gibi cep telefonu Nokia 1610 mu neydi 1200 liraya mı ne almıştım Schlign yani, ve cep telefonlarının daha sonra küçücük, ve daha kullanışlı ve, daha çok işlem yapabilen hale gelmesi ve, fiyatının da düşmesi, hatta o eski telefonların, Akıllı telefonlardan önceki telefonların, en son halinde, 29  schilling 30 schillinge kadar düştü. Yani işte, bir ilmin yaygın hale gelmesi ve, o ilimin meyvesinin herkes tarafindan yenmesi, yada yiyebilecek seviye ermesi, yaklaşık bir 10 sene gibi bir süre alıyor,  bazısınında 10 sene, bazısınında Belki 100 sene, Çünkü mesela araba diye bir teknoloji var, arabanın icadından sonra, yolların yapılması, ondan sonra arabanın geliştirilmesi, modern halini alması, ve neredeyse, her eve arabanın girmesi, Belki 100 sene, 200 sene sürmüş olabilir, icadına göre değişik bu süreler, ama bugün teknoloji daha hızlı, Her şey daha dün, yaklaşık dün diyebiliriz, yani Akıllı telefonlar çıktı, köyüne kentine her yere kadar ulaştı, şimdi çobanın elinde de akıllı telefon var. yine internet diye bir şey var,  O da, yani benim üniversiteye gittiğim seneler çıkmıştı, yaklaşık 1988-89 gibi, ondan bu yana 2019'dayiz, 19 sene buradan, 10 senede oradan, etdi 29 sene, 29 sene içinde yaygın hale geldi ve her eve girdi artik, Dağdaki, yayladaki Çoban dahi, şimdi internet kullanıyor. Bir ilmin anlaşılması, Rabbimizin bizlere rahmeti ve merhmeti yüzünden, bizlerin kolay işler üzerinde hayat sürmemiz, ve kolaylık ve cennet denilen o rahatlık vaktine ulaşmamız için, Allah bir ilmi önce öğretiyor, sonra onu geliştire geliştire, ve bunu da insanlara yaptırıyor, ve bu süreç, dediğim gibi, araba gibi bir teknolojide, Belki 100 sene alıyor, insanlar Daha hızlı olsa, daha çabuk gelişir, ama düşünün, Dünyanın her yerinde Yollarin açılması, elbetteki basit bir şey değil, yollarin otobanlara dönmesi, hızlı arabalar, hızlı trenlere de raylar,  Tabii ki Belli bir zaman alacak, bunun hemen 3 sene de yapılması mümkün değil tabii ki, o yüzden, böyle bir teknoloji, mesela 200 sene 300 sene sürmüş olabilir, yahutta 400 sene sürmüş olabilir, ama bak, şu anki teknolojideki sistemler, daha hızlı ilerliyor eskisine göre, artık daha yeni gelişmiş aletler de olunca, iş yapmak daha kolay halde, artık Eskiden yol açmak için bir tane Greyderimiz varsa, şimdi onlarca yüzlerce, daha güçlü Greyder lerimiz var. Şimdi  yeni yollar açmamız, ve Yolları Otobana çevirmemiz, daha kolay. Asfalt bulunmuş ve gelişmiş, hemen istediğin yere ulaştırabiliyorsun, daha sıcaklığı sogumadan istediğin yere ulaştırıyoruz onu, Öyle olunca şu anda, Yolları daha geliştirmemiz, yeni yollar yapmamız daha kolay, ama eskiden, İlk başlangıçtan bu hale gelmesi, Tabii ki zaman Almış, Ama şu andan daha ilerisi, daha kolay işlem, O yüzden işte Allahu Teala ilmi de böyle başlatıyor, O  ilm ile, dünyayi bir halden bir hale, yani, bir yerinden bir yere varmak istiyor. Allahu Tealanın muradında, varmak isetedigi, insanoğlunun varmasını istediği bir yer var, işte orası da, dedik vaktimiz, Cennet vakti, altın  çağ, goldene zeit, fakat biz eskilerin cennetiyiz, bizim vaktimiz bizden önceki eskilerin cenneti, ama bizden sonraki Cennetler de, bizim vaktimizin  varliklarinin cenneti olacak. bizim de cennetimiz daha ilerisi ve daha iyi yerler olacak .


"ölüm Bir Kurbanlık koç gibi getirilip, sırat  köprüsü üzerinde, cennet ile cehennemin arasında, kesilir öldürülür, ondan sonra da ölümsüz ebedi hayat başlar"


“Mehdi” ismi Musevilikte “Maşiyah”, “Kral Mesih”, “Shiloh (gönderilmiş olan, Allah'ın armağanı)” gibi çeşitli isimlerle ifade edilir.

Bunu Musevi kaynaklarında da aynı şekilde söylüyor  “Maşiyah” Geldiğinde artık ölümde kalkacak diyor,

bizdeki kaynaklarda ise :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Ehl-i Cennet Cennet`e, ehl-i Cehennem Cehennem`e (ayrılıb) gidince ölüm (mefhûmuna, gürbüz bir koç sûretinde vücud verilerek) getirilir. Tâ Cennetle Cehennem arasında yatırılarak kesilir. Sonra bu münâdî: Ey ehl-i Cennet artık ölüm yoktur, ey Cehennem halkı ölüm yoktur! Diye i`lân eder. Ehl-i Cennetin ferâhına bir ferah daha ziyâde olunur, ehl-i Cehennem`in de hüzün ve kederine bir hüzün daha yüklenir.

(Hadis-i Şerif , Sahih Buhari - Hadis No: 2051,Tirmizi Hadis No: 2683, Müslim Hadis No: 40,42(2849),Suyuti sayfa 76 )

Öyle olunca işte ondan sonra ebedi hayat var diyor, ebedi Sonsuz Mutluluk diyor, orası işte burası olacak,
cünkü ölüm burda var, ahirette zaten ölüm yokki, o zaman ölüm burda kesilcek demek bu, ve dünyada ölüm kesilince, yada öldürülünce yani, artik ebedi hayat diyari olan cennette burda kurulmuş olacak, ve o musavi kaynaklarda gecen kiyametin  kopacagi yer olarak amik ovasi ve sonrada cennetin kurulacagi yere hazirlik için işde bu maveraünnehiri ele gecirip, cennetın arazisini alıp hazır etme, yani mehdi ve isaya hazır etme görevinin üstlenen, yahudilerin veya diger isimleri ile musavilerin amacıda budur zaten.

Dünyayı cennete çevirmemiz gerekirken, Şimdi herkesin silah alması, oraya buraya insanları kışkırtması, oraya buraya saldırma planları yapması ne garip değil mi? Cenneti mi yıkmak istiyorsunuz, kendi cennetinizimi yıkmak istiyorsunuz? yani yıllardır Beklediğiniz, varmayi murad ettiginiz, girmek için yarıştığınız cennetimi yıkmak istiyorsunuz? bak  şimdi Suriye yi yıktınız da, cehenneme çevirdiğinizde ne oldu? diyorum bak : 

Bir araba yüzlerce sene sonra ancak böyle güzel hale geldi, arabanın böyle rahat konforlu bir hale gelmesi 100 lerce sene sürdü, zaman aldı.
Madem, Şu anda :
Yolların hepsini bozalım, patlatalım.
köprüleri yıkalım,
arabaları makineli tüfekler ile tarayalım,
ve milleti arabasız bırakalım.
kim bundan faydalanır?
kimin hayrına olur bu?
insanoğlunun hayrına mı?
yoksa insana düşman olan şeytanın hayrına mı?
mesela sen düzeni bozup yıktın mı, belki Araba Sadece bende olsun diyorsun da, yarın sende de olmayacak, çünkü şeytan, Yarın senin Elindekini de almaya çalışacak,  belki Bugün seni kullandı da, benim elimdekini aldıysa, Yarın da senin Elindekini almak için başkasını kullanacaktır zaten. sende de koymaz o, Çünkü hepsini elimizden almak istiyor, insanoğluna düşman kardeşim, düşman. Cennetten kovduran o değil mi? Sizin dünyanizi  cennetinizi elinizden almak istiyor, işte cennetinizi yıkmak için size diyor ki: Buraya yakın  yıkın diye  fistek veriyor. sizde oan inanip kendi cennetinizi yıkmaya kalkıyorsunuz, Savaş çıkarıyorsunuz. insan kendi cennetini yıkar mı ya? Akıl mantık işi mi bu. o azili düsman diyorki cennet yıkılsında ister kapisi, ister duvarı, isterse tavani olsun, hiç fark etmez,  bir taraftan yık diyor, Sen orayı yıkınca, öbür tarafları yıkacak adam da bulurum ben diyor, seni kullandı ve Suriye'yi yıkmaya çalışdı ise, yarin  başka birini kullanır, belki bir bomba ilede, Amerika'yı yıkabilir ki. sen, sen de kalıcı değilsin, şeytan Sana da düşman, sana dost gözüktüğüne bakma sen öyle, Adem'in cennetten kovduran, seni cennette bırakırmi zannediyorsun?  seni de kaldıracaktır buradan, senin elinden de cennetini alır. O zaman insanlık olaraktan, hepimiz el ele vermemiz lazım, Ne Kürt, ne cingen dememiz lazım, Ne zengin, ne fakir, ne Afrikalı, ne yerli dememiz lazım, Ne Arap, ne şarap dememiz lazım, hepimiz biriz, İnsan olan herkes, hepimiz biriz, fakirinden zenginine, en büyükten en küçüğe, en zenginin den, en fakirine, hepimiz bir olmaliyiz. zenginin zengin olacak marifeti farki nerede? kanatlarımı , kuyruğumu fazla, hepimiz de 2 el ,2 kol, iki ayak, iki göz, bir kafa, 2 kulak var, farkımız nerede, o zaman hepimizin ihtiyaçları  da aynı, yemek, içmek, giyinmek, evlilik, hepimizin ihtiyaçları da aynı. o zaman biz bir olursak, o bizi yenemez.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اَلَمْ اَعْهَدْ اِلَيْكُمْ يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ اَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَۚ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn.

Meali :

'Ey Âdemoğulları, size, şeytana, şeytanî güçlere tapmayın, onların düzenlerine bağlanmayın, onlara boyun eğmeyin. Onlar sizin apaçık bir düşmanınızdır.' diye tavsiye edip sizinle kulluk sözleşmesi yapmadım mı?

Sadakallahul Aziym YASİN Suresi 60. ayet

Allahu Teala Yasin Suresi'nde, Sakın ona inanıp da, ona tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır diyor.

Bunu anlamak lazım, sana dost gözüktüğü zaman, seninle  orayı yıkacak, başka birisiyle de seni yıkacak, O zaman onunla dost olunmaz. Allah in yaptiklari yiktirilmaz.

ve Allah işte, her an, yeni bir bilgi ve, insanlığın hayrına olan, bir buluş, bir biliş, bilim ve bir yaratma üzerinde, gelecekleri oluşturmak işi üzerinde Allah.

---oOo---


Keops Piramidi:

Büyük Piramit ya da Keops Piramidi, yontma taştan yapılma, 138 m yükseklikteki kare tabanlı bir piramittir. Bu piramidin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti, yani 146.478 m olduğu sanılmaktadır. Fakat erozyon ve tepe kısmının yokluğu nedeniyle günümüzde yüksekliği 138,75 m'dir. Taban kenarlarından her biri 230.37 m. (440 kübit) uzunluktadır. Yapılan hesaplamalara göre piramidin kütlesi 5.9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m³'tür. Piramitte kullanılmış en büyük taşlar olan “kral odası” granit taşlardan yapılmış.

Bu konuya benim şöyle bir yorumum var, ister kabul edin, ister kabul etmeyin:

Onu  insanoğlunun  Toprak yigarak yaptıkları  üst üste dizdikleri hikayesi fasa fiso. çünkü şu anki teknoloji ile bile, Yani biz vinç kullansak, O taşları üst üste koymak için, ve Vinci ucundaki o uzanan uzantı o kadar uzun olmalı ki, en üstteki orta noktaya taş koyabilesin. aradaki mesafeyi düşündüğümüz zaman, şu anki sistem ile bile, bir vinç bunu yapamaz ve devrilir, o kadar uzağa o kadar ağır bir taşı uzattığı zaman, oradan da aşağı salladığı zaman, vinç devrilir, bu ne toprak yigmak ile yapılmış bir piramit, nede vinc ile,  benim buna görüşüm, bunlar, bu taşların Avusturya graniti olduğu söyleniyor, ve buradaki sistem ile, şu anki modern sistemlerle,  ben taş ocağında çalıştığım için biliyorum, Biz taş ocağında block taşlar ve benzeri taşlar çıkarıp kesiyorduk, O taşları Buradan oraya, ilerki zamanda, ışınlama yöntemiyle, taşı taşın üstüne koordinat ile gönderip, piramitleri imar etmiş olabilirler.  ışınlama ile Hani Star, bak Uzay Yolu filminde, bir gezegene ışınlıyorlardı da insanı, birde insanin belindeki tabancasınıda ışınlıyorlardı, tabancası demirden değil mi, demiri ışınlayan, taşı da ışınlıyabilir değil mi, o Hayaller  ve filimler, Belkide ilerde gelcekte bir yerde, bir gün gerçek oldu, ileride bir yerde bu iş, ışınlama yöntemi cözüldü, ileride bir yerde gelecekte, belkide yakın zaman, belki yakın zaman sonra bu buluşlarda çözülecek, ışınlama çözülecek, ve ışınlamanın çözüldüğü yerde, birileri bu bilgiye erdiyse ve, işte insanoğlunun dünyayı yok etme, kıyameti koparmak hikayeleri yüzünden, bilgi kaybolmasın diye, ki aynen Nuh döneminde su basması ile, Bütün her şeyin helak olduğu ve, insanlarin sıfırdan başlamak durumunda kaldıkları gibi, Öyle bir şey olursa, şu anki bilgiler kaybolmasın diye, belki taşlara o geleckteki adamlar tarafindan , o resimler oyuldu, şu anki sistem ile CNC makineleri ile Oya bilir, resim ve o şekilleri  o taşlara yapabilirler, Çünkü Musa vaktinde daha Demir bulunmamış kardeşim, Demir yok, metal diye bir şey yok, metal cinsi hiçbir şey yok, metal olmadan taş ne ile oyulcak da o şekiller verilecek, taşa kim vermiş o şekilleri, O taşa, o resimleri şekilleri taşa, demirsiz, demir yok öyle olunca, o günkü en sert madde, başka bir taş ile  oyamazsın ki, taşı taşa vurarak dan da olmaz, Hele bir de granit taşını, demir olmadan, hiçbir şekilde işleyemezsin. Süleyman ve Davut vakti, Allah demiri Davuda ögretti bildirdi buldurdu ve yine  işlemesinide Davud aleyhisselama öğretti, Davut Aleyhisselam'ın ilmine verdi, peki Davut Aleyhisselam Musa dan sonra geliyorsa, Musa firavun vaktinde ise, hatta piramitler dahada önceden ise, nasıl oluyor da, Firavun'un yada MISIRIN  piramitlerinde Yazıtları oluyor, taş oyulmuş oluyor, ne ile oydular, bu taşları  ne ile kestiler, bu taşlar Demir olmadan, çekiç olmadan,  ne ile kesildi? Demir yok Demir, Akıl mantık işi mi bu, o zaman demek ki, o zaman, bu zamanda ileri bir noktadan, geri bir noktaya, bazı bilgilerin saklanması, Çünkü kötülerden, kötülerin vereceği zarardan emin olmak için, aynı şu anki buğdayları tohumları  Norveç'in altındaki buzun altına saklayıp geldikleri gibi,  gelecekteki insanlar da, bu bilgileri, geçmişe saklamışlar, herhalde orayı güvenli görmüşler demek ki, ve bu Kesinlikle böyle, ışınlama yöntemiyle o piramitler yapılmış. vinç ile bile yapamazsın bugün. o gün, O taşları kesecek Demir yok, ne ile kestin Musa vakti, Demir yok ki!!!

Ya düşünün, diyor ki bizim meşhur bildiğimiz kitaplarda, cilalı Taş Devri, ondan önce Yontma Taş Devri, ve cilalı taş devri de ne demek biliyor musunuz, ilk defa yeryüzünde mermer keşfolmuş, mermer cilalı, mermer biraz sivri oldugundan, onun ile kesebiliyorsun, hayvanını yüzebilirsin, yine onu birbirine çaktımı, ateşini yakabilirsin, çakmaktaşı denir, çakmaktaşı vakti, Çakmaktaş, Fred Çakmaktaş vakti, ilk defa mermer diye bir şey bulunmuş, cilalı Taş, Demir yok ki, mızrağın ucuna bile mermer takıyor, hayvanlari onun ile avlıyorlar, Demir yok, Demir yok ki Musa vakti, nerede demir de, o taşları kesecekler.

Ve yine Göbeklitepe hikayesi de yalan uydurma, birileri bunu yapmış oraya gömmüşler, bu şey yani şu anki zamanda yapılmış, hileli bir şey, diyorum demir yok, diyor ki 5000 sene öncesine Bilmem nereye bilmem ne tarihe dayaniyor gidiyor diyor,  lan Demir yok diyorum Demir yok, Demir olmadan o heykelleri nasil oyacaksin, taşı taşa vurarak heykel yapamazsın ki, başka bir şey ilede yapamazsın ki,  sonradan oraya gömülmüş, yapılmış şu anki zamanda, o hileli, aynı Firavun'un Sarayı'ndan Bilmem bir şey çıktı, piramitlerin içinden altın kafa maskesi çıktı hikayleri ile turist cekme, metal Yok, ne altını, işte Metal İşleme diye bir şey daha önce bilinmiyor, Metal İşleme Ateş kızdırma ile olur, Ateşi harlayacak gerec yok ki zaten, ateşe harlayacak körük yok, kuvvetli Ateş yapacak körüklü sistem yok, körük olmadan Ateşi  kuvvetlendiremezsin ki, Hele bir de ilk başlangıçlarda o çağda.
Öyle olunca Göbeklitepe hikayesi filan uydurma, yalan 2 tane de adam tutmuşlar, Bilmem yazıları çözdüm, bilmem ne yaptım, hepsi yalan oyun.

Bu sıralar Tevrat'a Merak sardım ve, Tevratın da aynı Kuranı Kerim gibi, yeryüzünde yazılı olduğunu keşfettim. Allah yeryüzüne tevratı da dağıtmış, canlı, gezen yürüyen Tevrat ayetleri var. Musa ümmetini alıp da İsrail'e doğru yola çıktığında, onun ümmetindeki insanların sayısınin 1 000 000 kişi olduğu söyleniyor ve, bu ne ile çakışıyor? Tevratta da benim bildiğim kadarıyla 1 000 000 ayet varmış. o zaman her bir Musa ümmeti, bir ayeti temsil ediyor, onlar canlı, gezen yürüyen Musa ümmeti, ve biz Cennette himmelde yüksekte isek, Musa'yı kabul edip onun ardına takılıp da, Musa ya destek olan, o bir milyonda cennete girecek  demektir bu, biz Cennette isek, onlardanda şu anki havralar da sinogoklarinda  ibadet  eden, ve  Allaha iman eden, bütün musevilerde de zaten, o bir milyonun içindeki kimseler, Onun dışında, o  onlari Harun'la bırakıp Tur dagina gittiğinde, geri dönesiye orada bozulanlar da, yine ona tâbi olup da, sonradan dönenler, orada bozulanlar, onlarda yine içimizde, Çünkü günah, bildigimiz kadari ile, cehennemde biraz kalıp, sonra cennete dönmeyi gerektirir. onlar içimizde, o bozulanlar da İçimizde, Tabii ki Musa geri geldikten sonra hepsini azarladı, hepsini yola getirdi  Onları tekrar değil mi?
Tevrat ta çok güzelmiş, Maşallah Maşallah, rabbim indirir de, Rabbim yazar da güzel olmaz mı, Rabbimin her işi güzel.

Geçenki anlattığımız meselelerden, Bizler en iç deyiz, ve atomun çekirdeğindeyiz demiştim.

Yine buraya ispat ve delilim : dua ederken eller havaya açılır da, secde ederken neden burnumuzu yere sürteriz, Allah yerde mi de Biz Allah'a yere secde ediyoruz, Hani gökteydi, Göke dogru dua ediyorduk, Peki niye yere secde ediyoruz o zaman, Yer Ne taraf, Gök ne taraf? bunda bir gariplik yok mu. O zaman  Allah nerede, yerdemi, göktemi,  Beyt'ül Mamur Bizim bulunduğumuz ev demiştim, ve biz en iç teyiz demiştim, o zaman Muhammed vaktindekilerde, yere secde ettiğine göre, aslında  o izdüşüm ile Beytül mamura, İşte bizim Kabe mize secde etmiş oluyorlar yani, çünkü yönünü kıbleye dönüyor da, secdeye, yere toprağa doğru dönüyor, altta  veya icde atomun cekirdeginde biz varız işte, dalga içten çıkıyor demiştim, atomun çekirdeğinde elektron yörüngelerinde, içteki çekirdeği korumak içın dönüyorlar, bunun için, dışındakiler, içindeki çekirdeği korumak için, çekirdek de de İşte biz varız, şu anki insanlık, Cennet vakti, cennet korunmakta. Cennet Melekler tarafından, peygamberler tarafından korunmakta, üstteki elektronlar halinde, ve öyle olunca, secde yere ve ice dogru olduğuna göre, atomda, işte çekirdek de icte olduğuna göre, demek ki Kabe'de, içteki Kabe, Beyt'ül mamur, Dıştaki Kabe diger Kabe olduğuna göre, o zaman yukarıdakilerin içe dönmesi, işte toprağa secde etmenin sebebi bundan, öyle olmasa idi, Allah bize toprağa secde etmek vermezdi, dua ederken elimizi yukari semaya  açtığımız gibi, ayaktayken secdemizide, tepeye doğru yapabilirdik, kafamıza yukari dogru oynatırdık havaya doğru, şöyle yukarı  doğru indirip kaldırırdık, secde olurdu. Peki niye yukarı doğru kafamızı indirip kaldırmıyor da, yere toprağa sürtüyoruz,  Demek ki beytulmamur iç de, şu anki cennetteki ev, Kabe, esas dönülen yer. Bu da bizim yorumumuz, bizden önce bunu kimseden duymuş değilsiniz.

"GUL" "DE Ki" Zikri ve Hikmeti

Tevrat meselesine yeniden dönersek, Kuranı Kerim'de bazı surelerin başında "gul"  geçiyor (Felak suresi, Nas suresi, Ihlas suresi, kafirun suresi, cin suresi,....) yahutta böyle birçok ayet var.

"gul" demek  "De ki" demek,  ve mesela bizler, Felak suresinde ki başındaki "gul" ü de okuyup zikrederiz,

Halbuki ben mesela sana desem ki : Okan bayülgen'e git de ki, "Ağabeyim seninle program yapmak istiyormuş." de dedim,  Sen gidip de Okan bayülgen'e Benim dediğimin aynısını mı söylersin,
((((Okan bayülgen'e git de ki, "Ağabeyim seninle program yapmak istiyormuş."))) gibi

yoksa "ağabeyim diyor ki, seninle program yapmak istiyormuş." mu dersin. başında ki "de ki" yi de mi kullanırsın, yoksa  başındaki "de ki" kelimesini kullanmana gerek yok mu? Halbuki "de ki" den  gerisini söylediğin zaman, ona anlatmak istediğini anlatmış olursun. başındakini de  dediğin zaman, zaten cümle yanlış olur, buraya kadar Anladık mı? o zaman  bizim zikirimizdeki  Felak suresini okurken okumanız gereken, zikir etmeniz gereken yerinde "gul" olmaması lazım, başındaki "gul"  ü çıkarıp da geri kalanını zikr etmemiz lazım. amma  daha sizi ögretmedigim için, bende gul ile zikrettim şimdiye kadar amma sizde bende artik bunu ögrendik bundan sonra o gul olan sureleri ayetleri zikirleri başındaki "gul" kelimesini  atıpda öyle zikredelim. Ama zikir evradımızda Felak Suresi diyerekten yazdık ki ayette eksliklik olmasin, yani bunu ben size bu vaaz ile ögretecegim ve bu bilgi ancak bu derceye cikan birisi tarafindan bilincek, evradimizda da yine o zikirler başındaki gul ile yazilcak değişmeyecek, bunu bu VAAZI okuyan ve duyan ve seyredenler bu SIRRI bilcek sadece.  Mesela Felak suresini size anlatıyorum, ve Felak suresini okudugun zaman, başındaki gul ü okumanıza gerek yok.

Gelelim Tevrata

Öyle olunca Allahu Teala da, Musa Aleyhisselam'a  bir zikir vird veriyor, 

Vird demek : Türkçe Çok kere tekrar edilen zikir demektir,  ve o yüzden biz "Raşidi  Zikir Evradı" diye zikrimizi tarif ettik,

Evrad Demek: Benim zikrim demek, 

Tevrat veya Tevrad demek: senin zikrin demek,

Benim anladığım kadarıyla, Allahu Teâlâ Musa Aleyhisselam'a diyor ki, sana senin zikrini evradını veriyorum, yani tevratı veriyorum demiş, Ve kitabın adı Tevrat kalmış.
Zikri ben çektiğimde, Benim zikrim Evrad olur.
Zikri sen çektiğinde, senin zikrin sana Tevrad olur.


Halbuki Tevrat a,  O bizim evradımız demeleri lazım, bizim zikrimiz, evradımız demeleri lazım. hani bu da bizim anladığımız kadarıyla, benim anladığım kadarıyla, o (Tevrad) zikirdir, o yüzden de zaten Robin ler tevratı  haala Zikrederler  çokça. O bir zikirdir, yani evrattır. çokça tekrar edilerek den, bugüne ulaştırılması gereken bilgi, ve unutulmaması gereken bilgidir. mesela, Peygamberler tarihinin çoğu Tevratdan alınmıştır. işte bak, Onların okumaları, hafızlık etmeleri, yazmaları, bizim işimiza yaramış. nasıl biz musevileri dışlayabiliriz. Tevrad olmasaydi, Peygamberler Tarihinin çoğunu Bilemezdik biz, onların kitabı olmasa, bizim kitabımızda ne kadar bir bilgi var Peygamberler tarihi hakkında, Kuran bize ne kadar bilgi bildirmiş, onlarin bütünü  neredeyse hepsi musevilikten ve Tevrattan alınmıştır. İşte onların da, onu yazmaları, ve bugüne kadar saklamaları, hafızlık etmeleri, Bizim de menfaatimize yarıyor. Tevrat da haktır ve orjinali hala vardir bozulmamıştır. Tevrat haala kainatta yazılı. işte O  Tevrat okuyanlar  var ya, o Museviler var ya, şu anki ibadet ehli, Allah'a inanan, onun hükümlerinede uyan kimseler var ya, onlar işte cennetlikler, o 1000000 kişi işte. Bilmiyorum belki daha sonra çoğaldılar, yerlerine yerleştikleri zaman, Bir Milyondur, daha sonra belki 1 milyon 200 bin oldular degilmi?  yada 300 bin oldular, evet olabilir. Mesela elmayı Ankara'ya dikttin, elma orada  sana bir ton elma verdi, bir çekirdekte gittin Fransa ya diktin, Fransa'da 2 ton elma verdi, aynı elma orada da bitti. o zaman onlarda diyor zaten, biz diyor, Niye  İsrail'e gitmek, Vatan edinmek zorunda olalım diyor, Almanya'da bize Vatan diyor, Fransa'da Vatan, Amerika'da Vatan, O zaman her yer bize İsrail, Evet doğru, elmayı dikmek için illa İsrail  de olmak lazım değil ki, Cennetin kurulması için de ile israil lazım değil kardeşim, Cennet her yere kurulmuş zaten, Sen yeter ki cenneti dağıtıp bozma, içinden de  kovulmak  durumunda kalma.

Yahudi kelimesi, israil'in yani, Yakubun oğlanlarından birisi, Yani Yakup aleyhisselamın oğlanlarından birinin ismi yahuda, hud dan gelen, yada kalan demek, HUD soyundan gelen, yada  kalan demek. Hud aleyhiselamin yeni versiyonu. Musa vaktindeki yeni versiyon hud demek o,  yani Hud yıldızı. Hud Aleyhisselam inkar edilebilir mi ki, dışlanabilir mi ki,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Âmener resûlu bimâ unzile ileyhi min rabbihî vel mu’minûn(mu’minûne), kullun âmene billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulih(rusulihî), lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih(rusulihî), ve kâlû semi’nâ ve ata’nâ gufrâneke rabbenâ ve ileykel masîr.

Meali :

Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü’minler de, hepsi Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O’nun resûlleri arasından (hiç) birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “ışittik ve itaat ettik! Ve Rabbimiz, Senin mağfiretini (dileriz). Ve masîr (varış) Sana’dır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler.

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 285. ayet

niye biz Amenerrasulü de peygamberlerin hiçbirini dışlamayacağız diye Söz veriyoruz, o zaman sen yahudayı, ya da Hud aleyhisselamı nasıl dışlarsin.


Yahudi yani musevi kaynaklarındaki, Mehdi Aleyhisselam ile bilgiler arasında, bir de şunu öğrendim duydum onların vaizlerinden, O da diyor ki : Mehdi geldikten sonra, artık ebedi Cennet Var, Ölüm yok olacak, kalkacak diyor, bizim dediğimiz şey, ve eger Mehdi ölürse zaten o Mehdi degildir diyor. Bilim adamlarına diyoruz : ölümsüzlügü keşfedin artık. Vakit Geldi Burası cennet, buradan Ötesi artık ebedi hayat diyoruz işte, cennetide burada kuracaksınız, Bütün dini hükümler, zaten burada güzellik halini almak için değil mi? bütün dinin hükümleri ahkamlari, güzelliklerin burada yeryüzünde hakim olması için değil mi zaten, yapılması gereken görevler, hepsi o amaç ile değil mi, insan olmak, insan olmak demek işte, yeryüzünü imar etmek, ve en güzel şekilde, hukuka riayet edip, Allah'a ve peygamberlerine, kitaplarina, meleklerine, büyüklere saygılı , doğaya saygılı , insana saygılı, hayvana Saygılı olmaktan ibaret degilmi..

Balı bal yiyen daha iyi bildiği için, yağı da yağlı yiyen birisi daha iyi bilir, elektriği de elektrik  yiyen, yani elektrik carpan Birisi bulmuş, Benjamin Franklin gibi elektrik çarpan birisi bulmuş, uçurtma daki anahtara şimşekten elektrik çarpınca, elektriğe kapılmış ve elektriği ilk anlayan adam olmuş, ve eğer ölümsüzlük keşif olacak ise, ölümsüzlüğü keşfedecek adamda, ölümü ve hayatı yiyen bir adam olması lazım ki, ölümsüzlüğü keşfetsin. Bunun da dünyamizda ve kainatımızda 2 tane  örnegi olan insan var, birisi İdris Aleyhisselam, birisi İlyas Aleyhisselam, cennete ölmeden Geçilmez Kurali koyan Allahu Teala, Bu ikisini cennete koymuş, Cennetten çıkmamış lar, yeniden hayat bulmuşlar, ve dünyamızda  da Haala ilyaslarda mevcut idrisler de mevcut, Öyle olunca aynı Meryem  gibi Bakire bir kadından doğacak İlyas ve İdris isimli iki çocuk, temiz çocuk, yetiştirilirse imkanlar saglanirsa, Belki bize ölümsüzlüğün çaresini de onlar bulacaktır. Çünkü Meryem Tanrı Rab isayi doğurabilecek kadar iffetli olduğu için, ölümsüzlük de Cennet vaktinin insanına nimet olduğu için, ölümsüzlügü keşfeden cennete girmiş olacak, Cennete giren birisi ise, cennetlik kimse, cennetlik kimse ise temiz kimse, temiz bir kimse de temizler den doğacağı için, Temiz'den çıkıp gelecekse, Buz gibi bakire tertemiz bir veya birer anneden doğması lazım bu iki bebenin.

Ve Ben yine Tevrat'tan öğrendiğim birkaç bilgiyi sentezledim galiba Yakup aleyhisselamın kızlarından 3 kızından birisi olan,  Dina diye bir kızı varmış,  ve bu kız kötülerden zannedilen levitlerden bir oglan  ile evlenmek istiyor, Levitler ise Yahuda gibi oda  Lut ve Luttan kalan adam, veya Luti demek, yani israilin soyu amma, o ibrahim vaktindeki Lut un soyundan kalan bir soy ve aile. ve Lutilik nedir günahi nelerdir biliyoruz bugün, zaten dünyadaki L harfleri onlari temsil eder, nerde  L var ise Levitlerden bir irkdir, yani Lut aleyhiselam ve ümmetine dayanan bir soydur, hatta Süleyman aleyhisselam bile Luta dayanir.  Ve babası ona itiraz ediyor, onunla evlenirsen sen şunları şunları kaybedersin, şu ahlakın şöyle olur, bu ahlakın böyle olur diyor, O da diyor ki başka insanlar, başka oğlanlar, Beni anam tarafından, babam tarafından, yada zenginlik tarafından, din tarafından sevdi  de evlenmek istediler, Ama bu oğlan diyor, beni, ben olduğum için sevdi de, benimle evlenmek istiyor diyor, ben o yüzden onu istiyorum diyor. benim anladığım kadarıyla anlayabildiysem, Bu ne demek, aslında bu olay Habil Kabil vakti olmuş olayın tekrarı işte, yani anladığım kadarıyla, Allahin bundan muradının biriside, insanoğlunun Özgür iradesini kullanması. ilk defa, Habil Babasının sözünü dinledi, Rabbinin sözünü dinledi, yani kul oldu, Yani kul ve köle, Özgür değil, baskı altında, bir emre uymak mecburiyetinde kaldı. ama Kabil dedi O kız çirkin dedi, ben o kızı almam dedi, bu kız güzel dedi, Ben bu kız almak istiyorum dedi, Hürriyet, özgür iradesi ile seçme hakkını kullandı yani. Tevratın 1 bölümüde, bu özgürlük hikayesi.  Daniele veya Dani , o Lut Soyundan gelen oğlanla evlenmek istiyor, Levit, yani luti soyundan birisiyle evlenmek istiyor, ama diyor ki, o diyor benim güzelliğimi ve beni sevdi,  sen güzelsin dedi,  Kabil aklını kullandı, aklını  ve özgür iradesini kullanmak neden yanlış olsun,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh, ve yec’alur ricse alâllezîne lâ ya’kılûn.

Meali :

Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.

Sadakallahul Aziym YUNUS Suresi 100. ayet


Allah, aklını kullanmayanların  üzerine  pislik yağdırırım diyor, o zaman Kabil yanlış mı yapmış oluyor, bu kız Yanlış mı yapmış oluyor, kötülerden mi oluyor, Hayır Daniel de Cennette şu anda, Daniel isimli oğlan olanlar var, ve Daniela isimli kız olanlar var. Daniel isimli kızlar da  bu cennetimiz deler, Daniel isimli oğlan olanlar da, o kız cennete girmiş, O kız doğru yapmış, yanlış yapmış olsaydı, şu anki cennette Daniela diye bir kız olmazdı,  özgürlük Hürriyet cumhuriyet ve özgür hür iradeyi kim istemez ki, akıllı olan hürriyetini istemez mi? birilerine kul olmak Köle olmak mı, Yoksa öbür bir şekilde yaşamak var işte İngiltere bazı yerleri sömürge edip köleleştirdigi gibi, Osmanlı'da bazı kadınları köle ve cariye yapıyormuş, güzel bir şey mi? Şu an kabul edebilecek bir şey mi, Hangi kadın köle olmak ister,  yani Öyle olunca bu hikaye ile, Kabil ile Habil olayının tekrarı ve o vakit başarılamayan kadınların özgürlük hakları, taaa muhammed vaktınde intikal ediyor ve Kuran-ı Kerîm’in 83. suresi olan Mücâdile Suresi’nin ilk ayetleri, hakkını aramak için Peygamberimizle tartışmaya giren bir kadından (Havle binti Salebe) bahsetmektedir. ve danyela  önce neymiş kızın ismi önce Dina ymiş  bir levit ile evlenince L harfi gelmiş yanına Leydi di olmuş, yani şu anki isimleriyle Daniel ve Daniela olmuş, yani özgür kız Özgür iradesini kullanan kız. Hani bizim Muhammed'i ileride de bir kadının ismi bir kadın üzerine sure inmiş ya, o da aynı şekilde özgürlük ve hakkını isteyen bir kadın var,"MücadiLe" isimli, Bizde de var aynısı, aynı kadın versiyonu bizde de o kadın olaraktan tekrar etmiş, surenin ismi de o kadın. bizim köyde mücadele veya mücadile diye kadin vardir, o kadinin ismi öyle havle falan degildir mücadiledir. Muhammed vaktinde aynı şey yani aynı kimse diyorum. Muhammed vakti zaten, İsa'nın Musa'nın Cennetiydi, Muhammed vakti, isanın Musa'nın İbrahim'in Cennetiydi, o vakitte de tabii ki cennette olacak o kimse, onun yaptığı amel  eğer cennetlik amel ise, elbette Muhammed vaktinde cennette olacak o kadin, ve benim vaktimdede cennette olacak o kadin, bugün yine cennetimizdemi, evet cennetimizde tabiki, Muhammed vaktinin cenneti de Şimdi ise, Muhammed vaktininde cenneti bizim vaktimiz olduğu için, onlar Şimdiki Halleriye, cennetimizde Daniel Danela veya da Diana Lady, Diana ve Mücadile gibi isimler ile aniliyorlar.


Bu haftaki en son konumuza gelince, Wifi yani anlamı kısaltılmış bir şekilde fakat bunu frekans olaraktan ele aldığımızda Bütün dillerde aynı frekans içermesi lazım, benim anladığım kadarıyla, Fi Arapçada içinde demek, ve fii başka dillerdeki şekli vav şeklinde yada six yada secs yada bizdeki ALTI rakami ve Tersi kehrwerti ise VAV yani dokuz yada nine yada neun demek. yani  WI FI demek Wi demek Wir veya We demek, Bizler demek, Bizler atomun içindeyiz demek, Ve bunu da söyleyen ilk benin, ve benim vaktim de  WI FI keşfolduğuna göre, bizde WI FI içindeyiz bizler atomun içindeyiz, wifi de yani "vav, He ,lamelif, ye" yani sondan 3 öncesi Vav, ve biz de işte sondan 3 önceyiz, ne demek sondan 3 önce, atom = Proton nötron elektron, üclüsü, sondan üçüncü vav yani atom, Şu anda biz Vav içindeyiz,  biz de atomun içindeyiz, wifi  o yüzden bizim vaktimizde ve, biz burada böyle bir kolaylık vaktindeyız, cennetteyiz zaten, cennet korunmuş yer değil miydi, günahtan kirden pistten kötülükten korurmuş yer değil miydi. Atom da öyle. Artık gerisini biraz da sizler tefekkür ediniz.



--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 16Temmuz 2019 Salı

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK

Ahiret Nedir?

(Kar©glanin 1 Temmuz 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn.

Meali :

O kimseler ki; sana indirilene senden önce indirilen kitablara iman ederler. Onlar ahiret alemine de yakînen inanırlar.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 4. ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Geçmiş ümmetlere nisbetle sizin dünyada kalışınız, ikindi namazı ile güneşin batımı arasındaki vakit kadardır.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Mevâkît, 17; Tevhid, 31, 47)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Yıllardır Müslümanların ihtilafa düştüğü kelime : ahiret kelimesi ve, ahiret kelimesini Müslümanlar şimdiye kadar Sadece, öldükten sonraki hayat olaraktan anlamışlar.
Halbuki ahiret kelimesi, sonraki ya da şu anki dilimize uygun olaraktan : "gelecek" demektir yani "zukunft."  Çünkü bir çiçek diktimi, önce tohumunu diktin, daha sonra onun çiçek açması için bir zamana ihtiyaç var, bir mevsimin bir mevsime dönüşmesine ihtiyaç var, ve zamanı gelince, o çiçek açıp da, sana neşvu neva veriyor, O zaman ibadetlerinde ödülü olan nimetler, ahirette verilecek denmesinin sebebi, Eğer şu an, anında verilmemişse, Gelecekte bir zamanda sana verilecek demektir bu. Ama bu ömrün yeterse hayattayken verilir, yetmezse  2. veya 3. hayatlarında verilir. Onu böyle deyince de, araya başka bir bilgi sokmuş olduk, Yani insan çift hayatlı mıdır, Reenkarnasyon var mıdır? bazı çiçekler vardır, köklü veya yumrulu çiçekler, patates gülü gibi, yani yine lale gibi soğanlı çiçekler vardır, Eğer memleket çok soğuksa, ve toprak buza çekiyorsa, o çiçekler soğan verdikten sonra, ya da Yumru verdikten sonra, bazı memleketlerde, topraktan sökmen lazım ki, ertesi sene, tekrar o çiçeğe sahip olabilesin. Eğer sökmezsen hava ve toprak don a çektiği için, o çiçek ölür, ama bazı ağaçlar vardır, kökleri diplere giden, don vurmayacak kadar derinlere kadar dalmıştır ki, o agac yapraklarını döker, ve uykuya yatar, ertesi sene Rüzgar onu kaldırınca, tekrar Uykudan uyanıp, tekrar yeşillenir, meyvesini verir. yani ölmeyenler var. ölenler var. bazı çiçekler ölür, Susam gibi, buğday gibi, o sene meyvesini verir, çiçeğini açar, yaprağını açar, sonbahar geldi mi, hasat edersin, gelcek sene tohumundan bir daha dikmek lazım ki, o sana, yeni sene bir daha meyve versin, o Mevsimde dogduysa, beriki mevsim ölmüştür, işte ödüller de eğer bu hayatta sana verilmediyse, sen buğday gibi cibilliyatta isen, ikinci bir mevsim daha sana verilir, tohum vermişsindir, Eğer küçülürsün yeni bir cocuk ve cocucugun olarak dogarsin, bir hayat daha kazanırsın, ama  elma ağacı sabit, sadece uykuya yatıyor, tekrar uyanıyor, ölmüyor, ve bir de elmalarının içinde, yeni çekirdekler veriyor, ama buğday öyle değil, buğday başağı verdi, öldü, sen onu yeniden dikersen bir daha Hayat buluyor, o zaman ahiret nasıl bir şey, Doğada bir örnek gösterilmemiş, bize birçok örnek var. Allah : kainata bakmıyor musunuz, Etrafınıza bakmıyor musunuz diyor, etrafımıza baktığımızda, o zaman buğday bir örnek, yine Lale gülü örnek, yine patates gülü örnek, yine patatesin kendisi örnek, havuç örnek, havucu toprakta hiçbir şey kalmayacak şekilde çıkarman gerekiyor, Eğer onun  tohumunu aldıysan, Ondan bir daha üretebilirsin, ya da eski havuçtan üretebilirsin,  soğanı, soğan dikerek den üretebilirsin, ama Mevsim Geçti öldü, ama çam ağacı  uykuya da yatmıyor, Uyku bile uyumayan ağaçlar var, ama bir ömür uyumayan, Demek ki ahiret ve cennet, kişisine göre, ve tabiatına göre farklı farklı şeyler, neyse bu meseleye daha sonra devam edeceğiz inşallah, Şimdi başka bir meseleye geçiyoruz.

ve bir sohbet Meclisi'nde dinledimm diyor ki : namaz kılacağım zaman  namazın vakti geldiğini, ezan okuduğunda anlarsın, ezan okununca namaz vakti girmiştir, Peki dua edeceğini nereden anlarsın, o da başına bir sıkıntı geldiği zaman, dua edeceğinin vakti gelmiş demektir, hasta oldun da dua vakti geldi, dua et, yağmursuz kaldın, o zaman dua vakti geldi, dua et yağmur yağsın diye tarif ediyor, duanın vaktini. Acaba öyle midir.

tarikatlar ve Sofiler ve gerçek Müminler Allahu Teala yi zikrederler, zikirler de öyle sadece tek kelime ile telaffuz edilen şeyler değildir. Mesela Allahu Teala Kuranı Kerim'de Felak Suresi diye bir sureyi zikir olaraktan vermiş, 5 ayetten oluşuyor, tek bir kelime değil, ve başında diyor ki "rabbe sığınırım" de diyor, sadece onu demekle de kalma başka 5 ayrı cümle daha var.  Öyle olunca zikirler öyle sadece, Esmaül Hüsna daki Allah, Rahman, Rahim gibi tek kelimelerden ibaret değildir. Biz tek kelimeyle derdimizi nasıl anlatacağız, Çocuk muyuz ki biz, Tek kelime ile anlatalım. Hani çocuk su isteyecektir, ve eskiden çocuklara, bizim vaktimiz de, suyu Düm düm diye tarif ederdik biz, Çünkü çocuğun dili düm diyecek kadar anca gelişmiş, O yüzden çocuk su istediği zaman, döm düm dediği zaman,  Ha o  su istiyor, susamış anlaşılırdı yani, Ama biz tek kelimeyle meramımızı nasıl anlatacağız.  mesela Rahman baba demek, baba, baba dedin de, baban sana döndü sordu, Ne istiyorsun oğlum dedi? sadece Baba demekle bir şey anlatabilir miyiz biz, baba,baba,baba, 50 kere, 100 kere, milyon kere  baba de,  bir mana oluşur mu? oluşmaz. peki Kuranı Kerim böyle tek kelimelerden mi oluşuyor, yoksa cümlelerden ouluşuyor, bir kitap cümlelerden mi oluşur, ve cümlelerin birleştiği sayfalar dan ve sayfaların birleştiği bölümlerden yani, surelerden mi  oluşuyor, yine surelerin de birleştiği, Kitaptan mı oluşuyor, Yoksa sadece tek cümle, tek kelimeler den mi,  Rahman, Rahim, Mümin, gibi, bizim kitabımızda bunlar mı yazıyor, sadece tek kelimeli mi bizim kitabımız? halbuki bir isteğimizi, meramımızı anlatmak için, tek bir cümleye mi ihtiyacımız var,  bi olay ve problem  tek kelime yada tek cümleyle de  anlatılacak bir şey değil. Ama  mesela tek kelimeyle Baba dedin, baban döndü sana baktı, ama gerisi yok, Ne istiyorsun oğlum dedi, gerisi yok demek, ikinci bir cümle kelimeye ihtiyacımız var, Öyle olunca işte Kuranı Kerim'de Allahu Teala, bazı zikirleri, nasıl şekilde telaffuz edip te, istememiz gerektiğini, bize anlatıyor. Çünkü mesela savcılığa vereceğin bir dilekçe de anlatacağın meseleyi, kısa ve özlü cümlelerle anlatman gerekir, uzun uzun masal yazılmaz.  o gibi yani Allahu Teala  orada meşgul edilmez, isteyeceğin şeyler kısa ve özlü cümleler halinde olmalıdır, Vallahi  Kuranda Allahu Teala, da bunu bize öğretiyor zaten, isteme yöntemlerini de öğretiyor, Kuranı Kerim'de falancı peygamber : "falan falan" dedi de istedi, filanci peygamberde : "filan filan dedi de istedi" diye bize Kuranı Kerim'de yer vermiş öğretiyor,  bize istemenin de yöntemlerini kısa ve öz bir şekilde anlatmış, ve onların ki ni kullandığımız zaman, bizde dogru istemiş oluruz. Çünkü mesela Almanya'ya gittin, marketten yahut, eskisi gibi Bakkal olduğunu düşünelim, 3 tane ekmek isteyeceksin, bunun bir Almanca cümlesi var, o cümleyi Sen kullandığın, zaman Almanya'daki bakkal da  senin 3 tane ekmek istediğini anlar, sana verir. Aynı kelimeyi bugün, Google'da tercüme ettir, Fransa'ya git, Fransızca tercüme ettir, Fransızca aynı cümleyi kullandığın zaman, Fransızca olarak iste, yine sana üç Ekmek verir, Öyle olunca, şimdi peygamberlerin hangisini  ne ve nasıl istediyse, onların istediği gibi istemek, Senin de o isteğinin yerine gelmesine sebeptir bu. ve Sen mesela iki ekmek istiyorum da, yanında bir de peynir istiyorum diyebilirsin, bunda bir  mahsur yoktur.

Sofiler Derler ki : sen Vız Vız yap, balı yapan Allah'tır. Yani sen zikrini çek, Allah Allah de, Allah  sen ne istiyorsan verecektir zaten demek gibi. Halbükü demin dedim, yani baba baba demekle iş bitmiyor, Babandan bir şey istiyorsun ama, onu da dile getirmek lazım, yahut bakkala gittin orada  Bakkal amca, bakkal amca de dur, oğlum Bakkal amca benim, tamam ne istiyorsun?  diye  sana sorduğu zaman, diyecek bir şeyin yoksa, bakkala Niye gittin sen, bakkali ne rahatsız ediyorsun, amca amca deyip duruyorsun. Yani zikirleri de diyorlar ki işte : Esmaül Hüsna dan birsini mesela 2000 kere, 3000 kere, 5000 kere çek, Tamam Sonunda istediğin şey ne Onu söylemedikten sonra, dile getirmedikten sonra, onunla ilgili bir şey dile getirmedikten sonra, senin 50 000 kere  o ismi çekmenin Manası yok, bir adama Bakkal amca diye 50 000 kere, Bakkal amca, bakkal amca, bakkal amca dediğin zaman mı, o amca sana bakar cevap verir, yoksa sadece bir defa Bakkal amca bana ekmek ver dediğin zaman mı, bakıp da Ekmek verir sana. 50 000 kere Bakkal amca demenin manası nerede burada, duyuramadın mı, yani Vız Vız işi de biraz yaş mesela yaş.

Bir kez Allah dese aşk ile lisan
Dökülür cümle günah misl-ü hazan
Süleyman ÇELEBİ (Mevlidi NEBEVİ)

Hulusi kalple bir kez Allah derse dökülür cümle günah misli Hazan diyor Süleyman Çelebi, yani 50 kere Allah Allah demenin 100 kere Allah Allah demenin manası da yok, bir kere Hulusi kalbi ile  Allah der isen, cümle günah dökülür misli Hazan, yani Hazan Gülleri Gibi, Hazan yaprakları gibi, yani sonbahar yaprakları gibi dökülüverir günahlarin diyor.

"Elin işte, gözün oynaşta"

olmayacak yani, dilin zikirde ama, kalbin Allah ile değilse, bir mana çıkmaz ki oradan. Duanın Vakti de öyle sıkıntıya geldiğin zaman, sana dua et diye Allah uyandırıyor demek değildir. namaz vakti gibi, Ezan okunuyor, Haydi namaza, dua vakti geldi, haydi  dua eden değildir o dua etmenin vakti.

Bunu da şu misal ile anlatayım:

DUANIN VAKTi NE ZAMANDIR?

Mesela Evde tuz bitti, Hanım sana tuz alman gerektigini söyleyecek ama, bunu sana söylemedi, ve tuz bitince, tuzsuz yemek yaptı, ve senin önüne koydu. Akşam geldin, tuzsuz Yemeği yiyince, Hanıma bir de bağırdın, bu yemeğin tuzu yok dedin, Nerede tuz, tuz getirin dedin,

Hanım  da dedi :

Evde tuz kalmadı dedi,Ben de tuzsuz yemek yaptım dedi.

sen demez misin ki o zaman, ya Hanım tuz bitmeden önce bana niye demedin ki, ben bitmeden önce, Markete gittiğimde tuz alıp gelseydim demez misin sen orada, şimdi bittimi mi aklına geldi de söylemek  demez misin? Orada tuz bitince mi, tuz  isteme vakti gelmiştir? tuz Alma Vakti gelmiştir? Halbuki tuz paketindeki tuz azalinca, yeni tuz  paketini alma vaktinin geldiğini bileceğiz, ve dua da öyle, hastalandımi dua etmek, yani senin başın belaya girdikten sonra mı, dua etmenin vakti gelmiştir acaba?

Halbuki  nasil önceden, tuz bitmeden, tuzun bitmek üzere olduğunu farkına varırsın ve, markete gidişinde, tuzu yedeklersin, ve bitince o paket, yeni peketi açıp ondan devam edersin, ve arada fasıla yani, arada kesilme olmaz. ama sen Ahmak isen, işte böyle tuz biter, yemek tuzsuz pişer, önüne koyulur ve, sonunda hanımın ilede  bu yüzden kavga edersin, ve sonra tuz almaya gidersin. hastalandı mı da dua etmek lazim yani, biraz gec deglimi o zaman hani fravun denizlerin dibine garkolunca  ben musanin rabbina iman ettim dediy di ya ,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَجَاوَزْنَا بِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذ۪ٓي اٰمَنَتْ بِه۪ بَنُٓوا اِسْرَٓائ۪لَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ

فَالْيَوْمَ نُنَجّ۪يكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَ۟

وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve câveznâ bi benî isrâîlel bahre fe etbeahum fir’avnu ve cunûduhu bagyen ve advâ, hattâ izâ edrakehul garaku kâle âmentu ennehu lâ ilâhe illâllezî âmenet bihî benû isrâîle ve ene minel muslimîn.

Âl’âne ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidîn.

Fel yevme nuneccîke bi bedenike li tekûne limen halfeke âyeten, ve inne kesîren minen nâsi an âyâtinâ le gâfilûn.

Ve lekad bevve’nâ benî isrâîle mubevvee sıdkın ve razaknâhum minet (:::)ât, fe mâhtelefû hattâ câehumul ilmu, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn.

Meali :

Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi “İsrailoğullarının kendisine (O’na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm’a girenlerdenim).” dedi."Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim."

Şimdi mi? Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.

Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir. İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler.

Ve andolsun ki; İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Ve onları temiz, helâl rızıktan rızıklandırdık. Bundan sonra onlara ilim gelinceye kadar ihtilâfa düşmediler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü,  onlarin o hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düşmüş oldukları şeyde de, rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü elbette verecektir.

Sadakallahul Aziym Yûnus Suresi - 90-93 . Ayet


O zaman, Allah a da,  yağmursuz kaldı mı da dua etmek, yada hasta oldumu dua etmek de böyle bir şeydir yani.

"Yumurta götünün ağzına geldi mi, folluk aranmaz."

(Atasözü)

Yani yumurtlamalik yer, son dakika aranmaz diye bir atasözü vardr. Yani işini son dakikaya bırakmak meselesi. Hatta son dakikada geçmişte yağmursuz kalmış, yada hasta olmuş da, ondan sonra Allah'a dua ediyor, Yağmur ver diyerekten, o zamana kadar aklın neredeydi, niye ağaç dikmedin, yağmura sebep olan şeylere yapışmadın Sen!

Mesela : ben Ankara'ya gideceğim diyorsun sen ama, otobüs Garına gitmiyorsun, bilet almıyorsun, bavulunu hazırlamıyorsun, sadece Ben Ankara'ya gideceğim de, ben Ankara'ya gideceğim diyorsun.  bunu demek ile Ankara'ya gidemezsin ki, sebeplere yapışmak lazım, senin Ankara'ya giden bir otobüs bir araba bulman lazım, yola çıkman lazım, Peki Yağmur yağmadığını Fark ettiğinde, o zaman mi aklına dua etmek geldi? yağmur yağma masına sebep olan şeyleri ortadan kaldırmayı niye önceden düşünmedin, Niye  sebeblere yapışmadın da şimdi allah tan mucize bekliyorsun. son dakka Allah a Dua et de, Allah hücceti ile kalkıp gelsin, gelsin de sana Yağmur versin, ondan sonra mucize yapsın sana, bunlarda olmayince bu sefer, ondan sonra da, "dua ettik ama, yağmur yağmadı ya" Masalları.

Nitekim peygamberimizde hastalıklara karşı önleyici Tıp usulleri kullanmış, mesela
Yemekten önce ve sonra ellerinizi yıkayın demiş, ağzınızı yıkayın demiş, ve Eğer birisi elini ağzını yıkamadan yatıp da, sabah kalktığında hasta olaraktan uyanırsa vebali kendisine ait demiş.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yemekten önce elleri yıkamak yoksulluğu, yemekten sonra yıkamak ise günahları giderir, cinneti de önler."

( Hadis-i Şerif ,Taberani, Gazali, İhya)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yemeğin bereketi, hem yemekten önce hem de yemekten sonra elleri ve ağzı yıkamaktadır."

( Hadis-i Şerif ,Tirmizi, Şemail, 79)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatan kimse, eğer gece başına bir sıkıntı gelir ise, bu durumda hatasını başkasında değil, kendisinde arasın.”

( Hadis-i Şerif ,  Ebû Dâvûd, Et’ime:53, no:3852)

Yani Öyle olunca Dua Etmek de,  fiili dua ile olmali ve, yumurta kapıya gelince değil, daha önceden tedbir almak gerektiği yine Kuranı Kerim'den Yusuf suresindeki Yusuf kıssası ile bize anlatılmak da : ve hapiste yatan Yusuf Aleyhisselam'ın o zamanın Firavun'un rüyasını yoraraktan 7 sene kıtlık, 7 sene bolluk diye yorum getirmesi üzerine, Firavun'un bile buna iman edip, kabul edip, ve ona göre tedbir almaları için, onu Yusuf'u Vezir edip, bu işin başına geçirip, bu tedbirleri almasını ona Emir buyurması ile, gelecek kıtlıkta, Onların rahat bir hayat sürmeleri ne sebep olmuş. Peki bu önlem almak ve Yusuf Hikayesi kime? bu nu bir hikaye  ve masal mı zannettin sen bunu, Eger yağmur yağmadı ise, iş bitti, artık son noktaya geldi demek olur, yumurta kapının ağzına geldi, ondan sonkraki dua ise, Sen dua et ki Allah'tan mucize bekle!!!
Yusuf öyle mi yapmış?  o zman gelsin dua ederiz mi demiş?  o vakit gelmeden önce rüya ile haberdar olunca, kıtlık vaktinin  alametleri gözükünce, hemen tedbire başlamış, 7 sene bolluk oldugunda, daha 7 sene önceden ambarlara buğday doldurmaya başlamış.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِن كُنتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ
قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الأَحْلاَمِ بِعَالِمِينَ
وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَاْ أُنَبِّئُكُم بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ
يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلاَتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَّعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدتُّمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تَأْكُلُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلاَّ قَلِيلاً مِّمَّا تُحْصِنُونَ
ثُمَّ يَأْتِي مِن بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve kâlel meliku innî erâ seb’a bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’a sunbulâtin hudrin ve uhara yâbisât (yâbisâtin), yâ eyyuhâl meleu eftûnî fî ru’yâye in kuntum lir ru’yâ ta’burûn.
Kâlû adgâsu ahlâm(ahlâmin), ve mâ nahnu bi te’vîlil ahlâmi bi âlimîn.
Ve kâlellezî necâ minhumâ veddekere ba’de ummetin ene unebbiukum bi te’vîlihî fe ersilûni.
Yûsufu eyyuhâs sıddîku eftinâ fî seb’ı bakarâtin simânin ye’kuluhunne seb’un icâfun ve seb’ı sunbulâtin hudrin ve uhare yâbisâtin, leallî erciu ilân nâsi leallehum ya’lemûn.
Kâle tezraûne seb’a sinîne deebâ(deeben), fe mâ hasadtum fe zerûhu fî sunbulihî illâ kalîlen mimmâ te’kulûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike seb’un şidâdun ye’kulne mâ kaddemtum lehunne illâ kalîlen mimmâ tuhsinûn.
Summe ye’tî min ba’di zâlike âmun fîhi yugâsun nâsu ve fîhi ya’sırûn.

Meali :

Ve Melik şöyle dedi: “Gerçekten ben, yedi (adet) zayıf ineğin, yedi (adet) semiz ineği yediğini görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve diğerlerini de kurumuş görüyorum. Ey (kavmin) ileri gelenleri! Şâyet siz (rüya) tabir edenlerseniz, bana rüyamı yorumlayın.”
“Karmakarışık rüyalar, biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.” dediler.
O ikisinden kurtulmuş olanı (unuttuğunu) hatırladı ve (şöyle) dedi: “Ben, size bir süre sonra onun tevîlini (yorumunu) haber vereceğim. Hemen beni gönderin.”
Yusuf, ey sıddîk! Yedi (adet) semiz inek, onları yiyen yedi (adet) zayıf (inek) ve yedi (adet) yeşil sümbül (başak) ve kurumuş olan diğerleri hakkında bize yorum yap. Belki (umarım) ben insanlara dönerim. Böylece (seni ve rüyanın anlamını) onlar öğrenirler.
“Yedi yıl eskisi gibi ekin ekin. Böylece (bunlardan) yediğiniz az bir kısmı hariç, hasat ettiklerinizi başağında bırakın.” dedi.
Bir süre sonra, bunun arkasından zor 7 (kıtlık yılı) gelecek. Biriktirdiklerinizden az bir kısmı hariç daha önce onlar için sakladıklarınızı yiyecekler.
Bundan sonra içinde insanlara bol mahsûl olan bir yıl gelecek ve o yıl da meyvelerin suyunu sıkacaklar.

Sadakallahul Aziym YUSUF Suresi 43,44,45,46,47,48,49. ayetler


Demek ki bazi haber alabilenlere ilham, alabilenlere, bazi olaylarim emmareleri,  7 sene öncesinden görülebilmekte.
Dünyamız da şu anda can çekişiyor, gidiyorum diyor, Herkes daha onun üstüne  birde bıçak dürtüyor, öldürmek için, ona yardım  etmemiz gerekirken, ona bir de zarar veriyoruz.  Kıyametinde alametleri ni saymış Peygamber Efendimiz : şunlar şunlar olmadan Kıyamet kopmaz dediği binler hadis var. Ve bugün bunların yüzde sekseni, yada yüzde yetmişi tahakkuk etmiş vaziyette, ve biz hala bu dünyamız ve, ahiretimiz için, geleceğimiz için, hiçbir şey yapmamaktayız. Bizim iyi işler yapmamız, dünyamızın geleceği için gerekli olan şey, dünyamızın geleceği iyi olursa, Burası cennet halini alır, Ama dünyamızı böyle kendi ellerimizle öldürürsek, orası Cehennem halini alır, ve Kıyametler kopar, Bir de

Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam geldi ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):

“–Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca o da:

“–Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini…” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:

“–Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular.

bu söz nedir nicedir, bu söz. ona karşı ne tedbir aldın, namaz kıldım oruç tuttum mu diyecgiz bizler,  camiye gidip gelmekle iş bitti mi? dünyanın bütün işleri, sen ben beş vakit namazı kılınca bütün işler rayinda döndü mü, o yapıldı mı,  o zman bütün insanlık camiye Her gün beş vakit gidip gidip gelelim, işi aşi birakalim bu cark nasil döncek, kurtulcak mi dünya, Dünya. ben Medine deyken sünnet olan kırk vakiti camide kilcan derken, namazdan namaza camiye gitmekden, başka hiçbir şey yapamıyorsun, böyle yaparsak bu dünya nasil mamur olcak, nasıl kurtulacak, böyle kurtulur mu dünya, ondan sonra ya Her şey güllük gülistanlık mı olur.
Halbuki taşın altına elini sokmak diye bir deyim vardır, yani dünyamızı kurtaracak olan bizleriz, hep birlikte iyi işler yaparaktan, Salih ameller yaparaktan kurtaracağız, Salih amel nedir, adaletli davranmak, haklının hakkını vermek, çalmamak, alkol içmemek bile, yani Alkol içtin Sarhoş sarhoş Arabaya bindin kaza ettin mesela, başkasına zarar verdin, kendi malına zarar verdin, gittin  birde hanımla kavga ettin, boşanma durumuna geldin, işe  de gidemedin, rizkini da kazanamadın, binler zararı var, Allah sana  bunlari yapmazsan, ödülünü ahirette vereceğim dediyse, Bunu sen öldükten sonrami anladin? halbuki bunlari yapmayinca bak gelceketeki hayatin güzel olur, bu belalara  maruz kalmazsin, Yani bu işin faidesi, Kişi öldükten sonramı fayda edecek? yoksa içki içmezsen, bu dünyada bu bela başına gelmeyip de, bu dünyada mı güzel bir hayat sürersin, ahiret algisi yanlış kardeşim, ahiret demek gelecek demek, gelecek, zukunft.
----------oooooooooooooooooo--------

ALEVi LERDE Ki GUSL ABDESTi YORUMU

Yine başka bir mesele Geçen gün bir sohbette çocuğa mundar meme vermek meselesi gündeme geldi ve, şu anki insanların, yani çocukların Bu hususa dikkat edilmediği yüzünden, bazı kötü fiiller yaptığı gibi bir mana ile yoruldu, eski insanlarca böyle oldugu görülmekte, ve Bunu duyan zamane hocasından birisi de diyor ki : kadın lohusa olduğu zaman, zaten 40 gün abdesti yok, abdestsiz emzirmiyor da ne yapıyor, öyle bir şey yok, abdestsiz de emzirilir çocuk diye tarif ediyor. Halbuki buradaki mesele nedir. Alevilerde  bir laf vardır, abdest üzerine,

1. tarif olaraktan da Mesela

bir sepet yumurtan olsa, İçinden bir tanesi kırılırsa, Sepetin tamamını mı atarsın, çıkarıp içindeki o kırılan yumurtayı mı atarsın?

2. tarif olaraktan da Mesela

senin elin kirlendiyse, gidip de bütün bedeninimi yıkarsın, gidip elini mi yıkarsın sadece diye tarif etmişler Gusl abdest hususunda, O yüzden de cünüplük diye bir şey olmaz, cünüp olduğun zaman avret yerin kirlenmiştir, avret yerini yıkadığın zaman, diğer yerlerini yıkamazsan da, temizsindir diye tarif etmişler. Çünkü kirlenen yerin avret yerin sadece, bu doğru mudur? yanlış mıdır?

Şimdi aleviliğe mi gireceğiz diyneler olacaktir buradan, Eger bu hal doğruysa alabiliriz,

Hz Ali efendimizden rivayet ile

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“ilmi Çin’de de olsa arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır. Melekler, yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için tevazu kanatlarını yerlere sererler.”

(Hadis-i Şerif , Câmiü’s-Sağîr, 1/310)

Eger dogru bir ilim ise, doğru tarafını alacağız Tabii ki.

Düşünün Yenice banyo aldınız, tertemiz oldunuz ve Dışarı çıktınız, Arabannızın egzozuna bir şey bağlamışlar, siz yeni damatsiniz ve Birisi oraya mesela, hani düğünlerde yapıyorlar ya, ipe konserve tenekelerini dizipde, Tenekeyi tenekeye bağlayıp da arabanin ardına da teneke bağlıyorlar ya, takır takır takır gittsin diyerekten,  teneke Bağlamışlar diyelim, Sen de onu oradan çözeyim diyerekten  elinle oraya dokundun, elin is kurum oldu egzosa değdin için, elin kara kurum oldu,   şimdi gidip Sen sadece elinin kirlenen  yerini yıkamakla mı meşgul olursun, Yoksa gidip  ben bi daha Gusül abdest alan, ben bir banyo eden de, tertemiz olan diye, bir daha mı banyo etmeye gidersin, şimdi aklen ve mantıken Hangisi doğru?
Yani gerektiğinde teyemmüm bile Zaten abdest ve gusl yerine geçiyorsa, o zaman avret yerini yıkamak da sadece gusül yerine geçer, o alevilerin bu  sözününde bu gün kü iradem ve aklim ile düşündüğümde haklı olduklarına karar verip, bu söz  Doğrudur  diyorum, alevilikteki Bu sözde doğrudur.
Senin parmağın batsın, sen git Gusül abdest al, bu israf değil de ne?

Lohusalık İle diğer abdestsizlik ise yine farklı şeyler. Lohusalıkta ki abdestsizlik te, doğum yapan kadının rahmi, oradan kocaman bir çocuk kafası çıktığı için elestikiyeti sebebi ile genişlemiş ve, kadının ferc uzvu normal halinden bozulduğu için, oradan Koskoca kafa çıktığı için, tekrar eski boyutuna dönüp çekilmesi için, belli bir zamana ihtiyaç var, eski haline dönmesi için en az 40 güne ihtiyac var. 40 gün içinde eski halini, normal halini alıyor, O yüzden yani, yaralı birisine, sen yaralanmış birisine, o cinsel muameleyi yapma gibi  bir mana burdaki lohulsalik sebebi ile abdestsizlik hali, yani bir manada da uygun değil o hareketleri yapmaya, onun çözümü olan lohusalik hali ondan, O yüzden  abdestsiz diye tarif ediliyor, O yüzden bir de belli belli süre akıntı falan geliyor olabilir,  kalan  giden bir şeyler olabilir, o yüzden abdestsiz, yoksa kadının Lohusalıktaki abdestsiz olması, normal cünüp abdestsizliği gibi değil ki. Cünüplük veya Cenabet abdestsizliğinide, bugün bilim adamları tespit etmiş, Eğer erkek veya kadın boşalıpta  orgazm olduğunda, her hücre bir salınım yapıyor, Senin beynin bile orgazm olduğu zaman burnunun icine doğru bir sıvı salınım yapıyor gusldeki "mazmaza ve istinşak" o yüzden farz, ve her hücren doyuma ulaştığı vakit hücrelerinden bir Meni salgılanmış oluyor. oradan bir sıvı Dışarı atıyor, o yüzden vücudunda ki o meni den dolayi bir koku meydana geliyor, O sıvının vücuttan komple temizlenmesi için, Duş alman banyo etmen lazım, komple temizlenmesi lazım. işte temizlenmeyen insanlar, mikrop barındırdığı için, ve böyle bir mikroplu bedenden doğacak çocuğun genine mikrop bulaşmakta.

MUNDAR MEME EMZiRMEKTEKi TEHLiKE

Hani bunun örneğini de şununla vereyim: sinek diye bir film vardı, sinek filminde adam kendisini, daha gelişmiş bir hale, ya da bir yerden bir yere transform etmek istiyordu, ışınlama aletini icat etti, Fakat ışınlama odasının içine farkında olmadan bir tane sinek girdi, ve fakat bunu algılamayan ışınlama aleti, adamı yeni yere ışınladığı zaman, adam ile sineğin DNA sını birleştirdi, ve sinek ve insan DNA sı karışımı bir yaratik veya insan olaraktan  yeni odaya ışınladı. ikisinin DNA sı birbirine karışınca, daha ileride adam Bunu fark etti, sinek özellikleri taşımaya başladığını fark etti, İşte bu meni meselesi ve cenabetlik meslesi de böyle. üzerinde mikrop barındıran bir insanda, çocuk yaptığı zaman, seni ananın karnına zeker köprüsünü kurupta yumurtaya vaaz ettiğinde, yeni dogacak çocuğa, o Mikroplar, yani şeytanı fikirler, ve mikroplar işte, mikrob ta şeytanın bir türlü zaten, Mikroplar da o annenin karnını da dahil olduğu için, DANA ya Mikrop veya şeytan genleri karışmış oluyor, o çocukta, kötü dürtüler meydana geliyor, ve Kötü fikirlere maruz kalıyor, o da doğduktan sonra hayatında onları , o şeytani fikirleri tatbik etmekle meşgul oluyor, şeytana uymuş oluyor, mesela bundan ibaret yani. o filmdeki  gibi bu işin nereye varacağını fark et, fazlaca cinsel egilim, sapiklik, ve zina istegi, eger sende bu dürtüler var ise, Neden böyle oldun anlamış olacaksın. abdestin gerekliliği de bu yüzden, yani düşünen İnsan bunu anlar, düşünmeyen insan, bununla, gusl abdesti ile abdest ile sevap kazancagini ve, işte benim ahiretime faydalı, cennetimize faydalı, bilmem ne diye böyle yorumlar getirir, oradaki çocuğun iyi çocuk olması, veya da zamanın Çocuklarının, da buna, yani gusle ve abdeste  ve mundarliga cenabetlige ve temizlige dikkat edilmediğinden, böyle kötü çocuklar olmasının  sebeblerinden birsi, ve evet mundar meme  ile, o cocuk birde, öyle her hücrersi meni salgilamis bir anneden süt emince, sütün icinde de, veya memedede de meni var, meme bölgeside orgazm olunca o salgiyi salgiladi o an, mesele aynı, sinek DNA sının insan DNA sına karışması gibi, memedeki mikropların, yeni doğacak çocuklara karışması ve, mundar  emzirirken de, o cocugun yeni bedenin oluşturacak olan süte karışması sebebiyle dir. yani o mikrop halinizle Yemek yediğiniz zaman, elinizde de o Mikroplar varken, elin ile  ve süt ile içinize de, o hassas DNA lari genleri de  almış oluyorsunuz, içinizde de onlar, çocuk olacak yeni meniyi oluşturunca, yeni generasyona dogacak çocuğa da aktarmış oluyorsunuz, Onun  ve sizin yeni halinizde, kimyaniz, ve Gen haritaniz, ve DNA  modeliniz bozuldu, yani asıl Mesele de budur.


-----ooo-----

Daha önceki vaalarımızın birisinde bu konuya girmiştik, fakat devam edememiştik, daha sonra bu konuya değineceğimden bahsetmiştik, ve o an Aklımızdan çıkmıştı, bu gelecek konu ile ilgili mesele ve o mesele de

"üstünde üstünde bir üst var, yada  bütününde üstündeki bütün"  meselesi.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَفَوْقَ كُلِّ ذ۪ي عِلْمٍ عَل۪يمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

ve fevka kulli zî ilmin alîm.

Meali :

Ve her bilgi sahibinin üstünde, ondan da daha iyi bir bilen vardır.

Sadakallahul Aziym YÛSUF Suresi 76. ayet



ve Hani bir söz var :

Baş başa bağlı, baş Allah'a bağlı.

Dünyadaki görülen bütün sistem, küçük atomlardan, onlarinda icindeki kuantum parçacıklarından meydan gelmekte. küçük küçük parçacıklar halinde, Onun bir üstüne çıkıyorsun, bir üst bütün, bu sefer atom diye bir madde  bir şey ortaya meydana çıkıyor, atomun üstüne çıkıyorsun, moleküler Yapı diye bir yapı var, birkaç atom birleşmiş ve bunlar moleküler bir yapı oluşturmuş, onun üstüne çıkıyorsun, mesela hücre olmuş, hücrenin üstüne çıkıyorsun, bu sefer mesela tırnak hücreleri birleşmiş, tırnak diye bir şey meydana getirmiş, göz hücreleri birleşmiş, göz diye bir şey meydana getirmiş, sonra bunların üstüne çıkıyorsun, mesela göz kulak burun Kafa diye bir şey meydana getirmiş, Üstünde üstünde bir üst var, ve kafa Yine Bir bedendeki bir parça, bedenin bir parçası, onun üstünde beden diye bir şey var, İnsan diye bir şey var, üstünde üstünde üst var, Öyle olunca, her bilginin üstünde başka bir bilgi var,

Allah söyledi ya

Her bilenin üstünde başka bir bilen vardır. Kuranı Kerim'deki ayeti kerimde YÛSUF Suresi 76. ayette buyuruyor Cenabı Allah. işte bilgi de bu şekilde, Üstün üstünde bir üst vardır. mesela sen ilkokulda matematiği öğrendin, okumasını öğrendin, sosyal öğrendin, sana bunları öğreten bir öğretmen vardı, o öğretmeninde, öğretmen olasıya kadar, ona öğreten bazi öğretmenleri vardı, o da başka öğretmenlerden öğrendi, O öğretmeni öğreten öğretmenler de vardı, başka  öğretmenler vardı, o da ondan öğrendi, Üstüm üstünden üst var, o yüzden insana, oradan Adem atamız en üstte, onun içinde Şit Aleyhisselam, Ondan sonra Nuh Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam gibi, iç içe doğru ilerliyor, bizim üstümüzde başka bir üst var, onun üstünde başka bir üst, Anamız, babamız, dedemiz, ninemiz, derken buna da Silsile deniyor.

hani 3 , 5 kutuyu , kutunun içine kutuyu koyaraktan, mamuşka bebekler yöntemi ile içeriye bir hediye saklarsın, mesela hediyen senin bir tek taş yüzük tür, ama şöyle kocaman bir kartonun içine paketleri paketin içine saklarsın, saklarsın, en içten küçücük bir paket çıkar, ya sen daha  bana bu kadar küçücük bir şey mi aldın diye kizar sevgilin, bu sefer kadın bir açar, içinden tektaş çıkmış, değerli bir şey, o büyük karton kadar büyük bir şey çıkmış, Allahu Teala da kainatın modelini atomun içine saklamış, atomun içinde de, en son Çekirdeğin içinede Mehdi ve vaktinin insanlarını saklanmış demektir, Mehdi ve ailesini saklamış, ve onu ve onun zamanının insanlarını, yani şu anki zamanındaki insanlığı saklamış, atomun içersinde. her kainat bir atom, her kainat bir başka kainatin icnde gizli ise, ve Hz. Adem ve onun evlatlari, hep bir icten cikip gelmedik mi,  şu andaki insanlar Biz en içte yer almış oluyoruz. Adem atamız en üstte ise, Biz en iç teyiz, elementi içindeki kuarklar,  spinler gibi, onlar gibi biz içtekileriz, şu anki durum, bizim  en iç olduğumuzu gösteriyor, bizden sonrakiler de Bizim de içimizde olanlar, Öyleyse Üstünde üstünde bir üst var, altında altında bir alt var, iç içe kainatlar. (mamuşka bebekler yöntemi)

Tasavvuftaki besmele meselesine tefsir getirdiğimiz konuyu işleyeceğiz burada inşallah ve besmeleyi şöyle tefsir etmiştik:

Yemekten önce mesela besmele çekmemiz

Tasavvufda Besmelenin Manası:

Tasavvufun bir ögretiside " La mevcude illa Hu" yani ondan gayri bir mevcudat, yani varlık Yokdur demekdir.
Bu seviyeye ulaşan bir tasavvuf ehlinin besmele ile varacağı mana: mesela yemek yerken, peynir için kullanılan mana ile, O ndan gayri nesne yok ise, peynirde de O vardır. ve yani onu yiyen kendinde (sendede) onun ruhu saklıdır. Yani bir nevi Vahdeti vücut ve "enel hak" tezahürü ile 'O' O 'dur zaten. o zaman, O'nu (yani peynir için, (peynirdede O haliki zülcelal saklı) yine ellerimde onun eli, ondan gayri mevcudat yoksa yine,
Yani o zaman geniş kapsam ile " O 'nu ,O'nunla , O'nun için , O' na, O'nun ismi ile O'nlarla gönderiyorum" manası tezahür etmiş olur.
Burdaki onun ismi yani işde bu cümledeki besmele ile kasdedilen, ondan gayri mevcudat yoksa:peynirde, ekmekde O ise o zaman onun ismi ile demek yani Allahin ismiyle yani bismillah demek yine o peynir için, onun peynir oldugu zaman, peynir ismi ile "O" yine O ' olan O'nun ismi yani Peynir yerken onun ismi peynir olmuş demekdir. daha faza derin gittikmi bu seferde çıkamayız bu kadar açıklama kifayet edecekdir umarım.

Yine bana zarar veren birisi ni de demiştik ki, Peygamberimizin duası var :

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Berat Gecesinde

“Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım. Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim. Sen kendini sena ettiğin gibi yücesin.” diyerek dua ederdi.

(Hadis-i Şerif )

ya rabbi senden sana iltica ederim demek ile, Karşıdakin de de Allah var, sizde de bende de Allah var ise, Bendeki Allah, sen de ki Allah'tan yine Allah'a iltica ediyor, Allah'a yalvarıyor, senin bana zararların dokunmasın diye, Hani Merhaba ne demektir, bir yere vardığın zaman merhaba demek, benden sana zarar gelmez demek idi, selam vermek buydu, Benden size zarar gelmez demek idi. öyle olunca, Sen Müslüman olduğun zaman, vardıgin yere selam verdiğin zaman, Benden size zarar gelmez Demek ti bu, ama bugün  kimin niyeti  ne, belli değil, karşındakinden sana bir zarar gelmeyeceğinden emin değilsin, o zaman ne yapıyorsun,

ya rabbi, senden sana iltica ederim demek.

16.SINIF SOFiLER

Muhammed dediki "iki günü birbirine eş olan zarardadir."

şeytan ve deccal aleyhillane hic boş durmuyorlar, hergün bize karşi yeni bir silah üretiyorla, ve bizimde onlarla savaşacak yeni silahlara ihtiyacimiz var, allah bize, o gün hangi silahi ikram ederse, onu alip zikir corbamiza katmak zorundayiz, yoksa onlarla savaşamayip yenik düşeriz.
ve yine bize varid olduki yine, yeni bir silah kuşanmamiz lazim, cünkü dedikya kafir deccal frekans ile oynuyor, ve bizim yazdigimiz bu dualarinda kehrwertini aliyor, ve mesala duamaizin başinda, "onlar namazlarini muhafaza ederler" diye zikrediyozki, biz de o ayette gecen o nlar zümresini kaitilipda nerde olursak olalim namazimizi kilip kacirmayalim istiyoruz, ve kafir ise, ben bunu zikredip cekdikce, o da onu ters ceviriyor ve oluyormu sana "onlar namzlarini kacirirlar" ve o zaman bir de bakmişin öglen namazi calinmiş, ucmuş bilme ertesi gün sabah gitmiş, veya hakeza hakeza, siz anlyin artik, yine biz "ya halim ya selim" cekiyoz yani sakin olabilmek için, ve o da onu ceviriyor ve bize bir hiddet geliyor, ve yanardag gibi yeri gögü püskürüyoz, yani zor azizim, bu kafirlerle mücadele zor, silah lazim, ve yine varid olan silah ise, tam olarak :

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bir gece Rabbine şöyle dua etmiştir:

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin."

"Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'Allah dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."

(Hadis-i Şerif )

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء وَيُثْبِتُ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ

Yemhûllâhu mâ yeşâu ve yusbit(yusbitu), ve indehu ummul kitâb.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O'nun indindedir (nezdindedir).

(Sadakallahul Aziym RA'D Suresi 39. ayet )

ve saliklarimiz yol tarikatimiza tabi olan, yol arkadaşlarimiz, bizim yolumuzda, şu an durdugumuz yer olan yere gelince, belalar musibetler etraflarını sarınca, ve attıkları her ok kendinizi vurar olunca, ve hatta elinde tuttugun senin olan bir bicak bile seni kesmeye yeltenince, anlaki buraya ayak bastin, ve Allah bize burada bu silahi gönderdi ki henüz bende tam manasi ila kullanamiyorum, amma kullanim talimatnamesi şu olaki, biz o duanin sadece

Zikirimiz Budur

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (Extern o bela gidesiye kadar Günde 41 defa)

işde bu ayeti okurken öyle tefkkür edesin ki ey salik, ey yolcu:
Allahdan gayri bir mevcudat yokdur öyle olunca o sana hişimlanan bicak da allah var ancak o bicak bir sükastci şeytan veya cin veya deccal askerinin eline gecmiş (amma gercekden elinde amma frekansi elinde) ve onunla sana karşi savaşiyorlar, ve sen o bicagi, o esir edilmiş halden kurtarip senin safina gecmesi için de ki işde :
Ey yüce Rab "Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." ve şu an sen bana hişimlanan bir bicak oldun, cünkü kainatta sendan başka bir mevcudat yok ise, öyleyse o senin hişimlanan bicak oldugun halindende, senden, sana yüce rabbe siginirim, senin o bicagin veya frekansin esir edilmemiş ele gecmemiş, ve galip olan Allah haline iltica edip siginirim diye tefekkür et. ve bu yukardaki duayi günde 41 defa okuamaya devam et. dedimya sayida degişiklik olabilir henüz tam testden gecmedi daha.

Dua bu, ve bu dereceye erenler için 16. SINIF SOFiLER icindir

"Allahım, azabından affına, gadzabından mağfiretine sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim." (41 defa Haricen okuncak)


o mertebeye erdigin zaman, Böyle zikret, ve o köprüden gec.

Öyle olunca Kabe'ye dönmekten daha evla olan bir kalbe doğru dönmektir.  yani bir insandan bir şey istiyorsan, ya da biri sana sesleniyorsa, senin ona dönmen, namaz kılıyor olsan bile, ona dönmen daha evlâdır. hani Peygamber Efendimizin başından geçmiş, Peygamberimiz birisini çağırdı o namaz kılıyordu namazını bozup da ona doğru gelmedi, daha namazını bitirdi geldi, Peygamberimize Neredesin sen dedi, O an ayet indi, peygamber sizi çağırdığı zaman her şeyi bırakıp ona gidin diyerekten

Bu sohbeti de Ebû Hüreyre naklediyor:

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem Ubeyy bin Kâ'b'in yanına vardı, 'Ubeyy!' diye seslendi. Ubeyy o sırada namazdaydı. Ubeyy yüzünü çevirip baktı, fakat Resulullaha Sallallâhü Aleyhi Vesellem cevap vermedi.

Ubeyy kıraat ve tesbihleri kısaltarak namazı hafifletti. Sonra kalktı, Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellemin yanına gitti, 'Esselâmü aleyke yâ Resulallah!' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem 'Ve aleykesselâm' buyurdu ve 'Ey Ubeyy, seni çağırınca bana cevap vermene engel olan sebep neydi? 'Ubeyy, 'Yâ Resulallah, namaz kılıyordum' dedi

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn.

Meali :

Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.

Sadakallahul Aziym ENFAL-24. ayet

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Allah'ın bana vahyettiği Kur'ân'da, ‘Size hayat bahşedecek bir hususa sizi dâvet ettikleri zaman Allah ve Resulüne icabet ediniz' emrini bulmadın mı?' buyurdu.

Ubeyy, 'Evet, buldum, inşaallah bir daha bu hataya dönmeyeceğim' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Sana ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da, ne de Kur'ân'ın diğer kısımlarında bir benzeri indirilmemiş olan bir sûre öğretmemi ister misin?' buyurdu.

Ubeyy, 'Evet, yâ Resulallah' dedi.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem, 'Namazda nasıl okuyorsun?' diye sordu.

Bunun üzerine Ubeyy, Ümmü'l Kur'ân olan Fâtiha Sûresini okudu.

Resulullah Sallallâhü Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:

'Nefsim kudret elinde olan Zat'a yemin ederim ki, onun benzeri ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebûr'da, ne de Kur'ân'da indirilmemiştir. O mesnâ'lardan yedi âyet ve bana verilen yüce Kur'ân'dır.'


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Çağırdığı zaman davetine icabet etmek, müslümanın müslüman üzerindeki haklarındandır"

(Hadis-i Şerif , Nesaî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz, l; Dârimî, İsti'zân, 5)

Başka bir hadiste, davete icabet etmeyenin Allah ve Rasûlüne karşı gelmiş sayılacağı bildirilir

(Hadis-i Şerif , Müslim, Nikâh, 110; Ebû Dâvud, Et'ime, l; İbn Mâce, Nikâh, 25).


yani orada Allah seni çağırıyor, peygamberin içinde Allah var, Allah görüyor seni, Senin Allah rasulüne yönelişin, Allah'a doğru yöneliş, Kabe'ye doğru yönelmekten daha evladır. namazdan bile mühimdir, yani o yüzden Namazda imam dua edeceği zaman, Kabe'ye sırtını döner, yüzünü cemaata doğru döner, her kalp bir Kabe gibidir zaten, Allah'ın tecelli yapacağı  yer. Lebbeyk odur işte, hac da  söylenilen lebbeykler sen beni buraya çağırdın, Rabb'im sana yöneldim  demek tir, çağırması bazi  zaman bir dilenci olaraktan, yada bir kedi bir köpek olraktan da çağırdığı zaman,yani bir köpek susamış, bir köpek olarak beni seni onu çağırdığı zaman, Lebbeyk, Rabbim Buyur, Ne isteğin, ne ihtiyacın var, demektir ona yönelmek demek, bir kalbe, canli kabeye yönelmekdir. Allah'ın ihtiyacı mı var Allah'ın? Allah köpeği yaratmış, Allah'ın köpeği yaratmış ta  kâinattan dışarı mı  atıvermiş, halbuki köpek de de Allah'ın bir tecelliyatgahı olan kalp var, ve o an o köpek susadı, Acıktıysa, senden hav hav diye bir şey istiyorsa, Lebbeyk Buyur Rabbim, ne ihtiyacın var, görebilir miyim, yapabilir miyim, elimden gelir mi, diye ona yönelmek, Aynen Arafat'ta, hacda, Allah Allah  diye tavaf etmekten daha evlâdır, öyle O da kalp taşıyor, köpeklerde canlı, kalp taşıyor, oradaki Kabe canlı değil bile, sena oraya yönelmekten daha faziletlei olan içinde ıslaklık Taşıyan bir kalp sahibi o köpeğe yönelmen, kediye yönelmen ya da bir insana, Ahmet amca ya, Mehmet amca yönelmen daha evlâdır, geçerlidir, Lebbeyk manası da budur. Buyurun, Ne yapabilirim, elimden ne gelir, Buyur Ne yapayım, su mu istiyorsun, Acıktın mı?

Allah acıkır mı? Evet acıkır, Allah Allah susar mı? Evet susar,

Denilir ki Hz. Musa'nın kavmi Hz. Musa'ya derler ki; "Yüce Allah'ı soframıza davet et. O'na yemek ikram etmek istiyoruz." Hz. Musa (a.s.) kavmine kızar. Der ki; "Bilmiyor musunuz, Yüce Rabbimiz insanlara ait böyle eksikliklerden pak ve uzaktır? Onun için böyle haller düşünülemez. Yüce Allah'ın sizin ekmeğinize yemeğinize ihtiyacı yoktur. Allah yemez, içmez, uyumaz." Ancak kavmi ısrar eder. Daha sonra Hz. Musa Yüce Rabbin vahyine ulaşınca Rabbimiz sordurur: "Musa, kavminin isteğini neden bana iletmedin? Onlar beni yemeğe çağırdılar." Hz. Musa der ki; "Ya Rabbi, seni tenzih ederim. Senin sıfatlarını biliyorum. Sen böyle şeylerden (ekmekten, yemekten, su içmekten, uykudan) arınmışsın. Paksın, münezzehsin." Yüce Rabbimiz Hz. Musa'ya buyurur ki; "Kavmin hazırlık yapsın. Cuma günü ben onların davetine karşılık vereceğim." Hz. Musa kavmine döndüğünde bunu onlara söyler. Kavmi müthiş bir hazırlık yapar. Çeşit çeşit yemekler hazırlanır. Her ev yemek getirir. Hazırdırlar. Ve Yüce Rabbi beklemekteler. Ancak gelen giden yok. Neden sonra akşam üstü, her tarafı dökülen, gariban ve muhtaç olduğu belli olan bir fakir gelir ve "Bu fakire bir lokma" der. Halk ve Hz. Musa derler ki; "Biz, Yüce bir misafir bekliyoruz. Sen bekle, hatta bize su taşı. Sonra seni doyururuz." Beklerler. Gelen giden yok. Kavmi Hz. Musa'yı kınarlar. Fakir de, bir şey yiyemeden yoluna devam edip gider. Ertesi gün Hz. Musa'ya Rabbin emri tecelli eder. Hz. Musa der ki; "Ya Rabbi, ben mahcup oldum. Sizin lütfunuz o sofraya tecelli etmedi."
Yüce Rabbimiz buyurdu; "Musa ben geldim. Ama siz beni doyurmadan gönderdiniz." Hz. Musa hayret içinde; "Ya Rabbi nasıl olur?" deyince Rabbimiz buyurdu; "O fakir geldi ya ! İşte ben o fakirin yanında idim. Onu doyurmuş olsaydınız bana ikram etmiş olurdunuz. Bilmiyor musunuz? Ben yoksulun, muhtacın, düşmüşün yanındayım. Ona ikram ettiğinde bana ikram etmiş olursunuz. Ben susamış kulumun yanındayım. Ona su verdiğinizde bana su vermiş olursunuz."

Kafirun suresinin inmesine sebep olan olay olaraktan anlatılır ki : içki daha önce yasak değildi ve alkol almış birisi  imam olarak Namaza duruyor ve Kafirun suresini okurken taptım ve tapacaktım  kelimelerini söylerken, Yanlış yerde yanlış kelimeyi kullanıyor, Bu yüzden Allahu Teala içki yasağı ayetini indiriyor.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ قُلْ ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَاۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ قُلِ الْعَفْوَۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’elûneke anil hamri vel meysir(meysiri), kul fîhimâ ismun kebîrun ve menâfiu lin nâsi, ve ismuhumâ ekberu min nef’ihimâ ve yes’elûneke mâzâ yunfikûn(yunfikûne) kulil afve, kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn.

Meali :

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi 219. ayet

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالأَنصَابُ وَالأَزْلاَمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ya eyyuhellezine amenu innemel hamru vel meysiru vel ensabu vel ezlamu ricsun min ameliş şeytani fectenibuhu leallekum tuflihun.

Meali :

Ey İnananlar! Alkol, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz.

Sadakallahul Aziym Maide suresi 90. ayet


Böylece içkiye yasak getiriyor Allahu Teala. ve daha sonrada sarhoş iken namaza yaklaşmayın ayetini indiriyor

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ takrabûs salâte ve entum sukârâ hattâ ta’lemû mâ tekûlûne ve lâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tagtesilû. Ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâiti ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum. İnnallâhe kâne afuvven gafûrâ.

Meali :

Ey iman edenler! Sarhoş iken namaz kılmaya kalkışmayın, ne dediğinizi bilinceye kadar bekleyin, boy abdestini gerektiren bir durumda iken de yıkanıncaya kadar kesinlikle namaz kılmayın. Fakat, yolcu iseniz ve yıkanma imkanından yoksun iseniz o başka. Çünkü eğer hasta iseniz veya seyahatte iseniz yahut abdestinizi yeni bozmuşsanız veya hanımlarınızdan birisine yaklaşmışsanız ve hiç su bulamamışsanız, o zaman temiz toprakla teyemmüm edin, ellerinize ve yüzünüze hafifce sürün. Bilin ki, Allah günahları temizleyen ve çok affedendir.

Sadakallahul Aziym NİSA Suresi 43. ayet

yani  önceleri içki yasak değilmiş, alkolün da faydaları var ama, zararı faydasından çok olaraktan tarif ediliyor, Fakat burada Mesele nedir sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın. ve bugün bu çağ Altınçağ ve  Burası cennet diyarı ise, Burada alkol bulunuyorsa, cennette şarap var ayetleri ile cennette şarap veya şeribler ceşitli icecekler olacagi ayet ile sabit,  şarap var burada, şaraplar, şeribler, ceşitli icecekler viskiler  RAKILARDA var kahve çay da var kola fanta da var var  ve şarap  içenler de var, ama bak sarhoş olup yanlış kelimeyi telaffuz ettiğin zaman ne zarar oluyormuş, namazda sarhoşun yanlış kelimeyi söylemesi meselesi ise, Zaten adam sarhoş demez miyiz, biz ona, yanlış kelime konuşmak,  sarhoşun yanlış kelimeler konuşması kaaale alınmaz ki, sarhoştur deriz kendinde değildi zaten deriz, ama Allah öyle demiyor, "sarhoş iken namaza yaklaşmayın diyor." buradan yola  çıkanlar, alkolün azı da zarar, çoğuda da zarar diyerekten, ifrata kaçarakdan büyütmüşler, de büyütmüşler,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır."

(Hadis-i Şerif , Tirmizi, Eşribe, 3; Ebû Dâvûd, Eşribe, 5; Nesâi, Eşribe, 25)

Burda yukardaki ayete Allahin buyrdugu  alkolün faydasida vardir sözümü hak, yoksa peygambere itaf edilen bu hadisdeki alkolün azida haram ve yaskdir mi hak, ve bugün tipda alkolün faydlarindan faydlaniyoruz, yine diş agrisi ceken kimse, dişine müdahle edecegi zaman, diş doktorunun morfin vurmasini, kendi istiyor, cünkü morfin yani uyuşturucu sayesinde uyuşan agiz, o aciyi hissetmiyor, yine ameliyat olcak kimse bayiltiliyor yani yine yüksek alkol ile ve benzeri ile,  o alkolün azida zarardir diyenler, o zaman dişciye gidince morfin vurdurmasinlar madem, yada bayilmadan amliyat olsunlar da, bakalim ne kadar erkeklermiş.
Hani bir meşhur kayseeri hikayesi vardir.
Berebere Kayserili şöyle pala bıyıklı  iri bir adam girer ve der : bana Susuz, Sabunsuz bir Tıraş der, oturu sandalyeye ve, GIK demeden Susuz, Sabunsuz bir Tıraş olur gider. oradan başka bir kayserilide cesarete gelir, bende kayseriliyin der, banada Susuz, Sabunsuz bir Tıraş der , oturur sandelyeye , berber usturayi degdirir  başlar bagırmaya "anam yandım der,' ne oluyor der berber,  o cesaretlenen adam berbere: hemşerim ben kayseriliyim dedimse de, ben kayserinin biraz dışındanın, sen biraz su ve sabun sür der......

bende onlari alkolün azıda çoğuda  haramdir diyenleri : Susuz, Sabunsuz bir Tıraş da, yani alkolsuz bayıltmasiz ameliyatta yada, ve morfinsiz diş doktoruinda görmek isterim, bakalim ne kadar kayserililer, ne kadar hocalar, ne kadar hacılar,

Bu olaydaki ikinci mesele

Peygamber kendi vaktinde, kendinden başka  iki kişi dışında, kimseyi  imamete geçirmediği rivayeti var, Abdullah bin Ümmü Mektum bir âmâdır.  Hz. Aişe'den gelen rivayetin açıkça belirttiği üzere Abese Sûresi'nin ilk ayetlerinin iniş sebebidir. bir kere  savaşa gittiklerinde kadinlarin başında ondan başka erkek kalmyinca o gecmiş bir defa imamete, Onun dışında bir de peygamer ölmeden önce cok hasta oldu ve , ebubekiri geçirdi  imamete deniyor. peki bu namaza sarhoş ve imam olaraktan Duran Bu adam kim ki, kafirun suresinin sebebinin anlaşılmasının ve inmesinin ve  birde icki yasagi ayetinin inmesinin sebebi olan adam. o zaman Kafirun suresini sarhoşken yanlış okuyan adam kim, bu nasıl imam olmuş da, başa geçmiş, hem de imam olacak bir kimse,  alkol içiyormuş, o vakit bazı anlatılanlar, ya eksik, ya fazla, ya da yanlış. artık burada yorumu Size bırakıyorum, daha derine girmek istemiyorum Bu konuda.


Allah her an ayrı bir dem de ayrı bir yaratışdadır diye Kuranı Kerim'de ayet var Rahman suresinde,


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَسْأَلُهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yes’eluhu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kulle yevmin huve fî şe’nin.

Tefsiren Meali :

Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'na el açar ve O'ndan isterler. O Allah her an ve her zaman ayrı bir işi yaratmakta ve devam ettirmektedir, yani günah, sevap, hastalık, şifa, yükseltme, alçaltma, zengin, fakir, bahar ve yaz, güz ve kış O'nun işlerinin birer tecellisidirler.

Sadakallahul Aziym RAHMAN Suresi 29. ayet

Bunun manası ise : Allah bir iş ile meşgul olurken, başka işten, ve başka olaylardan habersiz kalmaz, Fakat ben Allah'ın cüzi bir halifesiyim, insanım, insanda bu yetenek yok, mesela Televizyon seyrederken, bir yandan da belki ailesi ile konuşabilir, tesbih çekebilir, ama bunun dışında, televizyon seyrederken, bir yandan da otobüs süremez, Televizyona mı bakacak, otobüsü sürerken yola mı bakacak, araba sürerken şoförlük yaparken, yine televizyona bakamaz, ne kadar  bakabilir bakalım, belki bir  2 saniye bakabilir ancak, yani Bir yandan araba sürüp, bir yandan da televizyona bakamaz değil mi? yani İnsanoğlu bundan acizdir. Ama Allah bundan aciz değildir, Allah aynı anda hem araba sürebilir, Hem aynı anda televizyona bakabilir, Hem senin işini ihtiyacını görür, ama falan yerdeki  sivrisinegin yalavarışını  sesini duyar, filan yerdekine yardım eder, Yani Allahu Teala Sameddir, her şeyden müstağnidir ve sübhandir acizliktende müstagnidir, yani Hiçbir ihtiyacı yoktur, ama bizim her şeyde O na ihtiyacımız vardır, Allah her an her şeyden haberdardır, Biz de bunun cüzi bir miktarina sahibiz, en büyük evliya bile olsa, o bile bunun cüzi miktarını sahip, Allah gibi bu derecede değil, bugün yani, en ileri görüşlü olsa bile, dünyadaki her şeyi görüyor olsa bile, Peki Sirius yıldızındada ne oluyor bitiyor, onu da görüyor mu, şu anda aynı anda dünyadaki her şeyi görse  bile mesela, yukarıdan her şeyi görüyoruz duyuyoruz gözetliyoruz deseler bile, Peki Şira Yıldızı'nda da ne olup bitiyor, onu da aynı anda görebiliyor musunuz, Evet  Ancak Allah bu kudrete sahiptir, insanlara Bu kudretinden cüzi miktar vermiştir. bir yer ve bir iş ile meşgul iken, ikinci ücüncüyü görüp yapabilenler olsada,  ayni anda 8 milyar insan, ve trilyonlar hayvan, trilyonlar gezegen.., ve ordakiler.... trilyonlardan fazla melekeler....sayisi berlirsiz atomlar ile ilgilenebilcek bir göz ve akil varmi?

Çünkü bu da zaten Allah'ın Allah olduğunu alametlerindendir, vehüve ala külli şeyin kadir dir o.

Rabbim bana ve askerime bunu bilip de ve idrakinde olup ta, şu karşıki dağları ben yarattım demekten muhafaza buyursun.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1 Temmuz 2019 Pazartesi

Original Kar © glan
DEVAMINA BAK

Fatiha yani Hz Mehdi istikamet sahipleri için, doğru yolu gösterici bir rehber ve Allahın hidayetidir

(Kar©glanin 1 Mayıs 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

الم الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Elif, lâm, mim. Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh, huden lil muttekîn.

Meali :

İşte bu Kitap ki, Fatiha kitabı, yani Hz Mehdi, O’nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için istikamet sahipleri için, doğru yolu gösterici bir rehber ve Allahın hidayetidir.

Sadakallahul Aziym BAKARA Suresi1 ve 2. ayet

---oOo---

Ebu Saîd İbnu’l-Muallâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Mescid-i Nebevî’de namaz kılıyordum. Resûlullah Aleyhissalatu Vesselâm beni çağırdı. Fakat namazda olduğum için mübarek çağrısına derhal cevap veremedim. Namazdan sonra yanına vararak:

“Ey Allah’ın Resûlü, namaz kılıyordum. Bu sebeple cevap veremedim” diye özür beyan ettim. Bana:

“Allah, Kitab’ında: ‘Ey iman edenler, Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen cevap verin’ buyurmuyor mu?”1 buyurdu ve arkasından ilave etti:

“Sen mescidden çıkmazdan önce, sana Kur’ân-ı Kerim’in en büyük sûresini öğreteyim mi?” buyurdu ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben:

“Ya Resulallah! Bana en büyük sûreyi öğretecektiniz” dedim. Resûlullah (asm) bana:

“O sure ‘Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin’dir ki, bu, "Sebu'l-Mesânî" namazlarda tekrar tekrar okunan yedi âyetten ibarettir” buyurdu

( Hadis-i Şerif ,Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitâh 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Ebû Hüreyre (radıyallahu anh) bildiriyor ki,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah, Fâtiha’nın bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir”

( Hadis-i Şerif , Kütüb-ü Sitte, 2/438)

İbnu Abbâs radıyallahu anhü anlatıyor:

“Hz. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm yanında Cebrail Aleyhisselâm bulunduğu bir sırada, yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cebrail (aleyhisselâm) dedi ki:

“İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.”

Derken oradan bir melek indi. Cebrail (aleyhisselâm) tekrar konuştu:

“İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.”

Melek selâm verdi ve Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’a dedi ki:

“Ya Resulallah! Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri Fatiha Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi’nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir.”

( Hadis-i Şerif , Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İftihah 25)

Bu Fatiha nasil bir delikanlıki
ölüye fatiha diriye fatiha
subhanekeye fatiha yasin suresine fatiha
Her namaz her namaz önce Fatiha
Koskoca bakaraya da Fatiha
En kücük kevser suresinede Fatiha
Bu delikanlı kimki acaba
Namazda Rabbin huzurunda duruşda
Bütün kurana, ve hem kainata koca olmuş
Kim ki aceb O?

Muallak taşı hakkında bazı kimseler ihtilaflı sözler etmekteler, muallak taşı nedir derseniz, ben gidip görmedim, İsrail'deki, yani Filistin'deki, Mescidi Aksa'nın bulunduğu yerde, Peygamberimiz Miraç ederken, burağa binmek için bir taşın üstüne çıktı diye rivayet ediliyor, ve o taşla burağa bindikten sonra, Burak havalanınca, taş da onunla birlikte Havalanmış, ve fakat Peygamberimiz bunu görünce, Sen dur demiş, o da havada kalktığı yerde Durmuş kalmış diye rivayet ediliyor. gidip görmedim, ama iman ettim, Çok Senelerdir bu böyle bildiğim bir bilgi, iman ettim, Kabul ettim. ve o yüzden Osmanlı zamanında bu Mescidi Aksa bizim elimize geçtiğinde, kaybetmeden önce, insanlar Korkmasın diyerekten etrafı örülmüş, ve düşünün Bir taşın altına varıp da durduğunu, insan korkar yani, Hadi o an düştüğünü farzet, cesaret ister biraz , bu yıllardır duruyor orada da, hep duracak diye bir durum yok, ya durmayıverirse  o an düşerse altındayken, İşte o yüzden Osmanlı'da  buraya gelen giden  böyle korkmasin diyerekten etrafını örmüşler, ve deniyor ki şimdi, o taş havada durmuyormuş, diyerekten bazi rivayetler var. benim öğrendiğim kadarıyla havadaymış, Osmanlı ya da her kim yaptıysa işte  onlar insanlar Korkmasın diye etrafını örmüşler ve şu anda mescidin içinde etrafı örülü vaziyette bir kaya, ve diyor ki hocaların Bazıları, öyle değil havada durmuyor diyor, Muallak Taşı diye falan bir şey yok, uydurma hikaye diyorlar, Şunu şu örnekle size izah edeyim :
mesela uçak havada giderken türbülansa girdiği zaman düşmeye başlıyor, Türbülans demek hava boşluğu olan yerde, düşmeye başlıyor, çekim kuvvetinin olmadığı yer, yer çekimi kuvvetinin olmadığı yerler var, dünyada Bazı yerlerde yer çekimi kuvveti yok, Allah Allah Yerçekimi olmayan yer uzay boşluğu gibi olması lazım, orada Halbuki havada durması lazım, niye düşüyor Bu Türbülans olan yerlerde, uçak aşağı düşmeye başlıyor, düşmeyip havada durması lazım di uzay gibi olsa, uzayda hava yok havada asılı kalıyor, ama türbülans olan yerde uçak irtifa kaybediyor, Peki bunu  Size mucize Keramet diye mi anlatacağız, bunu  uçağa bilenler bu Hadise'yi yaşayanlar biliyor, uçak irtifa kaybetmeye başlıyor, pilotlar daha iyi biliyor zaten, peki böyle oluyor da, o zaman Muhammed Mustafa Burak ile hareket ettiğinde, orada bir hava deliği oluşturmuş, yani çünkü, çekim kuvveti yere doğru iken, Öyle hızlı hareket eden bir Burak ki, birden şimşek gibi kalkınca, düşünün elinizde yelpaze salladığınızi, ve tüy olduğunu Masanın üstünde, yelpazeninin tüyü havaya kaldırdığını fark edebilirsiniz, yelpazenin sallanma kuvveti tüyü yerden keser havaya uçurur değil mi, İşte şimşek gibi yukarı süzülen bir Burak düşünün, ve onun rüzgari etkisiyle, onunla birlikte havaya Kalkan bir taş düşünelim. bu varsayım, benim varsayımlarımdan birisi, olabilecek varsayım, Ben  onu gözümle görmüş değilim, taşı da görmüş değilim, olayında olduğu vakit, yanında değildim Muhammed'in ben, ama akıl ve mantığımla düşünmek lazım, olabilecek  olasılıklardan bir tanesi bu, yani onun çekim kuvvetine kapılmış, o an o taş. öyle çekim kuvveti ki, yani taşı kaldıracak kadar, Çünkü düşünün hortum diye bir şey var, binaları kaldırıp başka bir yere atıyor, bina bina, beton binayı kaldırıp başka yere atıyor, taş ne ola ki, düşün O hortum oluşan yerlerdeki havanın türbülansını, ters tarafa doğru, aşağı değil, yukarı doğru, ters Türbülans, bütün mesele bu. hepsi bir kanun, Allah'ın koyduğu bir kanun ki, türbülanstakide bir kanun, ve o muallak taşının yukarı doğru hareket etmesi de Allah'ın koyduğu Yasa ve kanun, o da bir kanun ile meydana gelmekte, bunu mucize Keramet gözünden bakıyorduk O gün, ama bugün Biz fiziki olarak da bunları anlatabiliriz açıklayabiliriz, ve düşünüp Tefekkür edebiliriz. Hemen kestirip atmamak lazım, öyle bir şey olmaz dememek lazım. ufoları gördüklerini söylüyorlar, bir anda çok hızlı hareket ettiklerini söylüyorlar UFO'ların, ve işte Burak da onlar gibi çok hızlı bir binek, dedim ya, bir araba, bizim zamanımızda keşfedilecek belki de o, ama çok hızlı, füze bile belli bir derecede  uçmaya başlıyor, altındaki yakıt tanklarının fırlatıyor yukarı doğru, ama çok hızlı değil, füzeden müzeden daha hızlı bir ivmeli çıkış olacak, Yani bir anda, gözünün gördüğü yere ulaşıyordu diyor muhammed mustafa,  burağın gözümü var ki, arabanın gözümü olur, Muhammed  Ufuğu görüyor ve,  bir anda ufukta hissediyor kendini, sanki Sema yarılmış gibi gidiyorlar içinde, Ama bugün bir rampadan aşağı indiğin zaman  bile, yahut da uçağa bindiğinde uçak birden yukarı çıktığın da yada indiginde, basınç farkı var, Kulakların patlayacak gibi oluyor, Muhammed o burağ'ın içinde neden o  basınç farkını hissetmedi, o Burak öyle senin benim hemen öyle anlayabileceğimiz bir Burak ve binek değil. yani Ata binecek de, at çok hızlı gidecek de, at olacak, bir de çıplak at olacak, atın üstünde o kadar hızlı gidecek, bir de uzayda havasız yere çıkacak, havasız yerde atınan gidecekler haaa,  Muhammed nasıl nefes alacak, Hadi atmosferi çıktıktan sonra Muhammed nasıl nasıl nefes alacak, yani o sandığınız gibi at falan değil , ya da Eşekte değil, kanatlı at da değil O bir binek Burak o bir araba ve o araba Öyle ki uçan araba Ama öyle hızlı ki altındaki taşı çıkecek kadar hızlı hızından altındaki taş yukarıya kalkacak kadar hızlı bir binek, ve o hızdaki bir binekdeki bir insan, içinde parçalanır, beyni patlar, öyle basınc ayarı olması lazım ki onun, öyle  kapalı kutu olması lazım ki, içinde basınç dengelenmiş olmalı, o hızda giderken, basınç dengelenmiş olmalı, Yoksa Muhammed içinde parçalanırdı zaten, basınçtan basınç farkından parçalanırdı, ya da ölürdü, beyni patlardı, damarlarındaki kan dışarı çıkardı, ve mesela budur yani.

Yine başka bir mesele hocanın bir tanesi diyor ki : Kur'an'daki bir ayeti  anlamak veya anlatmak için, ya da o konuda teferruatlı bilgi vermek için, bu ayetle ilgili bütün kelimelerin, Kur'an'da geçtiği kelimelerin hepsini bilmek gerekir diyor, yoksa bir ayete bakıp da, mesela o ayette geçen diyelim "Alak"  kelimesi olsun, Alak kelimesini, sadece o Alak suresindeki iki üç ayet ile anlatamayız, Kur'an'da bütün Alak geçen kelimeleri bilmek lazım diyor. Acaba öyle midir hemen şu örnekle size bunu izah edeyim
Mesela su tesisatı ve kanalizasyon sistemi ilk defa Lut Aleyhisselam döneminde keşfedilmiş, ve hala o taşlaşmış insanların bulunduğu yerdeki kayaların içinde, Nisan suyunun topladıkları havuzlarn havuzları evlere götüren küçük kanallar, ve tuvalet kanalizasyon sistemleri, İçerdeki kanalizasyonu dışarı aktaracak sistem, Çünkü Kaya'nın içindesin, dışarı çıkmayacaksın, içerde tuvalet yaptık, Içerideki  kanal  atıklarını dışarı çıkaran kanalizasyon sistemi olması lazım, içeridekini dışarı alan, dışarıdaki havuzdaki suyu da içeri alan bir kanalizasyon ve su tesisat sistemi olması lazım, ve bunlar bilinmiş bulunmuş ve yapılmış, onların taşları oydukları evlerin içinde, aynı şu anki sistemin ilk yapısı Lut Aleyhisselam döneminde keşfedilmiş, ve bir lavabo tarif ederken, sana lavabo dediğimiz zaman, bunlarıda anlatmamız  mi gerekiyor, Yoksa Ben sana Lavaboya gidiyorum dediğim zaman, sen lavabo nedir anlar mısın, böyle bir tarif, Yukarıdaki gibi bir tarif, Ancak onu bilmeyen, aynı Muhammed vakti, Muhammed'in ilk vaktindeki ashab-ı gibi, onu Hiç bilmemiş görmemiş insanlara tarif ederken, yapılacak bir tarif olabilir. Yoksa bugünkü insanlara lavabo dediğimizde, lavabo nedir, nasıl bir şeydir, hemen bilir. ama tesisatçı gibi bilmesine gerek yoktur, tesisatçıya gerekli o sifon nedir, sifonun altında neden  Es borusu vardır, musluk nasıl bağlanır, pis su boruları nasıl bağlanır,  Bunlar ancak bir tesisatçının bilmesi gereken bilgiler, Yoksa sen, ben o, lavoba dediğimiz zaman, lavabonun dış yapısını anlarız, ve Lavaboya gidiyorum, lavabodan geliyorum, Ellerimi lavaboda yıkadım gibi kelimelerde, Biz lavaboyu anlarız, ve bunu anlatmak için lavabonun işte sifonu vardır, Bilmem taşı vardır, bilmem nesi vardır diye sana iyice anlatmamıza gerek yok. bütün parçalarını tarif etmeme yahut bilmeme gerek yok, tesisatçı kadar bilmesine gerek var mı ? Bir insana lavabo dediğimiz zaman, lavaboya anlatmak için, Bunların hepsini tarif etmem mi lazım, yoksa bugünkü bir insan lavabo dediğim zaman, hemen lavabodan her şeyi anlar mı, başka şeyleri de mi anlatmam lazım, lavabo dediğim zaman, bütün sifon sistemi, musluk sistemi hepsini mi anlatmam lazım. diyor ki bir ayeti anlamak için, Kur'an'da o ayette geçen kelimenin, Kur'an'da bütün geçen kelimelerini bilmek lazım diyor, ben sana lavaboyu tarif edeceğim Zaman, bütün  parçaları da mi tarif etmem lazım,  Hiç de alakası yok.

Kur'an'da bir konuyu anlatırken,bir ayetin manasının, onun hangi başka ayet ile bağlı olduğunu, bütün ayetlere bakmak ve bilmek ile olmaz . Mesela Yemek yerken, son da gelecek olan tatlı, başta gelirse, baştan tatlı yersen, iştahın kapanır, ve yemekten ve çorbadan yiyemezsin. çorbada, başta yeneceği yerde, sonda gelirse, çorbayı yer kalmaz,  artık içmeyeceğim çorba dersin. baştaki başta gerekli, sondaki sonda gerekli, baştaki çorba ile, sondaki tatlı aynı şey değil, Hepsi yemek, hepsine yemek diyoruz, çorbada, Yemekten sonra gelen tatlı da yemekten,  Amma birisi sonunda gelmesi lazım, ve tatlı olması lazım, Birisi başta gelmesi lazım, biraz sulu olması lazım, ortadaki yemek ise, asıl yemek, hangisi bunların yemek değil, ayetlerde başta gelen ayet, başta gelmiştir, başta gerekli, sonra gelen, şu anda gerekli, çorba ile tatlı aynı şey değil, yemek ama aynı şey değil kardeşim, sondaki tatlıya bakıp da, baştaki çorbaya anlayamazsın.

Vaktimiz ve altın çağın nimetlerinden birini daha anlatacağız bu hafta, ve daha düne kadar, ancak televizyonlar vardı, ve televizyonda, bir program veya filmi seyrederken, bir yerinde filmin başından, yani televizyonun başından kalkmam gerekirse, o bölümü kaçırıyordun,  ve orasında ne oldu, ancak sana anlatırlarsa bile biliyordun, ve Hele bir de canlı yayınları, bir defa izleme şansın vardı, daha Sonraları televizyonda yeni bir sistem gelişti, videoları kaydetmeye başladılar, o kayıt sistemleri gelişti, kasetler, CD ler, DVD ler, artık yayınlanmış bir yayını, başka bir zaman sonra, 3 ay 6 ay 1 sene sonra tekrar yayınlamaya başladılar, ve filmler artık kaybolmamaya başladı, Hani televizyonun ilk vaktini düşünüyor musunuz filmleri kaydedecek bir kayıt cihazları yok çok zor canlı yayın halinde hepsi o an dinledin Dinledin seyrettin, seyrettin, Ama daha sonra işte kayıt cihazları gelişince, ve onlar sayesinde bir filmi, daha sonra tekrar seyret imkanları doğdu, televizyonlarda bu yoktu, sinemada önce bu vardı, sinema filmi olduğu zaman, istediğin zaman çıkar seyret vardı, televizyonlarda daha sonra, bir yayınladıkları diziyi veya filmi, 6 ay 1 sene sonra tekrar yayınlamaya başladılar,  şansın varsa kaçırdığın diziyi, o bölümünü bir daha seyredebiliyordun, ama şu anki Cennet vaktimizde, bütün televizyonlarla, insanlar, yaptıkları videoları, YouTube kanalı açtılar, ve kanalında canlı yayın yapsa bile, canlı yayınının videosu da kaydediliyor, ve Sen onu, daha sonra, o YouTube kanalına girdiği zaman, istediğin zaman, istediğin bölümünü, ileri sardır, geri al, Durdur, Abdest alıp namaz kılmaya gideceksin, cuma ezanı okunuyor, cumaya git gel, Evde o video yine hala Hazır bekliyor, İnternetin varsa, geliyorsun, kaldığın yerden devam ediyorsun, İstersen bir de anlamadım, geri geri alıyorsun, bir daha dinliyorsun, Bunlar Nimet değil de ne? Bunlar Cennet vakti değil de ne? hani demiyor bu cennet bakidir ahiret bakidir, işte Baki kalıcı oldu bir video, bir film, bir bilgi, artık Yok olmuyor, İstediğin zaman, istediğin şekilde erişebilirsin, bu cennet değilmi  cennet vakti değil de ne Bunlar, Peki daha hangi Cennet ararsınız siz.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْقٰىۜ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vel-âḣiratu ḣayrun ve ebkâ

Meali :

Ahiretse daha hayırlıdır ve daha da sürekli ve bâkidir kalıcıdır.

Sadakallahul Aziym A’lâ Suresi 17. Ayet


Yine başka bir konu, Geçen gün bana bir an tevâzu geldi, ve Rabbime tevazu ile niyaz edip, Rabbim bütün bildiklerim senden, sen öğrettin bana dedim, hemen Rabbimden cevap geldi, ve dedi ki senin bildiğin bilgilerin Bazısını, karşına bazen bir inek olaraktan çıkıp, inekten öğrettim, bazen bir sinek olaraktan çıkıp, sinekten öğrettim, bazen gösterip öğrettim, bazen okutup öğrettim, bazen Ahmet amca oldum öğrettim, bazen Mehmet amca oldum öğrettim dercesine bir ilham geldi. evet kabil ede karga olup da, ölüyü gömmesi öğreten Allah değil miydi.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Fe beasellahü ğurabey yebhasü fil erdı li yüriyehu keyfe yüvarı sev'ete ehıyh kale ya veyleta eaceztü en ekune misle hazel ğurabi fe üvariye sev'ete ehıy fe asbeha minen nadimın.

Meali :

Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.

Sadakallahul Aziym Mâide Suresi 31. Ayet

kargamı  o na öğretti, Yoksa Allah mı öğretti Kabile insanı gömmesini, İnsan öldüğü zaman gömülceğini bilmiyorduk, ve hatta insanın ölebilceğini bilmiyorduk, Kabil sayesinde, bir insanın öldüğü öğrenildi, öldükten sonrada gömüldüğü öğrenildi, onu da bir karga Mürşid oldu da, ondan öğrendik, karga kadar olamadık, yani bilgimiz, bütün hepsi Allah'tan, Allah bazen taş olaraktan karşına çıkar, bazen kuş olaraktan, bazen Fatma teyze, bazen Fadime Teyze olur, karşına çıkar, sana ilim deryasından neler neler öğretir, Eğer sen uyanıksan öğrenirsin, ondan ibret alır, bakarsın, Allah Kur'an'da Öyle buyuruyor,
bakmıyor musunuz!
ibret almıyor musunuz!
görmüyor musunuz!
Bunu ancak görenler bakanlar bilir, hayatı okuyanlar bilir, İkra odur, hayatı okumaktır.

ve bütün bilgi Allah'tandır, Allah öğretir insana bildiklerini, yoksa Bizler insanı bile gömmesini bilmeyen cahilleriz, bir karga kadar bile olamayan cahilleriz, “hayatta en hakiki mürşit ilimdir” demiş Atatürk,

Amma hakiki mürşit Allah'tır, Raşit demek, Allah, öğretmen Allah demek, öğreten Allah, Mürşid işte öğretme fiilini yapan kimse, Mürşit, irşad eden, öğreten Zeki kılan, yani Raşit ve ermş kılan, bilgili kılan, ermiş bilgiye Doymuş kılan Allah Raşit Allah.

Yine başımdan geçen bir olayı da size bir bilgi daha vereceğim inşallah, Geçen gün Tükenmez kalemimin birisi bitti, ve açıp da içine yeni kalem ucu koyma imkanı da yok, Sadece Bir defalık yapmışlar, ve promosyon olaraktan bana geldi, bir firmanın promosyonu ve kalem bitti çöpe attım. Dün seviyordum, masamın başucunda tutuyordum, işe yarıyordu çünkü, işime yarıyordu, en güzel kalemimdi, en sevdiğim kalemim, iyi yazıyordu çünkü, onu kullanıyordum, iyi yazıyor diyerekten diğerlerine onu tercih ediyordum, Ama görevi bitmiş ki, işe yaramaz oldu, mürekkebi bitmiş, atmak durumunda kaldım,  o güzel hizmetinden dolayi Hepsini biriktirsem tutsam, nerede tutacağım, Ev çöplüğe döner, hepsini hatıra koysam, Evim çöplüğe döner, işte görevi bitti dün, seve seve kullandığım, baş köşeme oturttugum kalem, bugün çöpe gitti. çöptende çöpçüler geldi aldı götürdü,  Dün çöp kamyonu aldı götürdü,  vah ki vah kalemime kalemime, işte dünyada da insanlar da böyle, önce çocuk oluyor, Annesi babası seviyor, sonra büyüyor patronu şefi seviyor, bir işe yarıyor, Çünkü patronun işine yarıyor, ona para kazandırıyor, sonra ihtiyarlığı, sonra ihtiyarlığın, artık işi bitti değil, artık tecrübe kazandı, ihtiyar olunca, onun tecrübesinden faydalanıyoruz, sonra artık kalem gibi pili de bitti miydi, bu dünyada geride kalmıyor, toprak olup gidiyor, Her şey Fani bizim kalemde dün canlıydı, bugün Fani oldu Fanilere arasına karıştı. hep öyle değil mi zaten, hava, aldığın oksijen bile, bir an sonra karbondioksit olup da çıkmıyor mu ki, her şey fani, Allah Baki. insanların işine yaramak, sadece işçi olmak, Taşçı olmak, Kuşçu olmak ile değil, bir bilgiyle de yarayabilir, bir fikir, ve bu fikir Eğer mesela araba ve motorun bulunması ya da, elektriğin bulunması gibi, bir icadın Fikri ise, artık senin fikrin ölmüyor, Hayat devam ettikçe, Senin fikrin yaşıyor, sen de yaşıyorsun. Dün Edison amcayı Bilmem tesla'dan çaldı bilgileri diyorlar, Halbuki Edison ölmemiş, Çünkü ölecek bir şey değil, şu anda Işık ölen bir şey değil, Işık hala hayatımızda, hiç Edison ölür mü, ve gelmiş bizim devletimizde Ediz Hun diyerekten sanatçı olmuş, daha niceleri vardır, yine yeni  Ediz oldu, şimdi "Banane" klibi çıkarıyor, yine Edis olmuş yine Edis, bu sefer yine başka bir sanatçı olmuş, Ediz olmuş, Edison ölür mü Hiç, ışık ölür mü, Işık hayatımızda, ve benim hayatımdaki benim geceleri mi cennete çevirecek bu adamın fikri de, icadı da, ve fakat o adam Karanlıklar ve cehenneme gidecek, olacak şey mi, Allah'ın adaleti Nerede burda, var mı böyle adalet,  senin benim adaletime sığmıyor, Allah'ın adaletine  Nasıl sığdırıyorsun bunu be adam. bunu nasıl sığdırdın Allah'ın Adaletine de, onun cehenneme gidecek diyerekten bahsediyorsunuz, kafir diyorsunuz, ve bir de tesla'dan çaldı diye hırsız suçuyla suçluyorsunuz, bak Ediz, Ediz şarkıcı  artık ışığı bulmuş, artık keyfi yerinde, ölmüyor artık, ölmeyene ermiş, ölünmeyene ermiş, artık ölünmeyen bilgiye Ermiş.


Yine başka bir mesele, hem komik hem ilginç, hem de arızalı bir mesele anlatacağım, ve bugün seramik bıçak var, yeni keşfettik diyerekten herkes övünüyor, benim seramik biçağım var diye seviniyorum, Halbuki biz onu keşfedeli çok olmuştu, cilalı Taş Devri, cilasız Yontma Taş Devri, ve cilalı taş devrinde  bizim avladığımız hayvanın derisini yüzmek için, mermerin sivri yerini kullanaraktan bıçak yerine kullanmıştık, ve ilk bıçağımız oydu, sivri bir mermer, seramik bıçak, yani mermer bıçak idi, Çok önce keşfetmiştik biz onu, ve bugün ise yeniden gündeme geldi, Onu keşfeden amca ölmemiş, tekrar canlandı, cilalı Taş devrine döndük, ve amcanın bir tanesi diyor ki  Kuran daki ayetlerin sebebi nüzülünü de bilmek lazım bir ayeti anlamak için diyor, Bunu bu örnekle kıyas yaparsak, Dün biz bıçağı ilk defa keşfettiğimiz zaman, biz sadece avladığımız hayvanın derisini yüzmek için keşfetmiştik biz onu, derisini yüzüp içini yemek için keşfetmiştik, ama bugün bıçağı demirden icat ettik, Daha sonra taşı geçtik, demirden icat ettik bıçağı, seramik değil, demir bıçaklar, bolluk vakti, ve daha sonra da iki buçağı bir birbirine birleştirdik makas yaptık, makas ile de bugün saçta kesiyoruz, kumaşta kesiyoruz, Hatta binaları yaptığımız betonların içine kattığımız Demir telleri bile o bıçaklarla kesiyoruz, ve daha ileri gittik, seramik bıçaklar yaptık, seramik keskiler yaptık, Yontma bıçakları dreh makinlerinde seramik ile yontuyoruz, en sert seramik  diyorlar demiri bile kesiyor diyor, Allah Allah hani biz şimdi bir bıçağı anlamak için, o gün ilk defa Nasıl ve ne için keşfedildi bakmamız lazımmıymış, yoksa bugünkü Demir kesen Bıçağı o sivri mermere bakıpta alayamayız, biz onu  dün avı yüzmek için kullandığımız bıçağın, bugünkü Demirkesen bıçağı anlamamıza faydası ne olur, sebebi nüzülü ile anlaşılacak bir şey değildir bir ayetin manası, ayetin manası zaten içinde gizlidir, O ayaten manası o ayette gizlidir, öbürkü de öbür künde gizlidir. dedik ya, başta gelecek Çorba ile, yemeğin sonunda gelecek tatlı ayrı şeyler kardeşim, makas sonradan icad olan bir şey, bugünkü halinin onun ilk haliyle hiç alakası yok. ona bakıp da onu anlayamayız. amma tarihi süreçtir atamayız o bilgiyide.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ كَانَ اُمَّةً قَانِتًا لِلّٰهِ حَن۪يفًاۜ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnne ibrâhîme kâne ummeten kâniten lillâhi hanîfen velem yeku mine-lmuşrikîn

Meali :

İbrahim tek başına bir toplumdu (ümmetti). Allah’a boyun eğerdi, hep doğruya yönelirdi ve müşriklerden Allah’ı ikinci sıraya koyanlardan da olmamıştı.

Sadakallahul Aziym Nahl Suresi 120. Ayet


Mehmet hocanın yorumu ile hakikat bir kişi ilede temsil edilebilir yukardaki ayette İbrahim bir milletti diye tarif ediyor. İbrahim tek başına bir millettir diyor, yani bir kimse bir millet olarak tam temsil edilebilir diyor, Evet şu anda da milletin başında Mehdi Aleyhisselam vardır, Mehdi ile bütün insanlık temsil Olabilir, çünkü camiye gidip, cuma namazında yada,vakit namazında, uydum imama dediğin zaman, Elhamdüyü bile okumana gerek yok, Yat kalk namaz kıldım oluyor, selam veriyorsun çıkıyorsun, Namaz kıldım, Nettim? cemaat ile namaz kıldım, imamı uyudun ama değil mi? eğer imama uyarsanız namazınız sahih olur, kendi başına kılarsanız,  o zaman okuyacaksın üfleyeceksin yorulcaksın, ama ima uydun bitti, o kadar. hakikatte bir kimse ile temsil edilebilir, ve şu anda Size bunları anlataraktan hakikatleri ve doğruları göstermeye çalışıyorum, ve bütün insanlık bizi dinlediği zaman, şimdi dedik ya, buna yorum getirmiştik,  tavus kuşu  çok  güzel bir kuş amma   işte tavus kuşunda bir özellik varmış ayağının ucunda siyah bir ben varmış da, Kendisinin o kadar güzel şatafatlı tüylerini Bakmazmış da, şu ayağımdaki  ben olmasaydı dermiş, ona üzülürmüş, kafası yerde gezermiş, kafası yere bakarmış, O ayağındaki lekeye bakarmış, şu hatamda olmasaydı diye üzülürmüş, işte bizim de bir hatamızı bakıp da bütün anlattığımız güzellikleri silecek insanlara ben ne diyeyim, tavus kuşu gibi sadece Ben'e bakıp da o kanatlardaki güzelliği görmeyene ee ben ne diyeyim, şimdi benim hatalarımı görüyor,  ama onlara verdiğim güzellikleri şu dünyadaki güzellikleri unutuyor, onları  bu mehdi vakti onun sayesinde, altın çağdaki kazandığı güzellikleri nimetleri unutuyorda, benim bir hatam ile yorum yapıyor, Onunla konuşuyor konuşmaya yüz buluyor, Ağzı olan konuşuyor, hakkı olan da konuşuyor, hakkı olmayan da konuşuyor, şu internetten kötü şeyler var diyerekten, iyiliklerini sileceğiz mi, o yüzden aynı Celal Bayar mıdır nedir, o ahmağın, yeni türk icadı Arabanın benzini bitti diyerekten, fabrikayı kapattığı gibi,  gibi bütün İnternet'i kapatalım mı? aynı vikipedia yi Türkiye ye  kapadan ahmak gibi, bir tane hata var diyerekten, halk ansiklopedisini Türkiye kapatan ahmak gibi, Biz de size İnternet'i kapatalım mı, Ya da mehdi'yi dünyadan silelim mi, onun yaptığı bir hatadan dolayı, bütün güzelliklerini silelim mi, hepsini yok mu sayalım, yoksa o zaman vikipedi'ye gibi kapanırsın o zaman bir daha ulaşamazsınız  ona diyorum, bak evime gelmiş kalem olmuş baş köşedeydi, işi bitti bitti çöpe gönderdim, çöpçü de ertesi gün çöp kamyonu gidiyordu, çöp kamyonu aldı götürdü, Yakarlar mı, söndürler mi Artık bilmiyorum, işe yararken çok güzeldi, seviyordum, işime yaramadı mı vurdum götüne tekmeyi attım gitti.

Her şey böyle, Allah da işte böyle koymuş, yani yasası da bu zaten, işi bitenleri dünyadan terhis ediyor, görevden terhis ediyor, bizde görevimiz bitti mi terhis olacak olanlardan olabiliriz, amma velakin ölümsüzlük Keşfolurda, orada bize de  bunu ikramen verirlerse ne ala, yoksa ölümsüzlük keşfolur keşfolmaz öyle Ucuza olacak bir şey değil bunlar, bedavaya vermezler herkese ancak  zenginler önce alır, çok zaman sonra da bize de  kemiklerini Siz yiyin der gibi bizlere de belki verirler.


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ   مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ   قُلْ اِنَّن۪ي هَدٰين۪ي رَبّ۪ٓي اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪يناً قِيَماً مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفاًۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ  لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ  

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnellezıne ferreku dınehüm ve kanu şiyeal leste minhüm fı şey' innema emruhüm ilellahi sümme yünebbiühüm bima kanu yef'alun. Men cae bil haseneti fe lehu aşru emsaliha ve men cae bis seyyieti fe la yücza illa misleha ve hüm la yuzlemun. Kul innenı hedanı rabbı ila sıratım müstekıym dınen kıyemem millete ibrahıme hanıfa ve ma kane minel müşrikın. Kul inne salati ve nüsükı ve mahyaye ve mematı lillahi rabbil alemın. La şerıke leh ve bi zalike ümirtü ve ene evvelül müslimın.

Meali :

Dinlerini bölük bölük edip her biri bir kişinin taraftarı olmuş olanlar var ya, sen hiçbir konuda onlardan olamazsın. Onların işi Allah’a kalmıştır. Daha sonra Allah, onların yaptıklarını kendilerine bildirecektir. Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz. De ki “Rabbim bana doğru yolu gösterdi; sapasağlam dini, İbrahim’in dosdoğru dinini gösterdi. O, müşriklerden (Allah’ı ikinci sıraya koyanlardan) değildi. De ki “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir. Eşi ortağı yoktur onun ve bana bu emredildi ve ben, ona teslim olanların ilkiyim(ve ben ilk müslümanlardanım).

Sadakallahul Aziym EN'AM-159,160,161,162,163. ayet

Evet, ben Dünyaya geldiğimde, Annem babam dedem bana bir isim vermiş, Müslüman ismi, Raşit Bir müslüman ismi, Evet İslami bir isim, yine Müslüman bir anne ikram etmiş, Evet o nu da beleşten kazandık, Müslüman bir baba, O nu da beleşten kazandık, müslüman  bir dede onu da beleşten kazandık, müslüman bir nine onu da beleşten kazandık, ve müslüman bir devlet vermiş, onu da beleşten kazandık, ve evlendik, Müslüman bir hatun verdi, onu da beleşten kazandık, ve helal olan, temiz olan, Müslümanın giyebileceği, yiyebileği, temiz gıdalar ve elbilseler de verdi, onlarla beslendik, ki o nuda beleşten diyemeyiz, anam babam çalıştı, Bizler şu anda çalıştık, Biz de kendi rızkımızı kendimiz kazandık, ama yine veren o, o temiz rızıkları veren Allah, her şeyi bize ikram eden Allah, Evet Müslüman olaraktan verdi, müslümanlik diye bir lakab ve ün verdi ünvan verdi birde, o ayeeteki gibi,. bunların hepsini geri isterken de, temiz ister geri değil mi? Sen birisine bir alet versen, mesela dese ki arkadaşın, matkabın var mı? bana bir matkabı ödünç versene, Ben bir işte, falan yerde falan işimi yapacağım, varsa verirsin değil mi? Ama  verdiğin gibi geri almak istersin, ama adam gitmiş götürmüş, matkabı bozmuş  gerigetirmiş, Sana da geri veriyor, bozuldu matkab demiyor bir de, hoşlanır mısın bundan? hoşlanmazsın değil mi? Allah da bize bu kadar temiz ve güzel şeyleri, Müslüman ve Müslümanlığı, Müslümana yakışan şeyleri verdikten sonra, geri istediği zaman, bunları kirletilmiş olaraktan aldığında, Yani onun Bunların karşılığı bu muydu deme hakkı yok mu? Evet Allah da, verdiği canı, tertemiz geri almak ister, ama Bizler beşeriz, ve şaşarız, İnsanoğlu işte Hata ve kusurları ve günahlarıyla, onu kirletip, eskitip, Ondan sonra kullanılmış ve eskitilmiş vaziyette geri iade ediyoruz, işte eğer ölümsüzlük keşfolursa, artık onu eskitmeyeceğiz, artık günahlarla yıpratmayacağız, artık Allah ıda hiç unutmayacağız, Allah'ın her zaman hatırlayıp bileceğiz, her şeyin hakimi olduğunu bileceğiz ki, bedenlerimiz de eskimeyecek, yaşlanmyacak, eskitipte geri vermeyeceğiz, püskütüp de geri vermeyeceğiz, temiz vaziyette tutacağız, bunun için ne lazım, temiz olmak lazım, Müslüman olmak lazım, gerçek Müslüman olmak lazım, Bence öyle Görünürde Müslüman değil, kalbiyle vicdanıyla her şey ile Müslüman olmak lazım, Müslümanlık ne öyle Yatıp kalkıp namaz kılmakta, ne de oruç tutup akşama kadar aç durmakta.  Müslümanlık insan Olmaktır, insan gerçek insan, vicdanı ile, Hakkı adaleti savunan, doğrunun yanında, İyi'nin yanında, Haklıyla birlikte olan, güzellik nerede orada  olan, güzel şeyler yiyip, güzel şeyler giyen, temiz ve berrak insan olan, kirli çamur gibi değil, o zaman ancak gençliğin sırrını keşfederiz, hem bu bedenleri eskitmeden, Rabbimize öyle eski püskü teslim etmeyiz, matkabı aldın sa, aldığın gibi yerine koy değil mi? aldığın gibi geri getir, kullanıp işin bitti, güzelce teslim et, ama işte ölümsüzlük keşfedilirse, artık eskitip teslim etmek diye de bir şey yok, Temiz kaldıkça, bizde kalacak zaten, temiz kaldıkça bizde kalacak bu bedenler inşallahu rahman, ve inşallah yakın zamanda bunun da sırrına  da erilir ki, O sayede temiz ve berrak kalması öğrenilir, insan olması öğrenilir, Yani asıl mesele budur.

Benim de içimden geliyor, Güzel söz söyledim diyebiliyorum, düşünebiliyorum, sen de mesela diyorsundur ki : Ne güzel söyledi lan, haklı söyledi, ama, Allah Kuranı Kerim'de Fussilet suresi 33. ayette, Allah’a çağırandan daha, en güzel sözlü kim olabilir, Kim olabilir ki

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَٓا اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّن۪ي مِنَ الْمُسْلِم۪ينَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vemen ahsenu kavlen mimmen de’â ilallâhi ve ’amile sâlihan vekâle innenî mine-lmuslimîn

Meali :

İnsanları Allah yoluna çağıran, doğru dürüst işler işleyen ve ben müslümanlardanım diyenden daha iyi sözlü kim olabilir?

Sadakallahul Aziym EN'AM-54 ayet

Hakikatı söyleyen ben miyim, yoksa Allah mı? dedim ya demin, sana geldim öğrendiğin bilgiyi, inek oldum, sinek oldum, deli oldum,  veli oldum, at oldum kuş oldum, kuş oldum öğrettim dedi ya, benden çıkan Sözde, bazen benden değildir, eger hakikat ve dogru ise, hakikatın kendisi haktandır. Dedik ya yeni bir konu açtık, peygamberlerin faziletleri sebebiyle kazandıkları lakapları ünvanları diye bir konu açtım, Oradan şaya Aleyhisselam'ın lakabını femullah diyerekten biz lanse ettik.

Peygamberlerin Lakab ve Ünvanları

Öncelikle bilinmelidir ki, bu Ünvanlar,  o peygamberlerin, mizac ve güzel ahlak, ve, Allah ile olan münasebetleri sebebiyle, insanlar tarafından onlara verilmiştir. Yoksa Allahu Teala Kuranda, Böyle ünvanlar ile onlara hitab etmemiştir. Kuran'da Allahu Teala nın, Hz. Musa a.s ile konuştuğu bildirilmekle birlikte, doğrudan Kelimullah "Kelimullah= Allah ile konuşan" deyimi  Kuran da kullanılmaz. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s) de Miraç sırasında Allah ile konuşmuştur, fakat ona Kelimullah demeyiz, Muhammed aleyhisselama Habibullah deriz, ve birde Rasulallah veya Rasulullah denir ki, ve bu kuranda Fetih suresinde, peygamberimize böyle bir hitap vardır.

bazı peygamberlerin bazı hasssas durumlarına bakaraktan, şu lakab ve ünvanların, onlara  daha çok yakıştığına  karar kıldık. ve her peygambere iman (Kelime-i Tevhid cümlesi), o peygamerin durumu ile ve lakabi ile ve tevhid kelimesi  ile meydana geldiği için, bunları da şöyle sıraladık :

La ilahe illallah, Cebrail Vahyullah (Vahyi getirip götüren melek olduğu için)
La ilahe illallah, Adem Safiyullah (Allahü teâlânın ihsanı ile seçilmiş  saf ilk ve temiz kimse olarak yaratılmış demektir)
La ilahe illallah, Habil Meşyullah (ilk hayvancılık ve besicilik yapan çoban olduğu için)
La ilahe illallah, Kabil Mezruallah (ilk çiftcilik yapan Ziraatci olduğu için)
La ilahe illallah, Habil Mazlumullah (ilk zulme uğrayan olduğu için)
La ilahe illallah, Kabil Katilullah (ilk Katil olan insan olduğu için)
La ilahe illallah, idris Terziyyullah (ilk Terzi olduğu için)
La ilahe illallah, Nuh Neciyyullah (Gemi ile bütün insan ve hayvan sounu kurtaran olduğu için Neciyullah yani kurtarıcı ünvanı alır )
La ilahe illallah,ilyas Cennetullah(Cennte girip bir dah çıkmadığı için)
La ilahe illallah, Hızır Hayyullah (Ölmeyen, hep diri kalan, ölümsüzlük suyundan içen adam olduğu için)
La ilahe illallah,Salih Haggullah(Hayvanlardan olan Deve ninde, insanlar gibi, Allahin suyundan içmeye hakkı olduğunu savunduğu için)
La ilahe illallah, Hud Mahfuzallah (Taş fırtınasından, Kendisi ve ahalisini, etraffına çizdiği bir daire bir çizgi ile, Allah ın onları  koruduğu  için, Satürn Meselesi)
La ilahe illallah, Zülkarneyn Setrullah (Yecüc mecuc ile aramıza set veya sütre çeken olduğu için)
La ilahe illallah, Şaya Femullah (Allahu Teala, bir seferinde, insanlara onun  ağzından hitap ettiği  için)
La ilahe illallah, Elyesa Nasrullah(Allah onu bir peygambere yardımcı olarak zanı nasrani olrak tayin etmiştir onun için)
La ilahe illallah, Üzeyir Müheyminulllah (Allah onun ölüleri nasıl diriltiyorsun sorusuna karşılık onu Eşeğini öldürüp 300 sene sonra tekrar diriltmiş müheymin etmiştirde ondan dolayı)
La ilahe illallah, Eyyub Marizallah ( Büyük bir bela olan hastalığa tutulduğu için)
La ilahe illallah, Lokman Şifaullah veya Hekimullah (ilk Doktor, ve neyin, neye iyi geldiğini bilen, o olduğu için)
La ilahe illallah, Yunus Tevkifullah veya Tevfikullah
(Allah ın Yunus peygamberi cezalandırıp, bir yunusun balığının  karnında hapsettiği için, yani tevkif ettiği için)
La ilahe illallah, Yuşa Refikullah (Musaya  Hızır ile yolculuğunda ona refakat eden olduğu  için)
La ilahe illallah, ibrahim halilullah (Allahü teâlânın dostu demektir)
La ilahe illallah, ismail Zebhullah (ilk Kurbanlık olduğu için)
La ilahe illallah, ishak Mucizallah (Kısır olan Sareye sonradan ibrahimin duasi sebebiyle, sonradan mucizevi melek tedavisi sebebiyle verildiği için)
La ilahe illallah, Lut Mağdurallah yahut Hicretulllah (ülkesinden, ardına  bile bakmadan çıkarıldığı için)
La ilahe illallah, Yakub Hasretullah (Yusufuna hasretinden katarakt olana kadar agladığı  için)
La ilahe illallah, Yusuf Cemalullah veya Cemilallah veya Ruyetullah (Güzel yüzlü ve rüya yorumcusu olduğu  için)
La ilahe illallah, Bünyamin Merhametullah (Yusufu öldürmeyelimde kuyuya atalım, belki biri gelir çıkarır da kurtulur dediği için)
La ilahe illallah, Davud Yedullah (ilk defa elleriyle, demirin nasıl işlenip yararlı hale getirilceği ilmi, ona öğretildiği için, Demir elinde hamur olurdu diye rivayetler var)
La ilahe illallah, Süleyman Malikullah veya Hakimullah (Dünyadaki, insanların, hayvanların, Cinlerin ve Şeytanların Hükümdari olduğu, ve verdiği hükümlerde de isabetli kararlar verdiği için)
La ilahe illallah, Şuayb Raillah (Allah ın ona,  geçimlik olaraktan Çobanlık mesleğini verdiği için, Hz musanın denizi yardığı (Asa-ı Musa) Aasaa sıda onun çobanlık Aasa sıdır )
La ilahe illallah, Harun Tercümanullah (Musanın dili pepe veya peltek olduğu için, onun dediklerini, firavuna ve başkalarına  tercüme eden olduğu için)
La ilahe illallah, Musa Kelimullah (Allahü teâlânın kendisi ile konuştuğu kimse olduğu için)
La ilahe illallah, irmiya Mekrullah (Doğru olan bir hile ile imtihan olduğu için)
La ilahe illallah, Zekeriya ve Yahya Şehidullah (Zalimlerce hunharca kesilerekten Şehid edildikleri için)
La ilahe illallah, Meryem iffetullah (Namuslu olmasına rağmen hamile kaldığı için, isaya rab ve tanrı denilir, Tanrı doğurabilcek kadar iffetli olan olduğu için Immaculata)  
La ilahe illallah, isa Ruhullah (Allah O nu Kutsal ruhundan, yani O nu, babasız değıl amma, daha dünyaya gelmemiş bir ruh halindeki Babadan meydana getirdiği kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Muhammed Rasulallah veya Habiballah (Allahın elçisi ve peygamberi ve sevdiği kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Ebu Bekir Sadıgullah (Peygamerimize sadık bir dost olduğu için)
La ilahe illallah, Ömer Adlullah (Adaleti yerine getirmek için, kendi çocuğuna bile acımayan olduğu için)
La ilahe illallah, Osman Hayaullah (Çok Terbiyeli bir kimse, meleklerin bile ondan utandığı kimse olduğu için)
La ilahe illallah, Ali Esedullah (Korkusuz bir yiğit olduğu için)
La ilahe illallah, Hasan vel Hüseyin Reyhanullah (Peygamerimizin, onlar benim, cennetteki, iki reyhanım, iki kokum dediği için)
La ilahe illallah, Fatma Ümmiyyullah ( O na biz müslümanlar, hep annemiz diye hitap ettiğimiz, ve hatta peygamerimizin bile, annecikveya "Baabasının Annesi" diye hitap ettiği için, Hani bizlerde meşhur olmuştur Sevince annem diye yavrumuza hitab ederiz)
La ilahe illallah, Mehdi Hidayetullah (insanlara yolun doğrusunu gösteren olduğu için)
La ilahe illallah, Halid bin Velid  Seyfullah (müslümanada, kafirede, Allah ın yenilmeyen  kılıcı olduğu için)
La ilahe illallah, Talha bin Ubeydullah (Uhud savaşında Hz. Resûlullahı korumak uğrunda müşriklerden gelen oklara ellerini siper eden Hz. Talha iki elini kaybetmiş ve Peygamberimizde Ona Allahın iki eli veya kolu manasında Ubeydullah lakabını verdiği için)

ve bunu zikirimize dahil edecegiz, ve zikrimizde bunu okuyan her kimse de, bir anda peygamberler tarihinide okumuş öğrenmiş olacak.

Allah'ın ağzı mı varki sen ona femullah dedin Allahın ağzı dedin, Allah ın insan ağzı gibi ağzı  olabilir mi? Allah'ın ağzımı varmış diyenlere
bu lakab ve isimlerin verilmesine örnek olaraktan,

Hazret-i Talhâ bin Ubeydullah,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Talhâ ve Zübeyr, Cennette komşularımdır" hadîs-i şerifiyle medhedilen sahâbidir.

( Hadis-i Şerif , xxx)

Uhud savaşı
Uhud'da; Eshâbı kirâm, Peygamberimizin etrâfında toplanmışlar, canlarını siper edip O'nu muhâfazaya çalışıyorlardı. Hazret-i Talhâ bin Ubeydullah da bunlar arasında olup, Resûlulahın yanından ayrılmamıştı.

Müşriklerden çok keskin nişancı, attığını vuran Mâlik bin Zübeyr adlı bir okçu vardı. Bu müşrik Peygamber efendimize nişan alıp bir ok attı. Resûlullaha doğru gelen bu oka, başka hiç bir şekilde karşı koyamıyacağını anlayan Hazret-i Talhâ, elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı.

Yiğitlerin efendisi Hazret-i Talhâ da bu arada kan kaybından sıcak toprağa düşüp bayıldı. Her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle delik deşikti. Altmış altı büyük yarası sayılamayacak kadar da küçük yarası vardı.

O sırada bir kaç sahâbi daha yetişti. Âlemlerin efendisi, Hazret-i Talhâ'nın yanına teşrîf ettiler. Yaralı mücâhid, sevincinden ağladı. Peygamber efendimiz, onun vücûdunu mesh ettikten sonra, ellerini açıp;
- Allahım! Ona şifâ ver, kuvvet ihsân eyle! diye duâ buyurdular.

Resûl-i ekrem efendimizin bir mu'cizesi olarak, Hazret-i Talhâ sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harbetmeye başladı. Sevgili Peygamberimiz onun için buyurdu ki;
- Uhud günü, yer yüzünde sağımda Cebrâil'den, solumda Talhâ bin Ubeydullah'dan başka bana yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm. Yeryüzünde gezen Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talhâ bin Ubeydullah'a baksın!

işte tam bu sırada peygamberimiz ona "UBEYDULLAH" lakabını ünvanını verdi.

Şağya veya Şa'ya aleyhiselama da, Allahu Teala, Son bir defa git ümmetinin ortasına dur, köy ortasına Dur, ben senin ağzından onlara vaaz edip İrşad edeceğim onları demiş, Ve Allah onun ağzından insanlara konuşmuş, ve o haldeyken bile insanlar, iman etmemişler, Kuranı Kerim'de ayet var Peygamberimize,

"Sen ne kadar hırslanırsan hırslan, iman etmeyecek olanlar, yinede iman etmeyecektir, yahutta onlardan çoğu iman etmeyecektir." diyerekten

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ  لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Li tünzira kavmem ma ünzira abaühüm fehüm ğafilun. Le kad hakkal kavlü ala ekserihim fehüm la yü'minun.

Meali :

Bu kitap, Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir. Andolsun ki onların çoğu üzerinde bu söz(Gafiller Sözü) hak olmuştur. Onları uyarsanda uyarmasanda aynı, Onlar artık iman etmezler.

Sadakallahul Aziym Yâsîn Suresi 6. 7. Ayet

yani işte orada şa'ya Aleyhisselam'ın ağzından Allah konuşulmasına rağmen, insanlar imana gelmediler, Hatta şağya Aleyhisselam'ı kesmek için arkasından koştular, ve yetişemediler, bir Söğüt Dalı diyor içine açtı gir benim İçime dedi, fakat Aceleden cübbesinin birazı dışarıda kalmış,  orada bir bakmışlar ki cübbe kısılmış, onun cübbesi ve orada, o söğütün içindeyken O nu Kıtır kıtır kesmişler. Allahu Teala demiş, GIG dahi demeyeceksin demiş onlar keserken, Çünkü Allah onun içinde olan, ağzında, onun ağzından konuştu, Allah kaçar mı, Allah kaçar mı hiç bir insanoğlundan, Allah'ın kaçmaya mı ihtiyacı var, içine girdi de çıkamadımı içinden, Ama imtihan bu, imtihan dünyası, insanoğlu böyle kapalı ahmak, beyinsiz, işte güzellikten yana değil de, çirkinliği daha çok tercih ediyor. dedi ki işte, Onların bir kısmı  da bu zamanda mehdi ve cemaati, ve Ahir zamanda ortaya çıkacak olan şa'ya Aleyhisselam'ın ümmeti, ona inananlar ve inanmayanlar olarak ortaya çıkacaklar, işte onu kesenler ve kesmeyenler, isa zamanindada ortaya  çıktılar isa yı kesenler kesmeyenler, ondan yana olanlar. ne demektir  bu bugün, taşlayanlar Mehdiyi söz ile twet ile vaaz ile taşlama, yani onu kabul edenler, hatasıyla  ve kabul edemeyenler, hazmedemeyenler.

Yine ilginizi cezbedecek, hem komik, hem ilginç, Hem de acayip bir şey anlatacağım size, bir cümle söyleyeceğim, kendi içinde her şeysi var.  cümlemiz şu:

"yemek yemek"

yemek yemeyi kendisiyle nasıl tarif edeceğiz, yemeği yemek ile tarif etmişiz, Türkçe bu, Türkçe böyle bir şey, Yemek yemekle tarif edilir mi? yemek yemek demişiz, yemeği yemekle tarif etmişiz, ama almak almakla tarif olmuyor, kesmek kesmekle tarif olmuyor, ama Yemek yemekle tarif oluyor, yemek yemek demişiz, Biz Türk'üz, acayip değil mi, acayip bir milletiz değil mi, yabancılar Siz Anladınız mı, Biz acayip bir milletiz, yemeği yemekle tarifeden ilk milletiz, Biz insanlarda yemek yiyoruz, at da yemek arpa yada ot yiyip de yemek yiyor, Hatta bir Ağaçta bir şeyler yiyor, su içiyor, besinini alıyor, Ama biz yemeği yemek yemek diyerekten, yemeği yemekle tarif etmişiz, Ne garip değil mi, açılımını da siz bulun. Hani bir ayet kendisi ile tarif edilebilir mi? ayeti bir ayet kendisine anlatabilirmi? "Elif, Lam, Mim" i anlatacak şey nedir? Elif Lam Mim den başka ne var, Elif Lam Mim mi anlatacak, Elif Lam mim'in, Elif Lam Mim den başka anlatacak nesi var, nerede bir açıklama var, yemeği yemekle açıklamak zorundayız, evet yemeği yemekle açıklamak zorundayız, Elif Lam Mim ide,  Elif Lam Mim ile açıklamak zorundayız.


İnterneti internetle tarif edebilir miyiz, Evet edebiliriz, nasıl tarif edebiliriz, interneti internet kullanan birisi tarif edebilir, Yani internetin içine girdiğin zaman, internet nedir anlarsın, ve Bu bilgiye Kuranı Kerim'de Allahu Teala "Hakkalyakin bilgisi" diye bildiriyor,  hakkalyakin içine girdiğin zaman, onun içine girdiğin zaman diye tarif ediyor

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm.

Meali :

Sonrada o gün nimetlerin içine dalarlar, yahuta ceghennemin dibine dalarlar, ateşe dalarlar.

Sadakallahul Aziym TEKÂSUR Suresi 8. ayet



ve zaman altın çağ, ve Elif Lam Mim Zamanı geldiği zaman da, o zamanın içine girdiğimizde, Elif Lam Mim nedir anlayıvereceğiz zaten, internet, internetle tarif edilirken, nasıl içine girip interneti kullandığın zaman interneti tarif edebilirsen, elektrik,  elektriği kullandığın zaman faydalandığın zaman, daha güzel elektriği tarif edebilirsen, hakkal yakin, hakkal yakin işte, içine girmek, dahil olmak, Ankara'yı, Ankara'ya giden birisi daha güzel tarif eder değil mi? o yüzden interneti de internet kullanan, ve Elif Lam Mim ide, Elif Lam mim'in içine giren birisi tarif edebilir.

Rabbim, bu çağımızı Öyle berekatleriyle donatsın ki, sonunda, hurufu mukatalarda nedir? Onu da bilecek bir zamana, bizi ve askerimizi ulaştırsın inşallah, hakkal yakin bilmeyi bizlere İkram eylesin, Allah'ım Gel bize, Elif Lam Mim nedir, İster taş ol, ister kuş ol, ister at ol, ister insan ol, ister Başbakan ol, ister cumhurbaşkanı Ol, Gel bize anlat, nedir bu Elif Lam Mim, yıllardır bilemedik, nedir bu Elif'le Lam mim, bizde bilelim, Allah'ım öğret bize, Ey Mürşid Allah, ey Raşid Allah, ey İrşaad eden, öğretmen bildiren Allah, öğret bize.

Müslümanlık öyle günde 5 vakit namaz ile, 5'er dakikadan, 5 kere 5 = 25 Dakikasını Allah ayırmak ise, onu da zaten, şeytanın delik deşik ettiği 5 dakikalar. Ben namaza durmuşumdur, ama hiçbir zaman namazın içinde duramadım kalamadım, namazdan aklen beynen tefekkür ile çıkmışımdır, Çünkü namazın içinde namazdan çıkıyoruz, etin derdi, budun derdi, çarşının derdi, pazarın derdi,karının derdi , parannın derdi  derken, namazdan hep çıkmışımdır zaten, namazın içindeyken namazdan hep çıkmışımdır, duramamışımdır namazın içinde, eğer ki bu ise insanın Allah'a Müslümanlığı, günde 5 dakikadan 5 kere 5 etti 25, Hatta 2 dakikaya 1 dakikaya düşürdüğümüz namazlar ise, Allah'ımıza ayırdığımız zaman,Allahın bize ayırdığı 24 saatlerin yanında, bizim O na ayırdığımız zaman 5 yada iki dakiklar ise, buysa Müslümanlık, bununla Müslümanlık falan olamaz, Allah'ı hiç unutmayan, her baktığında,gördüğü her şeyde Allah'ı hatırlayan, Allah'ı düşünen, bunda Allah ne diyor diye düşünenlerle, o iki dakika namaz kildim sananlar ayni mi? Allah demek kalbinden, Dilinden hiç durmadan, Allah Allah demek de değil, onlar sadece saatin zembeleğini kurmak gibi  sadece, o 5 dakikalar, saatin zembereğinin kurmak gibi, Yoksa Allah aklından hiç çıkmayan la, sadece günde 5'er dakikasında yada, ikişer Dakikasını Allah için ayıran aynı mı? Aynı mı Sizce? bu mu Müslümanlık? delik deşik olmuş 5 dakika, var mı öyle müslümanlik. Allah aşkına bazen anmazlardfa bile kılıyoruz amma dilimiz allah diyor amma aklımıza hiç Allah gelmemiş, içinde Allah hiç gelmiş namazlar  kılıyoruz bazen ve sadece Selam verip çıkıyorsun namazdan, ne Muhammed'i hatırladık, ne Allah'ı, Sübhaneke Elham diye okuduklarımız var ama, ne Allah hatırladık ne peygamberi, Bende de aynı şey, o 5 dakikaların benim  öyle Allah ile oluyor olsaydı, Namaz ile,  Ben zengin olurdum, yoksa Namaza giriyorum namazdan çıktığım bir oluyor zaten, girdiğimle  aklımın uçup namazdan çıktığı bir oluyor, kafa başka yerlerde. kimin namazı doğruymuş öyle, aklimda Allah tutsam bile zaten, Allah sana bir ömür versin sen 5 dakika, 5 dakikaya ayırabildin, ya neyapalim,  çok çok büyük iş yaptın, yani günde her vakit 5 dakika Allah'a yer verince, 25 dakika ile çok büyük marifet mi yaptın yani, Halbuki Allah baktığında da Allah, oturduğunda Allah, kalktığında  da Allah demek, değilki dilinden  Sübhanallah Elhamdülillah demek değil, yani Allah onda ne Hikmet ne Murat etmiş, onun farkına varabilmek, bir iyilik yapacaksan, gerektiginde o iyiliği yapabilmek kızman gerektiği zamanda kızmandır, kızabilmek, yardım gerektiği zaman, yardım edebilmek, bir şey bilmem gerekirse, bilebilmek, öğrenmen gerektiğinde, oturup öğrenebilmek, Yoksa bu 5 dakikalarınla, Müslüman filan olunmaz, oruçta böyle, 30 gün oruç tuttum Ne oldu, Ne oldu, oruç tuttuğunda, Dilini Mi Tuttun, Neyi tuttun, gözünü mü sakındın, gözünü sakınmak nedir zaten, gözünü sakın, hepsi Allah'ın değil mi, Hepsi Allah diyen, hepsi Allah ise la mevcuda illa hu, Allah'tan gayrı bir şey yoksa, baktığını da Allah, tuttuğun da Allah zaten, Allah bizi çıplak yaratmadımı, çıplaklık niye günah olsun, Adem ile Havva cennetten indiklerinde  elbiseleri üzerlerinden düştü deniyor, elbise yapacak neyi vardı Adem'in, ne yaptı da üstüne örttü, Ondan sonra yaprak üstünde durur mu, kimden sakıncak zaten, kim bakıyordu, kimden sakıncak, Dinozorlardan mı sakıncak, üstündeki çıplaklık Kime ayıp, Kime? ayıp ne, Hani burada çıplak olun, hepimiz çıplak eşekler gibi çatışırken üstümüze kıyamet kopsun demek değil bu, ama dini anlayış,  dini nasıl anladık Biz şimdiye kadar, şimdiye kadar biz din ile ne anladık, çıplaklığı Ne anladık, iyilik ne,  Ayıp ne, ayıp mı, yasak mi, haram mı, içki içme, cumartesi gün çalışma, domuzu yeme, zina etme, bunlardan Ne anladık, yaptırım uygulamak, bir devletin ve yetkili kurumların koydugu yasalarla olur, yasalarla yaptırım yapar ya, o yaptırima uymayana ceza Keser ki, o yaptırım hukuk olsun herkes işlesin o yaptırımi herkes yapsın. Allah'ın yaptırımları da, helaller ve haramlar, farzlar ve sünnetler şeklinde, sünnetleri peygambere koymuş zaten, kırmızıda geçmek yasak, tamam mı, onu anlatmıştık, ardından tırın freni bu kopmuş geliyorsa, kırmızıda geçebilirsen geç, kurtar kendini, yoksa tır ezecek, altına alacak seni. haramdan kasıt nedir, helalden kasıt nedir, namazdan kasıt nedir, insanlık öyle 5 dakikalarını Allah a ayırmak ile insan olunmaz, Müslüman olunmaz, delik deşik 5 dakikalar, kimin namazı delik deşik değil, bana birini göster çıkar, öyle sağlam namazı delik deşik değil olan. Kimmiş o, namazda Allah'ı düşündün, iyide Allah'ı  görmedik, neyini düşünceksiniz, Allah'ı görmüyoruz ki, neyini düşüneceğiz, yüzünü düşünelim, yüzünü görmedik ki, sesini düşünelim, sesini duymadık ki, elini Hatırlasan elini görmedik ki, gözünü hatırlayalım desek, gözünü görmedik, neyini hatırlayacağız da, namazda Allah ile birlikte olacağız, Allah ne o zaman, Allah kim, ne, gözmü, el mi, Dil mi, kulak mı, ses mi, ki namaza giriyoruz, girdiğimiz le birlikte namazdan çıkıyoruz, kafa başka yerlerde, Yani bunlar mı bizi Müslüman edecek, iyi insan edecek, dünyada Müslümanız, Halim  selim insan, elinden kolundan başkasına zarar gelmeyen insan, Yani bu 5 dakikalar mı yapacak bizi Salim kimse, Müslüman kimse, başkasına zarar vermeyen,  başkasının hukukuna girmeyen, hırsızlık etme ki başkasının malına el koyma, dedik işte hakkullah ünvani kime verilmiş, biz verdik  de, O ismi biz verdik, söyledik, bize göre güzel dedik, Salih Aleyhisselam'a bu isim çok güzel yakışıyor, Çünkü Devenin bile su içmeye Hakkı olduğunu savunan insan, yani hayvanların hakkını savunan adam. deve bir hayvan, hayvan ama, o sudan Devenin de içmeye hakkı var diyerekten iddia eden bir adam, bu o devirde, yani o cahillerin devrinde, bu deveninde hakkı var diyen, ya  bu deve de haftanın 1 günü su içecek demiş, Bunu biz dinde, peygamberler tarihinde, bir dini olan, Salih peygamber oldugunu biliyoruz. Halbuki yaptığı bütün iş, hayvanlarında hakkı olduğunu savunmak, hayvanlar hakkını daha yeni öğreniyoruz, köpeğe tekme atan Bizim milletimiz, daha Salih Aleyhisselam'ın vaktini geçememiş, daha Salih liğe bile erememiş. lan köpeğe tekme atıyor, kediyi  öldürüyor, köpeğin evde yeri ve hakkı yok, kapının dışına koyuyor, Vay Muhammed demiş, köpek evde olmazmış

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Köpek, resim ve heykel bulunan eve melek girmez.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Bed-il Halk: 27; Müslim, Libas: 17)


Halbuki

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. 'Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış' deyip kuyuya indi. Pabucunu çıkanp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı. 'Ey Allah'ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?' diye sordular. 'Her ıslak ciğer sahibine yapılan iyilikten ötürü sevap vardır' buyurdu"

( Hadis-i Şerif , Müslim, Selâm: b. 41, hd. 153)

daha Salih'i geçememiş insanlık, Salih'i Salih'i, ki Muhammed'e gelsin, Muhammed de, köpek eve girmez demiş olsun, yani hakkullah, hakkullah ne? Devenin de hakkı var demek, bu sadece deve ile sınırlı değil, hayvanlarında hakkı var senin hakkın olanlarda, hayvanlarında hakkı var demek. onların hakkını savunan adam, hayvan hakları kanunu çıkaran adam, Bugün daha yeni öğrendi bunları insanlık. Allah'ın  kaç  bin sene önce gönderdiği hayvan hakları yasasını, daha dün  öğrenebildik, hayvanların sevildiğini de mehdi sayesinde  o na baka baka  özendik de öğrendik. Halbuki Allah bunu bize, taaaa Salih Aleyhisselam döneminden beri bize anlattı, bize gönderdi, dedi bu  din dedi, din değil miymiş hayvanlara Saygılı olmak, Salihin dini din değilmiymiş, Allah Allah ya, bu gavur adeti lan, Biz gavur adeti diye biliyoruz, köpekleri onlar eve alıyorlar,  Allah'ın dini imiş  haaaa., inanamadin degilmi haala, hayvanlara Saygı Var mıymış, bunu bile bilemedi insanlar, bilemedide 15 dakikalık namaz ilemi bunlari bilebilcek gayri, bu delik deşik 5 dakika lar mı, bildircek,......

Zamanımızın alimleri hemen itiraz edeceklerdir, peygamberimizin, köpek giren eve melek girmez hadisini İnkar etti, yalanladı diye. Hani eshab-ı Kehf kıssası anlatılırken, alimler anlatır ki, eshab-ı Kehf'in köpekleri Kıtmir, onları terk edip, onlardan ayrılmadı, ve mağaranın kapısında Kur'an'da geçtiği gibi beklediği için, o da cennete girecek diye anlatılır, rivayet edilir. Peki bunu bu hadisle kıyas ettiğimizde, Cennet temiz ve temiz olanların yeri değil mi, peki Cennete giren bir köpek var iken, senin ev Cennetten daha mı temiz, daha mı Pak  ki? senin eve köpek girmesin. Tamam hayvanların Hakkı da var dedik diye onları da tepemize çıkarmadık, Hak hukuk Her şey yerine göre.  ve şu sıralar bizim bahçedeki Karıncalar Mutfağa yol bulmuş, mutfağı taşınıyorlar, dün öğlenden kalan makarna yemeği vardı, Karnım acıktı, atıştırayım diye makarna tenceresine vardım, karıncanın bir tanesi içine girmiş, hem de kapak kapalıyken, o pis ayaklarıyla, her yerde dolaşıp geldiği ayaklarıyla, makarnanın içinde dolaşıp durur. Bu da onun hakkımı, incitmeyecek miyim ben o karıncayı, bir tencere makarnayı mundar etti,  Çünkü o minicik ayakları da olsa, yerlerde, mikrop olan yerlerde dolaşıp geliyor, ve onunla makarnanın içine girince, benim vücuduma, o taşıdığı Mikroplar da girmiş olacak, bu onun hakkı değil, Allah onlara kırntı lokmaları rızık olarak vermiş,  O bundan ileriye giderse, hakkını hukukunu aşmış olur. ama ben bir zamanlar vaazlarımın birisinde Demiştim ki, ben Pencerenin önüne ekmek kırıntıları döküyorum, ve Allah kuşlara ilham ediyor, Kuşlar gelip benim  pencerenin önündeki ekmek kırıntılarını alıp yiyorlar, ve bunu Facebook'tan attığımda, şiirci Ceyhun almış kabul edip iman etmiş ki, o zaman o da penceresinin Önüne Ekmek parçaları koymuş, Allahu Teala onun ekmek parçalarını da, oradaki bir martıya ilham edip, git senin rızkın Orada demiş, ve Bir Martı gelip yemeye başlamış, Ve bunu Ceyhun Facebook hesabından resimli paylaşıyordu, yazıyordu, ismini de o martının enayi koymuş, enayi geldi, beleş aldı gitti, yedi gitti falan diyordu, öldü mü artık, hala yaşıyor mu, hala muhabbetleri devam ediyor mu bilmiyorum, ama yani bizden öğrendiği bir hikmet ile, O da böyle bir sevaba girmişti, işte artık biz kendi lokmaları mızdan da hayvanlara veriyoruz zaten, Ama Allah'ın ayırdığı bir Hak hukuk var, Evet hakları var artık, ama onlarda cennette, vaktimiz Cennet vakti olduğu için, onlar da iyisini hak ediyorlar artık.
ve Peygamberimiz neden köpek giren eve melek girmez demiş olsun, Evet hadis doğru, inkar etmiyorum, Ama, sebebi ne?  Çünkü Muhammed zamanı senin benim gibi halıfleksi yok Evinde, yerde hurma lifinden yapılmış Hasır var, haliflex olsa bile aynı, yani köpek sokaklarda, mikroplu veya temiz yerlerde dolaşıyor, ve ayakları çıplak ayak dolaşıyor, sen gibi ben gibi, Muhammed'in İpek seccadesi de yok, namaza durduğu zaman, yere seccadesini yazsın da, ağzı burnu mikrop kapmasın, yok ki,seccadesi, Vakit girdi  hasırın  üstünde namaza durdu.
Ve eğer dışarıda mikroplu yerlerde dolaşan bir köpek gelip onun secde edeceği yere basar ise, ne olur, tabii ki Muhammed mikropları da biliyor, hasta olur, hastalık kapar, bu kendisi için de böyle, Ashabı içinde böyle, ve onları da aynı şeyi tavsiye edecek ki, mikrop kapmasın lar, değil mi? mesele bundan ibaret, yoksa bugün benim burada, Avusturya'da, bir komşum var, kış vakti gördüm, Hani kışın dışarılar ıslak ve yağmur çamurlu oluyor ya, işte köpeği var,  tazı cinsi bir köpek, onu gezdirip geliyor, evinin kapısının önü, benim Pencereden gözüküyor, Ve evine girmeden önce, paspas koymuş, köpek paspasa ayaklarını siliyor, öyle giriyor eve. akıllı köpek, öğrenmiş,  hayvanların hepsi Akıllı, deli değiller, anlayabiliyor lar, onlarla konuştuğun zaman, iletişime girebiliyorlar, ve demek istediğini anlıyorlar, nasıl öğretmiş ki bu kadın ona, ayaklarını silmesini, demek ki öğrenebiliyorlar. artık cennetteki köpekler öyle pis köpekler değil diyebiliriz, çünkü onları şampuanla yıkıyoruz, ama sokaklarda yine geziyorlar, aynı şey, yine üzerlerinde de bir bakteri cinsi olduğu, bize zarar verebilecek bir bakteri cinsi olduğu söyleniyor, Yani bir kurtçuk, ve o senin Namaz kıldğıın yerlere yatıp oturdu mu, senin burnundan ağzından İçeri girebilir, ve seni hasta edebilir, O yüzden Muhammed bunu demiş olabilir, fakat bugün Bizler seccade sahipleniriyiz, halı sahipleri, süpürge sahipleriyiz, evlerimiz temizleniyor, ve namaz kıldığımız zaman, namaz kılacağımız yere, ekstradan temiz bir seccade yazıp da, onun üzerinde namaz kılıyoruz, öyle hemen halının neresimüsait, oraya durup namaz kılmıyoruz, O yüzden, o tehlike şu anda biraz azaltılmış vaziyette, ve cennette, vaktimiz de, işte köpeklerde evlerde, Hatta yataklarına bile alanlar var, çünkü yıkamış sabunla şampuanla, tertemiz yapmış, öpüyor seviyor, kucağına alıyor, ha bu köpek olsun, ha maymun olsun, diğer başka bir hayvan olsun, Aynı şey, ve Salih Aleyhisselam işte, hayvanlarında Bizler gibi Hakkı olduğunu, hukuku olduğunu savunan peygamber, ve dini de onun, hayvan hakları savunucusu dini, Bu din miymiş, Evet bu da Allah'ın dinlerinden bir din, senin din Algın ne kardeşim, işte böyle bir şey insanlığın İmar ve memur olması, yeryüzünü imar edip, ve içinde gezen memur olması için, Allah'ın gönderdiği ve öğrettiği bilgiler zincirine Biz Din diyoruz, yoksa Beş vakit namaz, bir ay oruc, Bunlar dinin sadece değişik versiyondaki anlatımları. biz onların ne olduğunu daha hala anlamamışiz. Ama her şeyin aşırısı na gidildiğinde ifrat ve tefrit oluyor işte hayvan haklarında da ifrada kaçılırsa, O zaman işte hani Ataların sözü vardır,

"yüz verdik ayıya, geldi sıçtı halıya..."


diye yani ifrata kaçmadan, aşırı gitmeden, onları sevmek, onlara ve hakkına hukukuna riayet edip, onların da dünyadaki zincirlerden bir zincir olduklarını bilip, onlara hayatlarını devam ettirmeleri, ve soylarını devam ettirmeleri hususunda, yardımcı olmak, hem sevap, hem de Din, Allah'ın dini, yani bize öğretisi demek, Onunla da sen cennetlere erebilirsin, zaten vaktimiz Cennet, bundan daha iyi cennetlere erebilirsin.
bak o zamanalar köpeklere  kedilere, nereye kaka edeceği, belki öğretilmediydi, buda sebelerinden olabilir o hadisin, bu gün kedilere  kum döküyorsun bir kaba, o kedi ortaya etmiyor, öğreniyor, gidip o kuma ediyor kakasını.. velhasıl kelam.


Hayvanlar manyak değil, öğrenebiliyorlar, hepsinin aklı var Allah'a şükür..


İbrahim Aleyhisselam demiş ki Kuranı Kerim'de buyrulan:

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنتَ العَزِيزُ الحَكِيمُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm

Meali :

Rabbimiz, onların arasından kendilerinden, onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap’ı (Kuranı Kerim’i) ve hikmeti öğretecek ve onların (nefsini) tezkiye (ve tasfiye) edecek bir resûl beas et (yeniden dirilt hayata getir beas öldükten sonra dirilmek ementüden hatirlayin). Muhakkak ki Sen, Sen, Azîz’sin, Hakîm’sin.

Sadakallahul Aziym BAKARA-129 ayet

benim soyumdan öyle birini tekrar diriltip gönder ki, insanları Zeki kılsın demiş, ve Evet onun soyundan Mehdi, işte dünyaya geldi, insanları o kadar zeki ve akıllı kılacak, ve insanların aklını uyandıracak ki, ve Mehdi İsa'dan, İsa Mehdi den, ve doğan çocuk konuşacak kadar akıllı olacak, aynen Hz isa gibi, ve isa Efendimiz Mehdi'nin çocuğu olduğu zaman, işte doğar doğmaz, Ben peygamberin diyecek kadar akıllı bir kimse, ve konuşabilecek kadar akıllı bir kimse, ermiş kimse, Yani o kadar sizi uyandıracak ki, doğan çocuklar konuşabilecek, artık şu anda yeni Çocuklar cep telefonu kullanabiliyor, o kadar akıllı, ufak çocuk, 3 yaşındaki çocuk,  cep telefonu kullanmasını biliyor, Şu anda televizyonda gördüm, maymunlar bile, Instagram'ı kullanıyormuş, işte mehdi sizi uyandırıp öyle hale getirecek ki, artık doğan çocuk konuşacak hale gelecek,  Allah kitap demeye başlayacak, ve bunlardan 2 tane örnek var, Birisi Muhammed Aleyhisselam, doğunca ümmeti ümmeti demiş, birisi de Hz isa, ben Allah'ın peygamberiyin demiş. burada peygamberden de daha mi üstün olduğunu iddia ediyor, Bu adam sapıtmış diyecekler, ama dedi ki, o t.. öyle bir t.. ki, o t.. olmazsa, Muhammed de gelmez, İsa da gelmez, isa gelmezse Muhammed de gelmez, öyle olunca, sondan gelip de, ruh halinde iken gelip de, insan merymeden, bir çocuk doğurtan Ruh dedik, ve orada yazdık, bunu İsa efendimizin, neden ruhullah olduğunu da, o peygamberlerin ünvalarında, kısaca değindik, mesele budur yani, çünkü isa efendimizin ruhullah olması, Allah'ın ruhundan üfürmesi ile manasında değildir, oradaki mana, daha insan olmamış, yani gelecekteki bir insanın, yani Mehdi'nin o güne göre gelecekteki bir insan,  Mehdi  gelecekteki Mehdi'nin, daha ruh halinde iken,  insan bedenine girmemiş halinde, ruh halindeyken, getirip de Meryem'e çocuk bahşetmesi, O yüzden de ruhtan doğan çocuk olmuş, isa Efendimiz, aynı şey, yine Muhammed Aleyhiselamın da aynı bu şekilde gelmesi, bu şekilde, bu halde gelmesi, yani o yüzden ruhullah, ruhtan doğan çocuk.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 1 Mayıs 2019 Çarşamba

Original Kar © glan
DEVAMINA BAK

Kör Nokta Nedir? Şeytanı Neden Göremiyoruz?

(Kar©glanin 19 Nisan 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاًۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Elleżîne yeżkurûnallâhe kiyâmen veku’ûden ve’alâ cunûbihim veyetefekkerûne fî ḣalki-ssemâvâti vel-ardi rabbenâ mâ ḣalakte hâżâ bâtilen subhâneke fekinâ ‘ażâbe-nnâr.

Meali :

Onlar ayakta dururken, otururken, yan geldiklerinde, yani yatarken, hep Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!  derler.

Sadakallahul Aziym Âl-i İmrân Suresi 191 . Ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Fâtiha okumayanın namazı yoktur."

( Hadis-i Şerif , Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Bazı sünnetleri peygamber Aleyhisselam bir defa yaptı diye, bir defa yapmak ne farz ve vacip ne sünnettir. mesela haccı Ömründe bir defa yaptı diye, hacca bir defa gitmek marifet değildir, imkanı olan 50 kere de gidebilir, neden? mesela adam Hali vakti yerinde, her sene kurban keserken, Nisap miktarını bir defa geçmiş adam, bir defa kurban kesme şerefine Erdi, ve kurban kesti, ikisi aynı mı? O her sene kesiyor, Çünkü her sene nisap miktarından fazla malı var. hacda böyle, en sevdiğin birisine Muhammed bir kere gitti gördü diye, bir kere mi  gidip görürsün. Hz Adem Aleyhisselam ya da İbrahim Aleyhisselam yaşıyor olsa, Muhammed onu bir kere gördü diye, bir defa mı görmek lazım, O sünneti bir defa işledi, Adem'i bir defa ziyaret etti diye, bir defa mı yapmak lazım? Arafat'ta Adem ile Havva'yı ziyaret etmek, Hz. Adem Sağ Olsa atamızı 1 defa  ziyarete gidip, bir daha gitmez miyiz ziyarete? yine Mesela örnek : peygamber vaktinde, adamın bir tanesi Amerika'ya gidip, oradan bir çuval patates getirse, imkanı o kadar olsa, Bir daha gitme imkanı da olmasa, peygamber ve ashaba patates yedirse, Muhammed patatesi 1 defa yedi diye, biz de şimdi patates yemeyecek miydik, bir defa yiyip Ondan sonra patatesi bir daha yemeyecek miydik? aynı şey.

Yine ikinci meselemiz de, beş vakit namazın önünde veya arkasında sünnetleri var, cuma namazının yine sünnetleri var, fakat bayram namazının sünneti yok, önünde ve ardında bir sünneti yok, yine cenaze namazı için bir sünnet yok, Önce cenaze namazının sünnetini kılalım da, sonra farzını kılalım diye bir sünnet yok. ve deniyor ki namazda tahiyyatta, son oturuşta, ettehiyyatüden sonra, salavat okunur, Allahümme Salli ve Allahümme Barik duaları okunur, ve ardına da Rabbena Atina ve Rabbenağfirli duaları okunur. Ama imkan yok ya da, zaman kısıtlı, önce Rabbenağfirliyi bırakırsın, okumayıverirsin, biraz daha zaman kısa, rabbenaların ikisini de terk edersin, ondan da daha kısıtlı zaman varsa, bu sefer Allahümme barik i terkedersin, daha da zaman kısıtlı ise, bu sefer Allahümme Salli dualarının ikisini de terk edersin, ondan da zaman kısıtlı ise Ettahiyyatüyü bile terk edersin de, sadece bir miktar oturursun, ve selam verirsin, Hatta selamı bile sadece sağ tarafa verir sol tarafa vermezsin. Öyle olunca işte bu salavatı terketme meselesi, namazda salavati terketme meselesi, namazdaki sünnet ile kıyas olunur.  sünnetli namazlar, ve sünneti olmayan namazlar, bunu temsil eder işte. öyle ki namazdaki Rüku ve Secde terkedilmiş cenaze namazı var. Allahümme salli ala Muhammed okunmayan namaz olur mu olur, yine ettahiyatüsüz aolur mu olur, secdesiz namaz olur mu? olur cenaze manazi işte, fatihasız namaz olmaz demiş peygamber peki buna ne diyecegiz

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Fâtiha okumayanın namazı yoktur."

( Hadis-i Şerif , Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İmam, kendisine uyulmak için öne geçirilmiştir. Bu yüzden, o tekbir alınca siz de alınız. Okuduğu zaman ise susunuz."

( Hadis-i Şerif , Buharî, Salât, 18, Ezân, 51, 74, 82, 128, Taksîru's-Salât, 17; Müslim, Salât, 77 , 82)


Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Kim imanın arkasında namaz kılarsa, imamın kıraati onun da kıraatidir."

( Hadis-i Şerif , İbn Mâce, İkâme, 13)

secdesi  olmayan namaza namaz denir mi? deniyormuş cünkü cenaze namazı rükusuz secdesiz namaz, o zaman  kade-i ahirede son oturuşu olmayan, yani Tahiyyatsiz Namaz niye olmasın. Hatta ezan sadece Kıyam ile yapılan namaz, ezan sadece kıyam ile namaz kılmak gibidir, kamet yine ayaga kalkmakdir, yine arafatta sadece vakfe etmek, Allah için bir miktar ayakta durmak, arafatin namazidir, yine yani rukusuz secdesiz tahiyatsssssiz namazdir, yani sadece kiyami olan namaz, Hatta zikir ezansız namaz gibidir, ve zikir içinde Âl-i İmrân Suresi 191 . Ayette onlar otururken ayaktayken yan gelip yatarken de zikrederler deniyor, Yani öyle olunca Yatarak namaz kılınır mı, kılınır kılınır, yattığın zaman Allah demek Allahi tefekkür etmek, bir an Allahi hatirlayip onu anmak ve Allah deyip zikretmek namazı kılmak gibidir.

Geçen haftanın sesli vaazında bahsettiğimiz, kasları yapılandıran maddenin magnezyum olduğundan bahsetmiştik. magnezyumun da, yeşil olan her şeyde olduğunu, normal yapısında Doğada yeşil olan bütün her şeyde mevcut olduğunu bahsetmiştik. ve Hızır aleyhisselamın yani yeşilin bozulduğunu bahsetmiştik. Sen magnezyumun Yeşiller de olduğunu nereden biliyorsun, bilim adamları ve tıpçılar öyle demiyor dersiniz, size basit bir örnekle bunu anlatacağım, Allahu Teala aynı Hürriyet'in pazar bulmaca ekindeki gibi, dünyaya bulmacalar koymuş, bulmacayı çözen, Neyin nerede olduğunu çabucacık bulur.
ve Dana kaslı ve güçlü dövüşken dana yada inek yada öküz, et yiyerek ten kaslarını geliştirmiyor, ot yiyerekten kasları gelişiyor, yeşil ve ot ve cinsini yiyerekten, onun kasları güçlü oluyor ki, çiftci onunla çift sürecek, Onunla  ekini biçecek güce erişiyor, yine at öyle, eşek öyle, gücünü etten almıyor, et gözlere Kuvvet verir ki şahinlik kuvveti kazandırır ki atalar demiş ki

"Deve büyük, ot yer, Şahan (Şahin) küçük, et yer."

Et yiyenin Gözlerin şahin gibi olur, et yediğin zaman gözlerin iyi görür, ama ot ve cinsini yediğin zaman kasların güçlenir. ot yeşildir Kas yapılandırmasını sağlayan madde neymiş? magnezyum dedim, magnezyum en çok neyde varmış, ot ve cinsinde, yani yeşil ot cinsi yiyecek ve gidalarda. Dana kadar kuvvetli  başka Kaslı kim var? mesela fil diyelim, fil kaslarını  ot ile mi et ile mi geliştiriyor? Tabii ki ot ile, yani Magnezyum ne de varmış bulmacayı çözdük. magnezyum Yeşiller de varmış. ot ve cinsinde varmış, buğday buğday da ot cinsi değil mi, arpa ot cinsi, işte bütün ot cinsini bozmuşlar ki, şu anda kaslarımız yeniden yapılandırma yapmıyor, Ağrı veriyor, herhangi bir hareket Ağrı veriyor, dünyadaki diğer maddeleri de sadece pazar bulmaca ekiindeki bulmacaları çözün nerde neyin icinde oldugunu hemencecik buluvereceksiniz. yani dünyadaki bulmacaları Tabii ki, Hürriyet'in pazardaki bulmacaları çözünce değil, Allah da dünyaya  bunlari bulmaca gibi koymuş, anlayabilene. Bu size bir yol gösterici olsun, bir harita olsun, bunu öğrenin, buna bakın, diğerlerini  de kıyas yaparaktan siz bulun, Neyin nerede olduğunu hemen bulacaksınız Allah'ın izniyle, Bu yolu takip ettiğiniz zaman, size bu rehber olacak. o zaman hiçbir doktorun demesine de ihtiyaç kalmayacak, o doktor öyle diyor, Öyle değilmiş demeyeceksiniz, Allah doktoru, hakiki Doktor, Allah Doktor ne diyor, onu anlayacaksınız, Bileceksiniz, yaratan ne demiş Bize, onu göreceksiniz, bulmacayı çözünce de, Doktora bile ihtiyaç kalmayacak, ama işte maddeleri bozmasalar, GDO suyla oynamak falan olmasa, insanın Doktora bile ihtiyacı olmayacak, Mehdi vaktindeki Mehdi askerlerinin Doktora bile ihtiyacı olmayacak, aynı Muhammed vaktindeki gelen ecnebi  doktora  asahabin ihtiyacı olmadığı gibi, Neyi nereden alacağınızı hemen Bileceksiniz, ihtiyacınız olduğunda gidip alacaksınız Bu kadar basit.

Ashâbım Hasta Olmaz!

Ünlü doktor, Medine’ye geldiği ilk gün çok heyecanlıydı. Hayatında ilk defa, Mısır Kralı Mukavkıs tarafından yabancı bir şehre görevlendirilmişti. Buradaki insanları ücretsiz olarak tedavî edecekti. Bu görevini başarılı bir şekilde icra ederse kim bilir kral onu nasıl ödüllendirecekti.
Doktor, Medine’ye geldiğinde ilk önce Sevgili Peygamberimizin yanına uğrayarak kendisini tanıttı:
- Efendim! Kralımız Mukavkıs beni, size hizmet için gönderdi. Burada hastalarınıza bedava bakacağım, dedi.
Peygamber Efendimiz, doktora iltifat ederek ikramda bulundu. Sonra da ona güzel bir yer tahsis edilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanması için ashab-ı kiramı görevlendirdi.
Doktorun keyfi yerindeydi. Medine’de kendisi gibi başka bir doktor olmadığından onun buraya geldiğini duyan Müslümanların kendisine akın edeceğini düşündü. Onun için Medinelilerden genişçe bir ev istedi. Bu evi aynı zamanda muayenehane olarak da kullanacaktı.
Artık her şey hazırdı. Doktor hastaları beklemeye başladı; fakat tedavî olmak için doktora ilk gün kimse gelmedi. İkinci gün de kapıyı çalan olmadı. Ertesi gün yine aynı… Tam bir ay geçmişti. Günler birbirini kovalıyor; ama kimse hastalığından dolayı tedavî olmaya gelmiyordu. Hem de tedavî için ücret alınmamasına rağmen… Neydi bu işin sırrı. Bu şehirde kimse doktora ihtiyaç duymaz mıydı? Yoksa buradakiler, hastalandıklarında başlarının çaresine kendileri mi bakardı?
Doktor sanki şoka girmişti. Kendisini hiç bu kadar âtıl ve faydasız olacağını düşünmemişti. Hâlbuki memleketi Mısır’da günde onlarca kişiyi muayene eder, bunun için de el üstünde tutulurdu. Acaba burada doktorlar hastaların ayağına mı giderdi? Niye kimse gelip kendisinden yardım istemiyordu?
Hiç beklemeden malzeme çantasını alıp dışarıya çıktı. Medine sokaklarını dolaşmaya başladı. Evlerin yanından geçerken inleyen, acıyla kıvranan birileri var mı diye kulak kabarttı. Karşılaştığı kişilere “Ben bir doktorum. Aranızda hasta olan varsa onu bedava tedavî etmeye geldim.” diyerek kendisini tanıttığı hâlde kimse ona herhangi bir hastalıktan dolayı şikâyet etmiyordu. Gülümseyen yüzlerle onu selamlayıp geçiyorlardı.
Doktorun merakı biraz daha artmıştı. İnsan topluluğunun olduğu yerde doktora nasıl ihtiyaç duyulmazdı? Bunun mutlaka bir sebebi olmalıydı. Bunu kim bilirdi acaba?
Doktor tekrar Sevgili Peygamberimizin yanına gitti. Hayret dolu bir ifade ile:
- Efendim! Buraya, size hizmet etmeye, dertlilerinize derman olmaya gelmiştim. Fakat haftalar geçmesine rağmen bugüne kadar hiç kimse tedavî olmaya gelmedi. Onun için benim burada durmamın artık bir anlamı kalmadı. Müsaade ederseniz ülkeme dönmek istiyorum. Fakat sormadan da edemeyeceğim. Sizin arkadaşlarınız hiç mi hasta olmaz? dedi.
Doktorun şaşkın dolu bakışlarına Resûlullah Efendimiz tatlı bir tebessüm ile karşılık verdi. Sonra da şöyle buyurdu:
- Benim ashabım pek hasta olmaz. Çünkü onlar acıkmadıkça bir şey yemezler. Sofraya oturduklarında da tam doymadan kalkarlar!
Doktor, bu ifadeler karşısında adetâ büyülenmişti. Bütün hastalıkların reçetesi işte bu idi. Şimdi Medinedeki Müslümanların neden hastalanmadığını daha iyi anlamıştı.

Şabanın Hilali ve 1 Şaban 1440

7 Nisan pazar gecesi Garp ufkunda Hilal'i gördüm, Hilal'in biriydi, Şaban'ın biriydi, herkim Ağzıyla kuş tutsa Gelse, bana şu gündü dese inanmam, hakkal yakin, Aynel yakin gözlerimle, 7 Nisan pazar gecesi Hilal'i gördüm, ve pazartesi 8 Nisan Şaban'ın biri, ve 15 gün sonra da Şaban'ın 15 i eder, ve o da gelecek hafta pazartesi güne denk gelir, Berat 15'inin gecesidir Şaban'ın ortası.  Hatta Pazarı pazartesiye bağlayan gece  ayın 15'i olacak yani Berat Kandili, kimse bana bunun dışında bir şeye inandıramaz gözlerimle Aynel yakın gördüm diyorum, Hilal'i gördüm Hilal'in birini gördüm kimse şu gündü Bugündü diye buna karşı iddia öne sürmesi Avusturya'da Bulunduğum yerde akşam çocuğu işe götürürken Garp ufkunda batı tarafında gökyüzünde Hilal'i gördüm.

ikinci mesele hala Hafız yetiştiriyoruz diye övünen  adamlara Merhaba, bunu daha önce konuştum, anlattım, yine Anlatmaya çalışacağım :

Sen Hafız yetiştirdin, adam 6 sene, yada 2 sene, 3 sene bunu ezberlemek için, canını dişine taktı, işini aşını bıraktı, zevki sefayı bıraktı, ölü gibi adam oldu, hafız oldu. ama şu anda istedikleri kimseyi hasta edebiliyorlar, Sen 6 sene uğraştın hafız yaptın, adamı hasta ettiler 2 ayın içinde öldürdüler, Ne oldu, senin 6 senelik emeğin Zayi Oldu, iki ay içinde öldürdüler. Eskiden  hafızlık Lazımdı, yazabilcek defter kağıt yok, matba yok, nasil cogaltilcak, kuran el ile yaziliyor, kagit yoksa deriye yazmişlar, deride yoksa, kemige yazmişlar, yani hafizlik mecburi o zaman. Peygamberimizin 70 tane yetişmiş öğretmenini bir gecede Şehit etmediler mi

#############

Benî Âmir Kabilesinin efendisi ve reisi Ebû Berâ' Âmir bin Mâlik, Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret maksadıyla Medine'ye geldi. Ebû Berâ, samimi bir insan, Resûl-i Ekrem ve Müslümanlara dost biriydi. Efendimize hediye etmek üzere de iki at ve iki deve getirmişti. Ancak Resûl-i Ekrem,

   "Ben, müşriklerin hediyesini kabul edemem. Eğer hediyenin kabul edilmesini istiyorsan Müslüman ol!"

diyerek onun hediyesini kabul etmedi ve kendisini Müslüman olmaya dâvet etti.

Ebû Berâ o anda Müslüman olmadı, ama İslâmiyete karşı gösterdiği alâkadan da vazgeçmedi. Peygamber Efendimize,

   "Yâ Muhammed! Beni dâvet ettiğin din, pek güzel, pek şereflidir. Kavmim benim sözümü dinler. Eğer sahabîlerinden birkaçını Kur'an ve Sünneti öğretmek üzere gönderecek olursan, ümit ederim ki, dâvetini kabul ederler." dedi.1

Resûl-i Kibriya Efendimiz, Necid halkına pek güvenmiyordu. Ashabına bir hâinlikte bulunabilirler endişesini taşıyordu, "Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından korkarım." diyerek de bu endişesini izhar etti.

Ancak Ebû Berâ' teminat verdi. "Onları ben himâyeme aldıktan sonra, Necid halkının onlara dokunması hadlerine mi düşmüş?" dedi.

Ebû Berâ'nın güvenilir, sözüne itimad edilir biri olması, Peygamber Efendimizin endişesini giderdi. Sonunda kırk veya yetmiş kişiden ibâret irşad heyetini göndermeye karar verdi. Altısı Muhacir, diğerleri Ensardandı. Hepsi de Suffa ehli idi. Başlarına Münzir bin Amr tayin edildi.2

Peygamber Efendimiz, ayrıca Necid halkına ve Benî Âmir reislerine verilmek üzere heyetle birlikte bir de mektup gönderdi.

İrşad ve tebliğ heyeti Bi'r-i Maûna denilen mevkie vardı. Burası Medine'nin doğu tarafına düşen Süleym ile Âmiroğulları yurtları arasında kalan Benî Süleym'e âit bir su kuyusu idi. Burada Hz. Resûlullahın mektubunu Amir bin Tufeyl'e götürmek vazifesini, Haram bin Milhan üzerine aldı. Bu sahabî mektubu getirip ona teslim etti. Ne var ki, mektubun muhatabı Âmir, okuma gereği bile duymadan elçi sahabîyi orada şehid etti.3 Aziz şehidin bu adamın darbeleri altındaki son sözleri şunlar oldu:

   "Allahü Ekber! Kâbe'nin Yüce Rabbine yemin olsun ki, kazandım gitti!"4

Âmir bin Tufeyl, bu ma'sum sahabîyi şehid etmekle de yetinmedi. Âmiroğullarını heyetteki diğer sahabîleri de öldürmek için yardıma çağırdı. Ancak, Âmiroğulları önceden Ebû Berâ, gelecek irşad heyetine dokunmayacaklarına dair söz vermiş bulunduklarından, bu adamın yardımına yanaşmadılar.

Benî Âmir'den yardım konusunda red cevap alan Âmir bu sefer kendisi gibi gözleri ve gönülleri kan ve kinle dolmuş Süleymanoğullarından birkaç kabilenin yardımını temin etti. Hep birlikte Maûna Kuyusu mevkiinde olup bitenlerden habersiz bekleyen masum sahabîleri de şehid etmek üzere harekete geçtiler.

Bu arada, mektubu götüren sahabinin geciktiğini gören irşad heyeti, dinlendikleri Maûna Kuyusu mevkiinden durumu öğrenmek üzere Necid bölgesine doğru yol almışlardı. Tam o sırada, karşılarında elleri silahlı kalabalık bir müşrik topluluğu buldular.

Sahabîler kılıçlarını sıyırarak kendilerini çepeçevre kuşatanlara,

   "Vallahi bizim sizinle hiçbir işimiz yok. Biz sadece Peygamberimiz (s.a.v.)'in verdiği bir vazife için yolumuza gidiyoruz." dediler.5

Fakat, kana susamış müşrikler, bu sözlere aldırış bile etmediler. Kararları kesindi. İslâm ve îmânı öğretmek kudsî vazifesiyle yola çıkan bu fedakâr sahabîleri, teker teker şehid edeceklerdi.

Başlarına gelecekleri fark eden sahabîler, el açarak Rabb-ı Rahîmlerine şöyle yalvardılar:

   "Ey Rabbimiz! Durumumuzu Resûlüne haber verecek burada kimsemiz yok. Selâmımızı ona Sen ulaştır! Peygamberin vasıtasıyla kavmimize haber ver ki: Biz Rabbimize kavuştuk. Rabbimiz bizden razı oldu ve bizi de razı etti."6

Aynı anda Cebrâil (a.s.) bu kahraman sahabîlerin selâmını ve durumlarını Resûl-i Kibriyâ Efendimize ulaştırdı.

Selâmlarına, "Aleyhimüsselâm" diyerek karşılık veren Resûl-i Ekrem, ashabına dönerek müşriklerin bu fedakâr kardeşlerini şehid etmek üzere olduklarını haber verdi ve onlar için mağfiret dilemelerini istedi.

Peygamber Efendimiz, ashabına bu haberi iletirken irşad heyetinde bulunan sahabîlerin bir kaçı müstesna diğerleri hâin düşman mızraklarıyla delik deşik edilmiş ve şehid olmuşlardı. Kurtulan sahabîlerden ikisi, deve gütmeye gitmişlerdi, biri ise öldü diye şehidler arasında terk edilmişti. Develeri güden iki sahabî, bir müddet sonra Bi'r-i Maûna mevkiine dönünce dehşetli manzarayla ürperdiler. Bu ciğer parçalayıcı sahne karşısında gözyaşı döktüler. Kendine hakim olamayan biri, müşriklerin arkasına takıldı ve şehid oluncaya kadar kendileriyle çarpıştı. Diğeri ise esir alındı, ancak sonradan serbest bırakıldı. Şehidler arasında öldü diye terk edilen Ka'b bin Zeyd Hazretleri ise müşrikler ayrıldıktan sonra, çıkıp Medine'ye geldi.7

Peygamberimiz (s.a.v.)'in Bedduâsı

Bu seçkin sahabîlerinin haince bir suikaste kurban gitmelerinden dolayı Peygamber Efendimiz son derece üzüldü.

Enes bin Mâlik, "Resûlullahın Bi'r-i Maûna'da şehid edilen ashaba yanıp üzüldüğü kadar hiçbir kimseye, hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görmedim."8 der.

Duyduğu derin üzüntü, Peygamber Efendimizi, bu canilikte bulunanlara bedduâ etmeye kadar götürdü. Haber aldığı gecenin sabah namazında birinci rekâttan sonra ikinci rekâtın rükûundan doğrulunca şu bedduâda bulundu:

   "Allah'ım! Mudar kabilelerini kahreyle. Allah'ım! Onların yıllarını Yusuf Peygamberin kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir. Allah'ım! Lihyanoğullarını, Adal, Kare, Zi'b, Rı'l, Zekvan ve Usayya kabilelerini sana havale ediyorum. Zira, onlar Allah'a ve Resûlüne karşı geldiler."9

Peygamberimiz (s.a.v.), bu bedduâsına bir ay boyunca, vakit namazından sonra devam etti. Sahabe-i Kiramda "Âmin" dediler.

###########
sen bundan ders almayacak mısın? daha Hafız yetiştiren Ahmet, mehmet amcam. Bugün USB Stick diye bir şey var, Kuranı Kerimi tefsirleri  ile mealini  aslını al içine koy, kalbinin üstünede bir cep dik, cebine koy,  Hatta Chrome Bir tane çanta yaptır, böyle küçük bir şey, ya da hem çelik zırhlı bir tane çanta yaptır, onu içinde evinde sakla.  ev yansa bile içindekine bir şey olmaz. 8 gigabyt USB Stick alsan içine her halde  hepsi girer. tefsirde girer, Kur'an'da girer, hadislerin hepsi, kütübü sittede girer, olmazsa biraz büyük 60 GB lik SD kartlar var ona koy. Hafız yetiştireceğim diye uğraşma, tamam mı? Bir millette 10 tane  5 tane Hafız olsun o yeter, o sünnet daha devam etsin, herhangi bir rizoko için Hafızlarda olsun, ama milleti de, Çoluğu çocuğu da bu durumda strese sokma,  ölü gibi oluyorlar, hafızlar ölü gibi, hayattan ümitleri kırılmış, Benzi solmuş, sarılık hastalığına tutulmuş gibi oluyorlar, insanı sıkarak böylece psikopat hasta gibi oluyorlar. o yüzden şu anda teknolojiye uyuyacaksın,  işte adamı öldürdüler kaza oldu yada bir kurşun geldi, yada ömrü hitam etdi öldü, dünyada bir kaza oldu öldü Hafız gitti, o kadar emek zayi oldu, internete binlerce PDF halinde kuran ve hadisler mevcut onlari SD yada USB sticke atacak olsanız, 5 dakikanızı almaz. bunlar o kadar pahalı da degil.  O da kaç para üç kuruş beş kuruş her ne ise, herkes cebinin, cep telfonun icine bile alabilir, hem okumali, hem saklamali, alsın  koysun evine, evine cebine koymuş,  birde  bunu hizmet olaraktan çoğaltıp dağıttın herkese, Madem yapacaksın hizmet, hafızlık, ben sana bir günde 1 000 000 Hafız yetiştirebilirim nasilmı  işte Kuranı Kerim Arapçası hadis Arapçası Türkçesi mealinın kaydedildiği 1 000 000 SD kart bu işi görür, artık o 3 sene 5 sene hafızlık vakti geçti, sen hala hafız yetiştirmekle sen diyorsun ki, Ben çifti tarlayı haala kara saban ile süreceğim demek gibi, kara saban ile süreceğim diye iddia ediyorsun haala.  artık o devir bitti şimdi modern traktörler vakti olduğu gibi, hafızlık Vakti de bitti diye anlattık bunu, bir kurşun ya da bir hastalık bir kaza öldürdü geçti, o kadar emek zayi oldu, böyle saklanacak bir durum yok, o zaman Kağıt Yok kardeşim, Kağıt yok kürek yok, yazma yok, çizme yok, başka ne yapsın Muhammed. moderniteye uyacaksın, zamanın giderine uyacaksın, mehdi vakti alttınçağ, artık  bilgisayarlar, laptoplar kamerelar, videolar youtubeler vakti. hepsi şu anda mevcut,Videolara cek ve  YouTubeye yükle,  o Kurani 50 tane kari ye hafıza okut öyle sakla, madem teganni seviyorsun, şarkı gibi okunmasından da hoşlanıyorsun, o zaman falancı hafızdan filanci hafızdan kari den diye de kaydet sakla artık, 1 000 000 Hafız yetiştirmeye gerek yok. herşeyden soyutlanmiş saf çocuklar oluyorlar, etrafına bakamaz hale geliyor, Hafız mış Vay o günah, Hafız mış Vay bu günah, her şeyden soyutlanıyorlar. Sen hafızsın o olmaz, sana yakışmaz, bu yakışmaz, halbuki bizde ruhbanlık yok.


Berat gecesi meselesine yeni açıklama, mesela bir bardak su kattığımızda, bir bardak su demek için, bardağın su dolu olması lazım. bardağa su katmaya başladığımız zaman, içindeki az bir su olması, bir bardak su dememize sebep olmuyor, fakat İslam'da cuma, perşembe akşamından girmekte, Perşembe İkindiden sonrası Cuma olaraktan sayılıyor. ve biz Hilal'in Perşembe ikindiden sonra gördüğümüz zaman, o gece Mesela ayın biri oluyor ertesi gündüz cuma gündüzüde ayın biri nin Gündüzü oluyor. yani bizde su bardağına su damlatır damlatmaz 1 bardak su demiş oluyorsun, İslami kurala göre, yani Perşembe'den Cuma girmiş oluyor ve hilai ilk vakite gördün, o gün başladı demek bu. Öyle olunca ben evelki gün 17 nisan 2019 Çarşamba  akşamı  dolunayı gördüm, ve Berat Gecesi olduğuna karar verdim, ve ona göre de amel ettim, zikirlerimi falan cektim. ve hatta Ertesi sabah da yine Berat gecesinin gündüzü olaraktan Seher Vaktinde zikrimi ikisinide yaptım Berat gecesi ve gündüzü hürmetine. Ay yin dün gece de yine Dolunay halindeydi, ay 2 Gece Dolunay olmaz, ayın 15'i 2 gün olmaz, ya 15 idir, ya 16'sı, Ya 14'ü dür. böyle olunca sadece saat farkı yüzünden ben 2 gecede ayı Dolunay halinde gördüm. ayın geç doğup geç batması sebebiyle. ve evvelki  Gece Dolunay görünce, ve haberlerde  Fransa'daki Notre Dame'ın kamburunun olduğu kilise yanmış, Meryem Kilisesi, İsa efendimizi Meryem'in, düşmanlarından sakladığı tapınak ve kiliselerden birisi, ve Fransa'ya kaçtıkları zaman. yine aynı gün Mescidi Aksa'da yangın çıkarmışlar ve İsa Efendimiz'in mezarını yakmaya kalkmışlar, ve Avrupa'dan osten Bayramı yani yumurta bayramı diye geçen bir bayram vardır ve İsa'nın önce çarmıha gerilmesi ve üçüncü gecede tekrar dirilişini ele alan bayramdır. ve dün Gürün dönerstag idi yeşil yeme günü,ve onlar gelenllikle Ispanak yemegi yerler ve et yasak ot serbest, yani tekrar yeşermesini temsil eden, tekrar Hayat, Hz isa nın bedenine  Can girmesini temsil eden, canlı Perşembe günü  ve bugün cuma karfreitag yani carmih ve içinde tekrar canlandı ve pazar gecesi ostersontag   son yemek ve kuzu eti ekmek ve şarap ve şerbet sofra, cumartesi oruc et orucu  diye geçiyor çarmıha gerilmesi, ve pazartesi ostermontag  pazartesi günü İsa Efendimiz yeniden Can bulup kalktığı gün olaraktan kutlanıyor, normalinde Bu bayramda İsa efendimizin yeniden dirildigi gün diye bildikleri gün, ve Mehdi Aleyhisselam İsa Efendimizden, İsa Efendimiz Mehdi den, Çünkü isayı meryem'den doğurtan çocuk, Gelecekten gelip de annesinden doğan çocuk, Mehdi'nin sebebiyle Mehdi  olan isa doğar  Gelecekteki isa Mehdidir geçmişteki hali isa dır, gelecekten gelip de annesinden doğan çocuk.  ama arada baba yok Gelecekten gelen çocuk,

zaman yolculugunda aradaki baban yok olursa ölümsüz olursun teorisi

arada bir baba yok, kendisi gelip kendisini doğurtan çocuk,  bir baba yok ki zamanda yolculuk hainleri gidipte babasını silse yok etse de Mehdi'nin dünyaya gelmesine veya isa nın dünyaya gelmesine engel olabilse. ama bunu düşünemeyen ahmak Deccal ve avanesi, işte zamanda yolculuk ile İsa'nın doğmasını engelleyerek den Mehdi'nin dünyaya gelmesine engel olmaya çalışıyorlar. ve onun izlerini yakarak dan İsa yanarsa, Mehdi de dünyaya gelemeyecek, bu zamanda yolculuk hikâyelerinde meşhurdur zaten, Sen gidip babana öldürürsen artık seni kimse öldüremez hikayeleri falan var, Deccal kendisi için bunu tasarlıyorlar ama, Allah zaten isa ile mehdiyi böyle yaratmış bile.  isa için ve Mehdi içinde babasını öldürünce,  artık yeniden  Mehdi olaraktan Doğamayacak artık bir daha Mehdi diye bir şey olmayacak hikayeleri yüzünden, masalları yüzünden, isa Efendimizin kabrinin, Ve Fransa'da saklandığı o Notre Dame Kilisesi nin yakılması Bu yüzden. ve orası meşhur frankeştayn canavarının deccalı icat ettiği yer, Çünkü diyoruz Musa arayan firavunun sarayında arasın, mehdiyi arayan deccalın yanında, Deccal arayan Mehdi'nin yanında arasın değil mi? Allah sağ eli sol elin hemen yanına, sağ gözü sol gözün hemen yanına vermiş, yani kardeş gibi, Yani aynı arkadaş gibi, Ve yine Ebu lehebi Muhammed'in vaktine, yine firavunu Musa'nın vaktine vermiş değil mi? Öyle olunca, İşte o frankeştayn denen Fransız gavur, kappe gavurun, orasını Meryem annemizin yaptığı o Tapınağı, genlerden oynayarak tan yeni icatlarında canavar yaratma işinde kullandığı laboratuvar olarakktan kullanıyormuş, ve oradaki yarattıklarının izlerini, hem Deccal'in arkasının izini siliyorlar yakarak dan, hem de Hz isa ve onun izlerini silerekten, Mehdinin dünyaya gelmesine engel olmaya çalışıyorlar.  ve Allah bunların bu halinide bildiği için, bu sene berat erken geldi. ve isa Efendimiz ay dedik, dünyadan Ayrılamayan, dünyadan kopup fakat ayrılıp  gitmeyen ayrılıp gitmeyen,  dünyaya hâlâ bağlı, bu ay onu temsil eden. ay, tam Dolunay olması, tam tekmil  çocuk demek, hani Çocuğun belli aydan sonra  altı aydan sonra  erkek mi dişimi Olacağı belli oluyor, 6 aydan sonra gidiyorsun  o kadına ultrasonar denen cihaz ile bakıyorlar çocuğun erkek mi kız olacağı belli oluyor, o zaman görebiliyor ayın 15'i odur yani nısfuş Şaban odur, yani Dolunay halinde artık çocuk kız mı olacak erkek mi olacak belli olmuştur.  o yüzden işte Şaban'ın ortası bu sene erken geldi ve ben dedim eveli gün gece gördüm. şimdi normalinde Diyanet ve benzerleri bugünü(19 Nisan2019) u Şaban'ın 14'ü olaraktan kabul ediyorlar ve bu gece görülecek Dolunay 15'i olaraktan kabul ediyorlar, 3 gün Dolunay olmaz, Eğer oluyorsa Bunda bir iş vardır. ve işte  15'inin Erken gelme sebebi, Muhammed Aleyhisselam ile birlikte İsa Efendimiz erken kaldırılmış, yeniden dirilmesi var ya, her sene yeniden diriliyor, ve Bahar ile yeniden diriliyor, Muhammed ile İsa Efendimiz. işte Muhammed gitmiş İsa efendimizi kaldırmış, ve erken kaldırmış, Evveli gün gece kaldırmış, cennete gitmişler, Oradan da başka bir yere gitmişler, ve  oraların yakıldığından Allahu Teala'nın haberi olduğu için, bu sene Berat gecesi erken geldi, erken doğan çocuk, fakat taşakları ve çükü denk çocuk.  Çünkü Dolunay erken geldi. Biz daha Dolunay olmamış haline Dolunay demedik, her şeyi tastamam bir çocuk, ve İsa Efendimizin  yeniden  kalkması yeniden çocuk olaraktan doğması, işte bunun önüne geçmeye çalışıyorlar. bunu önlemek için de isa nın yeniden doğmasını engellediği zaman, Mehdi de dünyaya gelmemiş olacak, çünkü Mehdi de Muhammed'den olunca, Muhammed de dünyaya gelmemiş olacak, Muhammed'in önünü kesiyor, Mehdi'nin  önünü kesiyor,  Allah Buna müsaade eder mi, elbet müsaade etmez, Sadece Mehdinin önü'nün kesmiyor, Mehdi gelmezse, Muhammed de gelmemiş oluyor, Muhammed de gelmeyecek o zaman. Allah bunu bildiğinden Muhammed'i de isa mehdiyi de erken kaldırmış, ve birlikte cennetin başka bir köşesine alınmışlar, ve bu vaktimiz Cennet dedik, cennetin hangi köşesinde ler acaba, bu cennet dünyamızın hangi köşesindeler onu Allah biliyor. Umut güneşi Mehdi sağ, ve ayakta görevinin başında, ve İsa Efendimiz sağ, ve ayakta, görevinin başında, ve annesi Meryem de sağ, ve ayakta, görevinin başında. ve düşünün işte Meryem annemiz bir kadın olmasına rağmen işte Mehdi'nin t... isa yı korumak için, yaşayan t.., İsa'yı korumak için, işte memleket memleket kaçmış, ve oralarda Meryem kiliseleri oluşturmuş, ve düşünün Karadeniz'deki Sümela manastırına gelmiş, Sümela Manastırı'nı kuran yine Meryem annemiz, orada İsa'yı Dağın Eteğinde saklamak durumunda kalmış. Aman yarabbi, kırlangıç mı Oluverdin ey Meryem annemiz. o Dağın tepesine harçları taşları nasıl çıkardın? kırlangıç mı oldun o vakit. Evet Kırlangıçlar işte böyle eteklere yuva yaparlar, ve Meryem annemizin cibiliyeti o an kırlangıçlığa dönmüş, ve Sümela Manastırı Dağın eteğinde, oraya yol yok, eşekle taşınmaz, ne ile O taşları kestiniz taşıdınız, bir kadın başına, sen o Manastırı nasıl yaptın. işte isa nın korunması, isa t.. korunması, Mehdi'nin bu vakte dünyaya gelmesi o t.. sayesinde, öyle mühim t... Muhammed de olmaz yoksa, Mehdi doğmaz Yoksa, öyle korunmuş. kırlangıçlarla da korunmuş  Bunu daha önceki vaazlarımızda anlatmıştık işte Ebabil Kuşları, Ebabil, Ateş, Siccin taşları atan Kuşlar. ve Meryem annemiz Sümela Manastırı'nı inşa etmiş kadın başına, daha sonra oradanda Brezilya ya gitmiş. Aman yarabbi nasıl gittin Brezilya ya bir kadın başında, Nasıl gittiniz isa yı nasıl korusun, o T.. nasıl korusun, Öyle alelade bir t...a değil o tabanca çünkü.

Ve kafir Deccal, sonunda sanal Şeytan da icat etti!!!

Bazı Hollywood filmlerinde bu gösteriliyor ki "FlashMAN" lakaplı bir canlı, insanın bir çeşidi olaraktan, bazı güçleri olan bir insan olaraktan lanse ediliyor. Flaşman yani fırt fırt fırt, fırt orada, fırt burada cok HIZLI.

Şeytan ne demek? biz onu neden göremiyoruz? evlere damlara her yere giriyor çıkıyor, içimize bile girip çıkıyor, Biz onu neden göremiyoruz?

Kör nokta diye bir şey var, insanın kör noktası diye bir şey var, Orayı etrafını dönse bile göremiyor o kör noktayı İnsanoğlu. ama bunu bilim adamları tespit etmiş, gözün açısının dışında kalan küçük bir dar bir alan var, orası kör nokta, orayı ne yapsa göremiyor İşte o alan aralığı şeytanın dolaştığı alan ve bulunduğu alan. ve düşünün arabayla giderken aynı şekilde, insanın bazı Kör noktaları var, yine çalışırken, yerken, içerken bazı Kör noktaları var, Orayı Sakın ha görmüyor gözler, ve bunları tespit ettiğimiz zaman, bunu bir kod ve yazılıum olaraktan yazdığımızda, Yani sen bir yere bakarken, öbür tarafına görmediğin yerlerin hepsinin bir formül ve kod olaraktan ve yazılım olaraktan bilgisayara yazılım toplayalım, hepsini alalım, ve bunların hepsini alalım. insanın hareket ederken, işçi çalışırken, yemek yerken, iş yaparken, Tuvalete girerken, evden çıkarken, bunların hepsini topladığımız zaman, hepsi bir yazılımı eder mi bütünü, Kör noktaları topladık bile, bildiğimiz bilebildiğiniz bütün Kör noktaları topladık, ve bunu bir yazılımı olaraktan yazdık, ve ve bunu da robot ve insan karışımı bir modelin içine beynine kaydettik, ve artık o nada isim olaraktan FlashMan dedik ve ona isim de verdik artık, arabaya da binerken, senden önce biner, sen onu hiç göremezsin, Sen frene basarken,o  gaza basar, Sen hiç görmezsin, Yani bütün kör noktalar ona ait, senin nerede ne ile meşgul iken, Neyi görmediğini bilmediğini bilen bir yazılım, ve bunu Deccal ve askeri yazdılar ve bu robot karışımı insanı, yani yaratık, frankeştayn canavarlarından birisi de bu, Bunu da böyle bir canavara yüklediler, ve şu anda sanal Şeytan, yani yarı insan yarı robot şeytan oluşturdular, ve şu anda insanlara, her türlü Melaneti bununla yapmaktalar.

Ebu Ümame (ra) rivayet ediyor.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Allahım, göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni nefsimin eline hakimiyetine bırakma, ve bana  verdiğin güzel şeyleri geri alma."

( Hadis-i Şerif , Ebu Dâvûd ,Edeb 110, Camiüssağir-1478)


Peygamber Efendimizin böyle  Allahu Teala sığındığı rivayet oluyor.

işte göz açıp kapama meselesi nerede geçiyordu Kur'an'da?

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قَالَ عِفْر۪يتٌ مِنَ الْجِنِّ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ تَقُومَ مِنْ مَقَامِكَۚ وَاِنّ۪ي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ اَم۪ينٌ قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا۬ اٰت۪يكَ بِه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَۜ فَلَمَّا رَاٰهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ي۠ لِيَبْلُوَن۪ٓي ءَاَشْكُرُ اَمْ اَكْفُرُۜ وَمَنْ شَكَرَ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ رَبّ۪ي غَنِيٌّ كَر۪يمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kâle ıfrîtun minel cinni ene âtîke bihî kable en tekûme min makâmike, ve innî aleyhi le kaviyyun emîn. Kâlellezî indehu ilmun minel kitâbi ene âtîke bihî kable en yertedde ileyke tarfuke, fe lemmâ reâhu mustekırran indehu kâle hâzâ min fadlı rabbî, li yebluvenî e eşkur em ekfur, ve men şekere fe innemâ yeşkuru li nefsihi ve men kefere fe inne rabbî ganiyyun kerîm.

Meali :

(Süleyman, “Ey ileri gelenler! Onlar bana teslim olmadan önce hanginiz bana onun (kraliçenin) tahtını getirebilir?” dedidiginde)

"Cinlerden bir ifrit , ”Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim” dedi.

Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.”

Sadakallahul Aziym Neml Suresi 38,39,40. Ayet. 38 arapcasinda yok

Süleyman'ın tahtı getirmesini istediğinde cinlerden bir ifrit sen yerinden kalkmadan dedi Başka bir alimde dedi diyorlar O da sen gözünü Kırpasıye kadar dedi diyorlar, Demek ki o alimde insan değilmiş, Berfu yada Berhıyâ diyorlar, O insandı diyorlar, Alim kimseydi dedi o ayete, oda normal insanlardan değil , cinlerdendi ki, diyor ki işte peygamber onun eline bırakma diyor Peygamber Efendimiz, yani göz açıp kapayana kadar diyor. göz açıp kapayana kadar ben dedi getiririm dedi Berhıyâ, şimdi o cins şeytanın iyisi var, Mümin olanı var, Bir de bunun kafir olanı var, onun yapacağı şeytanlığı düşünüyor musunuz. göz açıp kapayana kadar,  o yanına geldi senin, ve altınını, aldı falan adamın evine soktu, Ondan sonra da sana da geldi,  Senin altınları falanadan çalmış git çabuk öldür onu geri al dedi, gittik Baktık Altınlar orada, öldürdün, Halbuki adamın alakası yok, yani bu şeytanın yapabileceği şeytanlıkları düşünebilir misiniz, biribirine herkesi kırdırır, düşman eder işte. demiş ki Peygamber Efendimiz beni göz açıp kapayana kadar bile nefsimin eline bırakma, Yani beni onun eline bırakma işte o orada nefis olarak  lanse yapıldı, işte "falaşman" şu anda böyle,  fırt orada, fırt burada, bir orada bir burada, bir de hızlı  ve tarafıda deccaldan tarafa müminlere neler yapmaz degil mi?

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Allah için birbirini seven iki kimse bir araya gelseler ve, salavat getirip musafaha etseler, ellerini toka etseler, günahları sonbahar yaprakları döküldü gibi dökülür, ayrılmadan önce Allah'ın affına ermiş olurlar.

( Hadis-i Şerif , Ebu Davud, Edeb: 143,el-Ezkar Trc. s.480)

buyurdular Rabbim sevenleri sevdikleri ile bir araya getirsin, Allah için sevişenleri bir araya getirsin de, günahlarımızı onların hatırına, sonbahar yaprakları gibi döksün inşallah.

Kehf suresindeki Zülkarneyn ayetlerinde

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِن كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnna mekkenna lehu fil ardı ve ateynahu min kulli şey'in sebeba.

Meali :

Doğrusu Biz, onu yeryüzünde güçlendirdik ve ona her şeyden bir sebep verdik.

Sadakallahul Aziym Kehf Suresi 84. Aye


inna mekkenna fil  erdi geçiyor, bu buradaki Mekkanne  degil esas yazılımı "Ma kane" dir peki o ne demektir yani Yasin Suresi'nde geçen Kün Feyekün kelimesi

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnemâ emruhû izâ erâde şey’en en yekûle lehu kun fe yekûn.

Meali :

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir.

Sadakallahul Aziym Yâsîn 82. ayet

yani "Kün" Ol deyince olur, Allahu Teala isimlerini ve sıfatlarını, yeryüzündeki insan, hayvan, bitki ve madde ve melek ve cin halifelerinde tecelli ettirmekte olduğunu söylemiştik, ve İşte o Kün deyince Ol deyince olur sıfatı ve ismini tecelli ettirdiği kimsede Zülkarneyn miş Zülkarneyn isimli lakaplı kimseyi vermiş o ayette öyle diyor, mekkanna(Ma Kane Ne olmasini isterse dilerse olsun) ismini ona verdik buyuruyor amma sadece dünyada "fil ardi" diyor dünyada ma kane görevini ona verdik, Ol deyince olduran işini de ona verdi. Yani bir nevi Allahlık görevi, halife Amma "ma kane" halifesi, Ol deyince olduran halife, ve bu kim olabilir?

Zülkarneyn ismi nasıldır?

zül demek, hata demek, Karneyn ne demek hani karınca Vadisi diye yer var, karigne karincasi vadisi, köy demek köyler demek ya da halk demek, karınca halkı  amma normal karinca degil isiran karinca

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

حَتَّىٰ إِذَا أَتَوْا عَلَىٰ وَادِ النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Hatta iza etev ala vadin nemli kalet nemletüy ya eyyühen nemlüdhulu mesakineküm la yahtımenneküm süleymanü ve cünudühu ve hüm la yeş´urun.

Meali :

Ne zamanki, karınca vadisi üzerine geldiler, bir karınca dedi ki: Ey Karıncalar!. Yuvalarınıza giriniz, Süleyman ve onun askerleri farkında olmadıkları halde sizi ezmesinler.

Sadakallahul Aziym NEML SURESI 18. AYET

Öyle olunca ve sonraki kelime de "ayn" kelimesi Ayn demek tek göz, "ayneyn" iki göz demek, öyle olunca Zülkarneyn "Hatali köyün efendisi" 2 hatalı bakışın olduğu halk, iki hatalı görüşe sahip olanlar, yani biri Mehdi biri Deccal ve taraftarlari zamani, ve bunlardan Zülkarneyn işte burada iyi olanın temsil ediyor, Yani mehdiyi temsil ediyor, ve iki gözden birisi deccalın, Deccalın Gözünün bozuk olduğu bilindiğine göre, iki gözden iyi gözlü olan, görüşü isabetli olan Mehdi Aleyhisselam, Gözü bozuk olan ise Deccal Aleyhisselam, bunu biliyoruz zaten, gözünün bozuk olduğunu Peygamberimiz hadislerinde bildirmiş, Gözü bozuk demek görüşü de bozuk Demek ki,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”

( Hadis-i Şerif , Müsned, 3:367-368.13)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kör olduğu halde insanlara, 'Ben sizin Rabbinizim.' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”

( Hadis-i Şerif , Buharî, Fiten: 26; Müslim, Kitabü'l-Fiten: 20; Müsned, II:33)


burada da ne diyor hatalı görüş zil yani hata zül,  iki hatalı bakıştan, iki gözden hatalı bakış, o hali şimdi yaşıyoruz, mehdi ve deccal in vakti şu anda, hatalı bakışa sahip olan Deccal aleyhillane, ve doğru ve isabetli görüşü olan Mehdi Aleyhisselam ve onun grubu, ve Allah Mehdi Aleyhisselam'a Bir nevi Allahlık Halifelik görevi vermiş, halife Amma"kün emrini" ona vermiş, yani Ol deyince olur, bunu inkar ediyorlar, Ol deyince olma sürecine girer, olmaz falan Feslikan diyenler var, Tamam o da bu işin rahleleri arasında, Ama bazı şeyler ol deyince oluverir. Kuranı Kerim'de yine "Zül kuvvetil Metin" var, aynı cümlenin değişik versiyonu, ve bunu birbiriyle kıyas ettiğimiz zaman, zül hata, kuvvet ve Metanet ve hata birleştiğinde, işte ne oluyormuş, Demir ve şeytanın maddesi, hata kuvvet ve Metanet birleşince Demir meydana geliyor, Demirde şeytanın maddesi hatalı, ve kuvvetli , Demir sert eğilmeyen bükülmeyen, secde etmeyen, metanetli ki yıllardır davasından vazgeçmedi, çok metanetli, hala insanla savaşıyor, ben onu yeneceğim diye, gözünü bile kırpmadan neredeyse, metanetli kararli element, ve bunlar birleşince şeytanı oluşturuyor, ve burada Zülkarneynde de zül başta,  yine hatalı memleket,hatalı millet, ayın tek göz, Ayneyn iki göz, artık kıyasıda siz yapın, Ben size yolu gösterdim, kapıyı gösterdim çıkışı siz bulun.

Dünyamızın dışında, dünyamızın magnetizması, yani manyetik alanı denen bir dalga var, çekim kuvvetini oluşturuyor, mıknatıs sistemi, dünyanın magnetizması, yani çekim kuvveti, ve bu çekim kuvveti sayesinde, ay dünyamızın etrafında dönüyor, ve bu kuvvetin temsilini Pascal bulmuş Binom Açılımı ve Pascal Üçgeni ve denkleminde o, 1. derece denklem, 2. derece denklem, diye bir piramit oluşturulur, yani Allah, 1 in altında 2 tane 1 etti 2, yani  Allah var idi, Allah Adem ile Havva'yı yarattı, Allah'ın altındaki halife iki tane oldu, Adem ve Havva, 2. derece denklem, Adem ve Havva'nın bir tane çocukları oldu 3. derece denklem, sonra çocuklar iki iki olmaya başladı, ikii ki ilerleyen denklem 4. derece deneklem
1
11
121
1331
14641
x^4 + 4(x^3) + 6(x^2) + 4(x) + 1

(x+y)² = x²+2xy+y²
((x-y)² = x²-2xy+y²
(x-y)³ = x³-3x³y+3xy³-y³
(x+y)³ = x³+3x³y+3xy³+y³
(x-y)⁴=x⁴-4x³y+6x²y²-4xy³+y⁴

hani artık "ab" şeklinde oluyor yada hani xy xy kare denklemin açılımı yani artık çocuklar çift çift doğmaya başlıyor x², 2xy artık Çift doğmaya başlıyor, ondan sonra, sonra onun 5. derece 6 derece denklem diyerekten gidiyor, ve mimar sinanda işte ustalik mimarisi olan Selimiye caminin minarelerini, bu dördüncü derce denklemin açılımı olarak yapmış, ve 3 minarersine birbirini görmeyen üç ayrı kapıdan, üç ayrı şerefesine çıkılır vaziyette yapmış,  ve bu manyetik alan ve pascal üçgeni artı tarafa gittiği zaman dünyada doğan büyüyenler, Fakat aynı sistemin eksi tarafına gideni var ve yaşlanıp ölenler, iki Kutup var O da eksi  ve artı tarafına giden denklem, ve bu Magnetizma oluşturuluyor, evrenin açılım formülü de bu şekilde yani, kainatın açılımı bu şekilde, Adem'in evlatlarının doğması, yani dünyada kısırlık olduğu zaman, artık çocuk doğmayacak duruma geldiğinde, artık Kainat durdu demek, ölenler Doğan'dan çok olmaya başladıysa, artık Kainat çökmeye yön tuttu demek artık. Artık Geriye dönecek ve çökme olacak demek. Ve bu sistem soldan sağa yani soldan sağa yazdığımız zaman sayılar 1 2 3 4 5 diye artarak dan gidiyor, Fakat sağdan sola yaptığımız zaman, sondan geriye doğru gidiyor, ve biz İslam ümmeti olaraktan  kitabımız Kuranı Kerimi sağdan sola okuruz, sağdan sola gittiğimiz zaman, biz bitiş ve  eve dönüşe doğru gittiğimizi kabul ederiz, fakat kafirler ve diğer ecnebiler, Latince ve bizim Türkçe'de latincede de kullandığımız gibi, soldan sağa giderler, diriliş doğuş ve çoğalış,  elektrikteki sistemde de bu vardır, bir sağdan sola giden elektrik, bir de soldan sağa giden elektrik, onlar yokluktan varlığa doğru gidiş, ve bizim tarikatımız Raşidi Tarikatındaki tesbihimizdeki zikirlerin sistemi de bu şekildedir, bazısı yokluktan varlığa doğru, tesbihi soldan sağa doğru çekmek veya tersine çektiğimiz zamanında sağdan sola varlıktan yokluğa dirilişe doğru, ve işte Geldik isavilerin "Osternn Bayramı'na" İsa Efendimiz O yüzden dirilmiştir, onun sistemi, soldan sağa sistem olduğu için, onun yönü soldan sağa,  ama Mehdi Aleyhisselam sağdan soladır, O da bitirişe Doğrudur, Çünkü Mehdi sonda gelir, sondan başa doğru gider, İsa başta sona doğru giden, tersi 1,2,3,4,5,6,7  yani ileri doğru giden, Mehdi başa, sıfıra Doğru giden, o yüzden dedik ki işaret parmağımız küçülmüş, paramak 13 lü den dokuzluya  indi dedik, sıfıra Doğru,...

Dünyamızın dışı havasız, havanın olmaması demek, karanlık yapıyor işte yukarısını, ve Zülkarneyn  ve eshab-ı Kehf,  işte zaman makinesini keşfeden kimseler, ve onu ilk kullanan kimseler olaraktan Kuranı Kerim'de anlatılıyor gizlice, ama dedik zamanda yolculuk eden peygamberimiz Miraç etti, cenneti Cehennemi, oralarda olan biteni gördü, oradan bir çöp getiremedi, ne getirdi, size hediye olaraktan Amenerrasulü getirdim, namaz getirdim dedi, ya buradan 6-7  palet defter götürseydi, bir palet kalem götürseydi de, bütün Olan biteni ashap yazsalardı, bize daha iyi kalıcı olmaz mıydı, ya da kamera var  bu devirde ve video kasetleri falan dvd ler cd ler götürseydide hep bütün olan bitenleri  video ile kayıt etselerdi, bize daha kalıcı bilgi olmaz mıydı?  Halbuki bu vakte gelmiş, işte bizim vaktimiz e kadar, her şeyi görmüş, Aynel yakın görmüş, hakkal yakin içine dahil olmuş, mehdiyi tarif ediyor, ahir zaman alametlerini tarif ediyor, neden buradan bir igne çöp götürememiş işte, zaman makinesi ile zamanda yolculuk da bu şekilde, filmi seyredersin de, filme müdahale edemezsin, film bitmiştir, filmi sadece seyretme hakkın var, istediğini yerini  geri ileri çek seyret, ama müdahale hakkın yok. ama Hızır ve Zülkarneynin müdahale hakkı var.

Ve başka bir meseleye gelirsek,  Allah'tan başka Allah var var mı ki, Sen diyorsun ki, Allah'ın halifesi insanları, yeryüzündeki Allah ve Tanrılar diyorsun, Allah'tan başka Allah mı var ki diyenler var.

Ve bunu şu örnekle anlatacağım : Allah insanoğlunu yarattı, insanı yaratana halag Allah dediği Kur'an'da mevcut

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

ٱقْرَأْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلَّذِى خَلَقَ  خَلَقَ ٱلْإِنسَٰنَ مِنْ عَلَقٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ikra’bismi rabbikellezî halak. Halakal insâne min alak.

Meali :


Sadakallahul Aziym Alak Suresi 1 ve 2. ayet


ve alak demek hücre demek, ve diyor ki hücre olan Allah insanı yarattı diye tarif ediyor bize. Allah Allah, biz halagallah'ı başka şey biliyorduk, yaratan Allah diye biliyorduk, Halbuki "halak Allah" demek : "hücre olan Allah, insanı, hücrelerden meydana getirip yarattı." O zaman insanın yaratan Tanrısı hücre imiş, yaratanı hücre imiş, hücrede Bütün her bilgi var, hücre Allah, Allah Allah....

Ve dünyamızda da araba diye bir şey icat olmuş, Auto, arabayı icat eden amcayı "Henry Ford" olaraktan duyduk bildik. işte Henry Ford arabanın mucidi olduğu gibi, Gerçek mucit Allah'tır, yani "Mecid Allah"  bulan buluşturan Allah, icat eden Allah, o an Allah, Henry Ford'un içine girmiş, ve araba icat etmiş, o zaman Henry Ford, arabanın Tanrısı, Allah'ı değil mi? arabanın yaratanı değil mi? Yani bu Henry Ford olaraktan, bir şahıs olaraktan değil bu ama, aynı Matrix filminde myster simitin birinin içine girerek ten, o gibi değil de, kendisi O olaraktan hareket etmesi gibi, Allah işte Henry Ford'un içine girerek ten, Arabayı icat etmiş, mucit Allah, arabanın Tanrısı, onun ismini de ne koymuş, Henry Ford koymuş, demiş ki arabanın tanrısı Henry Ford demiş.

Yine mesela Davut olmuş, demiri ateşle kızdırıp işlemiş, ve onu yararlı hale getirmiş, demirin ilk defa işlendiğini, demiri keşfeden, bilen, ve demir icatlarını yapan Allah olaraktan David Allah olmuş,  yani Davut Allah, yine Tıp Lokman ve İsa Efendimizle tamamına ermiş, ve insanın içine girip  ölüleri diriltmiş,  yoktan hayat veren değil, ölmüşü diriltmiş, yani "Müheymin Allah" İsa Efendimiz sonra körlerin gözünü açmış, Basir görmek mübaşir veya mübasir Allah Gördürten Allah ve göz doktoru olmuş ve basar veya Türkçemizdeki  sarı kelimesi oradan yani  sarı yani basir gören ve mübasır "Gördürten Allah" Hz isa

Allah  kuranda birçok yerde biz yaptık diyor, biz kim? işte biz : İsa, Musa, Henry Ford, Edison,..... hepsinde Allah tecelli etmiş ve, dünyayı imar eden yine Allah, Allah tek kuvvet, tek yaratan, tek bulan, tek bilen, ondan gayri Tanrı yok.

Ve biz çoklu kainatlar modelini anlatıyoruz, bizim bu Theory i birçok bilim adamı da benimsedi, o görüşümüzü. ve bazıları da diyor ki, ama o kadar çok Kainat olamaz diyor, ve bunu şu Açıklama ile anlatıp devam ettiriyoruz :  Bu tezimiz aynen Amerika'nın film setleri gibi, film seti kurulmuş, sağ tarafa geçiyorsun, berber var, sol tarafa geçiyorsun aşçı Dükkanı, ön tarafa gidiyorsunuz, lokanta, üst tarafa gidiyorsun, diskotek, Bilmem öbür tarafa geçiyorsun, memur odası, yani film setinde her şey mevcut ve sabit, fakat filmde oynayacak oyuncuların Sabit değil, ama film seti sabit, yani Dünyamız sabit, dünyadaki Ankara sabit, İstanbul sabit, Viyana sabit, ve oradaki evlerde sabit, şu anda çoğu evler bile sabit, oralara giren çıkan kiracılar, yahut Ahmet ölmüş,dedesinden miras kalmış, Mehmet o evde duruyor, Mehmet de ölmüş, oğlu kızı duruyor Şimdi. Sadece oyuncular değişmekte, film seti aynı, o yüzden, şimdi bir film setinde Kovboy filmi de oynayabilirsin, istersen aşçı bir amcanın hayatını da anlatabilirsin, film seti sabit, Çünkü sadece oyuncular değişmekte, O yüzden Allahu Teala hiç durmadan Kainat halk ediyor gibi değil, kainatların modelinde de aynı, kainatın içinde oyuncular farklı, ve bütün olan biten dünyamızda olup bittiği için, "dünya sabitesi" diye bir şey var, fakat oyuncular değişmekte, yıllardır oyuncular değişmekte, Adem geldi, İbrahim geldi, Musa geldi, sadece oyuncu değişikliği, futboldaki gibi, yorulan oyuncu, oyundan alınıp, daha iyi oynayabilecek bir oyuncu, oyuna alınmakta. ve Kainat modellerde bu şekilde, çoklu halde, çoklu Kâinat, ve bunu şöyle anlatayım, Şimdi adam bir site yaptımı, sitenin evleri aynı tipte, mesela mutfak solda, banyo arkada, tuvalet önde, sol alt katta oturma salonu, üst katta yatak odası gibi bir sistem, bir plan çizdimi, ve Bundan 10 tane yanyana yaptıkmı, bunlara falancı villalar dediğinde oluyor mu bu? oluyor. Allah da bir tane model koymuş, dünya yaşanabilir, yaşanılabilir bir dünya, dünya sabitesi diye bir şey var, Her sistemde dünya sabit, ama oyuncular farklı sadece, Adem vakti Adem'in ve çocuklarının oynadığı bir oyun ve dünya, İbrahim vakti İbrahim ve çocuklarının ve milletinin oynadığı bir oyun ve dünya, ama dünya sabit, dünya sabitesi ve Allah Aynı Sabiteyi kullanaraktan, içindeki oyuncuları değiştirmekte, ve burada dedik, Güneşte aynı tavuğun kıçında yumurtanın oluşması gibi kainatlar oluşmakta, yeni kainatlar oluşturmakta.


deccalın kırk günde dünyayı gezmesi, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olması, bağırdığında bütün dünyanın duyması bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur.

Peygamberimizin hadislerinden birinde deccalın 30 metrelik eşeğe bindiğini söylediği hadisi varmış, Ben bilmiyorum aradım bu kadar bilgiye ulaşabildim, inşallah bulabilirsem kaynağını veririm bulursam, bulamazsam da bu rivayeti burada bu şekilde yazacağım, kaynağını vermeden, kaynak biz olacağız, duydum ben bunu, ve buradaki eşek kelimesi rakabe ve merkeb, merkep kelimesinin  manası aslında  binek demek, sadece eşşek demek değil, binek demek, sadece o 5 kulaklı eşek demek değil, karaşimşek demek değil, yani binek demek, ve bir binek de bugün, Uçakta bir binek, gemide bir binek, ve uzay gemisi denen gemide bir binek, ve şu anda artık uçaklar uzay gemisi gibi, UFO gibi, UFO dönen de bir binek, yani şu anda Ufo keşfolduysa, UFO gemiler, UFO uçaklar,  keşfolduysa, Amerika bunu keşfettiyise, Rusya bunu keşfettiyse,  o zaman deccalın ufosu 30 metre imiş, ve Dünya'yı bir anda kat ediyormuş, Evet ufolar fırt orada, fırt burada, deccalın uçağı da bir UFO, yani öyle senin sandığın gibi, Uzun kulaklı eşek değil Yani, lafı anlamayan, Arapça bilmeyen dangılların anlayışsızlığı, daha hala adam Muhammed vaktindeki LAT ve UZZA putlarindan bahsediyor anlatiyor, onların bize faydası ne? Sen günümüze bakacaksın kardeşim, onların hikaye edilmesindeki fayda ne, bizi daha hala şöyle yaptı,da böyle yaptı hikayleri ile oyalama, sen bugün ile kıyas edemiyorsan, bir manası yok, ha arabası, ha uçağı, Yani bugün tren diye bir şey var, mesela tren hızlı tren, 30 metrelik tren olabiliyor, 30 tane  katarı var arkasında, Belki de hızlı treni kastetmiştir, Peygamberimiz o an gördüğünde onu, hızlı trene biniyor olaraktan görmüş olabilir değil mi 30 metre tren var 30 tane katarı ardına takmış giden tren var.

Herkes Hadisleri öyle duydukları gibi anlatmasınlar, biraz bu gün ile kıyas yap, birazda Arapça bilgisi olması lazım, bunları anlatacak kimsenin, dünkü yorumlarda geçerli değil, Dün kü adamlara treni anlatamazsın, o binek olaraktan sadece at görmüş eşek görmüş deve görmüş, Ona treni ne diye tarif edeceksin, Peygamberimiz binek yani rakabe, merkeb, dedi binecek dedi, binek diye tarif eyledi.

Rabbim, askerimizi, Kazı Koz anlamaktan muhafaza etsin.



--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 19 Nisan 2019 Cuma


Original Kar © glan
DEVAMINA BAK

Görülen Allah ve Görülmeyen Allah

(Kar©glanin 08 Nisan 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلًاۜ   رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلًا   وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَم۪يلًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Veżkuri-sme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ, Rabbu-lmeşriki velmaġribi lâ ilâhe illâ huve fetteḣiżhu vekîlâ, Vasbir ‘alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ.

Meali :

Rabbinin adını an, bütün varlığınla ona yönel ve gönlünü ona tam bağla. Doğunun da batının da rabbi O’dur. O’ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse yalnız O’na güvenip sığın. Ve o inkârcıların dediklerine sabredip katlan ve onlardan uygun bir şekilde uzaklaş.

Sadakallahul Aziym Müzzemmil Suresi 8,9 ve10. Ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır."

( Hadis-i Şerif , Taberani)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :


Allah ve din kimsenin tekelinde, ne de kişisel hesabında değildir ki, Allah kesin olarak da bu dünyada görülmez, veyahut görülür diye bir hükme, kimse karar veremez. Kuran'da var mı delil Allah'ın görülmeyecek  olduğuna dair,  yahut Allah'ın görülecek olduğuna dair.
imamlar hocalar anlatır,  ayağını taş alsa Allah'tan bil  diyerekten, ve yine  Tarlayı sürdün tohumu sen  ektin,  tarlayı sen suladın, güneşte doğdu, Yağmur da yağdı, ve bitki yetişti, ve  hasat ettin, buğdayını kaldırdın, Hamdolsun Rabb'ime dedin. peki burada görülmeyen Allah nerede? Eken sen değil miydin, Allah mı ekti buğdayı,  Allah mı sürdü tarlayı, sebebler de bir oldu, sonunda hasat ettin,  Ne oldu o zaman, Allah Kim? nerede burada?

"Bir kulumu seversem, onun yürüyen ayağı, tutan eli, bakan gözü, konuşan dili olup, o benimle tutar, benimle yürür..."

diye anlatılan hadisteki, o adamlardan biri de sen değil misin, o tarlayı Eken amca. işte Allah senin elinle tarlayı ekti, yine senin elinle suladı, yine senin elinle biçti,  seni bu işe sebep eyleyip, Senin üzerinden Allah ekip biçti,  işte görünen Allah, işte arka planda görünmeyen Allah, seni görünce Ben, Allah'ı gördün mü diyeceğim, yoksa arka planda ki Allah'ı ele alipta, Allah'ı görmedin mi diyeceğim, her şeyin arka planında Allah var, o yüzden ekmeği yiyen benin, çarşıdan alıp gelen benin, onu eken falan amca,  birçen falan amca, ve ben de yiyen amca oldum. ama  Hamdimi de Allah a yaptım. arka planda bir Allah var, Neden Allah gözükmüyor o zaman, Allah ekmek yemek istiyorsa, peynir yemek istiyorsa, niye kendi gelip oturup da yemiyor, Niye benim elimle yiyor.

yani halife olmak, Diyorlar ki, Allah insanı kendi halifesi değil, yeryüzünün halifesi kıldı diyorlar, "halifeyi ruyi zemin" diyoruz ya biz, halifeyi ruyi zemin demek, yeryüzünün halifesi demek. Ama Allah kendi halifesi kılmış insanoğlunu ve, Allah isimlerini ve sıfatlarını, insanlar, ve hayvanlar, ve yarattıkları üzerinden tecelli ettirmekte. Nitekim Şeytan da vesvese vererek ten Aynı işlemi, yine insanlar ve Yaratıklar üzerinden meydana getirmeye Çalışmakta. 2 güç iyi ve kötü güç, şeytanı güç ve rahmani güç, Allah'ın aynı işlemleri insanlara kolayca yaptırmak için kullandıkları yaratıklara da biz Melek diyoruz. Melek de aynı işlemi ile, yani ilham ile, veyahut şeytani olana vesves diyoruz, melekten olana rahmani ilham diyoruz, veyahut peygambere verilmişse vahiy diyoruz. Ve Allah Melekleri kötülük yapma yetisi olmayan varlıklar olaraktan yaratmış, O yüzden bir melek, iyi melekler, Cehennem Melekleri hariç, insana zarar vermezler, ve verilmesini istemezler, kötülük yapma yetisi olmayan meleklerin yapamadığı bir işlemi yaptirabilmek için, Allah buna tezat bir canlı yaratması lazım ki, onun eliyle meydana getirsin. Yani bazen iyilerin yapamadığı bazı işleri, kötüler eliyle yaptırdığı, ve onlar ile Allah meydana getirdiği, Yani yine arka planda Allah vardır. Aynı Eken biçenin arkasında Allah olduğu gibi, bazı şer ve kötü sandığımız işlerin meydana gelmesini sağlayan da yine Allahü teâlâdır. Neden? Çünkü biz iman ederiz ki, hayrın ve şerrin de Allah'tan olduğuna. Eğer öyle olmasaydı, zaten bu kavga bir gün ortaya çıkar, Allah ile şeytan çıkıp ortada kavga ederlerdi, bizde seyrederdik, Allah'ın dışında başka bir güç olabilseydi, birinden birisi diğerine  Galip gelirdi bir gün, ve bizde seyrederdik. Bazen kötüler, Kötülük yaptıklarında kendilerini Galip zannederler, yendim, Tamam İntikamımı aldım, falan gibi. Halbuki Allah onun ile, iyilerin yapamayacağı binlerce işi, bir kötüye yaptırmıştır, kötü bunun farkında değildir. yine kötülük yapma yetisinde olan birisinede, iyilik tat verici, ve zevk veren  bir şey değildir.  öyle olunca, öyle bir canlının yapamayacağı binlerce işlemi de, iyiler üzerinden tecelli ettirip, Allah yine dünyamızda meydana çıkarıp, ortaya getirmektedir, ve bu şekilde dünyayı idare edip, hem de imar edip, yaşanır Hale getirmektedir. o zaman Aynen film senaryosunu yazan olduğu gibi, onu oynarken arkadan replik verenler var, ve birde sadece oyunculuk yapanlar var değil mi, Bir de sahne var, sahnedeki malzemeler var, sahnedeki bir malzemeden dolayı, filme iyi veya kötü damgası vurulabilir mi, yahut bir oyuncunun, daha önceki rolünde kötüyü oynadığı için, ikinci rolünde iyiyi oynayınca, ona iyi veya kötü damgası vurabilirmiyiz, o bir oyuncu, Sadece rolünü oynuyor, filmden sonra, Onun gerçek hayatı, ve gerçek tarzı davranışı var, ama filmde sadece senaryoya uygun bir davranış metodu uygulamakta, Öyle olunca, kötü rolü verilmiş birisine kötü damgasını vurmak yine yanlıştır, yine iyi rolü verilmiş birisine de iyi damgası vurmak yine yanlıştır,

Çünkü hadis-i şerifte

"Senin iyi zannettiğin bir şey şer ve kötü olabilir,  kötü zannettiğin bir şeyde, iyi ve hayır olabilir."

buyurdu Peygamber Efendimiz.

öyle olunca iyi ve kötü olmak sadece rolleri oynamak, ama arka planda o işin gerçekten iyi veya kötü olduğunu, daha çok sonra anlayabiliriz. böyle birçok hikaye vardır,  ibret ve derslik olan. Mesela Erol Taş'ın oynadığı rolden dolayı, o na kötü adam damgası vurup da dövmeye kalkanlar, ve yine Kurtlar Vadisi'nde ölen bir adama, dışarıda cenaze namazı kılıp, Mevlüt okutanlar meydana geldi. Halbuk, Yani onların rolleri idi onlar, Asli sıfatları değildi. öyle olunca Kötüye kötü rolü verildiği için, bunu biraz daha açarsak, mesela günah işleyen bir adamı gördüğün zaman, adama hemen kafir, Günahkar damgası vurma, arka planda ne var, Allah onun o işlediği günah ile, kimden kimin öcünü alıyor, yahut kime ne Nimet sunuyor, Bunu o an baktığında göremezsin, bunun hikmeti, belki seneler sonra, Hatta belki yüzyıllar sonra da çıkabilir. Çünkü Kur'an'da ibretlik peygamber kıssaları var, Onların kıssalarının hikmetleri, yıllar sonra ortaya çıkıyor ki, Musa Aleyhisselam'ın ümmetine cumartesi yasağı verilmesinin hikmeti ve, cumartesi tatil edilmesi yüzyıllar sonra ortaya çıkmış bir hikmet, yine Muhammed'in ümmetine zekat ve sadaka farz kılınması, ve bunun hikmetinin Yıllar Sonra vergi olaraktan ortaya çıkması gibi, yüzyıllar sonra değil mi, 2 sene 3 sene sonra ortaya çıkmamış, ve vergi olaraktan dünyada yasa halini alması yüzyıllar geçmesinden sonra ortaya çıkmış, yani işte sana yaptırılan Bir Günah, yahut bir Sevabın Hikmeti, Belli ki 2 sene sonra, belki 10 sene sonra, belli ki 1000 sene sonra ortaya çıkacak, senin çocuğun bile  ondan nasiplenmeyecek, belki torununun torunu  nasiplenecek.

Nitekim Tirmizide geçen bir hadisi Şerif'te Peygamber Efendimiz buyurmuş ki

"Kızdığına  ölçülü kız, Belki bir gün dostun olabilir, sevdiğini de ölçülü Sev, Belki bir gün düşmanın olabilir."

Buyurdu peygamberimiz

Demek ki Peygamber Efendimiz Bunun böyle olduğunu zaten o vakitten biliyordu, yani bazısına iyi rolü verilmiş olabilir, aslında o kötüdür, bazısına da kötü rolü verilmiş olabilir,  Aslında oda iyidir, o senin için en iyi dosttan da iyi dosttur, arka planını yine Allah biliyor, ve Allah arka planda gizlice, yapmak istediklerini, onların eliyle yapmak da, ve yapmaya devam etmektedir.

belki  onun Hayri yıllar sonra ortaya çıkacak, belki yüzyıllar sonra, belki de bir hafta sonra hikmetini anlayacaksın.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Velâ testevî-lhasenetu velâ-sseyyi-e(tu)© idfa’ billetî hiye ahsenu fe-iżâ-lleżî beyneke ve beynehu ‘adâvetun ke-ennehu veliyyun hamîm

Meali :

İyilikle kötülük bir olmaz; sen kötülüğü iyilikle karşıla. O zaman aranda düşmanlık olan kişinin can dostun olduğunu görürsün.

Sadakallahul Aziym Fussilet Suresi 34. Ayet


Bu ayette geçen kötülüğü iyilik ve güzelliklerle iyi bir şekilde savmak meselesinde, ve bakarsın ki, o kötü işler işleyenler, seninle dost oluvermiş buyurulan ayeti kerimede ki hikmeti Ben, Memleketimi Sandıklı'da Yaşadım. ve okula giderken kaldırımdan değil de yoldan yürürken genç bir delikanlı ile birbirimize omuz attık, ve kavganın eşiğine geldik, yumruklaşmak mesafesine, ama yumruklaşmadik, ve bundan az zaman Sonra, Bir otobüste yan yana aynı koltukta sohbet ederek ten dost olmuş bir şekilde seyahat etmek de nasip oldu, o kavga sayesinde tanışık olmuştuk biz. yani bakarsın ki Candan bir dostun oluvermiş buyuruyor Rabbimiz. Yani bazen kavgadan bile Allah rahmet çıkarır dilerse, arka planda ne yaptığını sen bilemezsin. senin Farketmeden geçeceğin bir insan yanından geçiyordur, onun sana o takışması sayesinde, sen onu fark edersin.

Hani bilim adamları tıpta  farkındalık da diye bir Reaksiyon tespit etmişler.

Mesela sen hava alıp veriyorsun ama farkında değilsin, sana hava alıp veriyor musun diye sorduğumuz zaman, nefes almanın sıklaşır, ve nefes aldığının farkına varırsın, ve o zaman nefesi, Sanki sen almak ve vermek zorundayım gibi hissedip de,  orada  karışık bir duruma girersin, Halbuki o ana kadar nefesi otomatik alıp veriyordun, seni farkında kıldığımız zaman kendin strese girdin, nefesi Aldım mı, Verdim mi, alacağımı vereceğimi heyecanına kapılırsın, Halbuki otomatik pilot hepsini yapıyordu, Sen farkında değildin.

işte Allahu Teala da böyle seni bir kavga ile, veyahut, Bir şer ve kötü bir birisinin yapacağı, bir amel ve fiil ile de, senin onu tanımana, öyle iyi bir kimseyi tanımına belki sebep oluyor ki.
düşün ki kainatta Yıldızlar Seyran halinde, ve onları seyrederken senin tanımadığın bir yıldız, senin yanından geçerken, Bak bu Yıldız'da da bu hikmetler, bu nimetler var, bir de bunu tanı diye, Allah sana ondan bir taş gönderiyo, kafana bu taş nedir  nedendir, İşte o yıldızı tanımana Sebeb, ondan sana bir nimet indi demek olur.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lekad erselnâ rusulenâ bilbeyyinâti ve enzelnâ me’ahumu-lkitâbe velmîzâne liyekûme-nnâsu bilkist(i)(s) ve enzelnâ-lhadîde fîhi be/sun şedîdun ve menâfi’u linnâsi ve liya’lema(A)llâhu men yensuruhu ve rusulehu bilġayb(i)© inna(A)llâhe kaviyyun ‘azîz

Meali :

Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.

Sadakallahul Aziym Hadîd Suresi 25. Ayet

demiri indirdik diyor ya, Demek ki demir bizim yanımızdan geçti gitti, Demir gezegeni bizim yanımızdan geçerken, bir parça Demir koptu ve bize geldi ve artık böylece demiri de içimize aldık, dünyamıza ne güzel bir nimet Demir değil mi, kafamıza çarpmasaydı o Demir parçası, dünyada Demir olmayacakmış, demir lazım mı? çok lazım bir madde dünyaya. İşte o benim o a kavga ettiğim delikanlı ile omuz atma hikayesindeki, Ben onu hiç  görmemiş gibi yanından geçip gidecektim, Ömrüm boyu tanımayacaktım belki, ama onun bana omuz atıp, Benim de onun omuzuna  karşılık vermem sebebiyle, o genci tanımış oldum, Daha sonra da birlikte seyahat bile ettik konuştuk Sohbet ettik.

Ve dünyamızda filmler oynanır biter seyredilir, en sonunda arka plandakilerin sadece isimleri bir şerit halinde Akar,

replikleri veren falanciydi,
kamerayı tutan filanciydi,
makyajcı bilmem kim idi ,


Onları da zaten, filmi seyreden kimse Bekleyip de isimlerini bile okumaya zaman ayırmaz, Belki çok nadir kimseler, kim imiş bunlar diyerekten bakarlar, belkide sadece film ile uğraşan kimseler bakar ki, o da filmlerinde kullanacak eleman bulmak için bakarlar. ama biz gibi sadece seyirci olanlar, o şeritte akan yazıları bile okumaya zahmet ayırmayız. Öyle olunca Allah her işi arka planda yürütür de, Allah aklına gelmeyen, Allah ı unutmuş binler insan mevcut dünyada, her şeyi Allah'ın yaptığını bilmeyen, ve farkında olmayan, binlerce gafil insan. Biz gibi Farkına varanlar bile, bazen unutupta, dalıveriyoruz ve, sanki Allah yokmuş gibi davranıveriyoruz bazen.

Fazla sıkılmayın diyerekten buraya Nasrettin den bir fıkra ile devam edelim

Nasrettin Hoca ciddi adam olduğunu göstermek için, ona bir gün yaşını sormuşlar, Allahu alem 40 demiş, ertesi sene gelmişler, başka birisi yine sormuş, yine 40 demiş, orada geçen seneki soran adam da varmış, Yine Bir sene daha geçmiş, yine sormuşlar, yine demiş 40, yine orada ilk sene soran adam cıkışmış, ya Hoca geçen sene de 40 dedin, evvel ki senede 40 dedin, senin yaşın hiç değişmiyor mu demiş, Hoca da ciddi ciddi cevap vermiş, Erkek adam sözünden dönmez demiş, 40 dedim se 40 demiş.

ve işte dünyamızda bazı ciddi olduğunu zanneden insanlar vardır, ve onlar için hayat sadece siyah ve beyaz dan ibarettir, ya siyah, ya beyaz, ya İyi, ya kötü, ya herro ya merro. yani onları kararından caydıramazsın, Hani derler ya

"Deveye hendek atlatırsında, cahile laf anlatamazsın."

Ve bazı insanların grisi ve ara renkleri yoktur, Halbuki ara mevsimlere geldik, sonbahar ve ilkbahar ara mevsimdir, ve ara renkler mesela Sarı ile mavi den yeşil meydana gelir, sarıya biraz mavi, maviye biraz sarı katınca, yeşil olur, hayat yeşilden doğup da gelişir, ve Bahar işte kötülükleri iyiliklerle savma vaktidir, iyilikleri Çoğaltıp sıcak ve Yaza doğru gitme vaktidir, hayatın Neşvü neva bulma vaktidir. ve bizim zikirlerimizden biriside işte

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

innel hasenat yüzhibnes seyyiat

Meali :

iyilikler kötülükleri (günahları)siler giderir.

Sadakallahul Aziym HUD SURESI  114. Ayet


innel hasenat yüzhibnes seyyiat,  yani iyilikler kötülükleri siler yok eder hikmetini yaşama vakti, ve bu Zikri çokça çekme vakti, ve yine Günahlarımıza tövbe edip, ağlayıp sızlayıp, Nisan Yağmurları yağdırma vakti, vicdanımızın sesini dinleme vakti, yüreklerin yumuşadığı vakit ki, toprak yagmurlar ile yumuşasın ki, toprağı Çimen kadar yumuşak bir Filiz delsinde Hayat bulsun, ve dünyamız yemyeşil cennete dönsün, yürekleri tövbe ile yıkama zamanı, gözyaşı ile yıkama zamanı, ama fazla da ağlamayın, sel alıp gitmesin dünyayı.

Nisanın 7'si bizde Tıp demedi, yağmur yok. vicdanlar susmuş, gaddar mı olmuş insanlar.

ve bu ciddi siyah ile beyaz dan başka renk olmadığını zannedenlere ve cahillere ve kararlarında da iyi veya kötü den başka bir çıkış yolu olmadığını zannedenlere, başka çıkış ve seçenekler ve yollarının da olduğunu gösterme zamanı. Nitekim Atalar demiş ki:

"Bir kapıyı kapatan Allah, başka kapıyı açar mış."

Ve yine bizim zikirleri mizden "Elem Neşrah" suresi okumak, o sürede diyor ki:

"bir iş seni yordu üzdü mü? O zaman o işi bırak, seni üzmeyen başka bir işe geç."

diyor Allahu Teala. o surenin son ayetinde, Nasıldı o ayet:

İnşirah Suresi Arapça Okunuşu

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ ﴿١﴾ وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ ﴿٢﴾ اَلَّذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ ﴿٣﴾ وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ ﴿٤ فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۙ ﴿٥﴾ اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۜ ﴿٦﴾ فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ ﴿٧﴾ وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ ﴿٨﴾

İnşirah Suresi Okunuşu

-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

1- Elem neşrah leke sadrâk.

2- Ve vada’nâ ’anke vizrâk.

3- Elleziy enkada zahrâk.

4- Ve refa’nâ leke zikrâk.

5- Feinne me’al’usri yusrâ.

6- İnne me’al’usri yusrâ.

7- Feizâ ferağte fensab.

8- Ve ila Rabbike ferğab.

İnşirah Suresinin Anlamı, Meali

-Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

2-3 Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?

4- Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

5-6 Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

7-8 Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.


esteuzubillah feiza ferağte fensab ve ila rabbike ferğab, Rabbine başka bir dönüş ile dön diyor, yani o iş seni yordumu, yormayana geç, bu seni üzdü mü, üzmeyene geç ve  böylece stressiz yaşamaya ve hayata devam edebilirsin, Karamsarlık içinde kalmayasın, bittim tükendim demeyesin diye, Allah sana buradan derman gönderiyor, ve diyor ki birde:

"Her zorluğu kolaylık ile kardeş yaptık, zorluk oradaysa, kardeşi kolaylık da yanındadır, muhakkak ki bu böyledir.

buyuruyor Rabbimiz.
ve dedik işte Kainat Zıtlar ile kaim ve ayaktadir, ve öyle olunca zorluk ile kolaylikda tezat kelimeler, ve ezvac olan veya kardeş olan  iki fiil.


Ekskavatör (Baga) şoförü ekskavatör(Baga) de ki bir joystick ile taş kaldırıyor, bu taşı kaldıran ekskavatör(Baga) mı joystick mi yoksa şoför mü kim kaldırdı Hani arka planda bir Allah var diyorduk ya, burada bir üçüncüde girdi araya, joystick diye bir şey girdi araya, joystick mi kaldırdı? şoför mu kaldırdı? yoksa ekskavatörmü (Baga mi) kaldırdı, bir işi sen mi yaptın, elin mi yaptı, yoksa Allah mı yaptı.

Hani Salebe hakkında Rivayet var ya, ben bu paraları elimle kolumla kazandım, Niye vereyim dedi deniyor ya, elinle konunla mı kazandın sen o paraları? joystick mi kaldırdı o taşı, Eller mi buna güç yetirdi, yoksa arka planda Allah mı var. Salebenin zekat verememesi hikaye ediliyor hadislerde, ve Musa'nın ümmeti de cumartesi yasağına uyamadılar diye hikaye ediliyor, ve Bakara suresini ismini veren hindularda, bakarayı yani  ineği kesemediler diye hikaye ediliyor.
ve matrix filimindede atlama programında,  Morpheus atlıyor da, Neo atlamayı başaramadı diye hikaye ediliyor, ilk atlayan başaramaz diye hikaye ediliyor, yani Kural Bu, ilk defa yasa çıktığında, ona uymak insanların bünyesinin kaldıramadığı bir şey, ilk defa da Başaran belki milyonda bir. Öyle olunca salebeye verilen roldeki Salebe kötü değil. rolde kötü değil. Allah onun hikmetini binlerce sene sonra vergi olaraktan ortaya çıkarıyor. ve onun o gün zekat vermenin islamin ilk yillarindan itibaren, müslüman biri ile delinmesini den yaratan Allah, onun delinmesi ile de binlerce Hikmet ortaya çıkarıyor. verginin verilmeyeceği yerler diye bir yasa var bir de mesela. zekat zengine farz da, zekatın  Zengin'den de sagıt olduğu durumlar var. mesela burada adamın fabrikası var, fabrikasında işçileri geziye götürüyorsa, O gezide harcadığı para, vereceği vergiden düşülüyor, yine işçilerine iş kıyafeti ve ayakkabı ve dışarıda soğukta çalışıyorsa, mont kaban gibi şeyler veriyor, ve bunlarda vereceği vergiden düşülüyor, giderler diye ortaya çıkıyor. demek ki gideri çok olan bir firma, vergi vermiyor devlete. Yani iyiliği çok olan kimse, zararı az dokunuyor, hep hayır, hep hayır, faydalı.  ve bazı fabrikalarda buna diyor ki, bu sene diyor firmayı genişlettik, ve genişletme sebebiyle, şu kadar masraf yaptık diye gösteriyor, ve her sene böyle firmada genişletme yapma hikâyesiyle vergi kaçırıyor, her sene her sene biraz inşaat ile, verigeye verecegi parayi frimayi dahada büyütmede kullanan firmalar var, cünkü firmayi büyütünce, yine belli derece vergiden muaf oluyor, bu vergi devlete gidecegine ona kalmiş oluyor, iyimidir, Allah bundanda rahmet cikariyor, ve o adam firmayi büyütünce, iki işciye ekmek verirken, bu sefer on işci daha aliyor, on işciye ekmek veriyor, buda rahmet degilmi, bu sayede bu işi iyiye götürenler var, Bir de bu işi kötüye götürenler var, ikisinin arasında da fark var. Birisi fayda vermek için bu işi yapıyor, birisi vergi kaçırmak için bu işi yapıyor, Allah katında ikisi Tabii ki de aynı değil, Yine arka planda, replikleri verende Allah, onu öyle yaptıran yine Allah, o rolü ona veren yine Allah, salebenin vergiyi verememesi de Allah'tan, Allah'tan gayrı hiçbir şey yok,

"la mevcuda İlla Hu."


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kutibe ‘aleykumu-lkitâlu vehuve kurhun lekum(s) ve’asâ en tekrahû şey-en vehuve ḣayrun lekum(s) ve’asâ en tuhibbû şey-en vehuve şerrun lekum(k) va(A)llâhu ya’lemu veentum lâ ta’lemûn

Meali :

Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 216. Ayet



öyleyse Senin Hayır sandığın şer olabilir,   şer sandığında da binlerce hayır olabilir.

mesela idrar hakkinda ve kötü ve necis oldugu hakkinda hadisler mevcut mesela

"İdrardan (sidikten) sakının. Çünkü kabir aza­bının çoğu ondandır (yani idrardan sakınmamaktan kaynaklanır)."

(Hâkim)

"Şüphesiz ki kabir azabının çoğu idrardandır (yani idrardan sakınmamaktan kaynaklanır)."

(Ahmed, İbn-i Mâce, İbn-i Ebî Şeybe, Hâkim ve Beyhakî rivâyet etmişlerdir.)




(Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.)

[İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

(İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.)

[Taberani]


gibi hadilser idrarin necis oldugunu anlatirken, başka bir hadisde de idrarin faydali oldgunu anlatmişdir Peygamberimiz :

“Medine havası beni hasta etti. Hz. Peygamber (a.s.m), ‘Git birkaç deve ve keçi-koyun sütünden (Hadisin ravilerinden Hammad: ‘sanırım; ve bir de idrarlarından) iç’ diye tavsiyede bulundu.”

(Ebu Davud, Taharet, 125)


“Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve idrarını içmelerini öğütledi. ”

(Buhari Tıp5/1, Hanbel, 3/107,163)


"Hz. Enes anlatıyor: Ukl veya Ureyne kabilesi halkından sekiz kişilik bir grup Medine’ye gelip Hz. Peygamber (a.s.m)’e biat ederek Müslüman oldular. Bir müddet sonra Medine’nin havası onlara dokundu ve hasta oldular. Şikâyetleri üzerine Hz. Peygamber (a.s.m), çobanlarıyla birlikte Medine’nin dışına çıkıp, develerin sütünden ve idrarından içmelerini öğütledi. Adamlar bir müddet develerin süt ve idrarından içtiler ve sağlıklarına kavuştular. Derken, çobanları öldürüp develeri önlerine katıp götürdüler. Olaydan haberdar olan Hz.Peygamber (a.s.m) birkaç adam peşlerine taktı ve nihayet onları bir yerde yakalayıp getirdiler. Hz. Peygamber (a.s.m) onlara hakkettikleri ağır bir cezayı tatbik etti. Ellerini, ayaklarını kesti, gözlerine mil çekti ve güneşin altında ölüme terk etti..."


Ve bu hadisin sıhhati hakkında çok çeşitli tartışmalar var, ve peygamber hiç idrar içilir der mi diye iddia edenler var, Ve yine peygamber böyle bir ceza verir mi, merhametin babası olan bir kimse, böyle bir gaddar ceza verir mi diyenler var, ve bu konudaki ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır :

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnemâ cezâu-lleżîne yuhâribûna(A)llâhe verasûlehu veyes’avne fî-l-ardi fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukatta’a eydîhim veerculuhum min ḣilâfin ev yunfev mine-l-ard(i)© żâlike lehum ḣizyun fî-ddunyâ(s) velehum fî-l-âḣirati ‘ażâbun ‘azîm.

Meali :

Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.

Sadakallahul Aziym Mâide Suresi 33. Ayet

Ve bu adamlar Bu hadiste Görüldüğü üzere peygamberden menfaatlenmek için, ona Müslüman olduk görüntüsü vermişler, Halbuki Müslüman olmamışlar, ve onlar peygamberin şifa veren bilgilere sahip olduğunu bildiklerinden, yanına yanaşmışlar, ve onlara fayda edecek ilmi aldıktan sonra, onlar onu kullanıp iyi olduktan sonra da,  hainlikleri içinde olduğu için, hayvanlarini develerinin sürüsünü önlerine katıp çalıp çırpıp oradan kaçmışlar,

Esteuzubillah

  “Muhakkak ki, biz gerçekleri açıklayan âyetler indirdik. Allah, dilediğini dosdoğru yola iletir.

   "Niceleri: 'Biz Allah’a ve peygambere inandık ve itâat ettik.' derler de sonra  içlerinden bir grup buna rağmen arkalarını dönerler. İşte bunlar mümin değillerdir."

   "Aralarında hükmetmesi için Allah’ın ve peygamberinin hükmüne davet edildikleri zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir kısmı  yüz çeviriyor."

   "Ama hüküm kendi lehlerine gözükmeye görsün, tam bir itâat içinde koşa, koşa gelirler."

   "Bunların kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa imanda şüpheye mi düştüler? Yahut Allah’ın ve peygamberinin onlara haksızlık yapacağından mı endişe ediyorlar? Doğrusu, onlar zâlimlerin tâ kendileridir."

   "Aralarında hükmetmesi için, Allah’a  ve Resulüne davet edildikleri vakit, müminlerin söyledikleri tek söz; “Baş üstüne; işittik ve itâat ettik.” demek olmuştur. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.”

(Nur, 24/46-51)

Ve bu  ayeti kerimede deniyor ki, kendi lehlerine oldu muydu, koşa koşa gelirler, kendi aleyhlerine oldu muydu, işte böyle şaibe vardır derler, al bu ayeti ve bugüne uyarla.

ve deve sidiği içilirmi meselesine gelince

Ebu Hureyre, Peygamberimiz'den (asm)şöyle rivayet ediyor:

"Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de "Ey Allah'ım, kurtar kurtar" olur." (Buharî ve Müslim)
Sıratı geçerken insanların amelleri onları taşıyan binekler hükmünde olacak, amellerin derecesine göre hızı ve zamanı değişecektir:
“Sırat, kılıcın keskin tarafı kadar ince ve kaygandır. Müminler, nurları oranında süratli geçerler. Kimisi yıldızların akışı gibi, bazıları göz açıp yumuncaya kadar, kimileri rüzgâr gibi hızlı geçerken, bazıları da hızlı yürüyerek ve koşarak geçerler. Geçişleri amellerine göredir. Hatta nurları ayaklarının başparmakları kadar olanlar düşe kalka, elleriyle tutunarak, ayakları kayarak yanlarına yörelerine ateş sıçrayarak geçerler.”

(Taberânî, Hâkim)

Sidik içilirmi meselesine gelince, hadis doğru, çünkü erkeğin, veyahut, insanlardaki  zekerin içinden geçen yol, kıldan ince ve sırat köprüsü için bu tarif yapılır, Kıldan İnce Bir Yol. kapalı vaziyetteyken, hortum gibi içinden su geçecek hava geçecek delik yok, yapışık vaziyette meninin çıktığı ve idrarın çıktığı yol. ve Öyle olunca İşte bu ince dar yoldan meni Damla halinde çıkarken, ve çok menisi olanların, hızlıca çıktığında, oradaki yolu yırttığını bilim adamları tespit etmiş, yırtılmalar olduğunu, bu yolda zekerin içindeki yolda, o kildan ince yolda, yırtılmalar olduğunu tespit etmişler, ve fakat böyle devamlı ıslak kalan bir yerdeki yaralar, neden büyük yara haline dönmüyor? Çünkü antiseptik olan idrar, onları antiseptik özelliği ile yakarakdan tedavi ettiği için, orada yara halinde olmuyor,

ardına demiş ki Peygamber Efendimiz:

"Cima ettikten sonra, 2. defa cima etmek isteyen, gitsin idrar yapsın, ve Zekerini ve hayaları­nı yıkasın, ondan sonra tekrar cima etsin."

( Hadis-i Şerif )

demiş, Neden Çünkü önce tedavi ol Sonra tekrar bir daha cima et, orası yaralandı çünkü, ve idrar orayı en iyi tamir  ve tedavi eden ilaç niteliğinde. ikincisi eğer çocuk yapmak istemiyorsan orada meni bulaşığı kaldı yika ki çocuk olmasın ikincisi çocuk yapmak istiyorsan orada zarara ugramış meniler var zekerin üstünde, onlari yıkada yeni ve kuvvetli meniler yumurtaya gitsin, yoksa hava ile temas eden meni, sudan çıkıpda kurumuş balık gibi güçsüzdür, ve Öyle olunca işte Peygamberimiz onlara idrarınızı için dese iğrenç gelecek, insanın kendi idrarını içmesi, yahut başka bir insanın idrarını içmesi iğrenç gelecektir, öyle dememişte  böyle diyerekten, yani iğrenç olacağını bildiği için, o da demiş ki gidin deve veya koyun idrarı keçi idrarı için demiş, ve  Neden idrar, Çünkü içleri (Dahiliye) hasta olduğu için, devamlı ıslak kalan bir bölgedeki yaraların kapanmasında en iyi tedavi edici şey idrar dır.


Rabbim askerime ve bana peygamberini yalanlamaktan ziyade, hikmetini anlamayı nasip eylesin, bir olayı bilmeden de o olay üzerine yanlış yorum yapmaktan da muhafaza buyursun.

Dün kü birolay  bugün daha kolay anlaşılır hale geliyor, Çünkü Kıyamet hadislerinin Çoğu da aynı minvalde, o gün onlar tam manası ile anlaşılmamış, ama Bizler hakkalyakin Bugün o olayların içinde olduğumuz için, hadisleri daha güzel anlayabiliyoruz, ve gerçekmiş, Muhammed doğru söylemiş diye biliyoruz, Ve Niye bu idrar hadisini düne kadar yalanladılar, Çünkü hakikaten bilinmediği için.

Rabbim hadisleri de sünnetleri  de ve farzları da, vacipleri de, mekruhları da, ve dinin bütün vecibelerini, doğru anlayıp, doğru yaşamak nasip eylesin.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 08 Nisan 2019 Pazartesi

Original Kar © glan
DEVAMINA BAK


Her Sünnet Göründüğü Gibi mi Tatbik Edilir

(Kar©glanin 29 Mart 2019 Vaazi)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ  وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ  لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ  دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ  اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ 

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnâ zeyyennâ-ssemâe-ddunyâ bizînetin(i)lkevâkib. ve hifzan min kulli şeytânin mârid, Lâ yessemme’ûne ilâ-lmele-i-l-a’lâ veyukżefûne min kulli cânib. Duhûrâ(an)(s) velehum ‘ażâbun vâsib. İllâ men ḣatife-lḣatfete feetbe’ahu şihâbun śâkib

Meali :

Biz yeryüzüne en yakın gökleri, yıldızların güzelliğiyle süsledik. spion dedektiv gibi casus şeytanlardan da korunmuştur  o yüksek meleklerin toplantisi olan bölüm olan üst sema, Ki o şeytanlar yüce melekler topluluğunda konuşulan şeylere kulak verip dinleyemezler ve herbir taraftan taşlanarak kovulurlar aşagi batirilirlar. oradan Uzaklaştırılırlar. oraya yaklaşanlara kesintisiz bir azab vardır. Ancak meleklerin konuşmalarından hırsızlama bir söz kapan olursa, hemen onun ardından da delici ve yakıcı bir ateş, ona peşinden yetişir ve onu yakar.

Sadakallahul Aziym Sâffât Suresi 6,7,8,9,10. Ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"İhlâs ile Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer."

( Hadis-i Şerif , Taberani, Deylemi)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

(La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah diyene Cehennem ateşi haramdır.)

[Müslim]

(Allah'tan başka ilah olmadığına Allah'ın bir ve ortağı olmadığına ve Muhammed'in Onun kulu ve Resulü olduğuna, keza Cennet ve Cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, Allahü teâlâ onu Cennetine koyar.)

[Buhari, Müslim, Tirmizi]

(Rab olarak Allah’ı, din olarak İslam’ı, Resul olarak Muhammed'i seçen yani kabul edip beğenene Cennet vacip olur.) [Ebu Davud]

(Kitap ehli olan bir kavme [İsevi veya Musevilere] görevle gidince, önce, La ilahe illallah Muhammedün Resulullah demeye davet et. Bunu kabul ederlerse, günde beş vakit namazın farz olduğunu bildir. Bunu da kabul ederlerse, Allah’ın Müslümanların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekâtı farz kıldığını söyle.)

[Buhari, Müslim, Ebu Davud]

(Size şu beş şeyi emrediyorum. Birincisi Allah’a imandır. Allah’a iman nedir biliyor musunuz? Allah’tan başka mabut olmadığına ve benim son Peygamber olduğuma şehadet etmektir.)

[Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, İbni Hibban, Taberani]

Ateşedemi şükretmemiz lazım, Cehennemi yaratan Allah'ın, Cehennemi neden yarattığını bildiğimiz zaman, cehenneme de şükretmemiz gerektiğini bilmek nedir. ve düşünün Ateş olmasaydı yiyeceklerimizi ne ile pişirecektik, mesela patlıcan ve patates yemek istediğimizde, ve işe giderken Hanımın Sana 3 tane Çiğ patates, 1 tane patlıcan Öğlen yemeği olaraktan, yemek çantana koydu. ve öğlen oldu iş yerinde sen, çıkardın patatesleri, patır kütür patır kütür çiğçiğ yiyeceksin, ne garip! Hele bir de patlıcan eline alıp patır kütür çiğçiğ yiyeceksin, kendini düşünüyormusun bu halde.
ve yine mesela demiri ateş ile kızdırmadan, yararlı hale getiremiyoruz, Ateş olmasaydı, demir kapıları, Demir direkleri ve beton direklerdeki demir telleri, yine araba kaportalarını, konstrüksiyon malzemelerini nasıl yapacaktık Ateş olmasaydı? cehenneme de Ateşe de şükretmek lazım değil mi? Çünkü Cehennem ateşten ibaret diye biliyoruz, sıcak Cehennem ateş Halbuki, amma işte Cehennem halk olmasaydı, ateşte halk olmazdı, yine ateşin kullanıldığı yerler, güneşimiz de o hararetli Ateş  ve yanma olmasaydı? Bahar gelir miydi? Yaz gelir miydi? soğuktan donardık, hele kışın, mevsim Kışa döndüğünde, evimizde sobada ve kaliferlerde Ateş yakmasaydık, hasta olurduk hepimiz. insanların soyu, kısa sürede tükenirdi. Şeytan da ateşten deniyor. o zaman ateşe şükretmek lazım ise, şeytanadamı şükür edeceğiz, ateşin bir neviisi Şeytanda, dumansız ateşten  deniyor. Öyle olunca, mesela mikrodalga fırın, bu fırında Bir yemek ya da pasta kek pişirirken yada ısıtırken, herhangi bir ateş yok, Herhangi bir duman yok, Alev yok, eeee frekans ile yemek pişiriliyor, Hani geçen gün anlatmıştık ya, Kainat frekanstan ibaret, Matrix içindeyiz, İşte bu matriksin çözüldüğü noktalardan birisi de, Mikrodalga fırınlar, mikrodalga fırın çözüldüğünde, bunu çözen amca, Matrixin içinde olduğumuzu çözmüş zaten, Yani dalgalar dünyasında olduğumuzu çözmüş, ve dalga ile, dedik ki , insan görmediği halde, elini yakacak sıcaklıkta bir demir uzattık sana dediğimizde, elini değdirince, o demir sogukda olsa da, eli yanmış hissi hissediyor demiştik, işte buradan yola çıkan bilim adamı, dalga ve frekansın yemeği pişirebildiğini keşfetti, ve mikrodalga fırın üretti, adı üstünde mikrodalga, Dalga ile frekans ile pişiriyor, Yani bu iş bizimkilere gelesiye kadar, adamlar çoktan zaten bunları keşfetmişler. Bizimkiler hala uykuda, ve dumansız Ateş işte, dumansız Ateş, o zaman mikrodalga şeytan mı? Allah şeytanı yaratmış ki, mikrodalga fırında keşfoldu, şeytan gibilerin enerjisi, işte mikrodalga Fırını da keşfetmemize sebep oldu. yani yine ateşin nimetleri saymakla bitmez, Allah öyle diyor,

"Hangi nimetlerimi yalanlarsınız."

(Rahman suresinden ayet)


ateşi bize nimete çeviren, İbrahim'e serinlik güle gülüstana  çevirdim diyen Allah, ateşi bize Nimet etmiş, doğru kullaninca, soğuktan korunup ısınıyoruz, yemeğimizi pişiriyoruz, alet Erdavatımız, metallerden onun ile ısıtılaraktan yapılıyor, yine Alüminyum, alüminyumun kazanılması için sıcak kazanlar olmasa elektrik dalgası olmasa, alüminyum üretilemez, alüminyum kullanılır hale getirilemez, işlenemez,  5000 watt elektrik lazım Günümüzde ortaya çıkan teknolojik gelişmeler sonucu, alüminyumun kazanılması için özgül enerji tüketimi ~ 13 kwh gerekli her 1kg-alüminyum elde edebilmek için yani ~ 13 kwh/kg-alüminyum seviyelerine kadar düşmüştür. yani işte Dünyamız dört ana unsurdan meydana geliyor, işte bunlara Anasırı Erbaa deniyor ki, su, toprak, hava, ateş, Onlardan birisi de ateş, ateşsiz bir dünya ve Kainat, eksik kalır, Gedik kalır.
---oOo---

Ve bu ecnebi bilim adamları o kadar ileri gittiler ki, artık  4 duvar içinde, evde oldu bitti,  Kimse görmedi diye bir şey yok artık. üstümüzdeki gece bile yorgan vazifesi görmüyor, duvarlar koruma vazifesi görmüyor, yine yorgan dahi yorganlık yapamıyor artık. neden ve nasıl derseniz, Taaaa bu radyonun keşif olmasına kadar dayanır. ve Radyo, düşünün ses dalgasının, bir yerden yayın yapıldığında, taaa evimizin içine kadar geliyor, duvarları delip, camları duvarları delip geçip, evimizin odasındaki radyoya kadar ulaşıyor, radyonun anteni, O Ses dalgasını algılayınca, radyonun içindeki transformatör denen bir aygıt, o dalgayı ses haline  transforme edip dönüştürüyor, ve hoparlör denen bir cihazda onu, kesik kesik hırıltılar halindeki dalgayı, aynı insandan çıkmış ses gibi, kelimelere cümlelere çeviriyor, ve bu radyo dalgası nasıl işte, ne duvar dinleyeyip, Ne kapı ne çatı, ne elbiseyi engel tanımayıp, evin içine girebildiği gibi, Ve bu dalganın evin içindeki, o Radyo denen cihaz ile Sese Çevrilebildiği gibi, şimdi bu ecnebi bilim adamları, artık insanın kendisininde dalga yaydigini buldular, ses frekansı, konuştuğu zaman yaydığı gibi, görüntüsünün de, bir dalga ve frekans olduğunu, ve her şeyin titreşim olduğunu keşfettiler, bu titreşimler işte, yıldızları görmemize sebep, o Yıldız'ın sertliğini, maddesini keşfetmemize sebep olan şey de, o Yıldızı'ndaki maddenin titreşimi ile alakalı işte, sen de dünyada bir yer işgal ettiğin için, sen de bir titreşime sahipsin, senin bedeninde bir titreşim yaymakta, ve o titreşim, Sen neredeysen oradan yayılmakta, ve bu kainata doğru akıp giden bir dalga şeklinde, ve işte ecnebi Bilim adamları, bu dalganın da aynı Radyo dalgası gibi, duvar veya kapı veya perdenin bu dalganin yayilmasina engel degil oldugunuda buldular, bu dalgayı bir sensör ile algılayıp, daha sonra bunu, bir Transformers sayesinde, tekrar görüntüye çevirebilecek aleti keşfettiler, ve bunu da bir ekran sayesinde görüntülemek imkânına erdiler, ve bu da zamanımızın icatlarından birisi, ve artık öyle, ben evimin içindeyin, beni kim görecek diye bir durum yok, artık seni duvarların içinde de olsan, demirlerin içinde bile olsan, görüntülüyebiliyorlar, sesini Duyabiliyorlar, sen ne yaptın, ne ettin bilebiliyorlar, elbiselerin bile engel değil, seni çıplak vaziyette görmek isteyen, çıplak vaziyette, elbiselerinle görmek isteyen, elbiselerin ile görüntünü almasına imkan sağlayan bir buluş, ve icat, şu anda günümüzde meydana getirildi, ve bununla da insanlık, izlenip gözlenmekte, Hatta Mehdi de bu gözetlenenlerin başında zaten.

Kur'an'da da bir ayet olacak ve her insanı gözetleyen casus bir şeytan, yani "şeytanin Marid" vardır diye bir ayet var işte herkes gözetleniyor.

Cennet tasvirlerimize devam edersek, ve iki cihan Onun için halk olmuş olan Muhammed olsun, ruhullah lakabı almış olan İsa Aleyhisselam olsun, yine Kelimullah lakabı almış, Allah ile kelam etmiş olan Musa bile olsa, ve Muhammed'in Ashabından, kerremallahu veche Ali bile olsa, onlardan bir tanesini al gel bizim vaktimize, vaktimizin en cahili  ve en şapşiki durumuna düşer, Tövbe haşa diyeceksiniz şimdi, Evet Evet, çünkü mesela onlarin vaktinde Tuvaletler evde değildi, Onu al gel buraya, tuvalet yapacağı zaman, oraya gitmeyeceksin, eve yapacaksın desen, şaşırmaz mı? Biz tuvaleti evimize yapıyoruz dersek şaşırmaz mı? sıcak sular akıyor evlerde amma, bu bu sıcak suyu nasıl kullanacağını ne bilecek, musluk görmemiş ki, evlerinin altindan Nehir akıyor diye tarif edilmiş işte, abdest almak için Çeşme arayan Ali düşünüyor musun, Muhammed düşünüyor musun, evimizde Çeşme, yani Nehir akıyor, hem de isterseniz sıcak, istersen soğuk akıyor, yine Eskiden, biraz Eskiden ekmek etmek için, köy fırınlarına gidilirken, şehir fırınlarına gidilirken, benim evimde fırınım var, Ben kendi evimde ekmeğimi yaparım, pişiririm dersek, nasıl şaşırırlar, o fırının düğmelerini nasıl kullanılacağını nereden bilecek o Ali, nasıl çalıştığını, elektriğin onu çarpacağını, ama düzgün kullanırsan çarpmadan ekmeğini pişirdiğini nereden bilecek, baksa ki şaşırır, Ömer görse şaşırır, Osman görse şaşırır, Muhammed görse şaşırır değil mi? baksa baksa şapşik durumuna düşer, fırında Hadi bir ekmek pişir dersek pişirebilir mi, Haydi bir Çay kaynat bize dersek, kaynatabilir mi? yani bilgisiz ve şapşik durumuna düşerler, oraya baksa bir icat ve mucize Keramet gibi bir şey, beriki tarafa baksa, başka bir mucize ve keramet gibi bir şey, yani hayret içinde kalıp Hayret makamına çıkar. Hayret makamına çıktı denilen evliyalar var  deniliyor ya, şimdi bu günün evliyasını, 50 sene sonraki icatların olduğu devire götür, bugünün evliyası Hayret makamına Çıktı işte, evliyayı götür, ne görse o devirde olmayan, mucize bir şey olur onun için. Allah Allah!  Fatih Sultan Mehmet'in getir bizim vaktimize, ve cep telefonundan şöyle uzaktaki annen ile konuş sonra, İnternetten görüntülü konuş, Fatih Sultan Mehmet in ağzı açık kalır değil mi? Ne oldu, Hayret makamına çıktı, Hayret makamı neymiş, deniyor ki Kalp gözü açıldı mı bunların kimseye söylenmemesi lazımmış söyleyen ölurmuş, Ya da kaybedermiş bu bilgileri, Bir daha oraya çıkazmazlarmış. Halbuki işte imamı Mübin Sırrı ile, Yukarıdaki, ana kitaptaki görüntülere erişmek demek, Hayret makamına çıkmak demek. yahutta zamanda yolculuk ile, o zamana gidip, o zamana  müdahale etmeden, O zamanı izlemek, görmek, onları hakkalyakin bilmek demek, oradaki görüntülerin sana bildirildiği zamanı düşün,

yani bugünkü çağıda ki bir insanın Evinde ki alet erdavatı ve Osmanlı zamanından başında ki kurucusu Osman Bey'e al gel, ve benim evdeki alet  Erdevatları göster, işte Hayret makamına çıkar, ağzı açık kalır, Hayret makamı bu, marifet makamından sonraki makam, hayret makamıdır, hayret makamı ise geleceği görmek demek, sen şaşırmaz mısın dün ankesörlü telefonlar vaktindeyken, seni alıp gelseler, internetten yahut, Cep telefonlarıyla görüntülü konuştuğumuz vakte alıp gelseler ve Sana gösterseler, seni cennete getirdik  deseler,  İnanmaz mısın sen, ve Hayret etmez misin, Cennette ne güzellikler var demez misin, gidip anlatmaz mısın bunları orada vaktindekilere, Anlatmayacak mısın, ya anlatırsan kaybeder misin, Allah Allah! hayret işte, yani hayran kalmak, Bakıp bakıp hayran kalmak, ama elde edememek, o an o an onları elde etme imkanının olmaması, seni sadece seyirci olaraktan oraya götürdüler, ve sana gösterdiler demek bu, ve bir gün bunların olduğu çağa ulaşacağını gösteriyor, ve bir anda  sen bugünden 100 sene sonrasında ki  vakte  götürüldüğün zaman, bugünün insanı Hayrat makamına çıkmış olur.

ve yine Ashaptan birisini alıp gelsek, Hadi bir bizi Arabaya bindir de İstanbul'a götür dersek, o ashabin ehliyeti yok, trafikte sağdan gidilir bilmez, stop'ta durulur bilmez, yeşilde geçilir, kırmızıda durulur, sarıda beklenir bilmez, şapşik olur, yol nedir bilmez asfalt yol bilmez, yollardaki levhalardan güzergah takip edilip de, bir yere kolayca adres bulup ulaşıldığını bilmez, adres diye bir şey yok zaten eskiden, bi civarı falan yerin civarında, yakınında diyerekten tarif ediliyor, ama şimdi ne olmuş Sokaklar bile isimlendirilmiş, evler numaralandırılmış, ve adres diye bir şey var, mektup atıyorsun, adres diye bir şey yazıyorsun,  seni istanbul'da arayan birisi, O numaraya sana mektup yazıyor, paket gönderiyor, hediye gönderiyor, seni arayıp O adres ve Numara'da bulabiliyor. Osmanlı vaktinde var mıydı böyle bir şey, böyle bir şey var mıydı, adres diye bir şey var mıydı, adres tarifi numaralandırma var mıydı, böyle bir şey tasnif, yani tasnif, musannif, Mehdi Aleyhisselam en büyük musanniftir, tasnif edicidir, tasnif Edecek yani numaralandırma, sınıflandırma, kitaplardaki bab yani kapı açan demektir, musannif, yani düzenli şekilde  yerleştiren demekdir, aradgini aradigin yere bulmak için adresleme, mesela bilgisayardaki dosyaları düzenleyen, yani Hani bilgisayarda mesela müzik dosyası açtık ve indirdigimiz müziklerin Hepsini onun içine attığın zaman, Karman çorman olur, amma onun icinide siniflandirirsan 2018 dosyasi ve 2019 dosyasi diye daha düzenli olur degilmi, o bile yine karışık olur 2019 ocak Ayı diye bir dosayda onun icine actin sonra subat mart ayi diye aylara böldün, mesela Ocak ayında çıkan müzikler dedin, bir alt sınıf daha oluşturduğunda o ordnenin yani dosyanın içine bir dosya daha açtım, yine  mesela resimler dedin, Ocak ayı dedin, 1. hafta, 2. hafta, dedin, Ne oldu düşün yani, bunun Arandığı zaman kolayca bulunması için, bir baum oluşturdun aynen agac dallari gibi dal sitemi veya tasnif işte. ve ben Bauman diye bir kumaş dokuma fabrikasında pıraktik yaptım, elektrik teknisyenliği öğrendigim zaman. orada büyük bir depo var, oranin akilli bir asansörü, bilgisayarlı bir asansörü var, asansörün içine binen kimse, Hatta binmeden de alıp geliyor kendisi, otomatik, asansörün içine binen kimse, bilgisayardan diyor ki mesela, 0005DC kodlu turuncu renkli yün ipliklere git o ipler 9. kat 19. bölüm alt sirada ara diyor mesela, bunu bilgisayara girdiği zaman, o asansör otomatik olaraktan gidiyor Onun önünde duruyor, yüksek bir asansörlü böyle bir Deposu var, Depoda gerekli malzemeler var, dokuma fabrikasi olduğu için, yani kumaş iplikle dokunan bir şey, ve bu şekilde Hangi ipin hangi renginin nerede olduğunu, hangi boyanın nerede olduğunu bilen, bilgisayar ve asansör var, gidiyor o rengin olduğu yere, o iplikleri alınacak yer variyor, orada duruyor, ve bir de efendim Eğer uzaktan kumandalı bilgisayardan kumanda ede biliyorsun, Hiç İçine binmeden  o paleti içeriye alıyorsun, sonra alıp gelip senin yanina  bırakıyor, Sen alacağın kadar içinden iplik alıyorsun, tekrar koy, Götür bunu yerine bırak diyorsun, götürüp yerine bırakıyor. yani düşünün teknolojinin ne hale geldiğini, yani burasının Cennet halini almaya doğru gittiğini, yol aldığını anlamayanlara ben ne diyeyim, ve bunu bırak Ashabı kiramdan birisini, Osmanlı vaktindeki birisini alıp gelsen, bunu göstersen, o bile Hayrat makamına çıktım der, Ben Hayrat makamına çıktım, evliya oldum der, yani mucizevi şeyler gibi görünüyor, halbuki hepsi şu anki vaktimizde, biz onlara teknoloji diyerekten bakıyoruz, mucize ve keramet demiyoruz bunlara.

Öyle olunca Yollar, asfaltlar, ve navigasyon diye bir şey var vaktimizde, Arabaya sen navigasyonu taktığın zaman, mesela senin hiç görmediğin Hindistan'a gideceksin, Hindistan'ın haritası varsa sende, ona adres verdiğin, zaman Türkiye'den yola çıktın Hindistan'a kadar seni alıp gidiyor, Hindistan'daki bir adrese sokaga hatta ev numarasına kadar seni alıp götürüp bırakıyor, işte  aradığın Kimse bu evde diye, yanına varınca, hedefine vardın diyor, oraya vardığın zaman. bu mucize Keramet değil de ne? Ashab-ı kirama bunu göstersem, işte mucize İşte Keramet ve cennetin nimetleri diye bakacak, işte cennetin nimetleri bunlar, işte bu cenneti nimetlerinden faydalanıyorsunuz ama, Cennet nimeti olduğunu bilmiyorsunuz, suyun içindeki Balık gibisiniz, sudan habersizsiniz, havanın içindeki kuş gibisiniz, kuş oluyorsun da havadan habersizsin.

Yine Cennet vaktimizdekilerden biriside, mesela adamın kafasındaki saçları dökülmüş, kabak olmuş, adamın ensesinden bir sıra, 2 sıra saç alıyorlar, kabak olan yerine ekiyor, dikiyorlar, aynı  pırasa Diker gibi saç dikiyorlar, ve o saçta, pırasanın toprakta yetiştiği gibi, Kafadaki çıplak yerde yetişip saç oluyor. Aman yarabbi,  bu mucize değil de ne? yine  bu acıyı sızıyada gerek kalmadan, kadınlar saçlarını kısa kestirmiş, Bu sefer de 2 hafta sonra sıkılıyor kısa saçtan, ve diyor ki kauaförün Sana, gel de kaynak yapalım diyor, uzun saçları silikonlu kafasındaki saçlarına yapıştırıyorlar, Sanki sen diyorsun ki  bu kadının saçları ne kadar uzun, ne zman uzadi hemen, ne kadar güzel,  yarım saat içinde Saçları uzun hale geldi, yine peruklar, yine kuaförler işte, saclari istediğin şekle sokuyor, seni daha bir güzel yapiyor böyle, çirkin birisni bile bir güzel hale getiriyor makyajlar ile, yine manikür pedikür yani hijyen.

Peygamberimizin sünnetlerinden birisinin de, uykudan kalkar kalkmaz, semaya baktığını rivayet etmiş hadis ravileri, yani Neymiş bu, uykudan kalkınca havaya bakmamız gerekiyormuş, semaya bakmamız gerekiyormuş ki, sünnet işlemiş olalım!  bire dangıl ahmak adam, Muhammed neden semaya bakıyordu? şu anki vakitte kalkinca semaya bakmaya gerek yok,  Tamam bakarsın Ama, sebep ne idi, bazı sünnetler işte öyle göründüğü gibi değil, Muhammed vaktinde saat Yok, saat diye bir şey  daha Keşfedilmemiş takvim diye bir şey Keşfedilmemiş, Sabah kalktımı  Öğlen mi oldu? sabah mı oldu? ikindimi mi oldu, havaya bakacak ki, gündüz ise güneşe bakacak, öğlen ve ikindi mi, güneşin durumuna göre karar verecek, saat kaç olduğuna karar verecek, akşam ise aya bakacak, ayı görecek ki bugün ayın kaçı, Saat kaç olabilir, ay Nereye gelmiş, Gecenin yarısı mı, ortası mı, başlangıcımı bilsin, uykudan  kalkar kalkmaz semaya bakmasının sebebi bu. Bugün ben kalktım  duvardaki asılı saatimi bakıyorum, Saat kaç olmuş, kaça kadar uyumuşum biliyorum, semaya bakmama gerek kalmadı ki, gerekirse bakarım, birde gökyüzünün havanın durumu nasıl  diye bakarım, iklim nasıl bugün, hava durumu nasıl, serin mi, soğuk mu bakarım, ona bile gerek yok, içeride dijital termometreler var, içeriyi dışarıyı algılayan Sensorlar ile, senin evinin içine  bunları bilgi olarak tanımlayan yansıtan aletler Keşfoldu. Dışarıda hava  eksi 22 derecede ise sen içerde sıcak odada oturuyorsun dışarıdaki havanın kaç derece olduğunu biliyorsun bunlar sayesinde.
yine internetin varsa bilgisayarin alt köşesinde bir yer var, hem takvim var, hem saat var. hem de mesela öyle sayfalar var ki internette, diyor Şu an saat  Amerika  da Başka, çünkü Amerika'daki saat başka bizdeki sanat başka bilim adamları hem grinviç diyerekten dünya bilim admlari dünyayi meridyenleri bölüp, saat dilimlerine bölüp, ve birini sıfır noktası almışlar, ve her saat dilimi bir saattir,  24'e bölmüşler ve Öyle olunca Amerika'da saat 4 iken, Biz de 4 değil, Çünkü orada sabah kaçta başlar, orada Gece kaçta başlarsa saat ona göre, Seninki ile diger meridyendeki ayni degil, aynı şekilde başlamıyor, sabah  başlangıcı aynı mı, saatler farklı, Öyle olunca Amerika'da saat 6 iken şu an bizde sabah 4 diyor  falan filen Türkiye'de gece 2 diyor mesela. şu anda internet sayesinde, bazı sayfalar sayesinde, ve bazı aygıtlar sayesinde, böyle bile biliyorsun, Öyle olunca Muhammed  kalkar kalkmaz semaya baktı, Biz de şimdi kalkar kalkmaz semaya bakmak sünnet diye  o yüzden hemen yatağımızı bir pencere yanina seriptemi yatacağız ki, kalkınca çabucak semaya bakacağız ki, o sevabı işleyelim, Bu mu yani, şimdi bunu yaparsak, bu kadar yıllık emek zayi oldu, o hadis anlaşılmadı denir. bugün ne yapacaksın, kolunda saat varsa, kalktımı saatine bakarsın, Telefonuna, cep telefonundan bakıyorsan saate takvime, cep telefonuna bakarsın, internetin açıksa, internetten bakarsın, Bugün ayın kaçı, günlerden ne? gün Gecenin yarısı mı, Ramazan'da mıyız, Recep de miyiz, artık biliyoruz takvim ve saatler sayesinde, akilli saatler telefonlar sayesinde zaten. yani bazı sünnetler öyle göründüğü gibi tatbik edilmez, ve bunu anlamayan dangıl alimler, hala aynı ahmaklık da, aynı salaklık da devam ediyorlar. ve bunu da eger yapılmazsa, sünnete aykırı hareket etmiş olursun, ve sen bunu yapmayinca sen mehdi olamazsina getiriyorlar işi, sünnetten Sen içtinab ettin demeye getiriyorlar. bu  mesele de budur.

Yine  diğer peygamberlerin sünnetlerine ittiba etmek de de, aynı kendi Peygamberimizin sünnetine ittiba etmek gibi sevap ve ecir  var. ve onlarda değer kazandıran ameller olaraktan biliniyor, ve mesela Eyüp aleyhisselam ne yapmış, hastalığa sabretmiş, ve en sonunda iyi olup düzelmiş, işte hastalığı sabredenler, Eyüp sünneti işlemiş olurmuş. lan dangıl trottel beyinsiz ahmak, bugün Tıp keşfedildi, ilaçlar keşfedildi, Doktorlar var, hastaneler var,  her türlü aygıt var, Ameliyat ediyorlar, ilaçlar, ilaç sanayisi, her türlü şifalı bitkiler, maddeler biliniyor ve bilinip tecrübe edilmiş vaziyette, Sen daha hala, hastaneye gitmeyip, hastaliga sabretmek ile, yani sabrettiğinde Cennet kazanirsın dersen ahmak olursun. o anda eyub vaktinde Doktor diye bir şey yok zaten, ve ilaçlar bilinmiyor, yapacak başka bir şeysi yok, gitse ki Hastaneye, tedavi olsa, tedavi olacak bir durumu yok, ve burada da yine o an Eyüp'ün sabır ettiğini biliyoruzda,  hastalığına sabrettigi gibi, hanımı  Rahime hatunda onun o hastalıkli  haline sabretmiş, hangisinin sabrı daha büyük, şimdi karşılaştırırsak, Eyüp'ün sabrı mı daha büyük, yok sa Rahime hatunun Eyubun hastalıklı Haline, irinli haline sabredip de, onu terketmeyip ona hizmet edip bakıp,  ona hizmet eden hanımı rahimenin sabrımı daha değerli? ikisi de aynı minval de diyebiliriz. Onun ki de sabır onun ki de sabır. Öyle olunca eğer ki, o vakitte, o hastalığın tedavisi biliniyor olsaydı, Elbette Eyüp'te, yahut hanımı da, ona, git hastalığından Tedavi ol derdi. yoksa Eyüp sünneti işlemek için, hastalığa boyun eğmek gerekmez, Eğer tedavisi Mümkünse, gideceksin tedavi olacaksın.

Yine bazilari hapishaneye düşmeye Yusuf sünneti olur gözünden bakıyorlar. bir adam kendini hapishaneye düşürecek ameller işlemesin ki, o duruma düşmesin, Haksız yere de düştüysen de, çıkmanın yollarını arayan Yusuf  gibi oradan çıkmanın yollarını aramadın mı sünnet olmaz. Çünkü haksızlığa uğradığını ispat edecek ve, Hemen oradan kurtulacak Yollar aradı yusuf aleyhiselam, ve işte rüya yorması ile öyle bir mucize ile oradan Kurtuluşa erdi. yoksa hapishaneyi okula çevirmek marifet değil. Yusufluk marifet amma, Hapise düşmek marifet değil, Yusuf sünnet işlemiş olmuyorsun hapse düşünce, o sana bir örnek, Peygamberimiz tıpta her zaman  tedavi edici tıbtan evvel ön Tıp kullanmış, yani hastalığın ortaya çıkışını önlemeyi öncelik alıp,  hastalığına sebep olan şeylerden uzak durmayı, ve onlardan sakınmayı ele alıcı özellikler öğrenmeye ve öğretmeye çalışmış, Kendisi de o şekilde onlardan uzak durmaya çalışmış, dişleri Hasta olmasın diyerekten, dişlerini misvak fırçalamış. misvak varmış, misvak ile fırçalanmış, fırça yok ki Ne yapsın,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Eğer ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim."

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Cum'a, 8, Temennî, 9, Savm, 27; Müslim, Tahâre, 42; Ebû Dâvud, Tahâre, 25; Tirmizî Tahâre, 18; Nesai, Tahâre, 6, Mevâkit, 20; İbn Mâce, Tahâre, 7; Ahmed b. Hanbel, I, 80, 120, II, 245, 250, 259, 287, 399, 400, )

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Misvak kullanarak kılınan namazın, misvaksız namaza üstünlüğü yetmiş kattır."

( Hadis-i Şerif , Ahmet b. Hanbel, Müsned, VI, 272)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Dört şey geçmiş peygamberlerin sünnetlerindendir. Haya duygusu, kokulanmak, diş temizliği ve nikâh."

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Nikâh,1; Ahmed b. Hanbel, V, 421)


Peygamber yine ellerini yıkamış, Yemekten önce yemekten sonra ellerinizi yıkayın demiş

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Yemeğin bereketi; hem yemekten önce, hem de yemekten sonra elleri yıkamaktadır."

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Şemâil, 27.bab, no:189)

başka rivayette de şöyle nakledilmiştir:

“Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in bir mendili vardı, abdest aldığı veya ellerini yıkadığı vakit onun ile kurulanırdı.”

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, İbni Sa’d, Tabakât, 1/462.)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Elindeki yemek bulaşığını yıkamadan yatan kimse, eğer gece başına bir sıkıntı gelir ise, bu durumda hatasını başkasında değil, kendisinde arasın."

( Hadis-i Şerif , Ebû Dâvûd, Et’ime:53, no:3852)

ağzını yıkamadan yatan birisi, sabah kalktığında hasta olursa, kendi belasıdır demiş, çünkü ağzında bulaşık kaldı, Sen ağzını açıp da uyudun, hayvanın bir tanesi agzina girverdi, bu süt içtiysen mesela onun kokusuna gelen bir yılan ve bak bir sürü arıcının ağzından giren yılan hikayeleri vardır. Çünkü süt kokusuna yılan gelir, ağzından içeri girer ağzın açık olursa. yine arı karınca ve böceklerin bazıları tatlı sever ve ağzındaki tatlı bulaşıklarına gelirler, ağzının kenarında tatlı buluşığı kaldıysa ve yıkamadınsa  arıcı isen bal yediysen, balda ağzının kenarında yapıştı kaldıysa, ve öyle uyudunsa, az sonra karıncaların senin ağzına hücum edecekleri malum. o zaman sen kendin hasta olursan, vücuduna arı, Karınca,börtü böcek girerse, zarar verirlerse, Kendi kabahatin, ağzını yıkamadan  yattığın için. Peygamberimiz O yüzden elinizi ağzınızı Yemekten önce yıkayın, sonra da yıkayın demiş.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Tırnaklarını kes! Zira uzayan tırnakların üzerinde şeytan oturuyor.”

( Hadis-i Şerif , Hatîb el-Bağdâdi, el-Câmi‘ li-Ahlâki’r-Râvî, c. 1, s. 374, Hadis No. 860.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Her kim Cuma günü tırnaklarını keserse, öbür Cumaya kadar  kötülükten beladan emin olur korunur.”

( Hadis-i Şerif , Taberânî, Mu‘cemü’l-Evsat, 5/85, Hadis No. 4886.)


Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh) şöyle rivâyet etmiştir: “Peygamber (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem), Cuma günü namaza çıkmadan önce tırnaklarını keser, bıyıklarını kısaltırdı.”

( Hadis-i Şerif , Taberânî, Mu‘cemü’l-Evsat, 1/258, Hadis No. 846.)

Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldır.

(Dürr-ül-muhtar)

Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu.

(E.Şeyh)

Başka bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin Cuma günü namaza gitmeden önce, tırnaklarını keserdi. Perşembe günü de tırnak kesmek caizdir. Kesilen tırnakları gömmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Saç ve tırnağınızı toprağa gömün, büyücüler onlarla sihir yapmasın!)

( Hadis-i Şerif , Deylemi)


yine mesela Peygamberimizin hadislerinden demişler mesela, Peygamberimiz tırnak keserken görmüşler, Cuma günü kesiyormuş, Ya Resulallah Bu sünnet midir, sünnettir, bunun bir ödülü var mıdır, Vardır ödülü zengin olursunuz, Cuma günü tırnaklarını keserken yani Peygamberimiz ödül ile öğretiyor, ashabını temiz yetiştirecek, Amma ödüllü yetiştiriyor, aynı çocuğa Hadi git kendine şeker al, 4 tane de ekmek al der gibi. sana zenginlik vaadi, Çünkü ashabının oraya gelen yabancı ecnebiyler, ashab-ı kiramın yanına geldiklerinde,mesela  Cuma günü hepsi yıkanmış, mis sürünmüş, gözlerine Sürme Çekmiş, tertemiz, saçını Taramış sakalını bıyığını kısaltmış, banyosunu yapmış, tertemiz mis gibi insanların yanına geldiği zaman, bu müslümanlar  nasıl bakımılı birisi diye onlara özenmez mi?  işte peygamber Eshabını  temiz eshap olaraktan yetiştirmek için, çeşitli sünnet ve hareketler yapmış, Temizlikler yapmış, önleyici tıpta, hastalıkların gelmesini önleyici önlemler almış, ve bunlarıda ashabına anlatıp öğretmiş. Fakat o birşey yaparken gören eshab, bunun cennette Ecri ödülü var mıdır ya resulallah demişler, O da Ödül vermiş de miş anlatmış, şunu yaparsınız, şu olur, Bunu yaparsanız böyle olur diye. Yani hep aynı çocuğa bir şey yaptırmak için, şeker vermek gibi, o ödüller ki,  Aslında onları sünnetleri yaptığımız zaman, dünyada karşılığınıda alacağız zaten.  şekere ve ödüle gerek yok, Zaten şu anda tırnaklarını kesiyorsan, bakımını yapıyorsan, manikür pedikürünü yapıyorsan, sen şu anda tertemiz bakımlı sağlıklı insansın. mikroplardan korundun, yani beladan korundun, yoksa mikroplari yersin, hasta olursun, Burası cennet halinde, Herkes bakımlı, türüm türüm tütüyor parfümler misler ile. Ne güzel, insanlık güzel oldu, cennete döndü burası, Yoksa sen işte tırnakları Cuma günü kestin  bu dünyada ileride zengin Olur değil  bu, Gaye amaç bu değil, Peygamber sadece orada ödül vererek den  o sünnetin severek yapılması için,  bunları böyle anlatmıştı. sünnetler sadece göründüğü gibi zannediliyor, göründüğü gibi algılanıyor, doğru şekilde yapılmıyor. Halbuki o sünnetleri yaptıklarında, İslam ümmeti diyerekten, Muhammed grubu diye bir grubu, Temiz insanlar, bakımlı insanlar, bilgili insanlar olaraktan yetiştirilmesini sağlamak, hastalıkları olmayan kararlı tutarlı bir grup olmak gaye,  kötü bir şeyler yok, akarı kokarı olmayan tertemiz bir ümmet olmamızı sağlamak için, Muhammed bu ödülleri bize göstermiş, yoksa  cennette Bilmem köşküm olacak, Cennette Bilmem katların yatların hikayeleri biraz fasa fiso İşler bunlar. Peygamberimizin Sadece onların yapılmasını sağlamak için ödül vermesini, Allah da onları o şekilde  ödüllendirip, onları peygamberini mahcub etmemiş.  şu anda onları yapanlar, cennet gibi vaktimizdeki, şu andaki insanlarımız, zaten bunları yapan insanlar olduğundan onların ödülleride var,  bak evin altında akan nehirleri olan evlere ulaştık, evinde su tesisati var, tuvalet banyo var, bak mehdi vaktine ulaştık, altınçağ İşte bu Vakit kuruldu. o insanların ona yani sünnetlere ittibâ etmeleri amacına ulaştı ve  anlattık bu dünya nerdeyse cennet gibi oldu. insanlıkta artık bunlar ahlak halini aldı ahalakı hasene ve meleke halini aldı, tırnak kesmek, banyo almak, mis parfüm kuallanmak. işte yine cumartesi yasağı, cumartesi yasağını Allah koyduğunda anlamadılar, ve zamanımızda ki insanlar tatil etmesin öğrendiğinde ne güzel oldu. yani o zaman yapamadılar ama, işte bugün de hafta sonu tatili ne güzel bir nimet, tatil yapmasını öğrendik, Allah'tan öğrendik, onu da, dinlenmesini de Allah dan öğrendik. hepsi aynı minvalde yani.

Bir tanıdığıma dedim Burası cennet, işte yakın zamanda, Bir 20 seneye kadar da ölümsüzlük Keşfolursa, artık ondan sonrası Cennet dedim. O da dedi, o zaman dedi, dünyaya sığamıyız dedi.  Ben de dedim ki, Bitkilerin, yiyecek ve gıdaların GDO su ile oynayaraktan, bitkileri tohumsuz bıraktılar, hibrit sebzeler meyveler de çekirdeksiz meyveler, çekirdek var ama tekrar meyva vermiyorlar yani, artık tohumsuz çocuklar meydana geldi, ve şu anda binlerce kimse çocuğunun olmadığından dert yanıyor, öyle olunca, artık Eğer bu insanlık Bu çocuklara kaldıysa, bu dölsüz tohumsuz çocuklara kaldıysa, ve onlarda en sonunda  ölümsüzlüğü de keşfedeceklerse, artık Onların çocukları da olmayacak, ve belli miktarda insanlık kalacak demek olur bu. ve bizlerden de belki birkaç tane çocuk yapabilecek insanlar kalır o vakte, onlarda erer Belki o Cennet vaktine, ölümsüzlüğün Keşfeolduğu vakte. Ama eğer insanlar işte yeryüzünde kalırsa, çocuk yapamayacak hale gelirse, ve onlar en sonunda kalacak kimseler olursa, o zaman artık dünyaya sığamayız sorunu da ortadan kalkmış olur. en son yaşlıları öldüğünde ve, bu dölsüz çocuklar ortada kaldığında, artık insanlık üremesi de sona erdi demek. yani kainatın açılması sona erdi, Ondan sonra dürülme başlayacak demek olur. Ve bunu da zaten Geçen hafta anlatmıştık, benim elimdeki işaret parmağım 13 Santimken, 9 santime kısaldığını anlatmıştım ya, dirilmenin başladığını anlatmıştım ve hala şu an bu durum devam ettiğine göre, Öyleyse artık yani o dölsüz çocuklar vaktine girildi ve artık Kainat dürülmeye başladı artık, üreme hiç olmayacak vakte doğru gidiyoruz demek bu. kainat ve insanlık artık daha ileri geçmeyecek ve, sadece küçülme devam edecek demek bu. Öyle olunca da dünyaya sığamıyacağız diye bir durum yok. Peygamberin Bir erkeğe 40 kadın düşecek dediği vakte gidilecek ona doğru gidiyoruz demek bu. Demek ki Erkekler de az olacak.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“İlmin azalması, cehaletin meydan alıp yayılması, zinanın meydana çıkıp şayi’ olması, elli kadının yalnızca bir bakanı olacak derecede kadınların çoğalıp erkeklerin azalması, kıyamet alâmetlerindendir.”

( Hadis-i Şerif , Buharî, Kitabu’l-İlm, 23)

Yine hocanın bir tanesi, Peygamberimizin Cuma hutbesindeyken, bir tane Arap çocuğunun, Gömleğinin düğmesinin açıldığını gördüğünü, onu hutbeden görünce, hutbeden inip, çocuğun düğmelerini düğmelediğini, ondan sonra tekrar hutbeye çıkıp, hutbe vermeye devam ettiğini anlatıyor. Be adam bunlar uyduruk hikayeler, peygamberin Minberi yoktu ki o vakit, onun hutbeye çıktığı minberi yoktu ki, 5 basamaklı 6 basamaklı bir minber yoktu ki. hurma kütüğünün Üstüne çıkıyor zaten. yarım sandalyenin üstüne çıkan  inen kimse, bunda bir zahmet yok ki. hem de Peygamberimizin vaktinde düğme neredeymiş, düğme neredeymiş, kefen gibi elbisler var, düğmesiz. Düğmesiz dikişsiz kefen oluyor, çünkü eski vakitte dikiş bile zor, düğme nereden, Keşfolmuşmuy du ki,

Dünyadaki ilk düğme m.ö. 2000 yıllarında Yakındoğu ‘da hayvan kemikleri veya tahta ile yapılarak kullanılmıştır.

Metal düğme, uygarlığa Romalıların bir katkısıdır. Ancak, Romalılardan çok daha önce, M.Ö. 2000 yıllarında, Yakındoğu’da düğme kullanıldığı biliniyor. Bu ilk düğmeler, genellikle hayvan kemiklerinden ya da tahtadan yapılıyordu. 13. yy’dan itibaren düğme, Avrupa’da da yaygın bir biçimde kullanılmaya başlandı.

yani daha Avrupada bile 13. yy’dan itibaren yaygın bir biçimde kullanılmaya başlandı diyor, yani araplarda bunun kullanılması ne zaman, ben bile hatırlıyorum çocuklugumda, kemik düğmeli kazağım vardı. yani 1900 lerin sonu sayılır, öyle olunca, araplar ne zaman başladıda, öyle çocukların gömleğinde falan düğme olacak haaa, hepten uyduruk hikayeler.
bir de bunu hocalar anlatıyor da gerçek gibi herkes de inanıyor. ve bugün Adam Cuma namazına gitmiş, adamın yarım saat vakti var, işten çıkmış, Öğle paydosu zaten 45 dakika, adam 15 dakika da yemeğini yemiş, Yarım saatte de namazı kılacak, ve bir de yarım saatin içinde namazı kıldıktan sonra, 10 dakikada da işine gitmesi için yol sürüyorsa, yani 20 dakikası var En fazla adamın, namaz kılmak için, cuma namazını kılmak için. ve bu adam namzdayken hutbe dinlerken, şimdi Hoca Efendi, oradan cemaatten birisinin durumunu düzeltmek için, hutbeden minberden, 5 basamaklı 7 basamaklı minberden incekte, onu düzeltcek de geri çıkacak da, oradaki ahali Onu bekleyecek de, o adam işe gidecek, orada hutbede o işler yapılmaz, orada kısa öz cümlelerle, o günün gündemi Neyse, onun hakkında bilgi verilir, herkes namazını kılar, Gündem hakkında bilgi, dinimiz bu konuda ne demiş onu öğrenir, Ondan sonra işine gidecek işe gider, ordanda evine gidecek.  Yoksa orada açık oturum yapılmamaktadır, vakit şu an meşguliyat vakti, meşguliyet meşgale çok. adam işe gitmezse, işinden çıkarırlarsa atılırsa, çoluğunun çocuğunun rızkını kazanamaz, Burada şimdi cuma namazı mı önemli yoksa, onun aç kalıpta, ellerden dilenmesi mi daha iyi, bu durumda ondan sonra ondan bundan merhmetli bir Müslümanlardan iyilik beklemesi mi güzel, öyleyse cuma namazı bile gerektiği yerde terk edilebilecek durumlar bu zamanda. Çünkü adamı işten atacaklar gitmeyebilir Cuma namazına,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Her kim önemsemediği için üç Cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.”

( Hadis-i Şerif , Ebû Davûd, Salât, 212)

Cuma farz, gitmeyen, üç cumaya gitmeyen dinini terk etmiştir hadisi var peki, adam işten atıldı mı, fakir duruma düştümü, sen mi bakacaksın ona ve ailesine. parasını sen mi vereceksin, evinin kirasını sen mi vereceksin, kim verecek, O evli ise  Çocuklara kim bakacak, ekmeğini kim alacak o zaman, o zaman her şey yerli yerince, Namaz bile yerli yerince,

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“İnsanlar vakti girince iftar etmekte acele ettikleri sürece hayır üzere olurlar."

( Hadis-i Şerif , 26 B1957 Buhârî, Savm, 45)

peygamber öyle dedi, oruç açmaya durduğumuz vakit Eğer sofra hazırsa, namaza geçmeyin, önce sofrada ekmeğinizi yiyin sonra namaza geçin dedi. Ne demek bu, yani ekmek namazdan daha evla imiş, Öyle olunca işte çalışmak, işten atılmamak, işte çalışabiliyor olmak, çoluğunun çocuğunun rızkını kazanmak, Bu devirde zor. ekmek aslanın midesinde deniyordu eskiden ağzında idi, ağzında değil Şimdi, midesine inip de çıkaracaksın diyorlar, insanlık çoğaldı iş azaldı, robotlar  var, her şey öyle olunca, iş kaybetme tehlikeli bir şey, O zaman cumayada gitmeyen, üç cumaya gitmeyen dinini terk etmiş falan olmaz bu devirde. Cuma bu durumlarda farziyetini kaybettiriyor zaten. farziyeti de burada terk etme durumu anlattım, yani anlattım yani orada çünkü  mesela soğuk varsa, düşman varsa gitmeyebiliyorsun, Cumanın farzıyeti düşüyor, sefere gittiysen düşüyor, böyle farziyeti düşen bir ibadetin efdaliyetide, daha önde olan işini kaybetme durumunda, gitmemesi mi daha evla, dünyada işsiz aşsız kalıp  sürünmesi mi daha evla.

Yine Cennet vaktimizin, yani altın çağdaki nimetlerimizden bazılarından daha bahsedersek :
Mesela menkıbe anlatanlar, dini kısa anlatanlar, onlardan ibret alınsın diye anlatıyor. Dün bunlar hikaye ediliyordu, kıssa halinde, mesela yüzmeyi sana kitaptan tarif etsen, 50 kerre o kitaptan yüzmeyi okusan, bir tane yüzen insan videosu görsen, ya da yüzen İnsanın kendisini hakkalyakin görsen, bunlar aynı değerde midir. Dün kitaplar vardı bilgi veren bize, bazı bilgiler kitaplarda yazılıydı, bugün ise YouTube diye bir şey var, Tuğba dalı, Orada mesela adam, kek yapmasını tarif ediyor,  fotovoltaj  ile elektrik üretmesini tarif ediyor öğretiyor, yine mesela kalorifer tamiratını gösteriyor, akan su musluğu tamiratını  gösteriyor, hiç bilmeyen adam, hiç tesisat ilmi Bilmeyen Adam, açsa o videoyu musluk nasıl tamir edilir baksa, oradan öğrendiği gibi, eline bir de pense alsa  tamir etse, en iyi tesisatçı dan daha iyi tesisatçı olur, Çünkü videolu görüntüler var "aynel yakin" öğreniyorsun bu devirde, kitaptan öğrenme gibi değil  "ilmel yakin" değil  videolu görüntü her şeyi aynel yakin, yani görerek öğreniyorsun. Yakında her şeyi hakkalyakin öğreneceğiz "Halogram Teknolojisi" geliyor ve hakkalyakin vaktindeyiz. bak sayfa açtık, ilk önce ilmel yakın ile başladık, Aynel yakın ile devam ettik, ve hakkal yakin açtık.


ilmelyakin.1trk.net

aynel-yakin.com

hakkalyakin.com

(Dikkat Bu sayflar kapandi cok oldu o sayflarin vakti bitti linke tiklamayin  biz kapadik ve zararli ellere gecmis bu sayfalar, dah önce ziyeret edenler hatirlaycakdir bu sayfalari)

ve zamanımız ne zaman ara bak, hakkal yakin zamanı, hakkal yakin ne demek

ilmelyakin,Aynelyakin,Hakkalyakin Ne Demekdir?..

Allahu Teala Kuranda Bilmenin Dört yolu oldugunu anlatiyor bu ayette : İlmel yakîn (Alim bilgisi), Cehalet bilgisi(Cahil Bilgisi), Aynel yakîn(Nazari Bilgi Görsel Bilgi) ve Hakkel yakîn(Sathi ve şehadet Bilgisi)

İlmelyakîn(Alim bilgisi) : ilimle bilmek,Bir bilgi bir burhan ile bilmek, bir delil ile bilmek
Cahil Bilgisi: Karanlik bilgi ,Körü körüne inanmak,bir bilgiye a,b,c şıkkı vermeden cahilce bu böyledir diye kalbin diger bilgilere ve şıklara kör bakmasi.
Ayneyakîn (Nazari Bilgi Görsel Bilgi) : gözle görerek bilmek,
Hakkalyakîn (Sathi ve şahedet Bilgisi) : Her şeyi ile bilmek, vakıf olmak demektir. yani bir bilgiye bizatihi icine girip olaya bizatihi şahit olarak bilmek.

Birer misal ile aciklayalim:

Semada yani gökyüzünde ay oldugunu önce bir ilim ile bilmek yani bilim adamlarinin bilgisi ile yani birer burhan ve deliller ile bilmek: o aydir 29 günde dünyanin etrafinada döner ,... v.s.

bu bilgi ilmel yakindir.

Sonra cahil bilgisi ile bilmek : farenin aya bakişi gibi aaah şu koca peynir cennetine varsamda şu koca peynirden yesem diye ay i peynir zannetmek zanni bilgi. her ne kadar biz ona, ay peynir degil desekde inanmazsa, o peynir derse o zaman işde, ona hayir o peynir demesi, zanniyla bilmek olan, cahil bilgisi ile bilmek olur.

Sonra ücüncü aynel yakin bilmekde : ayin hilal dolunay hallerini gözetleyip, yerden onun dünyanin uydusu olduguna, gözlede bakip ilmel yakin bilgisine bizzat, gözlerlede müşahede edip bilgisinin artmasi ile bilmesidir.

ve hakkal yakin bilgisi ise : artik onun dünyanin uydusu olduguna kanaat getirince, füzeye binip ,gidip bizzat aya varmak, ayak basmak ve, evet burasi dünyanin uydusudur, şu şu madenleri vardir ,şu şu özelikleri vardir ,diye tafsilatlica, bizzat gidip onu şehadet bilgisi ile bilmeye, hakkal yakin bilgisi denilir.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِين

لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ

ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kellâ lev ta’lemûne ilmel yakîn(yakîni).
Manasi: Hayır, keşke siz, İlm'el Yakîn (kesin bir bilgi) ile bilseydiniz.

Le terevunnel cahîm(cahîme).
Manasi: Mutlaka cahîmi (alevli ateşi) göreceksiniz.(Bizim yorumumuz:Cehalet Karanligini göreceksiniz)

Summe le terevunnehâ aynel yakîn(yakîni).
Manasi: Sonra mutlaka onu Ayn'el Yakîn ile (gözünüzle) de görseniz.

Summe le tus’elunne yevmeizin anin naîm(naîmi).
Manasi: Sonra o sordugunuzun için de kendinizi buluverirsiniz

Sadakallahul Aziym Tekasür suresi 5, 6 , 7. Ayetler

hakkal yakın bir ilmi bilme zamanı, hakkal yakin demek bir olayı yerinde tatbikatı ile görüp öğrenmek demek, Yani çıraklık gibi. Yüzmeyi Sen yüzen birisinden Gördüğün zaman sen de kolayca yüzmenin yöntemini öğrenmiş olursun bu aynelyakin yine bir yemeği yapmasını yapan birisinden gördüğün zaman en güzel şekilde yaparsın püf noktalarını da ondan görürsün, ama kitaptan okumak aynı değerde değil, ve Bugün artık öyle ilmel yakin,  Aynel yakın  yani videolardan görüntü halinde öğremekte de kalmadık, artık hologram teknolojisi diye bir şey var şimdi, yeni Amerikan İlluminati kliplerinde bunu gösteriyor, klipte  adam yada kadın bir zamana gidiyor, adam orada zamanın içinde hareket ediyor, Onu kimse görmüyor, o her şeyi görüyor, hakkalyakin onların hangi hareketi yaptıklarını görüyor, orada bulunuyor, bir saati oradaymış gibi olayları görüyor, farkına varıyor, ve bunu düşünün bir Demirci'den Demircilik öğrenmek için, onların yanında ders gördüğünü, ve bu şekilde tatbikat ile Demircilik öğrendiğini düşünün, ve sonra oradan çıktığını düşünün, ilerde yotubenin yeni hali böyle olacak, ve bu şekilde hakkal yakin, Yani Aynel yakın dan da geçtik artık hologram zamanı, hologramı ile  bilgi alma zamanı, yani hakkal yakin her şeyi yerinde tatbikatı ile öğrenme zamanı, zamanımız hakkalyakin zamanı bak bu video sadece oraya doğru gidişi gösteren videolardan sadece birisi

Taylor Swift - Delicate
https://www.youtube.com/watch?v=tCXGJQYZ9JA


Ve yine mesela altın çağdaki bilgilerden, hayvanlar hem İngilizce hem Almanca hem Türkçe her dilden anlıyorlar, Türkçe konuştuğun zaman Türkçe anlıyor, Ne demek istediğini, İngiliz birisi gelse, ona İngilizce konuşsa, onu da anlıyor Ne demek istediğini,  o zaman bu hayvanların dili nasıl bir dil ki herkesi anlıyor? öyle bir dil keşfetmeniz lazım ki, İngilizce'dende üstün bir internasyonal  bir dil, hayvanların dili işte her dili anlayacak bir dil.  Eğer onların beyin sisteminde, bunu nasıl algıladıklarını keşfedebilirsen, dünyada  Amerikalı İngilizce konuşan ile Hindistan'daki hinduca konuşan arasında fark olmayacak, hepsini anlayacağız, eğer o ilim keşfedilebilirse.


Ve bu vaktimiz yine binlerce Cennet nimetleri ile dolu mehdi'yi vaktini anlatırken Peygamber Efendimiz elindeki ile dünyayı görüyorlar bütün haberler onların evine kadar geliyor Evlerinde Lambaları var diye nasıl tarif etti evlerinde güneşleri var evlerinin altından nehirler akıyor Yani bunlar onun anlatış tarzı ile O anki algılaması ile dedim ya onu al gel bizim vaktimiz hem her şey Ona hayret verici şeyler, ve o anki algısıyla Algıladığı şekilde anlatacak eshabına, onlarda oraya gitme yollarını anlatmış, onlara o şekilde anlatılmış, hadisler bunu gösteriyor. Ama şu anki haline baktığımız zaman  resimdeki nimetlere mesela, biz bunların gerçek ve hakikat halinin nasıl olduğunu anlıyoruz. diyor ki elma bu degil diyor, esas cennette elma var diye anlatiyor, biz burada elmanın tadının sadece cüzi miktarını alıyoruz diye, o elmanın tadı cennette daha bir güzel elma olacakmış. Allah Allah. Halbuki işte o peygamberimizin cennetteki nimetleri tarif ederken anlattıkları, o tarif ettikleri Sadece onun o anki algısı ile anlayıpta  o anki dili ile anlatabildikleri idi. Şu anda onların, o nimetlerin, hakkal yakin, içinde bulunmaktayız. bunları anlatabiliriz başkasına ifade edebiliriz bizde, ama o an peygamber, onları, yani bu nimetlerimizi tarif edecek kelimeleri bile bulamıyordu.

Ve bu ifade meselesinden de son noktayı koyalım bu haftanın vaazına, bazı ahmaklar  Atatürk'ün ismini Kemal değil de, Kamal diyorlar,  bire beyinsiz, Kemal kelimesi Arapça bir isimdir Kemal  كمال  kef Mim lamdan oluşur. kefin üstüne Üstün geldiği zaman. ka diye okutmaz.
Arapça gramatiğinde harfler, ince ve kalın oluşuna göre ses alırlar. Kef ince sessiz harf olduğu için, onu sesli Okutan Üstün harekesi üstüne geldiği zaman, ke diye  ince bir sesle okutur,  r harfi kalındır, ve onun üstüne de aynı Üstün geldiği zaman,  re  diye okutmaz da,  ondaki etkisi kalın olaraktan okutur, ve ra diye okunur.  Öyle olunca Mustafa Kemal'in ismini, Kamal diyen  ahmağın durumu, ahmaklıktanda bir üstün derecedeki ahmak demek. Ve mesela benim ismimi nüfustaki adam yazarken Raşit yazmış, asli ile Raşid arapçadır Ve sonuda D ile biten bir isimdir yani asli ile Raşid dir Arapçada, ama o Türkçe olaraktan yazmış Benim ismimi ve Raşit diye yazmış, aynı şey. ve Türkçe diye bir dil ve yazması yeni keşfolmuş, Türkçe yeni icat olmuş, nüfus tutulması, nüfus kütüğü ilk defa ne zaman tutulmuş bir bak bakalım, bana osmanlida vardi deme, bana bir tane osmanli padişahı nüfüs cüzdanı örnegi göster, madem vardiysa, yok neden öyle bir resim şimdiye kadar yayinlanmadi, yok cünkü, nüfus kütüğü diye bir şey var mı daha önce Osmanlı'da falan, ve Atatürk ilk defa soyadı kanunu getirip nüfus tutulmasını başlattığında, nüfus kütüğüne ilk yazılan isim kimin ismi imiş Bir bak bakayım.  Mustafa Kemal Atatürk ismini oradaki nüfustaki yazan kimse, daha dili tam öğrenmediği için belki de orada Kemal yazacağı yere Kamal yazdı Belki de, öyle yazıyorsa bile, öyle yazdığınada emin değilim  internet ortamında bircok aslı fesli olmayan Atatürk nüfus cüzdanı resimi var, ve Türkçe'nin Daha tam yerine oturmadığı için o şekilde belki Anlaşıldı, söylendi rivayet oldu, Kemal Arapça bir kelimedir ve böyle yazilir كمال , Aynen benim Raşit kelimesinin olduğu gibi ve asli راشد dir ve Arapçada Kemal Kamal  değildir, Arapçada öyle KAMAL diye bir kelime de yoktur zaten, Ve bunu uyduran terbiyesiz, demekki arapca bilgisi olmayan ahmak birisi uydurmuş ve, maksat fitne çıkarmaktır bunun sebebi.


Rabbim, bana ve askerime, dilinide, dinini de, dünyasını da, sünnetleri de, farzları da, doğru anlayıp, doğru uygulamak nasip eylesin.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 29 Mart 2019 Vaazi Cuma

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK

Yakmayan Ateş  Keşfolunca

(Kar©glanin 19 Mart 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

قُلْنَا يَا نَارُ كُون۪ي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Kulnâ yâ nâru kûnî berden veselâmen ‘alâ ibrâhîme

Meali :

Onlar İbrahim'i ateşe atınca biz: “Ey ateş! İbrahim'e karşı soğuk, serin ve selamet ol!” dedik.

Sadakallahul Aziym Enbiyâ Suresi 69. Ayet


---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Deccal’ın sol gözü sakat, saçı çoktur. Beraberinde bir cennet ve bir cehennem vardır. Onun cehennemi bir cennet, cenneti de bir cehennemdir."

   "Deccal’ın beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır. Fakat, onun ateşi soğuk bir sudur, suyu ise yakıcı bir ateştir."

   Huzeyfe ile Ebu Mesud (r.a.) bir araya geldiler. Huzeyfe (r.a.) şu hadisi nakletti: "Muhakkak ki ben, Deccal’ın beraberinde olan şeyi ondan daha iyi bilmekteyim. Muhakkak onun yanında bir su nehri ve bir de ateş nehri bulunacaktır. Fakat, sizin ateş olarak gördüğünüz şey bir sudur. Bir su olarak gördüğünüz şeyse bir ateştir. Binaenaleyh, sizden her kim Deccal’ın çıkması zamanına erişir de suyu içmek isterse, bir ateş olarak gördüğü şeyden içsin. Çünkü, kendisi o ateşi bir su bulacaktır."

( Hadis-i Şerif, Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Muslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315))

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Deccal, dinin değersiz görüldüğü, ilimden yüz çevrildiği bir devirde gelir. Onun dünyada dolaşacağı dört gecesi / günü vardır. Onlardan bir gün bir sene, bir gün bir ay, bir gün  bir Cuma / hafta kadardır. Diğer günleri sizin şimdiki günleriniz gibidir. Onun bineceği bir eşeği / biniti vardır ki, iki kulağının arası kırk arşındır. İnsanlara “Ben sizin rabbinizim.” der. Halbuki o a'var / şaşıdır, Rabbiniz ise şaşı değildir. Onun iki gözü arasında / alnında -heceli olarak- “K F R” yazılıdır. Okuma yazması olan olmayan; her mümin onu okur…”

( Hadis-i Şerif , Ahmed b. Hanbel, 3/367)

Yakmayan ateş  keşf olunca

Herşey zıttıyla Kaim ve  vaki ve vukufiyet bulmakta, Aynen acı ve tatlı, Gece ve gündüz, siyah ve beyaz, iyi ve kötü gibi, kötü iyiyi bilmemiz için lazım, kötü olmasaydı, iyi dediğimiz şeyin, iyi olduğunu nereden bilecektik, kötü var ki, iyi'nin iyi olduğunu bile biliyoruz. yine Beyaz'ın beyaz olduğunu, siyah sayesinde Bildik ve öğrendik, siyah olmasaydı, beyazı nereden bilecektik. kötüler olmasaydı, iyiler ve Müminler nereden belli olacaktı, öyle olduğu gibi, işte ateşte zıttı ile Kaim, yani Ateş Yakıcı, suda söndürücü ve serin. Allah Kur'an'da hikaye eder ki, İbrahim Aleyhisselam'ın başından geçen olayı, yukardaki ayette gectigi gibi, yakıcı ateşe, İbrahim'e serin ol, yakma onu dedik, buyuruyor Rabbimiz. Halbuki, Ateş yakıcı, nasıl olur da, yakan bir ateş, normal bir insanı Yakmaz? Sebep ne ola ki, bunun fiziki bir boyutu olmalı. Peki nedir bu fiziki boyutu  deyince:

Allah dünyamızda, bazılarına, kırmızıyı yeşil gösterip, bazılarımızada yeşili kırmızı gösteriyor, hangisine doğru diyebiliriz, öyle gören adama diyoruz ki biz, kırmızıyi yeşil Gören  adama Renk körü diyoruz.  ya hak katında o doğru görüyor da, biz yanlış görüyorsak! bizim kırmızı gördüğümüz, kırmızı değil de, yeşilse!  bu da bir versiyon değil mi, olasılıklar İçinden, bir olasılık, mümkün mü? mümkün. tersi de iddia edilebilir, düzüde.  Yani hepimizin yaratılmasında bazı yazılımlar var. Aynen Bir bilgisayardaki programların arka planında, enerjinin akış yollarının nasıl olduğunu gösteren bir yazılım. Neyin nasıl taşındığını, neyin nasil elde edilebileceğini, ne zaman ışık, ne zaman ses vereceğini belirten bir yazılım, arka yazılım olduğu gibi, işte insanlara da Allahu Teala kader ve yazılım vermiş ki, onun yazılımında, Eğer ona, kırmızıya yeşil olaraktan tanımlama getirdiyse Allahu Teala, o insan için yeşil odur, onun yeşili odur, ve yine kırmızısı da kırmızıdır. Öyle olunca, aynı minval üzere, bazı adamlara da Allahu Teala, Ateş serindir, Yakmaz kuralı koyduysa, onlar için ateş, yakmayan, serin olan bir şeydir. yani hepsi beyinde bitiyor, beyindeki yazılım. Beyin  frekanslari tanıyor, ve frekanslarda, mesela sen, gözün kapalıyken, sıcak diye tanımlanan bir şey ile eline dokunulunca, sıcak olduğunu ses yoluyla iletirlerse, ve sen bunu gözün kapalı olaraktan, onu görüyor gibi ve, yani Alevli ya da kızgın bir demiri tutuyor gibi hissedersin, Halbuki o Demir normal yemek kaşığı ya da çatal olsa, soğuk Bir çatal kaşık olsa bile, senin elinde yanma emareleri gözüktüğü, bilim adamlarınca tespit edilmiş, beynin öyle Algıladığı için, sen yanma hissi duyuyorsun, halbuki elinde yanıcı bir şey yok, sıcak bir şey yok iken bile, beynin onu yakıcı algılayıp, elini yanmış hissiyle, yakmış duruma getiriyor. ve bu Matrix filminde,

yine Morpheus neoya Binadan binaya atlama öğretirken diyorlar ki, ilk denemede kimse başaramadı, belki Neo Başarır diyorlar, ama neo bakiyor şimdi Morpheusa,  ve atlamayı yapıyor, fakat yere düşüyor, yere düşünce agzı dişleri kanıyor, ve onu matrixten çıkarıyorlar, elini ağzına götürüyor ki, ağzı kanamış, bu nasil olur diyor, benim  O hayal aleminde yaptığım burada bana gercektedemi etki ediyor, orada (Matrixte) öldü mü Burada da(Gercektedemi) ölüyor insan diyor, Evet öyle diyor, beynin öyle algılıyor diyor Morpheus ona. yani bu Matrix de işlenmiş bir konu, ve tasavvufun dibine Vurmuş Bir Film zaten dedik ya. Yani yakmayan Ateş, yakmayan Ateş Bir yazılım sadece, bir yazılım, beyin yazılımı, Yani Yakan ateşi senin gözün görmezse, beynin algılamazsa, onu Su diye de algılarsin. Hani bu Deccalın tarifi yapılırken,

   "Deccal’ın beraberinde bir su ve bir ateş bulunacaktır. Fakat, onun ateşi soğuk bir sudur, suyu ise yakıcı bir ateştir."


deniyor ki elinde  Ateş tutacak, birinde su tutacak, su sandığınız ateş, ateş sandığınız ise su olacak, yani Deccal Bunu daha keşfedecek, yani suyu bize ateş diye yutturacak, ateşi de bize su diye yutturacak, Hepsi Bir kod, diyecek ki : bak tanrınız sizi kandırmış, Allah bizi yıllardır kandırmış, Ateş dediği Ateş değilmiş, Hepsi 1 frekans, ve boyutmuş, şu dediğimizde su değilmiş, suda bir frekans ve boyutmuş, o zaman gelin şimdi  benim cennetime girin, cünkü cehennem bile sadece bir frekans, su diyerekten bir elinde su tutacak, su değil Ateş, ve diğer elinde de ateşi tutacak,  su şeklinde girin bakalım sizi yakıyor mu ateş bakın diyecek, ve peygamberimiz dedi ki orada Müminler Uyanık olun, onun Ateş dediği yere girin yahut tutup alın, Ateş dediğinin içinde su, su dediğinin de içinde  Ateş var kabul edin dedi.


Yani Deccal aleyhillane, Allah'ın sırlarından bir Sırrı daha çözdüğünde, matrixs'te bu işte, her şey sadece beynin algısı, ve bunu da Kanada'daki Ahmet Hulusi her şey beynimizdeki frekansı diyor, yani Kainat diye bir şey bile yok diyor, karşımızdaki şeyler bile yok diyor, her şey sadece frekans diyor, ve bunun daha ileri derecesi işte, Allah'ın koyduğu bir yasayı bulup, onuda Allah'a karşı gelmek için kullanan deccalın da, bunu kullanarak, yani su su değil, ateş ateş değil, ve Madonna Türkiye'ye geldi ve Türkiye'de konser verdi, bildikleriniz bildiğiniz gibi değil dedi, yahutta bildiğiniz gibi olmayacak dedi, Ve bunun sinyali taa O zamandan, 2 sene mi oldu verdi zaten, Ve o zamandan Deccal, bunu keşfetmiş idi zaten. yani şu anda Su diye bize Belki de Ateş sunuyor, zaten Ateş diye de su sunuyor. Cennet diye Cehennemi, Cehennem diye de cenneti Belki de sunmakta zaten. Çünkü dedik biz Cennet bu dünyada diye., oda amrikanca cenent isimli Kaliforniya'nın Paradise kasabasına gitti , Paradise(Cennet) isimli Köyü şehri, Yaktı yıktı cehenneme çevirdi, gayesi Biz ile savaşmak, bize karşı gelmek, bizim sözümüz le savaşmak, iddialaşmak.

O zaman bu hafta ki vaazımızın ismi olan, "yakmayan Ateş keşfi olduğunda"  kıyamete bir adım Daha yaklaştık demektir.

Evet keşf oldu mu? Oldu, Oldu, Keşf oldu. Yani insanlar, ateşinde bir dalga ve frekans, suyunda bir dalga, cennetinde bir dalga, cehenneminde bir dalga olduğunun farkına vardılar, ve Matrix içinde yaşadığımızın farkına vardılar, buranın bir Matrix olduğunun farkına vardılar. yeni frekanslar Dünyası, dalgalar Dünyası. Diyorlar işte, her şey titreşim, her şey titreşimden ibaret, dedik zaten, işte Demir'in sertliği, içindeki atomların titreşiminin yüksek olmasından dolayı, biz onun sert biliyoruz, Ve bir de atomlarinin sık sık durmalarından dolayı, biz onları Demir ve sert, Eğilmez bükülmez diye biliyoruz. ve oksijen ve hidrojen, havadan  seyrek durduklarından ve titreşimleri de daha yavaş olduğundan, geçirgen ve saydam şekilde biliyoruz, işte her şey titreşim halinde  yani frekans ve dalga boyu halinde, Kainat titreşim halinde, biz bunu keşfeden canlılar oldogumuzdan da, Deccal da İşte insanları bu şekilde uyandırıraktan, yani Allah bizi kandırmış diye, yani Allah bizi yıllardır kandırmış, ateş ateş değil, suda su değil diyor, yani Bunu da keşfettim ben diyor.

Halbuki  Allah bizden bunu sakladım demedi ki, saklamış olsa, sen bulamazdın ki, keşfedemezdin ki, zamanı geldi ki, keşfettin bunu, sadece sadece onun zamanı geldi, şu anda o da lazım, ona  da ihtiyaç var bu dünyada da, onun için keşfettin.

Yine yıllardır yanlış bilinen bir gerçegide yine Biz söyleyelim, anlatılır ki dünya kayalardan ibaret idi, Rüzgarları sular Bilmem doğal etkenler onu yaladı yuttu, parçaladı da, dağlar taşlar toprağa döndü, ve Topraklar öyle oluştu, önce toprak değildi deniyor. ve bunun tersi zıttı da var, yani tersi zıttı, her şey zıttıyla Kaim dedik ya, mesela vişne dalından akan, ya da çam ağacından akan bir reçine, yere düştükten sonra, toprağa karışınca, aradan bir 10 sene ya da 100 sene geçince, taş halini alıyor, ve kehribar taşı deniyor, Halbuki bir sıvı idi reçine, siviydi sonra kabuk bağladı içini korudu, sonra toprağa düştü, Sonra toprağın içinde yıllarca beklemek sonucunda, o taş halini aldı, peki hani taşlar toprağa dönüyordu, Bu nasıl oldu da, sıvı bir şey taşa döndü, bunada bir Siz Tefekkür edin Bakalım, hepsi frekans mı sadece, sadece titreşim mi, bu titreşim nasıl oldu da, sertleşti, öbür titreşimde Kaya iken, nasıl Yumuşak başlı Toprak oldu.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”

( Hadis-i Şerif , İbn Hacer el-Askalânî, Tebyînu’l-Aceb bi mâ Verade fî Fadli Receb, Tahkîk: Ebû Esmâ İbrahim b. İsmail Âli Asr, Tarih ve yer yok, s. 20, hadis no: 7.)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Recep Allah’ın, Şa’ban benim, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Her kim Recep ayında iki gün oruç tutarsa ona iki kat ecir vardır. Bu katlardan her biri dünyadaki dağlar kadardır.”

( Hadis-i Şerif , Muhammed b. Ali eş-Şevkânî, el-Fevâidu’l-Mecmûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa, Thk: Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî, 2. Bs, el-Mektebü’l-İslâmî, Beyrut, 1392 h., s. 100. Bu hadis için ayrıca bkz: Aclûnî, a.g.e., c: 1, s. 423-424, hadis no: 1358.)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Receb ayının onüçüncü gününün orucu 3 bin sene, ondördüncü gününün orucu 10 bin, onbeşinci gününün orucu 13 bin seneye denktir.

( Hadis-i Şerif )


Ve Recep ayındayız, Recep ayı, 1  e 700 veren buğday gibi, Recep ayı da Bire bin veren ay, Yani geçen anlatmıştık Raşidi Tarikatında Sabahları, sabah namazının farzını Yasin ile devir daim ettirdikten kılma usulünü anlatmıştık, ve bunun Ramazan boyutunda 83 seneye tevafuk ettiğini, Ve  Recep ayının ise, işte Bire bin veren bir sistemi var diye tarif ediyor Peygamber Efendimiz, biri bine  katlayan bir yapısı var, nasıl olur deyince, Geçenki haftaki vaaz da anlattığımız, bu 1. sınıf dersi, size üniversite dersi verirsem zor gelir demiştim, ve Neburu nun devirdaimi büyük mü küçük mü diye size sormuştum da, Kafanız karışmasın diye anlatmamıştım, şimdi İkinci ders de bunu anlatalım. bisikletin ön dişlisi küçük dişli olursa, küçük dişli bir tur attığında büyük dişli bir tur atmaz dersek doğru mudur, küçük dişliden 1 dişli atınca büyük dişli den kaç diş birden atıyor, Çünkü bisikletteki vites sistemi Eğer böyle olmasaydı, olmazdı, ve    bisiklet ile dik bir yolu kolay çıkmak diye bir şey olmazdı, çünkü ön Dişli'nin küçük veya büyük olması, arka Dişli'nin Kac tur atacağını gösteriyor, şimdi ama ön dişli iki boyutta, bir küçük, bir büyük, ve 2 vitesli, Yani 12 ,12 = 24 vitesli kabul ediliyor, 1 boyutunda, arkada küçük bir dişli var, o küçük Dişli'nin turu, büyük bir tekeri döndürüyor, Onun bir turu tekeri arka tekeri 1 tur attırıyor, ve büyük dişli öndeki padeldeki büyük dişli, bir tur attığında, arkadaki küçük dişli, 3 tur atıyor mesela, ve böylece o küçük dişli 3 tur atınca, da küçük dişli nin bağlı olduğu teker, bu sefer 3 tur atmış oluyor, ve senin ayagın yarım pedal bastığında, arka teker 3 defa devir etmiş oluyor, Böylece sana zor bir yolu kolay Kat etmek kaliyor, ve arabalardaki ve diğer taşıtlardaki vites sistemi bu şekilde, büyük ve küçük çark sistemi ile kolaylık meydana getirilmekte, Öyle olunca büyük bir çark, küçük çarkı 30 tur attırıyor ki, Recep içi Bire bin veren, yani Recep bir tur attığında, bizim amelimiz 1000 katı olacak, bir amelimiz 1000 katı, 1000 tur atmış olacak, 10 sevab ise 10000 sevap alacağız, Recep bir tur attığında dünya 1000 tur atmış oluyormuş, dünya küçük çark, Recep büyük çark, ve diyor ki Peygamberimiz Şaban bire 100 verir diyor, benim ayım diyor, o zaman Peygamberimizin ayı da dünyanın 100 katı büyük, güneş ve Ramazan için yani Halley Yıldız içinde diyor ki Halley Yıldızı diyorum ben ona ve  dünyanın  10 katı, çünkü Ramazan'da yapılan bir amel, başka aylarda yapılan 10 amele denk, 10 sevap fazla, 10 katı fazla, yani onun turu halleyin bir turu, dünyamızın 10 Turuna Bedel bir şey, yani dünyamizin bir turu 365 gün ve  halley 365 in 10 katı ettiği zaman, 3650 gün eder, bizim 3650 günümüz, Halley bir gününe eşmiş, vesselam bu mesele de bu şekildedir, ve Öyle olunca Neburu  bir tur attı mıydı, Dünyamız  kac tur atar? dedik Haftada 6 gün Yasin, 7. gün tatil Triomat . ikincisinde Neburnunun ki 6 gün Yasin 7 gün tekrar baştan başlıyor, Haftada bir gün önce geliyor, Ramazan senede 10 gün önceydi,  senede 365 de 10, neburnun ki 1/7 Recep mi Büyük Şaban mı büyük, yoksa Ramazan mı büyük, Hani dedik, Recep Birebin Recep'in bir turu dünyamızın bin Turuna bedel, o kadar büyük, Peki o zaman neburu Haftada bir gün erken gelirse, 1 senede 52 gün erken geliyor, Ramazan ise senede 10 gün erken geliyor sadece, Öyle olunca halleyden kaç kat büyük olmuş oluyor 52 olduğuna göre 5,2 kat daha büyük, Neburu gezegeni halleyden 5,2 kat daha büyük, Ramazan gezegeni Halley ise dünyamızdan 10 kat büyüktü, O zaman ne Burunun bir turu, Ramazan'ın 83 seneyi 5,2 ile çarptığımız zaman, eden Değer neburnun bir turu, 1 senesi demek oluyor, yani büyük çok büyük çark  daha büyük çark, halleyden, Ramazan'dan da büyük, Recep ne oluyor, Recep kaçdır, Bire bin idi, Bire bin Recep daha büyük, Allah'ın ayı diyor ya ona peygamberimiz Recep ayı için, mesele budur, Mesele  bu şekilde açıga kavuşmuş olur inşallah, yani yer ile gök birleşik kardeşim,   gökten yer, yerden de  gökyüzü İdare ediliyor.

Vaazımızı geçen haftaki vaaza bağlıyoruz ki, dikiş sağlam olsun da, kopmasın vaazlar birbirinden diye. Geçen demiştik ki, matrix'teki küvez vaktine doğru gidiyoruz, Yani herkes evinde yiyip evinde içecek, yani İnternetten ısmarlama meselesini anlatmıştık, her şey eve kadar geliyor demiştik, ve buradan internette öyle bir sistem var ki, aldığın zaman internetten, karar orada vereceksin, alırken karar vereceksin, Kapıya geldiğinde, Vay ben iki tane alacaktım, Bunu çok beğendim, 2 tane daha ver oradan yok, alırken iki tane aldıysan, kapına iki tane geliyor, alırken bir tane aldıysan, bana bir tane daha ve oradan, güzelimiş yok. Karpuzu beğendim, Bir kilo daha ver yok, yani ondan daha sonra bir tane daha ısmarlayacaksin, bir daha kapıya gelesiye kadar bekleyeceksin, Ondan sonra elde ediyorsun. yani bu da neyi temsil ediyor, rızka göre insan mı var? insana göre rızık mı var? Allah insanın sayısına göre mi rızık yaratıyor? yoksa rızkın miktarına göre mi insan yaratıyor? Kuranı Kerim'de ayeti kerime var herkesin rızkını o kefildir ayeti

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vemâ min dâbbetin fî-l-ardi illâ ‘ala(A)llâhi rizkuhâ veya’lemu mustekarrahâ vemustevde’ahâ© kullun fî kitâbin mubîn.

Meali :

Yeryüzünde hiçbir mahluk yoktur ki rızkını vermek, Allah'a ait olmasın bu yalnızca Allah'ın üzerine düşen bir sorumluluktur. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların)  hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da)  dır.

Sadakallahul Aziym Hûd Suresi 6. Ayet

Ve bunu el alıp, çalışmamaya miskinliği ahlak edinen, meslek edinen insanlara Sofi diyorlar, bunlara Derviş diyorlar, miskin miskin dervişlik yapıyor, miskin Derviş Yunus diyor ya çalışmamaya, Çünkü rızkımıza Allah kefil. Halbuki Allah öyle kefil değil, Allah yeryüzünde o sene ne kadar insan varsa ona yetecek kadar rızkı zaten yaratıyor, ama dağılım farklı, diyoruz ya, Ahmedi Mehmet amca ile besleyip giydiriyor, kuşatıyor. Mehmeti Fatma teyze ile, Kim kimin elinden doğacak, kimin rızkından nasiplenecek, onu Allah biliyor işte, bize düşen de rızkımızın peşine düşüp aramak, yoksa oturmak ile değil, ama dedi işte, cennette onlar elini uzatınca her şeyi alırlar, işte küvezdeki Matrix, matrixteki insanlar, ve yaşıyormuş gibi zannedip,serum gibi gıdaları ile beslenen, büyüyen, gelişen ve sonra da yaşlanıp ölen insanlar her şey frekans, herkese bir senaryo yazılıyor, kader diye bir şey bu da, ve kaderine göre ona rızık, giyecek, yiyecek, araba, at, ev veriliyor, Öyle olunca işte, Önceden sana Ne verildiyse, alacağın odur, Sonradan  ben dünyada iki gün daha kalacaktım, ömrüm uzayacak meselesi yok, çünkü sana Taksim olmuş bir miktar var, Çünkü bu sene 10 kilo biber yarattiysa Allah, ve 9 tane de insan var dünyada diyelim, 10 kilo biber, 9 insana Taksim edilecek miktarda olması lazım, ve eğer bu bir fazlasını, birisi Ben alan, diğerleri birer kilo alsın derse, haksızlık olur ama, hem de haksızlık olmaz, Belki o adamin 2 kilo bibere ihtiyacı var, çocuk ile büyük insanın yediği yemekler aynı mı, Mesela çocuklar 50 gramınan doyuyorsa, büyük bir litre  ile doyuyor, süt içtiği zaman, yanı o gibi İşte, bu da Allahu Teala'nın yarattığı rızık ile, insan miktarı ona göre, ayarla ki insanlar bunu bozma salar zaten dengeli şekilde gidecek Çünkü ölenle Doğan da aynı şekilde dünyadan ihraç olan ve dünyaya gelen bunu düzende tutmakta idi Zaten, sen  bunu bozmadigin zaman düzende zaten,  insanın GDO sonu genini oynadiklklarından, insanlar uzun ömürlü Oldu mu, bu sefer rızık dengede değil, rızık yetiştireceğiz diye bu sefer de gıdayı bozdular, Bu sefer her şey bozuldu, ve sonunda işte, her şeyin frekans olduğu anlaşıldı, Ve sonunda da işte Deccal, Allah bizi yıllardır kandırıyormuş ekmek bile ekmek değilmiş, buğdayda buğday değilmiş dedi  meselesine geliyoruz. ve burada da artık insanların küvezde beslenmesi, yani işte Matrix insan tarlaları, yani Allahü Teala'nın yarattığı Cennet, anne karnı gibi, Allahu alem, Adem atamız da Havva anamız da, böyle bir cennetten, yani böyle bir vakitten geçmişe atılmış durumdalar, geçen bunu anlatmıştık. Öyle olunca, işte yani her şey frekans olunca, İstersen bunu yorul didin çalış kazan, ister o matrixteki tarladaki gibi, istersen rüya aleminde gibi yaşa, ve temiz tertemiz bir halde, hiç yorulmadan yaşıyormuş gibi bir halde seyri sülük et, ikisi de aynı şey, belki o rüyanda da zaten çalışıyor vaziyette hissedeceksin kendin. kader sana öyle yazıldıysa, sen o Matrix içinde zaten çalışıyor olacaksın, ama işte buradaki cennet tariflerindeki  her şeyi ellerini uzattı mı alırlar, suratları istediği şekle girer, istediği kadınlar, bu hurileri olur vardır, binlerce hurisi, binlerce evi vardır,  şatoları vardır, Bilmem işte şadırvanları vardır gibi tarifler, Öyle olunca, işte her şey bir frekans. cennette bu yakmayan ateşin keşfi olmasından sonra icat edilecek bir yer, cennette icat olacak değil mi, Cennet şimdi vardı dönüyor, her zaman vardı zaten deniyor da, ama o cennetteki Cennet, o Cennet vaktinin cenneti daha keşf olacak yer, o küvez vakti Keşf olacak yer, ama nasıl keşfolacak, Her şeyin frekansı olduğu kesin olduğu zaman, ne oldu yakmayan ateş, dondurmayan su keşif olunca, iyimidir? artık Adem orada halk edilecek, insanoğlunun halk olduğu yer, yani ne oldu, hani Mustafa İslamoğlu anlatıyor ya, Allah insanı yarattı ve sonra en güzel şekilde yarattı, Sonra onun başlangıç noktasına koydu, Hadi bakalım bu hedefe var dedi diye,  orası işte en uzak nokta, yani Cennet, her şeyin kolay olduğu anlar, insan tarlasındaki insanların, bedenleri normalinde, eskidi mi onlar da  ölüyorlar, Ve tekrar karışım ünitesine, geri yollanıyorlar, oradan tekrar karıştırılip, tekrar İnsan oluyorlar.  bir daha dünyaya geliyorlar. diyor hani o matrixdeki kötü olan var ya, beni diyor tekrar geri alacaklar  matrixe,  başka bir bedene beynimi transfer edecekler diyor. yani bilincler kaybolmuyor, tekrar bedenlere takılıyor. Yenidoğan bedenlere O bilincler tekrar takılıyor demek, yani de reenkarne, reenkarnasyon  yapılıyor, yani bunlar da geleceğin dünyasını oluşturacak işte, yani neydi başlangıcımız, 2 tane takım elbise istiyorsan, baştan 2 tane takım elbise ısmarlayacaksın, ve Peygamberimiz de dedi :  

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

"Dünya âhiretin tarlasıdır."

( Hadis-i Şerif ,  Aclûnî¸ Keşfu'l-Hafa¸ Beyrut¸ 1351¸ I¸ 412.)

Bu Dünya ahiretin tarlasıdır, bir sürü şeyler açıklamış, cennette işte huriler için şunu demiş ki, mesela Allah'ın mescidinden alınan bir süprüntü veya cöp ve pislik  cennetteki hurilerine takı  olaraktan takılır, mücevher olaraktan, takı halinde sana gösterilir. burada yaptığın bir iyilik, dedik başta Recep Bire bin idi, burada yaptığı en güzel bir amel, bir iyilik, Bir Haslet, güzel bir haslet, sana ahirette, gelecekte, Nimet olaraktan dönecek, la ilahe illallah dedin, işte bilmem ne oldu, bilmem Sübhanallah dedin, şöyle oldu, işte bunlar, yani baştan iki takım elbiseyi sipariş etmek gibi, buradayken Eğer, şu anda bu amelleri işleyip de, ne istiyorsan onları Kazanırsan, ahiret tarlasında gelecekte, onlar sana ödül olaraktan verilecek, Zaten herkes her şey frekans diyoruz ya, şimdi frekansta her şey matematik işlemleri,  Yani bir artı bir eşittir 2. 1 eksi 1 eşittir 0. Senin burda eksilerin, artılarınla başbaşa gidiyorsa, ahirette alacağın 0 işte, Eğer burada artıların üstün gidiyorsa, iyiliklerin üstünse , 1 artı 1, 1 artı 15, artı 27, derken 1 Artı 40 derken etti  bilmem 160 ve  ahirette alacak işte 160 sevabin karşiligini ödül olaraktan.

yani takım elbiseyi önceden sipariş vereceksin kardeşim, bir tane istiyorsun Bir tane, 2 tane istiyorsun 2 tane, Orada yat kat istiyorsan, buradan siparişi vereceksin, oradan alacaksın, Emeksiz yemek yok, cennette bedava değil.

Ve Allah yolunda malını feda edenler, Allah yoluna arabasını bağışlayanlar, Allah yoluna evini bağışlayanlar, Allah yoluna tarlasını bağışlayanlar, Allah yoluna bir gününü hizmet olaraktan bağışlayanlar, Allah yoluna yemeğinden vazgeçen, oruç tutanlar gibi fedailer var, Allah Fedaileri. ve bunların içinde bir de o Ubade gibi, yani Ubade neydi,  Ubeydullah, Allah'ın iki kolu diye Ün kazanan, Peygamberimiz Uhudda zor durumda kaldığında, ona gelen Oklara elleriyle engel olan, ve ellerine ok yiyen ashab-ı Kiram, bir eline ok yemiş, o elini indirmiş, bir ok daha geliyor, öbür elini kaldırmış, ona gitmesin onu incitmesin diye, iki eli de ok yemiş, ve İki Eli İki Kolu yaralanmış, iki elini Allah yoluna feda etmiş,  iki eli şehit olmuş o yolda, Ve Allah o yüzden ona Allah'ın iki eli İsmini vermiş, Allah'tan gelen bir unvan, yani kimi korudu? Allah'ın peygamberini korudu. ve şu anda da fedailer var ki, Allah'ın Mehdi sine yardım etmek isteyen, ve yoluna feda olurum, Yoluna ölürüm, yolunda ölürüm diyenler var, Ve bazen yolumda bazı hayvanlara rastliyorum ki, geçen kirpi çarptım, geçen birisinde  geyik çıktı, zor kurtardım, yani tamam Güzel kardeşlerim, Tamam anlıyorum, feda olmayin değil, Evet  allah onlar ile bir belami savdi belki, o makama ermek şereftir, Çünkü şöyle anlatayım, aynı Recep gibi Bire bin gibi, yani Bire bin gibi, piyonlar Vezir gibi degil, piyonlardan birisi gitse oyun mat olmaz amma  Vezir gibi fil ve at gibi biri gidersen piyononların hepsinin hükmü kalmaz, zaten piyonlar hareket edemiyor, yada fazla bir şey yapamıyor,  yani vatanı koruyamaz oyunu koruyamz davayi koruyamaz vezir ve  fil gibi at gibi, onlar hızlı hareket ettiklerinden, onlar  orduyu ve Devleti vatanı  ve oyunu koruyanlar gibidir, ama piyonlar, bir adım bir adım ilerledigi için, onlar elbet değersiz değillerdir Tamam, değersiz değildir ama, yeri geldimi onlarda fil kadar, At kadar değerli olurlar, ama hareket Kuvvetleri az olduğu için, bazen vezrin yerine yada atin filin yerine bir piyon feda edilir, onlar küçük gibi atfediliyor amma, yaptigi amel ve kurtardigi büyük olunca, bire bin sevap kazandiran amel İşte, burada Mehdi ile diğer insanlar arasında kıyas yapıldığında, da Mehdi'nin kazaya belaya ugramsi, veya yeryüzünden gitmesi, kıyamete sebep olduğu için, onun uğrunda ölmek, O nun bir gün daha kalması, herkesin hayrina olan bir şey, ona gelecek bir belanin  başka bir piyonuna gelmesi, işte Mehdi'nin  dünyada biraz daha fazla kalması demek, yani ne olmuş oluyor o zaman, yani onun uğurunda feda olmak Fedai olmak şereftir, Tamam ama, şu anda geyik cibiliyetinde olanlar, Benim yoluma feda olan dedimi, Yolumuz da bir tane geyik çarptık mı, Biz bize zarar, Şimdi benim malımı, mülküme de zarar geldi, banada zarar gelecek, yani sen o yolda giderken bir de bana Zarar vermiş olacaksın, sözlerinize dikkat edin. yaptığınız amelinize dikkat edin, zarar vermeden yani ucuz kurtararaktan gitmek lazım, Burada şimdi kurbağaların çiftleşme Mevsimi gittigim geldigim yolun üzerinde  Göller var, kurbağaların çıktıkları yerde ezmeyen, ona kurban olayim dersin allah senin muradin yerine gelsin deyince, bir kurbagi prensin caninini aliriz, yolda cigner ezeriz yani, daha şimdi şu anda demeyin, Yani şu anda yoluna feda  olan deyip çıkıp gelme yanıma yoluma, yahut Ben onu hallederim bu Mehdi  degil, Deccal bilmem ne demeye de kalkmayın, yolumda Ezilenler olmayin,  ben bunu öldüreceğim diye gelirsin de, yolunda ezilirsin, onun yoluna yolunda ezilirsin, ve yine bir tane Playboy  Erkek Güzeli koşturuyor azcık az gel seyrek Gel kardeşim, sana kim verdi bu kadar izini, çarpılacaksın, ondan sonra bana da zarar, Sana da, sana, yani paran var diyerekten her sene hacca mı gidilir, her sene umreye mi gidilir, Varsa paran var, Tamam biliyoruz, peygamberimizde dedi, Akar Nehir'in yanında bile suyu tasarruflu kullanın dedi, Senin para var diye 50 kere Hacca gitmeye gerek yok, 50 kere Umre yapmaya gerek yok,  bize ziyarette de  aynı Hac ve Umre de,  tamam kalbinde devam  sevmeye şayet dost isen yok düşman isen yazik olur sana, carparim bir gün ölüverirsin. Bir bizim için olanlar var, bir de biz var,  Biz, ben ve etrafım, biziz, ailem etrafım, arkadaşlarım, Ama sen benden uzak bir yerdesin, bizim için olanlar olduğun halde, Biz durumuna girmek için uğraşma, bizim için olanlar bizim içindir, ve bu yolda da canını feda etme, Kim ise o playboy  biraz seyrekleştirir bu geliş gidişlerini, yoksa ezileceksin yakında, ve terk edeceksin bu dünyayi bir daha dönmeyesiye.


Yine Geçenki vaaaza bağlayacağımız meselelerden birisi de, hani biz Türklerin atasini emziren yada besleyen kurt kafalı çakal kafalı Tanrı Anibus demiştik. ve  Tanrı RA ise Şahin kafalı, ya da horoz kafalı,  RA nin simgesi horosun gözü olaraktan Simge edilir, ve bilinir ki yıllardır Türkler altaylardan geldikten sonra, işte Mavi Boncuk takarlar, mavi göz yaparlar, göz mavi göz, Peki çakal tanrının gözleri neydi, mavi gözlüdür, çakal Tanrı yani, çakal demek işte mavi gözlü demek zaten, horozun gözü, ve neye inanıyorlar, mavi gözün onları koruduğuna, göz kim, horosun gözü, horoz kim, Tanrı ra, ra nin gözü, yani  Tanrı enok, eno enonun gözü, ve illuminatideki göz simgesi de aynı şey zaten, ama onlar bunu bilmiyorlar, herşeyi gören göz, Çünkü Şahin ya da Şahin kafalı, yani her şeyi gören göz, ra nın gözü, ve nazar boncuğu da o yüzden mavi göz, çakal kafalı tanrının gözü,  çakal kafalı Tanrı  ra nın gözü neymiş çakalgöz, kim Gözetliyormuş Türkleri, Kim koruyormuş mavi gözlü çakal kafalı Tanrı, Ra nın gözü, horosun gözü, ya da Şahin'in gözü, ya da çakal kafalı Kurt'un gözü ne olmuş oluyor, Şimdi bu bilgi ile de  gözü mavi olduğu ortaya çıkıyor, ra nın gözü mavi, o genleri oynadıklarında yaptıkları enok ların yaptığı yarattığı, çakal kafalı, mavi gözlü, Şahin kafalı, mavi gözlü, ve Türklerde Nazar boncuğunu mavi göz olaraktan yaparlar, çakal işte adı üstünde, çakal gözlü, çakal, yani kurt gözü, ve Şahin gözü, nazar boncuğu meselesi de budur taaa Tanrı   Anibusa dayanir yine.


Cennet tasvirleri mizden bu haftakine gelince, ve Burası cennet diyoruz, Cennet diyoruz, kimseyi inandıramadık daha, Ama, mesela Kaya Çilingiroğlu oğlu ile Hülya evlendi, ve çocukları Zehra doğdu, Zehra doğar doğmaz mirasa kondu, anasının babasının Zenginliğinin üstüne cuk diye oturdu, doğar doğmaz Zengin. bu Zehra ne yaptı da kazandı bu zenginliği. annesinin karnında çok mu tesbih çekti. yahut Hülya Avşar namaz, niyaz,oruç, Hac, zekat, farz, sünnet böyle yedi işte bitirdi dini de onadan ödül mü oldu. yada Kaya Çilingiroğlu cami yaptırdı, han hamamlar yaptırıp, insanların hizmetine mi verdi, onun yaptığı amelin sebebiyle mi Zehra böyle zenginlige kondu. işte senin benim adaletime sıgıyormu bu şimdi, bu doğar doğmaz zengin, ben ise taş ocağında, tozun kirin pasın içinde çalışmak durumunda kalıyorum, hangi Adalet bu? benim adaletime bile sığmazken, bu Allah'ın Adaletine mi  uymuş. Halbuki işte Zehra eski hayatındaki amellerinin karşılığı olan cennete ermiş diye iman edersek, o zaman taşlar yerine oturur, hak yerini bulur, yoksa Zehra'nın ameli ne, Hülya'nın ameli Ne de, bunlar bu zenginliğe Erdi diyeceğiz. Anlatmıştım ve 1 e 700 veren ameller bahsinde anlatmıştım, ve Hülya gibiler eski hayatlarındaki  yaptıkları amellerine karşılık olaraktan bu dünyada böyle cennetlere erdiler dedik, ve bazıları da işte böyle anadan doğar doğmaz erdiler, Hadi Hülya yine belli bir yaştan sonra çalıştı kazandı diyeceğiz, yine Şarkıcılık da olsa, sanatçılık da olsa bir emek işi, Ama Zehra gibiler doğar doğmaz erdiler buna, yorulmadı üzülmedi kırılmadı Erdi o dereceye, işte bunlar eski hayatındakilerin karşılığı ise, böyle Tefekkür edip düşünürsek, ancak o zaman benim adaletime sigiyor, Allah'ın adaletini de o zaman sıgmış olur, Yoksa Allah benden daha adaletli olduğuna göre, Seninle benim aramdaki fark nereden, O zaman bu dereceyi nereden kazandı, hangi ameli ile, göster bana, bunların hangi ameli peygamberin anlattı hangi hale uygun bir amel, hangisi benimkinden daha fazla bir amelde, ben taş ocağında tozları içinde çalıştım, onlar Bey gibi yiyip içiyorlar, İşte fark,  eski hayatının karşılığı, eski hayatıda yaptıgi amellerin karşılığını alıyor diye düşündüğüm zaman, ancak benim içime Adaletime sıgan bir durum olmuş oluyor, Yoksa ne benim adaletimi ne de senin, ne de gavurun bile Adaletine sığmaz ki, Allah'ın adaletine nasıl Sığsın.

Bir alimin son izlediğim açık oturumundaki programında diyor ki o alim bize, bizi programlarini seyrediyor diyerekten, buradan  bilgi araklıya bilirsin  diyor.

Angut larla işim olmaz benim amma,

Düne kadar Müslümanlığı bize getiren Ahmet Yesevi Derneği nin usulü neydi, kalfalık çıraklık. Bir iş öğrenildiği zaman, Ustalardan öğrenilir, O da çıraklıkla başlar, kalfalık, en sonunda ustalık verilirdi. çıraklık ne demektir? ustasından bilgi araklamak demek değil miydi? o ilmin bilgilerini ustasından Araklıyaraktan, O işte mahir olmaya, çıraklık ustalık kalfalık demedik mi bizler. ve bu yolu Biz usul ve edep olaraktan, en güzel yol olaraktan bilmedik mi?  şimdi sana ne oluyor da, oradan iki kelime konuştum diyerekten, bana bilgi Hırsızı muamelesi yapıyorsun? Ben her açık oturum programını seyrederim, yahut dinlerim,  her yerden bilgi arar bulurum. Ben almasını biliyorsam alırım zaten, almasını bilmeyen adamların eline bilgi gecse neye yarar. ARI Olmayan Adam, poleni ne yapsın,  bal yapamayacak adamın Eline polen geçse  neye yarar, çiçek ve polen arinin eline gectiyse bal olur, benim gidip de ari gibi bal yapacak durumum yok, Ancak Arılar bal yapıp da bana verince, bal olaraktan yiyorum,  bilgi de, bilgiyi bal yapacak adamın eline geçtiyse, o bilgi zaten değerli bilgidir, ürünüde bal olur. Halbuki bütün sistem bu araklama sistemi üzerine kurulu değil mi, Sen yürümesini, anandan babandan araklamadın mı? konuşmasını yine anandan babandan araklamadın mı? bütün sistem araklama üzerine  kurulu değil mi? Sen kim oluyorsun da, bana bilgiyi çaldın muamelesi yapıyorsun, esas hırsız sensin, bilgiyi saklayan hırsız, çalıp da saklayan Hırsız, bilgi saklamak için değil, dağıtılmak için verilmiş. Allah o kadar bilgiyi hayvanların içine dürüp büküp sokup da, sonrada etrafiniza bakmyiromusunuz ayetleri ile bize uyarmazdi eger bilgi  saklanacak bir şey olsaydı, "Etrafınıza bakmıyor musunuz" Kaç tane ayet ve kuranda

görmüyor musunuz?, ayetleri, anlamıyor musunuz,  ayetleri.

Arı olan, apartmanın başındaki havuzda yüzmeye gitmez, çicek başındaki poleni toplamaya gider ki Bal yapabilsin, Ben de seni dinlemeye geliyorsam bal yapacak polen var mı diye bakmaya geldim, çiçek olmayan yerde arının ne işi var, Bak ben senden bilgi araklamadim tamam mı Sen gel şimdi benden arakla git bakayım bir.

Cimri, Bildiğini işte böyle öğretmeyen insanlara, kazandığını veremeyenlere denir, Allah'ın verdiği canı vermeye gücü yetmeyenlere denir, işte nefes de öyle, alırsın da veremez hale gelirsin, Çünkü vermesini bilmiyorsan eger.

Almaya geldi mi iyi de vermeye geldi mi, Hadi nefesi da verme bakalım da, tut o zaman cimri.

Allah bu düzeni böyle koymamış mi ki,  nefes alıyorsun, hem de iki delikten, birden veriyorsun, burnundan veriyorsun, vermek mecburiyetinde kalıyorsun, hadi vermede tut bakalım nefesi, can da böyle, sana verilen Can da, bir gün alınmak durumunda kalıyor, O zaman,  O zaman durum zor. canı verebilecek miyiz, hepimiz için zor, Sadece senin için değil,seni kastetmedim burada, Almak kolay, Vermek Zor, Evet bazılari malı veremez, bazısı ilmini veremez, bazısı peynir seviyordur, peynir veremez, bazısi da canı veremez, bazılari da nefes hastalığına tutulur, nefesi alıp veremez, hepsi aynı cimriliğin sebebi, cimriliğin cezası.

Rabbim, askerime, aldığını aldığı gibi vermek, bulduğunu bulduğu yere, geri koymak nasip eylesin, her şeyi, yerli yerine, bulduğu gibi, bulduğu yere koymak nasip eylesin.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 19 Mart 2019 Salı

Original Kar © glan
DEVAMINA BAK

"Gen Teknolojisinin Varacağı Son Nokta"

(Kar©glanin 10 Mart 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَاُنْثٰى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَٓائِلَ لِتَعَارَفُواۜ اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Yâ eyyuhâ-nnâsu innâ ḣalaknâkum min żekerin ve unśâ ve ce’alnâkum şu’ûben ve kabâ-ile lite’ârafû inne ekramekum ‘indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun ḣabîr.

Meali :

Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'nu en çok bileninizdir(Yakin bilgisine sahip olan). Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

Sadakallahul Aziym Hucurât Suresi 13. Ayet


---oOo---
Ebû Zer (r.a.) anlatıyor:

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

«–Ben öyle bir âyet biliyorum ki, şayet insanların tamamı onunla amel etseydi, hepsine de kâfi gelirdi» buyurmuştu. Ashâb-ı Kirâm:

«–Ey Allah’ın Resûlü, bu hangi âyettir?» diye sordular. Allah Resûlü:

«Kim Allah’a karşı takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder»  âyetini tilâvet buyurdu.”

( Hadis-i Şerif , İbni Mâce, Zühd, 24)

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork! Kötülük işlersen, hemen ardından bir iyilik yap ki, o kötülüğü silip yok etsin. İnsanlara karşı da güzel ahlakla muâmele et!”

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Birr, 55/1987)


"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

“–Ey Allah’ın Resûlü! İnsanların en keremlisi (hayırlısı, şereflisi ve değerlisi) kimdir?” diye soruldu.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“–En çok takvâ sahibi olanlarıdır” buyurdu.

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Enbiyâ, 8, 14, 19; Menâkıb, 1; Tefsîr, 12/2; Müslim, Fedâil, 168)

internette ve bazi kitaplarda Takva Hakkinda
Takvâ; sakınmak, korunmak, çekinmek, hoşa gitmeyen şeylerden uzak durmak, tehlikelere karşı kendini korumak, korkulan şeyle araya bir mânia koymak demektir. Takvâ, mü’minin Allah’ın hıfz u emânına sığınarak, âhirette kendisine zarar ve elem verecek şeylerden titizlikle korunması ve günahlardan sakınarak sâlih amellere sarılmasıdır.

Halbuki Takva Allahi bilmekdir ki "Yakin" yani "Yakin Bilgisi" yani Her kimin Allahi bilme bilgisi daha cok ise, en takvali kimse o dur.

Geçen haftaki vaazımızda  ekmek ufağından bahsetmiştik O birinci versiyon idi, ikinci versiyon ise, üveysilik, yani Mesela Muhammed'in çağında olup da, ondan fayda görememek, yahut varıp da onu görememek, görüp de kıymetini bilememek, ve bunun bugünkü günümüzdeki versiyonu ise, Mehdi Aleyhisselam'ın çağında yaşayıp, ona verilen nimetlerden faydalanmalarına rağmen, ben ondan fayda görmedim diyerekten, bir de feryat edenlerin hali. Yani bugün ona verilen nimetlerden elektrik mesela, Hangi evde elektrik yok ki şu anda, çok cüzi miktar Bazı yerlerde, daha elektriğin ulaşmadığı yerler vardır elbet, ama, çok cüzi miktar onlar, ama onlar da yine gazyağlı lamba kullanıyorlardır. ve yine telefon her yere ulaşmış durumda, hani cep telefonu olmasa bile, ankesörlü telefonlar, yaklaşık olarak her yerde var, ve bu telefon hizmetinden faydalalanan insan sayısı çok, belki Afrika'da birkaç kabile kalmış olabilir, yine buzdolabı öyle, soğuk hava dolapları, çamaşır makineleri, ütü, araba ve Yollar, Uçak, gemi, kolayca bir yerden bir yere eşyaları nakletme, transfer etme, iki kabile veya millet ile ve Ümmetler arasında kolayca anlaşma imkani dil birligi ve kolaylığı, internet, görüntülü televizyonlar, görüntülü konuşmalar, kitap ve yazı dersen, milyonlarca bilgi kaydedilmiş vaziyette, artık kaybolmuyor, hatta video olarakdan görüntüler çekilmiş, sanki yanındaymış bilgi alişverişi yapalabiliyor, ölmüş olsa bile, hiç ölmemiş gibi karşında durup, sana bir şeyler anlatıp bir şeyler gösterebiliyor öğretebiliyor bildiklerini sana, ve yine ses ve müzik, insanları mest eden rahatlatan müzikler ve YouTube kanalı, ve Tuba Dalları hikayesi, ve Tuğba dalının ulaşmadığı yer yok, ve yine Herkes, her an müzik dinliyor, o diyor Hiç Durmaz susmaz, Çünkü YouTube'a girenler Afrika'dan girdilerse ve onlar yatip uyuyupda  Afrika'dan giren kalmadıysa bile, bu sefer Amerika'dan giriyorlar, Amerika'dakiler yatip uyuduysa, bu sefer Japonya'dan giriyorlar, ya da Asya'dan veya Avrupa'dan giriyor, yani YouTube hiç susmayan Tuğba dalı, cennetteki Tuba dalı. ve böyle dedik diye youTube 'ya karşı savaş açanlar var, çünkü kötüler kötülükte yarışıyorlar, kötülük yapmak için uğraşıyorlar, iyilik için uğraşmıyor ki onlar.

yine alet erdavatta ki Matkaplar ile kolaylik, yine traktörler ile tarlalar kolayca işleniyor, traktör ve patozlar ve döver biçerler ile hasat kolayca yapılıyor, ekim aletleri, dikim aletleri, yine onlarca kat bina yapılabiliyor, vinçler, greyderler, daha size nimetlerin hangisini sayayım. hangisini yalanlayabilirsiniz, Bunların hepsi Mehdiye verilmiş kıymetli şeyler değil mi?  Muhammed'in bunlardan hangisinden vardı, yazı yazacak kalemlermi klavylerimi daktilolarimi vardı, kağıdı mı vardı, Kitaplarımı vardı okudu ilim ve fizik  kimya ögrendi, interneti mi vardı, neyi vardı? bulaşık makinesi mi vardı? değirmeni mi vardı, osayede değirmeni ile onun çuvallarla  un öğüt e bilecek un fabrikasimi vardi eldegemini vardi el degemeni, makarnası mi  vardı,  salçası mı vardı, kahvesi çayı mı vardı, yumuşak yatağı bile yoktu, ya peki Musa ondan da önce ki peygamber, Musa'nın bunlardan var mıydı ya isa nin veya İbrahim İsmail hangisinin bu nimetlerden vardı? bu nimetleri kime verilmiş, Mehdi Aleyhisselam'a ve onun çağındakilere verilmiş, o zaman onun çağındaki Herkes, bu nimetlerden faydalanıp da, bir de biz Mehdiyi bilmiyoruz, tanımıyoruz, görmedik, haberimiz yok demeleri ne garip, daha gelmedi daha zaman o zeman degil  demeleri ne garip. Ha ayetleri yalanlamışsınız,  ha Mehdi yi yalanlamışsınız, aynı şey değil mi? suyun içinde yaşayıp da, suyu inkar eden balık olmayın, havayı alıp verip de, havayı İnkar Eden olmayın, Allah'ın nimetine ve rahmetine gark olmuş halde bulunduğumuz halde, Allah i İnkar Etmeye kalkmayın, onun nimetlerini inkar etmeye kalkmayın, onun peygamberlerini, meleklerini ve iyi kullarını inkar etmeye kalkmayın, bu nimetlerin iyi kulların sayesinde insanlara verildiğini unutmayın. çünkü ikramı insan, yapısı olaraktan sevdiklerine yapar, sevmediklerine kim ikram eder, düşmanlarina kim ikram eder. Öyle ise Allahu Teala da, sevdiği Kullar hatırına, bu dünyadaki bu nimetleri döküp taşırması ve, "febieyyi ala i rabbiküma tükezziban."  hala hangi nimetleri mi yalanlar sınız demiyor mu Rabbimiz, hangisini yalanlayabilirsiniz.

işte yakin ve uzak diyarlardan, bazıları bizi görmeye gelip de, bizi kabul ettikleri için değil de, bu Mehdi değil diyebilmek için, bir belge, Bir bilgi, bir görüntü, bir hareket, bir fiil arıyorlar, etrafımızda dönüp dolaşıp, bizden, yanlış, bir eksik, veya yanlış bir hareket arıyorlar ki, bu o degil, diyebilsinler. ve bizi inkar eden kimselerin gayeleri amaçları bu. etrafımızda dönüp duruyorlar ve bu sebeple Bazıları öyle ki, mesela lokma olmuş, ben gitmişim Marketten ekmek almış gelmişim, ve tam kesmişim yiyeceğim, şeytan elime çarpıyor, elimden koca bir lokma yahut küçük bir peynir, ya da büyük bir peynir parçası, yahut ekmeğim dökülüyor ve düşüyor, yıllardır Mehdi hasreti çekilmiş, ve cennet hasreti çekilmiş, Mehdi den daha ziyade, Cennet hasreti ve ahiret hasrete çekilmiş, ve Ferah ve huzur vaktinin hasreti çekilmiş,cennet ve ahiret yurdu verilmiş, ve şu an onun içinde yaşanmakta, ve birde o Mehdiye varıp da, işte evine varıp,  tam cennete girecekken, ağzına varmadan yere düşen lokma gibi, mikroplara ve şeytana yem olan lokma gibi, cennete girecekti, sırat köprüsünden geçemeyip, cehenneme düşenler işte, ekmek ekmek, Nimet Nimet, o nun (Mehdi nin) evine kadar gelmiş, kapıma kadar gelmiş, ve hatta soframa kadar koyulmuş, Ve sonunda şeytana yem oluyor, Aman yarabbi, işte Ebu Cehil, işte İbrahim'in nemrutu, işte Musa'nın firavunu, taaa dibine kadar varıp da rahmetin, rahmetten faydalanamayan ahmaklar gibi, bu rahmeti görüp te, her şeyi görüp de, bundan fayda göremeyen ahmaga, ama ben ne diyeyim daha, bu da ikinci versiyonuydu.  Ekmek dökülmesi ufalanması meselesinde, çok çocuğu olmasindan ziyade, bunlar bugün tahakkuk edip yaşanmakta, üveysi, Veysel Karani, "gidipte bir görsem, ah Onu  Ben bir görsem." diye yanmış tutuşmuş,ve fakat kapısına kadar varmış, kapısından göremeden geri dönen, bazıları da böyle işte, yanıp tutuşuyor,  kapımıza kadar gelip de, kapımızdan geri dönmek zorunda kalıyor, neden işte yanlış bir hareket gördüğü zaman Bizden tiziyor o değil diyesi geliyor.

Evet ben kimsenin başına, Ben peygamberin diye durmadım, ben yeni bir din getirdim diyerekten de ortalığa çıkmadım, ve ben öyle adaletli Ömer'in de demedim. Ben dünyaya adaleti getireceğim, ben 2. Ömer'in, 3. Ömer'in de demedim. Ben, ben ne Ömer'in, ne Ebu Bekir'in, ne Muhammed'in, ne Musa yin, ne İsa, bende Allah'ın kullarından bir kulun, ve belki Ben Mehdi olabilirim, Adamlardan bir adamım. kendim Bildiklerimi sizlere anlatıyorum,

Bu anlattıklarımın çoğuda, bir varsayım ve öngörmelerdir, benim ögörülerimdir, Bunlar Ne Kuran gibi bir hüccet ve delildir, ne de Namaz gibi inanilip yapilmasi gereken bir vecibe, veya farz veya sünnette degildirler.

hangi Bilgim'den dolayı benim ardıma takıldınız da  yanildiniz acaba, vay ben size Hz Muhammed gibi, yeni birşey olan namaz mı çıkardım, icad ettim, ve bu dinin temelidir, bunu yapacaksiniz dedim de, sonunda siz anladınız ki namaz yanlışmış, bu (Yani beni kastederek o) uydurmuş diyerekten,o yüzden ben, sizi yanılttın mı? O yüzden siz cehenneme mi düşeceksiniz? benim peşime takılıp da namazı kıldınız diye ha!!!

Halbuki ben namazı Muhammed kıldı diye kılıyorum, sizde namazı beni kıldı diye Kılmıyorsunuz zaten, ben de namaz getirmedim bu dine ve size.

Yine oruç öyle yine din öyle, dinin kuralları öyle, ve Kuranı Kerimi de ben indirmedim, Benim de ekstra bir kitabım yok,

Ben size bir kitap getirdim diyerek de, iddia etmedim.

Benim peşime takılanlara Ben dedim ki : Kâinat, Kuranı Kerim'de yazdığı üzere, Peygamberimizin hadislerinin ve Kuran ayetlerinin bildirildiğine göre, Kainat bizim emrimize verilmiş, ve ben bunu hayatımda tatbiken yaşadığım ve, bazı keşfi olrak bildigim bazi olaylar yüzünden, bazı sebeplerin bizlere bağlı olduğunu fark ettim. ve deneyimlerim üzeri bunları yaşadım. Ve ben size de bunu öğretmek istedim. ve bunu da bir yol ve usul olaraktan tatbik etmek istedim. Hepsi sadece bu, buraya takılmak veya takılmamak, benim ardıma takılıp, takılmamak, sizin Cüzi iradenizde, ve bunlar Ne din gibi bir kural, ne namaz gibi bir farz, ve oruç gibi bir farz değil, farz değil sünnet değil, yaparsın, yapmazsın, senin Paşa gönlüne kalmış. Öyle olunca işte ardımıza Takılıp gelip de, eksiğimi  arayanların yanında, bir de işte, böyle biz de bir yanlış bulup da, görüp de, bizden kaçanlar var. Yani para kalp mı? yoksa gerçek mi? diyerekten, adam mihenke vuruyor, kendi mihengine vuruyor, bu altın kalp mı? yoksa gerçek mi? değil mi  diye mihenge vuruyor, O mihenk de, kendi mihengi dinin mihengi flan da degil, yani ona göre doğru olan ne ise ona vurupda ölcüyor.

Peki bana göre doğru Ne? ve Kim?
Allah'a göre doğru Ne? ve Kimler?
Kur'an'a göre doğru Ne? ve Kimler?
Sünnete göre ve Muhammed'e göre Doğru Ne? ve Kimler?


Geçen  Hafta anlatmıştı işte bunu : Doğru Kime göre doğru hikayesi:

Mesela adam Çayıra atlari ile gitmiş bir tane de oraya kazık çakmış diye anlatmıştık, ve Atlarini kacip gitmesinler diye oraya bağlamış, ve çayırda yaymış Atlarini, ve Akşam olmuş evine giderken de,  Kazığı çıkarmadan gitmiş ki,  Bir müslüman daha gelirse, O  Kazığa, o da Atını bağlasın diye.

Fakat beklenilen onun umduğu gibi olmamış, onun kazağının çakılı olduğu yere, başka bir Müslüman gelmiş fakat, kazığı görmediği için ayagi takılmış düşmüş, ve kızmış ve : bu kazığı buraya kim çıkıp da gitmiş diyerekten, ve onu sökmüş atmış ve, bir başka Müslümanın da ayağına takılmasın diye.

Bunların ikisi de müsavi, İkisi de kendine göre doğru,  ve ikiside iyilik etmek istemiş.
o zaman, onun doğrusu ile, öbürünün doğrusu farklı, Hangisi doğru değil diyebiliriz. o zaman mehdiyi bilemeyenlere, onun Altın gibi çağını anlamayanlara Ne diyelim!!

Altın Çağda, her şey altın olacak, altına dönecek değil. işte altın gibi her şey değerli, kıymetli olacak demek bu.

ve Misal olaraktan Muhammed'in ashabından bir tanesi gelse, ve buradaki bir şeyden alıp götürse onun çağına, mesela düşün ki : 10 koli defter götürsek, 10 koli kalem götürsek, ve Ashab-ı Kiram bunları, Kuranı Kerimi ve hadisleri yazmakta kullansalar, bize kadar ulaştırmak da kullansalar, onlar ne kadar sevinirler değil mi, Onlara ne gelir  bu defter ve kalemler, yani altından daha değerli gelmez mi? o zaman bu çağ,  Mehdi ve O nun Altın çağı değil de ne kardeşim. Bu sadece bir tane örnek, Ben bunu yüzbinlerce örnekle çoğaltabilirim.


Ve gelelim zurnanın zırt dediği yere yine :
Ve Geçen ki anlattığımız meselelere bağlayacağimiz bir başka mesele de, Hani Tanrı Anibus da bahsetmiştik, çakal kafalı Tanrı, Türklerin atasını emziren Tanrı, besleyen bakan büyüten Tanrı, veya kurt veya gök gözlü Husky kurt, yani Çakal,  Mısır mitolojisindeki Tanrı Anubis, ve Bugün internet ve bilgisayar ortami için yazılımlar yapılıyor ki, internetten ki insanları kandırıp, yensin diye. ve Bunlar Oyun şeklinde Yapılıyor şu anda. Oyunlar şeklinde, mesela İskambil oyununda, insanı kandırıp yenecek seviyede bilgi akışı olan bir yazılım, insana hiç fırsat tanımayan satranç veya bilardo oyunu ve benzeri, insanı alt etmek ve yenmek gayesi ve amacı olan yazılımlar.

Ve düşünün bunların öyle bir seviyeye geldiğini ki, ve insanı yalan söyleyerek den kandırmak derecesine geldiğini düşünün.

Ve kırmızı yalanlar!!

Hani Kırmızı Şapkalı Kız da ki kurt veyahutta, Aslı tilki, Biz yalancı olarak tilkiyi biliriz. Çünkü masal masal maniki kuyruğu var 12, tilki böyle tarif edilir Masallarda, ve kuyruğunun 12 olmasının sebebi, yalanları çok manasındadır. ve İşte o kırmızı şapkalı kızdaki kurt veya tilki, babaannenin yatağına, babaannenin elbiselerini giyip yatar, ve ondan sonra kırmızı şapkalı kız gelince sorar, Onu normal babaannesinin elleri gibi elleri olmadığını görünce,

-  Ellerin neden bu kadar büyük Babaanne? der.
kurt cevap verir
- seni daha güzel sarabilmek için. der
bakar kulakları da büyük, Hani masal bu ya
-  Kulakların  neden bu kadar büyük? der
kurt cevap verir
- Seni daha iyi duyabilmek için. der
Bu sorular devam eder Ve sonunda sıra dişlere gelir, fakat kurt da artık bıkmıştır o sorulardan, bir an önce ziyafete konmak istemektedir, Ve sonunda Kırmızı Şapkalı Kız sorar

- Dişlerin neden bu kadar büyük Babaanne? der.
Kurt da dayanamayıp Seni yemek için der ve yalanları Bitmiştir Artık, hikayenin sonu gelmiştir, kurt üstünden şapkayı çıkarır, elbiseyi çıkarır, Yorganı açar kırmızı şapkalı  kızı hapır hupur yer.

ve hikaye kitaplarda Şöyle yer alır :


Kurt, Büyükannenin geceliğini giymiş, onun başlığını ve gözlüğünü takmış yatakta yatıyormuş. Yorganı boğazına kadar çekmiş, içerisi karanlık olsun ve suratı fark edilmesin diye de perdeleri iyice kapamış.

      “Elindekileri oraya bırak da yanıma gel canım,” demiş kurt.

      Kırmızı Başlıklı Kız çöreği yatağın yanında ki küçük masanın üzerine koymuş, ama hemen kurdun yanına gitmemiş. Çünkü Büyükannesi bir tuhaf görünüyormuş.

      “Kolların neden bu kadar büyük Büyükanne?”

      “Seni daha iyi kucaklamak için!” demiş kurt.

      “Kulakların neden büyük, peki?”

      “Seni daha iyi duyabilmek için!” demiş kurt.

      “Gözlerin neden kocaman, peki?”

      “Seni daha iyi görebilmek için,” demiş kurt.

      “Dişlerin neden sivri peki?”

      “Seni daha iyi yiyebilmek için,” demiş kurt.

      Bunu söyledikten sonra kurt artık daha fazla kendine engel olamamış ve yorganı bir tarafa atarak yataktan fırladığı gibi Kırmızı Başlıklı Kızı bir lokmada yutuvermiş. Sonra da karnı doyduğu için keyfi yerine gelmiş ve uykuya dalmış.

      Ama ne var ki kurt çok kötü horluyormuş. Evin önünden geçen bir avcı onun horultularını duymuş. Büyükanneye kötü bir şey mi oldu acaba, diyerek kulübeden içeri girmiş. İçeri girer girmez de orada neler olduğunu hemen anlamış.

      “Aylardır senin peşindeyim pis yaratık,” diye bağırmış avcı ve kurdun kafasına elindeki baltanın sapıyla vurmuş. Sonra da önce Kırmızı Başlıklı Kızı, sonra da Büyükanneyi dikkatle kurdun içinden çıkarmış. İkisi de sapasağlammış.

---oOo---

masal masal maniki kuyrugu var oniki

Tilki yalanci tilki veya lafontan masalindaki kurt olmuş tilki veya Kurt ve  Kırmızı Başlıklı Kız
Kızı yemek için KIRMIZI yalanlar ve
bir gün "GEN teknolojisi" artik insan ile kurt ve tilkiyi karıştırıpta, o gen teknolojisi  ile insan yeni model bir yaratik veya insan yapan, tanri tanri ANiBUSU yapinca yada yaratinca,  kurt genli, ve tilki gibi kurnaz, amma insan, ve kafasi kurt  kafasi olan bir yaratik, insan ve hayvan ve robot karışımı birşey.
ve işte insanlari yemek için, kırmızı kırmızı yalanlar söylmeye başlarsa ne olur düşünün bir robot bir gün insana kırmızı yalanlar ile kandırmaya başlarsa cenneten kovuluruz. Çünkü cennette giren şeytanda, aynı kırmzı yalanlar ile, ademi  ve havvayı kandırıpta,  cennetlerini elinden almadimi?
yani insanı yok etmek için eline geçirdigi  fırsatı değerlendiren şeytan bir günde Tanrı Anibusu yaptırır ve sonunda insanlığı yiyip yok etmek fikrinde olan bir tanrı, sonundan nasıl olurda, insan soyundan bir Türk ü emzirir acaba düşndünüz mü? çünkü o Türk onun atası olan insan, ve onun ilk hali olan insan hali o. O ki ondan Türeme varlik olan  kurt genli kurt kafali veya timsah genli yudumcu, beyinsiz timsah, yada cok akilli yilan kafali cok zeki yaratik yada Tanri Nebukadnazar.
ve fakat hem yilan hem insan  yani reptil ve bir gün insanlarin bunlarin yapabilcekleri gercegi,  ve  sonunda dünyaya sigmayipda insanlari dünyadan yok etmek için onlar lafontandeki gibi kirmizi yalanlara ile insani yemeyi düşünmeye  başladığında ne olcak peki, bu gen teknolojisne çok dikkat emek lazim çoooooook.

Yani kardeşim o yazılımları yapan ahmak kardeşim diyeyim, yarın bu yaptığın yazılımdaki yalanlar, dolanlar, ve insanı kandırma hikayeleri, bir gün o dijital Sanayi ilerlediği zaman, robotlar icat olduğu zaman, ve kötüler Onu kötü niyetle kullanmakta niyet etdiğinde, işte sana kırmızı yalanlarla, senin yemek amacında olan bir robotun, bunları kullandığını düşünüyor musun.

########################

öyle ki işte robotlar yapılırken onlara konulacak Kural sonradan değiştirilmemeli, ama işte Türkiye'nin Anayasasında öyle bir kural vardı, anayasasının 1,2,3.maddeleri değiştirilemez diye bir yasağı vardı, biri geldi ve bu yasaları da değiştirdi. işte aynı şey, insanoğlu böyle, Ben onu beğenmedim, Benimki daha güzel diyerekten, yenilik getirmeye çalışanlar, Allah'ın kurallarını beğenmeyip, Allah'ın kurallarına karşı, yeni Kural koyanlar. Halbuki Allah insanların hayrı için o kuralları koymuş, yasak da koyduysa, Hayri için, serbest ettiyse de Hayri için, ve faydası için. Bugün alkol yasak dediyse, alkolün zararını Allah'ın iyi bildiği için, insana zararlı olduğu için yasak koymuş. tabii ki Faydalı tarafları da var, Fakat Allah onları da biliyor, faydalı taraflarını dikkatli kullanıp, yasak olan taraflarından sakınmak, en güzeli ihtiyatlı davranmak olur. ve fakat insanlarin hepsi bu ihtiyatta olmadığı için, işte yanlış kullananlar çok, zararlı durumlara sebep veya maruz  olabilmekteler. bu yüzden Allah Kur'an da Kurallar ve yasaklar koyduysa, yasak bile olsa ona uymak lazım. Peki bu robotlar yapılırken o robotları bu ayrobot (I Robot) filmindeki robotlara konulacak yasaları düşünen "Isaac Asimov" haklı değilmi burada. Fakat ben onu okumadım sadece filimi seyretttim ama, anladığım kadarıyla 3 veya 4 kural var, ondan sonra başka Kural getirenlerin koyduğu kural yanlış Kural oluyor. işte aynı anayasanın değişmez kuralını değiştiren'in yaptığı gibi, artık anayasa veyahut babayasa diye bir yasa kalmıyor ki ondan sonra. Kuran'ı Kerim'i değiştirelim, işimize geldiği gibi yapalım dersek, artık yasa ve kural kalmaz ki, Allah'ın kuralları çiğnendikten sonra, Kural diye bir şey olmaz. o zaman aynı şey, işte robotlarda belli yasa ve kurallar  üzeri yapılmalı ve icat edilmeli. taaa ki, bu bir Ahmag'ın böyle bir kuralı begenmeyip değiştirmesine kadar bu kurallar korunmalı ve bu kurallara uygun hareket edilmeli. yoksa işte kırmızı yalanlarıyla bizi yemeği düşünen, bir robotu, bir çakalı, bir çakal kafalıyi düşünüyor musunuz?  yine Çakal kafalı  Anibus meselesinden girmiştik de, gen teknolojisinde de aynı işlem geçerli.  Muhammed Ashabına bunlardan bahsetti ,O miracda  gördüğü at kafalı ve insan ayaklı veya bedenli canlıları gördü ve onlarinin durumunu ashabina bir bir anlatti. ve bugünkü reptilia denilen yılan kafalı ve insan bedenli yaratıklarıda gördü ve anlaati, ve yine öküz kafalı ve insan bedenli yaratıkları da gördü, köpek kafalı ve insan bedenilii yaratıkları da gördü ve anlatti. ve bunların hepsi, bu gen teknolojisinin, en son haddesine vardığında, İşte o çakal kafalı, Tanrı denilen, Hani bu da icat edildiği zaman, bu da bir icattır, gen teknolojisinin icadıdır. Yani şu anda insan genine başka gen karıştırılıyor ve  fakat böyle  üstün bir varlık meydana getirilemiyor, Hatta Can  verilemiyor, ve onlar sadece kadavra halinde bulunuyorlar. Ama bir gün İşte, o teknolojinin ulaşacağı nokta o Mısır piramitlerinde yazılı, insanlık kendi kendini yok etme, ve veyahut da yok edecek canlılar ve Yaratıklar yaratma peşinde koşacak, ve sonunda da  işte kurt kafalı, çakal kafalı Anibus ve bunu Tanrı diye atayacak ve kendini tanrı atfeden kimseler, Firavunlar Ve sonunda  anibus neden bir Türk çocuğunu emzirecek? Cünkü  insanlık kalmayacak da, bir Türk çocuk kalacak, ve insanlık o Türk çocuktan yürüyecek, çoğalacak. haaaaa  ne demek, bu gelecekte mi oldu, geçmişte mi? Nerede oldu? gelecekte mi olacak, geçmişte mi olmuştu? o var, O resimler geçmişimi anlatıyor, geleceğimizi mi anlatıyor, Biz geçmişte miyiz, gelecekte miyiz? Tanrı Anubis neden o çocuğu emzirdi, ya da baktı büyüttü, çünkü onun atası da biziz, o yapıyı oluşturan, O gen e cakal kurt ve tilki katipda, insani, kurt kafali yapanda bizler olacagiz cünkü, Geni bozuk da bunu anlayacak, O bizim Tanrımız değil, biz onun esas atası ve Tanrısı oluyoruz,Tanrisi veya yani Atasi demek, Tanrısı Yani, onun Gen yapısınin orjinali bizleriz. Bizim Genlerimiz bozularaktan Anibus diye bir şey, kurt kafalı, çakal kafalı bir şey icat edilecek, ve yapılacak. O yüzden, o bunu keşfedince, ana yapının yaşaması gerektiğini fark edince, işte son kalan bir çocugu emzirerekten, yahutta  koruyup büyütülür (Musayi firavun büyütmedimi, hikayemi bunlar)  bakılarakdan beslenerekten işte dünyanın soyu tekrar üretilmiş ve bu hale getirilmiş ve hikaye budur ve o gelecek şu anda Gelecekle geçmişin karışımı halindeyiz biz. eğer Anibus gelecekte bir yerde yaratılan bir yaratık ve varlık ise, Ve Tanrı diye atfediliyorsa, ve biz Türkler ise geçmişte bir Türk, son kalan bir Türk çocuğu, kurt tarafından emzirildiğini iddia ediliyorsa, fakat Anibus gelecekte, gen teknolojisinin ulaştığı son noktada yaşayan birisi, Gelecekten gelip de geçmişte bir Türkü kurtarıyor Türkler bütün insanlığın atası demek, esas GEN yapısı anayapı insan yapısı. Mehdi nin Türk olmasının sebebi, onun ölçüleri orta vusta bir insanın, en itidalli yani, orta seviyedeki bir insandaki Bütün özellikler onda mevcut. yani Ne demek bu. Peygamberimiz bunu anlatmış onu tarif ederken  onun boyu için "uzundan biraz kısa, Kısadan biraz uzun", ne zengin, ne fakir, ne aşiri dindar, ne dinsiz, ne sari, ne esmer, bugday tenli,...... kim bu? hz muhammed mi? yoksa onun torununun torununu Hz Mehdi mi? ve benim şu anki Yediğim içtiğim ile bozulmadan önceki halim de ki işaret Parmağımın uzunluğu 13 santim idi 13,... ve küsür. bir karışımın boyu 22 santim idi,  bozulmadan önceki halim orta Parmağımın ucundan dirseğime kadar 43 santim idi Sağ kolumu sağ tarafa açtığım zaman parmak ucundan sol omzumun başına kadar 1 metre idi, yani bunları neden anlatıyorum, bunlar orta bir insan, Adem oğlunun ölçüleri idi, Hatta hanımının boyu benden biraz kısa, ve onun sandalye oturuşu ile benim sandalye oturmuşum arasında fark var, Bir gün onun oturduğu bilgisayar masasındaki ayarini kendi ayk boyu olan aşagi indirdiği sandalyenin seviyesinde oturdum birkac saat oturdum ve Ayaklarım ağrıdı, onun Ne çektiğini farkına vardım. Bana verilen en güzel imiş, En iyi itidal  orta ve vustasi ve  iyisiymiş. ayakkabı boyum Türkiye'de 42 idi, burada 42 ye uygun numara bulamadığım için ayaklarim  taraklı, ve 42 Fakat burada ancak 43 giyersem ayağım İçine sığıyor, fakat ucu uzun kalıyor ayakkabının, O yüzden 43 giymek durumunda kalıyorum, normal ayakkabı boyum Türk ayakkabısı statüsünde ve 42 numara. yani ne 45 ve 46 ve 50 gibi uzun ne de 40'ın altında 38 , 39 gibi küçük ve orta ve ideal boy 42 veya 43 orta vusta  yol ve orta yol ve orta  bir insanın ölçüleri, O yüzden işte o kurtarılan bir Türk çocuğu, dedim ya beni aldılar götürdüler, ve geri getirdiler, benim ölçülerim alındı, ve bana verilen ölçülerde İşte bu ölçüler. Bunlari Daha sayabilirim de yani  gerek yok, Sadece size bir misallerini verdim anlayabilesiniz diyerekten örnekler verdim. yani Yine taş ocağında çalışırken 18 ve 36 ve 54 kuralı vardır, taş kesme de, yani benim ölçülerinden bir tanesi de 18- 36 ve 54 kuralına uyar,  Hani bu nedir Onları da söylemek istemiyorum,  bazıları bilinmeli, bazıları da bilinmemeli. yine 88 37 kuralı vardır, Bu da bana ait kurallardan birisidir, ve ölçülerimden birisidir. ve işte GDO ve gen tekniği bozulmuş gıdalar ve yeni oynanmış insan ve hayvanların sonunda normal bir insana tekrar dönmek gerektiğini anladıklarında, İşte o Türk, son kalan Türk, ve anasoy, ve annam tarafindan soyadimiz "Özsoy" Adem'den gelen ana soy un, ana gen yapısının korunması gerektiğini anladıklarında, işte Anibus veya Tanrı Anibus ona yardım eder Türke yardım eder Türk çocuğuna yardım eder Ve  Tanrı  "R" ismini koyar ona.

Ve bütün insanlık Adem ve Nuhdan sonra tanrı "RA" dan türemiştir, Tanrı Ra nin çocuklarıdir bu insanlik. ve Bu nasıldır dediğin zaman, ve her şeyin bir "R" si var  mesela ingilizce  "notebook" demek "Notebook" kelimesinde r harfi yok, Amma onun  Türkçe anlami olan "defter" dediğimiz zaman icinde ve sonundaki harf iste "r"  ve bir "r" si var  yine Mesela "Sunday" veyahut Almanca "Sontag"  kelimelerinde  "R" harfi yok,  ama Türkçe manasi olan "Pazar" dediğimiz zaman son da bir "r" harfi var, Öyle olunca her şey radan türedi bu sadece hepsi türkcede degil bunu bütün diler ile eşleştir ve illlaki bir dilde ve millette onun r si vardir ve onun (O kelimenin ve isimin fiilin sifatin) r si o milletten üremiştir, Yani RA çocuklarısiniz, ra olmasaydı insanlık kurtulmazdı işte x gen veya enoxix ve N üstü X
Rahman Allah, Rahim Allah, Raşit Allah, Rauf Allah, Refik Allah
…………..

Ve mısır mitolojisinde anlatılanlar gibi, firavunlar veyahut da Tanrılar halinde, bunlar artık insanı yok etme, ve yeme, ve kırmızı yalanlarla o kurt gibi yemek için, yok etmek için uğraştıkların da, yapabileceğimiz tek şey, işte en azından bir kimsenin, bir çocuğun dahi olsa, bir soyun geninin bozulmadan kalmasının sağlayabilmek için gayret etmemiz lazım.  Geçen anlatmıştık İsrail sana verilen senin için engüzel olan, Senin küçük bir devletin olması, Çünkü mesela dalak milz denen organ ince Kan Dolu, İnce mide çeperine yapışık şekilde, Çünkü kalın olsa olmayacak, biraz büyük olsa yine zararlı, o ona göre yerine göre uygun yaratılmış, onun yapisi en güzel yapıda, en güzel ayarda ayarlanmış. senin yerin de dedik dünyadaki yeri ve önemi acisindan,  Yurdun vatanında, en güzel şekilde sana verilen hali, Sana layık olan en güzel halidir elbet. ondan daha fazlasını daha büyüğünü arama dedik. bir tırnak çok büyük olursa işe yaramaz görevini yapmaz onu animali diye kesmek gerekir  düşünün yumurtayı kaynatırken, Eğer yumurtanın içi sivisi biraz fazla olsa içine sığmıyor, ayarinda ve oraninda değilse  kayntinca işte patlayıp dışarı çıkıyor, içindeki kıvama katılan miktar, Eğer ayarsızsa, yumurta kaynadığı zaman patlıyor ve dışarı çıkıyor.  Allah'ın kurallarını bozmazsak dünyada, Cennetleri yaşar gibi yaşariz, ama işte Allah'ın kurallarını tanımamazlıktan gelmek bizi böyle zararlara sokmakta.

Ve bugün internet teknolojisi ve alışveriş teknolojisi o hale geldi ki, artık evinden çıkmadan her şey evine gelmekd, İleride Yemek de gelir, içecek de gelir, artık herkes evinde ve dışarı çıkma ihtiyacı duymayacak hale gelecekler Demek ki, ve Matrix filminde ki o küvezde yaşayan insanlar, ve küvezde onlar sanki toplumda yaşıyormuş gibi bir yaşayış hissi alıyorlar, fakat küvezdeler, ve onlar serum ve şırınga şekli ile besleniyor, ve ama onlar Sanki dünyada yaşıyormuş gibi bir yaşantı halinde, kendileri seyri sülük etmekteler, ve doğdular büyüdüler yaşadilar Ve sonunda da ölüp tekrar karıştırılmak üzere geri dönüşüm ünitesine atılmaktalar. ve işte insanlık Eğer böyle robotları da icad edince, artık onlar çalışıp, Onlar bizim yiyeceğimizi içeceği bizim meydana getirdiklerinde, Artık insanlar evinden de dışarı çıkmayınca, artık öyle bir hayata da gerek kalmayacak o zaman. ve bizler Hani bu matrixteki kötü diye atfedilen küvezdeki insanlar, matrikse sokmuş onlari yapan icad eden yaratan yani cennet hayati, pil yani enerji için yarati yorumu yapiyor,  Halbuki öyle değil, işte insanlar artık dışarı çıkmadığı zaman, küvezde gibi zaten, küvezde beslenen, küvezde yiyip içip Affedersiniz dışkılayan, ve böylece bir ömrünü, hayal gibi bir hayat süren canlılar, ve bunlar cennette var dediğimiz şeylerden birisi de bu, Matrix'in sonra hali. Peki iyi mi, oradan Çıkmak mı iyi, birileri çıkmak isteyecek, Şu halimize geri dönmek isteyecek, Allah ki zaten geri döndürdü bizi, o hal'den bizi buraya dünyaya atmiş, Biz istediğimiz için, bizi buraya Geri Döndürmüş, ve Adem ve Havva çilelere düşer olmuş, ve orada küvezde beslenip iyi  bir hayat sürmek varken, Bizler böyle  çalışıp, didinip, yorulup, terleyip, hasta olup, iyi olup,... gibi evrelerden geçerekten, hayatın cilveleri içinde yaşamayı seçmişiz. yani yaratılışının başına döndürülmüşüz, Hangisi iyi, ona da iyi diyemeyiz, böyle zor ve çile dünyasinada, Adem'in ilk vaktindekilere de iyi diyemeyiz, Ama şu anki vaktimiz  Goldene  Zeit,  yani Altın Çağ, her şeyin en iyi olduğu vakitteyiz, bundan ötesi de tehlikeli, bundan öncesi de zaten daha iyi değildi, anlattığim gibi eski insanlarin bu nimetleri, yani bu günümüzdeki nimetleri, bunlardan yoktu. ama Daha ilerisi de iyi değil, diyor ki zaten Muhammed, Mehdi den sonra artık Kıyamet, ve o küvez Vakti de iyi değil yani. artık Evden çıkmayan insanlar, ve Biz şu anda, o duruma dogru gidiyoruz, Yani bir nevi öyle gibiyiz, Yani herkes gece yatmıyor, tweet Facebook Instagram geziyor ne video çeksem ne anlatsam da internet hit olsam, ne etsem diye her şeyimiz internet oldu. internette her şey var, Hem iyi, hem kötü diyeceğiz artık. Ne diyeceğiz, Yani bu Matrix filmini kim yaptı? kim yaptırdı bunu? Gelecekten gelen insanlar mı yaptırdı bunu? bu kadarinada nereden  erdiniz,  bu kadar mı olur, bugünkü çağımızdaki o küvez halini de mi bildiniz. Demek ki bir gören vardı, bunları bir bilen vardı, bunları bildiği için yazdı, ve bu filmi bize ibretlik olaraktan çektirdi, ve bizlere işaret verdi.

Üç aylar ve Recep, Şaban, Ramazan ve bereketli vakitleri girdik ve, Peygamberimizin hadislerinde

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun!”

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Zekât 9, 10, Menâkıb 25, Rikak 49, 51, Edeb 34, Tevhîd 36; Müslim, Zekât 66-68. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 1, Zühd 37; Nesâî, Zekât 63, 64; İbni Mâce, Mukaddime 13; Zekât 28)

demiş. İşte "imkanı olan bir hurma ilede olsa oruç açtırırsın." demiş

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.”

( Hadis-i Şerif )

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Savm 82)


ve bunun şu anki internet teknolojisi ile sizi anlatabileceğim Örneğin e gelince browserdan bir yazı veya resimi kopyaladığın zaman, ben Forum yazılımlarını kullandığım için, Browserde(Firefox) mesela 4 tane Tab açtım, her birisinde ayrı bir forum var, ve Forum editörünü açtım ve bir adresten bir resimi markaja alip kopyaya aldım, ve sonra bir tabtaki Forum'a yapıştırdım, yapıştırınca O elimdeki resim elimden düşmüş olmadı, tekrar gidip kopyalamaya gerek yok, firefoxta bu sistem var, Ve sonra ikinci taba geçtim, tekrar Sadece yapıştır seçeneğiyle oraya da yapıştırdım, sonra 3. sonra 4. ve ilk kopyaladığım yerdeki resimde, ben kopyalayınca silinmedi, yazı yahut resim diyelim, ilk resimden hiçbir şey eksilmedi, ilk yazıdan hiçbir şey eksilmedi,  4 foruma da Aynısının kopyasını yapıştırdım, ve konu olarak açtığım zaman,  aynı resimi 4 taneye çogaltmış oldum, her birinde de Aynı resimden bulundu. işte oruç Açtiranın sevabı da böyle bir şey, oruç tutan dan bir şey eksilmeden, oruç açtıranada da aynı sevap verilir.

yahut bir sünneti koyana,  sünneti yapanlardan sevap gitmeside bunun benzeri ve fakat sadece, ters fonksiyon olaraktan bunun benzeri durum, ve bunuda şöyle aciklayayim cogunlukla internet syflarindaki arka plan resimi olan resim 50x50px veya daha kücük yahut biraz büyük boyda olur, ve bunu css ve html kodu ile sen, yatay ve dikey cogalt dersin, o görüntü olarak sanki bütün sayfanin arkasini kapliyor gibi cogaltir. ve fakat işte eger, sen öyle uzun bir sayfanin arka planini kaplayacak kadar uzun ve büyük bir resimi arka plan resimi yapsan, sayfanin ana diznindeki mb cok büyük oldugu için, browser sayfayi acarken zorlanir , hele birde senin internet hizin düşük ise, cok zorlanir, sanki acamaz gibi bir hal olur, birkac yada 10 saniye gecer acmasi için, ama işte, o kücük resimi cogalt secenegi sayesinde, kücük 400kb lik bir resimi, browser birdefa acar, ve bütün arka plani onunla dolu gösterir, o resimden yüzlerce var demek degil, o resimin boyutu 400kb ise, browsere yük olarak sadece o 400 kb olarak yansir, ve kolayca acar sayfayi, yani bunun test için desenli bir forum yada sayfanin en dişinda bir yere sag tiklayin, "arka plan resimini göster" e tiklayin, yani "hintergrund bilder anzeigene" (Bu firefox kullananlarda oluyor) tiklayin cogu sayfada o resimin cok kücük resim oldugunu görebilirsiniz, işte bir sünnetin ilk koyani ayni o kücük resim gibi kücük bir sevabi var amma cok insan o sünneti yapinca ona sevabi cookca gider, ve sen zannedersin bu adamin daglar kadar sevabi olmuş, adamin ormani var gibi, halbuki bir tane dali agaci vardi, ondan dökülen cekirdkleride dikdi dikdi ormani oldu gibi bişey yani,  yani o ters fonksiyon da bu şekilde yani.

Öyle olunca işte bir hurma ilede olsa oruç açtırın, ya da  5 lira 10 lira da olsa  bile, bir fakire yahut bir hayvana, bir hayvan barınağına yardımda bulunun bu aylarda, fayda verin insanlığa, ve insanlara fayda verecek bilgiler yayın, internette olsun, bilginizi öğretin, Bilgilerinizi varsa paylaşın, ve insanlık daha güzel daha iyi vakitleri ersin, daha kötülerine değil, Altınçağ dibine kadar yaşansın.

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”

( Hadis-i Şerif , Buhârî)


Ve bu haftaki Mustafa İslamoğlu'nun programına bir miktar baktım, Kur'an'ın ilk emri olan İkra dan bahsetti, ve İkra yani oku kelimesinin Türkçe'deki türetildiği ilk kelimenin, ok ve yay dan olduğunu bahsederek den anlattı. Halbuki Türkçede okumak oradan türemiş değildi. Bizim köyde bu en iyi şekilde anlatılır ki, biz sünnete ve düğüne davet ettiğimiz kimselere oku dağıtırız,

oku demekte : birkac tane yeni gömlek alırsın, fistanlik kumaş alirsin, fıstık fındık çerez alırsın,  yani çerez ve gömlek olsun  fistanlık kumaş olsun, Bunlar tepsilere koyulur, ve önce yakın akrabaların evine, calgıcılar ile birlikte gidilir, davul zurna ile kapılarında durulur, ve falancinin sünneti var, yahut falancinin düğünü var, falan gün, Buyurun gelin diyerekten, Onlara hem ikram edilir, hem de onlar düğüne çağırılır, bunun ismine oku dağıtmak denilir ve oku dağıtmak için çalgı ile olanlaryani yakin akrablar bittikten sonra da, köydeki korucuya dersinki al şu cerezleri köylüyü dügüne cagir.  Eskiden kurucu diye birisi vardı,  Ona verilir bir miktar düğün okusu yani o çerezlerden bir torba veririz, o çerezleri alır onlarla davet edilecek kimselerin evine gidip onlara biraz çerez verip onları düğüne çağırırız, sünnet düğünü olsun, yahut evlilik düğünü olsun, Biz buna oku dağıtmak deriz, yani "oku"  "İkra"  oku çağırmak manasındadır. Peygamberimize İkra dendiği zaman da oku değil, Neyi okuyacak, kitap yok kürek yok, zaten ümmi okuma bilmiyorum diyor,

ikra demekde : yani sen onları çağır, neye çağır, Allah'ın dinine, İslam'a, ve insanlığa çağır.  insan olmaya çağır onları, Aslı  mana budur.

Ve eski vaazlarımızdan 19. boyut diye bir vaazamız Vardı, herhalde kaybolmuş, Allahu alem, bazılarının eline geçmiş galiba, ve onlar bunu uyduruk diye atfdiyorlar, ve 3. boyut 4. boyut Tamam da 19. boyutta nesi diyorlar. ve ışık gözden giren 2 boyut, neden 2 boyut, Çünkü iki göz var ve 2 boyut olduğunu gösteriyor Işık 2 boyuttan oluşuyor ziya ve nur olalarak gece görülen işiklara nur deniyor gündüz görülenlerde yeşil mavi ,.. gibi renkler halinde ve iki boyutlu yani. ve nefes yine burun deliği 2 tane 2 boyut, hata birde ağız var üç boyutta Diyebiliriz ama, esas görev buruna verilmiş, ve burunda 2 delikli ki, nefeste iki boyutlu, nasıl? temiz hava, Bir de kirli hava var, yani 2 boyutlu, etti 4 boyutlu, ve yine ses, 2 boyut, 2 tane kulak var, 2 boyut olduğunu gösteriyor, seste 2 boyut,  alt frekans, üst frekans  diye 2 boyut, etti 6 Boyut, ve nimetler yine ağızdan girip Affedersiniz dübürden çıkan yiyecek maddeleri içinde madde 2 boyutlu ters (Gübre hali) ve düz halde Ağız ve Afedersiniz kıc ya da dübür, ters ve düz halde maddede, maddenin ters hali var bir de düz hali var, iki boyutta o etti 8 boyut. ve yine Rahim ve zeker olmak üzere, biri eksi, biri artı olmak üzere dölde insanin cinside 2 boyut, erkek ve dişi olaraktan 2 boyut, etti sana  10 boyut, daha sayanmı, 19'a kadar sayayım mı daha, herhalde Gerisini de biraz Siz düşünürsünüz Tefekkür edersiniz, sevaba girersiniz  herhalde.

Ey raşidi Tarikatı mensubu sofilerim ve sofiyelerim, zikir çektiğiniz günler, hatta her gün, yani Sabahları ve akşamları tarikatlarda rabıta vardır. ve bizdeki ise bugünkü sistemi ile yine internet ile size açıklarsam, sabah ve akşam E-maillerinize bakın kontrol edin, e-mail boks unuza yeni e mail gelmiş mi, gelmemiş mi? Peki bizim tarikatta bu nasıldır. Ve siz Sabahları ve akşamları 13 Estağfurullah çekip gözlerinizi yumun, ve kalbinize ilham gelirse, sabah Zikri çekecekseniz sabahleyin 13 Estağfurullah çekip Gözlerinizin yumun ve kalbinize Doğan ilham ile, size su veya süt için emri gelirse, (Temsili misal ile email boksunuz a email düştüyse) yani ilham verildiyse, ki ben söyleyeceğim Onu size, benim sesimi duycaksiniz, benim sesimi taniyan kimse, benim sesimden su ic ve süt ic emri gelmedkce normal zikir ceker gibi ceksin, herhangi bir uygulma yapmasin, eger ilham geldiyse o zaman nasil emredildiyse öyle yapsin, ve benim görüntüm hayaline gelse bile, ses benim sesim degilse, ona itibar etmeyin, yani bir yayin, ister kisa dalga üzerinden olsun, ister uzun dalaga üzerinden, ister uydudan görüntülü, ister fm dlagasindan olsun, mesela demet akalini hangi radyo, veya televizyon yayininda duyarsan duy, nasil bu demet diye biliyorsan, o zaman benim sesim ic sesimde ayni ses, benim sesim olmayan bir ses ile ilham gelirse itibar  etmeyiniz, ve emrimizde güneydekilere ayri talimat, kuzeydekilere ayri talimat, ve dogudakilere ayri talimat, ve batidakilere ayri talimat vercegiz, ve dogu demek, dogu ile batinin ortasi olan cizginin ucu hamburgdan başlayip, viyanadan gecen, ve sonra istanbul ayasofya, ve sonra mekke kabe, sonra mescidi nebevi, ve sonrada mescidi aksaya dogru olan dünyayi sanki egik yatay kesiyor gibi bir cizgi, ve buna ben daha önceki vaazlarmizdan olan "Ayasofya ve sifir cizgisi" diye anlattim ve dünyanin ekseni  21 derece egik durdugu için, bu cizgi aslinda öyle yan bir cizgi degil, ve sanki ayni dikey meridyenler gibi tam dik vaziyettedir, ve dünyayi buna parelel cizgiler dikey olarak keser ve bunlar saat dilimleridir, bu ayasofya cizgisi, doguyu batidan ayiran sifir noktasidir, ve buna saat dilimleri meridyenlerin  başlangici olan meridyen sifir cizgisi Greenwich de dir denilir, halbuki o orda degil, ayasofya cizgisindedir. ve bu cizginin sag tarafi dogu, sol tarafida bati kabul edilir, ben bati deyince o cizginin solundakilere emretmiş olurum,  dogu deyincede sagindakilere emretmiş olurum, ve kuzey güney ise ekvatordan aşagisi güneydir, ve ekvatordan yukarisi kuzeydir, buna dikkat edelim, yoksa benim oturduğum yerden kuzeyimdekileri kuzey anlarsa iki ev ötemde de kuzey, iki ev ötemde de güney var, öyle olurmu hic. olan biten herşey bende ve etraimfa olur o zaman, ve benim bulundugum yer tufan cevitirir o zaman, güneye kar yagisin dersem kar bende yagar, doguya güneş acsin dersemiki ev ötemdeki dogumdaki buna uyunca, ben de güneş acar, ve işler karişir, benim etrafimdekiler ise beni izleyenler ancak, ben o gün su icitimse su icsin, icmedimse icmesin, süt ictimse süt icsinler, bu kadar yani, benim  emrim ile hareket edeceksiniz artık bundan sonra. Kar veya yağmur için su veya süt içmeniz gerektiğini anlayacaksınız,  toplu ve düzenli olaraktan yapacağız bu işi, yoksa o oradan kendine göre beriki beri yandan yaptığı zaman, dünya kaosa giriyor, ve herkes halini hem hal edecek bize, mesela isparta keciborlu belediye başkani taa Van in bir ilcesindeki halden ne haberi olsun, o bilse bilse keciborluda ne oluyor onu bilir, bu yüzden bende Allah kadar bilemem, nerde ne oluyor mesela brezilyayi sel basmiş ben daha bugün duydum, ve eger ararsam haberim oluyor, öyle olunca her bölgenin insani, bana hallerini ham hal edecek ki, ben de ona göre bir strateji geliştirebileyim, mevsimler heryerde dengeli olsun, ve baş bir tane olursa, ayak ayri kol ayri hareket etmez, hepsi başin emrinde hareket ettikce, sorun olmaz, ve baş elli tane olursa elbet düzen ve denge bozulur. ve bize gönlünüzden o rabita ettiginizde bölge bildirerekten "bizde yagmura ihtiyaç var, yada "kara soguga ihtiyaç  var"  "bizde güneşe ihtiyaç  var" gibi veyada, bizde ihtiyaç yok diyerekten sizde, O zaman, yani sabah ve akşam 13 Estağfurullah çekip, Gözleriniz yumduğumuz zaman, oranın halini hemhal edeceksiniz, ve sizden Bize gelen ilham ile, biz de, size uyan ve su veya süt için diyerekten emredecegiz,  mail boksuna bakanlar Bu sesimizi duyacaklar, yani mail boxtan kasit bizi rabita edenlere, ilhamımız onlara ulaştırılacak İnşallah Allah'ın izniyle. henüz duyamayanlar acele etmesin, herşey zamanla, merdiven basamak basamak degilmi?  ve sabah ve akşamları dedik, 13 Estağfurullah çekip Gözleriniz yumup, kıbleye doğru, veya, yerimizi bilenler bize doğru, bizim yönümüz, sizin hangi tarafınıza geliyorsa, o tarafa doğru dönün, ve gözlerinizi kapatın, oturarak veyahut ayakta olabilir, Bir miktar bekleyin, size kalbinize bir ilham geliyor mu, bizim sesimiz size ulaşıyor mu, Ve sonunda da mail boksa bir şey düşmedi ise, o gün normal çekin zikiri, gözümüzü de tekrar on üç Estağfurullah çekip açacaksınız, 5 veya 10 dakika durun sonra tekrar açın, sabah ve akşam. Akşam, Çünkü Amerika'da sabahken bende akşam, o sabah zikiri cekerken, ben ona akşam ilham etmem lazim degilmi ki, sabah zikirden önce bakacak ve bilecek, ve zikri ona göre cecek işte. ve ayni misal ile dogu ve bati ve kuzey için ayni yani, Buradan ben sabah söylediğim zaman, orada akşam oluyor, onlar akşam baktıkları zaman görecekler,  Ben buradan akşam söylediğim zaman, onlar orada  sabah baktığında görecek, yani sabah ve akşam olaraktan 2 defa Günde kontrol edin e email boksunuzu, yani interneteki hotmalinizi değil, Tarikattaki  email boksunuzu, yani rabita ediniz, ve Gözlerinizi yumup 13 Estağfirullah çek gir bak, beş dakika bekle sonra çikmak için 13 Estağfirullah çekip gözlerinizi açın.

Ve Geçen hafta anlatmıştık ki Allahu Teala 6 günde kainatı yarattı, yedince gün tatil etti diye anlayanlar var, fakat tatil meselesini Anlamadıklarını, fakat tatilin insanlar üzerine vacip olduğunu anlatmıştım. ve düşünüyorlar mı ki insanin dinlenmesi ne kadar Elzem ve lazım olan bir şey, Ve bugün Kuranı Kerim'in Neredeyse her suresi hatta her ayetinin canlı ve gezen ve yürüyen bir insan modeli var, ismini Aleyna  bile koydular. Öyle olunca işte her şeyin dinlenmeye ihtiyacı olduğu gibi, Kuranı Kerim'in de dinlenmeye ihtiyacı var, ve eğer sen namazını kulhü ve Fatiha ile kılıyorsan senin yapabileceğin bir şey yok diyebiliriz, zor Çünkü kulhü ve Fatihayı ne ile dinlendireceksin, başka sure bilmiyorsan. ama çok sure bilenler Eğer adet edinip de belli sureleri hergün okuyorlarsa onların da dinlenmeye ihtiyacı var. Haftada bir gün o sureleri okumamak Mesela bizim Tarıkatamızdan sabah namazları Yasin ile kılınır, ve her gün Yasin'in 1 sayfası okunaraktan 6 gün okunur, 7. gün Yasin okunmaz dinlendirilir Yasin denen insanlar var bugün, yani onlar da dinlendirlir. İnsanoğlu demek zaten Yasin demek İnsan olmak demek bir gün tatil veririz ki, İnsanoğlnun en az bir gün tatile  ihtiyaci var. en az 1 gündür zaten, normali iki buçuk gün demiştik. Yasin 6 gün Yasin ve 7. gün yok. Cünkü Kuranı Kerim'de Yasin suresi 6 sayfa, 7. sayfası yok, o yüzden 7. gün o gün Yasin okunmaması o yüzden. ve bir de başka bir devir sistemi vardır, O da sürekli devir vardır, dinlendirilmemeli devir vardır daha dogrsu hergün yasinden bir sayfa okunur, yasinin diger sayfalari dinlenir. O da işte bu aynı Ramazan ayının  her sene 10 gün önce gelerek den hareketli hale getirilmesi gibi, Ramazan'ın hareketli olmasının sebebi işte onun  Halley gibi kainatı dolaşıp geldigi içindir, "Neburu" gezegeni de öyle şekilde dolaşıp geliyor demiştik işte, Halley demek 83 senede bir devir dönen gezegen Ramazan gezegeni demektir. Öyle olunca işte Onun da dinlendirilmeye İhtiyacı var her sene sadece bir ay bizde ama mesela  senenin her günü ramazan aynin bir gününe denk getirilir ve devamlı  devir daim ettiği için, Mesela bir güne gelip de orada Yorulmaz, bu sene şu gün ertesi sene 10 gün Ondan önce.  işte Yasin'de Eğer dinlendirilmeden yapılırsa O da şu şekilde yapılır, 6 gün Yasin okundu 7. gün tekrar baştan başlanır ki, yani .7 gün tekrar başlanır, haftanın içinde tekrar fatihaya dönmüş gibi, hatime Yeniden başlamış gibidir, yani haftayi bitirip tekrar hafta içinde bir daha başlamak gibi, baştan sona sondan başa dönmek gibidir, o şekilde devir daim ettirilir.  şimdi Mesela bugün pazar ve pazar başladık hergün sabah namazinin farzinda sadece bir sayfa ertesi gün ikinci sayfa ve  cuma günü 6 gün ediyor ve altinci sayfayi okuyorum, cumartesi günü 7. gün, ve 7. gün cumartesi günü tekrar baştan  başlayacağız  ilk sayfayi okuyacagiz, Mesela bu hafta pazar başladık, Gelecek hafta ise Yasin'in 1. sayfasının cumartesi günü okuyacağız, ertesi hafta yine bir gün öncesine denk geliyor, O zaman cuma günü Yasin'in 1. sayfasını okumamız gerekiyor, bu şekilde hareketli halde, veyahutta hareketsiz  halinde, yani 6 gün Yasin, 7. gün tatil, 6 gün Yasin, pazar günleri tatil yaptırırız, Bu bir örneği Öbürü de hareketli örneğini size misal verdim inşallah.  Bu da bizim tarkimizin  adap ve edeplerindendir, Ve bu şekilde "Neburu" ve "Triomat "gezegeni aktif edilir, yani işte, Neburu nun bir turu demek, Yasin'in her sayfası bir gün okuyaraktan yapılan tekrardan, senenin her günü her sayfasi okunmuş olcak hemde günde sadece bir sayfa okuyaraktan, bu devir ettirilcek,  Yasin'in her sayfası her gün okunmuş olacak, kaç turda yaptırırım  bunu İşte o Nebur unun turu veya digeride Triomat in  turu  ise 6 gün Yasin 7. gün tatil. birisi vertikal dönüyor, birisi horizontal dönüyor, Bunları  yani bu adabi  Yasini ezbere iyi bilenler yapsın, Yasini bilmeyenler bu işe girmesin, başka sureleride da bu şekilde hatime kalkmasın, yada bu şekilde okuyoruz diyerekten yapmasınlar, hatim okuyanlardan yapabilecek var mıdır Bunu, evet Bir turda öyle atıyor kaintta bir yildizda öyle dönüyor, şimdi Kuranı Kerim'in bütün sureleri ve Fatiha,  Fatiha ayrı, Kuranı Kerim'in bütünü ayrı bir deviri vardır birde, Aynı şekilde, kulhü ve Kuranı Kerim'in tamamı, Bakara ve Kuranı Kerim'in tamamı, ama bunları yapabilecek yetenekte şu anda kimseler yok, anca bunu robotlaşmış kimseler  yarı robot ve yarı insan kimseler Belki ileride başarabilir, şu anda insanların gücü buna yetmez çünkü ömrü yetmez.


Yıllardır Peygamberimiz Sena edilip övülmekte, salli ala seyyidina habib Allah, salli ala seyyidina Aziz Allah, salli ala seyyidina Tabibi gulub Allah diye,  övüp Sena edilip sela verilmekte. ve bugün bu nimetlere kavuştuysanız Mehdi'nin sayesinde olduğu için, Mehdiye de salavat getirip övmek edep ve adaptandır.  Ya Rabbi sen Kuranı Kerim'de övmesi gerekeni nasıl övüleceğini öğretmeseydin, bize Salavat nedir öğretmeseydin, Biz Nereden bilecektik Salavat nedir, övmek nedir neden övülür, nereden bilecek tik, Övülmesi gerekeni övmek, yerilmesi gerekeni de, Racim şeytan diyerekten yermek, İslam'ın  edep ve adap ların dandır.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

إِنَّ اللَّهَ وَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.

Meali :

Muhakkak ki, Allah ve melekleri, peygambere salat ve selam edip överler. Ey iman edenler, haydi ona teslimiyetle salat ve selam getirin ve sizde onu övün !

Sadakallahul Aziym Ahzab suresi 56. Ayet

Geçenki anlattığımız mesele, işte tasavvuf  ve seyri sülük demek, İnsanın insan olma yolundaki seyrine serüvenine verilen isimdir. Tasavvuf  o yüzden gereklidir, ve hakiki tasavvuf alimleri kimi ne ile terbiyet edeceklerini bildiği için, bazı insana yumuşak muamele gerekir, bazısına da sert ve katı muamele gerekir. Bazısı Bela'dan hoşlanır, bazısı  lokumdan tatlıdan sevaptan nimetten ödülden hoşlanır, Kimisi cennete heves ettiği için ibadet edip namaz kılar oruç tutar ve dine Uyar, Kimisi  de cehennemden korktuğu için, farklı tabiatlar, farklı görüşler, ve farklı hareketlerdir bunlar, ve mesela askeriyede erkek olan herkese Emirler uygulanır ki : "sağa dön" , "ileri Marş", "kıt a dur" gibi sert ve kesin Emirler ile muamele edilir ki, bir Ordu Ancak böyle İdare edilebilir, ama mesela yumuşak tabiatlı bir kimseye bağırdığın zaman, ağırlayiverir,  gücüne gider,  yine kadınlar aynı şekilde, fazla sert muameleden kırılır demiş atalar, kadın erkeğin Kaburga kemiğinden, ve onu sert muamelede edersen, dümdüz  yada dosdogru ol dersen, kaburga kemiği kırılır, rahat  ve serbest bırakırsan da eğik kalır, o yüzden hafif muamele edeceksin demişler, işte burada kadına da sert  "kıt a dur, ileri Marş" gibi hareket edilmez, ve Geçen ki sesli vaazda verdiğimiz örnek gibi, cevize açılması ve içindekini yiyebilmemiz için, cevize "Açıl susam, açıl" haydi yavrum cevizim açıl baken da, ben senin içini yiyeyim diyerekten yumuşak muamele edilmez, cevizin kafasına çekici geçirirsin, ceviz kendisi açılır, ve içine alır Yersin, ama cevizin kafasına çekici de çok sert vurarsan, bu sefer içi de ezilir, İçini de yiyemezsin, kabuğunu kıracak kadar vurduğun zaman, kabuğu açtımı, içini sana verir, sen de faydasını görürsün. ve bazılarını da anlatmıştık, onun açılması için kenini nefisini bulması inkişaf etmesi için, mesela fasulyenin açılması için pamuklara ıslatılması lazımdır ki, pamukların üstünde açılır, mecburen  bu toprakta da aynı şekilde yani, biyoloji dersinde çocuklara fasulye çimletilir, ve bunun için fasulye pamukların içinde ıslatılarak dan yeşermesi sağlanıyor, yani Nedir bu, Bazı çocuklar ve  bazı kimselerin tabiati öyledir, Ben onlara hemen bir şey yaptıracağım zaman, "hadi kuzum, hadi yavrum, Bakkala git gel, hadi 10 lira verirsin 4 tane ekmek al, artaniyla, gelirken Kendine de bir tane çikolata al, dersin, kolayca gider gelir, sevine sevine gider gelir, çikolatalı ödüllü yani, Aman gülüm, tatlımın yavrum, ve kuzum unan amel ettirirsin. Bazisina da, al şu parayı git çabuk ekmek al gel dersin, herkesin seyri sülükü farklıdır, herkese nasıl muamele gerekdiği tabiatina göre farklı.  insanlardan ceviz tabiatında ki insana yumuşak muamele edersen, ona amel ettiremezsin, hakiki tasavvuf alimleri bilirler, bir kimsenin tabiatı nedir, ceviz midir, fasulye midir, nohut mudur, peynir midir, inek midir, dana mıdır, dananın altında buzağı arama,  o zaman, danadan süt vermesini beklemeyeceksin ve, dananın altına eğilip de süt alacan diye meme ararsan, yine yanlış yaparsın, işte hakiki Alimler bilir ki, insanın cibiliyeti Nedir, o yüzden de, onun seyri sülükündeki, insan olma yolundaki, gayreti o yoldan yaptırilirda, yani Hangi tabiat üzeri ise, ona öyle  muamele edilerekten, ona insanlık öğretilir, ve buna da tasavvufta, Tarikat ve yol  ve edeb adab denilir, o yolda yürümeyede Sofi sofiye ve müritler seyri sülük ediyor denilir.

Rabbim askerimizin seyri sülükünü kolay ve mübarek eylesin.

--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 10 Mart 2019 Pazar

Original Kar © glan
DEVAMINA BAK

"Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır."

(Kar©glanin 04 Mart 2019 Vaazi)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ  اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Feinne me'al'usri yüsran, İnne me'al'usri yüsra.

Meali :

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

Sadakallahul Aziym İnşirâh Suresi-5 ve 6. ayet

---oOo---

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların selamet buldukları kişidir. Mü’min ise insanların canları ve malları hususunda güvendikleri kişidir.”

( Hadis-i Şerif , Müslim, İman: 14; Buhârî, İman: 3)

"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"

Yolculugumuza başliyoruz :

Zamanda yolculuk meselesinde, Allah'a iman etmeyen kimse bu yolculuğu yapamaz. Neden derseniz, biz Müslümanlar inanırız ki : Allah katında Her şey olmuş bitmiş, Kıyamet bile olmuş bitmiş haldedir. Eğer insan böyle İnanmazsa,  gelecek henüz yaratılmadı, geçmiş ise yok edildi, O zaman nereye gideceksin. Gelecek henüz yok, Gideceğin yer yok, Geçmiş ise yok edildi, öldüler gittiler, tarumar oldu, memleketler toprak altında kaldılar, binlerce arkeolojik kazıda, toprak altındaki  eski ümmetler bulunmakta. Peki sen geçmişe gittiğin zaman, O toprakların altına mı girmiş olacağız, nereye gideceksin yani. Ama işte eğer Allah'a inanıyorsanız, ve Müslüman gibi inanıyorsan, Allah katında her şey olmuş bitmiş, Öyle olunca filmin sonuna varılmış demek, artık filmi istediğin bölümünden seyredebiliriz, geri al, ileri al, sonuna bak, önüne bak, ortasına bak, ancak böyle müslümanca inandığımız zaman, böyle bir yolculuğa çıkmaya müsaade edilebilir belki, Çünkü öyle İnanmıyorsan, dediğim gibi, toprakların altına mı gireceğiz, o kavimleri ziyaret etmek için, nereye gideceğiz? arkeolojik kazılarda toprakların altına batmış çogu da denizlerin altında duruyor mu kitasi gibi, peki nereye gideceksin geçmişe gittiğin zaman, denizlerin altına mı gireceksin, ama işte, Allah katında Her şey olmuş bitmiş deyince, işte film sonuna kadar çekilmiş. ister filmin başına sardır seyret  veya ortasına sardır seyret, veya sonuna bak, o zaman ancak bu mümkün olabilir.

Geleceğe veya geçmişe Yolculuk etmek isteyenlere yardımcı olacak birkaç bilgi vereceğim inşallah şimdi ben :  Mesela Ben Geleceğe gideceğim zaman,hani var olup olmadığını bilmiyoruz herkesin ama, mesela ben torunuma ve vaktine, ya da torunumun torununun vaktine gidiyorum diye yola çıktığım zaman, geleceğe gitmiş olurum, veya geçmişe gitmek için de : Dedemin ninesine, dedemin dedesinin vaktine gidiyorum diye gittiğim zaman, geçmişe gitmiş olurum. Yani Navigasyona ne yazmamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum burada. Yani Fatih Sultan Mehmet'e gidiyorum diye yola çıkılmaz, Yani bunu anlatmaya çalışıyorum.

Zamanda yolculuğu keşfetmeye çalışan bilim adamlarına yol gösterici birkaç bilgi vereceğim.

Ben benim kainatımın içinde yolculuk edebilirim, yahut benim kainatımin içinde yer alan diğer kainatta yolculuk edebilirim. Bunun manası da, ben doğmadan önce, annemin kainatınin içindeydim, bir üst Kainat, annemin kainatı, onun üstünde babamın kainatı, yani babamın Dünyası deniyor bu günün sözü ile, annemin Dünyası, babamın Dünyası, dedemin Dünyası,  Onlarin yaşadığı zamandaki, çocukluğu, arkadaşları, Okulu, gibi onun kainatınin içindekiler, işte ben oradan çıkıp geldiğim için, ancak bu kainattan, bu kainata geçebilirim, geçişlerim ancak oraya mümkün, Ben Fatih'e  ve vaktine gitmek için kimin kainatının içine girmem gerektiğini nasıl bileceğim ben, zor bir iş değil mi, yani öyle olunca ve geleceğe gitmek içinde ben benden sonraki neslimin içinde yolculuk edebilirim  yine benim kainatımin içinde bulunan bir komşular arkadaşlar, yahut amcam, Dayım, teyzem, bunlardan şu anki benim kainatımin içinde bulunanlar ise, ancak bunları içinde yolculuk edebilirim belki. yoksa mesela Romalılar vaktindeki Jülyus Sezar vaktine gitmek için hangi kainatın hangi kapısindan girmem gerektiğini bilmem gerekiyor. Kapıları Belli zaten, nereden girip çıkıldığı belli, Kainat kainata, yani insan insana, Anne karnından göbek bağı ile bağlı, babadan da köprü grup Sırat Köprüsü(Erkegin Zekeri) ile bağlı Başka bir yolu yok, oradan oraya geçebileceğim yol ve kapida o şekilde.

Yıldızlar Gökteki lambalar, ve ben dedemin vaktine gittiğim zaman, dedemin vaktinin güneşi dedemin lambası, torunumun vaktine gittiğim zaman torunumun güneşi torunumun lambası, Yıldızı demek oluyor. Güneş aynı Güneş diyeceksiniz, ama değil işte, herkesin güneşi farklı, Muhammed vaktinde, İki cihani aydınlatan Muhammed idi, zamanın halifesi kim ise? Güneş odur, aydınlatır bütün kainatı, Daha doğrusu sistemi. büyük yıldızlar ışıklarını daha ileriye de ulaştırabilir. Kutup yıldızı gibi, büyük yıldızlar, çünkü Adem mesela, yaratılışın başından, günümüze kadar unutulmamış, hatırlanan, bütün dinler ve bütün bilgiler de mevcut, o zaman ışığını bize kadar ulaştıralabilen uzak bir yıldız, ama Işığı bize kadar ulaşan bir yıldız, hala ışığını bize ulaştırabilen Yıldız. yine İbrahim İsmail Musa İsa böyle.

Ben mesela meyveyi yiyip, içindeki çekirdeğini dikip, o çekirdeğin, toprakta yetişip, tekrar ağaç olup, meyve verecek yaşa gelmesi, ve meyve verip, içinde de olgun bir çekirdek oluşturması, ne kadar bir zaman alır? Ve yine İnsanoğlu da aynı şekilde, çocuk olup, büyüyüp, sonra yetişip evlenip, eşiyle birlikte olup, tekrar çocuk yapıp, çocuğun da meyve verecek bir hale gelmesi, evlenecek yaşa gelmesi, ne kadar bir zaman alır. yani işte kainatlandan kâinatlara ve hayattan hayata geçişteki gibi yani bu kadar zaman aralığı var arada.

Türkler Altaylardan gelirken, bir kurt Türklerin atasını emzirdiği, beslediği hikayesindeki kurt, Allahu alem, bunu mitolojideki Mısır tanrılarına bağladığımız zama, hani bu çakal kafalı Tanrı temsili var, O zaman o Türkleri besleyen kurt, Aslında bildiğimiz o kurt değil, işte bu yani Tanrı Anibis olabilir Allahu alem.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

سَرَاب۪يلُهُمْ مِنْ قَطِرَانٍ وَتَغْشٰى وُجُوهَهُمُ النَّارُۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Serâbîluhum min katirânin vetaġşâ vucûhehumu-nnâr.

Meali :

Giysileri katrandan olacak ve yüzlerini de ateş bürüyecektir.

Sadakallahul Aziym İbrahim Suresi 50. Ayet


Vakıa suresinde olabilir  "onlara katran giyip, katran içerler"  veyahut başka surede olabilir yukardaki gibi yahutta hadislerde, onlar katran içerler  var,  bundan kastedileni zift ya  ya da katran içerler anlamışlar bütün alimler.
Halbuki buradaki mana benim anlayışıma göre, katran gibi siyah su içerler. Peygamberimizin vaktinde çay yoktu çay siyah su, yine Coca Cola yoktu, Coca Cola yine siyah su, yine kahve siyaha yakın, kahve rengi su, kaynar su, Yani buradan kastedilen, Bence bu siyah sulardan birisi kast edildi, Yoksa onlar zift içerler manası değil, ve buradaki Coca Cola kötü bir içecek değil, yani yahut çay kötü bir içecek değil, cehennemliklerin içeceği içeceklerden birisi değil yani.

ve yine

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًاۙ  اِلَّا حَم۪يمًا وَغَسَّاقًاۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Lâ ye®żûkûne fîhâ berden velâ şerâbâ. İllâ hamîmen ve ġassâkâ

Meali :

onlar orada serin içeceklerden başka şey ile riziklandirilmazlar, ve hatta birde gassak suyu gibi, yani gusl abdesti suyu kadar kaynar olan su içecekler.

Sadakallahul Aziym Nebe’ Suresi 24 ve 25. Ayet

yani o gün, muhammed vakti, sicak su içmesi bilinmiyordi ki, çay yoktu, kahve yoktu ki, bugün bizler kaynar su, yahutta, gusl abdesti suyu kadar sicak olan, agiz yakmayan, sicak sulu içecekler içmekteyiz, çaylar, çeşit  çeşit çaylar,  ve çeşit  çeşit kahveli kakaolu içecekler içmekteyiz, ve bunlar bu vakitte mevcut, ve o ayette anlatilan cehennemliklerin  içecekleri içecekleri degil, bizleri tarif ediyor belkide bu ayet.

Ve Türkler ile gavurlar dediklerimizin arasında bir fark vardır, Türkler  türbecidirler,  Bir Alim ölse hemen mezarına türbe yaparlar, ve türbe türbe gezerler, ondan Medet, bundan Medet beklerler. Gavur dediklerimizde hemen eski tarihi bir şey bulsalar müzeye koyarlar, ve bunlarda müze müze gezip , onlardan birşeyler beklerler. O zaman Gavurlar müzeci, Türkler Türbeci, onlarda müzedekilerden bir Tılsım bir şey bekliyorlar, Keramet Mucize. Bizimkilerde evliya mezarlarından bir şeyler bekliyorlar, Medet mucize Keramet. Halbuki Allah Kur'an'da apaçık ayette bildirmiş,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â.

Meali :

Ve gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder.

Sadakallahul Aziym Necm Suresi 39. Ayet

diye daha bundan büyük Keramet olur mu? adam Radyo keşfedip yapmış, Radyo bir keramet degilde ne,  adamin elinden Radyo çıkmış. radyonun parçalarını düşünüyormusunuz. şimdi hadi Hemen cart diye Radyo bulunmadı, radyonun içindeki parçaları düşünürsen, diyot keşfolcak,transistör keşfolacak, kablo keşfolacak, Entegre keşolacak, frekans keşfolacak, dalga boyu keşfolacak, yani binlerce parçadan  ve bilgiden oluşan radyoyu meydana getirmek, ne kadar zaman alır. hemen bir tane tahtayı dört köşe çakıp da, Radyo buldum olmadı, bu iş senelerce uğraşının emeğin sonucu. ve insanoğlu eğer radyoyu bulduysa, zaten bulan adamin elinden Keramet çıkmış, işte radyoyu bulan adam Keramet işlemiş, mucize meydana getirmiş değil mi ya? ona itibar edilmiyorda işte sakalli cübbeli adamın bir tanesi, uyduruktan Vay uçuyormuş Vay kaçıyormuş  diyerekten  uyduruk hikyalerden kendine faydasi olmayan adamlardan birde mucize keremet bekler olmuş insanlar ve böyle adamların peşine düşüyorlar, şeyhim şeyhim diye, el pençe divan duruyorlar. o şeyhin meyhin elinde radyodan daha mucize bir şey var mı, internet kadar mucize, Keramet diye bir şey var mı? telefon, veya cep telefonu, mesela Buradan konuşuyorsun, Amerika'dan duyuyor du, şimdi burdan konuşuyorsun amerikadan seni, hem duyuyor hem görüyor, bunlar keramet mucize değil de ne? sen kerameti sakallı şeyhlerde ara  haala, sen çok ararsın daha ahmak.

Allah "insana ancak kazandığı vardır." dediği lafı ancak işte o gavur dediklerimiz anlamış, çalışıp gayret ediyor ve Radyo bulmuş, internet bulmuş, televizyon bulmuş, cep telefonu bulmuş, Bizimkiler hala "Estağfurullah, sübhanallah, Allah, Allah" deyip Keramet göstercek  Alim olaverecekler, zikir çekince, köşeyi döneceğini  zannediyorlar, bu akılda ve bu minvaldeler.

ilginç bir şeye daha rastladım hayatımda, bu gavur dediklerimiz, benim bulunduğum bölgede gördüğüm kadarıyla, taze ekmek semel yapıyorlar, semel çöreği gevrek taze ekmek , tazesinin yüzü ufalanıyor dökülüyor, cünkü parlak olsun diye üstüne nişasta ugrasi kullaniyorlar, o yüzden sertleşip parlak kahvrengi aliyor birde sertleşiyor ve taze koparirken ve isirirken tazeleginden parça kopuyor, ekmek ufağı meydana geliyor. Bizim taze ekmeğimizden ise ekmek ufağı meydana gelmez. Bizim Bayat ekmeğimiz  ufalanır.  buradabir söz vardir ki : yerken ekmeği ufalandımı döktümü o kimseye "senin çok çocuğun olacak." derler. Buradaki hikmet tazeden dökülmesi, bunların genç ve çocuklarında döl çok, yani taze ekmeklerinde ufalanma meydana geliyor, yani bebeleri döllü, çocuk olacak spermi  çok.  Bizim eski Diyarbakır karpuzların da çok çekirdek vardı, şimdiki çekirdeklerin içi de yok, Domates alıyorsun, domatesin çekirdekleri Fos, Bizim de eskilerde vardı döl, şimdikilerde yok. tazelerde yok. Çünkü bozdular, yeni Çocuklar dölsüz oldu, mayasını bozdular, ekmeğini bozdular, suyunu bozdular, dölsüz cekirdeksiz karpuz yedirdiler, kavun yedirdiler, işte dölsüz  çocuklar meydana geldi, Kendi çocukları ise döllü  oldu. Çünkü taze ekmeklerinden kırıntı çok dökülüyor. bu bunun alameti Allahu alem. Çünkü gayeleri oydu zaten kötü Yahudilerin, dünyada tek ırk kendi ırklarını bırakmak, diğer ırkları yok etmek. üstün ırk meselesi yüzünden bu işte, bu hale geldi. Ve bu halde kainat ekmek ufağı  ile de sinyal veriyor işte. Onların taze ekmekleri  dökülüyor ufalanıyor, Bizim de bayatlarımız dökülüyor ufalanıyor. Hani bunu bilerek oynamak, onun  o sinyalini düzeltmek doğrultmak ile olmaz, doğal süreçdeki hali esas ve bilgi olaraka ele alınır.

Ve bazıları bize öyle milliyetçiyiz dedi ki, aynen kadınlara yaptığımız gibi, kendimiz başka kadının çıplak bacaklarını görsek, baldırını görsek, çatalını görsek bakarız, (Tabi bunlar, internet denen şey cikmadan önceydi, internette herşey serbest artik) ama kendimizikine bakılmasını istemeyiz. Buralarda yurtdışında artık ev alabiliyoruz yer arazi alabiliyoruz mu? alıyoruz, onlar bize bir şey demiyor müsade ediyorlar da, Onlar  bizim Vatan'dan toprak aldı mı ev arazi aldı mıydı yaygarayı koparıyoruz, Vay vatanın bir karışını satmayız Bilmem netmeyiz, milliyetçi kesiliyoruz, kendimize var, Onlara yok. Bak dünya global oldu diyoruz, Global.  Herkese, bak her şey her yerden geliyor, her şey her yerde var,  Herkes her yerin toprağını yiyor zaten. ve sen bir karış toprak satmam derken, vatanından, yetiştirdiğin portakalı yetiştirdiğin domatesi ihraç ediyorum diyerekten, onlara toprağının, hemde en süzülmüş iyi yerini dışarlara export ediyorsun, bunu bir de alkışlıyoruz, aferin bize dolar kazandırdı filan adam, falan ton Bilmem biber satmış, Bilmem domates satmış, portakal elma satmış alkışlıyoruz, Bir de bravo bravo diyoruz ödül veriyoruz Hani sen vatanın bir karışını satmayız diyordun ne oldu?

Yani kardeşim, Allah onun(milliyetçiliğin) yanlış olduğunu, size bunu yaptıraraktan zaten milliyetçiliğinde yanlış olduğunu gösteriyor, yani Peygamber Efendimiz Arabın aceme acemin araba üstünlüğü yoktur üstünlük ancak takvadadır o zaman oranın buranin toprağını düşündüm ben, mesela Brezilya dan bana kahve geliyor, kahve içerken  Brezilya'nın saf süzülmüş toprağın içiyordum Ben kahve diye, Allah'ım Ya Rabb'im Ya Resulallah, Brezilya'nın toprağının Ben de ne işi varmış, adam Brezilya'nın toprağını bana kahve diye sattı, Ben de aldım içtim, benim toprağıma karıştı mı karıştı,Yeni Zelanda dan kivi geliyor, avustralya'dan bilmem ne geliyor, yani o zaman birbirimiz ile kavga etmenin vakti değil artık, Burası cennet ise, adam gibi geçinmesini öğreneceğiz, Vay Şura senin , bura benim kavgalarina girmeyecegiz artik. Ama  dedim sınırlar korunacak, o konuda Elbette ki dedim onu, anlattım Daha önce, tırnak tırnak bölgesinde yetişecek, tırnak olaraktan duracak, mesela kaşılarınin oldugu yerde kaş değilde  tırnak yetişirse, Kaşların tırnak olursa olmaz, herkes yerinde güzel, herkesin sınırları var, tırnak bile belli derecede uzayacığı taraftan uzuyor. Vay efendim Suriye alacagiz bilmem irani alcaz IRAKi alcaz, niye alıyorsun. tırnak neyana uzayabiliyor sadece kestigin tarafa dogru, uzadı mı da  kesiyoruz. herkesin sınırları belli olmuş zaten, şu andaki dünyamızda. herkesin isimleri belli sınırları belli. bir parmak o parmağın uzunluğu kadar uzama hakkına sahip, tırnak yine belli derece uzama hakkına sahip, ondan sonra kesiyoruz, saç yine öyle, O zaman şimdi Vay büyüyen Türkiye, Vay büyüyen Amerika diye bir şey yok, Herkesin sınırları belli, Kimsenin kimsenin hakkına hukukuna tecavüz etmeye hakkı hukuku yok, o zaman adam gibi geçinmesini öğreneceğiz, ve bu dünyayı cennete çevireceğiz.

Bazıları bizi antichrist ya da Deccal atfetmeye çalışıyorlar, ama Peygamberimizin sözü var, demiş ki "kem söz sahibine aittir"

Birinden; küfürlü¸ hakaret¸ alay¸ tahkir ve tezyif eden bir söz duyduğumuzda en kibar karşılık olarak¸ “Kem söz sahibine aittir.” deriz. bu sözün kaynagini bilmeyiz.  “Ben bu lafın altında kalmam.” diyenler ise aynı cümlelerle karşılık verir. Kötü sözle yapılan nitelemeye muhatap layık olsa bile hiç kimse¸ muhatabın kişiliğini hedef alınarak hakaret edemez¸ küfredemez. Buna kimsenin hakkı yoktur. En fazla¸ yanlış olan söz ve davranış eleştirilebilir.

daha bundan başka bir şey demiyorum  “Kem söz sahibine aittir.” onlara bu söz yeterli zaten Kem söz demek kötü söz, kötü lakap kötü ünvan kötü söylenilen şey işte.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Vehuve-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda fî sitteti eyyâmin vekâne ‘arşuhu ‘alâ-lmâ-i

Meali :

Gökleri ve yeri altı günde yaratmış olan Allah’tır. O sırada yönetim merkezi ( O nun arşı) suyun üstündeydi.

Sadakallahul Aziym Hûd Suresi 7. Ayet


ve yine

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnne rabbekumu(A)llâhu-lleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l’arşi

Meali :

Şüphe yok, Rabbimiz, öyle bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmıştır da sonra yönetime Arşa geçmiş ve  oradan  onu yönetime hakim ve mutasarrıf olmuştur.

Sadakallahul Aziym A’râf Suresi 54. Ayet


Allah Kuranı Kerim'de kainatı 6 günde yarattığını ve 7. gün arşa istiva ettiğini bildiriyor. ve bunu bazıları anlamış 6 gün çalıştı 7. gün tatil yaptı.  Allah bile tatil yaptı diye anlamışlar. Bazıları  bu tatil hikmetini anlamıyor Hala,

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

vekulnâ lehum lâ ta’dû fî-ssebti

Meali :

Yine onlara: "Cumartesileri çalışma yasağını çiğnemeyin" dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.

Sadakallahul Aziym Nisâ Suresi 154. Ayetten pasaj


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Velekad ‘alimtumu-lleżîna’tedev minkum fî-ssebti fekulnâ lehum kûnû kiradeten ḣâsi-în

Meali :

İçinizden cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. Onlara “Aşağılık maymunlar gibi olun!” demiştik.

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 65. Ayet

Bu ayetler Kuranı Kerim'den cumartesi tatilinin Delileri, cumartesi pazar tatilinin insanlara vacip olduğunu anlatan ayet olduğunu öğretmek istiyorum, Ne zamandır söylüyorum Bir kere daha üstünden geçerekden anlatalım. yani  bir hafta çalışdın yoruldun, hafta sonu dinlenirsen dinlenirsin, vücudun bir daha Kuvvet alır da, yeniden çalışma kuvveti enerjisi sahibi olursun,  gece yattın uyudun dinlendin, uykunu aldın, o zaman tekrar Dinç olursun da, bir daha çalışırsın, aynı uyku gibi, dinlenmekte iştendir, çalışmanın içine dahildir. yoksa dinlenmeden Çalış çalış çalış, robot mıyız bizler, robot bile belli süre kapanıp açılmak dinlendirilmek mecburiyetinde,  onların da kabloları ısınıyor,  eğer kapatmazsan yangın çıkarıyor robot cinsi aletlerde.

Bütün kainat formül üzere, 6 gün iş, 7. gün tatil yani pazar tatili, allah bunun yeterli olmadigni görünce daha sonra işte cumartesiyi de Yahudilere atfen tatil vermiş bu yukardaki ayetler ile, Allahü Teala çalışmayın demiş cumartesi günleri, etti 2 gün. cumartesi ve pazar. Ve Muhammed'ilerede cuma günü öğleden sonrasını tatil etmiş, namazdan çıktıktan sonra çalışma yok, Allah haftada İki buçuk gün tatil vermiş, demek ki insana lazım olan Dinlenme süresi 7 günü 3'e böldüğümüzde ne yapar  2+2+2+1 bir gün kalır o 1 günü de 3'e böldüğümüz zaman 24 üçe böl 8 saat demek olur  ve bir günde nasil 8 saat uyku normal halde saglikli bir insanin uyumuasi gerekn zaman ise 2 gün 8 saatte haftada tatil olması lazım gelen zaman miktari,  İki buçuk gün bize Elzem olan, lazım olan tatil miktari, ve bu çiğneniyor işte, ondan sonra insanlar hasta oluyor, psikolojik hasta, normal vücuttaki hastalıklar meydana çıkıyor dinlenememekten, uykusuzluktan hastalıklar çıkıyor.Al lah'ın kuralına uyan, dünyada cennet gibi cennetti yaşayacak. ve yine seneye bakincada aynen seneyi 3 e böl  ayni miktar sene bazında mecburi tatil olmasi gereken miktari buluruz. İşte o yüzden dindeki kurallar, dünyayı ferah yurdu cennete çevirme kuralları. güzel yaşamın kuralları, Kuranı Kerim, şeriat, İslam, musevilik, isevilik demek, onunla dünyayı cennete çevirme kuralları, yoksa ahiret öldükten sonrasi için degil, ahiret, ahiret neresi? kabirde ne güzel olacak,  toprağımız mı daha güzel olacak,  toprağımızda çiçeklermi açacak, güllermi açacak,  bumu yani bize fayda verecek olan, halbuki ahiret işte geleceğimizde ki dünyamızın güzelleşmesi, Cennet halini alması, dinlerin amacı, hedefi ve gayesindeki Mesele budur.

Ben sayfalarıma, birçok sayfadan alıntı yaparaktan, bilgiler, resimler, müzikler,video klipler ekliyorum. mesela o bilgi videoları falan var bu bilgiler benim sayfamda yayinlansada yani Benim marketim de satılıyor bile olsa, irdeleyin, inceleyin, doğruluğunu inceleyin, ondan sonra alın. Ben çünkü, her bilgiyi, hepsini Okuyup da incelemiş  degilim, yani benim onayımdan geçmiş bilgi olarak sunmuyorum onlari, ve  altına kaynak veriyorum ki, bu falancı siteden, filanca adamdan kadindan, filanci siteden alınmıştır diyerekten bilgi veriyorum ki, o bilgiler, o sitelerin yazarlarının yorumu, veyahutta  onlarin bilgisinin onayından geçmiş bilgiler,  hepsi Benim onayım değil. Ben de o bilgiyi hazır buldum aldım, ekledim. Çünkü bir markette, mesela şu anki bizim buradaki marketlerde, viskisi de satılıyor, şarabı da satılıyor, haram olanlar yani, peyniri de satılıyor,.. helal olanlarida  gün gelir Kuranı Kerim'de satılır değil mi satılmasada hediye edilir.  helal şeyler de satılıyor bizim bildiğimiz şeyler de satılıyor, Türkiye'deki marketlerde aynı şekilde bunlar sigara olsun alkol olsun marketlerde satılıyor, yanında peynirde var, az ilerisinde rakı  da satılıyor, nasil sen bunlari alirken kendin dikkat edip, helal yiyip iciorsan, senin sorumlulugunda ise, benim sayfadan alacagin bilgileride bir süzgecten gecir ki , sence dogrumu  bunlar, bazen senin dogrularina ters olabilir. Öyle olunca ben de dükkanımda  yahut yani sayfalarimda her şey olsun ki, her ne arayan, ne ararsa arasın, gelsin bizim marketten (sayfalardan) alsın (Parali degil bedava bunlar bizim sayfalarda)  aradigini alirken, belki bir de bu vaazlarimiza, yani bize ait bilgilere rastlarda, belki bizim fikirlerimizi de ögrenir de, bizim yolumuza girer diye, herşeyden sayfalrimizda bulundurmaya calişiyoruz işte. Öyledir zaten market sistemi, o şekildedir zaten, sana reklam gönderirler, der ki : bu hafta domatesi  10 kuruş indirdik dersin, domates almaya gidiyorum diye gidersin, domates yanında, biber alırsın, turşu alırsın, Bilmem ekmek alırsın, peynir alırsın, işte ihtiyacin olan diger şeyleride oradan fiyatlari uygunsa ve ihtiyacın varsa bakar alırsın. Öyle olunca, yani Biz de, bize gelen ne ararsa arasın, Biz de arayıp bulsun, bize gelsin ki, oradan bir de bizim sayfalarımızdan, bize ait dini bilgilerimizden birilerine bakıp da, hoşuna giderse onlardan da alırsa, Biz de O sayede sevap kazanalım, fayda görelim diyerekten bu sayfalarımızı açtık, ve bilgi ve resim  video paylaşımı yapıyoruz yıllardır işte. Benim felsefem, bu konudaki felsefem, görüşüm, bu yönde, bu minvalde yani. yoksa ben bana ait olmayan o her bilginin üzerine onayımı  imzamı atmış değilim, ben bunlarin onaylıyorum demiş değilim. O bilgiler, aynı marketteki adam mesela takım elbise satıyorsa, takım elbise satan adam, her elbiseden 1 tane e kendisine diktirip giymiyor, her renkten bir tane giymiyor, O adam bir tane modelinden almış belki ama, 50 çeşit model takım elbise satıyor, benim sayfalardaki her bilgiyi de ben test ettim denedim değil, ben kaynağını göstermişim, kaynak olmasa bile bir yerden alıntı olabilir, önce siz eger alacaksniz, inceleyin doğruluğuna karar kılarsınız, O zaman kabul edin, benim markette(Sayfada)  satılıyor(Paylaşılıyor) olsa bile, yani benim forumlarda benim sayfalarında yazılı olsa bile, izleyin, inceleyin, dinleyin, aklınıza yatıyor mu diye,vicdaniniza dine diyanete cennet kavramlarina adaletli bir dünya kurallarina uyuyor mu diye, ondan sonra karar verip alirsiniz. ben o bütün diger mallari bilgileri satmamdaki gaye, esas bana ait bilgileri resimleri ve benzeri meteryalleri size sunmak için, oradaki  diger bilgi ve resimleri ve videolari da promosyon olarak sunuyorum  cogunu yani.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْرًا عَظ۪يمًا۟

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

İnne-lleżîne yubâyi’ûneke innemâ yubâyi’ûna(A)llâhe yedu(A)llâhi fevka eydîhim© femen nekeśe fe-innemâ yenkuśu ‘alâ nefsih(i)(s) vemen evfâ bimâ ‘âhede ‘aleyhu(A)llâhe feseyu/tîhi ecran ‘azîmâ

Meali :

Sana bağlılık sözleşmesi yapanlar, o sözleşmeyi aslında Allah ile yapmış olurlar. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği görevi yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.

Sadakallahul Aziym Fetih Suresi 10. Ayet


Üzerinde tartışılan bir konuda Kuranı Kerim'de bir ayet var Onların elinin üzerinde onun eli vardır yani "yedullahe fevka eydihim" onun eli onların elinin üzerindedir, o diye kastedilen burada Allah, Allah'ın eli onların elinin üzerindedir, ve bu minvalde bir hadiste  de bunu açıklamış Peygamberimiz tefsir etmiş Bu ayeti kerimeyi ve demiş ki işte Allahu Teala Kutsi hadiste :

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: 

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım şeyleri  eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı aklettiği kalbi, konuştuğu dili olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum.

( Hadis-i Şerif , Buhârî, Rikak 38)

demiş işte bu ayeti kerime yani onların elinin üzerinde onun eli vardır ayetinden çıkaratan yazılmış uyduruk bir hadisdir diyerekten bazı hocalar bu hadisi yalanliyor ve oradaki o el teşbih ve benzetmedir diyorlar ve, Allah'ın elimi var diyorlar, teşbihdir sadece diyorlar, ve bu ayeti  El almış hadis uydurmuşlar,  böyle bir hadis ile milleti kandırıyorlar diyorlar.  Halbuki Allah, dünyadaki işlerini görürken hücceti ve ordusu ile enip gelip de öyle yapmıyor, ya nasıl yapıyor? Ahmet amcanın eliyle, Mehmet amcanın biberiyle, Fatma teyzenin domatesiyle,.... yapıyor bu işleri.  Bilmem falanca amcanın fabrikasından, filanca amcanın  terazisiyle , yine falancinin radyosuyla,...... yapıyor. öyle olunca Allah'ın eli onların elinin üstündedir, yahutta, Allah bazılarını sevince, onlar Allah'ın eli ile tutar, Allah'ın gözüyle görür, Allah'ın kulağı ile duyarlar, o zaman Allah'ın eli kolu kulağı var mı? var ama bizim bildiğimiz gibi değil, ve şöyle yola çıkarsak bu konuda, Allah herkese ruhundan üfledi ise, Bizler Allah'ın parçalarıyız, herkes de bir parçası varsa, Allahu Teala'nın, herkeste, ruhundan  parça bir ruhu varsa, Bizler Allah'ın ruhunun parçalarıyız, o zaman hepimizin toplamı ne olmuş oluyor, Allah olmuş oluyor, o zaman Ne oldu Haşa Biz hepimiz Allah mıyız, Allah ne diyor

Biz yaptık biz de ettik

Mesela, Kur'ân'ın indirildiğini haber veren bütün âyet-i kerimelerde "Biz indirdik" buyurulur.

"Kur'ân'ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr, 9)

"Bulutla gölge yaptık." (Bakara, 57)

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَي ا

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

vemâ rameyte iż rame.

Meali :

(O Taşı) Attığın zaman da sen atmadın, biz attık. (Allah attı.)

Sadakallahul Aziym Enfâl Suresi 17. Ayetten pasaj

Biz söyledik, biz attık, biz kim? İşte biz hepimiz, simurq, simurq yani  üçler, yediler Kırklar, üçyüzlerler (Bedir savaşı sahabelerinin sayısı 313,5...), bunlar, işte biz, Allah da dünyada işlerini, halifesi İnsanoğlu üzerinden yürütüyor, Allah'ın dünyadaki eli bizleriz, Allah'ın dünyadaki gözü bizleriz, ve biz Allah'ın parçalarıyız, ve bütünümüz O,  Hu ve Hüve o demek, İşte o yaptı, O etti, o söyledi gibi veya biz.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِر۪ينَ فِي الْبَأْسَٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَح۪ينَ الْبَأْسِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ صَدَقُواۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Leyse-lbirra en tuvellû vucûhekum kibele-lmeşriki velmaġribi velâkinne-lbirra men âmene bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣiri velmelâ-iketi velkitâbi ve-nnebiyyîne veâte-lmâle ‘alâ hubbihi żevi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîne vebne-ssebîli ve-ssâ-ilîne vefî-rrikâbi veekâme-ssalâte veâtâ ezzekâte velmûfûne bi’ahdihim iżâ ‘âhedû(s) ve-ssâbirîne fi-lbe/sâ-i ve-ddarrâ-i vehîne-lbe/s(i)(k) ulâ-ike-lleżîne sadekû(i)(s) veulâ-ike humu-lmuttekûn.

Meali :

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!

Sadakallahul Aziym Bakara Suresi 177. Ayet

İhsan Eliaçık Hoca'dan bir şey duydum, Bakara Suresi 177 ayette ki iyilik bir değildir ayetini yorumunu,

bizde bu konuya  Bizim daha önceki yazılarımızda anlattığımız bir yorumumuzda şu idi : mesela adam Çayıra gitmiş altlarını çayırda otlatırken, atları kaçıp gitmesin diye bir tane kazık çakmış, onu Atını da oraya bağlamış, ve daha sonra akşam evine giderken kazığı çıkarmamış, başka bir müslümanda gelirde altını buraya bağlar, Bir de kazık çamak için uğraşmaz diyerekten kazığı çakılı bırakmış öyle gitmiş, ve kendince bir hayır işlemiş, iyilik yapmış. ertesi gün başka bir adam gelmiş, oradan geçerken ayağa kazığa takılmış düşmüş, Kim koydu buraya bu kazığı diyerekten kalkmış o kazığı sökmüş çıkarmış atmış oradan, başka bir Müslümanın ayağına da takılır düşer diyerekten.  O da bir iyilik yapmış bununki de iyilik, onun ki de ona göre iyilik, öbürüne ki de, öbürüne göre iyilik. o zaman iyilik Kime göre?

Arıya göre bir iyilik, arıya polen çiçek verirsen, gül çiçek dikersen, sen ona iyilik etmiş olursun, onu ve kolonisini kovanlar ile korur muhafaza edersen iyilik etmiş olursun. ama bir kediye köpeğe iyilik için, çiçek dikip de, alsana fayda veriyorum, iyilik ediyorum dersen olur  mu?  köpek çiçeği ne yapsın, köpek ve kediye et ve yal veya onun yiyecegi yemek  ve su ve barinak vercekskin ki ona iyilik olsun,  yine koyuna ot vereceksin,.. herkese göre iyilik farklı, herkesin iyilik algısı, ve iyilik, o  da sana iyilik ediyorsun diye bal veriyor, köpekten de bal beklenmez ki, köpek kapını bekler, Herkesin yaptığı iyiliği de farklı, iyilik algısı da farklı, Senin yapacağın iyilik de farklı, o zaman Bakara suresi 177 ayetteki iyilik bir değildir, bunu bu şekilde tefsir ettim bende.

"Ve cennette, kırk kap yemek yerler de karınları şişmez."

diye bir ayet veyahut Hadis i Şerif var galiba?  bugün Adam az duruyor Kola içiyor az duruyor bir kahve getiriyor az duruyor bir çay içiyor az duruyor bir cips yiyor az duruyor az duruyor bir ekmek ve ekmeğin yanında peynir zeytin  Tereyağı bal  yiyor, az duruyor Ondan sonra  akşam yemeği öğlen yemeği diyor öğlen yemeğinde diyor ki fırın güveç yaptım diyor, güvecin içine patates katmış et katmış domates katmış biber katmış salça katmış bilmem ne katmış etti sana 40 tane çeşit, 40 tane çeşit, 40 tane çeşit katmış içine, Allah'ım ya rabbi, eşi de bunu yediği zaman karında şişme  olmaz hadisi, onu Öğlen yemeği diye yiyoruz, berikini ara aparatif diye, yaz içecekleri de, ara su içecekleri de içiyoruz, hiç karnımızda şişmiyor, ve Muhammed vaktinde adamların midesi  nezelmiş, içine 2 tane hurma atsan şişiyor,  bizim mideler büyümüş lastikli mübarek, içine dök dök dök bir şey yok gibi,  onlar 2 hurma yedimi dermanları kesiliyor mideleri yoruluyor dermanı kesiliyor, Yani 40 kap  onlara şişkinlik vermez budur yani  yerler içerler şişkinlik olmadan gezerler budur. Bu ayeti kerime veya hadis ne ise budur yani, şu an yaşanıyor bu, yani şu anki dünyamızda mevcut, veya yaşanmakta, ve bu cennet vakitlerindeki İşte bizim vaktiimizi tarif ediyor.

Bazi cehennem veya cennet tasvirleride  şöyledir :

Üstüne de kaynar su içeceksiniz - cay kahve

Gömlekleri katrandandır - petrolden üretuilen elbilsler naylon elbisler sentetik elbisler


Başlarının üstünden kaynar su dökülür - Banyo dus

Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir. (ĞAŞİYE/5)  maden suyu iciyoruz

Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır. (SAFFAT/67)

İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir. (SAD/57)

kahve cay vazgcilmez sicak icecekler soguk icecekler


Cehennemde yiyecekleri

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız. (VAKİ'A/52-53)

Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.

O da ne besler, ne de açlığı giderir. (ĞAŞİYE/6-7)

Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

Tomurcukları şeytanların başları gibidir. (SAFFAT/62-65)

Gerçekten zakkum ağacı,

Günahkârların yemeğidir.

O pota gibi karınlarda kaynar.

O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir. (DUHAN/43-46)

Bir irinden başka yiyecek de yok. (HAKKA/36)

Demir kamçılarla kamçılanacaktır

Bir de bunlara demirden kamçılar vardır. (HAC/21)

-
Başlarının üstünden kaynar su dökülecektir

Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. (HAC/19)

-
Cehennemde giyecekleri

Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar. (İBRAHİM/50)

Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. (HAC/19)

-
Cehennemde yiyecekleri

Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız. (VAKİ'A/52-53)

Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.

O da ne besler, ne de açlığı giderir. (ĞAŞİYE/6-7)

Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

Tomurcukları şeytanların başları gibidir. (SAFFAT/62-65)

Gerçekten zakkum ağacı,

Günahkârların yemeğidir.

O pota gibi karınlarda kaynar.

O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir. (DUHAN/43-46)

Bir irinden başka yiyecek de yok. (HAKKA/36)

-
Cehennemde içecekleri

Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz. (VAKİ'A/54-55)

Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. (EN'AM70)

Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.

Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir. (İBRAHİM/16-17)

Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir. (ĞAŞİYE/5)

Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.

Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler). (NEBE/24-25)

Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır. (SAFFAT/67)

Dönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır. (YUNUS/4)

İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir. (SAD/57)

-
Allah onlarla konuşmaz

(Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık. (MÜ'MİNUN/108)

Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. (AL-İ İMRAN/77)

-
Cennettekilerden su ve rızık isteyeceklerdir

Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı." derler. (A'RAF/50)

-
Cehennemden kaçış olmayacaktır

Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar. (KEHF/53)

-
Yok olmayı isteyeceklerdir

Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım." (NEBE/40)

Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.

(Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin! (FURKAN/13-14)

Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der. (ZUHRUF/77)


Rabbim, mehdi ve cemaatine ve sevenlerime ve sevdiklerime, bu dünyadaki cennetin kıymetini bilip, cennete Talip olmayı, cehennemini de tanıyıp bilip, ondan da sakınmayı Müyesser kılsın Amin.


--oOo---


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


''Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! '


وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

--OoO--


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 04 Mart 2019 Pazartesi

Original Kar © glan


DEVAMINA BAK

ALLAH
Allah

BAYRAK
TC.Bayrak

WEB-TUNCA
Radyo Karoglan

Foruma Misafir Olarak Gir


Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY
G A L A T A S A R A Y

FENERBAHÇE

F E N E R B A H C E

BEŞiKTAŞ
B E Ş i K T A Ş

TRABZONSPOR
T R A B Z O N S P O R

MiLLi TAKIM
M i L L i T A K I M

ETKiNLiKLERiMiZ


"Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al"
(Raşit Tunca)



MEVLANA'DAN
"Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca,
Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca,
Hak intikamını,
Kulunun Eliyle Alır da,
Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."

(Hz. Mevlana)



TOPLIST
AraBul Efsane TB-List Tiryaki Tlist-K Web-Tunca